Azovstal… Nazilere ve Ruslara karşı demir çelikten direniş

Mariupol’daki Ukrayna direnişinin son kalesinin kahramanlık hikayesi

Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)
Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)
TT

Azovstal… Nazilere ve Ruslara karşı demir çelikten direniş

Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)
Kompleks, birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor (AFP)

Azak Denizi kıyısında ve Ukrayna’nın güneydoğusundaki Mariupol şehrinde Azovstal metalurji kompleksi, Ukraynalı savaşçıların Mart ayının başından bu yana şehri bombalayan ve kuşatan Rus ordusuna karşı son direniş cebi oldu.
Kiev, Moskova’nın ‘kurtarıldığını’ söylediği stratejik liman kenti Mariupol’un, hala Rus güçlerine direndiğini belirtirken, devasa Azovstal kompleksinde binlerce Ukraynalı savaşçının varlığına dikkati çekti.
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, savaşçıların yanı sıra kadın ve çocukların da aralarında bulunduğu yaklaşık bin sivilin ve yüzlerce yaralının, bu devasa komplekse sığındığını söyledi.
Perşembe günü Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, bir yeraltı tünelleri ağı içeren sanayi bölgesinin kuşatılması emri verdi.
Putin, Kiev’i Azovstal sanayi bölgesindeki son Ukraynalı askerleri teslim etmeyi reddetmekle suçluyor. Ayrıca Rus ordusu, ‘sivillerin tahliyesine ve savaşçıların teslimine izin vermek için’ bu alanın ‘tamamında veya bir kısmında’ her zaman bir ateşkese uymaya hazır olduğunu söyledi.

Demir, çelik ve Nazi harabesi
Azovstal’da yayınlanan internet sitelerine göre kompleksin tarihi, 1930’lara kadar uzanıyor.
2 Şubat 1930 tarihinde eski Sovyetler Birliği’nin ekonomi politikasından sorumlu olan Ulusal Ekonomi Yüksek Kurulu, Mariupol’da yeni bir demir- çelik fabrikası kurmaya karar verdi.
1933’te tesiste demir üretimi ve iki yıl sonra da çelik üretimi başladı. 7 Ekim 1941’de Alman ordusunun Sovyetler Birliği topraklarına saldırmasından kısa bir süre sonra üretim durduruldu ve son çalışanlar, saldırının ertesi günü sahayı terk etti.
İki yıl sonra 7 Eylül 1943’te Nazi Almanya’sı ordusu, tüm tesisleri havaya uçurdu ve alanı harabeye çevirdi. Ancak Almanlar ülkeden ayrıldıktan sonra çelik fabrikaları hızla yeniden inşa edildi. 2006 yılında kompleks, Ukrayna’nın en zengin iş adamı Rinat Akhmetov’un sahip olduğu Metinvest grubu tarafından satın alındı.
İktidara yakın olan zengin Ukraynalı, bir zamanlar Rus yanlısı olarak görülüyordu. Ama Mart ayında Rusya’nın ‘insanlığa karşı suçlarını’ kınayarak, Ukrayna’dan ayrılmama taahhüdünde bulundu.
24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinden önce Azovstal kompleksi, yılda 5,7 milyon ton demir, 6,2 milyon ton çelik ve 4,7 milyon ton cilalı ürün üretti. İnternet sitesinin aktardığına göre bu sayılar, kompleksi Avrupa’nın en büyük çelik üreticilerinden biri haline getirdi.
000_326P72N.jpg
Azovstal’da yayınlanan internet sitelerine göre kompleksin başlangıcı, 1930’lara kadar uzanıyor (AFP)

Şehir içinde bir şehir
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Rus yanlısı ayrılıkçı güçlerin Donetsk’teki temsilcisi Eduard Basurin, Nisan ayı başlarında, “Şehir içinde bir şehir. Sovyet döneminden bu yana birkaç yeraltı düzeyi var. Yukarıdan bombalamak mümkün değil, yeraltından temizlenmesi gerekiyor ve bu da biraz zaman alacak” demişti.
Kompleks, demiryollarının geçtiği, depolar, fırınlar ve bacaların bulunduğu birkaç kilometrekarelik bir alana yayılan bir bölgede, sokak savaşı için ideal görünüyor.
İnsansız hava araçları tarafından çekilen ve birkaç gün önce Rusya devlet ajansı olan ‘Ria Novosti’ tarafından yayınlanan fotoğraflarda bir grup bina, tamamen yıkılmış görünüyor. Fotoğraflara göre bazı binaların üzerinden de hala dumanlar yükseliyor.
Mart ayı ortalarında Azovstal’ın Genel Müdürü Enver Tskitishvili, sosyal medya organları aracılığıyla ‘şehre geri dönmek, kompleksi onarmak ve faaliyetlerinin yeniden canlanmasını sağlamak istediğini’ açıklamıştı. Tskitishvili ayrıca, “Mariopol Ukrayna’dır. Azovstal Ukrayna’dır” ifadelerini kullanmıştı.

Lyschansk’ın tahliyesi
Öte yandan Lugansk bölgesinde Rus mevziilerine 14 km uzaklıkta bulunan ve hala Ukrayna’nın kontrolündeki Lyschansk şehri tahliye edildi. Dükkanlar kilitlendi. Pencereler ve kapılar ahşap panellerle kapatıldı. Yalnızca şehir merkezindeki küçük bir kapalı çarşı, savaş sırasında erzak barındırıyor. Diğer çarşılar ise bombalandı.
Büfesinde ekmek satan 45 yaşındaki Tatiana Ivanenko, “Burada kalan vatandaşlar, sabah bir şeyler kaldı mı diye buraya koşturuyor ve sonra hızla sığınaklarına geri dönüyor” dedi. Ivanenko, şehre sonuna kadar ‘erzak sağlamaya’ kararlı olduğunu dile getirdi.
Tahliye günü tüm gün yağmur yağarken, Ukraynalı ve Rus kuvvetler de karşılıklı topçu ateşi açtıkları operasyonlarını erteledi.
Sabırsızca sebze kuyruğunda bekleyen yaşlı bir kadın, “Onların hepsinin sonu kötü olacak” dedi. Kadın, iki hafta önce komşu Kramatorsk kasabasındaki bir garda yaşananlar gibi olası bir saldırı beklediğini söyledi.
Severodonetsk de Rus mevziilerinden 10 km uzaklıkta bulunuyor. Pencereleri yer yer kırılmış ve bazı katları karanlıkla kaplanmış olan hastanede, şehirdeki tüm gönüllüler, sağlık görevlileri, sivil sağlık personeli ve askeri personel dirençli görünüyor.
Bombardıman yeniden başladı ve Severodonetsk, Ruslar tarafından kuşatılacak bir sonraki şehir konumunda. Hastane müdürü Roman Vodianik, son hastaya kadar hastanede kalacaklarını belirtti. Vodianik, yedinci katta yer alan ameliyathanenin de hala kullanılabilir durumda olduğunu vurguladı.
Vodianik, ayrıca ancak bombardıman altında çalışmanın ideal bir durum olmadığını söyledi. Hastaların hayatını tehdit eden acil durumlar dışında hastane, ‘büyük olasılıkla açık kaldığı son günlerde’ yalnızca gidecek yeri olmayanları tedavi etmek için kullanılıyor.
Hastaneye kaldırılan 81 yaşındaki Yuliana Alekseena, “İki ay geçti. Chastia’dan (şu an Rusların elinde) geldim. Evim bombalandı ve yakıldı” dedi.

Beton sığınak
Severodonetsk’teki son siviller, ‘Ust-K’ nitrojen tesisinin bodrum katında toplanarak saldırıların bitmesini bekliyor. Sovyet döneminden kalma devasa beton sığınak, ailelerin de aralarında bulunduğu 167 kişiyle dolmuş durumda. Bu vatandaşlar, gece ve gündüz sağlıksız koşullarda, makinelerin uğultusu arasında birlikte kalıyor.
Kamp yatağında oturan 66 yaşındaki mülteci Zinaida Dimovsih, “Bize yemek ve çorba sağlanıyor” dedi.
Bombardımana rağmen Ukrayna Kızılhaç ambulansları, tahliyeyi gerçekleştirmeye çalışıyor. Kırmızı takım elbiseli bir gönüllü olan Oleksandr Chernysh, “Durum kötüye gidiyor. Önceliğimiz engellileri veya şehirden ayrılmayı kabul eden yaşlıları tahliye etmek” ifadelerini kullandı.
92 yaşında ölmek üzere olan bir kadın bodrumdan sedyeyle taşınıyor. Sağlık görevlilerinden biri, “Hastaneye canlı ulaşamaz” açıklaması yaptı.
Rubijne şehrinde ön cephede bir el silah sesi ve ardından bir düdük sesi duyulurken Ukraynalı bir topçu, şehirdeki piyade ve topçu mevzilerine bir top mermisi ateşledi. Küçük sanayi kentindeki Sovyet binalarını duman kaplamış durumda.
Gökyüzünde 3 kara bulut var. İnsansız hava araçları, Ukrayna uçaksavar savunması tarafından vuruldu.



Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
TT

Türkiye, ABD yaptırımları kapsamında İranlı Bank Mellat'ın lisansını iptal etti

İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)
İstanbul’da İran’ın Mellat Bankası şubesi önünde yürüyen insanlar (Arşiv- Reuters)

Türkiye, yıllardır Batı yaptırımlarına tabi olan İran’ın Mellat Bankasının faaliyet lisansını iptal etti. Kararın, İran bankacılık sistemine yönelik baskıyı artırmayı amaçladığı ve Washington’ın Tahran’a karşı ekonomik baskısını artırdığı bir dönemde ABD’nin artan baskılarına yanıt niteliği taşıdığı belirtildi.

Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu (BDDK), lisansın iptaline ilişkin kararını, Washington’ın Devrim Muhafızları ile bağlantıları olduğu şüphesiyle Türk Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasından iki hafta sonra aldı. Banka ise söz konusu suçlamaları reddetti.

Karar ayrıca, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile ABD Başkanı Donald Trump’ın New York’ta salı günü başlayacak Birleşmiş Milletler Genel Kurulu toplantıları kapsamında gerçekleştirmesi beklenen görüşmenin hemen öncesinde alındı.

Merkezi Tahran’da bulunan Mellat Bank, OpenSanctions adlı ve yaptırım uygulanan kuruluşların izlenmesine olanak sağlayan açık veri tabanına göre, “İran hükümetine mali destek sağladığı” gerekçesiyle ABD, Avrupa Birliği ve İngiltere’nin yaptırımlarına tabi. Aynı kaynağa göre İran hükümeti, bankanın en büyük hissedarları arasında yer alıyor.

Mellat Bank, İran’ın en büyük ve en eski ticari bankalarından biri. 1980 yılında kurulan bankanın ülke genelinde 1.000’den fazla şubesi bulunuyor.

BDDK, kararını Bankacılık Kanunu’nun “B-71” maddesine dayandırdı. Söz konusu madde, bankanın faaliyetlerini sürdürmesinin “mevduat sahiplerinin ve hissedarların haklarını, finansal sistemin güvenliğini ve istikrarını tehdit ettiğinin” tespit edilmesi halinde lisansın iptal edilmesine olanak tanıyor.

Görsel kaldırıldı.
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, 24 Ağustos’ta İran’a yönelik yaptırımların sıkılaştırıldığını duyurduğu basın toplantısında. (Reuters)

Batılı ülkeler, İran’ın nükleer silah elde etmeye çalıştığı yönündeki suçlamalar kapsamında daha önce Mellat Bank’a yaptırım uygulamıştı. Tahran ise bu suçlamaları reddediyor. Söz konusu yaptırımlar, İran’ın nükleer programına ilişkin 2015 tarihli uluslararası anlaşma kapsamında daha sonra kaldırılmış, ancak ABD Mayıs 2018’de anlaşmadan tek taraflı olarak çekilerek Tahran’a yönelik ağır yaptırımları yeniden yürürlüğe koymuştu.

Türkiye’nin son adımının, onlarca yıldır uygulanan uluslararası yaptırımların İran bankacılık sistemini küresel finans sisteminden büyük ölçüde izole ettiği bir dönemde, ülkenin bankacılık sektörüne yönelik baskıyı daha da artırması bekleniyor.

Karar, Washington’ın Tahran’a karşı yürüttüğü “ekonomik savaş” kapsamında Ankara üzerindeki finansal ve bankacılık akışlarını denetleme yönündeki baskısının arttığı bir döneme denk geldi.

ABD Hazine Bakanlığının Golden Global Bank’a yaptırım uygulamasının ardından Türkiye Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Ankara’nın “terörün finansmanı ve her türlü yasa dışı finansmanla mücadele” konusunda kararlı olduğunu belirtti. Şimşek ayrıca Türk şirketlerine yaptırımlardan kaçınmak için gerekli tedbirleri almaları çağrısında bulundu.

Washington kısa süre önce, aralarında İran merkezli sivil havayolu şirketi Mahan Air ile iş birliği yapmakla suçlanan üç Türk şirketinin de bulunduğu 36 kuruluşu yaptırım listesine aldı. Mahan Air ayrıca İran Devrim Muhafızları’na destek sağlamakla suçlanıyor.

Şarku’l Avsat’ın İran’ın yarı resmi Öğrenciler Haber Ajansı’ndan (ISNA) aktardığına göre Mahan Air, bu hafta Türk makamlarının talebi üzerine 21 Eylül’den itibaren Türkiye’ye uçuşlarını askıya alacağını açıkladı.

İran, şubat ayının sonlarında başlayan ve ABD ile İsrail’in İran’a yönelik saldırılarıyla başlayan bir savaşın içinde bulunuyor. Çatışmalar daha sonra Ortadoğu’nun diğer bölgelerine de yayıldı.

ABD Hazine Bakanı Scott Bessent, Financial Times gazetesinde yayımlanan bir makalesinde Washington’ın İran’a karşı “şimdiye kadarki en büyük ekonomik saldırıyı” başlatacağını yazmıştı. Bessent, bu girişimi Normandiya Çıkarması’na, İngilizcede “D-Day” olarak bilinen operasyona benzetirken, bu çabalara katılmayan ülkelere ikincil yaptırımlar uygulanacağı uyarısında bulunmuştu.


Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
TT

Polonya Başbakanı, Rusya'ya meydan okudu: "Tek karış toprak vermeyeceğiz"

Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)
Polonya Başbakanı Donald Tusk, ülkesinin "bir parça toprak bile" vermeyeceğini söyledi (AFP)

Maira Butt 

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Rusya'yla gelecekte yaşanabilecek herhangi bir çatışmada ülkesinin hiçbir şekilde toprak vermeyeceğini vurguladı.

Bu açıklama, Tusk'un perşembe günü Kremlin'in Ukrayna'yı destekleyen Avrupa ülkelerine drone ve roketlerle hibrit saldırılar düzenlemeyi planladığı uyarısında bulunmasından kısa süre sonra geldi.

Tusk, perşembe günü X'te "Biz toprak kaybedebilecek bir milletiz ancak ruhumuzu asla kaybetmeyeceğiz; topraklarımızdan vazgeçebiliriz ama vatanımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" diyen Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki'ye yanıt veriyordu.

Başbakan, "Sayın Cumhurbaşkanım, bu paylaşımı silmenizi öneririm. Topraklarımızın en küçük parçasından bile vazgeçmeye niyetimiz yok" diye cevap verdi.

Daha sonra X'te paylaştığı bir videoyla bu tutumunu pekiştiren Tusk, "Müttefiklerimize olan sadakatimiz ve kararlılığımız; işte ortak gücümüz budur. Tek bir karış toprak bile vermeyeceğiz" dedi.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski'yle görüşmek üzere perşembe günü Ukrayna'ya giden Polonya lideri, "onları zorlu haftalar ve ayların beklediği" uyarısında bulunmuştu.

Rusya'ya atfedilen bir dizi hava sahası ihlalinin ardından Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in hibrit saldırılarını NATO ülkelerine de taşıyabileceği endişesiyle Avrupa genelinde gerginlik tırmanıyor.

NATO'nun doğu kanadındaki savunmanın güçlendirilmesi çağrıları yapan Tusk, geçen yıl eylülde uçuşa yasak bölge ilan edilmesini de istemişti.

Tusk perşembe günü yaptığı açıklamada, "Drone veya diğer türdeki mermilerin doğu kanadındaki bir veya birkaç ülkenin topraklarına girme, hatta yıkıma yol açma riski gerçekten var" uyarısında bulunmuştu.

Resmi açıklamada bunun bir kaza olduğu ve NATO'nun karşılık vermeyi düşünmesi için hiçbir neden bulunmadığı söylenecek.

Polonya Savunma Bakan Yardımcısı Magdalena Sobkowiak-Czarnecka, ABD Başkanı Donald Trump'ın bu çalışmalarda ilerleme kaydedildiğini belirtmesinin ardından, ülkenin batısına olası bir kalıcı ABD askeri üssünün kurulacağını cuma günü söylemişti.

Görsel kaldırıldı.
Donald Tusk, X’te "Hepimizi zorlu haftalar ve aylar var bekliyor" diye yazdı. "Bugün, Ukrayna’da dayanışmamızı gösteriyoruz." (X/DonaldTusk)


Diğer yandan Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Ukrayna'daki savaşın ve Ortadoğu krizinin ülkesindeki yakıt fiyatları üzerindeki etkisini görüşmek üzere acil bir toplantı düzenlemişti.

Rusya, Avrupa'yla savaşmak istemediğini vurgulasa da Putin daha önce Moskova'nın "savaşmaya hazır" olduğunu iddia etmişti. Önceki günlerde deneyimli Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Rusya'yla Avrupa arasında çıkacak herhangi bir çatışmanın "çok kısa" süreceği uyarısını paylaşmıştı.

CIA Direktörü John Ratcliffe, geçen ay Moskova'ya nadir bir ziyaret gerçekleştirmişti. Bu, 2022'de ülkenin Ukrayna'yı istila etmesinden birkaç hafta önce selefinin yaptığı ziyaretten sonra gerçekleşen ilk ziyaretti.

Konu hakkında bilgi sahibi kaynaklar, CBS News ve Wall Street Journal'a yaptıkları açıklamada Ratcliffe'in bu geziyi Rusya'yı NATO'ya saldırmaması yönünde uyarmak amacıyla gerçekleştirdiğini söylemişti.

Kremlin Sözcüsü Dmitri Peskov, "korkutma senaryoları" diye nitelediği bu iddiaların "gerçeklikle hiçbir ilgisi olmadığını" belirtmiş ve Moskova'nın, "Avrupa ülkelerinden kendisine yönelik çok agresif bir politikayla karşı karşıya olduğunu" eklemişti.

 Independent Türkçe,independent.co.uk/news


Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
TT

Savaşlar neden çıkar ve nasıl bitmek bilmeyen kâbuslara dönüşür?

İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)
İsrail bombardımanı sonucu Güney Lübnan semalarında yükselen duman (AFP)

Antoine el-Hac

Bir devlet savaşa nadiren yenileceğini düşünerek girer ya da başlattığı çatışmanın uzun sürecek bir kâbusa ve sonu gelmeyen bir tünele dönüşeceğini öngörür. Buna rağmen görünen o ki hiç kimse ders çıkarmıyor; tarih, daha doğrusu insan kendini tekrarlıyor. O an için hesaplı ve üzerinde düşünülmüş görünen kararlar, zamanla yıpratma savaşlarına, değişen hedeflere ve siyasi ve stratejik açıdan ağır bedeller ödemeden geri adım atamaz hale gelen liderlere yol açabiliyor.

Uluslararası ilişkiler alanında önde gelen gerçekçilik teorisyenlerinden Amerikalı Profesör Stephen M. Walt, yıkıcı savaşların genellikle bir anda ortaya çıkmadığını ve tam anlamıyla sürpriz olmadığını belirtiyor. Walt’a göre bu savaşlar çoğunlukla stratejik hesap hatalarının art arda gelmesinin sonucu. Süreç, rakibin ve sahip olduğu kapasitenin yanlış değerlendirilmesiyle başlıyor; ardından taraflı tavsiyeler, gizli hedefler ve geri adım atmayı devam etmekten daha zor hale getiren siyasi baskılarla durum daha da ağırlaşıyor.

Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)
Ukrayna’nın başkenti Kiev’e düşen bir Rus füzesinin açtığı çukur (AP)

Tehlike işaretleri

İlk tehlike işareti cehalet. Zira askerî güç, müdahale edilen toplumu anlamak anlamına gelmeyebilir. Askerî açıdan üstün bir devlet, rakibinin ordusu hakkında ayrıntılı ve doğru bilgilere sahip olabilir ancak rakibinin tarihini, siyasi ve toplumsal yapısını, direnme kapasitesini ya da coğrafi olarak çevresindeki güçlerin vereceği tepkilerin niteliğini bilmeyebilir. Çelişki de burada başlar: Muharebeyi kazanmak mümkün olabilir ancak bunun sonuçlarını öngörmek ve süreci kontrol altında tutmak imkânsız hale gelebilir...

Savaşa giden yolda, karar alıcıya danışmanlık yapan tüm taraflar aynı konumdan hareket etmez. Bazılarının, başarı ihtimalini olduğundan büyük göstermesine ve riskleri küçümsemesine yol açan ideolojik, ekonomik veya jeopolitik çıkarları bulunabilir. Çoğu zaman liderler, duymak istediklerini teyit eden iyimser değerlendirmelere, sağduyulu uyarılardan daha fazla itibar etme eğiliminde olur.

ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)
ABD’nin USS George Washington uçak gemisindeki uçaklar (AFP)

Ardından kırılgan ve değişken hedefler sorunu ortaya çıkar. Savaş, sınırlı bir hedefle ya da bu hedefe hızlı ve düşük bir maliyetle ulaşılabileceği düşüncesiyle başlayabilir. Ancak süreç tıkandığında görev de değişir. Başlangıçta rejimi devirmek olarak belirlenen hedef, zamanla yeni bir düzen kurma çabasına dönüşür; kısa süreli olması planlanan askerî operasyon ise uzun soluklu bir siyasi projeye evrilir. Böylece savaş, başlangıçtaki hedefin anlamını ve netliğini yitirmesinin ardından dahi devam eder.

Tırmanma sarmalı

En tehlikeli aşama, savaşın tırmanma sarmalına girmesiyle başlar. Kayıplar arttıkça başarısızlığı kabul etmenin siyasi maliyeti de yükselir. Liderler, bir önceki turun başaramadığını bir sonraki turun başaracağı umuduyla geri adım atmak yerine riski artırmaya başlar. İç siyasi baskılar ile dış gerilim birbirine eklenir ve sonunda geri çekilmek, çatışmayı sürdürmekten daha ağır bir seçenek haline gelir.

Ancak bu dinamik tek başına dünyanın neden daha fazla çatışmaya sürüklendiğini açıklamıyor. Bunun altında daha derin etkenler de bulunuyor: korku ve belirsizlik, rakibin niyetlerinin ve karşılık verme kapasitesinin yanlış değerlendirilmesi, uluslararası sistemin hâkim bir güçten yükselen başka bir güce geçişine eşlik eden güç mücadeleleri ve bunun sonucunda ortaya çıkan Tukidides Tuzağı. Ayrıca yeterli siyasi kısıtlamayla karşılaşmayan liderler de bulunuyor. Bu durumda kişisel ihtişam arayışı, ideoloji veya intikam arzusu savaş hesaplarının bir parçası haline gelebiliyor.

Tehlike, uluslararası sistemin kurallarının kendisi aşınmaya başladığında daha da büyüyor. Büyük güçlerin anlaşmazlıklarını yönetmelerine yardımcı olması beklenen kurallar ve kurumlar, güçlü devletlerin bunları görmezden gelmesi ya da seçici biçimde uygulaması halinde etkisini yitiriyor. Kurallara ve kurumlara duyulan güven azaldıkça yanlış hesap yapma ihtimali artıyor ve bir krizden diğerine geçiş daha da hızlanıyor.

Savaşların sonu

Büyük savaşların sonu, zaferin çatışmaların her zaman sona erdiği yol olmadığını gösteriyor. Savaş, İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi taraflardan birinin tamamen askerî yenilgiye uğraması ve çökmesiyle sonuçlanabilir. Birinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi yıpranma ve askerî-siyasi çöküşle de sona erebilir. 1953’te Kore Yarımadası’nda olduğu gibi çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmayan müzakere edilmiş bir anlaşmayla da durabilir. Büyük güçler arasındaki uzun süreli çatışmalar ise 1991’de Sovyetler Birliği örneğinde olduğu gibi taraflardan birinin kendi içinde yaşadığı çöküşle sona erebilir.

Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)
Polonya ordusunun eğitim tatbikatı sırasında bir helikopter ve tanklar (AFP)

Gerçekte savaşın nasıl sona erdiği, kimi zaman sona ermesinin kendisinden daha önemli olabilir. Zira ağır veya dengesiz anlaşmalar, bir sonraki çatışmanın tohumlarını ekebilir. Bu nedenle savaşın sona ermesi, savaşın nedenlerinin de ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Acil soru

Bugün en acil soru şu: Dünya üçüncü bir dünya savaşına doğru mu ilerliyor?

Bunun kesin bir yanıtı yok ancak bu sorunun gündeme gelmesini haklı kılan göstergeler giderek daha belirgin hale geliyor. Zira çatışmalar arasındaki sınırlar hiç olmadığı kadar bulanıklaştı. Bu nedenle Ukrayna’daki savaş, ABD-Çin rekabeti, Ortadoğu’daki gerilim ile nüfuz, enerji ve teknoloji üzerindeki mücadelelerin tümü aynı uluslararası ortam içerisinde hareket ediyor ve aralarındaki temas noktaları giderek artıyor.

Bununla birlikte üzerinde durulması gereken bir paradoks bulunuyor. Çin, son on yıllarda ABD ve Rusya ile karşılaştırıldığında geniş çaplı kara savaşlarına doğrudan müdahil olma konusunda daha temkinli bir tutum sergiledi. Antoine el Hac'ın Şarku’l Avsat için kaleme aldığı analize göre bu durum, Çin’in çatışmalardan uzak durduğu veya güç kullanmayı reddettiği anlamına gelmiyor. Aksine Çin’in ekonomi, ticaret, teknoloji, siyasi nüfuz ve uzun vadeli stratejik baskı gibi diğer araçlara daha fazla başvurduğuna işaret ediyor.

Krizlerin arttığı ve çıkarların birbiriyle kesiştiği bir dünyada en büyük tehlike, bir liderin bilinçli olarak dünya savaşı başlatmaya karar vermesi olmayabilir. Asıl tehlike, eksik bilgilere, yanlış değerlendirmelere ve siyasi baskılara dayanan bir dizi küçük kararın alınması ve her aşamada geri adım atmanın bir önceki aşamaya kıyasla daha zor hale gelmesi olabilir.

Zira büyük savaşlar her zaman büyük bir kararla başlamaz. Bazen küçük bir hatayla başlar; hatta kimi zaman bir hata yaşanmış izlenimi verecek şekilde planlanmış bir olayla. Ve olayın gerçekleştiği anda bunun nereye varacağını hiç kimse bilmiyor olabilir.

İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)
İki Çin savaş uçağı (Arşiv – Reuters)

Savaş hakkında söylenenler

- Prusya’dan Carl von Clausewitz (1780-1831) savaşı felsefi açıdan devlet politikasının rasyonel bir aracı olarak tanımladı ve savaşı basitçe ‘politikanın başka araçlarla devamı’ olarak nitelendirdi.

- Alman filozof Immanuel Kant (1724-1804), “Kalıcı barış, uluslararası ticaretin geliştirilmesi, anayasal cumhuriyetler ve liderleri savaşın maliyetleri konusunda temkinli olmaya zorlayan özgür devletler federasyonları aracılığıyla sağlanabilir” dedi. Kant, ‘Ebedi Barış Üzerine Felsefi Bir Tasarı’ adlı eserinde savaşın, hak yerine güce dayandığı için sonuçsuz ve anlamsız bir kısır döngü olduğunu savundu.

- Hollandalı filozof Erasmus (1466-1536), “Adaletsiz bir barış, en adil savaştan daha iyidir” dedi.

- Taoist felsefede, ‘Tao Te Ching’ adlı eserde askerî zaferlerin başarı değil, trajedi olduğu ifade edilir ve “Zaferden sevinç duyan, insanların katledilmesinden sevinç duyar” denir. Taoizm, savaşı doğal düzende meydana gelen ve yalnızca daha fazla şiddete yol açan bir bozulma olarak görür.

- Fransız Aydınlanma düşünürü Voltaire, ‘Felsefe Sözlüğü’ adlı eserinde savaşı alaya alarak onu yalnızca sefalete yol açan ‘kahramanca bir katliam’ olarak nitelendirdi. Voltaire ayrıca, iktidarın emirleri doğrultusunda binlerce masum komşunun öldürülmesinin herhangi bir zamanda faydalı veya şanlı bir eylem olarak görülebileceği düşüncesiyle de alay etti.

- Varoluşçu felsefenin öncülerinden Fransız filozof Jean-Paul Sartre, savaşın anlamsızlığını vurgulayarak “Zenginler savaştığında, yoksullar ölür” sözünü kaleme aldı. Sartre, savaşı sıradan insanların manipüle edilerek ölüme sürüklendiği ve sonunda yalnızca iktidara hizmet eden soyut kavramlar uğruna hayatlarını feda etmeye yönlendirildiği faydasız bir uygulama olarak görüyordu.