Savunma şirketlerinin hisseleri, ekonomik hedefleri değişen yatırımcıları cezbediyor

Uzmanlar, savaşın yatırımcıların sektöre bakışını değiştirdiğini ve sektörün uluslararası güvenliğin sağlanmasındaki rolünün önemine dikkati çektiğini söylüyor

Lozan'da 5 Kasım 2020 tarihinde çekilen ve üzerinde Fransızca olarak ‘Savaş ticareti karşıtı girişime evet’ yazan bir kampanya afişi (AFP)
Lozan'da 5 Kasım 2020 tarihinde çekilen ve üzerinde Fransızca olarak ‘Savaş ticareti karşıtı girişime evet’ yazan bir kampanya afişi (AFP)
TT

Savunma şirketlerinin hisseleri, ekonomik hedefleri değişen yatırımcıları cezbediyor

Lozan'da 5 Kasım 2020 tarihinde çekilen ve üzerinde Fransızca olarak ‘Savaş ticareti karşıtı girişime evet’ yazan bir kampanya afişi (AFP)
Lozan'da 5 Kasım 2020 tarihinde çekilen ve üzerinde Fransızca olarak ‘Savaş ticareti karşıtı girişime evet’ yazan bir kampanya afişi (AFP)

Savunma hisseleri, Batı ülkelerinin artan askeri harcamalarına ilişkin beklentiler çerçevesinde sektörün yatırımcılar tarafından yeniden değerlendirilmesiyle birlikte bu yıl yaklaşık son on yılın en iyi performansını kaydetti. Peki bu dünyanın daha kötü bir yer haline geldiği anlamına mı geliyor?
MSCI Dünya Havacılık endeksi, Ocak ayının başlarından bu yana dolar bazında yüzde 17 seviyesini geride bıraktı. Bu rekor seviyeye, 1999 yılından beri sadece iki kez çıkıldığı kaydedildi.
Rusya’nın 24 Şubat’ta Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, savunma sektöründe faaliyet gösteren şirketler için ülkelerden gelen yeni siparişler, daha yüksek gelirler ve daha güçlü karlarla beklentileri körükledi.  Uzmanlar, savaşın yatırımcıların sektöre bakışını değiştirdiğini ve sektörün uluslararası güvenliğin sağlanmasındaki rolünün önemine dikkati çektiğini söylüyor.
ABD merkezli dünyanın en büyük silah şirketlerinden Lockheed Martin ve İngiltere merkezli BAE Systems (Havacılık ve Uzay Mühendisliği Sistemleri) hisseleri yükselirken BAE Systems’in FTSE 100'de listelenen hisseleri de değer kazandı. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in komşu ülke Ukrayna’ya askeri müdahalesi, bu kazanımlarla birlikte silah ve savunma üreticilerinin çevre ve toplum odaklı portföylerden ne ölçüde dışlanması gerektiği konusunda yeni bir tartışmayı da ateşledi.
Bazı uzmanlar, daha büyük bütçe vaatlerinin ne zaman kâra dönüşeceğini söylemek için henüz çok erken olduğunu savunarak savunma stokları konusunda erken bir heyecana kapılmama konusunda uyardılar.
Eski ABD Başkanı George W. Bush yönetiminde sanayi politikasından sorumlu müsteşar yardımcısı olarak görev yapan ve şu an Amerikan Girişim Enstitüsü'nde (AEI) görevli olan Bill Greenwalt, Financial Times gazetesine yaptığı değerlendirmede, “Sektörle ilgili bazı mantık dışı taşkın davranışlar başlamış gibi görünüyor. Henüz bir şey söylemek için çok erken” ifadelerini kullandı.
ABD, İngiltere ve diğer müttefik ülkeler, Ukrayna'ya büyük miktarda askeri yardım sözü verdiler ve yüzlerce tanksavar füzesi, insansız hava aracı (İHA), askeri mühimmat ve başka silahlar gönderdiler. Sadece ABD, geçtiğimiz Perşembe günü duyurulan, ağır silahları ve on binlerce mühimmatı içeren 800 milyon dolarlık yeni bir askeri yardım paketi de dahil olmak üzere Ukrayna’ya 3 milyar doların üzerinde askeri yardımda bulundu.
Ancak Ukrayna’ya şimdiye kadar gönderilen silahların çoğu ülkelerin kendi stoklarındandı. Greenwalt Financial Services şirketi, şu ana kadar siparişlerde ve sözleşmelerde bir artış olmadığını, hızlı hareket etmelerini gerektiren bir hareketlilik görmediklerini açıkladı.

Hisse senetleri ve uzun vadeli savunma oyunu
Bernstein Private Wealth Management’tan analist Douglas Harned, hisse senedi fiyatlarındaki ani yükselişin önceki bölgesel çatışmalarda görülen eğilimlerle tutarlı olduğunu ve yatırımcıların temel bütçe eğilimlerini dikkate alması gerektiğini belirtti. Harand, “Bütçe eğilimleri ve göreli değerlendirmeler, savunmayı yatırımcılar için uzun vadeli bir oyun olarak ilgi çekici kılıyor mu?” diye sordu.
Analistlerden bazıları ise endüstri takvimlerinin, eğer gelirse şirketlerin bu siparişleri yetiştirmekte zorlanacağına işaret ettiğini söylüyorlar. Capital Alpha Partners Genel Müdürü Byron Callan, bu yıl bir tank, uçak veya bir gemi sipariş edilse, 2023, 2024 ve bazı durumlarda 2026'ya kadar teslim edilemeyeceğini söyledi. Bu hisselerde ve duyarlılıkta önemli bir hareketlilik olduğunu düşünen Callan, “Departmanlar, tüm bunların şirketleri için ne anlama geldiğini anlamak konusunda biraz geriden geliyorlar” dedi.
ABD'li teknoloji şirketi Raytheon ile yapılan işbirliğiyle Ukrayna için Javelin tanksavar füzeleri üreten ABD'li savunma devi Lockheed Martin'in CEO'su James D. Taiclet, geçtiğimiz haftanın başlarında zorlu bir ortamın oluşabileceği uyarısında bulundu. Şuan caydırıcılığın hiç olmadığı kadar değerli bir ürün olduğuna işaret eden Taiclet, ancak bunun gerçek sözleşmelere dönüşüp dönüşmeyeceğini ve ne zaman olacağını söylemek için henüz çok erken olduğunu vurguladı.  Lockheed Martin'in CEO'su şirketin henüz 2022 tahminini güncellemediğini belirtti.

Almanya'daki savunma şirketlerinin de hisseleri yükseldi
Uzun vadeli yatırımlar yapmayı hedefleyen yatırımcılar için cevabını bilmeleri gereken asıl soru, Batılı ülkelerin hükümetlerinin savunmaya daha fazla harcama sözü vermelerinin, savunma stoku harcamalarında kalıcı bir değişime yol açıp açmayacağıdır. Silah programları, Kovid-19 salgını sırasında başta sağlık projeleri olmak üzere hükümet bütçesi için rekabet edilen çeşitli talepler karşısında geri planlara itildi. Öyle ki bazı büyük yatırımcılar, savaş öncesinde, büyük savunma şirketlerine karşı bahse girecek kadar ileri gittiler.
Almanya, uzun bir aranın ardından savunma harcamalarını 2022 yılındaki öncelik listesine yeniden ekledi.  Berlin, savunma politikasında tarihi bir değişiklik yaparak silahlı kuvvetlerini modernize etmek için 100 milyar euroluk (108,1 milyar dolar) bir bütçe ayırdığını duyurdu. Bu da Almanya'da listelenen savunma şirketlerinin hisselerini yükseltti. NATO ülkeleri için tank ve zırhlı araç üreten Rithenmetall şirketinin piyasa değeri bu yıl iki katından fazla arttı.
Breakout Point verilerine göre yatırım, danışmanlık ve risk yönetimi alanında dünyanın önde gelen şirketlerinden biri olan BlackRock, Ocak ayı sonlarında İngiltere merkezli BAE Systems şirketinde yüzde 0,6'lık kısa bir pozisyon aldı. Geçtiğimiz Şubat ayının ikinci yarısında pozisyonunu hızla üçte bir oranında azalttı.
Çok uluslu bir Amerikan finansal hizmetler şirketi olan Citadel, İtalyan havacılık, savunma ve güvenlik şirketi Leonardo’daki hisselerinin satış fiyatını 10 Şubat'ta yüzde 0,69'dan yüzde 0,42'ye düşürdü. BlackRock şirketi, 28 Şubat'ta Leonardo'daki büyük açık pozisyonunu yüzde 1,13 azaltarak yüzde 0,12'ye indirdi.

Sürdürülebilir fonlar ve savunma harcamaları
Bazı uzmanlar ise Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaşın çevresel, sosyal ve kurumsal yönetişim (ESG) yatırımcılarının duygularında bir değişime neden olabileceğini düşünüyorlar. Endüstri yöneticileri son aylarda, sürdürülebilirlik odaklı yatırımlardaki yaygın eğilimin, kurumsal yatırımcıların hisse senetlerini elden çıkarmaya başlamasına yol açacağından endişeleniyorlar ve bu endişe katlanarak artıyor.
Vertical Research Partners analisti Rob Stallard, Ukrayna'daki savaştan kaynaklanabilecek belki de en büyük değişikliğin ESG uygulamalarının savunmanın ‘kötü’ olduğu şeklindeki tembel görüşünün tersine dönmesi olabileceğini söyledi.
Polar Capital’in CEO'su Gavin Rochussen ise şunları söyledi:
“En büyük ikilem, birçok sürdürülebilir fonun, hükümet sözleşmeleri dahil olmak üzere savunma harcamalarını tamamen dışarıda tutmasıdır. Rusya’nın Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş, bunun anlaşılmasından beri suları bulandırıyor. Peki, bir ülkeyi başka bir ülkenin işgalinden korumak için ne yapabilirsiniz? Ülkelerin kendi öz savunma harcamalarını desteklemedikleri gerçekten doğru mu?”
İsveç bankasının 831 milyar İsveç kronluk (86,7 milyar dolar) yönetime sahip fon yönetimi kolu olan SIB Varlık Yönetimi, savunma hisselerini geri plana iten politikalarını açıkça gevşeten birkaç şirketten biri. SIB Varlık Yönetimi, Nisan ayı başlarından itibaren fonlarının bir kısmını artık savunma sanayine yatırabilecek.
SIB Varlık Yönetimi bünyesindeki 100'den fazla şirketten sadece altısı bu yatırımları yapabilecek. Kara mayınları ve misket bombaları gibi silahlarla ilgili uluslararası anlaşmaları ihlal eden şirketler ise bu yatırımlardan yararlanamayacaklar. Aynı durum, nükleer silah üreticileri için de geçerli.
SIB Varlık Yönetimi’nden yapılan açıklamada, “Müşterilerimizin ve hissedarlarımızın savunma sanayine yatırım yapmak istemediğini ve bundan sonra da SIB Varlık Yönetimi’ne bağlı birçok şirketin bu tür yatırımlardan uzak durmaya devam edeceği unutulmamalı” denildi.

Savunma hisseleri
Jeeves analistleri tarafından kısa bir süre önce yapılan bir yatırımcı anketi, savunma hisselerine daha az katı bir yaklaşım çağrısı yapılmasına rağmen çok az sayıda yatırımcının politikalarında değişikliğe gittiğini gösterdi. Ankete göre katılımcıların yüzde 44'ü şu an ESG ile ilgili politikalarını yeniden gözden geçiriyorlar. Buna karşın sadece yüzde 8'i bunu özellikle savunma alanında yapıyorlar.
Ninety One şirketinin fon yöneticisi Philip Saunders, değişimin geleceğinden emin. Saunders, “Sarkaç sallanıyor. İvmenin tek yönlü göründüğü bir zamandayız. Şimdi hep birlikte geri adım atmamız gerekiyor. Çünkü gerçek dünya 24 Şubat'tan önce düşündüğümüzden daha uğursuz bir yer” ifadelerini kullandı.



Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
TT

Amerikan petrol devi, Venezuela'ya dönmeye hazırlanıyor

Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)
Exxon, Chavez'in petrol sektörünü kamulaştırma hamlesinin ardından ülkedeki faaliyetlerini durdurmuştu (Reuters)

Amerikan petrol devi ExxonMobil, yaklaşık 19 yıl önce çekildiği Venezuela'ya yeniden dönmesini sağlayacak anlaşmayı tamamlamaya yakın.

Wall Street Journal'ın aktardığına göre ExxonMobil, ülkedeki bazı petrol sahalarına yatırım yapmak için Venezuela devletine ait Petróleos de Venezuela firmasıyla ön anlaşma imzalamaya hazırlanıyor.

Habere göre muhtemel anlaşma, yeraltında toplam 50 milyar varilden fazla petrol barındıran sahaları kapsayabilir.

Diğer yandan görüşmelerin eylül sonrasına sarkabileceği veya tamamen sonuçsuz kalabileceği de ifade ediliyor.

Venezuela'nın resmi rakamlarına göre ülkenin elinde yaklaşık 300 milyar varillik petrol rezervi var. Bu rakam, Venezuela'yı dünyanın en büyük petrol rezervine sahip ülkesi konumuna getiriyor.

ExxonMobil, ABD Başkanı Donald Trump'ın Amerikan petrol şirketlerini Venezuela'ya yatırıma teşvik etmesinin ardından görüşmeler yapmak üzere ekiplerini Karakas'a göndermişti.  

Firmanın rakibi Chevron da bu ayın başında Venezuela'daki ortak girişimleri üzerinden 5 yılda 7 milyar dolarlık yatırım yapmak için anlaşma imzalamış, üretimini günlük 600 bin varile çıkarmayı hedeflediğini açıklamıştı.

Bununla birlikte bazı büyük petrol ve doğalgaz şirketleri Venezuela'ya uzun vadeli yatırım hakkında temkinli davranıyor.

Eski Venezuela lideri Hugo Chávez'in 2007'deki kararıyla ExxonMobil ve ABD'nin üçüncü büyük petrol şirketi ConocoPhillips'in varlıklarına el konmuştu. Firmalar uğradıkları milyarlarca dolarlık kaybın tazmin edilmesine yönelik taleplerini sürdürüyor.

Amerikan petrol ve doğalgaz firmalarının Venezuela'da yatırımı yeniden değerlendirmesi, Washington'ın ocak ayında ülkeye düzenlediği askeri baskının ardından geldi. ABD ordusu, 3 Ocak'taki baskında Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores'i kaçırmıştı.

Trump, Venezuela'yla "dünya tarihinin en büyük petrol anlaşmasını" yaptıklarını geçen ay duyurmuştu. Cumhuriyetçi lider, ABD'nin özel sektörle kurulan ortaklık aracılığıyla Venezuela'daki 65 milyar varilden fazla petrol rezervinin büyük bölümü üzerinde kontrol sağladığını açıklamıştı.

Venezuela'da solcular anlaşmaya karşı protestolar düzenlerken, Maduro sonrasında ülkenin başına geçen Delcy Rodriguez sözleşmeyi savunmuştu.

Independent Türkçe, Wall Street Journal, Reuters


Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
TT

Şam’dan akaryakıt fiyatlarında geri adım: Sübvansiyonlu motorin 115 Suriye lirası

Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)
Şam'daki bir benzin istasyonu (Reuters)

Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, sübvansiyonlu motorinin litre fiyatının 115 Suriye lirası (0,94 dolar)  olarak belirleneceğini açıkladı. Beşir, bakanlığın vatandaşların üzerindeki ekonomik yükü hafifletirken akaryakıt arzının sürekliliğini güvence altına alacak alternatifler üzerinde çalıştığını söyledi.

Beşir, Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ile birlikte bugün (Perşembe) düzenlediği basın toplantısında, petrol sektöründeki son gelişmeler ve mevcut dönemde alınan tedbirler hakkında bilgi verdi. Beşir, vatandaşların geçim yükünü hafifletmek amacıyla farklı fiyat ve özelliklere sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulacağını belirtti. Bakan ayrıca Suriye Petrol Şirketinin yönetim ve denetiminde, ham petrol işleme kapasitesi günlük 35 bin varile ulaşan bir dizi yerel elektrikli rafinerinin yeniden faaliyete geçirileceğini söyledi.

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, geçen pazar günü petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı. Suriyeliler, bölgesel ve küresel gelişmelerden etkilenen karar kapsamında fiyatların yüzde 25 ila 40 arasında artırılmasına şaşırmıştı.

Karar, özellikle ekonomik, idari, güvenlik ve yaşam koşullarına ilişkin karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunan Suriye'nin doğu ve kuzey bölgelerinde geniş çaplı halk tepkisine yol açtı. Akaryakıt fiyatlarındaki artışın zaten ağır olan günlük yaşam maliyetlerine yansıması endişesi tepkileri daha da artırdı.

dfvbgh
Suriye'nin kuzeyindeki El Bab kentinde protestocular, artan yakıt fiyatlarını protesto etti. (AFP)

Şarku’l Avsat’ın SANA'dan aktardığı habere göre  basın toplantısında konuşan Beşir, çarşamba günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile bir araya geldiğini ve vatandaşların üzerindeki yükü hafifletecek bir dizi uygulanabilir alternatifin ele alındığını söyledi. Beşir, kullanım alanına göre farklı özellik ve fiyatlara sahip çeşitli motorin türlerinin piyasaya sunulması yönündeki önerinin kabul edildiğini belirterek, böylece piyasadaki tek bir yüksek özellikli ve yüksek maliyetli ürüne olan bağımlılığın sona erdirileceğini ifade etti.

Enerji Bakanı, “Enerji fiyatlarındaki artışın vatandaşların yaşamına, tarım, üretim ve hizmet sektörlerine doğrudan yansıdığının farkındayız. Sorumluluğumuz yalnızca petrol ürünlerini temin etmekle sınırlı değil, aynı zamanda yükleri hafifletecek ve arzın sürekliliğini koruyacak çözümler aramayı da kapsıyor” dedi.

Beşir, bakanlığın başta ısınma, tarım ve destekten yararlanması gereken kesimler olmak üzere belirlenen alanlarda kullanılmak üzere sübvansiyonlu motorini litre başına 115 Suriye lirasından satışa sunacağını açıkladı. Bakan ayrıca ulaştırma ile üretim ve hizmet sektörlerindeki kullanımlar için uygun özelliklere sahip motorinin litre başına 150 liradan piyasaya sunulacağını bildirdi.

Beşir, bakanlığın günlük 35 bin varile kadar ham petrol işleme kapasitesine sahip bir grup elektrikli rafineriyi yeniden faaliyete geçirme kararı aldığını belirtti.

xcdfgh
Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, Çarşamba akşamı Enerji Bakanı ile sektörün durumu ve yakıt dosyası hakkında görüştü (SANA)

Bakan, ham petrol ürünlerinin maliyetinin hazır petrol ürünlerine kıyasla daha düşük olduğunu ifade ederek elektrik üretiminde kullanılmak üzere aylık yaklaşık 140 milyon dolar tutarında gaz satın alındığını kaydetti.

Suriye'nin çeşitli ülkelerden günlük 5 milyon 300 bin metreküp gaz ithal ettiğini belirten Beşir, elektrik üretimi için gaz alımının aylık 140 milyon dolara mal olduğunu ve hazineye ilave yük getirilemeyeceğini söyledi.

Beşir, elektrik borçlarının birikmesi ve petrol ürünlerinden kaynaklanan zararların yatırım projeleri ile yatırım harcamalarını etkilediğini belirterek elektrik faturalarının ödenmemesi ve şebekeye yönelik usulsüz müdahalelerin Suriye Elektrik Şirketinin zararlarını artırdığını ifade etti.

Bakan, “Devlet, sosyalist ekonomi sisteminden serbest piyasa sistemine geçiş politikası benimsedi. Bunun beraberinde getirdiği zorlukların farkındayız” dedi.

Beşir, “Banyas Rafinerisinin yeniden faaliyete geçmesi ve yerli üretimin artırılması, petrol ürünleri fiyatlarına olumlu yansıyacak” ifadeleriyle açıklamalarını tamamladı.

Rafinerilerden çıkan ürünler belirli istasyonlarda satılacak

Suriye Petrol Şirketi Üst Yöneticisi Yusuf Kablaavi ise Enerji Bakanlığı ile uygulama mekanizmalarını görüştükten sonra söz konusu tedbirlerin hayata geçirilmesine yönelik uygulama planını hazırlamaya başladıklarını söyledi.

Kablaavi, geçen dönemde teknik ve uygulamaya ilişkin ayrıntıların incelendiğini, sürecin sorunsuz şekilde yürütülmesi ve hedeflenen sonuca ulaşılması için karşılaşılabilecek engellerin aşılması üzerinde çalışıldığını belirtti.

bghju
Enerji Bakanı Muhammed El-Beşir, Perşembe günü Suriye Petrol Şirketi CEO'su Yusuf Kablavi ile basın toplantısı düzenledi (Bakanlık hesabı)

Teknik ve idari hazırlıkların tamamlanma durumuna bağlı olarak uygulama adımlarının önümüzdeki günlerde başlamasını umduğunu ifade eden Kablaavi, uygulamanın ayrıntılarının aşamalı olarak açıklanacağını kaydetti.

Kablaavi, rafinerilerde işlenen petrol ürünlerinin illerde belirlenen akaryakıt istasyonları tarafından satılacağını doğruladı.

Yeni fiyat listesi 13 Eylül'de yayımlandı

Petrol Ürünleri ve Maden Kaynakları Fiyatlarını Belirleme Daimi Komitesi, 13 Eylül'de petrol ürünleri için yeni ve geçici bir fiyat listesi yayımlamıştı.

Enerji Bakanlığı daha sonra yaptığı açıklamada, Suriye'de petrol ürünleri fiyatlarının yükselmesinin, Banyas Rafinerisinin bakıma alınmasıyla eş zamanlı olarak bu ürünlerin küresel piyasalardan temin maliyetinde yaşanan olağanüstü artıştan kaynaklandığını bildirdi. Bakanlık, fiyat değişikliğinin geçici olduğunu ve arzın sürekliliğini sağlamakla birlikte ürünlerin iç piyasada bulunabilirliğini güvence altına almayı amaçladığını belirtti.

Bakanlık, Suriye piyasasının benzin, motorin ve fuel oilin küresel tedarik maliyetlerindeki artıştan etkilendiğini açıkladı. Banyas Rafinerisinin yaklaşık iki ay sürecek kapsamlı bakıma alınmasının ise hazır petrol ürünlerinin ithalatına olan ihtiyacı geçici olarak artırdığı kaydedildi.


FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)
TT

FED, 2023'ten bu yana ilk kez faiz artırdı: Warsh ile Trump arasında zorlu sınav

FED binası (Reuters)
FED binası (Reuters)

ABD Merkez Bankası (FED), politika faizini 25 baz puan artırarak yüzde 3,75-4,00 aralığına yükseltti. Bu, Temmuz 2023'ten bu yana gerçekleştirilen ilk faiz artışı oldu. Karar, enflasyonun bankanın yüzde 2'lik hedefinin üzerinde seyretmeye devam ettiği ve enerji fiyatlarındaki yükseliş dalgasının ABD ekonomisine yansıma riskinin arttığı bir dönemde alındı.

Karar, Salı günü başlayan FEDeral Açık Piyasa Komitesi (FOMC) toplantısının sonunda geldi. Son haftalarda piyasalarda faiz artışı beklentisi belirgin biçimde güçlenmişti.

Vadeli işlem sözleşmelerinde çeyrek puanlık faiz artışı ihtimali yüzde 90'ın üzerine çıkarken bu oran bir ay önce yaklaşık yüzde 36 seviyesindeydi. Enflasyonist baskıların artması ve petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkması da beklentileri güçlendirdi.

Karar, ABD para politikasının seyrinde bir değişime işaret ediyor. Komite, Aralık ayından bu yana politika faizini yüzde 3,50-3,75 aralığında sabit tutmuştu. Bu dönemde politika yapıcılar, enflasyondaki yükselişin arkasındaki geçici faktörlerin zamanla ortadan kalkacağı görüşündeydi.

Ancak son fiyat verileri, enerji maliyetlerindeki yükseliş ve ekonomik aktivitenin gücünü koruması, enflasyonun politika yapıcıların umduğu hızda FED'in hedefine dönmeyeceğine ilişkin endişeleri artırdı.

cvfghyj
ABD Hazine Bakanı Scott Bessent ve FED Başkanı Kevin Warsh, Asheville kentinde düzenlenen G20 ülkeleri maliye bakanları ve merkez bankası başkanları toplantısında (Reuters)

Şimdi gözler, kararın ardından basın toplantısı düzenleyecek FED Başkanı Kevin Warsh'a çevrildi. Piyasalar, Warsh'ın faiz artışını nasıl tanımlayacağına ve önümüzdeki aylarda yeni faiz artışlarına ilişkin herhangi bir sinyal verip vermeyeceğine odaklanıyor.

Warsh'ın açıklamaları, geçen ay Jackson Hole sempozyumunda yaptığı konuşmanın ardından özellikle önem kazandı. Warsh, son verilerin enflasyonun temel eğilimlerinde anlamlı bir iyileşme göstermediğini ve enflasyonun yeterince hızlı şekilde FED'in hedefine yönelmemesi halinde bankanın hâlâ "yapması gereken işler" bulunduğunu söylemişti.

Piyasa beklentileri, yatırımcıların Eylül ayındaki faiz artışını mutlaka tek seferlik bir adım olarak görmediğine işaret ediyor. Vadeli işlem sözleşmelerinde borçlanma maliyetlerinde ilave artışlar fiyatlanmaya başladı.

Büyük finans kuruluşları da tahminlerini değiştirdi. Karar öncesinde yayımlanan değerlendirmeye göre Morgan Stanley, bu yıl faiz artışı olmayacağı yönündeki tahminini değiştirerek biri Eylül, diğeri Aralık ayında olmak üzere iki faiz artışı öngörmeye başladı.

cfthyju
Kevin Warsh, Temmuz ayında Senato Bankacılık Komitesi'nde ifade verirken (AFP)

Faiz artışı, FED'in çok yönlü enflasyonist baskılarla karşı karşıya olduğu bir dönemde geldi. Reuters'a göre bankanın enflasyon hedefinde kullandığı kişisel tüketim harcamaları (PCE) fiyat endeksi, Haziran ve Temmuz aylarında yıllık bazda yüzde 3,7 arttı. Yüksek petrol fiyatları da enerji maliyetlerindeki artışın iç fiyatlara yansıma riskini yeniden gündeme taşıdı.

ABD'nin uzun vadeli Hazine tahvillerinin getirileri de yüksek seviyelere çıktı. 10 yıllık tahvilin getirisi yüzde 5 seviyesini aşarken küresel ölçekte borçlanma maliyetlerinde artış yaşanıyor.

FED verilerine göre 10 yıllık ABD Hazine tahvilinin getirisi 15 Eylül'de yüzde 4,97'ye ulaştı. 30 yıllık tahvilin getirisi ise yüzde 5,3'ün üzerine çıktı.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş, FED'in görevini daha da karmaşık hale getiriyor. Piyasaların belirlediği faiz oranları, politika faizindeki hareket sınırlı kalsa bile mortgage kredileri ile şirketlerin ve hanehalklarının kredi maliyetlerini etkiliyor.

Hazine tahvili getirilerindeki yükseliş, yüksek mali açıkla karşı karşıya bulunan ABD ekonomisinde kamu borcunun finansman maliyetini de artırıyor.

"Noktasal grafik" önümüzdeki dönemin çerçevesini çizecek

FED, faiz kararıyla eş zamanlı olarak üç aylık ekonomik projeksiyonlarını da güncelledi. Bu projeksiyonlar enflasyon, işsizlik ve büyüme tahminlerinin yanı sıra politika yapıcıların uygun gördüğü faiz patikasına ilişkin öngörüleri de içeriyor.

Bu toplantıda "noktasal grafik" olarak bilinen faiz projeksiyonları özellikle önem taşıyor. Önceki tahminler, komite üyeleri arasında faizlerin izlemesi gereken yol konusunda geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu göstermişti.

Haziran ayındaki projeksiyonlarda 19 yetkiliden dokuzu, faiz oranının 2026 sonuna kadar en az 25 baz puan artırılması gerekeceğini öngörürken dokuz yetkili faizin mevcut seviyesinde kalmasını veya 25 baz puan indirilmesini bekliyordu.

fgthy
Kevin Warsh, geçen temmuz ayında düzenlediği basın toplantısında (AFP)

Yeni projeksiyonların, Eylül kararının daha sıkı bir para politikası döneminin başlangıcı mı yoksa son enflasyon dalgasına verilen sınırlı bir tepki mi olduğunu ortaya koyması bekleniyor.

Warsh'ın tutumu da bu projeksiyonların okunmasında ayrıca önem taşıyor. Warsh, önceki "noktasal grafik" turunda bireysel bir faiz tahmini sunmamıştı. Kararın ardından yapacağı açıklamaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin sınırlı bir öngörü sunması ve kararların veriye bağlı kalacağını vurgulaması bekleniyor.

Enflasyon ve petrol kararın merkezinde

Faiz artışı, petrol fiyatlarının yeniden varil başına 100 doların üzerine çıktığı bir dönemde gerçekleşti. Orta Doğu'daki savaş ve deniz taşımacılığındaki aksaklıklar, arz endişelerini artırırken enerji maliyetlerinin yükselmesine yol açtı.

Bu gelişmeler, son haftalarda enflasyon ve faiz beklentilerinin yükselmesine neden olan faktörlerden biri oldu.

FED böylece zor bir dengeyle karşı karşıya. Faiz artışı, enflasyonun kalıcı hale gelmesini ve yüksek fiyat beklentilerinin yerleşmesini önlemeyi amaçlarken diğer yandan borçlanma maliyetlerini artırarak talep ve yatırımlar üzerinde baskı oluşturuyor.

Uzun vadeli tahvil getirilerindeki yükseliş de politika faizinde ilave büyük artışlar yapılmasa dahi finansal koşulların sıkılaşmasına yol açabilir.

Piyasalar şimdi mevcut faiz artışının ardından yeni artışların gelip gelmeyeceğini izliyor.

Reuters'ın 14 Eylül tarihli anketine göre ekonomistlerin çoğunluğu Eylül ayında faiz artışı beklemeye başladı. Ankete göre Mart ayı sonuna kadar en az bir ilave faiz artışı yapılması bekleniyor.

FED'in bağımsızlığı için yeni sınav

Kararın siyasi bir boyutu da bulunuyor. ABD Başkanı Donald Trump, uzun süredir düşük faiz oranlarını tercih ettiğini açıklarken Warsh'ın FED başkanlığına atanması, bankanın borçlanma maliyetlerini düşürmeye yöneleceği beklentileri eşliğinde gerçekleşmişti.

Faiz artışı, Warsh'ı para politikasını enflasyon, büyüme ve iş gücü piyasasına ilişkin değerlendirmesine göre belirleme konusunda FED'in bağımsızlığını koruma sınavıyla karşı karşıya bırakıyor.

Warsh'ın basın toplantıları, piyasaların faiz politikasının gelecekteki seyrine ilişkin her türlü sinyale karşı hassasiyetinin arttığı bir dönemde özel önem taşıyor.

Piyasalar Temmuz ayında da FED toplantısının ardından tahvil getirilerinde yükseliş yaşamıştı. Banka o toplantıda faizi değiştirmemiş ve Warsh ekonomiye ya da para politikasının gelecekteki seyrine ilişkin net bir mesaj vermemişti.

Ancak Warsh'ın Jackson Hole'daki konuşması, yatırımcıların beklentilerinin yeniden şekillenmesine yardımcı oldu. Son enflasyon verileri de faiz artışı yönündeki beklentileri daha da güçlendirdi.

Dolayısıyla Eylül toplantısının önemi yalnızca 25 baz puanlık faiz artışından ibaret değil. Asıl mesele, FED'in enflasyonla mücadelenin para politikasının daha uzun süre sıkı tutulmasını gerektirdiği yönünde piyasalara net bir mesaj verip vermeyeceği veya Eylül artışının fiyatlar, enerji maliyetleri ve gelecek dönemde açıklanacak verilere bağlı bir adım olarak kalıp kalmayacağı olacak.