Solomon Adaları büyük güçler arasındaki mücadeleyi ateşliyor

Pasifik Okyanusu'nun stratejik bir bölgesinde bulunuyor ve Çin ile yaptığı güvenlik anlaşması Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD’yi öfkelendirdi

Çin'in Solomon Adaları Büyükelçisi ve Devlet Başkanı, Honiara'daki Çin tarafından finanse edilen Ulusal Stadyum Kompleksi'nin açılışını yaparken (AFP)
Çin'in Solomon Adaları Büyükelçisi ve Devlet Başkanı, Honiara'daki Çin tarafından finanse edilen Ulusal Stadyum Kompleksi'nin açılışını yaparken (AFP)
TT

Solomon Adaları büyük güçler arasındaki mücadeleyi ateşliyor

Çin'in Solomon Adaları Büyükelçisi ve Devlet Başkanı, Honiara'daki Çin tarafından finanse edilen Ulusal Stadyum Kompleksi'nin açılışını yaparken (AFP)
Çin'in Solomon Adaları Büyükelçisi ve Devlet Başkanı, Honiara'daki Çin tarafından finanse edilen Ulusal Stadyum Kompleksi'nin açılışını yaparken (AFP)

İnci Mecdi
Çin ile Güney Pasifik'te yer alan ve 700 bin kişiden az bir nüfusa sahip bir küçük adalar zinciri arasında yapılan bir güvenlik anlaşması, geniş çaplı bir endişeye ve Batılı hükümetlerin hızlı tepki vermesine yol açtı. Küçük olmasına rağmen ‘Solomon Adaları’ olarak adlandırılan bu adalar, stratejik öneme sahip bir bölgede yer alıyor. Bu, egemenlik ve nüfuzun Washington ile tartışıldığı bir bölgede Batı'nın Pekin'in askeri gücünü güçlendirdiğine dair korkularını artırıyor.
Anlaşma açıklanır açıklanmaz ABD, Avustralya, Japonya ve Yeni Zelanda'dan yetkililer yaptığı açıklamada, geçen yıl kanlı ayaklanmalara sahne olan Solomon Adaları ile Çin arasında imzalanan anlaşmanın özellikle de anlaşma, Çin polisi ve donanmasının güçlerini takımadalarda konuşlandırma iznini içermesi nedeniyle ‘özgür ve açık Hint-Pasifik Okyanusları için ciddi tehlikeler’ oluşturduğunu söylediler. Bu, Solomon Adaları Başbakanı Manasseh Sogavare, bir deniz üssü inşa etme planlarını reddetmesine rağmen anlaşmanın bölgede bir Çin deniz üssü inşa etmeye yönelik daha büyük bir planın ilk aşaması olabileceği anlamına geliyor.
Washington ve diğer başkentlerde alarm seviyesi o kadar yükseldi ki Beyaz Saray geçtiğimiz Cuma günü Solomon Adaları'nı anlaşmadan caydırmak umuduyla Pasifik Okyanusu'na üst düzey bir diplomatik delegasyon gönderdi. Ancak Çin, imzanın Salı günü, yani ABD heyetinin gelmesinden önce gerçekleştiğini duyurdu. Beyaz Saray Asya İşleri Başkanı Kurt Campbell ve Doğu Asya ve Pasifik İşlerinden Sorumlu Dışişleri Bakan Yardımcısı Daniel Kreittenbrink, başkent Honiara'da Başbakan Sogavare ile bir araya geldi.
Avustralya, Uluslararası Kalkınma ve Pasifik Bakanı Zed Seselja’yı Solomon Adaları’nın Başbakanı ile görüşmek üzere olağanüstü bir şekilde Honiara'ya gönderdi. Seselja, geçtiğimiz hafta Avustralya Dışişleri Bakanı Marise Payne ile yaptığı ortak açıklamada, anlaşmanın imzalanmasının ‘büyük bir hayal kırıklığına’ yol açtığını dile getirdi.

Halkın memnuniyetsizliği ve acı dolu bir tarih
2021 yılının sonunda, Solomon Adaları'nda nüfusun bir kısmının Pekin'in artan etkisine olan kızgınlığının körüklediği isyanlar meydana geldi. Başkent Honiara'da Çinlilere ait şirketlerin tahrip edilip yakıldığı ayaklanmalarda ölümler yaşandı. 900 adadan oluşan ülkenin sakinlerinin kızgınlığı, Avustralya'dan sadece yaklaşık bin 500 kilometre uzaklıktaki Güney Pasifik takımadalarındaki tarihi korkulardan kaynaklanıyor. 19. yüzyılda, Birleşik Krallık güneyi kontrolüne geçirdi. Adaların kuzey kısımları Alman kontrolü altına girdi. 20. yüzyılın başında Almanya ile yapılan bir anlaşma kapsamında İngiltere tamamen hakimiyet kurdu. Bu durum, bölgenin İkinci Dünya Savaşı'nın bazı çatışmalarına sahne olmasına yol açtı.
İkinci Dünya Savaşı dönemi (1942-1945), Solomon Adaları'nın Japonya tarafından işgal edilmesi nedeniyle ülkenin modern tarihinin en acımasız kısmı olmaya devam ediyor. Japonya, işgalden sonra Yeni Gine'deki Japon hücum kanadını korumak ve Yeni Britanya'da Rabaul'daki ana üssü için bir güvenlik bariyeri oluşturmak için birkaç deniz ve hava üssü inşa etmeye başlamıştı. Gerçekten de ülke, Müttefik kuvvetler ve Japon İmparatorluk Kuvvetleri arasındaki en şiddetli savaşlardan bazılarına tanık oldu. Bu çatışmalar, binlerce sivilin ölümü ve adalarda büyük yıkımla sonuçlandı.
Solomon Adaları'ndaki birçok kişi, ülkelerinin yeniden büyük güçler arasındaki bir çatışmaya çekilmesinden duydukları korkuyu dile getirdi. Bazıları Çin'in Solomon Adaları'ndaki varlığını Rusya'nın Ukrayna'ya karşı ilerleyişine benzetti.
The Sydney Morning Herald gazetesinin haberine göre birçok vatandaş, özellikle şu anda Ukrayna'da olanlar göz önüne alındığında, bazı yabancı güçlere güvenmiyor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında en şiddetli muharebelerden bazılarına da tanık olan küçük Pasifik ada devletlerinin liderleri, ülkelerinin uluslararası rekabet için bir arena haline gelmesinden duydukları korkuyu dile getirdiler.
Mikronezya Federal Devletleri Başkanı David Panuelo, geçtiğimiz ay yazdığı bir açık mektupta, Solomon Adaları hükümetine Çin anlaşmasının ‘ciddi ve geniş kapsamlı güvenlik sonuçlarını’ düşünme çağrısında bulundu.
Solomon Adaları, Sogavare yönetiminde Çin'e daha da yakınlaştı. Pekin'in ülkedeki rolüyle ilgili endişeler ve yolsuzluk iddiaları da geçtiğimiz Kasım ayında başkent Honiara'daki Chinatown'a düzenlenen ve 4 kişinin hayatını kaybettiği şiddetli ayaklanmalara katkıda bulundu. Avustralya, ülkeyle kendi güvenlik anlaşması kapsamında barış gücü göndermişti.

Pasifik'te nüfuz mücadelesi
Avustralya, Yeni Zelanda ve ABD için anlaşma, Pasifik'te devam eden bir nüfuz mücadelesinde Pekin’in son güç gösterisi anlamına geliyor. Gözlemcilerin değerlendirmelerine göre bölgenin istikrarını tehdit eden bir adım. Aynı zamanda Canberra'nın en büyük korkusu olan ve Çin'in, Solomon Adaları'nda Pasifik Okyanusu'ndaki ilk Çin askeri üssü olacak olan bir askeri üssü inşa etmesi anlamına da gelebilir.
Yeni Zelanda'daki Canterbury Üniversitesi'nde Çin uzmanı olan Anne-Marie Brady'ye göre, anlaşma ‘oyunun kurallarını değiştiren bir oyunu’ temsil ediyor. Bu adımın ana hedefinin ABD olduğuna işaret eden Brady, “Çünkü ABD'nin Hint-Pasifik bölgesindeki sınırlama stratejisine karşı koymayı hedefliyor ve Pasifik ada devletlerinin yanı sıra Avustralya ve Yeni Zelanda'nın güvenliğini ve istikrarını doğrudan tehdit ediyor” ifadelerini kullandı.
CNN, Pasifik'te bir Çin üssü olasılığının, bölgede askeri üsleri de bulunan ve Çin'in, Güney Çin Denizi'ndeki askeri varlığını genişletmesiyle stratejik olarak daha önemli hale gelen ABD için endişe verici olduğunu bildiriyor. Bu olasılık, Çin gemilerini doğu kıyılarından çok uzakta demirleme ihtimaliyle karşı karşıya kalması muhtemel olan Avustralya için de sıkıntılı. Solomon Adaları vatandaşı ve Hawaii Üniversitesi Siyaset Bilimi Profesörü Tarcisius Kaputawalaka'ya göre, bu, Avustralya'yı daha az güvenli hale getirecek.
Bununla birlikte, Avustralya Ulusal Üniversitesi Stratejik ve Savunma Çalışmaları Merkezi'nde Stratejik Araştırmalar Emeritus Profesörü Hugh White, küçük ülkedeki Çin üssünün, Pekin ile herhangi bir olası çatışma sırasında Avustralya için yalnızca gerçek bir sorun olacağını düşünüyor. Herhangi bir üssün öneminin, Avustralya'nın Çin ile son yıllarda giderek gerginliği artan ilişkisini ne kadar iyi yönettiğine bağlı olduğunu da sözlerine ekledi.
Ancak siyasi ve güvenlik kaygılarından bağımsız olarak, gözlemciler, durumun Avustralya ve ortakları için Çin'in artan etkisine farklı bir yaklaşım benimseme ihtiyaçları konusunda bir gerçeklik kontrolü olduğunu söylüyorlar. Daha önce Avustralya Savunma Bakanı ve Başbakanı’na danışmanlık yapan White, "Hem Canberra'da hem de Washington'da bir şekilde Çin'i ortadan kaldırabileceğimize veya Çin'i sandığına geri koyabileceğimize inanıyorlar" değerlendirmesinde bulundu.

Soğuk Savaş zihniyeti
Son zamanlarda Pekin, Washington'ı AUKUS gibi ittifaklar aracılığıyla Hint-Pasifik bölgesinde bir ‘Soğuk Savaş zihniyetini’ desteklemekle suçladı. Geçtiğimiz yıl ABD Başkanı Joe Biden yönetimi tarafından açıklanan Avustralya ve İngiltere ile bir güvenlik ortaklığı olan AUKUS, Çin'e coğrafi olarak yakın olan Avustralya'ya nükleer denizaltılar ve uzun menzilli füzeler sağlamayı içeriyor.
Gözlemciler, nükleer denizaltı anlaşmasının, Pekin'in Hint-Pasifik'teki stratejik sıcak noktalar ve ana ticaret yollarına yerleştirdiği 14 nükleer denizaltının oluşturduğu tehdide karşı koymayı amaçladığına dikkat çekti.
Pekin, bölgedeki barışa tehdit oluşturduğunu söyleyerek AUKUS ittifakını kınamıştı. Çin Dışişleri Bakanlığı, üçlü anlaşmanın ‘modası geçmiş Soğuk Savaş zihniyetinin ve dar görüşlü bir jeopolitik görüşün’ yansımasından başka bir şey olmadığını belirtti.
Washington gerçekten de Çin'in Hint-Pasifik bölgesindeki emellerini kontrol altına almaya çalışıyor. AUKUS ittifakının ortaya çıkışından bir hafta sonra, geçtiğimiz Eylül ayında ABD Başkanı, ‘QUAD’ veya ‘Dörtlü Güvenlik Diyaloğu’ zirvesinde Avustralya, Hindistan ve Japonya başbakanlarını ağırladı.
Dört ülkenin Hint-Pasifik bölgesinde önemli bir askeri varlığı olduğu bir sır değil ve hepsi gücünü ikiye katlamaya çalışıyor. Hepsi Çin’in yayılmacılığına karşı ve Çin'in kendilerini tehdit ettiğini düşünüyor. Gruptaki ülkeler Pekin ile bir mücadeleye girdi. Hin Okyanusu ise Himalayalar'ın, Japonya tartışmalı sular üzerinde ve Doğu Çin Denizi'ndeki Senkaku Adaları'nın kıyısında bulunuyor.
Çin hala Avustralya'nın ana ticaret ortağı olsa da, Canberra, Pekin’den gerçekleştirilen siber saldırılara maruz kaldı. İki ülke arasındaki ilişkiler koronavirüs (Kovid-19) salgınının kökenine ilişkin bağımsız bir soruşturma talep edilmesinden sonra bozuldu.
Son iki yılda, ‘Beş Göz’ istihbarat ittifakının Çin'e yönelik faaliyetleri yoğunlaştı. Bu faaliyetler, ittifak ülkelerinin (ABD, Kanada, İngiltere, Yeni Zelanda ve Avustralya) güvenlik gerekliliği açısından ‘Huawei’ teknoloji şirketinin beşinci nesil yeni ağların inşasına katılmasını yasaklama konusunda anlaşmasıyla sonuçlandı. 2018 yılında beş ülkeden yetkililer, Çin'in dış faaliyetleri hakkında gizli bilgileri paylaşmak için Japonya gibi diğer müttefiklerle koalisyon kurduklarını açıklamıştı.
2019 yılının Mayıs ayında teknoloji konusunda uzmanlaşmış Huawei'nin birçok Avrupa ülkesinde beşinci nesil bir ağ kurmasına izin verilmesi konusunda büyük bir tartışma patlak verdi. Öte yandan Washington, Pekin için casuslukla ilgili güvenlik endişeleri nedeniyle önemli ulusal altyapıyı yabancı müdahale olasılığına maruz bırakmama çabalarının yanı sıra Çin menşeili şirketin bunu yapmasını engellemek için müttefiklerine büyük baskı uyguluyordu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Avustralya istihbaratı kesin bir şekilde ABD’nin pozisyonunu desteklerken, Yeni Zelanda şirket hakkında ciddi endişelerini dile getirdi. Kanada da benzer bir görüş bildirdi.
Washington'daki Atlantik Konseyi'nde Çin analisti David Schulman'a göre, Çin'in Hindistan, Japonya ve Avustralya'ya karşı saldırgan davranışı, Hong Kong'u bastırması ve Tayvan'a yönelik tehditleri, bölge liderlerine yeni bir acil durum ve ortak amaç duygusu aşıladı.



Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
TT

Melania Trump, en sevilen First Lady'ler listesinde sondan ikinci çıktı

YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)
YouGov'un yeni bir anketine göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci first lady'si seçildi (Reuters)

Yeni bir ankete göre Melania Trump, yakın tarihin en az popüler ikinci First Lady'si seçildi ancak en sevilmeyen First Lady unvanını Trump'ın rakibi Hillary Clinton aldı.

YouGov'a göre bu ay 2 bin 255 ABD vatandaşından son 11 First Lady'yi "Mükemmel"den "Kötü"ye uzanan bir ölçekte sıralamaları istendi.

Yüzde 36'sı Melania'yı "kötü", yüzde 10'u da "ortalama altı" olarak değerlendirdi. Ankete katılanların yaklaşık yüzde 18'i Melania'yı "mükemmel", yüzde 12'si de "ortalama üstü" notu verdi. Böylece net onay oranı -16 çıktı.

Melania'dan daha düşük sırada yer alan tek First Lady, 2016 başkanlık seçimini Donald Trump'a kaybeden Hillary Clinton'dı. Ankete katılanların yüzde 33'ü onu "kötü", yüzde 11'i de "ortalama altı" diye değerlendirdi ve net onay oranı -17 oldu.

Öte yandan en popüler First Lady'ler sırasıyla +56, +32 ve +25 net puanla Jackie Kennedy, Rosalynn Carter ve Nancy Reagan'dı.

Michelle Obama da katılımcılar arasında favori olarak öne çıktı; yüzde 33'ü onu "mükemmel", yüzde 12'si ise "ortalama üstü" olarak değerlendirdi ve bu da ona +21 net onay puanı kazandırdı. Yaklaşık yüzde 22'si onu "kötü" buldu.

Ortalama olarak son 11 First Lady'nin çoğu, eşlerinden daha yüksek net puanlar aldı.

Hillary Clinton, -3 net puanlı eşinden önemli ölçüde daha düşük olan tek First Lady'ydi.

Birçok başkan ve First Lady benzer puanlar aldı; Jacqueline Kennedy Onassis ve John F. Kennedy (+56'ya karşı +61), Nancy ve Ronald Reagan (+25'e karşı +22), Michelle ve Barack Obama (+21'e karşı +15) bunlardan bazıları.

Melania ve Donald Trump da benzer ancak olumsuz puanlar aldı (-16'ya karşı -20).

Anket ayrıca, katılımcıların yüzde 48'inin Donald Trump'ı "kötü" bulduğunu, yüzde 6'sının ise "ortalama altı" olarak değerlendirdiğini ortaya koydu. Trump, YouGov'un katılımcılara sorduğu 20 başkan arasında en düşük puanı aldı. Katılımcıların yaklaşık yüzde 19'u 45 ve 47. başkanı "olağanüstü" olarak değerlendirdi.

Trump'tan sonra, selefi Joe Biden, katılımcıların yüzde 38'inin "kötü", yüzde 12'sinin ise "ortalama altı" şeklinde değerlendirdiği en az popüler eski başkan oldu. Sadece yüzde 7'si Biden'ı "mükemmel" olarak değerlendirdi.

Ankete göre, "First Lady'ler hakkındaki genel görüşler, eşleri hakkındaki görüşlere benzer şekilde siyasi olarak kutuplaşmış durumda".

Anket, tartışmalı belgeseli Melania'nın gösterime girmesiyle birlikte Melania Trump hakkında kamuoyunun ne düşündüğüne dair fikir veriyor. Belgeselin ilk hafta sonu 7 milyon dolar kazandığı bildirilse de bilet satışları ikinci haftada düşerek sadece 2,4 milyon dolar getirdi.

Amazon, belgeselin haklarını satın almak için 40 milyon, tanıtımı içinse 35 milyon dolar daha harcamıştı.

Independent Türkçe


Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
TT

Ortadoğu diken üstünde: “Irak işgalinden bu yana en büyük hava gücü toplandı”

ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)
ABD ordusu, onlarca savaş jetini taşıyan USS Abraham Lincoln ve USS Gerald Ford'la Ortadoğu'daki yığınağı güçlendiriyor (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, Ortadoğu'daki askeri yığınağını artırarak İran'a saldırı hazırlığı yapıyor.

Kimliklerinin paylaşılmaması şartıyla CNN'e konuşan yetkililer, ordunun İran'a bu hafta sonu saldırı düzenlemeye hazır olduğunu ancak Trump'ın henüz son kararını vermediğini söylüyor.

Üst düzey güvenlik yetkililerinin çarşamba günü Beyaz Saray'da İran'daki durumla ilgili toplantı düzenlediği aktarılıyor. Trump'ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner da İran'la müzakereler hakkında Cumhuriyetçi lideri bilgilendirmiş.  

Wall Street Journal (WSJ), Amerikan ordusunun 2003 Irak işgalinden bu yana Ortadoğu'daki en büyük hava gücünü topladığını yazıyor.

Son teknoloji F-35 ve F-22 jet avcı uçaklarının bölgeye yönlendirildiği, büyük hava harekatlarını koordine etmek için hayati önem taşıyan komuta ve kontrol uçaklarının da yola çıktığı aktarılıyor.

ABD ordusu, USS Abraham Lincoln'ın ardından, Venezuela'daki operasyon öncesinde Karayipler'e gönderilen dünyanın en büyük uçak gemisi USS Gerald Ford'u da Ortadoğu'ya yönlendirmişti. Bu gemide de çok sayıda saldırı ve elektronik harp uçağı olduğu ifade ediliyor.

Yetkililer, askeri harekat halinde iki seçeneğin masada olduğunu belirtiyor. ABD ordusu, Tahran yönetimini devirmek amacıyla çok sayıda İranlı siyasi ve askeri lideri hedef alabilir. Bunun yerine nükleer ve balistik füze tesislerinin vurulacağı hava saldırıları da düzenlenebilir. Her iki seçenek de potansiyel olarak haftalarca sürecek bir operasyon anlamına geliyor.

Analizde, geçen yıl haziranda İsrail'le yaşanan çatışmalar nedeniyle İran'ın hava savunma sisteminin ağır hasar aldığı savunuluyor. Buna rağmen Tahran yönetiminin, Hürmüz Boğazını kapatma ve çeşitli menzile sahip füzelerle misilleme yapma ihtimali olduğu vurgulanıyor.

ABD ve İsrail, İran'ın uranyum zenginleştirerek nükleer silah geliştirmeyi planladığını savunurken Tahran yönetimi bunu defalarca reddetmişti.

ABD ve İran arasında Umman'da 6 Şubat'ta başlayan müzakerelerde henüz somut bir sonuca varılamadı. Trump, İran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetlerini tamamen durdurmasını isterken, Tahran ise zenginleştirme seviyelerinin değiştirilebileceğini fakat programın durdurulmayacağını belirtiyor.

Diğer yandan İsrail, İran'ın balistik füze programının ve bölgedeki örgütlere verdiği desteğin sonlanmasını da istiyor. Washington-Tahran müzakerelerinin şimdilik nükleer programa odaklandığı ifade ediliyor. WSJ'ye konuşan yetkililer, İran'ın Trump görevden gidene dek uranyum zenginleştirme programını askıya alabileceğini söylüyor.  

Independent Türkçe, Wall Street Journal, CNN


Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
TT

Ortadoğu’ya askeri yığınak sürerken Trump: İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek

ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)
ABD uçak gemisi USS Abraham Lincoln ve taarruz grubu, Umman Denizi’nde (Reuters)

ABD Başkanı Donald Trump, Perşembe günü yaptığı açıklamada, Washington’un İran ile “ciddi bir anlaşma” yapması gerektiğini belirterek, Tahran’la yürütülen görüşmelerin iyi gittiğini söyledi.

Trump, Washington’da düzenlenen Barış Konseyi’nin ilk toplantısında, “Görüşmeler iyi. Yıllar içinde İran’la ciddi bir anlaşma yapmanın kolay olmadığı kanıtlandı. Ciddi bir anlaşma yapmalıyız; aksi takdirde sonuçları ağır olur” dedi.

ABD Başkanı, “İran’la ilgili her şey önümüzdeki 10 gün içinde netleşecek” ifadelerini kullandı.

Washington ile Tahran arasındaki kriz hassas bir dönemece girerken, üst düzey ulusal güvenlik yetkililerinin Trump’a, ABD ordusunun olası bir saldırı için “hazır” olduğunu bildirdiği aktarıldı. Cumartesi gününden itibaren uygulanabilecek muhtemel bir operasyon seçeneğinin masada olduğu, ancak nihai kararın Beyaz Saray’da siyasi ve askerî değerlendirmeye tabi tutulduğu belirtildi.

dfvgthy
İranlı askerlerin, Rus askerlerle birlikte Umman Denizi’nde gerçekleştirdiği askerî tatbikattan bir kare (EPA)

Amerikan televizyon ağlarının kaynaklarına göre son günlerde Ortadoğu’ya sevk edilen güçler – ek hava ve deniz unsurları dâhil – konuşlanmalarını tamamladı. Olası bir harekâtın zaman çizelgesinin hafta sonrasına da sarkabileceği ifade edildi.

Kaynaklar, İran’dan gelebilecek misillemelere karşı Savunma Bakanlığı’nın bazı personeli geçici olarak Avrupa’ya ya da ABD içine kaydırdığını belirtti. Bunun rutin bir önleyici tedbir olduğu ve saldırının kaçınılmaz olduğu anlamına gelmediği vurgulandı.

Angajman kuralları değişebilir

Bu gelişme, Trump açısından karmaşık bir denkleme işaret ediyor. Olası bir askerî darbe, bölgede angajman kurallarını değiştirebilir ve Tahran’ın müzakere pozisyonunu zayıflatabilir. Ancak aynı zamanda Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanabilecek geniş çaplı bir bölgesel tırmanma riskini de beraberinde getirebilir.

Öte yandan bekleme stratejisi, ABD iç kamuoyunda ya da Washington’un müttefikleri nezdinde geri adım olarak yorumlanabilir. Bu durum, askerî tehdidin inandırıcılığının test edildiği bir an olarak değerlendiriliyor.

CNN’e konuşan kaynaklar, ABD ordusunun hafta sonu itibarıyla İran’a yönelik bir saldırıya hazır olduğunu, ancak Trump’ın henüz nihai kararını vermediğini bildirdi.

hyjuıko
İran yönetimi karşıtı göstericiler, 17 Şubat 2026’da Cenevre’deki Birleşmiş Milletler Ofisi önünde pankart ve fotoğraflar taşıyor (AFP)

Kaynaklara göre Trump, özel görüşmelerde askerî müdahaleyi destekleyen ve karşı çıkan argümanları dinledi, danışmanları ve müttefiklerinin görüşlerini aldı. Bir kaynak, “Bu konu üzerinde uzun süre düşünüyor” dedi.

Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham ise televizyonda yaptığı açıklamada, İran’la ilgili kararın fiilen alındığını öne sürdü. Bölgeye yapılan büyük askerî yığınağa dikkat çeken Graham, savaş gemilerinin “bu mevsimde hava güzel olduğu için” bölgeye gelmediğini söyledi.

Daralan müzakere penceresi

Sahadaki gerilim tırmanırken diplomasi de temkinli adımlarla ilerliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, Cenevre’de yapılan dolaylı görüşmelerin ikinci turunda genel “yol gösterici ilkeler” üzerinde anlayış sağlandığını, ancak ihtilaflı başlıkların sürdüğünü açıkladı.

Bir ABD’li yetkili, Tahran’ın önümüzdeki iki hafta içinde yazılı bir teklif sunabileceğini belirterek “ilerleme sağlandı ancak pek çok ayrıntı hâlâ müzakere ediliyor” dedi.

Tahran, müzakerelerin yalnızca nükleer dosya ve yaptırımların kaldırılmasıyla sınırlı kalmasında ısrar ederken, Washington balistik füze programı ve İran’ın bölgesel müttefiklerine verdiği desteğin de gündeme alınmasını istiyor. Bu iki yaklaşım arasındaki siyasi mesafenin kısa sürede kapanması zor görünüyor.

İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammad Eslami, “Nükleer endüstrinin temeli zenginleştirmedir” diyerek, hiçbir ülkenin İran’ı barışçıl teknoloji hakkından mahrum bırakamayacağını söyledi.

Bu açıklama, ABD’nin diplomasi başarısız olursa askerî seçeneğin masada olduğunu hatırlatmasının hemen ardından geldi.

Rus haber ajansı Interfax, Rus devlet nükleer şirketi Rosatom CEO’su Aleksey Likhachev’in, anlaşma sağlanması hâlinde İran’dan zenginleştirilmiş uranyumu kabul etmeye hazır olduklarını söylediğini aktardı.

Rusya Dışişleri Bakanlığı ise uranyumun İran’dan çıkarılması önerisinin hâlâ masada olduğunu, ancak nihai kararın Tahran’a ait olduğunu belirtti.

İran Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan, ülkesinin “ne pahasına olursa olsun Amerika’ya boyun eğmeyeceğini” söyledi. İran’ın savaş istemediğini, ancak “aşağılanmayı kabul etmeyeceğini” vurguladı.

Hürmüz mesajı

Tahran, askeri gücünü Hürmüz Boğazı’nda sergiledi. Bir askeri yetkili, boğazın “en kısa sürede kontrol altına alınabileceği ya da kapatılabileceği” uyarısında bulundu. İran Devrim Muhafızları “Hürmüz Boğazı’nda Akıllı Kontrol” adlı tatbikatını tamamladı.

Boğaz, küresel petrol ve doğalgaz ihracatının önemli bölümünün geçtiği stratejik bir hat olarak, İran’ın geleneksel caydırıcılık kartı olarak görülüyor.

Moskova’dan uyarı

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a saldırının “ateşle oynamak” olacağını belirterek siyasi yöntemlere öncelik verilmesi çağrısında bulundu. Kremlin, Tahran’la yapılan ortak deniz tatbikatlarının önceden planlandığını açıkladı.

İsrail’de yayımlanan Maariv gazetesi, Washington’un olası bir saldırıdan kısa süre önce Tel Aviv’i bilgilendireceğinin değerlendirildiğini yazdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, vatandaşlarına İran’ı derhal terk etmeleri çağrısında bulundu ve çatışma ihtimalinin “oldukça gerçekçi” olduğunu söyledi.

Öte yandan Avrupa Birliği Konseyi, 29 Ocak’taki Dışişleri Konseyi toplantısında varılan mutabakatın ardından 19 Şubat’ta İran Devrim Muhafızları’nı resmen terör örgütleri listesine ekledi. Böylece kurum, AB’nin terörle mücadele yaptırımlarına tabi olacak.