Dev firmalara ait olmayan, merkeziyetsiz bir sosyal medya mümkün mü?

Elon Musk'ın Twitter'ı satın alması birçok kullanıcıyı yeni mecra arayışına iterken, merkeziyetsiz sosyal ağların ve yeni bir internetin olanaklarını masaya yatırdık

Sosyal medya platformlarının el değiştirmesi ve kar amaçlı şirketler olarak görülmesi kullanıcıları alternatif arayışına itiyor (Reuters)
Sosyal medya platformlarının el değiştirmesi ve kar amaçlı şirketler olarak görülmesi kullanıcıları alternatif arayışına itiyor (Reuters)
TT

Dev firmalara ait olmayan, merkeziyetsiz bir sosyal medya mümkün mü?

Sosyal medya platformlarının el değiştirmesi ve kar amaçlı şirketler olarak görülmesi kullanıcıları alternatif arayışına itiyor (Reuters)
Sosyal medya platformlarının el değiştirmesi ve kar amaçlı şirketler olarak görülmesi kullanıcıları alternatif arayışına itiyor (Reuters)

Dünyanın en zengin insanı Elon Musk’ın Twitter’ı 44 milyar dolara satın alması sosyal medyanın bugünkü durumuna dair tartışmaları alevlendirdi.
Musk, ilk iş platformdaki bot hesapları kapatmayı ve hesapları gerçek kişilerin kullandığından emin olmak için kimlik doğrulama sistemi getirmeyi vaat ederken, aralarında Britanyalı oyuncu Jameela Jamil’in de yer aldığı bir dizi ünlü isim platformu terk etti.
Musk, platformda ifade özgürlüğünün yeterince sağlanmadığını savunurken, birçok kişi popüler ağın tek bir kişinin eline geçmesinin durumu daha da kötüleştireceğini düşünüyor.
Diğer yandan bu gelişmeler, kişi veya kurumların tekelinde olmayan merkeziyetsiz sosyal medya ve dolayısıyla Web3 kavramının popülerliğini artırıyor. 
Independent Türkçe'den Çağla Üren Twitter, Instagram ya da Facebook gibi şirket tekelindeki platformlara alternatif olabilecek merkeziyetsiz sosyal ağları ve yeni bir internetin olanaklarını yazdı.

Yeni bir internet: Nedir bu Web3?
Web3, internetin blok zinciri teknolojisiyle harmanlanmış, merkeziyetsiz ve kişiselleştirilmiş bir versiyonu olarak tanımlanabilir. Merkeziyetsiz internet, temelde diğer blok zinciri uygulamalarında olduğu gibi, "üçüncü şahısları" aradan çıkarmayı hedefliyor. Bu durumda üçüncü şahıslar, Meta, Google veya Twitter gibi dev firmalar oluyor. Diğer bir deyişle Web3, kullanıcıların verilerini ve haklarını şirketlere teslim etmeden internetin olanaklarından faydalanabilmesi anlamına geliyor.
Web3 Teknolojileri Derneği Başkanı Buğra Ayan, Web3’le bugünün internetinin iki ana probleminin çözülmesi istendiğini belirtiyor.
Independent Türkçe’ye konuşan Ayan, bu iki maddeyi şöyle özetliyor:
"Kullanıcıların dijital varlıkları üzerinde tam kontrol sağlayamaması ve kişisel verilerini kontrol eden teknoloji devlerinin bu verileri hırçın bir kar politikasıyla pazarlayarak kullanıcıyı ürünleştirmesi…"
Bu hedefler doğrultusunda ilk uğrak ise merkeziyetsiz sosyal medya ağları yaratmak.

Bir Web3 konsepti: Merkeziyetsiz sosyal medya
Muhtemelen çoğu kişi, bugün kullandığımız interneti sosyal medya platformlarından ayrı düşünemez. Zira internetin alameti farikası olan "etkileşim olanağı"nın en önemli araçlarından biri bu platformlar. Ancak Web3 söz konusu olduğunda sosyal medya, önüne bir niteleme alıyor: Merkeziyetsiz sosyal medya (decentralized social media / DeSo).
Merkeziyetsiz sosyal ağlar, kısaca, bir işletmenin veya şirketin sahip olduğu merkezi bir sunucu yerine bağımsız sunucularda çalışan platformlar diye tanımlanabilir.
Merkeziyetsizlik kavramı, blok zinciri teknolojisinin ve kripto paraların popülerleşmesiyle birlikte yaygınlaştı. Benzer şekilde DeSo da bir Web3 konsepti olarak kabul ediliyor. Ancak bu, halihazırda var olan merkeziyetsiz sosyal medya platformlarının mutlaka blok zinciri tabanlı olduğu anlamına gelmiyor. Aşağıda ayrıntılı bahsedileceği üzere, Mastodon gibi blok zinciri dışında çalışan platformlar da var.
Bunların ötesinde, merkeziyetsiz sosyal medya dendiğinde akla gelen genellikle şu oluyor: Büyük teknoloji şirketlerinin kullanıcı verilerini elinde toplamadığı, gerçekten kullanıcıya ait olan, yeni bir sosyal medya anlayışı.

Yeni bir sosyal medya anlayışına neden ihtiyacımız var?
Halihazırda milyarlarca kullanıcının gündemini ve sosyal yaşantısını belirleyen sosyal medya platformları, Twitter, Google veya Facebook’un (yeni adıyla Meta) tekelinde.
Kullanıcıların platformda gördükleri içerikleri belirleyen, hangi içerikle ne kadar ilgilendiklerini izleyen ve kişisel verilerini kaydeden bu teknoloji devlerinin giderek daha da güçlenmesi merkezi internetin en tartışmalı noktalarından.
Bu durumun yarattığı güvenlik açığı 2014’te Facebook'un ABD'li seçmenleri etkilemek için kullanıcı verilerini Cambridge Analytica'ya satması skandalına kadar uzanıyor. Sosyal medya devlerinin adlarının karıştığı davalar kabarık.
Son dönemde en çok konuşulan başlıklarsa şu şekilde:

AB’nin bitmeyen savaşı: Veriler ABD istihbaratının eline mi geçiyor?
Son günlerde bu skandallar Avrupa Birliği’nin (AB) internet şirketlerine yönelik antitröst yasa tasarısıyla gündeme geliyor. Dijital Hizmetler Yasası adı verilen bu tasarıyla şirketlerin gücünün kırılması öngörülüyor.
Tasarının kökeni, Avrupa Adalet Divanı’nın 16 Temmuz 2020'de Facebook’a karşı Schrems II kararını da yayımlamasına kadar uzanıyor.

Facebook uzun süredir veri gizliliğiyle ilgili eleştirilerin odağında (G. Carrie / Unsplash)
Dava, aktivist Maximilian Schrems'in Facebook'un müşterilerin kişisel verilerini ABD'deki merkezine aktarmasına izin veren düzenlemenin geçersiz kılınmasını talebiyle mahkemeye başvurmasıyla başlamıştı.
Davada kişisel verilerin ABD'ye aktarıldığı ve depolandığı sırada, ülkenin istihbarat teşkilatlarının bu verilere erişebildiği öne sürülmüştü. Sonunda Adalet Divanı, aldığı kararla verilerin AB ve ABD arasında ticari amaçlarla aktarımının düzenlendiği çerçeveyi yeterli bulmadığını ilan etmişti.
O zamandan beri AB, yeni bir çerçeve ve yasa tasarısı hazırlığında.

Sosyal medyanın devletlerle ilişkisi
Bunun yanı sıra, platformların çeşitli ülkelerde temsilcilik açması ve hükümetlerin isteği doğrultusunda kullanıcıların bilgilerini paylaşması ve içerikleri sansürlemesi de tartışma konusu.
Örneğin 2020’de TBMM’de kabul edilen 9 maddelik bir kanun teklifinde internet şirketlerine Türkiye’de temsilci bulundurma ve "uygunsuz" içeriklerin kaldırılmasını şartı getirilmişti. Bir dizi restleşmenin ardından platformlar şartları kabul etmişti.
Kullanıcıların sahipsiz ve "temsilci atayamayan" platformlara geçme ihtimali ülkemizde bu olayla birlikte daha sesli dile getirilmeye başladı.

Arakanlı Müslümanlar, Frances Haugen ifşaatları ve Ukrayna 
Web3 destekçilerinin dile getirdiği bir diğer husus, dezenformasyon ve nefret söylemiyle mücadelenin çoğu zaman firmaların inisiyatifine kalması.
Bu tartışma özellikle de Arakanlı Müslümanların Facebook'a geçen yıl açtığı davayla gündeme geldi. Arakanlı Müslümanlar, "yaşadıkları kıyım ve şiddetin Facebook platformlarında teşvik edildiği" gerekçesiyle sosyal medya devinden 150 milyar dolar talep ediyor.
Myanmar'da ordunun 2017’de Arakan’a yönelik operasyonlarında 10 bini aşkın Müslümanın katledildiği tahmin ediliyor. Facebook ise, bu dönemde Arakanlılara yönelik nefret içerikli gönderilerin yayılmasıyla suçlanıyor.
Bu davayla gündeme gelen tartışmalar, Facebook'un eski veribilimcisi Frances Haugen'ın sızdırdığı iç yazışmalar ve belgelerle sürdü.

Haugen sosyal ağın defalarca "büyümeyi güvenliğe" tercih ettiğini ve "toplumlarımızı paramparça ettiğini" söylüyor (CBS News)

Haugen, Facebook'un gençler ve siyasi açıdan istikrarsız ülkelerde yaşayanlar da dahil olmak üzere, kullanıcılarının güvenliğinin ve refahının önüne kârı koyan algoritmalar kullandığını söyledi. İfşacıya göre binlerce sayfayı bulan bu belgeler şirketin nefret, şiddet içeren gönderi ve yanlış bilgiyle mücadelede ilerleme kaydettiğine dair yalan söylediğini kanıtlıyor.
Haugen’ın ifşaatlarından yaklaşık bir yıl sonra ise Facebook ve Instagram, Ukrayna işgali bağlamında Ruslara ve Rus askerlere yönelik şiddet çağrılarına "geçici olarak" izin vereceğini duyurarak tartışma yarattı. BM insan hakları ofisi sözcüsü Elizabeth Throssell, politikanın netlikten yoksun olduğunu ve bunun "genel olarak Ruslara yönelik nefret söylemine kesinlikle katkıda bulunabileceğini" ifade etti.

Hunter Biden ve Donald Trump krizi
Twitter, ABD merkezli New York Post gazetesini, 2020’deki seçimler öncesinde mevcut başkan Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden'ın Ukraynalı bir enerji şirketiyle ilişkilerine yönelik haberi nedeniyle geçici bir süreliğine engellemesi de bugün hala tartışılıyor.
Sosyal medya platformu o dönemde bu haberi dezenformasyon olarak görmüştü. Ancak daha sonra haberin odağındaki yazışmalar doğru çıkmıştı. Twitter’ın yeni sahibi Elon Musk, kısa süre önce konuyla ilgili şu yorumda bulundu:
"Doğru bir haber yayınladığı için büyük bir haber kuruluşunun Twitter hesabını askıya almak kesinlikle inanılmaz derecede uygunsuzdu."
Twitter ve Meta aynı zamanda Eski ABD Başkanı Donald Trump’ın hesabını 6 Ocak 2021’deki Kongre Baskını’nın ardından, dezenformasyon yaydığı gerekçesiyle temelli kapatmış, bu da ifade özgürlüğü tartışmalarına ve teknoloji devlerinin çifte standart uyguladığı yorumlarına neden olmuştu.  

Twitter, Trump'ın önce paylaşım yapmasını engellemiş, ardından da hesabını tamamen kapatmıştı (PC)
Trump, bunun ardından "Truth" adını verdiği yeni bir platform hazırlığına girişmişti. Ancak bu platformun da aşağıda ayrıntılı bahsedeceğimiz, merkeziyetsiz sosyal medya projesi Mastodon'un açık kaynaklı lisansıyla oluşturulduğu ve bu bilginin kullanıcılardan saklandığı ortaya çıkmıştı. Bunun üzerine Trump, Mastodon’la davalık oldu.

Jack Dorsey: İnternetin geldiği durumdan pişmanım
Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey’in "internetin geldiği durumda" oynadığı role pişmanlığını dile getirmesi de son dönemin dikkat çeken olaylarından.

Dorsey, Twitter hesabından yaptığı açıklamada şöyle yazmıştı:
"Usenet, IRC, web, PGP ile e-posta mükemmeldi. İnterneti keşfetmek ve kimlikleri depolamak şirketlerde merkezileştirilince, internet gerçekten zarar gördü. Bundan kısmen suçlu olduğumun farkındayım ve pişmanım."

Sansürsüz ve anonim medyada avantajlar, dezavantajlar neler?
Yalnızca son iki yılda yaşanan bu gelişmeler, yeni ve merkeziyetsiz bir internet ortamı arayışını güçlendiriyor.
Diğer yandan, uzmanlara göre tek bir elden denetlenmeyen, sansürsüz ve kullanıcıların gerçekten anonim kalabildiği bir sosyal medya ortamında hem olumlu hem de olumsuz sonuçlar ortaya çıkabilir.
Buğra Ayan’a göre bu platformların en olumlu yanı, kontrolün kullanıcıda olması. 
"Avantajı, finansal akışkanlığın hızlanması ve internet içerik üreticilerinin markalardan ziyade bireyler tarafından desteklenebilmesi" diyen Ayan, sözlerini şöyle sürdürüyor:
"Ayrıca, verilerimizi  [Meta’nın kurucusu] Mark Zuckerberg gibi teknoloji otoritelerinin kontrolüne bırakmayacak olmamız…"
Bu durum, kullanıcıların ürettiği içerikte başka kimsenin değişiklik yapamayacağı veya kimsenin içeriği kaldıramayacağı anlamına geliyor.
Ancak bu yapının en büyük dezavantajlarından biri, nefret söylemine de açık olması. Zira tehlikeli gruplar da bu tür platformlarda kendi sosyal medya alanlarını oluşturma özgürlüğüne sahip. Örneğin "Nazisiz Twitter" diye tanıtılan Mastodon, ABD’li beyaz üstünlükçülerin uğrak noktası haline gelebiliyor.
Bunun yanı sıra merkeziyetsiz ağlarda kullanıcılar, e-posta adresleri, telefon numaraları veya kimlik bilgilerini paylaşmadan hesaplar oluşturabiliyor. Ayrıca verilerin kayıtları da sunucularda tutulmuyor. Ancak bu anonimlik yalnızca sıradan kullanıcılar için değil, yasa dışı faaliyetlerde bulunmak isteyenler için de avantaj sağlayabilir.

Açık kaynak kodlu yazılımlar: Kullanıcı neyi kullandığını biliyor
Merkeziyetsiz sosyal medya ağları, açık kaynak kodlu yazılımlara sahip olmalarıyla da öne çıkıyor. Açık kaynak kodu tanımlamak için öncelikle "kaynak kodu" kavramından söz edilebilir.
Herhangi bir yazılımın işlenip bilgisayar diline çevrilmeden önce insanların okuyup üzerinde çalışabildiği, programlama diliyle yazılmış haline kaynak kodu (source code) adı veriliyor. Kâr amaçlı kuruluşlar, ürün ve hizmet sırlarının kullandıkları yazılımda kayıtlı olduğunu düşündükleri için kaynak kodlarını genellikle gizli tutuyor. Gizliliğe "kapalı kaynak kodu" adı veriliyor.
Bu şifreli yazılımlarda yalnızca kodu oluşturan ilk yazarlar, kaynak kodunu yasal olarak kopyalama, değiştirme, güncelleme ve düzenleme hakkına sahip.
Açık kaynak kodu ise kaynak kodun telif sahibi, yazılımı herhangi birine, herhangi bir amaçla kullanma, inceleme, değiştirme ve dağıtma haklarını vermiş oluyor. Bu da kullanıcının bir algoritmanın nasıl çalıştığına erişim hakkı olması demek.
Örneğin, merkeziyetsiz bir platformun bilgisayar dilinden anlayan sıradan bir kullanıcısı, akışında gördüğü içeriği tam olarak neden gördüğünü bilebilir. Bu kullanıcı platformun özelliklerinin nasıl geliştirildiği ve hataların nasıl ele alındığına dair bilgi de edinebilir.
Gizlilik içinde üretilen özel kod ise öngörülemeyen sınırlamalar ve istenmeyen sürprizlere yol açabiliyor.

Başlıca örneklerle merkeziyetsiz sosyal medya: "Zaten hayatımızdalar"
Bu tür sosyal ağlar aslında uzakta değil. Bugün halihazırda birçok merkeziyetsiz sosyal medya girişimi var. Bunlar arasında benzersiz girişimler olduğu gibi, merkezi platformlara benzeyen ve bunlara alternatif olarak görülen ağlar da var. Belli başlı örnekler şöyle sıralanabilir:

"Merkeziyetsiz Twitter": Mastodon
2016’da kurulan Mastodon’un arayüzü Twitter’a benzediği için platform, "Merkeziyetsiz Twitter" diye niteleniyor. 500 karakterlik gönderilerin paylaşımına izin veren sosyal ağda gönderilere, "tweet" yerine "toot" adı veriliyor.
Mastodon’un öne çıkan yönlerinden biri, açık kaynak ActivityPub protokolü üzerine kurulmuş bir yazılım platformu olması. Bu dağıtık ağ, bir şirketin sağladığı tekil bir site değil. Aksine platforma kaydolan kullanıcılar kendilerine ait bir sosyal medya sunucusu kurmuş oluyor ve bu sunucular üzerinden diğer tüm sunucularla iletişim halinde kalabiliyor. Bu sayede veriler tamamen kullanıcının kontrolünde oluyor ve reklamsız bir ortam yaratılabiliyor. Aslında bu özellik merkeziyetsiz platformların alameti farikası olarak görülüyor ve zaman zaman "fediverse (federatif evren)" diye de adlandırılıyor.
Platformun diğer bir ilginç özelliğiyse blok zinciri tabanlı olmaması. Uygulama blok zinciri üzerinde çalışmamasına rağmen birçok çevrede merkeziyetsiz diye nitelenen az sayıda platformdan biri.

Sosyal ağ, aynı zamanda en büyük merkeziyetsiz platform olarak görülüyor (PC)
Önceki haftalarda Google'ın Play Store'unda piyasaya sürülen uygulama, artık milyarlarca Android kullanıcısı için ulaşılabilir hale geldi. Mastodon’un önceden Android uygulaması olmamasına rağmen yaklaşık 4,5 milyon kullanıcı elde ettiği biliniyor.

Facebook alternatifleri: Minds, MeWe ve Diaspora
Facebook alternatifleri arasında öne çıkan platformlardan Minds, 2011’de hacker grubu Anonymous’ın desteğiyle kuruldu. 2015’te kullanıma açılan platform, kullanıcıların bilgilerini devletlerden saklama sözü verdi ve en büyük merkeziyetsiz medya platformlarından biri oldu.
Ethereum blok zincirinde geliştirilen Minds, hem internet sitesi hem de masaüstü ve mobil uygulama olarak kullanılabiliyor. Kullanıcının hangi gönderileri göreceğini belirlemek için karmaşık ve genellikle gizli sıralama algoritmaları kullanan birçok ana akım platformun aksine, Minds'daki gönderiler ters kronolojik sırada kullanıcıya sunuluyor. Yani en yeni gönderiler akışın ilk sıralarında görünüyor.
Ara yüzü Facebook'a benzeyen platform, video yayınlarına da elverişli olduğu için aynı zamanda YouTube alternatifi olarak da görülüyor.
 
MeWe'de bir dizi önemli kurum ve şahsiyetin hesapları var. Donald Trump da onlardan biri (Mashable)
MeWe ise özellikle Facebook’un reklam politikalarını eleştiren bir platform olarak öne çıkıyor:
"MeWe geleceğin sosyal ağı, hemen burada!
Hiçbir reklam, kullanıcı hedefleme ve saçmalık yok.
Siz müşterimizsiniz.
Verileriniz reklamverenlere ve pazarlamacılara satılık değildir."
Platformun diğer özellikleri Facebook’a son derece benziyor. Hatta teknoloji sitesi Mashable, platformun "Facebook'un özelliklerini kopyaladığı" yorumunda bulunmuştu.
Diaspora ise New York Üniversitesi, Matematik Bilimleri Enstitüsü öğrencileri tarafından geliştirildi ve 23 Kasım 2010'da alfa sürümü yayımlandı. Bu da ağın, Bitcoin'den bir yıl sonra gibi erken bir tarihte oluşturuldupu anlamına geliyor. Dağıtık ağ, birbirinden bağımsız bir grup düğümden (pod diye de adlandırılır) oluşuyor. Tıpkı blok zinciri tabanlı uygulamalar gibi kimseye veya hiçbir kuruma ait değil. Platformun geliştiricileri, "Dağıtık tasarımımız, hiçbir büyük şirketin Diaspora'yı kontrol edemeyeceği anlamına geliyor" diyor.

YouTube alternatifleri: DTube, Theta ve LBRY
YouTube’un yapay zeka tabanlı sansür mekanizmasına karşı çıkarak adını duyuran video paylaşım platformu DTube, yine YouTube’a benzer bir arayüze sahip. Blok zinciri tabanlı bu platform, merkeziyetsiz uygulamaların sahip olduğu tüm avantajları taşıyor. Ancak kullanıcılara göre, içerik çeşitliliğinin YouTube kadar fazla olmaması en önemli dezavantaj.
2017’de Mitch Liu ve Jieyi Long tarafından kurulan Theta ise kendi blok zinciri üzerinde çalışıyor. Protokoldeki değişiklikleri oylamak için THETA, işlemleri yürütmek içinse TFUEL adı verilen iki kripto para birimi mevcut. Platformun danışmanlar kurulu arasında YouTube'un kurucu ortağı Steve Chen ve Twitch'in kurucu ortağı Justin Kana da yer alıyor.
Yine 2017'de kurulan LBRY protokolü, blok zinciri ve BitTorrent teknolojisini kullanıyor. Şirketin kullanıcı gönderilerine müdahale edemediği platformda LBRY blok zinciri üzerinde müzik, fotoğrad, podcast'ler ve e-kitaplar dahil olmak üzere bir dizi dijital içerik kaydedilebiliyor.

WhatsApp’tan "göç edenler" Signal’de
Signal, WhatsApp’ın daha güvenli olarak görülen alternatifleri arasında en popüler seçeneklerden biri. 2014’te piyasaya sürülen uygulamayı dünya çapında en az 10 milyon kişi kullanıyor.
ABD merkezli Signal'i güvenlik açısından öne çıkaran özelliklerden biri, mesaj ve aramaların yanı sıra meta verilerin de şifrelemesi. Veriler yalnızca uygulamanın kullanıldığı cihazda saklandığı için başka hiçbir sunucuda depolanmıyor.
Signal özellikle WhatsApp'ın, 4 Ocak 2021’de yeni kullanım koşulları ve gizlilik ilkeleri yayımlaması ve kişisel verilerin gizliliğine dair tartışmaların alevlenmesiyle popülerleşmişti. Zira bu olayla birlikte çok sayıda kullanıcı Signal kullanmaya başlamıştı.
Öte yandan Signal'in merkeziyetsiz bir mecra olup olmadığı konusunda fikir birliği yok. Bazılarına göre mesajlaşma uygulaması, açık kaynaklı ve sansürsüz olsa da merkezi bir mecra. Zira Signal de WhatsApp gibi telefon numarası bağlantısı istiyor.

Instagram alternatifi: Pixelfed
 
Fotoğraf paylaşım platformunda 500 karakter sınırı var (Pixelfed)
Özelikleri itibarıyla sıklıkla Instagram'la kıyaslanan Pixelfed'de kullanıcılar fotoğraf ve videoları düzenleyerek ve filtreleyerek paylaşabiliyor. Mastodon ve diğer platformlardan Pixelfed hesaplarının takip edilebilmesi için platform ActivityPub adı verilen bir sosyal ağ protokolü de kullanılıyor. Şu anda Android veya iOS için resmi bir Pixelfed uygulaması yok ama mobil cihazlarda bir web uygulaması olarak kullanmak mümkün.

Reddit alternatifi: Aether
Popüler internet forumu Reddit'in alternatifi olarak görülen Aether, 2018'de geliştirilmeye başladı. Platformun kurucularının 2021'deki açıklamasına göre aylık 2 bin aktif kullanıcıya sahip. Platform blok zinciri üzerinde çalışmıyor ama blok zinciri uygulamalarıyla benzer şekilde P2P protokolüne dayanıyor. "Eşler arası" anlamına gelen P2P, merkezi platformların aksine, üçüncü taraf olmadan kullanıcıların doğrudan birbirleri arasında gerçekleştirdiği veri paylaşımını ifade ediyor.
Uygulamanın diğer merkeziyetsiz hizmetlerden farkı, "kendi kendini denetleme" özelliği. Yani kullanıcılar, platformun sunduğu filtrelerden birini seçebiliyor ve görmek istemediği gönderileri sansürleyebiliyor.
Aether'in kurucu ortağı Benedict Lau, "İstediğim içeriğe bakabilirim" diyor:
"Diğer kişilerin uyguladığı filtrelere abone olabilirim. Böylece kendimi koruyabilirim."

Twitter’ın merkeziyetsiz sosyal medya projesi: Bluesky
Merkezi sosyal medya platformları arasında üst sıralarda yer alan Twitter’ın kendisi de merkeziyetsiz bir uygulama geliştirmeye çalışıyor. Jack Dorsey blok zinciri üzerinde çalışan Bluesky adlı bu projeyi 2019’da duyurmuştu. 
Blue Sky’ın henüz emekleme aşamasında olduğunu belirten Dorsey, ekip için işe alımlara başladıklarını da söylemişti:
"Bu Twitter’dan ayrı, kâr amacı gütmeyen bir girişim. Blue Sky herkesin kullanabileceği bir protokol olacak. Böylece herkesin erişebileceği ve herkesin katkıda bulunabileceği çok daha büyük bir külliyatının üzerine çekici bir hizmet ve iş kurabiliriz."
Elon Musk’ın Twitter’ı satın alması bu projenin akıbetini de merak konusu kıldı. Ancak Bluesky geliştiricileri, platformun işleyişinin veya bağımsızlığının etkilenmeyeceğini açıkladı.

NFT destekli sosyal medya: Lens protokolü
Merkeziyetsiz kripto para piyasası Aave’nin geliştirdiği Lens de dikkat çeken yeni projelerden. Aave’nin kurucusu Stani Kulechov, henüz geliştirme aşamasındaki platformu şöyle niteliyor:
"Herkesin, gözetim altında olmayan bir sosyal medya profili oluşturmasına ve yeni sosyal medya uygulamaları oluşturmasına izin veren açık, şekillendirilebilir bir Web3 sosyal medya protokolü."
Arayüzü açısından, Twitter’a benzer özellikleriyle dikkat çeken Lens’in en ayırıcı özelliği NFT’lerle (Nitelikli Fikri Tapu: Dijital bir varlığın benzersiz olduğunu ve bu nedenle birbirinin yerine geçemeyeceğini onaylayan, blokzinciri adı verilen bir dijital defterde depolanan veri birimidir) desteklenmesi. Örneğin, platformda bir kullanıcı başka birini takip ettiğinde birer takip NFT’si kazanıyor.

Subsocial
Polkadot blok zincirinde geliştirilen Subsocial da NFT’lerle öne çıkıyor.
Subsocial, platformda üretilen her türlü içeriğin NFT olarak kullanılabilmesini sağlıyor. Bu özellik, kullanıcının ürettiği içeriklerin sadece ona ait olduğunu kanıtlaması ve içerikleri satışa çıkarması için işlevli. 

 Bildiğimiz internette yeni dönem: Solid uygulamaları
World Wide Web'in kurucusu Tim Berners-Lee de tıpkı Jack Dorsey gibi, kendi yarattığı internetin geldiği durumdan hoşnut değil. Berners-Lee bu nedenle çevrimiçi ortamı merkeziyetsiz kılmayı hedefleyen "Solid" adlı bir internet projesi geliştiriyor. 2015’te Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) geliştirilmeye başlayan projenin açılımı Sosyal Bağlantılı Veriler’in (İngilizce: Social Linked Data) kısaltması.
Kurucuları, Solid’i "merkeziyetsiz sosyal uygulamalar oluşturmak için önerilen bir dizi sözleşme ve araç" diye tanımlıyor. Blok zincirinden ayrı bir konsept olan Solid’de halihazırda bir dizi uygulama da mevcut.
Bunlar arasında film izleme uygulaması Media Kraken, gönderi paylaşım platformu Darcy ve flört ve yazışma uygulaması Liqid Chat yer alıyor.

Sosyal medyanın gelir modelini Web3 mü değiştirecek?
Merkeziyetsiz sosyal medya platformlarının en önemli vaatlerinden biri de kullanıcıların ürettiği içerikten para kazanabilmesi. Bunun kullanıcı deneyimini ve medyadaki gelir modelini köklü biçimde değiştireceği öngörülüyor. Ancak öncelikle bugünkü internetin reklamcılık ve gelir modellerini nasıl kurguladığından bahsetmekte fayda var.

Web1 ve Web2 medyasında gelir modeli
1989'da kurulan internet servisi World Wide Web'in (WWW) ilk günlerinde kullanıcılar, masaüstü bilgisayarlar aracılığıyla internetteki bilgiye erişebiliyor ama kendileri herhangi bir müdahalede bulunamıyordu. Web1 diye adlandırılan bu dönemde, tek bir kişi tarafından yönetilen sitelerde kullanıcılar sadece okuyucu konumundaydı. İnternet sitesi açmak ve aktif konuma geçmek içinse kod yazmayı bilmek gerekiyordu. 
2000'lerin başında Web2’nin, yani bugünkü internetin ortaya çıkmasıyla birlikte kullanıcılar hem okumaya hem de yazmaya ve aktif bilgi paylaşımına başladı. Piyasaya "kolaylaştırıcılar" çıktı ve sıradan kullanıcının internet ortamında aktif olmasını sağladı. Bu kolaylaştırıcılar sosyal medya devlerinden başkası değildi.
Örneğin, Facebook’a fotoğraf yüklemek için gereken karmaşık işlemleri şirketin kendisi üstlendi ve sıradan kullanıcı tek tuşla gönderi paylaşabilmeye başladı. Ancak firmalar bu hizmet karşısında gelir elde etmek için kullanıcı verilerini toplamaya, kullanıcıların internetteki her adımını izlemeye karar vererek, büyük bir "kişiye özel reklam" endüstrisi kurdu.
Diğer bir deyişle internet devleri, daha önce toplanmış verilere (kullanıcının sitelere ya da uygulamalara yaptığı ziyaretler, önceki arama sorguları, etkinlikleri, beğendiği gönderiler, yaş ve cinsiyet bilgileri ya da konumu dahil) dayalı reklamlar göstermeye başladı.
Statista’ya göre 2021’de yalnızca Meta’nın reklamlardan elde ettiği gelir yaklaşık 114 milyar dolardı.
Statistic: Meta's (formerly Facebook Inc.) advertising revenue worldwide from 2009 to 2021 (in million U.S. dollars) | Statista
Şirketler tekel konumlarını sağlamlaştırmak için aralarında gizli reklam anlaşmaları yaparken, her gün paylaşılan milyarlarca gönderinin esas sahiplerinin elde ettiği hiçbir şey yoktu.
Sosyal medya yaygınlaştıkça kullanıcılar, çok takipçi kazandığında reklam veren firmalarla işbirliği kurabilme olanağı yakaladı. Ancak platformlar, kullanıcının aldığı reklamdan da pay alarak yine kendi balonunu büyütmeye devam etti.

Artık sıradan kullanıcı da para kazanabilir
Merkeziyetsiz sosyal medya platformları ise kullanıcının içerikleri üzerinden yalnızca platformların para kazandığı dijital düzeni değiştirmeye aday.
Zira blok zinciri tabanlı platformlarda kullanıcıların da içerik üretiminden, yani paylaşımlarından gelir elde etmesi mümkün. Örneğin, Facebook alternatifi olarak görülen Minds’ın kullanıcıları, diğer kullanıcılarla etkileşime girerek veya platformda zaman geçirerek token kazanabiliyor. Kendi gönderilerini bu tokenlar aracılığıyla sponsorlayarak öne çıkarabiliyor veya başka kullanıcılara token gönderebiliyor. MINDS adı verilen bu token’ın değeri 28 Nisan itibarıyla 16 dolar.
Platformun 32 yaşındaki kurucusu Bill Ottman şöyle söylüyor:
"İnsanların çevrimiçi ortamda para kazanmalarını sağlamak bizim için çok önemli bir odak noktası."
Benzer şekilde video paylaşım platformu DTube'a yüklenen videolar, 7 gün boyunca ödül olarak Steem adlı kripto para biriminden kazanıyor. Ayrıca videolara yorum bırakan kullanıcıların da para kazanması mümkün.
 
Gönderilerin hemen altında dolar cinsinden tutarlar göze çarpıyor (Androideity)
Bir diğer YouTube alternatifi LBRY'de de kullanıcılar, günlük video izledikçe, videoları başkaları tarafından beğenildikçe ve kanalların abone sayısı belirli bir sınırı aşınca kripto para kazanılıyor.
Yukarıda bahsi geçen Lens ve Subsocial gibi uygulamalar ise NFT satışı aracılığıyla kullanıcılara gelir elde etme olanağı sunuyor.

Blok zincirinde olmayan ağların geliri
Öte yandan, blok zinciri tabanlı olmayan merkeziyetsiz ağların finansmanında yeni gelir modellerinin yaratılmasına hala ihtiyaç var. Zira kullanıcılarından ücret talep etmeyen veya reklam almayan Mastodon, sitedeki operasyon ücretlerini karşılayabilmek için Patreon veta Liberapay üzerinden para topluyor.
Mastodon’un CEO’su Eugen Rochko, 2017’de açtığı bağış hesaplarını duyururken, "Bunu zengin olmak için yapmıyorum" demişti:
"Bunu doğru olduğunu düşündüğüm için yapıyorum. Sadece kiramı ve sigortamı ödeyebilmek istiyorum."

Neden hala merkezi platformları kullanıyoruz?
Bu noktada akla şu soru geliyor: Merkeziyetsiz internet uygulamaları zaten varsa neden hala merkezi platformları kullanıyoruz?
Uzmanlara göre bunun ana nedenlerinden biri, kullanıcıların büyük çoğunluğunun merkezi platformları terk etmemesi. Örneğin 2020 itibarıyla Minds, 2,5 milyondan fazla kullanıcıya sahip olduğunu bildirirken, aynı tarihte Facebook’u 1,69 milyar kişinin kullandığı tahmin edilmişti.
 
Facebook, son yıllarda kullanıcılarını kaybetmeye başlasa da hala büyük bir kullanıcı kitlesine sahip (Statista)
Benzer şekilde, geçen yıl WhatsApp’ın gizlilik ilkelerine yönelik tartışmada birçok kullanıcı Signal veya Telegram gibi uygulamalara geçmiş ama tartışmaların sönümlenmesiyle bu göç de tersine dönmüştü. WhatsApp’ta kalan yakınlarıyla irtibatlarının kesilmesini istemeyen kullanıcılar platforma dönmeyi tercih etmişti.
Öte yandan Avrupa Birliği’nin Dijtal Hizmetler Yasası, en azından mesajlaşma uygulamaları açısından bu manzarayı değiştirebilir. Zira yasa uyarınca farklı mesajlaşma hizmetlerinin birlikte çalışabilmesi gerekecek. Yani Messenger, WhatsApp gibi dev mesajlaşma uygulamaları üzerinden daha az sayıda kullanıcıya sahip (Telegram ve Signal gibi) diğer uygulamalara mesaj gönderilebilecek.

Bazı platformların kullanımı zor
Bunun yanı sıra bazı merkeziyetsiz platformlar kullanıcılar için yeterince pratik değil. Yazar ve iletişimci Ümit Alan, daha önce Independent Türkçe’ye verdiği röportajda, "Merkeziyetsiz internet şu aşamada yaygın kullanıcının işini zorlaştırabilir" ifadelerini kullanmıştı.
"Mesela Solid'i ele alalım. Verilerinizin anahtarını size veriyor ama bunun için pod adı verilen hafıza alanlarına sahip olmanız gerekiyor" diyen Alan, şöyle devam etmişti:
"Ayrıca bunu edinmeniz ve nasıl kullanılacağını bilmeniz lazım. Girdiğiniz platformun bu pod'lara izin vermesi gerekiyor. Yani işler zorlaşıyor ve bu zorluğu kabul edecek bir bilinçlenme yok. O yüzden benimsemedik."
Buğra Ayan da aynı dezavantaja dikkat çekti. "Yeterince okur-yazarlık olmadan konuya girmenin getirebileceği finansal, toplumsal, kültürel krizler dezavantaj" diyen Ayan, sözlerini şöyle noktaladı:
Bunların her biri uzun uzun incelenecek başlıklar ama özetle şöyle ifade edebiliriz: Web3'te araba hızlanıyor. Daha uzaklara da gidebiliriz, daha büyük bir kaza da yapabiliriz.



Eleştirmenlerden Spielberg'e övgü: Sinemanın büyüsünü en iyi o anlıyor

İfşa Günü'nde bir hava durumu sunucusunu canlandıran 43 yaşındaki Britanyalı oyuncu Emily Blunt, Sessiz Bir Yer (A Quiet Place) ve Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada) serilerinin yanı sıra Sicario gibi yapımlarla da tanınıyor (Universal)
İfşa Günü'nde bir hava durumu sunucusunu canlandıran 43 yaşındaki Britanyalı oyuncu Emily Blunt, Sessiz Bir Yer (A Quiet Place) ve Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada) serilerinin yanı sıra Sicario gibi yapımlarla da tanınıyor (Universal)
TT

Eleştirmenlerden Spielberg'e övgü: Sinemanın büyüsünü en iyi o anlıyor

İfşa Günü'nde bir hava durumu sunucusunu canlandıran 43 yaşındaki Britanyalı oyuncu Emily Blunt, Sessiz Bir Yer (A Quiet Place) ve Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada) serilerinin yanı sıra Sicario gibi yapımlarla da tanınıyor (Universal)
İfşa Günü'nde bir hava durumu sunucusunu canlandıran 43 yaşındaki Britanyalı oyuncu Emily Blunt, Sessiz Bir Yer (A Quiet Place) ve Şeytan Marka Giyer (The Devil Wears Prada) serilerinin yanı sıra Sicario gibi yapımlarla da tanınıyor (Universal)

Spielberg'den eski usul ama etkileyici bir bilimkurgu macerası!

Sinema eleştirmenleri, Steven Spielberg'ün son filmi İfşa Günü (Disclosure Day) hakkında işte bu yorumu yapıyor... 

Efsanevi yönetmen, yeni bilimkurgu filmiyle uzaylı yaşamı ve insanlığın evrendeki yeri üzerine felsefi sorulara geri dönüyor.

İfşa Günü, ABD hükümetinin akıllı yaşam formlarının varlığını gizlemek için yürüttüğü bir komployu konu alıyor. Savaşın ve yok oluşun eşiğindeki bir dünyaya gerçeği "ifşa etmeye" kararlı, küçük ama azimli bir grup, hükümetin bu gizli planlarını altüst ediyor.

Filmin oyuncu kadrosunda Josh O'Connor, Emily Blunt, Colman Domingo, Colin Firth, Eve Hewson ve Wyatt Russell gibi güçlü isimler yer alıyor. 

Senaryosunu Spielberg'ün sık sık birlikte çalıştığı David Koepp'in kaleme aldığı yapımın mutfağında ise yine tanıdık isimler var: Görüntü yönetmeni Janusz Kaminski, kurgucu Sarah Broshar ve efsanevi besteci John Williams.

Universal Pictures imzalı film için ilk eleştiriler 9 Haziran itibarıyla internete düşmeye başladı. 

Dünya çapında yarın (12 Haziran) vizyona girecek İfşa Günü, halihazırda Rotten Tomatoes'da 174 inceleme sonucunda yüzde 83 beğeni oranına ulaştı.

Eleştirmenler ne diyor?

Hollywood Reporter'dan David Rooney, filme övgüler yağdırarak, "Yaşayan hiçbir yönetmen sinemanın büyüsünü ondan daha iyi anlayamaz" dedi. Filmin köklerinin Üçüncü Türden Yakınlaşmalar (Close Encounters of the Third Kind) ve E.T.'ye (E.T. The Extra-Terrestrial) dayandığını belirten eleştirmen, sözlerine şöyle devam etti:

Ancak 80 yaşına merdiven dayamış bir yönetmene yakışır şekilde, o hayranlık dolu çocuksu masumiyete artık daha olgun ve derin bir bakış eşlik ediyor. Bu olgunluk, özellikle hükümet gücünün getirdiği gizlilik, manipülasyon ve aldatmaca sahnelerinde kendini hissettiriyor. Film, beni Spielberg'ün eski bilimkurguları kadar, 2002 yapımı muhteşem Azınlık Raporu'nun (Minority Report) sorduğu ahlaki ve felsefi sorulara da götürdü.

Rooney ayrıca filmin derinliğinden etkilendiğini belirterek, bilinmeyenden korkmanın zalimliği ve sömürüyü nasıl beslediğine dair alegoriler içerse de yapımın her şeyden önce umut, dürüstlük, empati ve hatta maneviyatı barındıran sürükleyici bir macera olduğunu vurguladı.

Guardian'ın filme 4 yıldız veren deneyimli eleştirmeni Peter Bradshaw, "eğlenceli ve tamamen absürt bir uzaylı komplosu macerası" diye tanımladığı filmin "aynı ölçüde hem muzip hem de son derece ciddi" olduğunu yazdı. 

Bradshaw, "Dünyanın en bilinen iki efsanesini yani Roswell ve ekin çemberlerini ele alıp bunlara böylesine ciddi ve saygılı bir yaklaşım getirmeyi sadece Spielberg becerebilirdi. Yönetmen o içten idealizmiyle, nihai gerçek ortaya çıktığında tüm insanlığın, yakalanan uzaylılara yapılan kobay muamelesine derinden üzüleceğine inanmamızı istiyor" ifadelerini kullandı.

IndieWire yazarı David Ehrlich, Spielberg'ün temelde "eğlenceli bir ana akım sinema deneyimi" çekerken bile gösterdiği samimiyeti övdü. Yönetmenin ilerleyen yaşına ve filmin derin anlamına değinen Ehrlich şunları yazdı:

Modern sinemanın en sınır tanımayan hikaye anlatıcısı, 21. yüzyılda hayatın nasıl yalnızlaştığını ve insanların neden birbirinden uzaklaştığını anlamak için bu kez kendi içine dönmüş. Spielberg hayranları bu filme bayılacak. Yarım asır önce Üçüncü Türden Yakınlaşmalar'ı çeken ve çocuksu merakını kaybetmeden ustalaşan bu ebedi hayalperest, sıradan insanların devasa olayların içinde kaybolmasını anlatmaktan hâlâ büyük keyif alıyor. Bu deneyimi seyircisine yaşatırken de ilk günkü kadar coşkulu.

Empire'dan Dan Jolin, İfşa Günü'ne 4 yıldız verirken Spielberg'ün imzasının her karede görüldüğünü belirtti:

Büyük oranda 35mm filmle çekilen ve John Williams'ın büyüleyici müzikleriyle desteklenen yapım, CGI çılgınlığının yaşandığı bu dönemde, özlediğimiz 'yetişkin sineması'na harika bir dönüş hissi veriyor.

Diğer eleştirmenler gibi İfşa Günü'nün Spielberg için çok kişisel olduğunu düşünen Vulture yazarı Bilge Ebiri ise şu yorumu yaptı:

Spielberg'ün bir ayağı her zaman korku türündedir. Jaws'tan beri doğrudan bir korku filmi yönetmemiş olsa da sinema dili korku ögelerinden, karanlıktaki görünmez figürlerden ve çocukluk travmalarından beslenir. Spielberg, birçok filminde aslında bilinemez ve ürkütücü olan şeyi kontrol etmeye ve yeniden tanımlamaya çalışır. Bu filmde de karakterlerin travmatik bir durumla yüzleştiğini ve çıkış yolu aradığını hissediyorsunuz. İfşa Günü zaman zaman dağınık bir yapıya bürünebiliyor ama güzelliği de zaten bu dağınıklığında yatıyor.

Olumsuz yorumlar da var

Çoğu eleştirmenin aksine filme mesafeli yaklaşan The AV Club yazarı Monica Castillo, İfşa Günü'nün Spielberg'ün alışıldık akıcı temposunu kaybettiğini savunarak şunları yazdı:

Bu iddialı film yan hikayeler, uzatılmış finaller ve havada kalan birkaç eksik nokta yüzünden ağırlaşmış. Ancak İfşa Günü, sadece Spielberg'ün kendi yüksek standartlarına göre vasat kalıyor. Onlarca yıllık düşünmeye sevk eden gişe canavarlarından, büyük destanlardan ve gerilim filmlerinden sonra Spielberg çıtayı öyle bir yere koydu ki, artık her projesinin bir başyapıt olması imkansız. İfşa Günü, yönetmenin yüksek standartlarına ulaşamasa da hâlâ heyecanlı bir macera sunuyor.

İfşa Günü'nü kesinlikle beğenmeyen BBC eleştirmeni Nicholas Barber, kaleme aldığı sert eleştiride yapımı "sıkıcı bir X-Files bölümüne ya da önemsemediğimiz insanların, yine önemsemediğimiz başka insanlar tarafından kovalandığı sıradan bir savaş filmine" benzetti. 

Colin Firth'ün canlandırdığı karakteri eleştiren Barber, Oscar ödüllü oyuncuya "basmakalıp bir kötü adam rolü ve klişe diyaloglar" verildiğini yazdı. İfşa Günü'ne sadece iki yıldız veren Barber yine de açık kapı bırakarak, "Eğer Spielberg'ün o saf ve umut dolu bakış açısını paylaşıyorsanız, film size o kadar da kötü gelmeyebilir" dedi.

Spielberg'den "devam filmi" iddialarına yanıt

Öte yandan İfşa Günü'nün, 1977 yapımı kült filmi Üçüncü Türden Yakınlaşmalar'la bağlantılı olduğu yönündeki iddiaları yalanlayan Spielberg, filmin kesinlikle bir devam halkası olmadığını açıkladı.

Entertainment Weekly’ye konuşan efsanevi yönetmen, bu kez sırları saklayanın hükümet değil, anayasal sınırların ötesinde hareket eden "Wardex" adlı dev bir teknoloji şirketi olduğunu belirterek hikayenin tamamen bağımsız ve özgün olduğunu vurguladı.

Independent Türkçe, Hollywood Reporter, BBC, The AV Club, Vulture, Empire, IndieWire, Guardian, Entertainment Weekly


Efsanevi filmin devamı 16 yıl sonra geliyor: Zuckerberg yeniden perdede

The Social Reckoning'in 47 yaşındaki Emmy ve Altın Küre ödüllü yıldızı Jeremy Strong, özellikle Succession'da uyguladığı metot oyunculuğuyla tanınıyor (Sony Pictures)
The Social Reckoning'in 47 yaşındaki Emmy ve Altın Küre ödüllü yıldızı Jeremy Strong, özellikle Succession'da uyguladığı metot oyunculuğuyla tanınıyor (Sony Pictures)
TT

Efsanevi filmin devamı 16 yıl sonra geliyor: Zuckerberg yeniden perdede

The Social Reckoning'in 47 yaşındaki Emmy ve Altın Küre ödüllü yıldızı Jeremy Strong, özellikle Succession'da uyguladığı metot oyunculuğuyla tanınıyor (Sony Pictures)
The Social Reckoning'in 47 yaşındaki Emmy ve Altın Küre ödüllü yıldızı Jeremy Strong, özellikle Succession'da uyguladığı metot oyunculuğuyla tanınıyor (Sony Pictures)

Facebook'un yükseliş hikayesini anlatan Sosyal Ağ'ın (The Social Network) izleyiciyle buluşmasının üzerinden tam 16 yıl geçti. Şimdiyse sinemaseverler, uzun süredir konuşulan devam filmiyle yeniden o dünyanın kapılarını aralamaya hazırlanıyor.

Sony Pictures, 2010 yapımı Oscar ödüllü dramanın devamı niteliğindeki The Social Reckoning'in ilk fragmanını yayımladı. 

Odak noktasına yeniden sosyal medya devini alan film, platformun küresel bir güce dönüşme sürecinde ortaya çıkan ifşaatları ve köstebek krizlerini mercek altına alıyor.

Zuckerberg rolü el değiştirdi

Filmin oyuncu kadrosunda Jeremy Strong, Mikey Madison, Jeremy Allen White ve Bill Burr yer alıyor. İlk filmde Jesse Eisenberg'ün canlandırdığı Facebook kurucusu Mark Zuckerberg'ü bu kez Strong canlandırıyor. Sosyal Ağ'la En İyi Uyarlama Senaryo Oscar'ını kazanan Aaron Sorkin, bu kez vites artırarak devam filminde hem senarist hem de yönetmen koltuğunda oturuyor.

Film, eski Facebook çalışanı Frances Haugen'la Wall Street Journal muhabiri Jeff Horwitz'in yollarının kesişmesini ve bunun sonucunda ortaya çıkan ifşaları konu alıyor.

İkilinin ortak çalışması, şirketin iç araştırmalarını ve karar alma mekanizmalarını ifşa etmişti. Bu habercilik başarısı, 2021'de The Facebook Files (Facebook Dosyaları) adlı araştırma serisine dönüşmüş; platformun gençler üzerindeki zararlı etkilerini ve siyasi şiddet olaylarıyla bağlantılı dezenformasyonun yayılmasındaki rolünü gözler önüne sermişti.

"Söylenecek daha çok şey var"

Fragmanın, sinema salonu sahiplerinin yıllık buluşması olan CinemaCon'daki ilk gösteriminde konuşan Sorkin, bu kurumsal dramaya neden bir devam projesi çekme ihtiyacı duyduğunu şu sözlerle açıklamıştı:

Facebook'un algoritmasının dokunmadığı tek bir hayat bile kalmadı ve bu etki dünyadaki her şeyi şekillendirdi. Dolayısıyla, artık söylenecek daha çok şey var.

2010 yapımı Sosyal Ağ, hem eleştirmenlerden tam not almış hem de gişede büyük bir başarı yakalayarak dünya çapında 226 milyon dolar hasılat elde etmişti. 

En İyi Film dahil 8 dalda Oscar'a aday gösterilen ve törenden üç heykelcikle dönen yapım, o günden beri Hollywood'un teknoloji dünyasını en etkileyici şekilde ele alan başyapıtlarından biri kabul ediliyor.

Yapımcılığını Aaron Sorkin'le birlikte Todd Black, Peter Rice ve Stuart Besser'ın üstlendiği The Social Reckoning, 9 Ekim'de sinemalarda gösterime girecek.
Independent Türkçe, Hollywood Reporter, Variety


Netflix'in "Agatha Christie ruhlu" polisiyesi final yapıyor

24 yaşındaki Amerikalı aktris Emma Myers, Britanya'da geçen İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi için kariyerinde ilk kez İngiliz aksanı kullanıyor (Netflix)
24 yaşındaki Amerikalı aktris Emma Myers, Britanya'da geçen İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi için kariyerinde ilk kez İngiliz aksanı kullanıyor (Netflix)
TT

Netflix'in "Agatha Christie ruhlu" polisiyesi final yapıyor

24 yaşındaki Amerikalı aktris Emma Myers, Britanya'da geçen İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi için kariyerinde ilk kez İngiliz aksanı kullanıyor (Netflix)
24 yaşındaki Amerikalı aktris Emma Myers, Britanya'da geçen İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi için kariyerinde ilk kez İngiliz aksanı kullanıyor (Netflix)

İzleyiciler, son dönemde Netflix'in en çok konuşulan polisiye dizilerinden biri haline gelen ve "Agatha Christie'nin kaleminden çıkmış gibi" gelen İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi'ne (A Good Girl's Guide to Murder) övgüler yağdırıyor.

Holly Jackson'ın 2019 tarihli çok satan gizem romanından uyarlanan ve ilk sezonu 2024'te izleyiciyle buluşan dizi, başarısını geçen ay yayımlanan ikinci sezonuyla perçinledi. 

Rotten Tomatoes'ta ilk sezonuyla yüzde 83, ikinci sezonuyla ise yüzde 92 beğeni oranıyla etkileyici bir başarı grafiği yakalayan yapım, şimdilerde yeni sezon hem de veda haberiyle gündemde. 

Netflix, dizinin çekimleri çoktan tamamlanan üçüncü sezonla birlikte ekran yolculuğunu noktalayacağını, final bölümlerinin ise 2027'de tüm dünyada aynı anda yayınlanacağını duyurdu.

Kasabanın karanlık sırları

Dizi, zeki ve kararlı bir genç kız olan Pippa "Pip" Fitz-Amobi'nin (Emma Myers), sakin Britanya kasabasında popüler lise öğrencisi Andie Bell'in 5 yıl önce işlenen cinayetinin peşine düşmesini konu alıyor. 

Tüm kasaba, Andie'yi erkek arkadaşı Sal Singh'in öldürdüğüne ve ardından intihar ettiğine inansa da Pip, olayın göründüğünden çok daha karmaşık olduğuna inanıyor.

Serinin, yazarın As Good as Dead adlı üçüncü romanından uyarlanacak 4 bölümlük final sezonu, Pip'in eski vakaların yarattığı psikolojik travmalarla boğuşmasını ve üniversiteye gitmeden hemen önce peşine düşen gizemli bir sapıkla mücadelesini ekranlara taşıyacak.

Yazar ve başrolden hayranlara mesaj

Dizinin yazarı ve yürütücü yapımcısı Holly Jackson, final kararına ilişkin şu açıklamayı yaptı:

Diziyi sonuna ulaştırabildiğimiz için çok mutluyum. As Good as Dead hem kitap serisinde en sevdiğim kitap hem de açık ara dizinin en favori sezonu olacak. Burada Pip'i hiç görmediğiniz bir halde izleyeceksiniz; karanlık, soluksuz, ürkütücü ama mizah duygusunu da tamamen kaybetmeyen bir sezon geliyor. Eğer cesaretiniz varsa, son kez Little Kilton kasabasına geri dönün.

Dizinin yıldızı Emma Myers ise hayranlarına şu sözlerle veda etti:

Dizimize başından beri sevgi ve destek veren herkese çok teşekkür ederim. Bu gerçekten inanılmaz bir deneyimdi ve Pip asla unutamayacağım bir karakter olacak. Üçüncü kitap tüm serideki favorimdi, bu yüzden ortaya koyduğumuz işi herkese göstermek için çok heyecanlıyım. Çılgın bir sezona hazır olun!

Eleştirmenler ve izleyiciler ne diyor?

Dizinin tonu ve türler arası geçişi hem övgü hem de ufak eleştiriler aldı.

Indian Express'ten Rohan Naahar, "Dizi, klasik İngiliz suç dramalarına nostaljik bir saygı duruşunda bulunmakla Euphoria tarzı sert gençlik dramalarına alışkın kitleye modern bir eğlence sunmak arasında net bir karar veremiyor" ifadelerini kullandı.

Sosyal medyada bir izleyici, "Diziyi izlemeye öylesine başladım ama karakterlerle çok güçlü bir duygusal bağ kurdum, bittiğinde canım çok yanacak" derken, bir diğeri ise "Kitapları okuyanlar gelecek sezona hazır değil" yorumunda bulundu.

Emma Myers, Wednesday setine dönüyor

İyi Bir Kızın Cinayet Rehberi defterini kapatan Myers, Netflix ekranlarından uzaklaşmıyor. Oyuncu, dizinin final sezonu çekimlerini çoktan tamamladığı için vakit kaybetmeden Wednesday'in üçüncü sezon çekimleri için ekibe katıldı. 

Şu sıralar Dublin ve Paris yakınlarında çekimleri süren dizide Myers, Wednesday Addams'ın en yakın arkadaşı Enid Sinclair'e hayat veriyor.

Independent Türkçe, Mirror, Deadline, Indian Express