Biden, G7 liderleriyle Rusya'ya yönelik ek yaptırımlar hakkında görüşecek

Joe Biden, Ukrayna'ya yönelik askeri yardıma dikkat çekmek için Alabama'da Javelin tanksavar füzeleri üreten Lockheed Martin’nin silah fabrikasını ziyaret etti. (Reuters)
Joe Biden, Ukrayna'ya yönelik askeri yardıma dikkat çekmek için Alabama'da Javelin tanksavar füzeleri üreten Lockheed Martin’nin silah fabrikasını ziyaret etti. (Reuters)
TT

Biden, G7 liderleriyle Rusya'ya yönelik ek yaptırımlar hakkında görüşecek

Joe Biden, Ukrayna'ya yönelik askeri yardıma dikkat çekmek için Alabama'da Javelin tanksavar füzeleri üreten Lockheed Martin’nin silah fabrikasını ziyaret etti. (Reuters)
Joe Biden, Ukrayna'ya yönelik askeri yardıma dikkat çekmek için Alabama'da Javelin tanksavar füzeleri üreten Lockheed Martin’nin silah fabrikasını ziyaret etti. (Reuters)

ABD Başkanı Joe Biden dün yaptığı açıklamada, bu hafta düzenlenecek G7 Zirvesi'ne katılacak liderlerle Rusya'ya Ukrayna’yı işgal girişimi nedeniyle olası ek yaptırımlar uygulanması hakkında görüşeceğini söyledi. Biden, düzenlediği basın toplantısında, Avrupa Birliği'nin (AB) Rusya'dan petrol ithalatına yasak getirilmesi de dahil olmak üzere Rusya'ya daha katı yaptırımlar önermesinin ardından ABD'nin planlarının ne olduğuna ilişkin bir soruya “Ek yaptırımlara her zaman açığız” yanıtını verdi. Biden, bu hafta G7 Zirvesi'nde diğer liderlerle Ukrayna'yı işgal girişimi nedeniyle Rusya'ya karşı uygulanabilecek ek yaptırımlar hakkında konuşacağını da sözlerine ekledi. ABD Başkanı sözlerini devamında “Bu hafta G7 üyeleriyle ne yapıp ne yapmamamız gerektiği hakkında konuşacağım” ifadesini kullandı.
Ukrayna Savunma Bakanlığı’na göre Rusya, Ukrayna’da binlerce insanın ölümüne, milyonlarcasının da yerinden edilmesine ve şehirlerin yok olmasına neden olan, yaklaşık 10 haftadır devam eden savaşın ardından ülkenin doğusuna yönelik saldırılarını yoğunlaştırdı. Rusya, aynı zamanda Batı’nın Ukrayna’ya silah tedarik yollarını yok etmeye çalıştığını belirterek Ukrayna'daki hedeflere yönelik yoğun bombardımanlar düzenliyor.
ABD Hazine Bakanı Janet Yellen dün, ABD’nin ortaklarıyla Rusya'ya karşı ek yaptırımlar konusunda sürekli görüşmelerde bulunduğunu açıkladı. Yellen, Moskova'ya karşı Ukrayna'daki savaşı durdurması için baskı yapmak amacıyla ‘ek önlemler’ alabileceğini söyledi. Wall Street Journal (WSJ) gazetesi tarafından düzenlenen bir etkinlikte konuşan ABD’li Bakan, herhangi bir özel önlem alınmayacağını ancak Rusya Ukrayna'ya karşı bu savaşa devam ettirirse ek önlemlerin yürürlüğe konulabileceğini vurguladı.
Biden, geçtiğimiz salı günü Javelin tanksavar füzeleri üreten Lockheed Martin'in bir tesisini ziyaret etmek için Alabama'ya uçtu. Biden yönetimi, Ukrayna'da oyunun kurallarını değiştiren hamleleri ve Ukrayna ordusuna silah göndermeyi nasıl hızlandırabileceğinin yollarını arıyor. Biden’ın bu ziyareti yapmaktaki amacı, Rusya’nın işgaline karşı Ukrayna'ya askeri yardım konusunda büyük önem taşıyan ABD’nin silah tedarikini vurgulamak ve ABD Kongresi’ne 20 milyar doların üzerindeki askeri yardım paketi dahil olmak üzere Ukrayna'ya yapılması önerilen 33 milyar dolarlık yardımı onaylaması için baskı uygulamaktı.
Ukrayna’ya yardım etmenin önemi konusunda Kongre'de Cumhuriyetçiler ile Demokratlar arasında bir görüş birliği var. ABD’li temsilciler arasında partizan herhangi bir anlaşmazlık bulunmuyor.  Ancak 20 milyar dolarlık askeri yardım oldukça büyük bir adım. Bu yüzden olası herhangi bir yasama önerisi Washington'daki siyasi kutuplaşmaya kurban gidebilir.
ABD Başkanı, Rusya’nın Ukrayna’da savaş suçları işlediğini doğruladı. Bakan, ülkesinin, diktatörlük karşılığında Avrupa güvenliğinin ve demokratik değerlerin korunmasına katkıda bulunan Kiev'e askeri yardım sağlama taahhüdünü yineledi.
Rusya'nın Ukrayna'da savaş suçları işlediğini vurgulayan Biden, ABD’nin, Kiev yönetimine askeri yardım sağlama ve böylece Ukrayna’nın Avrupa’nın güvenliğinin yanı sıra ‘diktatörlüğe karşı demokratik değerleri savunmasına’ katkıda bulunma taahhüdünü yineledi. ABD’nin envanterinden Ukrayna'ya gönderilen silahları telafi etmek için silah stokları için kapıyı aralayan Biden, Washington’ın Kiev’i desteklemekteki amacını demokrasi ve özgürlüğü koruma değerleriyle ilişkilendirdi. ABD ordusunun dünyanın en güçlü ordusu olmaya devam edeceğini vurgulayan Biden, İkinci Dünya Savaşı’nı hatırlatarak savaşta ölen askerlerin mezarlarına yaptığı ziyareti anlattı. ABD'nin söz konusu dönemde demokrasileri kurtarmak için silah sağladığını, şimdi de Ukrayna'ya aynı amaçla silah tedarik ettiğini belirten ABD Başkanı, bunun ‘otokrasi ile demokrasi arasında dramatik bir şekilde hızlanan ve dünyanın çehresini değiştiren bir savaş’ olduğunun altını çizdi. Biden, Lockheed Martin Şirketi’deki silah üreticilerine hitaben şunları söyledi:
“Ukraynalılara yardım ediyorsunuz. Zırhlı araçlar, savunma sistemleri ve diğer silahları kapsayan bir askeri yardım sağlayarak bu savaşı Rusya için stratejik bir başarısızlık haline getireceksiniz.”
Biden’ın Lockheed Martin tesisine yaptığı ziyaret aynı zamanda savaşın boyutu ve ABD'nin bir yandan Kuzey Kore, İran ya da başka bir ülkeyle olası bir çatışma durumunda ABD'nin ihtiyaç duyacağı yeterli askeri stok bulundururken diğer yandan Ukrayna'ya yaptığı büyük miktardaki silah sevkiyatını aynı hızda sürüp sürdüremeyeceğine dair endişeleri de gündeme getirdi.
Demokrat Senatör Richard Blumenthal, Başkan Biden'ı askeri üretimi hızlandırmak için Savunma Üretim Yasası’nı devreye sokmaya çağırdı. Blumenthal, ABD Senatosu’ndaki bir oturumda, ABD’nin Javelin tanksavar füze stokunun üçte birini Ukrayna’ya gönderdiğini ve Javelin füzelerinin üretiminin artmasının bir yılı bulacağını söyledi. Blumenthal’in verdiği bilgilere göre ABD'nin Javelin tanksavar füze stokunu yenilemesi 32 ay sürecek. Demokrat Parti’li Senatör, Ukrayna'daki savaşı sürmesi ve ABD’nin Ukrayna'ya Javelin tanksavar füzeleri sağlamaya devam etmesine yönelik endişelerini dile getirdi. ABD yakın gelecekte bu füzelerin stokunda büyük bir eksiklikle karşı karşıya kalabileceğine dikkati çeken Senatör Blumenthal,  Savunma Üretim Yasası'nın devreye sokulması çağrısında bulundu.
ABD, 24 Şubat’ta Rusya’nın işgalinin başlamasından bu yana Ukrayna'ya obüsler, Stinger uçaksavar sistemleri, Javelin tanksavar füzeleri, askeri mühimmat ve giyilebilir zırh dahil olmak üzere 3.4 milyar dolar değerinde silah gönderdi. Savaş, Kiev'e doğru dört bir yandan yaklaşırken yüksek talep görmeye devam eden Javelin füzeleri, Rus tanklarının başkente ilerlemesini ve Ukrayna'nın, doğusunda bir topçu savaşına girmesini önlemek için kullanılıyor.
ABD Savunma Bakanlığı (Pentagon), ABD’nin şimdiye kadar Ukrayna'ya 5 bin 500'den fazla Javelin tanksavar füze sistemi gönderdiğini açıkladı. Ukraynalı yetkililere göre Javelin silahları ile bugüne kadar bin 26 Rus tankı imha edildi. Lockheed Martin'in Başkanı ve CEO'su James D. Taiclet geçtiğimiz cuma günü Washington’daki bulunan Atlantic Council’de düzenlenen bir sempozyumda Ukrayna’nın hedefleri ile ilgili olarak, “Daha fazla netlik gerekiyor” değerlendirmesinde bulundu. Taiclet ayrıca şirketin Alabama’daki ve diğer yerlerdeki tesislerinde üretim kapasitesini artırmaya çalıştığını belirtti. 
Javelin tanksavar füze sistemleri, Rethorn Technologies ve Lockheed Martin ortaklığında üretiliyor. Stinger uçaksavar füze sistemlerinin üretimi ise Raythorn Corporation şirketi tarafından yapılıyor.
Lockheed Martin, Alabama’daki tesisinde 600 kişiye iş imkanı sağladığını ve beş tip füze üretimine katkıda bulunduğunu açıkladı. Javelin tanksavar füze sistemi için yılda 2 bin 100 füze üretebilen tek nihai montaj tesisi, Lockheed Martin’nin Alabama’daki fabrikası. Şirket, artan üretimin tedarik zinciri kesintileriyle engelleyebilmesine dair endişelerini dile getirirken Pentagon, bu silahların ve bileşenlerinin stoklarını günlük olarak takip ettiğini açıkladı.
ABD’nin Delaware eyaletinde bulunan Dover Hava Kuvvetleri Üssü'nden neredeyse her gün Rusya'ya karşı savaşında Ukrayna ordusuna tedarik edilmek üzere Doğu Avrupa'ya gönderilen Javelin ve Stinger sistemleri, obüsler ve diğer silahlarla dolu C17 model uçaklar kalkıyor. Analistler, ABD'nin omuzdan atılan Stinger füze sistemi stokunun yaklaşık dörtte birini Ukrayna'ya gönderdiğini söylüyorlar. Rusya'nın Ukrayna'yı işgali, ABD'li ve Avrupalı askeri silah üreticilerinin karlarını artırmaları için geniş bir alan sağlarken ABD Kongresi üyeleri savunma harcamalarını artırmayı planlıyorlar. Ancak askeri silah üreticileri, başta (sektörün kritik bir bileşeni olan titanyum gibi) önemli hammaddeler olmak üzere tedarik zincirinde yaşanan kıtlığın yanı sıra işgücü yetersizliği gibi sorunlarla karşı karşıyalar.
Raytheon Technologies CEO'su Greg Hayes, şirketin yedek parça sıkıntısı nedeniyle gelecek yıla kadar üretimi artıramayacağını açıkladı. Beyaz Saray’dan bir yetkili, Biden yönetiminin tedarik zincirindeki eksiklikleri ve savunma şirketlerinin karşılaştığı sorunları ele almak ve hem Javelin hem de Stinger füze sistemlerinin üretmi için bazı seçenekleri masaya yatırdığını kaydetti. Pentagon Sözcüsü John Kirby pazartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin askeri hazırlığının tek bir sisteme bağlı olmadığını, Pentagon’un Ukrayna'ya göndermek için çeşitlendirilmiş bir silah paketi geliştirdiğini söyledi.

Putin, Ukrayna’nın doğusunda zafer kazanacak mı?
ABD'nin Ukrayna'ya silah sevkiyatı hızlanırken yetkililer, Rusya Devlet Başkanı Putin’in Ukrayna'nın doğusunda kazanımlar elde ederek 9 Mayıs'a kadar askeri bir zafer ilan etmeyi umduğunu ve Rus ordusunun Ukrayna işgalinin büyük maliyetini haklı çıkarmak için zaferler aradığını söylediler. 9 Mayıs, 1945 yılında Rusların Nazilere karşı kazandığı zaferin yıl dönümü. Rusya, bu tarihin sembolik ve propaganda değerini Ukrayna'da askeri bir başarının ilan edilmesinde kullanmayı umuyor.
ABD Savunma Bakanlığı’ndan üst düzey bir yetkili, önümüzdeki haftaların çok önemli olduğunu ve yakın dönem için Avrupa'daki güvenlik koşullarının bu haftalarda belirleyebileceğini söyledi. Ukrayna'daki savaşın, Rusya ordusunun Ukrayna'nın büyük bölümünde kalmasıyla uzun soluklu bir çatışmaya dönüşebileceğini ve bu askerlerin varlığının da ülkede istikrarı bozan bir güce dönüşebileceğini belirterek ABD'nin de bundan kaçınmayı umduğunu söyledi.
ABD'li yetkililer ellerinde, Rusya’nın Ukrayna'nın doğusundaki ayrılıkçı Donetsk ve Lugansk bölgelerini ilhak etmek için mayıs ayı ortalarına kadar bir referandum düzenleyeceğine dair oldukça güvenilir bilgiler olduğuna işaret ettiler.
Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre ABD'nin Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) Büyükelçisi Michael Carpenter, Washington'da düzenlediği basın toplantısında şunları söyledi:
“Edindiğimiz son bilgilere göre Rusya'nın Donetsk ve Lugansk Halk Cumhuriyetleri’ni ilhak etmeye çalışacağını düşünüyoruz. Söz konusu bilgiler, Rusya’nın bir demokrasi ya da meşru seçim görüntüsü vermek amacıyla mayıs ayı ortalarına kadar bu yönde aldatıcı bir referandum düzenlemeyi planladığına işaret ediyor. Kremlin, bunu her zaman yapıyor.”
Moskova’nın Ukrana’nın Herson şehri için de benzer bir planı olduğunu öne süren Carpenter, Herson’un Ukrayna’nın Rusya tarafından 2014 yılında ilhak edilen Kırım’a yakın liman kenti olduğunu belirtti. Rusya’nın 3 Mart'ta stratejik öneme sahip bu şehrin kontrolünü ele geçirdiğini söyleyen Carpenter, Moskova’nın şehirde kontrolünü güçlendirmek için internet, iletişim ve elektriği kestiğini kaydetti.

Nükleer bir savaş olasılığı yok
Beyaz Saray, Ukrayna'ya Batı tarafından daha fazla askeri destek sağlanmasının üçüncü bir dünya savaşına yol açabileceği konusunda uyaran Rus yetkililerin tehditlerine yanıt olarak ABD’nin Rusya ile vekaleten bir nükleer savaşa girmeyeceğini bir kez daha vurguladı.
Beyaz Saray Sözcüsü Jen Psaki pazartesi akşamı gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Bu Rusya ve Ukrayna arasındaki bir savaş. Ne NATO ne de ABD bu savaşa dahil değil. Bu yüzden Kremlin’in bu yöndeki açıklamalarına tekrar tekrar karşı çıkılmasının hepimiz için önemli ve hayati olduğunu düşünüyorum. Rus yetkililerin bizzat kendilerinin, geçtiğimiz yıl da dahil olmak üzere her zaman bir nükleer
savaşın kazanılamayacağını açıkça belirttiklerini söyleyebilirim.”



Netanyahu erken seçim çağrılarına kapıyı kapattı

AA
AA
TT

Netanyahu erken seçim çağrılarına kapıyı kapattı

AA
AA

Netanyahu, düzenlediği basın toplantısında, artan uluslararası baskıya karşı İsrail ordusuna hareket özgürlüğü sağladıklarını ifade etti.

İsrail'in Hamas'a karşı zafer elde etmesi için 1,4 milyon Filistinlinin sığındığı Refah kentine saldıracaklarını söyleyen Netanyahu, bunu uluslararası hukuka uygun biçimde yapacaklarını ileri sürdü.

Netanyahu, Hamas ile İsrail arasındaki esir takası müzakerelerine ilişkin ise "Hamas'tan bir sonraki turda serbest bırakılacak İsrailli esirlerin listesini talep ettiklerini ancak henüz bunun ellerine ulaşmadığını" belirtti.

İsrailli esirlerin serbest kalması için bir uzlaşı sağlanabileceğini aksi takdirde kendilerinin zafer için savaşmaya devam edeceğini söyleyen Netanyahu, "Hamas'ın gerçek dışı taleplerini kabul etmeyeceklerini" dile getirdi.

Mescid-i Aksa'da ramazan uygulamaları yeniden görüşülecek

Netanyahu, ramazan ayında işgal altındaki Doğu Kudüs'te bulunan Mescid-i Aksa'da Filistinlilerin ibadetinin kısıtlanmasına ilişkin ise "gelecek hafta yapılacak görüşmelerde güvenlik durumuna göre karar alacaklarını" belirtti.

İsrail Başbakanı, Filistinlilerin Mescid-i Aksa'da ibadetinin yasaklanması çağrısı yapan aşırı sağcı Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in görüşmelerden dışlanmadığını söyledi.

Netanyahu erken seçime kapıyı kapattı

İsrail'de muhalefet ve protesto hareketlerinin çağrısını yaptığı erken seçim talebine değinen Netanyahu, "Şimdi erken seçim ülkenin felç olması ve savaşın durması anlamına geliyor. Savaşçılarımız bölünecek. Seçimlerde duygular, başkaldırı devreye girecek. Seçim, zafere bu kadar yakınken ulusal birliğimize bir darbe olacak." dedi.

Netanyahu, erken seçimlerin "Hizbullah Genel Sekreteri Hasan Nasrallah, Hamas'ın Gazze'deki lideri Yahya Sinvar ve İran'ın hayali olduğunu" söyleyerek, dünya liderlerine hitaben "Bizim hakkımızda yanılmayın. Kesin zafere ulaşana kadar savaşmakta kararlıyız." ifadesini kullandı.

İsrail Başbakanı ayrıca Ultra Ortodoks (Haredi) Yahudilerin askerlik hizmetine katılması için yeni hedefler belirlendiğine işaret etti ve yeni askerlik yasasında "herkesin ortak fikirde olmasının mümkün olmadığını" kaydetti.


Filistinli çocuk Abdullah el-Kahil Mısır'da yeniden dikkat çekti

Mısır Cumhurbaşkanı, Filistinli çocuğu öpüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, Filistinli çocuğu öpüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
TT

Filistinli çocuk Abdullah el-Kahil Mısır'da yeniden dikkat çekti

Mısır Cumhurbaşkanı, Filistinli çocuğu öpüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)
Mısır Cumhurbaşkanı, Filistinli çocuğu öpüyor (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

İsrail'in Gazze'ye yönelik bombalı saldırısında yaralanan Filistinli çocuk Abdullah el-Kahil, tedavi gördüğü Mısır'da dikkatleri üstüne çekti. Dün Kahire’de bazı özel şahsiyetleri onurlandırmak amacıyla düzenlenen ‘Farklılık Yaratanlar’ etkinliğinde yer alırken, söz konusu etkinliğe Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah es-Sisi, bir dizi bakan ve üst düzey Mısırlı yetkililer de katıldı.

Kahil, Kasım ayında Mısır Cumhurbaşkanı’na yardım çağrısı göndermiş, Gazze'deki savaş sonucu aldığı ağır yaralar nedeniyle tedavisinin Kahire'de tamamlanmasını istemişti. Cumhurbaşkanı Sisi ise çocuğun Refah Sınır Kapısı üzerinden Kahire'ye hızla nakledilmesi ve tedavi edilmesi talimatını verdi.

df vdfe
Mısır Cumhurbaşkanı, Farklılık Yaratanlar etkinliğinde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Kahil’in söz konusu etkinlikte yer alması ve sağlık durumunun iyileştiğinin görülmesi üzerine sosyal medya sayfaları Kahil hakkında paylaşımlar yaptı. Cumhurbaşkanı Sisi ise onun yeni talebini yerine getirdi.

Özel yeteneklere sahip kişiler için her yıl düzenlenen Farklılık Yaratanlar etkinliği, Cumhurbaşkanı Sisi’nin himayesinde düzenleniyor. Etkinlik ayrıca, sosyal dayanışma, gençlik ve spor bakanlıkları ile Mısır Zihinsel Engelliler Spor Federasyonu tarafından organize ediliyor.

Kahil, etkinlikte yaptığı konuşmada, ailesi ile birlikte Tel el-Hava bölgesinde yaşadıklarını, ardından Nuseyrat'a yerlerinden edildiklerini anlattı. Yerlerinden edildikleri bölgenin bombalandığını belirten Kahil, “Bombalama nedeniyle bacağım kesilecekti. Ertesi gün karnıma dikiş atılmış halde iken bacağımın ameliyatta olduğunu gördüm” dedi.

Hastanedeki doktorların babasına ayağının kesilmesi gerektiğini söylediğini belirten Kahil, ancak annesinin Mısır'a gidip tedavi göreceğini umarak bu teklifi reddettiğini belirtti. Etkinlik sırasında Kahil'in Gazze'ye tekrar dönme niyetinde olduğunu belirtmesi üzerine katılımcılar alkışları ile kendisine destek verdi.

sxzfv
Filistinli bir çocuk, İsrail'in Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki saldırıları sırasında yıkılan bir binanın yakınındaki molozların arasında oturuyor (AFP)

Kahil, Cumhurbaşkanı Sisi’ye sarılıp onu öpmek istediğini belirtti. Bu arzusunu memnuniyetle karşılayan Sisi ise “Hoş geldin Abdullah, senin ve yara alan herkesin selameti için Allah'a şükürler olsun. Bir insan sabırlı, dayanıklı ve çalışkan olsa, Allah’a tevekkül etse de hayatta geçirilecek zor günler olacaktır. Rabbimizin yardıma ve zafere kadir olduğuna, Rabbimizin imkansızı gerçekleştirmeye kadir olduğuna inanıyorum” açıklamalarında bulundu.

fvbfb
Mısır Cumhurbaşkanı, Farklılık Yaratanlar etkinliğinde (Mısır Cumhurbaşkanlığı)

Mısır Cumhurbaşkanı’nın Kahil’e sarılarak onu öpmesi salonda uzun süre ayakta alkışlandı. Sosyal medya kullanıcıları ise Cumhurbaşkanı Sisi'nin Kahil’i öptüğü görüntüleri paylaşarak çocuğun iyileşmesi yönünde dua etti.

Eymen isimli bir sosyal medya kullanıcısı, “Filistinliler başımızın üstündedir. Onları tüm kalbimizle destekliyoruz” dedi. Hişam adlı başka bir kullanıcı ise Filistinli çocuk için “Allah senden razı olsun kahraman” duasında bulundu. Yaser isimli başka bir kişi ise, “Allah sıhhat nasip etsin” dedi.

Gazze Şeridi'ndeki Filistin Sağlık Bakanlığı, 7 Ekim'den bu yana 29 bin 878 can kaybı ve 70 bin 215 yaralı kaydedildiğini bildirdi. Salı günü bakanlığın Facebook hesabından yapılan açıklamada, “İsrail işgali, Gazze Şeridi'nde son 24 saatte ailelere karşı 11 katliam gerçekleştirdi. Neticede 96 kişi hayatını kaybetti, 172 kişi ise yaralandı” denildi.


Savcılık detayları açıkladı: Dünyayı sarsan siyasi suikastın arkasından 'Kurtlar' çıktı

Fernando Villavicencio'nun cenazesine binlerce kişi katılmıştı (Reuters)
Fernando Villavicencio'nun cenazesine binlerce kişi katılmıştı (Reuters)
TT

Savcılık detayları açıkladı: Dünyayı sarsan siyasi suikastın arkasından 'Kurtlar' çıktı

Fernando Villavicencio'nun cenazesine binlerce kişi katılmıştı (Reuters)
Fernando Villavicencio'nun cenazesine binlerce kişi katılmıştı (Reuters)

Ekvador'da geçen yıl seçime günler kala suikasta kurban giden devlet başkanı adayı Fernando Villavicencio'nun ölümüyle ilgili yeni detaylar ortaya çıktı.

Cinayeti araştıran savcılık, suikastın bir suç örgütü tarafından cezaevinde tasarlandığını öne sürdü.

Ülkedeki çetelerle mücadele vaadiyle seçim kampanyası yapan Villavicencio geçen ağustosta başkent Quito'da bir miting çıkışında arabasına binerken silahlı saldırıya uğramıştı.

Salı günü görülen duruşmada Savcı Ana Hidalgo, soruşturma sürecinin detaylarını paylaştı.

Hidalgo, Ekvadorlu siyasetçiyi öldüren tetikçinin suikastın ardından polisle çatışmaya girdiği sırada intihar ettiğini söyledi.

Güvenlik kamerası görüntülerini inceleyen polis, bir diğer saldırganı belirleyip onu şehrin doğusunda gittiği eve kadar takip etti.

Eve baskın düzenleyen güvenlik güçleri, 6 Kolombiyalı şüpheliyi silah, mühimmat ve el bombalarıyla yakaladı.

Ancak olaydan birkaç hafta sonra 6 Kolombiyalı şüpheli El Litoral cezaevinde ölü bulundu. Adli tıp uzmanları, 6 şüphelinin boğularak öldüğünü belirlerken, El Pais gazetesi 6 şüphelinin de cezaevinde asıldığını yazdı.

Soruşturma kapsamında tutuklu bulunan 7. şüpheliyse bir sonraki gün başka bir cezaevinde öldürüldü.

Savcılık, Villavicencio'ya saldıran 7 şüphelinin cezaevinde ölmüş olmasına rağmen bu kişileri kiralama ve Ekvadorlu siyasetçiyi öldürme talimatının cezaevindeki bir tutuklu tarafından verildiği sonucuna ulaştı.

Tetikçilerden birine gönderilen mesajın izini süren savcılık, talimatın Los Lobos (Kurtlar) isimli suç örgütünden geldiğini tespit etti.

Ekvador'un en güçlü suç örgütlerinden biri olan Los Lobos'un 8 binden fazla üyesi olduğu tahmin ediliyor. Çetenin, Meksika'daki Yeni Nesil Jalisco karteliyle bağlantılı olduğu düşünülüyor.

 

Independent Türkçe, BBC, 20 Minutos


ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği neden akıllıca değil?

ABD Başkanı Joe Biden İsrail'e gelişinde ve 18 Ekim 2023'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından karşılandığında (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden İsrail'e gelişinde ve 18 Ekim 2023'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından karşılandığında (AFP)
TT

ABD'nin İsrail'e koşulsuz desteği neden akıllıca değil?

ABD Başkanı Joe Biden İsrail'e gelişinde ve 18 Ekim 2023'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından karşılandığında (AFP)
ABD Başkanı Joe Biden İsrail'e gelişinde ve 18 Ekim 2023'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu tarafından karşılandığında (AFP)

Bilal Saab

13 Aralık 2023'te İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile İsrail'in Gazze'deki askeri harekâtına ilişkin görüşmelerin ardından ABD Başkanı Joe Biden, Kongre'nin Yahudi devletine yönelik ABD askeri yardımını durdurma veya bunu şartlarla kısıtlama yönündeki çağrılarını reddedip, “Bu süreçte İsrail'i korumaktan başka bir şey yapmayacağız” demişti. Bir ay önce Başkan Yardımcısı Kamala Harris, ABD'nin ‘İsrail'e kendisini savunması için vereceği desteğe hiçbir koşul koymayacağını’ söylemişti.

Ancak Demokrat Parti’nin artan baskısıyla karşı karşıya kalan Biden, 9 Şubat'ta ABD askeri yardımı alan herkesin insan hakları yasalarına uyacaklarına dair yazılı güvence sağlamasını gerektiren bir idari muhtıra yayınladı. Ancak Beyaz Saray, ABD'nin İsrail'e yardımını kısıtlayacak koşulların ve ‘yeni standartların olmayacağını’ açıkça ifade etti.

sd
ABD Başkanı Harry Truman (sağda) İsrail Başbakanı David Ben-Gurion ile 8 Mayıs 1951'de Beyaz Saray'da görüşme (AP)

Bu yeni bir şey değil, zira Biden yönetimi İsrail'e koşulsuz askeri yardım politikasını destekleyen ilk yönetim değil. Harry Truman'dan Biden'a kadar neredeyse her ABD Başkanı da aynı şeyi yaptı.

Bu alışkanlıktan kurtulmanın zamanı geldi. Bu kötü bir dış politikadır. Hiçbir müttefik ya da ortak mükemmel değildir, dolayısıyla Washington'un ortağın davranışı ne olursa olsun tam destek politikasına bağlılığı ne akıllıca ne de hikmetlidir. Böyle bir politika, özellikle ortağın (bu durumda İsrail'in) uzun vadede ABD'nin çıkarlarına ve dünyadaki duruşuna zarar verecek politikalar benimsemesi durumunda sorunlu hale geliyor. İsrail'in, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ABD askeri yardımının en büyük kümülatif alıcısı olması ve bu yardımı kullanma konusundaki benzersiz ayrıcalıkları, Washington'un mutlak desteğini giderek sorumsuz hale getiriyor.

Gazze'nin kuşatılmasıyla insani durumun felaket olduğunu söylemek, durumu tam olarak ifade etmiyor

İsrail, diğer ülkeler gibi, tarihin en kötü saldırılarından biri olarak anılacak bir terör saldırısı olan 7 Ekim'de bin 200 İsrailliyi öldüren ve 240 kişiyi rehin alan Hamas da dahil olmak üzere, düşmanlarının oluşturduğu tehditlere karşı kendisini savunma hakkına sahip.

Bu meşru müdafaa hakkı kutsaldır ve uluslararası hukukta tanınmıştır. Ancak, ABD'nin İsrail'e sağladığı yardımın ahlaki, yasal ve stratejik değerlendirmesinde nesnel bir şekilde kaybettiğine dair geçerli bir neden olmaksızın savunulamaz.

ABD vergi mükelleflerinin yüz milyarlarca dolarlık parası, muazzam miktardaki ultra modern ABD silahları ve onları Birleşmiş Milletler'de (BM) savunma avukatı yapan destek, hiçbir koşul olmadan verilmemeli. ABD'nin müttefiklerine ve ortaklarına yaptığı askeri yardım, duygusal ve/veya maddi bir yatırım. Bu yatırımın geri dönüşü şüpheli hale geldiğinde Washington, yeniden değerlendirmek ve uyum sağlamak için her türlü çabayı göstermeli. Federal ve uluslararası kanunların yanı sıra saf mantık da ABD'yi diğer tüm müttefikleri veya ortaklarıyla bunu yapmaya zorluyor. Peki İsrail neden bir istisna?

Hareketin 7 Ekim'de başlattığı saldırıya İsrail'in Hamas'a verdiği misilleme yanıtı ışığında bu soru yeniden gündeme geldi. Biden yönetimi, endişe verici derecede yüksek sivil ölümlerine rağmen İsrail'in askerî harekâtına tutarlı bir destek gösterdi. Şu ana kadar üçte ikisi kadın ve çocuk olmak üzere 29 binden fazla Filistinli öldürüldü. BM ayrıca 1,7 milyon Filistinlinin yerinden edildiğini, 2,2 milyon kişinin de ‘yakın açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu’, Gazze'deki konutların yüzde 60'ından fazlasının hasar gördüğünü ve yaklaşık 17 bin çocuğun refakatsiz olduğunu veya ebeveynlerinden ayrıldığını bildirdi. Ayrıca 1,7 milyon Filistinlinin yerlerinden edildiğini, diğer 2,2 milyon kişinin ‘yakın bir açlık tehlikesi’ altında olduğunu, Gazze'deki evlerin yüzde 60'ından fazlasının zarar gördüğünü ve yaklaşık 17 bin yetimin veya ailelerinden ayrılmış çocuğun olduğunu bildirdi. Gazze'deki insani durumun felaket olduğunu söylemek, durumu tam olarak ifade etmiyor.

vdvfde
Protestocular, 31 Ekim 2023'te Kongre binasında İsrail'e 105 milyar dolarlık askeri yardım sağlayacağına dair ifade veren ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'in arkasında kırmızıya boyanmış ellerini kaldırıyor (AFP)

Bu nedenle, genel olarak ve özellikle Gazze'deki mevcut krizle ilgili olarak, ABD'nin İsrail'e koşulsuz askeri yardımının potansiyel maliyetinin kapsamlı ve samimi bir değerlendirmesi zorunlu hale geldi. ABD'nin daha önce böyle bir uygulama yapmadığına inanmak zor ama ne yazık ki bu kesinlikle doğru.

Kendi fikrimden bahsedecek olursam ben müttefik ülkeler tarafından ABD askeri yardımının kullanımını düzenleyen ABD yasalarının altınının oyulmasının en büyük bedel olduğunu düşünüyorum.

İsrail'e koşulsuz askeri yardım, ABD'nin ve uluslararası düzeyde mevcut savaşı sona erdirme çabalarını baltalıyor

İsrail'e Gazze'deki askeri operasyonlarında mutlak yetki verilmesi ve Amerikan askeri yardımlarının etkin denetimini sağlayamamak (İsrail, Amerikan askeri yardımlarını kontrol etme mekanizmalarını belirlemek için herhangi bir Amerikan gözetimine sahip olmayan dünyadaki tek alıcı), Amerikan yasalarının ihlallerini değerlendirmeyi imkânsız hale getirir. Dolayısıyla, ABD aslında dış yardım yasasını, silah ihracatı yasasını ve 'Leahy Yasası'nı temelde yıkar; çünkü bu yasalar, Amerikan askeri yardımlarının alıcılarının insan hakları standartlarını karşılamalarını zorunlu kılar. Bu standartları ihlal eden herhangi bir ülke, İsrail'in Filistin halkına kolektif cezalandırma yaptığı gibi, cezalara maruz kalacak ve ABD finansmanı için uygun olmayacak.

Bu çok önemli ve ABD'nin dış ilişkileri açısından gerçek sonuçları var. ABD'nin İsrail'e askeri yardımı konusunda herhangi bir koşul getirilmemesi, diğer alıcıların ABD yasalarına saygı duymasını engelleyebilir. Bu ülkelerin tek yapması gereken, İsrail'in ihlallerini meşrulaştırmaktır. ABD’nin bu çifte standardı, Washington'dan ABD silahları alan Arap başkentlerinin gözünden kaçmıyor.

dsvcdsvf
ABD'nin Birleşmiş Milletler Büyükelçisi Linda Thomas-Greenfield, 20 Şubat'ta Gazze'de ateşkes kararı taslağına karşı oy kullandı (AFP)

Uluslararası hukuku reddetmenin ve belki de zayıflatmanın (en azından varsayımsal olarak) başka bir bedeli daha var. ABD, İsrail'in Filistinlilerin insan haklarına yönelik ağır ihlallerine göz yumarken aynı zamanda Ukrayna'nın Rus saldırganlığına direnme çabalarını desteklemek için uluslararası hukuka dayanan argümanları kullanamaz. Buna karşılık Washington’un, kendisini ilgilendiren konularda uluslararası forumlarda uluslararası işbirliği araması ve koalisyonlar kurması giderek daha da zorlaşacaktır. Eğer Washington, örneğin Küresel Güney ile daha güçlü ilişkiler kurmak istiyorsa ve onu Rusya'nın Ukrayna'ya karşı savaşını kınamaya teşvik etmek istiyorsa, İsrail'in Gazze operasyonuna yönelik söylemini ve koşulsuz desteğini değiştirmek zorunda kalacak.

Biden yönetimi, ABD'nin küresel sahnede liderlik rolünü yeniden tesis etmek, çok taraflılığın geri dönüşü ve kurallara dayalı bir düzen gibi asil hedeflerle iktidara geldi. Ancak ABD'nin İsrail'i hukukun üstüne yerleştirerek değerlerine ihanet etmeye devam etmesi halinde bu dış politika düzenlemesi daha az inandırıcı görünüyor.

Stratejik olarak, İsrail'e koşulsuz askeri yardım politikası, mevcut savaşı sona erdirmeye ve sonunda İsrail-Filistin barış anlaşmasına ulaşmaya yönelik Amerikan ve uluslararası çabaları zayıflatır. Bu anlaşma olmadan, geniş kapsamlı Arap-İsrail normalleşmesinin gerçekleşme olasılığı düşüktür. Suudi liderler, Suudi-İsrail normalleşmesinin gereksinimlerini açık bir şekilde belirtmişlerdir - ki bu Biden'in Ortadoğu'ya yönelik dönüşüm planının bir parçasıdır - ve bunun 1967 sınırlarında bağımsız bir Filistin devletini ve başkenti Doğu Kudüs'ü tanımayı içermesi gerektiğini vurgulamışlardır.

Güvenilirliği ve itibarı söz konusu olduğunda ABD'nin yapacak çok işi var

Ancak Netanyahu'nun Filistin topraklarındaki Yahudi yerleşimlerini yasa dışı olarak genişletmeye kararlı çok sayıda aşırıcı unsurdan oluşan iktidar koalisyonu, iki devletli bir çözüme yönelik çalışmaya ilgi göstermedi. Biden yönetimi, bu hükümeti tam olarak destekleyerek, bölgesel gerilimleri azaltmak ve Gazze'deki feci durumdan çıkar sağlayan İran'ı ve onun vekillerini dizginlemek de dahil olmak üzere Ortadoğu'da yapmaya çalıştığı her şeyi yerle bir ediyor. Bölgedeki Amerikan güçlerine saldırıp onları öldürüyorlar. Ayrıca Kızıldeniz ve Aden Körfezi'nde seyrüsefer özgürlüğünü ve ticaretin serbest akışını tehlikeye atmaya çalışıyorlar.

scdfve
13 Ocak'ta Beyaz Saray önünde Filistin yanlısı gösteri (AFP)

Son olarak Biden'ın İsrail'i dizginsizce kucaklamasının iç siyasi bir bedeli var. ABD tarihinde ilk kez, kamuoyu yoklamalarına göre, Demokratlar Filistinlilere (yüzde 49) İsraillilerden (yüzde 38) daha fazla sempati göstermektedirler. Demokrat Parti'nin daha genç ve daha ilerici kanadı - ki bu kanat Biden'i iktidara getirmede etkili bir rol oynamıştır - Washington'un İsrail'e koşulsuz destek vermesine giderek daha fazla şüpheyle bakmaktadır. Biden'ın İsrail'e yönelik bu politikayı sürdürmesi durumunda bu seçmenlerin bir sonraki başkanlık seçimlerinde başka bir adayın yanında yer alıp almayacakları belli değil, ancak hayır oyu bile onun şansını zedeleyebilir.

Yasaların, kuralların ve insan haklarının küresel savunucusu olarak güvenilirliği ve itibarı söz konusu olduğunda ABD'nin yapması gereken çok şey var. Washington'un durdurmak için çok az şey yaptığı Gazze'deki yıkım ve ölümün boyutu göz önüne alındığında, ahlaki otoriteyi yeniden tesis etmek uzun zaman alacak. Ama kurtuluşa giden yol iki şeyle başlar: Birincisi, ahlaki, akılcı, insani ve stratejik bir mesele olduğu için Gazze'de ateşkes çağrısı yapmak. İkincisi, tıpkı Washington'un dünyadaki herhangi bir müttefik veya ortakla yaptığı gibi, Amerikan askeri yardımını İsrail'e uyarlamak ve Amerikan yasalarını uygulamak.


Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının Berlin görüşmesi sona erdi

Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA
Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA
TT

Azerbaycan ve Ermenistan dışişleri bakanlarının Berlin görüşmesi sona erdi

Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA
Fotoğraf: Halil Sağırkaya/AA

Azerbaycan ve Ermenistan arasında yürütülen barış müzakerelerinde bazı temel konularda ilave çalışmalara devam edilmesi gerektiği belirtildi.
Azerbaycan Dışişleri Bakanı Ceyhun Bayramov ile Ermenistan Dışişleri Bakanı Ararat Mirzoyan'ın barış anlaşması müzakereleri çerçevesinde Almanya'nın başkenti Berlin'de gerçekleştirdiği ve 2 gün süren görüşmeler sona erdi.

Azerbaycan Dışişleri Bakanlığından yapılan açıklamada, "Bakanlar ve heyetleri, 'Barış ve Devletlerarası İlişkilerin Kurulmasına İlişkin İkili Anlaşma' taslağının hükümlerine ilişkin tutumlarını müzakere etti. Bazı temel konularda ilave çalışmalara devam edilmesi gerektiği kaydedildi." ifadeleri yer aldı.

Bakan Bayramov'un görüşmelere ev sahipliği yapan Almanya Dışişleri Bakanı Annalena Baerbock'a teşekkür ettiği kaydedildi.


İsrail savaş kabinesinin Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir'i Aksa'nın idaresinden azlettiği iddia edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

İsrail savaş kabinesinin Ulusal Güvenlik Bakanı Ben-Gvir'i Aksa'nın idaresinden azlettiği iddia edildi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

İsrail savaş kabinesinin, ramazan ayı öncesinde Filistinlilere karşı ırkçı söylem ve politikalarıyla tanınan Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir'in yetki alanında olan Mescid-i Aksa'nın idaresinden uzaklaştırıldığı ileri sürüldü.İsrail Kanal 12'nin haberine göre, savaş kabinesi, ramazan ayında Filistinlilerin işgal altındaki Doğu Kudüs'teki Mescid-i Aksa'ya girişinin engellenmesi gerektiğini savunan Ben-Gvir'i bu bölgenin idaresinden azletti.

Savaş kabinesi, Ben-Gvir'in ramazanda İsrail vatandaşı, 40 yaş altı Filistinlilerin Mescid-i Aksa'ya alınmaması yönündeki talebini uygulamama kararı aldı.

Ben-Gvir ise sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, Başbakan Binyamin Netanyahu'dan söz konusu haberi yalanlamasını istedi. Ben-Gvir, söz konusu habere atıfta bulunarak, Başbakan'ın "Mescid-i Aksa konusunda savaş kabinesi üyesi Benny Gantz'ın, barışın baş eğerek ve teröre teslim olarak elde edildiği görüşünü benimsediğini", Ulusal Güvenlik Bakanı'nın yetkilerinin "algı kabinesine teslim edildiğini" belirtti.

Öte yandan, ana muhalefet lideri Yair Lapid de sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, Ben-Gvir'in Mescid-i Aksa çevresindeki idare yetkilerinden azleden savaş kabinesini aldıkları "doğru karar" nedeniyle tebrik etti.

Ben-Gvir Filistinlilerin Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanmasını talep etmişti
Aşırı sağcı Ben-Gvir, 18 Şubat'ta X hesabından yaptığı paylaşımda, Filistinlilerin ramazan ayında Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanması çağrısında bulunmuştu.

İsrail Başbakanlığından 19 Şubat'ta yapılan açıklamada da Ben-Gvir'in talep ettiği "ramazanda Filistinlilerin Mescid-i Aksa'da ibadetlerinin kısıtlanması" kararının "güvenlik göz önüne alınarak dengeli biçimde alındığı" ifade edilmişti.

İsrail basınında çıkan haberlerde ise İsrail vatandaşı Filistinlilerden de belirli yaşın altındakilerin Mescid-i Aksa'ya girişinin yasaklanacağı belirtilmişti.

İsrail polisi, 7 Ekim 2023'ten bu yana başta cuma günleri olmak üzere Filistinlilerin Mescid-i Aksa'ya girişlerine kısıtlama getiriyor.

İsrail'in geçmişte Mescid-i Aksa'ya yönelik ihlalleri Filistin coğrafyasında tansiyonu yükseltmiş, 2021'in ramazan ayında Aksa'ya düzenlediği baskın, İsrail içindeki şehirlerin yanı sıra işgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da olayların çıkmasına yol açmıştı. Bölgedeki gerilim İsrail'in Gazze'ye 11 gün süren şiddetli saldırılarıyla son bulmuştu.

Filistinlilerin arasında "şeytanın avukatı" olarak tanınıyor
İşgal altındaki Doğu Kudüs ve Batı Şeria'da Yahudi yerleşimcilerin şiddet eylemlerini teşvik etmesiyle bilinen Ben-Gvir, fanatik Yahudilerin terör saldırılarına ilişkin davalarda avukatlık yaptığı için Filistinliler tarafından "katillerin avukatı", "şeytanın avukatı" ve "sabıkalı" olarak adlandırılıyor.

Ben-Gvir, İsrail'in 1998'de terör eylemleri nedeniyle yasakladığı ve ABD'nin terör örgütü olarak tanımladığı ırkçı "Kah" hareketinin de üyesiydi.

Görüşlerinin radikalliği nedeniyle askerlikten muaf tutulan ve hakkında "nefret, kışkırtıcı söylem ve ırkçılık" gibi suçlamalardan 53 iddianame hazırlanan Ben-Gvir, 2007'de "ırkçılık ve terör örgütünü desteklemek" suçundan hüküm giymiş, aşırı görüşleri nedeniyle askerlikten "ideolojik çürük" olarak terhis edilmişti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun 2023'te göreve başlayan koalisyon hükümetinde Ben-Gvir, ülkedeki kolluk kuvvetlerinden sorumlu Ulusal Güvenlik Bakanlığına getirilmişti.


AP milletvekilleri, AB'nin genişlemeden önce "hazır" olması gerektiğini belirtti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

AP milletvekilleri, AB'nin genişlemeden önce "hazır" olması gerektiğini belirtti

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Parlamentosu (AP) milletvekilleri, Avrupa Birliği'nin (AB) genişlemeden önce "hazır" hale gelmesi gerektiğini savunarak, bu amaçla reformlar yapılması gerektiğini kaydetti.AP Genel Kurulunda "Gelecekteki genişleme ışığında AB entegrasyonunun derinleştirilmesi" başlıklı oturum düzenlendi.

Konuya ilişkin raporu hazırlayanlardan Portekizli milletvekili Pedro Silva Pereira, Rusya-Ukrayna Savaşı'nın genişlemenin jeopolitik boyutlarının gözden geçirilmesine neden olduğunu dile getirdi.

Silva Pereira, aday ülkelerle devam eden süreçlerin hızlı ilerlememesi ve zorlu bir süreç olması gerektiğini savunarak, "Aday ülkelerin kriterlerimize, Birliğin temel ilkelerine, insan haklarına, demokrasinin işleyişine ve hukukun üstünlüğüne uymak için ellerinden geleni yapmaları gerekmektedir." değerlendirmesinde bulundu.

"35 ya da daha fazla üyeden oluşan bir AB, 27 üyeli bir AB'nin kurallarıyla çalışamayacaktır." diye konuşan Silva Pereira, aday ülkeler reformlar yaparken AB'nin de kendi içinde oylama, karar alma ve Parlamento yapısına yönelik reformlar yapması gerektiğini kaydetti.

"Genişleme liyakate dayalı bir süreçtir ve öyle kalacaktır"
AB Komisyonunun adaletten sorumlu üyesi Didier Reynders, AB Konseyinin Aralık 2023'te Ukrayna, Moldova ve Gürcistan'a aday ülke statüsü verdiğini hatırlatarak, bu ülkeler ve Batı Balkanlar'ın Avrupa'nın parçası olduğunu söyledi.

AB'nin genişlemesinin ülke ve vatandaşlar için fırsatlar yaratacağını dile getiren Reynders, "Daha büyük bir birlik, ekonomik açıdan da küresel sahnede daha fazla jeopolitik ağırlığa ve etkiye sahiptir. Birliğin kritik bağımlılıkları azaltmasına yardımcı olabilir ve daha özerk hareket etmesine izin verir." değerlendirmesinde bulundu.

Reynders, Birliğin büyümesinin ayrıca, Avrupa'nın genelinde hukukun üstünlüğünü ve insan haklarına saygılı demokrasilerin sayısının artması anlamına geleceğine işaret etti.

AB'nin genişlemesi için söz konusu aday ülkelerin tam ve sürekli siyasi kararlılık göstererek ilgili reformları yapması gerektiğini vurgulayan Reynders, "Genişleme liyakate dayalı bir süreçtir ve öyle kalacaktır." dedi.

AP milletvekilleri arasında fikir ayrılığı yaşandı
Oturumda söz alan bazı milletvekilleri Batı Balkanlar, Moldova, Ukrayna ve Gürcistan'ın Rusya'nın etkisinden uzaklaşması için AB üyesi olması gerektiğini savunurken, bazılarıysa söz konusu ülkelerin katılımının bölgenin güvenliğine neden olacağı etkiler konusunda endişelerini dile getirdi.

AB genişlemesine karşı çıkan milletvekilleri, bunun Birliğin güvenlik, demokrasi ve egemenliğine zarar verebileceğini iddia ederek, aday ülkelerin AB'ye entegrasyonunda sorunlar yaşanabileceğini öne sürdü.

Milletvekillerinden bazıları ise aday ülkelerin iç işlerinde yaşanan gelişmeler nedeniyle sürecin "politikleştirilmemesi" gerektiğini vurguladı.


Avrupa Parlamentosu Gazze'de "acil ve kalıcı ateşkes" çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Avrupa Parlamentosu Gazze'de "acil ve kalıcı ateşkes" çağrısı yaptı

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Avrupa Parlamentosu (AP) ilk kez, İsrail'in saldırılarını sürdürdüğü Gazze'de "acil ve kalıcı ateşkes" çağrısında bulundu.AP Genel Kurulunda "Dünyada insan hakları ve demokrasinin durumu ile AB'nin buna yönelik politikası" konusunda hazırlanan 2023 raporu, 265 lehte, 253 aleyhte ve 10 çekimser oyla kabul edildi.

AP'deki Sol Grup üyelerinin değişiklik talebinde bulunduğu raporun 62'nci maddesine "Gazze'de acil ve kalıcı ateşkes çağrısı" eklendi.

Revize edilerek onaylanan yeni raporda, "AB'ye, üye ülkelere ve uluslararası topluma Gazze Şeridi'nde, herkesin gıda ve suya kesintisiz erişimini sağlamak amacıyla özellikle acil ve kalıcı bir ateşkes çağrısında bulunulur." ifadesi yer aldı.

Böylece AP ilk kez, Gazze'de ateşkes çağrısında bulunmuş oldu. 18 Ocak'ta kabul edilen kararda, "kalıcı ateşkes", tüm esirlerin serbest bırakılması ve Hamas'ın tasfiyesi şartlarına bağlanmıştı.

Genel Kurulda dün söz konusu rapora ilişkin yapılan oturumda birçok milletvekili, raporda Gazze'ye yer verilmemesini eleştirerek, AB'yi İsrail'i işlediği suçlara rağmen cezasız bırakmakla suçlamıştı.


ABD, İsrail'den Amerikan silahlarını "uluslararası hukuka uygun kullanması" için yazılı güvence bekliyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

ABD, İsrail'den Amerikan silahlarını "uluslararası hukuka uygun kullanması" için yazılı güvence bekliyor

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Matthew Miller, sadece İsrail'in değil, diğer ülkelerin de 45 gün içinde yazılı bir taahhütle söz konusu silahları "uluslararası hukuka uygun kullanacaklarını" taahhüt etmelerini beklediklerini söyledi.ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Miller, bakanlıkta düzenlediği günlük basın brifinginde Gazze'deki son durumu ve İsrail'e giden Amerikan silahlarıyla ilgili güncel tartışmaları değerlendirdi.

Sözcü Miller, İsrail'in ABD'ye söz konusu silahların uluslararası hukuka uygun kullanımı konusunda yazılı taahhütte bulunmasıyla ilgili bir soruyu yanıtladı.

Miller, söz konusu ulusal güvenlik memorandumunun şubat ayı başında Başkan Joe Biden tarafından yayımlandığını ve sürecin halen devam ettiğini belirtti.

Memorandumun sadece İsrail'i değil, ABD'den silah yardımı alan diğer ülkeleri de kapsadığını ifade eden Miller, Amerikan medyasında yeni çıkan ve memorandumun temelde İsrail'le bağlantılı olarak çıkarıldığını kaydeden haberlere katılmadığını söyledi.

Miller, "İsrail de dahil söz konusu ülkeler bize, bu silahları savaş hukukuna uygun kullanacakları ve kasıtlı olarak insani yardımları engellemeyecekleri hususlarında yazılı güvence verecekler. Bu ülkeler memorandumdan itibaren 45 gün içinde bu yazılı güvencelerini sunacaklar. Şu anda ilgili ülkelerle bu süreci yürütüyoruz." değerlendirmesini yaptı.

ABD Başkanı Biden, 8 Şubat'ta yayımladığı memorandumda, Dışişleri Bakanlığının ABD'den silah yardımı alan ülkelerden 45 gün içinde yazılı güvence almasını ve bu güvencelerin yıllık olarak Kongreye sunulmasını karara bağlamıştı. Memorandumda, yazılı güvenceyi vermeyen ülkelere askeri yardımların geçici olarak askıya alınabileceği kaydedilmişti.

Söz konusu memorandumun İsrail'in Gazze'de kullandığı Amerikan silahlarıyla ilgili olabileceği yorumları Amerikan medyasına yansımış, Biden yönetimi ise söz konusu yazılı güvencelerin ilgili tüm ülkelerden istendiğini dile getirmişti.


rump, emlak dolandırıcılığı davasının temyiz sürecinde 100 milyon dolar teminat yatırmayı önerdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

rump, emlak dolandırıcılığı davasının temyiz sürecinde 100 milyon dolar teminat yatırmayı önerdi

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Eski ABD Başkanı Donald Trump, kendisi, çocukları ve şirketleri hakkında yargılandıkları dava sonucu çarptırıldıkları toplam 454 milyon dolar para cezasının temyiz sürecinde tahsilatını durdurmak için 100 milyon dolar ödemeye hazır olduğunu belirtti.Trump’ın avukatları, New York Temyiz Mahkemesine cezanın toplam tahsilatının durdurulması için başvuru yaptı.

Dilekçede avukatlar, davadaki kararın hükümlerinin fahiş olduğunu ve Trump’ın "cezai tutarın tamamının teminatını sağlamasını imkansız hale getirdiğini" öne sürerek, toplam 454 milyon ceza tahsilatını durdurmak için 100 milyon dolarlık teminat ödemeye hazır olduklarını belirtti.

Avukatlar, yargılama sonucunda verilen cezanın "bankalardan kredi çekmeyi yasaklaması" nedeniyle Trump’ın talep edilen toplam miktarı temyiz sürecinde temin etmekte zorlandıklarını savundu.

Emlak dolandırıcılığı olarak bilinen davaya bakan yargıç Arthur Engoron, 16 Şubat’ta Trump’a, çocuklarına ve şirkete toplam 364 milyon dolardan fazla para cezası vermişti.

Trump, bu hafta başında kararı New York temyiz mahkemesine götürmüştü.

Ancak temyizde dava görülürken Trump'ın, New York Başsavcılığının cezai karar yetkisi ile mal varlıklarına haciz koymasını engellemek için toplam miktarı 25 Mart’a kadar teminat olarak sağlaması gerekiyor.

Cinsel tacizde bulunma ve hakaretten yargılanması sonucunda E. Jean Carroll adlı kadına ödeyeceği 88,3 milyon dolar tazminat ile emlak dolandırıcılığı davasının para cezası ve bu davaların mahkeme masraflarıyla Trump’ın 454 milyon dolar civarında hukuki borcu bulunuyor.

Trump hakkındaki dolandırıcılık davası
New York Başsavcısı Letitia James, Trump'ın, üç çocuğu ve şirketinin servetini 3,6 milyar dolar fazla gösterdiğini öne sürdüğü iddianamede, yargıçtan Trump ve çocuklarının New York'ta şirket kurmalarını, 5 yıl boyunca ticari gayrimenkul satın almalarını yasaklamasını ve 370 milyon dolar para cezasına çarptırılmalarını talep etmişti.

Yargıç Arthur Engoron, "emlak sektöründe yıllarca çok sayıda kişi ve kurumu dolandırdığı" suçlamasıyla açılan davada eski Başkan Trump ve "Trump Organization" adlı şirketinin anlaşmalar ve finansman sağlama evrakında varlıklarına aşırı değer biçerek ve net servetini abartarak bankaları, sigortacıları ve iş dünyasından kişileri dolandırdığına ilişkin iddiaların mahkemede değerlendirilmesine hükmetmişti.

Engoron, 35 sayfalık kararında Trump ile şirketi ve yöneticilerinin, yıllık finansal durumları hakkında sürekli yalan söyleyerek uygun şartlarda kredi ve düşük sigorta primi elde ettiklerini belirtmişti.

2 Ekim 2023'te başlayan duruşmalar, 11 Ocak'taki kapanış konuşmalarıyla sona ermiş, 16 Şubat’ta da yargıç Engoron, "emlak sektöründe hileli işler yapmak"tan Trump’a 354,9 milyon dolar, çocukları Donald Trump Jr. ve Eric Trump’ın her birine dörder milyon dolar, şirketin eski mali işler müdürüne de 1 milyon dolar para cezası vermişti.

Davadaki toplam 364 milyon dolar para cezasının yanı sıra Trump'a 3 yıl, çocuklarına da ikişer yıl New York’taki şirketlerinde üst düzey yetkili olarak görev yapmalarına ve bankalardan kredi almalarına yasak getirilmişti.