Dervişlerin dansı ile yenilenme akımı arasında... Irak'ta ‘Kesnezani tarikatı’ ritüelleri nasıl yayıldı?

Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
TT

Dervişlerin dansı ile yenilenme akımı arasında... Irak'ta ‘Kesnezani tarikatı’ ritüelleri nasıl yayıldı?

Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.
Kesnezani tarikatının şu anki başkanı Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnizani, ‘tarikatın gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçtiğini’ söyledi.

Sabah Nahi
Irak, taabbudi Sufi tarikatlarının çeşitlenmesini kutladı. Bu durum, tasavvuf tarikatlarının imamları arasındaki içtihat ve iletişim, genel olarak tasavvuf felsefesinin yaygınlığı ve aralarındaki büyük müçtehitlerin Irak’ın geneline yerine İslam devletinin başkentlerinden biri olan Bağdat'a gelmesinden kaynaklanıyor. Bağdat, Bin 400 yıl önce, Dördüncü Halife İmam Ali bin Ebu Talib'in Kûfe'ye taşınması ve Hicri 36’ıncı yılda hilafet başkentinin buraya nakledilmesiyle tarihinin en büyük olaylarına tanık olundu. Arap Yarımadası'ndan ve dünyanın çeşitli yerlerinden binlerce mürit ve destekçi, ilim öğrenmek ve araştırmak üzere Irak’a gelmiştir. Tasavvuf düşüncesinin yayıldığı ve tasavvuf ritüellerinin uygulandığı yerler olan tekkelerin çoğaldığı Bağdat, en parlak dönemini Abbasiler zamanında yaşadı. Bu tarikatların en geniş çaplısı İmam Abdulkadir Geylani’ye (1077-1166) nispet edilen Kadiriyye tarikatıdır. Abdulkadir Geylani tarafından kurulan dünyanın en yaygın tarikatı olan Kadiriyye, milyonlarca kişinin mensup olduğu, çeşitli ekolleri kurup yayan en önemli Sufi tarikatlarından biridir. Kadiriyye, İslam dininin Hindistan ve Asya’nın doğusunda yayılmasına katkıda bulundu ve sonuncusu Kesnezaniyye olmak üzere onlarca kola ayrıldı. Kesnezaniyye, bu tarikatın son halkalarından biridir. Sultan Muhammed el-Kesnezani’nin mensubiyetinden sonra bu isimle anılmaya başlanmıştır.
Ksenzan-2.png
Tarikatın liderliği, babası Şeyh Muhammed Abdulkerim’in ölümünden sonra başa geçen ‘Şemsuddin’ lakaplı Şeyh Nehru el-Kesnezani’nin elinde bulunuyor. (Independent Arabia)
Irak'ın kuzeyindeki Süleymaniye'de ikamet eden tarikatın şu anki lideri Şeyh Nehru Abdulkerim el-Kesnezani, Independent Arabia’ya yaptığı açıklamada tarikatın ‘gelenekten yeniliğe, yerelden küresele ve mirastan çağdaşa geçiş yaptığını’ vurguladı. Genç nesillerin, toplumun her düzeyi ve tüm kesimlerinden insanların uğrak noktası olduğunu söyleyen Şeyh Kesnezani, tarikatın isminin, zahiri anlamının ‘sırlar alemi veya gizli sırlar’ anlamına geldiğini fakat bâtıni anlamının ise Ruhun, aşkınlığa, Muhammediye nurlarının limanlarına, Libya fetihlerine, ruhun tecellisine ve ilahi nimetlerin kaynağına yakınlığına doğru hareketi’ olduğunu söyledi.  
Ksenzan-3.png
Merkezi önce Kerkük sonra Bağdat ve şimdi de Süleymaniye’de olan bu tarikatın liderliği için sabit bir merkez yok. Merkez, tarikat şeyhinin ikamet ettiği yer olarak biliniyor ve müritler de oraya gidiyor. (Independent Arabia)

‘Kesnezani’ tarikatının yayılışı
Merkezi Süleymaniye şehrinde bulunan ve Kuzey Irak, İran ve dünyanın diğer bölgelerinde yayılan bu tarikat, Şeyh Abdulkadir Geylani ve müriti Şeyh Abdulkerim Şah el-Kesnezani’ye nispet edilir. 1819-1899 yılları arasında Süleymaniye'nin Kerbejne köyünde yaşayan Kesnezani bu tarikatın ilk kurucusu kabul ediliyor. Çokça ibadet etmesi, kerametleri ve zühd hayatıyla ön plana çıkan Şeyh Abdulkerim, şimdiki adı Tailfe Dağı olan Sekirma Dağı’ndaki 40 günlük halvetinden sonra ‘Şah el-Kesnezani’ olarak isimlendirilmiştir. Şeyh Nehru el-Kesnezani, Kesnezaniyye tarikatının isminin 1867’de Kerbejne köyünde dünyaya gelen ve 1921 yılında hayatını kaybeden el-Muhacir lakaplı Şeyh Abdulkadir el-Kesnezan’ın şeyh olmasından sonra değiştiğini söyledi. Ömrünü Allah rızası için muhacir olarak geçirdiği için el- Muhacir olarak adlandırıldığını ifade etti. Şeyh Abdulkadir el-Kesnezani, tarikatın üçüncü şeyhi olup zühd hayatı ve abidliği ile meşhurdur.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre tarikatın liderliği, babası Şeyh Muhammed Abdulkerim’in (1938-2020) ölümünden sonra başa geçen ‘Şemsuddin’ lakaplı Şeyh Nehru el-Kesnezani’nin elinde bulunuyor. Bağdat'ta eğitimini tamamladıktan sonra İngiltere'den İslam tarihi doktorası almış eğitimli bir Şeyh olan Nehru el-Kesnezani, bu tarikatın yenilikçi liderlerinden biri olarak kabul ediliyor. Tarikat, şeyh Nehru döneminde, birçok ülkede yaygınlaşana kadar moderniteye ve uluslararası alana güçlü bir şekilde açıldı. Müritlerini eğitim ve öğretime teşvik etti. Aynı zamanda kadınların tarikatta ve hayatın çeşitli yönlerinde öncü bir role sahip olmalarına izin verdi. Tasavvuf ritüellerine müziği dahil etti.
Şeyh Nehru el-Kesneizani, tarikat merkezinin Süleymaniye'de bulunmasının önemine ilişkin bir soruya şu yanıtı verdi:
“Merkezi önce Kerkük sonra Bağdat ve şimdi de Süleymaniye’de olan bu tarikatın liderliği için sabit bir merkez yoktur. Merkez daha ziyade tarikat şeyhinin ikamet ettiği yerdir. Müritler de oraya gelir.”

Sufi ‘Kesnezaniye’ tarikatının dervişlerinin ritüelleri
Tasavvuf ritüelleri, Bağdat'ta defalarca ziyaret ettiğim tekkelerindeki derviş halkalarıyla karakterize ediliyor. Nakledenlere göre Irak ve başka yerlerde yayılan tekkelerde davul çalıp dini ilahiler söylüyorlar. ‘Tarikatın’ suyundan içtikten sonra herkesin içinde karınlarına sokup sırtlarından çıkan şişlerin kendilerine zarar vermeyeceğine inanıyorlar. İnsanlar bu manzara karşısında dehşete düşüyor ve dervişlerin kerametlerini seyretmekten zevk alıyor. Tarikat müritleri, tasavvufi bir vecd haliyle uzun saçları ve okudukları dualarla kafalarını sallıyor. İçinde bulundukları cezbe hali bağlılıklarını ve maneviyatlarını yükseltiyor. Davul ritimleri, kutsal sözler ve dualarla kendinden geçmelerine yol açıyor. Ruhları, bir ruh koruyucusundan başka bir şey olmayan bedeni aşıp gidiyor. Dualar, davul seslerinin yükselmesi ve ‘Meded Meded’ feryatlarıyla bir aşkınlık ve vecd haline giriliyor.
Dünyaya yayılan bu tarikatın lideri Şeyh Nehru şu açıklamada bulundu:
“Tarikat ne özel bir âyin ne de bir âyinler topluluğudur. Daha ziyade nasihat ve hidâyete dayalı bir hayat metodudur. İnsanları gerçek İslam ahlakına ve sevgi, barış ve başkalarıyla birlikte iyi bir şekilde yaşama çağrısı yapan Muhammedi ahlaka davet etmeyi amaçlıyor. Müritlerin çeşitliliğine gelince çoğunluk Kürt mü yoksa Arap mı? Cevap; gözün gördüğüdür. Herhangi bir Kesnezani topluluğunu, bir organizasyon söz konusu olmadan gelişigüzel bir şekilde inceleyen kimse Arap, Türkmen, Sünni ve Şii'nin herkesin aynı zikir halkasında ve aynı safta namaz kıldıklarını görecektir. Tarikatta özel ritüeller yoktur, aksine bunlar virdler, zikirler ve tasavvufi ilahileridir. Bu tüm Sufi tarikatlarında vardır. Hz. Peygamber’i (sav) seven herkes için geçerlidir. Şekli ve yöntemi kişiden kişiye farklılık gösterse de Cenab-ı Hakk'ı zikretmek ve O'nu kendi adıyla tesbih etmek Bütün Müslümanlara emredilmiştir.” 

Kesnezaniye manevi bir bağlılıktır
Şeyh Nehru, “Düzenin, çoğunluğu gençlerden oluşan yüz binlerce insanın dahil olduğu oluşumları veya onu yöneten bir iç sistemi var mı?” sorusuna şu cevabı verdi:
“Tarikat ne bir kurum ne de bir sivil toplum kuruluşudur. Tarikat, müritlerinin tekke adı verilen bir ibadet ve anma yerinde buluştuğu manevi bir bağlılıktır. Birçok yerde çok sayıda tekke mevcut. Aynı durum, iç sistem için de geçerli. Bir iç sistem yoktur, daha ziyade müridin şeyhi ile ilişkisi ve aracısız, bağlantısız bir manevi ilişkidir.”
Peki, bu tarikatın mürit sayısını sayısal olarak ne belirliyor? Tarikat liderine göre Kesnezani tarikatı, geniş çaplı bir yayılım kaydetti. Şeyh Nehru konuya dair şunları söyledi:
“Bu yaşayan bir tarikat olup, mürşitleri aktif faaliyet gösteriyor. Tarikat her geçen gün genişliyor. Tekkeler, dünyanın doğusu ve batısındaki birçok ülkede bulunuyor. Örneğin tarikatı Irak'a ek olarak Avrupa ve Afrika ülkelerinin yanı sıra İran, Ürdün, Sudan, Hindistan, Malezya, Endonezya ve Pakistan'da net bir şekilde bulabilirsiniz.”
Şeyh Abdulkadir Geylani'nin Bağdat'ta Rusafa bölgesindeki türbesi yakınında yayılan Kadiri tekkeleri, uzun saçlarını taktıkları sarıkların altına saklayan dervişlerin ruhları için yaşam yeri olarak varlığını sürdürüyor. Dervişlerin hayatını karakterize eden bir zühd ve tevazu halindeler. Yüce ahlaki değerleri olan bu kişiler halk tarafından saygı ve hürmetle karşılanıyor. Müritlerin, tarikat saflarına kabul edilmesi için yerine getirmeleri gereken herhangi bir koşul bulunmuyor. Kapıları herkese açık olan bu tarikatın önceliklerinden biri diğerlerini kabul edip aradaki farklılıkları ortadan kaldırmaktır. Çünkü tarikatın öğretilerinde kişi eşsiz ve tekrarı olmayan bir yüce değerdir. Tarikat büyüklerinin vurguladığı gibi, tarikatın gerçek doktrini hümanizmdir.

Tekkeler, zikir çekme diyarıdır
Kesnezaniler, Bağdat'ın batısında Kerh yönündeki el-Amiriye semtinde kendilerine bir tekke edindiler. Tekkeye hizmet eden gönüllüleri, çeşitli yaş ve mezheplerden müritlerini görmek için tekkeleri birkaç kez ziyaret ettim. Kıraat, dini ezberleme ve tahta ve hayvan derilerinden yapılmış davulları çalmayı öğrenme ritüellerini uyguluyorlar. Kesnezani ailesine övgüde bulunuyorlar. Soy ağaçları, soylarının Hüseyin bin Ali bin Ebu Talip’e dayandığını doğruluyor. Bağdat'ta ve dünyanın başka şehirlerinde birkaç kez, Şeyh Nehru bin Muhammed Abdulkerim el-Kesnezani ve küçük kardeşi Şeyh Gandi ile görüştüm. Kadirilerin bir kolu olan Kesnezani tarikatının Şeyhi olan babalarının Şeyh Muhammed Abdulkerim el-Kesnezani'nin benimsediği yaklaşımın asalet ve ahlaki yüceliğine tanık oldum. Kuzey Irak’ta yer alan Süleymaniye şehrindeki Tasavvuf tarikatının yüzbinlerce müridi Irak'ta ve yurt dışında tartışmalara yol açan Sufi tarikatına mensup bir âlim olan Şeyh Muhammed’in cenaze törenine akın etmişti. Ancak bu tarikatın alamet-i fârikası ve Irak'taki geniş çaplı destek görmesi ile ilgili sorular söz konusu.
Peki, bu tarikatın diğer Tasavvuf tarikatlarından farkları neler? Şeyh Nehru, bu soruya şu yanıtı verdi:
“Bütün tasavvuf tarikatlarının ışığı tek bir kandilden kaynaklanır. Aynı Muhammedî nurlardan beslenir. Yöntemleri tamamen vird, zikir ve manevi egzersizlerdir. Ancak fark bu yaklaşımı uygulama yöntemi, müritlerinin faaliyetlerine, şeyhinin manevi gücüne ve yolu yaymaya olan ilgisiyle bağlantılıdır. Tarikat ve müntesipleri, müritlerin saflarına kabul edilmesi konusunda şartlar koşmamış, önceliklerinin merkezine insanlar arasındaki farklılıkların giderilmesini yerleştirmiştir.”

‘Kesnezani’ kutlamaları ve bayramları
Bu tarikatın müritlerine özel bayramlar söz konusu değil. Bayramları, tüm Müslümanların bayramlarıdır. Kutlama münasebetleri yine tüm Müslümanlarınkiyle aynıdır. Diğer Müslümanlarla ayrışmamaya özen gösteriyorlar. Ancak Tarikat Lideri Şeyh Nehru, “Kutlamalara gelince; Kesnezani tarikatı, kutlu doğum ve tarikat şeyhlerinin doğum yıl dönümleri münasebetiyle büyük ve merkezi kutlamalar düzenleyerek ön plana çıkar” diye konuştu.
Son olarak Şeyh Şemsuddin Nehru el-Kesnezani, tasavvufla uyumlu olmayan müzikleri dahil ettiği bu kutlamaların satır aralarında moderniteye vurgu yaptı. Kadınlar da artık bu kutlamalara katılabiliyor. Tasavvuf dünyası, Irak'ta Mezopotamya'ya yerleşen belirli fıkıh ekollerinden ve insanları alçakgönüllülük ve iç huzura çağıran entelektüel Sufi kültürünü yayan yüzlerce seçkin ilim adamının varlığından yararlanır. Kesiezaniye de bu yaklaşımın ve onun yenilenen ritüellerinin bir uzantısıdır.



Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
TT

Önce seçim mi, anayasa mı?... Libya’daki siyasi krizde yeni bir dönem

Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)
Dibeybe, Libya’nın batısındaki Misrata’da toplum ve aşiret liderleriyle yaptığı görüşmede (Birlik Hükümeti Başbakanlık Ofisi)

Libya’nın batısındaki siyasi tablo içinde ertelenen seçimlere giden yol konusunda görüş ayrılığı derinleşti. Geçici Ulusal Birlik Hükümeti Başbakanı Abdülhamid Dibeybe, “4+4” adlı küçük diyalog komitesinin yürüttüğü sürece destek verirken, Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, anayasal sürece ve 2017’de hazırlanan anayasa taslağının referanduma sunulmasına bağlılığını yineledi.

Gözlemcilere göre bu iki tutum, seçimlerin teknik ayrıntılarının ötesine geçen daha geniş bir anlaşmazlığa işaret ediyor. Tartışmanın merkezinde, önümüzdeki dönemi şekillendirecek sıralamanın ne olması gerektiği sorusu bulunuyor: “4+4” anlaşmasının öngördüğü gibi önce seçimlerin yapılabilmesi için siyasi ve hukuki çerçevenin oluşturulması mı, yoksa kalıcı kurumlara geçilmeden önce anayasa taslağının Libyalıların onayına sunulmasıyla anayasal sürecin tamamlanması mı?

rgthy
Devlet Yüksek Konseyi Başkanı Muhammed Tekale, Anayasa Hazırlama Kurumu Başkanı ile görüşürken (Devlet Yüksek Konseyi)

Dibeybe, salı akşamı Misrata’dan etkili siyasi ve toplum önderleriyle gerçekleştirdiği görüşmede, Libya’nın doğusu ve batısındaki iki yönetici taraf arasındaki “4+4” anlaşmasına dolaylı olarak destek verdi. Başbakanlık ofisinden yapılan açıklamaya göre Dibeybe, anlaşmanın “hükümetinin seçimlere gitme, geçiş dönemlerine son verme ve istikrarlı ve kalıcı bir siyasi döneme geçme vizyonuyla örtüştüğünü” belirtti.

Dibeybe, “Kararın, bölünmüşlüğe son verecek ve kurumlara gerçek meşruiyetini vatandaşların iradesinden kazandıracak seçimler yoluyla Libya halkına ait olması gerektiği yönündeki vizyon nettir” dedi. Mevcut siyasi aşamaları ve kurumları yeniden üretecek düzenlemeleri reddettiğini vurguladı.

Dibeybe’nin bu tutumu, “4+4” komitesinin 30 Ağustos’ta Trablus’taki Birleşmiş Milletler misyonu merkezinde, Temsilciler Meclisi, Devlet Yüksek Konseyi ve Başkanlık Konseyi temsilcileri ile büyükelçilerin katılımıyla ve BM Libya Özel Temsilcisi Hanna Tetteh’in himayesinde anlaşmayı imzalamasının ardından geldi.

Anlaşma; seçimlerin anayasal ve hukuki çerçevesindeki çözülememiş meselelerin ele alınmasını, Yüksek Seçim Komisyonu’nun yönetim kurulunun yeniden yapılandırılmasını ve cumhurbaşkanlığı ile parlamento seçimlerinin en geç 24 ay içinde yapılmasına yönelik bir takvim oluşturulmasını öngörüyor. Ayrıca çifte vatandaşlığa sahip kişilerin ve askerlerin seçimlerde aday olup olamayacağı meselesinin de çözüme kavuşturulması planlanıyor.

Mareşal Halife Hafter liderliğindeki “Libya Ulusal Ordusu” daha önce anlaşmayı memnuniyetle karşıladığını açıklamıştı. Anlaşma, ABD Başkanı’nın Afrika işleri başdanışmanı ve kurumların birleştirilmesi ile seçim sürecinin ilerletilmesine odaklanan girişime öncülük eden Massad Boulos’un desteğini almıştı. Bu sırada Birleşmiş Milletler de anlaşma için daha geniş bir siyasi destek tabanı oluşturmaya ve diğer siyasi aktörlerle temas kurmaya çalışıyor.

Buna karşılık Tekale, salı akşamı Trablus’ta Anayasa Taslağı Hazırlama Kurumu Başkanı Murec Nooh ile yaptığı görüşmeyle anayasa konusunu yeniden siyasi gündemin merkezine taşıdı. Tekale, Konseyin anayasa hazırlamakla görevli ve halk tarafından seçilmiş kurumla iletişimi sürdürmeye önem verdiğini belirtti.

Tekale, anayasal sürecin gerektirdiği adımların tamamlanmasının ve Libyalıların özgür ve adil bir referandum yoluyla kendi anayasal sistemlerini seçme hakkını kullanmalarının önemini vurguladı. Görüşmede ayrıca siyasi tıkanıklığın aşılması ve ulusal seçimlerin yapılmasının önünü açacak, üzerinde uzlaşılmış bir anayasal temel oluşturulmasının yolları ele alındı.

Anayasa taslağını hazırlamak üzere kurulan kurum 2014’te seçilmiş, anayasa taslağını Temmuz 2017’de tamamlamıştı. Ancak taslak bugüne kadar referanduma sunulmadı. Böylece taslağın referanduma götürülmesinin mi, yoksa seçimlerin önünü açacak geçici bir anayasal temel oluşturulmasının mı öncelikli olması gerektiği konusundaki anlaşmazlık devam etti.

Tekale’nin tutumu, “4+4” anlaşmasına ilişkin daha önce yaşanan anlaşmazlığı da yeniden gündeme getirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Tekale o dönemde bu süreci, kendi değerlendirmesine göre yeterli kurumsal temele dayanmadığı gerekçesiyle reddetmiş ve anayasal-hukuki sürece bağlı kalınması ve Temsilciler Meclisi ile koordinasyon sağlanması çağrısında bulunmuştu.

Dibeybe ve Tekale’nin tutumları arasındaki farklılık, Trablus’taki siyasi kurumlar içinde siyasi uzlaşıların uygulanabilir seçim sürecine nasıl dönüştürüleceği konusunda daha geniş bir görüş ayrılığı bulunduğunu ortaya koyuyor. İki taraf, ilke olarak geçiş dönemine son verilmesi ve seçimlerin yapılması konusunda hemfikir olsa da seçimlere götürecek siyasi ve hukuki çerçeve konusunda farklılaşıyor.


Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
TT

Dağ çatışmaları Husilerin kayıplarını artırıyor

Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)
Çatışmalardan kaçan Yemenliler, dün Aden yakınlarında gıda kuponu almak için sırada bekledi (Reuters)

Yemen’in Taiz’in batısı, Lahic ve batı kıyısı cephelerinde askeri çatışmalar sürerken, askeri kaynaklar dağlık bölgelerdeki çatışmalar ile hava saldırılarının Husilerin kayıplarını artırdığını belirtti.

Hükümete bağlı güçler, Kahbub Dağları’nda Husilerin düzenlediği bir saldırının püskürtüldüğünü ve bazı mevzilerin geri alındığını açıkladı. Açıklamada ayrıca bölgede üç insansız hava aracının (İHA) düşürüldüğü, Vaziye bölgesinde ise Husi unsurlarına ait toplanma alanları ve araçların hedef alındığı belirtildi.

Taiz’in güney kırsalında ise hükümet güçleri, Harad Cirdad bölgesindeki Karfan Dağı’nın kontrolünün tamamen sağlandığını duyurdu. Açıklamaya göre çatışmalarda 5’ten fazla Husi öldürüldü, yaklaşık 20 kişi de yaralandı.


 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
TT

 ABD, 5 milyon dolar değerindeki 36 tarihi eseri Suriye’ye iade etti

Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)
Suriye’nin merkezindeki antik Palmira kenti, (AFP)

ABD’li yetkililer dün, aralarında DEAŞ’ın Palmira antik kentini tahrip ettiği dönemde yasa dışı yollarla ülkeden çıkarılan bir taş heykelin de bulunduğu 36 çalıntı tarihi eseri Suriye’ye iade etti. Şarku’l Avsat'ın AFP’den aktardığına göre eserler, ABD makamlarının yürüttüğü soruşturmalar kapsamında ele geçirildi.

Toplam değeri 5 milyon doların üzerinde olan eserler, New York’taki Metropolitan Sanat Müzesi’nin yanı sıra çeşitli antika koleksiyoncularından ele geçirildi.

Manhattan Bölge Savcısı Alvin Bragg, “Tarihi eserlerin iadesi, kültürel mirasın korunmasının sınırları ve ulusları aşan bir sorumluluk olduğunu güçlü biçimde hatırlatıyor” dedi.

Açıklamaya göre söz konusu heykel, UNESCO Dünya Mirası Listesi’nde yer alan Palmira antik kentinden, DEAŞ mensuplarının 2015-2017 yılları arasında kentin büyük bölümünü tahrip etmesinden önce çıkarıldı.

Ağırlığı 450 kilogramdan fazla olan kireçtaşı heykelde, uzanmış durumdaki bir erkek ile etrafında bir kadın ve üç çocuk tasvir ediliyor.

ABD daha önce de Çin, Yunanistan ve İtalya dahil olmak üzere çeşitli ülkelere çalıntı tarihi eserler iade etmişti.

Suriye’nin Washington Büyükelçiliği Maslahatgüzarı Muhammed Kanatiri yaptığı açıklamada, iade işleminin “kültürel mirasın korunmasına yönelik ortak bağlılığın iki ülke arasında kalıcı köprüler kurabileceğini” gösterdiğini belirtti.

Kanatiri, “Suriye-Amerikan işbirliği sayesinde, Manhattan Bölge Savcılığı’nın çabalarıyla Suriye tarihinin bir parçası nihayet ülkesine dönüyor” ifadelerini kullandı.

İade edilen eserlerden dördü, Amerikalı antika koleksiyoncusu Michael Steinhardt’tan ele geçirildi. Steinhardt, 2021 yılında ABD hükümetiyle yaptığı anlaşma kapsamında dünyanın çeşitli bölgelerinden çalınan yaklaşık 180 eseri iade etmişti. Bu eserlerin toplam değerinin 70 milyon dolar olduğu belirtildi.

Manhattan Bölge Savcılığı, Metropolitan Sanat Müzesi’nden ele geçirilen 13 eserin, 2017’den bu yana kurumdan el konulan toplam 402 tarihi eser arasında bulunduğunu açıkladı. Bu eserlerin toplam değerinin 98,7 milyon dolar olduğu bildirildi.