Fransız kaynaklara göre Şam, Cezayir zirvesinde Arap Birliği’ne geri dönemeyecek

Moskova, Brüksel Bağışçılar Konferansı’na davet edilmedi.

Reuters
Reuters
TT

Fransız kaynaklara göre Şam, Cezayir zirvesinde Arap Birliği’ne geri dönemeyecek

Reuters
Reuters

Uluslararası alanın başlıca gündem maddesi Ukrayna’daki savaş olsa da diğer biçimlerde yürütülen aktif veya gizli savaşlar da diplomasi arenasında sürüyor. Bu çerçevede Avrupa’nın başkenti Brüksel, gelecek pazartesi ve salı günü Belçika’da altıncısı düzenlenen ‘Suriye’nin ve Bölgenin Geleceğini Destekleme’ konulu bir konferansa ev sahipliği yapacak.
Yaklaşan konferansı öncesi iki benzer konferanstan ayıran nokta, Kovid-19 pandemisi ve eksenleri nedeniyle uzaktan düzenlenen iki toplantıdan sonra bizzat katılım yoluyla yapılacak olması. Avrupa Birliği’nin (AB) çağrısı yaptığı ve Birleşmiş Milletler (BM) himayesinde gerçekleşecek olan konferans, onlarca ülke (yaklaşık elli ülke), bölgesel (Avrupa ve Arap) ve uluslararası kuruluşlar, finans kuruluşları, sivil toplum kuruluşları temsilcilerini içerecek. Konferans ayrıca siyasi, diplomatik, ekonomik ve insani koşulları ele almak üzere bir fırsat oluşturacak.
AB Komisyonu Sözcüsü Peter Stano’nun son açıklamasına göre ilk gün, Ortadoğu, Avrupa, Amerika gibi bölgelerdeki ev sahibi ve destekçi ülkelere ek olarak Suriye içindeki ve dışındaki sivil toplum temsilcilerini de kapsayan diyalog seminerlerine ayrılacak. İkinci gün de bakanlar düzeyinde yapılacak resmi toplantının gündeminde Suriye meselesinin siyasi, ekonomik ve insani tüm yönleriyle ele alınması bekleniyor.
BM Genel Sekreteri’nin Suriye Özel Temsilcisi Geir Pedersen tarafından ‘2254 sayılı uluslararası karara göre krize müzakere edilmiş bir siyasi çözüm sağlamak için sarf ettiği çabalar’ hakkında bir rapor sunulacak.
Fransız bir diplomatik kaynak, Rusya’nın toplantıya davet edilmediğini bildirdi.
Tüm bu yönlerin önemine rağmen Suriye içinde ve dışında, yani Türkiye, Lübnan, Ürdün ve Mısır gibi en fazla sayıda mülteciye ev sahipliği yapan ülkelerde, Suriyeli yerinden edilmiş ve mültecilerin insani, sağlık ve eğitim ihtiyaçlarını karşılamak için gerekli fonların sağlanmasına odaklanılacak.
Diğer yandan uluslararası toplum için ek bir endişe kaynağı oluşturan yeni bir gerçeklik de konferansın gündeminde olacak. Bu çerçevede başta Suriye olmak üzere bölgede bozulan insani ve ekonomik koşulları daha da kötüleştiren Rusya’nın Ukrayna’ya saldırısının etkileri ve savaşın gıda güvenliği üzerindeki etkileri ele alınacak.
Brüksel, 2017’de ev sahipliği yaptığı ilk konferanstan sonra yıllık bir durak haline geldi. Beşinci konferansta, 6,4 milyar dolarlık taahhütlerde bulunulmuştu. Bu çerçevede AB Komisyonu Sözcüsü Stano, AB’nin ‘Suriye halkına olan bağlılığını ve sürekli uluslararası ilgiyi sağlama konusundaki istekliliğini göstermeye devam edeceğini, nihai olarak müzakere edilmiş bir siyasi çözüme ulaşmak için mevcut tüm araçları seferber edeceğini’ dile getirdi.
Paris, konferansın toplanmasından önce Suriye meselesine yönelik aşırı karamsar yaklaşımını açıklamak için aceleci davranıyor. Öyle ki bazı Arap ülkeleri ile Şam arasında yaşanan normalleşmeden, Pedersen’in çabalarının sonuçsuz kalmasından ve rejimin kendi içinde ve uluslararası toplum düzeyinde kabul edilebilir bir çözüme ulaşma arzusunu gösteren herhangi bir kıvılcımın olmamasından duyduğu rahatsızlığı ifade etti.
Paris, savaşın sona ermediğine ve rejimin tüm Suriye toprakları üzerinde kontrolünü dayatamadığına inanıyor. Paris’e göre Suriye’den ayrılanların sayısı geri dönenlerin sayısından fazla olduğu için iç kanama devam ediyor.
Paris, Brüksel konferansının toplanmasından memnun, ancak dünyanın ‘aynı yerinde devam eden Suriye krizinden’ sıkılmış olabileceğinden de endişeli. Korkularını artıran şey ise Ukrayna savaşının diğer her şeyi kaplamış olması.
Fransa ayrıca, yurtiçinde ve yurt dışında 14 milyon Suriyelinin gıda güvencesine sahip olmadığına dikkat çekiyor.
Paris yönetimi, Avrupalı, ABD’li, Arap ve yabancı ülkelerdeki ortaklarıyla birlikte ‘rejimi politikalarını değiştirmeye zorlamak için’ üç baskı kartına bağlı olan sert bir yaklaşım benimsemeye hevesli. Bu yaklaşımsa üç felaketle özetlenebilir: Normalleşmeyi reddetme, yaptırımlarda vazgeçmeye karşı çıkma ve henüz başlamamış olan yeniden yapılanma sürecine katılmaya karşı durma.
Fransız bir diplomatik kaynak, Paris’in Şam ile ilişkilerini normalleştirme kararı alan BAE, Bahreyn ve Ürdün gibi Arap ülkelerinin ‘kararın egemenliğinden yararlandığına’ inandığını ve bu nedenle onları eleştirmekten kaçındığını söyledi. Ancak aynı zamanda bu adımların, on yılı aşkın süredir bilinen politikalarını sürdüren rejimin benzer adımlarıyla eşleşmediğine inanıyor. Dolayısıyla attığı adımların boşuna olacağı kanaatinde. Fransız kaynak, Paris’in ilgili ülkelere tavrı hakkında bilgi verdiğini ve bu tavrın içeriğinin ‘Suriye rejiminin sert ve radikal tutumlarına bağlı kalması, Arap ülkelerinin onunla ilişkilerini onararak sundukları karşılığında herhangi bir taviz vermeyi reddetmesi’ yönünde olduğunu belirtti. Her halükârda diplomatik kaynağa göre Fransa, bu ülkelerin amaçlarının farkında. Bu bağlamda Ürdün ise öncelikli olarak güvenlik sorunu, Suriyeli mültecilerin varlığı, topraklarından geçen her türlü uyuşturucu kaçakçılığının sıklığı ve diğer faktörlerle ilgileniyor.
Paris bugün halen uluslararası temsilcinin siyasi çözüm çabalarını desteklemeye devam ediyor. Aslında Pedersen’in çabaları henüz olumlu bir sonuç vermedi. Suriye konusunda bir atılım yapmak isteyen Anayasa Komitesi halen aynı yerinde ve rejimin buna göre net bir vizyon ve çalışılacak bir gündem sunmayı reddetmesi nedeniyle geniş kapsamlı toplantıları bir boşlukta gerçekleşiyor.
Paris, Pedersen’in ‘adıma karşılık adım’ ilkesine dayalı önerisine yanıt olarak Özel Temsilci’yi, rejimin krize çözüm bulmak için atabileceği adımlara ışık tutan bir rapor sunmaya çağırdı.
Ayrıca Paris’in rejimden ‘insan hakları ihlallerine son verme ve öldürme, tutuklama ve işkence dahil sivilleri hedef alma’ konusunda net tavırlar sergilemesini istemesi de mümkün. Suriye Devlet Başkanı tarafından kısa süre önce yayınlanan af kararnamesi konusuna gelince; Fransız kaynaklar, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada aşağılayıcı ve insanlık dışı koşullar altında gündeme geldiğini ve rejiminin imajını iyileştirmeyi amaçladığını aktardı.  
Paris yönetimi, Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüş meselesine dair ise bunun gelecek sonbaharda Cezayir’in ev sahipliği yapacağı Arap zirvesi vesilesiyle gerçekleşeceği söylentilerini yalanladı. Arap Birliği Genel Sekreteri ile bu konuyu ele aldığını belirten Paris, Suudi Arabistan, Mısır ve Katar’ın muhalefetinin Şam’ın Arap Birliği’ne dönüşünü engelleyebileceği görüşünde.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.