Yemen Enformasyon Bakanı İryani: Husiler, petrol krizleri yaratarak Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden oluyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3639911/yemen-enformasyon-bakan%C4%B1-i%CC%87ryani-husiler-petrol-krizleri-yaratarak-yemen
Yemen Enformasyon Bakanı İryani: Husiler, petrol krizleri yaratarak Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden oluyor
Bakan, Husi milislerinin BM ateşkesine zarar verdiğini belirterek uluslararası toplumu Husi milislerini kınamasını için çağrıda bulundu
10 gemi, petrol kargolarını 38 gün içinde Hudeyde Limanı’na boşalttı (AFP Arşiv)
Aden/ Şarku’l Avsat
TT
TT
Yemen Enformasyon Bakanı İryani: Husiler, petrol krizleri yaratarak Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden oluyor
10 gemi, petrol kargolarını 38 gün içinde Hudeyde Limanı’na boşalttı (AFP Arşiv)
Yemen Enformasyon Bakanı Muammer el- İryani, Husi milislerinin petrol ve türevi enerji kaynakları ile Yemen’de yeni bir krize neden olduğunu açıkladı.
Yapılan açıklamada Husi milislerinin Yemen halkının daha fazla acı çekmesine neden olduğu ve Birleşmiş Milletler’in (BM) açıkladığı ateşkese zarar verdiğini belirtti.
İryani, Twitter üzerinden yaptığı açıklamada İran destekli Husi milislerinin Sana ve kontrol ettikleri diğer bölgelerde petrol çeşitleri için yeni bir kriz yaşandığını iddia ettiğini ve petrol fiyatlarını manipüle ettiğini açıkladı. Bakan, “Petrol gemilerinin haftada iki kere ülkemize gelmesine rağmen fiyatların manipüle edilmesi, terörist Husi milislerinin Yemen halkının acılarına ve geçim kaynaklarına yönelik yaklaşımlarını gösteriyor” dedi.
Yemenli bakan, 1 Nisan- 8 Mayıs tarihleri arasında 60 bin ton yüklü dizel yüklü iki geminin yanı sıra 268 bin 911 ton ağırlığında petrol türevi yüklü 10 geminin Hudeyde Limanı’na geldiğini açıkladı. Yapılan açıklamada Yemen’e gelen enerji ürünleri miktarının Husi milislerinin kontrolü altındaki bölgelerin ihtiyacını 3 aydan daha fazla bir süre boyunca karşılayabileceğini belirtti.
Bakan el- İryani, uluslararası toplumu, BM ve ABD elçilerinin Yemen halkının daha fazla acı çekmesine sebep olan Husi milislerini kınaması için çağrıda bulundu.
Sudan’daki sağlık sektörü enkazın altından yeniden ayağa kalkabilecek mi?https://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5319580-sudan%E2%80%99daki-sa%C4%9Fl%C4%B1k-sekt%C3%B6r%C3%BC-enkaz%C4%B1n-alt%C4%B1ndan-yeniden-aya%C4%9Fa-kalkabilecek-mi
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)
Hartum:Behram Abdulmunim
TT
Hartum:Behram Abdulmunim
TT
Sudan’daki sağlık sektörü enkazın altından yeniden ayağa kalkabilecek mi?
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ortopedi ve Travmatoloji Bölümü’nün girişi (Şarku’l Avsat)
Yıkım ve yağmanın ardından kapılarını yeniden açan hastaneler ile elektrik, tıbbi ekipman, ilaç ve personel eksikliğiyle mücadele etmeyi sürdüren sağlık tesisleri arasında Sudan, üç yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşın yıprattığı sağlık sistemine dair iki karşıt tabloya sahne oluyor.
Başkent Hartum’un geniş kesimlerinde çatışmaların azalması ve halkın geri dönmeye başlamasıyla birlikte bazı hastaneler kademeli olarak yeniden faaliyete geçiyor. Buna karşılık Darfur, Kordofan ve diğer bölgelerde tablo daha karanlık. Çatışmaların devam etmesi, finansman yetersizliği ve sağlık tesislerine erişimde yaşanan güçlükler, geniş kesimlerin sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasına yol açıyor.
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) verilerine göre Sudan’daki sağlık tesislerinin yaklaşık yüzde 37’si hizmet vermiyor. Yaklaşık 21 milyon kişinin tıbbi hizmetlere ihtiyaç duyduğu ülkede ilaç sıkıntısı yaşanırken tedaviye erişimin maliyeti de yükseliyor.
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki sağlık personeli (Şarku’l Avsat)
Bununla birlikte WHO, erken toparlanma çalışmalarının başlatılması ve sağlık tesislerinin yeniden rehabilite edilmesiyle bazı eyaletlerde iyileşme gözlendiğine dikkat çekiyor. Bu durum, soruyu daha karmaşık hale getiriyor: “Sudan’ın sağlık sistemi gerçekten toparlanmaya mı başladı, yoksa yaşananlar yalnızca savaşın uzaklaştığı bölgelerde sağlık hizmetlerinin kısmen yeniden sunulmasından mı ibaret?”
İyileşmekte olan hastaneler
Başkentteki en büyük hastanelerden biri olan Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yeniden faaliyete geçişin işaretleri belirginleşiyor. Hastanenin Başhekimi Abdulmunim Ali el-Kasım, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaş sırasında hastanenin altyapısı, cihaz ve ekipmanları, elektrik şebekeleri, kabloları ve jeneratörlerinin büyük ölçüde tahrip edildiğini söyledi. Kasım, 2024’te acil servis bölümünün hastaları kabul edebilmesi için rehabilitasyon çalışmalarının başlatıldığını, ancak hastanenin diğer bölümlerinin büyük ölçüde yıkılmış halde kaldığını belirtti.
Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi’nin (KSrelief) desteğiyle hastaneye Temmuz 2025’te 730 kilovolt-amper kapasiteli bir elektrik jeneratörünün yanı sıra yoğun bakım, acil servis ve laboratuvar ekipmanları sağlandı. Kasım, söz konusu desteğin toplam değerinin yaklaşık 1 milyon dolara ulaştığını ifade etti.
Kasım’a göre elektrik arzındaki istikrar, sağlık hizmetlerine doğrudan yansıdı. Laboratuvar sonuçları için bekleme süresi 4 ila 6 saatten yaklaşık 1 saat 15 dakikaya inerken, desteğin ilk ayında yaklaşık 500 cerrahi operasyon gerçekleştirildi. Bu sayı daha sonra ayda bin ila bin 500 operasyona yükseldi. Günlük ortalama operasyon sayısı ise 40 ila 50 arasında değişiyor.
Tıbbi laboratuvar uzmanı et-Tayyib Yusuf
Hastane şu anda günde yaklaşık 600 hastayı kabul ediyor. Yoğun bakım ünitesindeki 15 yataktan 11’i hizmete açılırken, kalan dört yatağın da kullanıma hazırlanması sürüyor.
Hastaneye ayrıca tam donanımlı bir oksijen üretim istasyonu sağlandı. Bunun yanı sıra, tek vardiyada ayda 50 protez uzuv üretim kapasitesine sahip bir protez merkezi faaliyete geçirildi. İki vardiya halinde çalışılması durumunda üretim kapasitesi iki katına çıkarılabiliyor.
Ancak faaliyetlerin yeniden başlaması sorunların sona erdiği anlamına gelmiyor. Kasım’a göre tesis hâlâ yatak ve servis yetersizliğiyle karşı karşıya bulunuyor ve yakıta ihtiyaç duyuyor. Elektrik arzındaki dalgalanmalar da sürerken, halkın geri dönmesi hizmetlerini yeniden başlatan sağlık tesisleri üzerindeki baskıyı artırıyor.
Binalar yeniden inşa edildi ama eksiklikler hâlâ devam ediyor
Aynı tablo, savaş sırasında büyük ölçüde tahrip edilmesinin ardından yeniden inşa edilerek hizmete açılan Bahri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde de görülüyor. Hastanenin Genel Müdürü Ahmed el-Beşir, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, 640 yatak ve 20 ameliyathaneye sahip hastanenin günün her saati hasta kabul kapasitesini artırabilmesi için hâlâ yoğun bakım cihaz ve ekipmanlarına, ayrıca yedek bir elektrik kaynağına ihtiyaç duyduğunu söyledi.
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki hasta refakatçileri (Şarku’l Avsat)
Hastanenin kanalizasyon şebekesinin tamamlanmasına ve genel şebekeye bağlanmasına da ihtiyaç bulunuyor. Bunun mümkün olmaması halinde atık suların taşınarak bertaraf edilmesini sağlayacak araçların temin edilmesi gerekiyor. Yönetim ayrıca, savaş sırasında kaybedilen sağlık personelinin bir bölümünün açığını kapatmak amacıyla acil servis kompleksini sürekli mesleki eğitim merkezine dönüştürmeye çalışıyor.
Bu ayrıntılar, sağlık sisteminin yeniden inşasındaki en önemli sorunlardan birini ortaya koyuyor. Bir binanın onarılması ve yeniden hizmete açılması, sağlık hizmetlerinin tam kapasiteyle yeniden sunulabileceği anlamına gelmiyor.
Büyük hastanelerin dışındaki iç karartıcı manzara
Yeniden faaliyete geçen büyük hastanelerden uzakta ise tablo, Hartum eyaletinin kendi içinde bile farklılık gösterebiliyor. Omdurman’ın batısındaki Fettaşa bölgesinde İman, oğlunun yüksek ateş ve giderek ağırlaşan öksürükle mücadele ettiği sırada, en yakın sağlık tesisinin ihtiyaç duyduğu hizmetleri sunamaması nedeniyle üç gün beklemek zorunda kaldı. İman, Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) Aralık 2025’te yayımladığı tanıklığında, bölgedeki tek sağlık merkezinde yalnızca bir sağlık çalışanının bulunduğunu ve merkezde aşılama, beslenme, ilaç, eczane ve laboratuvar hizmetlerinin bulunmadığını söyledi. Anne, bölgeyi ayda iki kez ziyaret eden UNICEF destekli seyyar kliniği beklemekten başka seçenek bulamadı. Bu tanıklığın üzerinden zaman geçmiş olmasına rağmen aynı sorunların devam etmesi, başkentin merkezindeki büyük hastanelerin yeniden faaliyete geçmesi ile eyaletin çeperlerindeki sağlık tesislerinin durumu arasındaki büyük farkı ortaya koyuyor.
Hartum dışına çıkıldığında bu fark daha da belirginleşiyor. Kassala eyaletinin Halfa el-Cedide ilçesindeki Sevra Sağlık Merkezi’nde, sekizinci çocuğuna hamile olan Nur, daha önce hamilelik sırasında doktorların reçete ettiği demir takviyelerini satın almak zorunda kaldığını, ancak parasını karşılayamadığı için zaman zaman kullanmayı bıraktığını anlatıyor.
Ailesiyle birlikte el-Faşir’den kaçan ve et-Tavile kentindeki bir kampta tedavi gören Sudanlı çocuk (Arşiv – AP)
Nur, UNICEF’in Temmuz 2025’te yayımladığı tanıklığında, daha önce tedavi masraflarının ilaca erişimini engellediğini, ilaçların ücretsiz temin edilmeye başlamasının ise aile için büyük bir rahatlama sağladığını söyledi.
Aynı merkezde çocukları için ilaç alan Ayşe de ailelerin karşı karşıya olduğu ekonomik koşullar nedeniyle tedavinin ücretsiz sunulmasının kendileri için büyük bir destek olduğunu ifade etti.
Beyaz Nil eyaletinde ise ailelerin karşı karşıya olduğu bir diğer sorun mesafe. UNICEF, Ocak 2026’da dokuz aylık kızı Emine ile aşı yaptırmak için yola çıkan Zehra’nın yolculuğunu belgeledi.
Zehra, daha önce hizmet alabilmek için Cebeleyn kentine gitmek zorunda kalırken, şimdi evine en yakın sağlık tesisine ulaşmak için yaklaşık iki saat yol kat ediyor.
Aynı bölgede Emine adlı başka bir anne de iki yaşındaki kızı Ayşe’yi sağlık merkezine getirdi. Şiddetli ishal ve kusma nedeniyle aşırı derecede halsiz düşen çocuk yürüyemeyecek duruma gelmişti. Stabilizasyon merkezine yatırılarak tedavi ve terapötik süt verilen Ayşe, tedavinin ardından gücünü yeniden kazanmaya başladı.
El-Faşir… Bir ağacın altında gerçekleşen doğum
Savaş ve yerinden edilmenin yaşandığı bölgelerde ise tablo en ağır boyutlarına ulaşıyor. Kuzey Darfur’dan yerinden edilen Amani, el-Faşir’deki çatışmalardan kaçarken hamileliğinin son aylarında ailesiyle birlikte sürekli yer değiştirmek zorunda kaldığını anlattı.
Bahri Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ndeki Yoğun Bakım Ünitesi (Şarku’l Avsat)
UNICEF’in Ağustos 2025’te yayımladığı tanıklığında Amani, ailenin günler boyunca yiyecek, su ve kendilerine yardım edecek kimse bulamadığını söyledi. Şarika ile Tavile arasındaki yerinden edilme yolculuğu sırasında doğum sancıları başlayan Amani, bölgede ne bir hastanenin ne de sağlık çalışanlarının bulunduğunu belirtti.
Amani, annesinin ve bazı bölge sakinlerinin yardımıyla yol kenarında, bir ağacın altında ve küçük bir hasırın üzerinde kızını dünyaya getirdi. Doğum sırasında hayatta kalıp kalamayacağını veya ölmesi halinde çocuklarının başına ne geleceğini bilmediğini ifade etti.
Doğumun ardından yeni doğan bebeğini taşıyacak ya da yolculuğa devam edecek kadar güçlü olmayan Amani, Tavile’ye ailesiyle birlikte ulaşabilmek için yaklaşık bir hafta beklemek zorunda kaldı.
Amani’nin yaşadıkları, Hartum’da yeniden faaliyete geçen hastanelerin ortaya koyduğu tablonun tam tersini yansıtıyor. Savaş bölgelerinde mesele yalnızca sağlık hizmetlerinin kalitesi ya da tıbbi cihazların bulunup bulunmaması değil; öncelikle ortada bir sağlık tesisinin bulunup bulunmadığı.
‘Çöküş’ tanımına ilişkin tartışma
Bu farklılıklar, sağlık sektörünün mevcut durumunun nasıl tanımlanacağına ilişkin tartışmanın merkezinde yer alıyor. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF), insani yardım finansmanındaki kesintilerin daha fazla sağlık tesisinin kapanmasına ve milyonlarca Sudanlının temel sağlık hizmetlerinden mahrum kalmasına yol açtığı uyarısında bulundu.
MSF’ye göre 2,87 milyar dolarlık Sudan İnsani Müdahale Planı, 11 Ağustos itibarıyla ihtiyaç duyulan finansmanın yalnızca yaklaşık yüzde 41’ini alabildi.
Çad’daki bir mülteci kampında, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’ne (UNHCR) ait bir çadırın yanında dinlenen Darfurlu bir çocuk (Arşiv – Reuters)
Ancak Sudan Sağlık Bakanı Heysem Muhammed İbrahim, MSF’nin raporunun büyük ölçüde örgütün kendi faaliyetleri ve çalışma koşullarını ele aldığını savunuyor. İbrahim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, raporun “ülkedeki sağlık sektörünün gerçek durumunu tek başına yansıtmadığını” söyledi.
Kasım da sağlık sisteminin ‘çöküşün eşiğinde’ olduğu yönündeki tanımlamayı reddetti. Kasım, sektörün ciddi kaynak sıkıntısı yaşadığını kabul etmekle birlikte, devletin yanı sıra ulusal, bölgesel ve uluslararası kuruluşların çabaları sayesinde kademeli olarak toparlanmaya başladığını belirtti.
El-Beşir de ‘çöküş’ ifadesinin doğru bir tanımlama olmadığı görüşünde. Bununla birlikte el-Beşir, hastanelere yönelik desteğin artırılması, gerekli tıbbi cihazların temin edilmesi ve uzmanlık gerektiren sağlık hizmetlerinin güçlendirilmesi gerektiğini kabul ediyor.
İlaç arayan bir kanser hastası
Hastalar açısından toparlanma, yalnızca yeniden açılan hastanelerin sayısıyla ölçülmüyor. Asıl ölçüt, hastaların hastanelere ulaştıklarında ihtiyaç duydukları tedaviyi bulup bulamadıkları. Temmuz 2026’da rahim ağzı kanseri tedavisi gören Naile Hamad, Hartum’daki Hartum Onkoloji Hastanesi’nde kemoterapi alırken, kızı İsar es-Sir, hastanede bulunmayan ve tedaviyi tamamlayıcı nitelikteki bir ilacı dışarıda temin etmeye çalışıyordu.
İsar, Reuters’ın kayıt altına aldığı tanıklığında, ailenin ilacı hastane dışında dönemin piyasa fiyatıyla yaklaşık 180 bin Sudan cüneyhine, yani o dönemde yaklaşık 45 dolara bulduğunu söyledi. Annesinin bu ilaca her 21 günde bir aldığı kemoterapi dozuyla birlikte ihtiyaç duyduğunu belirtti.
Omdurman Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nden (Şarku’l Avsat)
Maliyet yalnızca ilaçla da sınırlı değil. İsar, annesinin kemoterapi aldığı yatak için de 40 bin Sudan cüneyhi ödediklerini belirterek, iş ve gelir imkânlarının olmadığı bir ortamda ailenin bu masrafları nasıl karşılayabileceğini sordu.
Naile ise ailenin daha önce yemek masraflarını karşılamakta zorlandığını, şimdi ise hem yiyecek hem de ilaç temin etmek için mücadele ettiğini anlattı. Evi yıkılan Naile, komşularının yanında kalmak zorunda kaldı.
Reuters’a konuşan Hartum Onkoloji Hastanesi Baş Eczacısı Muna Abdurrahman, bazı ilaçların ücretsiz temininin durmasının ardından kimi hastaların ilaçlarını kendi imkânlarıyla satın alamadıkları için tedavi dozlarının iki hafta veya daha fazla geciktiğini söyledi.
Ekonomik kriz, tanı hizmetlerine de yansıyor. Tıbbi laboratuvar uzmanı et-Tayyib Yusuf, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, dolar kurundaki yükselişin sektörü doğrudan etkilediğini belirterek laboratuvarların dövizle ithal edilen solüsyon ve sarf malzemelerine bağımlı olduğuna dikkat çekti.
Yusuf, Hartum’a dönen birçok laboratuvar sahibinin iş yerlerini ve cihazlarını kaybetmelerinin ardından ‘sıfırdan’ başlamak zorunda kaldığını, bunun yanı sıra bakım, kira ve ekipmanların yeniden satın alınması gibi maliyetlerle karşı karşıya kaldığını söyledi.
Yüksek maliyetler nedeniyle bazı laboratuvar sahipleri cihazları ortaklık sistemiyle satın alarak tek bir merkezde bir araya getirmeye başladı. Her laboratuvarın kendi ekipmanına sahip olması yerine uygulanan bu yöntem, hizmetlerin sürdürülmesini sağlayan geçici bir çözüm olarak görülüyor.
Pahalı ilaçlar ve toparlanma sürecindeki fabrikalar
İlaç piyasasında da durum büyük ölçüde farklı değil. Eczacı Mahmud en-Naim, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, savaşın ardından fiyat artışları ve vatandaşların şikâyetlerinin arttığını belirterek bunun bazı yerli ilaç fabrikalarının yıkılması, dış tedarik zincirlerinin aksaması ve ithalatın dövize bağımlı olmasından kaynaklandığını söyledi.
Naim, Ulusal İlaç Konseyi’nin yeni ilaç çeşitlerinin ve ilaç şirketlerinin kayıt altına alınmasını teşvik etmeye başladığını belirtti. Rekabetin artmasının fiyatların düşürülmesine katkı sağlayabileceğini ifade etti.
Hartum’daki bazı fabrikalar da yeniden üretime başladı, ancak henüz tam kapasiteyle çalışmıyor. Yerli üretim ve tedarik zincirlerinin istikrara kavuşması halinde bu durum, ilaç piyasasında kademeli bir rahatlamanın önünü açabilir.
Salgın hastalıklar... Henüz sona ermemiş bir tehlike
Yıkım, finansman yetersizliği ve tedavi maliyetlerinin yüksekliğinin yanı sıra sağlık sistemi salgın hastalıkları da büyük bir risk olarak karşı karşıya bulunuyor. Kasım, hastaneye başvuran vakalar arasında sulu ishal, sıtma ve dang humması görülme oranlarının gerilediğini belirterek salgınlarla mücadele çalışmalarının sürdüğünü ve kolera, dang humması ve diğer hastalık vakalarının tedavisi için bir izolasyon merkezi kurulduğunu söyledi.
2026 yazında Hartum’da Sağlık Bakanlığı tarafından düzenlenen aşılama kampanyasında kolera aşısı olan Sudanlı bir kız çocuğu (AP)
El-Beşir ise Sudan’da endemik hastalıklardan biri olan sıtmayla yalnızca hastanelerin mücadele edemeyeceğini belirtti. El-Beşir, mücadelenin sağlık konusunda bilinçlendirme ve korunmadan hastalık taşıyan vektörlerin kontrolüne, teşhis ve tedaviye kadar federal sağlık sistemi, eyaletler, yerel yönetimler ve toplum arasında koordinasyon gerektirdiğini ifade etti.
Bu riskler, hastalıkların ve yetersiz beslenmenin su ve kanalizasyon hizmetlerindeki eksiklikler ve sağlık tesislerine erişimdeki güçlüklerle aynı anda yaşandığı yerinden edilme ve çatışma bölgelerinde daha da ağırlaşıyor.
Böylece mevcut tablo, tamamen çökmüş bir sağlık sektörüne işaret etmese de savaşın etkilerini geride bırakmış bir sağlık sistemini de ortaya koymuyor. Hartum’da bazı hastaneler yeniden hizmet vermeye başladı; cerrahi operasyonlar, yoğun bakım ve laboratuvar hizmetleri yeniden devreye girdi. Rehabilitasyon ve oksijen üretimi projeleri başlatılırken, Kassala ve Beyaz Nil eyaletlerinde ücretsiz ya da halka daha yakın sağlık hizmeti sunma kapasitesini yeniden kazanan tesis örnekleri görülüyor.
Ancak İman hâlâ çocuğunun tedavisi için seyyar kliniği bekliyor, Zehra bir sağlık merkezine ulaşmak için iki saat yol kat ediyor, Amani savaştan kaçarken kızını bir ağacın altında dünyaya getiriyor. Naile ise başkentteki en büyük kanser tedavi merkezlerinden birine ulaşmasına rağmen ihtiyaç duyduğu ilacı bulamıyor.
BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5319403-bm-yemen%E2%80%99de-durum-h%C4%B1zla-de%C4%9Fi%C5%9Fiyor-bat%C4%B1-k%C4%B1y%C4%B1lar%C4%B1na-eri%C5%9Fimi-k%C4%B1s%C4%B1tlamalar
BM: Yemen’de durum hızla değişiyor... Batı kıyılarına erişimi kısıtlamalar engelliyor
BM, son gelişmelerin ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edilmesine yol açtığını açıkladı (AP)
Birleşmiş Milletler (BM), Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana belirgin şekilde arttığını ve ay başından itibaren 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini açıkladı. Yerinden edilenlerin büyük bölümü Taiz ve Lahic vilayetlerine yöneldi.
BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera, Şarku’l Avsat’a özel açıklamasında, Batı kıyısı boyunca çatışmaların sürmesi nedeniyle Yemen’de yeni yerinden edilme dalgaları ve insani ihtiyaçlarda beklenen artışla başa çıkmaya hazır olduklarını belirtti. Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını söyledi.
Buquera, insani yardım çalışanlarının hareketlerinin Batı kıyısındaki bazı bölgelerde olumsuz etkilendiğini belirterek güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintilerinin bazı bölgelere erişimi hâlâ engellediği uyarısında bulundu.
BM Yemen Mukim Koordinatörü ve İnsani İşler Koordinatörü Laurent Buquera (BM)
BM yetkilisi, artan ihtiyaçlar karşısında güvenli ve sürdürülebilir insani erişimin sağlanmasının, çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulmasının ve acil yardım çalışmalarının sürdürülebilmesi için gerekli kaynakların sağlanması acil önem taşıdığını vurguladı.
100 binden fazla kişi yerinden edildi
Buquera, Yemen’de yerinden edilme hızının 3 Eylül’den bu yana büyük ölçüde arttığını belirterek Uluslararası Göç Örgütü’nün (IOM) son verilerine göre ay başından bu yana 100 binden fazla kişinin yerinden edildiğini söyledi.
Durumun hâlâ hızla değiştiğini belirten Buquera, önümüzdeki dönemde ülke içinde yerinden edilenlerin sayısının daha da artmasının beklendiğini ifade etti.
BM ve insani yardım ortaklarının, güvenlik koşulları, erişim imkânları ve mevcut kaynakların elverdiği ölçüde Yemen genelindeki en kırılgan kesimlere, özellikle de yerinden edilenlere destek sağladığını belirten Buquera, yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmaya devam ettiğini kaydetti.
Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu (UNICEF) daha önce Yemen’de devam eden çatışmalar nedeniyle yalnızca iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edildiğini ve çocukların temel hizmetlere erişimden mahrum kaldığını açıklamıştı. UNICEF, tırmanan çatışmaların insani yardıma ihtiyaç duyan 12,2 milyon çocuğun bulunduğu krizi daha da ağırlaştırdığı uyarısında bulunmuştu.
Acil ihtiyaçlar ve tükenen stoklar
BM koordinatörüne göre en acil insani ihtiyaçlar arasında acil barınma, temel ev ihtiyaçları, gıda, güvenli su, sanitasyon hizmetleri, acil sağlık hizmetleri, koruma ve nakdi yardımlar bulunuyor.
Buquera, yerinden edilenlerin büyük bölümünün zaten son derece kırılgan koşullarda yaşadığını, bazılarının ise birden fazla kez yerinden edilmek zorunda kaldığını belirtti.
İnsani müdahale kapasitesinin ciddi baskı altında olduğunu vurgulayan Buquera, stokların hızla tükendiğini ve finansman açığının sürdüğünü söyledi. Buna güvenlik sorunları ve ihtiyaç sahiplerine hızlı ulaşmayı daha da zorlaştıran erişim kısıtlamalarının eşlik ettiğini ifade etti.
UNICEF’e göre çatışmalar, iki hafta içinde 57 binden fazla çocuğun yerinden edilmesine yol açtı (AFP)
Barınma, su ve sanitasyon, gıda güvenliği, sağlık, beslenme, koruma ve nakdi yardım sektörlerinde hâlâ büyük açıklar bulunduğunu belirten Buquera, Hızlı Müdahale Mekanizması’nın ihtiyaçlarda yaşanabilecek büyük artışlara karşı hazırlık yapmak amacıyla çeşitli senaryolar üzerinden planlama yaptığını söyledi.
Yardım çalışanları ve depolar için güvenlik endişesi
Moka kentindeki kontrol değişikliğine ilişkin değerlendirmesinde Buquera, BM ve ortakları açısından öncelikli kaygının halkın güvenliği ve refahı olduğunu belirtti. Özellikle son çatışmalar nedeniyle yerinden edilmek zorunda kalan ya da temel hizmetlere ve insani yardımlara erişimi etkilenen sivillerin durumunun yakından takip edildiğini söyledi.
BM kuruluşlarının ihtiyaçları değerlendirmek ve yardımların ulaştırılmaya devam etmesini sağlamak amacıyla müdahalelerini uyarlamak için çalıştığını belirten Buquera, insani yardım çalışanlarının güvenliği ile merkezlerin, depoların ve diğer insani yardım varlıklarının güvenliğinin “son derece ciddi bir endişe kaynağı” olduğunu vurguladı.
Buquera, çatışmalar nedeniyle uygulanan hareket kısıtlamalarının Batı kıyısındaki bölgelere erişimi engellediğini belirtti (AFP)
İnsani yardım çalışanlarına, tesislerine ve varlıklarına her zaman saygı gösterilmesi ve bunların korunması gerektiğini belirten Buquera, hayat kurtarıcı yardımların ihtiyaç sahiplerine ulaşmaya devam edebilmesi için insani yardımların güvenli ve engelsiz şekilde ulaştırılmasının sağlanması çağrısında bulundu.
En fazla Taiz ve Lahic’e sığınılıyor
BM yetkilisi, insani yardım ortaklarının çatışmalardan etkilenen ve yerinden edilenleri kabul eden bölgelerde, özellikle de en fazla kişinin sığındığı Taiz ve Lahic vilayetlerinde acil yardım sağladığını belirtti.
Yerinden edilenlerin sayısındaki artış ve ihtiyaçlarının büyümesiyle birlikte kayıt işlemlerinin sürdüğünü belirten Buquera, 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla ülke içinde yerinden edilmiş kişinin Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldığını, bunun yanı sıra yerinden edilen ailelere başka desteklerin de sağlandığını ifade etti.
Buquera’ya göre 15 Eylül itibarıyla 60 binden fazla yerinden edilmiş kişi Hızlı Müdahale Mekanizması aracılığıyla yardım aldı (AP)
Bazı bölgelere erişimin güvenlik sorunları, hareket kısıtlamaları ve iletişim kesintileri nedeniyle hâlâ zor olduğunu belirten Buquera, BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin (OCHA) yardımların ulaştırılmasını kolaylaştırmak ve sivillerin güvenli geçişini sağlamak amacıyla ilgili makamlarla iletişimini sürdürdüğünü kaydetti.
Krizin genişlemesine yönelik senaryolar
Buquera, BM’nin mevcut koşullara müdahale ederken aynı zamanda yeni yerinden edilme dalgalarına ve insani ihtiyaçlarda yaşanabilecek artışlara hazırlık yaptığını belirtti.
Ortak kuruluşların, hızlı müdahale mekanizmaları, çok amaçlı nakdi yardımlar ve gıda tedarikinin de dahil olduğu çok sektörlü yardımları kapsayan planlama senaryoları hazırladığını belirten Buquera, bu çalışmaların çok sayıda kişinin ihtiyaçlarının karşılanmasını amaçladığını söyledi.
Yemen’de çatışmaların yeniden başlaması nedeniyle evlerini terk eden Taiz vilayetindeki kadınlar ve çocuklar (BM)
BM koordinatörü, sivillerin ve sivil altyapının her zaman korunması gerektiğini vurgulayarak yerinden edilme merkezleri, yollar, okullar ve hastanelerin de bu koruma kapsamına girdiğini belirtti.
Buquera ayrıca çatışmalardan kaçan siviller için güvenli koridorlar oluşturulması ve artan ihtiyaçlara yanıt verebilmek için gerekli kaynakların sağlanması çağrısını yineledi.
Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınamahttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5319400-suudi-arabistana-husi-sald%C4%B1r%C4%B1lar%C4%B1na-kar%C5%9F%C4%B1-b%C3%B6lgesel-ve-uluslararas%C4%B1-k%C4%B1nama
Suudi Arabistan'a Husi saldırılarına karşı bölgesel ve uluslararası kınama
Cizan'da bir cami ve araçlarda meydana gelen hasardan bir görünüm (SPA)
Husilerin Suudi Arabistan'daki sivilleri, sivil tesisleri ve İslami kutsal mekânları füze ve insansız hava araçlarıyla hedef alan saldırılarına yönelik Arap, İslam dünyası ve uluslararası çevrelerden kınamalar salı günü de devam etti. Açıklamalarda Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olunduğu vurgulanırken ülke topraklarının hedef alınması ve egemenliğinin ihlal edilmesi reddedildi.
Ürdün, Katar, Kuveyt, Mısır, Bahreyn, Yemen ve Birleşik Arap Emirlikleri Husilerin saldırılarını kınadı. Bu ülkeler, egemenliğini ve güvenliğini korumak amacıyla Suudi Arabistan'ın alacağı tüm meşru önlemlerde Riyad'ın yanında olduklarını belirterek sivillerin yanı sıra sivil ve ekonomik tesislerin hedef alınmasını reddetti.
Arap ülkelerinden gelen açıklamalarda devletlerin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne saygı gösterilmesi gerektiği vurgulanırken tırmanışın bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerindeki sonuçlarına karşı uyarıda bulunuldu.
Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi de Husilerin Suudi Arabistan'a yönelik sürdürdüğü “günahkâr terör saldırılarını” en sert ifadelerle kınadı. Budeyvi, milislerin balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla sivil hedefleri ve sivilleri kasıtlı ve tekrarlanan şekilde hedef aldığını belirterek tırmanışı, “milislerin terörist yaklaşımını ortaya koyan tehlikeli bir suç eylemi” olarak nitelendirdi.
Dünya Müslüman Ligi, Arap Parlamentosu, İslam İşbirliği Teşkilatı ve Arap İçişleri Bakanları Konseyi de Suudi Arabistan'la tam dayanışma içinde olduklarını açıkladı. Söz konusu kuruluşlar, Riyad'ın saldırganları caydırmak, güvenliğini sağlamak ve vatandaşları ile ülkesinde yaşayanların güvenliğini korumak için alacağı tüm önlemleri desteklediklerini bildirdi.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin Babülmendep Boğazı'ndaki gelişmeleri görüşmek üzere düzenlediği acil oturumda Birleşmiş Milletler, Husilerin Suudi Arabistan'daki sivil altyapıya ve enerji sektörüne yönelik saldırılarını kınadı. BM, Kızıldeniz'in güvenliğinin korunması ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini vurguladı.
BM Genel Sekreter Yardımcısı'nın Ortadoğu, Asya ve Pasifik'ten sorumlu yardımcısı Halid Hiyari, son günlerde Suudi Arabistan'ın maruz kaldığı saldırılara dikkat çekti. Hiyari, Kızıldeniz ve Babülmendep Boğazı'ndaki seyrüsefer hak ve özgürlüklerinin uluslararası hukuk ve ilgili Güvenlik Konseyi kararları, bunlar arasında 2722 sayılı karar doğrultusunda yeniden tesis edilmesi ve bunlara saygı gösterilmesi gerektiğini belirtti. Hiyari, deniz yollarındaki istikrarsızlığın etkilerinin uluslararası barış ve güvenliğe, küresel enerji piyasalarına, gıda güvenliğine ve en kırılgan ülkelerin ekonomilerine yayılabileceği uyarısında bulundu.
Öte yandan Avrupa Birliği'nin Orta Doğu ve Kuzey Afrika'dan sorumlu bölgesel medya ve iletişim ofisi de Husilerin Suudi Arabistan'a düzenlediği saldırıyı şiddetle kınadı.
Ofis, resmi X hesabından yaptığı açıklamada, İran yanlısı grupların düzenlediği saldırıların devam ettiği bir dönemde Avrupa Birliği'nin Körfez bölgesindeki ortaklarıyla dayanışma içinde olduğunu bildirdi.
Açıklamada ayrıca AB'nin Hürmüz Boğazı'nda seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almak ve Orta Doğu'nun istikrarını korumak amacıyla bölgesel ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceği belirtildi. Bunun tüm tarafların çıkarına olduğu vurgulandı.
Söz konusu kınamalar, Husilerin Suudi Arabistan'da 7 bölgeyi hedef alan saldırılarının ardından geldi. Bölgesel gerilimin daha geniş bir alana yayılma riskini artıran saldırılarla ilgili olarak Yemen'deki Meşruiyeti Destekleme Koalisyonu, salı sabahı erken saatlerde yaptığı açıklamada, Husi milislerinin saldırıları sonucu 13 sivilin hafif ve orta dereceli yaralandığını, 7 konut ile 2 aracın hasar gördüğünü duyurdu.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة