Gazze ve İsrail arasındaki ‘akıllı duvarın’ aşılması tartışma yarattı

Aloni: Gazze Şeridi'ni çevreleyen devasa duvarın yüzde 100 başarı garantisi olmadığının farkındayız.

İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
TT

Gazze ve İsrail arasındaki ‘akıllı duvarın’ aşılması tartışma yarattı

İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)
İsrail, Gazze Şeridi etrafındaki devasa duvarın üç kez aşıldığını bildirdi. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

İzzeddin Ebu Ayşe
İsrail’in Gazze sınırı yakınlarında inşa ettiği, yüksek teknolojili en büyük elektronik duvarın tamamlanmasının kutlamasının üzerinden beş ay geçti. Ancak İsrail ordusu Filistinli grupların ‘akıllı duvarı’ aştığını tespit etti.  Tel Aviv'deki güvenlik birimleri bu duvarın, ‘Gazze Şeridi’ndeki silahlı grupların kullandıkları yeraltı saldırı tünelleriyle ilgili gerçeği değiştireceğini’ iddia ediyorlardı.
İsrail ordusundan gelen bilgilere göre Gazze tarafından duvarın aşılması, Filistinli grupların, özellikle de Hamas’ın, bu duvardaki sensörlerin herhangi bir kazı çalışmasını algılamasına izin vermeden ve uyarı alarmını çaldırmadan sınırı ve akıllı duvarı aşmalarını sağlayan yeraltı saldırı tünelleri kazabildiklerini gösterdi.
Tel Aviv'in stratejik olarak en sağlam engellerinden biri olan ‘akıllı duvarı’ inşa etmeye yönelik güvenlik planının amacı, saldırı tünellerini kendisine karşı silah olarak kullanan Filistinli grupların yolunu kesmek ve Gazze'den başlayıp İsrail'e ulaşan yeraltı tünellerinin tehlikesinin önüne geçerek topraklarını güvence altına almaktı.

Ordudan itiraf
Ancak ordu, Gazze'deki grupların duvarı aşmayı başardığını itiraf ettikten sonra Gazze'nin Hamas’ın Gazze ile İsrail arasındaki sınırı aşan bir yeraltı tüneli kazdığına dair ‘istihbarat’ bilgisini almasıyla planın başarısız olduğunu fark etti.
‘Akıllı duvarı’ aşma operasyonu hakkında konuşan İsrail Ordusu Gazze Tümeni Komutanı Nimrod Aloni, ‘yer altı tünellerinin Gazze sınırındaki Sderot yerleşim birimine doğru sınırı aştığına dair teyit edilmiş bilgiler geldiğini, ancak bunların dev duvardan gelen anlık verilerden değil, istihbarat kaynaklarından yapıldığını’ söyledi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Aloni açıklamasının devamında şu ifadeleri kullandı:
“Hamas'ın çok deneyimli mühendisleri var. İsrail sınırının coğrafyası hakkında derinlemesine çalışmaları bulunuyor. Yakın bir zamanda Hamas’ın bazı kuvvetleri çeşitli yollarla İsrail topraklarına ulaşmaya çalıştılar. Kullandıkları en son yol, saldırı tünelleri ve planördü.”
Aloni, İsrail Ordusu Gazze Tümeni’nin tahminlerine dayanarak Hamas'ın dört tekerlekli arazi araçlarına (ATV) sahip bir birliği olduğunu ve savaşçılarının saldırı tünelleri silahlarını kullanmalarının yanı sıra teknik çitleri de bu araçlarla aşmaya çalıştıklarını söyledi.

Aloni sözlerini şöyle sürdürdü:
“Ordu, Gazze Şeridi'ni çevreleyen devasa elektronik duvarın yüzde 100 başarı garantisi olmadığının farkında. Çünkü hiçbir duvar ihlallere karşı tamamen korunaklı değildir. Ancak bu, Gazze sınırındaki Sderot yerleşim biriminin sakinlerini endişelendirmemelidir. Özellikle güvenlik komutanlığı devasa duvarı aşma girişimlerini engellemeye çalıştığı için rahatça uyumalılar.”


 İsrail, Hamas’ın saldırı tünelleri kazmak için modern araçlara sahip olduğu görüşünde. (The Independent Arabia - Meryem Ebu Dakka)

Elektronik duvar ne?
‘Akıllı elektronik duvar’ İsrail'de Savunma Bakanlığı'nın gözetiminde şu ana kadar inşa edilen en karmaşık proje olarak biliniyor. Esas amacı, Filistinli gruplara ait saldırı tünellerinin tehlikesine karşı koymak ve İsrail topraklarına sızılmasını önlemek. 65 kilometre uzunlukta ve 6 metre yükseklikte inşa edilen duvarın derinliği 30 metreyi buluyor.
Üst kısmı çelikten elektrikli bir tel ile sarılmış olan duvarın içinde savaş odaları, gece-gündüz görüş ekipmanları, radarlar ve gizli kameralar var. Ortasında, gelişmiş silahlar taşıyan keskin nişancıların arkasında beklediği delikler ve bunların üzerinde casus ve gözetleme balonlarının yanı sıra insansız hava araçları (İHA) bulunuyor.
Duvarın yerin altındaki kısmına gelince... Duvar, 200 metreden daha derine kadar herhangi bir yeraltı kazı çalışmasını algılayabilen hassas sensörler ve 40 metre mesafeden her türlü hareketi veya sesi takip edebilen gelişmiş izleme cihazları ile donatılmış duurmda.

Hamas: Duvarlar başarısız
Duvarın alt kısmının 30 metre derinliğe kadar indiği göz önüne alındığında, bu, daha derine inince duvarın aşılması için herhangi bir engel olmadığı anlamına geliyor. Gazze Şeridi’nin coğrafyasına göre su, Gazze’nin doğu sınırlarında yer yüzeyinden 120 metre derinlikte, güneyindeki Han Yunus'ta ise 150 metre derinlikte bulunuyor. Dolayısıyla akıllı duvar ile yeraltı suyu arasındaki mesafe yaklaşık 120 metre.Bu mesafe de akıllı duvarı aşmak için yeterli.
Hamas Hareketi’ne gelirsek... Hamas'ın askeri kanadı İzzeddin El-Kassam Tugayları komutanlarından Eymen Nevfel konuya ilişkin şu açıklamada bulundu:
“İsrail'in Gazze Şeridi sınırında aldığı mühendislik önlemleri başarısız oldu. Askerleri, Filistinli grupların planlarına düşmekten koruyamayacak. Hamas, Filistinlileri savunmada söz sahibidir ve bu uluslararası yasalar ve mevzuatlarla güvence altına alınmış bir haktır.
İzzeddin El-Kassam Tugayları internet sitesinden yaptığı açıklamada “İsrail duvarı, direnişin gücünü sınırlayamaz. Direniş bu duvarı aşmak için çözümler bulacak. İsrail'in tünellerle mücadeledeki tüm girişimlerinin sonucu sıfır” ifadelerini kullandı.

Duvarın aşılması başarısızlık mı?
Askeri Bilimler Uzmanı Yusuf eş-Şerkavi, güvenlik ve askeri bilimlere göre İsrail'deki en büyük akıllı duvarı aşmak için Gazze tarafından gerçekleştirilen başarılı girişimlerin, Tel Aviv'in güvenlik planlarına indirilmiş büyük bir darbe sayıldığını söyledi. Şerkavi şu değerlenidmede bulundu:
"İsrail topraklarındaki en büyük duvarın aşıldığının kaydedilmesi ve bunun kabul edilmesi bir güvenlik zafiyetidir. Bunun olması, Filistinli grupların çok fazla askeri deneyime sahip olduğunu gösteriyor. Aynı zamanda bu, söz konusu grupların duvar ve çalışma şekli ile ilgili sağlıklı bilgilere sahip olduklarını ve duvarı nasıl atlatabileceklerini titiz bir biçimde çalıştıklarını ortaya koyuyor. Bu yüzden güvenlik dilinden konuşacak olursak; elektronik duvarın artık işe yaramaz olduğu söylenebilir."
İsrail merkezli Yedioth Ahronoth gazetesinin askeri analisti Ron Ben Yishai de şunları söyledi:
“İsrail, akıllı duvar planı başarısız olduktan sonra Gazze sınırını geçen saldırı tünellerinin ilerlemesini durdurmanın yeni yollarını tekrar gözden geçirmeli. Ayrıca askeri ve güvenlik açısından pratik önerileri incelemeli.”
İsrail, duvarın aşılabileceğini biliyordu. Zira İsrail Savunma Bakanlığı'nda engellerin ve duvarların inşasını denetleyen General Iran Ofer tünel tehdidinin resmen sona erdiğini duyurmaktan kaçındı. Hatta İsrail'in Gazze çevresindeki savunmasında yararlanılabilecek zayıf noktaların olduğunu vurguladı. Ofer açıklamasında şu ifadeleri kullandı:
“Garanti diye bir çözüm yok. Ancak yer altına uzanan bu duvarın iyi bir çözüm sağladığını düşünüyoruz. Bununla birlikte ordunun Hamas'ın sınırı geçmemesini sağlamak için sürekli çalışması gerekiyor.”

Sızma eylemleri
Tel Aviv güvenlik planına göre son model sensörler, kameralar ve izleme cihazlarıyla donatılmış olan bu akıllı duvar, Gazze'deki grupların herhangi bir yeraltı saldırı tüneli kazma girişimini tespit edebilir ve bu girişimleri de durdurabilir. Ancak eldeki bilgiler, Gazze'deki Filistinli grupların ‘akıllı duvarı’ üç kez aşmayı başardığını gösteriyor. İsrail de Gazze'yi çevreleyen devasa duvarı birden fazla kez aşma operasyonu kaydedildiğini inkar etmiyor.
Filistinli gençler geçtiğimiz şubat ayında, ‘akıllı duvar’ tarafından hareketleri tespit edilmeden İsrail sınırını geçmeyi başarmışlardı. Gençler Hamas tünellerinin yerini tespit etmek için tasarlanmış bir aracı ateşe verip ardından Gazze Şeridi’ne geri dönmüşlerdi. Aracın yanma anı Gazze'nin içinden kaydedilmişti.



İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

TT

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran savaşı ikinci haftasında karşılıklı saldırılar tırmanıyor

İran, İsrail ve ABD liderleri, Ortadoğu’daki savaşın bugün (Cuma) ikinci haftasını tamamlarken meydan okuyan açıklamalar yaparak, çatışmaların devam edeceği mesajını verdi. Savaş yüzlerce kişinin hayatını kaybetmesine yol açarken milyonlarca insanın günlük yaşamını altüst etti ve finans piyasalarında da dalgalanmalara neden oldu.

Dün (Perşembe) devlet televizyonunda bir spiker tarafından okunan ilk açıklamasında İran’ın yeni dini lideri Mücteba Hamaney, Hürmüz Boğazı’nın kapalı tutulacağını belirtti. İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen ve sertlik yanlısı çizgide olduğu ifade edilen Hamaney, “Hepinize şunu teyit ediyorum: Şehitlerimizin kanının intikamını almayı asla unutmayacağız” dedi. Hamaney’in açıklamayı neden bizzat yapmadığı ise netlik kazanmadı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu da 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik hava saldırılarının başlamasından bu yana ilk basın toplantısını düzenledi. Netanyahu, soruları video bağlantısıyla yanıtladı; Hamaney’i öldürmeye yönelik örtülü bir tehditte bulundu ve saldırılar devam edeceğini belirtti.

Netanyahu, “Aldığımız önlemlerin ayrıntılarını açıklamayacağım. Rejimi devirmek için en uygun koşulları hazırlıyoruz. Ancak İran halkının rejimi devireceğini kesin olarak söyleyemem; çünkü rejimler içeriden yıkılır. Ama kesin olan şu ki biz buna yardımcı olabiliriz ve zaten yardımcı oluyoruz” ifadelerini kullandı.


Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
TT

Birleşik Krallık, İran’ın Körfez ülkelerine yönelik pervasız saldırılarını kınadı

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan dün Riyad’da İngiliz mevkidaşı Yvette Cooper ile bir araya geldi. (SPA)

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper dün akşam Riyad’dan yaptığı açıklamada, ülkesi adına Suudi Arabistan ve bölgedeki diğer ülkelere yönelik İran kaynaklı tehlikeli saldırıları kınadığını belirtti.

Cooper, Ortadoğu’daki savaşın başlamasından 13 gün sonra bölgeye gerçekleştirdiği ilk bakanlık düzeyindeki ziyarette, ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki ortaklarını İran’ın tehlikeli saldırganlığına karşı destekleme çerçevesinde’ Riyad’da bulunduğunu açıkladı.

Cooper, Suudi mevkidaşı Prens Faysal bin Ferhan ile yaptığı görüşmede, ülkesi adına İran saldırılarından etkilenen devletlerle dayanışma içinde olduklarını vurguladı ve bölgeyi istikrar ve barışa yönlendirmek için tüm çabaların bir araya getirilmesi gerektiğini ifade etti.

rb
Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper, İran saldırılarından etkilenen ülkelerle ülkesinin dayanışma içinde olduğunu yineledi. (SPA)

Prens Faysal bin Ferhan, Bakan Yvette Cooper ile bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik ortak çabaları görüştü; ayrıca iki ülke arasındaki stratejik ilişkiler ve ikili iş birliği alanları ele alındı.

Öte yandan Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman, Riyad’da Cooper’ı kabul ederek, özellikle enerji alanında ikili iş birliği fırsatlarını ve gelecekteki sektör projelerini değerlendirdi; bu görüşmeler, iki hükümet arasında imzalanan iş birliği mutabakatı çerçevesinde gerçekleştirildi.

Birleşik Krallık Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan açıklamada, Cooper’ın ziyaretinin ‘bölgede iş birliği yapılan ülkelerle iş birliği yollarını ele alarak, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan saldırılar ışığında petrol arzının devamlılığını sağlama’ amacını taşıdığı ifade edildi.

gtbngt
Suudi Arabistan Enerji Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman dün Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (SPA)

Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Cooper ile yaptığı görüşmede, iki ülke arasında güvenlik alanındaki koordinasyon ve iş birliğini ele aldı. Taraflar ayrıca, Suudi Arabistan, Körfez ülkeleri ve bölgeyi hedef alan İran’ın ağır saldırılarını ortak bir şekilde kınadıklarını bildirdi.

Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, resmi X hesabı üzerinden paylaştığı mesajda, Suudi hükümetinin, ülkedeki güvenlik ve istikrar ortamında farklı uyruklardan vatandaş ve yabancıların güvenliğinin sağlanmasına özel önem verdiğini vurguladı.

Cooper da Körfez ülkelerine yönelik İran saldırılarını sert şekilde kınayarak, bu ülkelerin ‘İran rejiminin tehlikeli saldırılarına maruz kaldığını’ belirtti.

thtyh
Suudi Arabistan İçişleri Bakanı Prens Abdulaziz bin Suud bin Nayif, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper ile görüştü. (Suudi Arabistan İçişleri Bakanlığı)

Cooper, “Ortadoğu’daki durumun hâlâ son derece kırılgan olduğunu, herkesin bölgeye güvenlik ve istikrarı geri getirecek, İran’ın komşularına yönelik tehditlerini durduracak hızlı bir çözüm beklediğini” söyledi.

Cooper, Suudi Arabistan’ı ‘Birleşik Krallık’ın Körfez’deki temel ortağı’ olarak nitelendirerek, ‘mevcut savaş ortamında petrol arzını ve enerji güvenliğini sağlamak için yakın iş birliğini’ vurguladı.

Birleşik Krallık ile Suudi Arabistan arasındaki savunma ilişkilerinin ve Suudi Arabistan’ın hava savunma kapasitelerinin gücünü vurgulayan Cooper ayrıca, Suudi Arabistan’a, Birleşik Krallık vatandaşlarının tahliyesine sağladığı destek için teşekkürlerini iletti.

fvfv
Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi, Riyad’da Birleşik Krallık Dışişleri Bakanı Yvette Cooper’ı kabul etti. (DPA)

Diğer yandan Cooper, Riyad’a yaptığı ziyaret kapsamında Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim Muhammed el-Budeyvi ile de bir görüşme gerçekleştirdi.

Cooper, söz konusu görüşmede, İran’ın Körfez ülkelerine ve bölgeye yönelik devam eden saldırılarını ele aldı. Görüşmede, bu saldırılara karşı alınacak önlemler, bölgedeki güvenlik ve yabancıların emniyetinin sağlanması ile gerilim süreci ve bu kapsamda yürütülen çabalar değerlendirildi.


Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
TT

Mücteba Hamaney'in mevcut durum ve geleceğe yönelik mesajının analizi

Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)
Hamaney'in konuşması, Hürmüz Boğazı'nı pazarlık kozu olarak kullanmaya devam etme teyidini içeriyordu (Sosyal Medya)

Hüda Rauf

Yeni İran Dini Lideri Mücteba Hamaney, İran halkına, bölgeye ve Amerika Birleşik Devletleri'ne seslendiği ilk mesajını verdi. Ülkenin üçüncü Dini Lideri olarak atanmasından bu yana ilk mesajı olmasına rağmen, İran politikasının temel yönlerini, sadece İsrail ve Amerika Birleşik Devletleri'ne karşı mevcut savaş bağlamında değil, aynı zamanda gelecekteki yönüyle de açıklığa kavuşturdu. Bu, İran'ın vizyonunu bölgeye dayatmak için savaşı nasıl kullandığını açıklıyor.

 

Yeni Dini Liderin konuşması, İran halkına, bölge ülkelerine, “direniş ekseni”ne ve Amerika Birleşik Devletleri'ne yönelik mesajlar içeriyordu. Uzmanlar Meclisi'nin oylama sonuçlarını “devlet televizyonu aracılığıyla sizin de öğrendiğiniz anda” öğrendiğini vurguladı. İran rejimi, savaş zamanında İran'ın üçüncü Dini Lideri'nin seçimi sürecini tamamlayabilme gücünü, direncini ve bütünlüğünü göstermek istediği için elbette onun seçilmesi bekleniyordu.

Mücteba'nın seçilmesinin birkaç nedeni var. Siyasi olarak babası tarafından yetiştirildi ve resmi bir pozisyonda olmasa da gölge bir figür olarak babasının danışmanı kabul ediliyordu. Ayrıca rejimin güvenlik, siyasi, askeri ve dini çevreleriyle güçlü bağları var; bu da onun, on yıllardır var olan ve sistem içindeki etkilerini korumakta çıkarı olan etki ağlarının bir parçası olduğu anlamına geliyor. Savaş koşulları nedeniyle, seçimi, İranlı siyasi gruplar ve akımlar arasında Velayet-i Fakih’e inansalar da var olan rekabet düşüncesini geri plana itti. Dış baskılar ve Kürtler ile Beluçlar gibi bazı azınlıkların ayrılıkçı girişimlerine dair korkular, bu gruplar arasında halef seçimi sürecini kontrol etme rekabetinin öne çıkmasını engelledi. Buna ilave olarak, ABD-İsrail savaşının, Velayet-i Fakih üzerine kurulu ve monarşiye karşı olan devrimci bir sistemle bağdaşmayan miras alma sürecini kolaylaştırdığı ileri sürülebilir.

Öte yandan, Mücteba Hamaney, “direniş ekseni”ne mensup olanlara minnettarlığını ifade etmeye önem verdi ve Husileri, Iraklıları ve Hizbullah'ı övdü. Bu, İran'ın Trump'ın Özel Temsilcisi ile müzakere etmeyi reddettiği İran stratejisinin bir parçası olarak bölgedeki silahlı grupların önemini destekliyor. İran, 40 yıldır iç krizlerden muzdarip kırılgan Arap devletleri içinde milis gruplar kurmaya yatırım yaptı. Ayrıca mevcut gruplarla ilişkiler kurdu ve bu grupları ulusal hükümetlerinden daha güçlü hale getiren bağımlılık ilişkileri yaratarak barış zamanında başarıyla kullandı. Savaş zamanlarındaysa İran, “arenalar birliği” stratejisini devreye sokarak, Lübnan, Yemen ve Irak'ta olduğu gibi, bölge ülkelerini İsrail'in misillemelerine karşı savunmasız hale getiren çeşitli saldırılar düzenliyor.

Ancak Mücteba'nın konuşmasının en önemli yönü, İranlı karar vericilerin hem askeri hem de siyasi, hem şimdi hem de gelecekte nasıl düşündüklerini ortaya koymasıdır. Körfez ülkeleriyle ilişkilere değinirken, İran'ın “her zaman bu ülkelerin tümüyle dostane ve yapıcı ilişkiler kurmaya istekli olduğunu ve olmaya devam ettiğini, fakat düşmanın, yıllardır bölge üzerindeki hegemonyasını pekiştirmek amacıyla bu ülkelerin bazılarında askeri ve mali üsler kurmuş olduğunu” vurguladı. Bu mantığa dayanarak, İran Amerikan varlığına karşı çıkarken, aynı zamanda bölgesel vekiller aracılığıyla bölge ülkeleri içinde kendi askeri ve mali varlığını kurmuştur. İran'ın, iç savaş sırasında verdiği desteğin bedelini ödemesi için Beşşar Esed'e önemli ölçüde baskı uyguladığı, bu sayede askeri varlığını sağlamlaştırdığı ve kendisine ekonomik ayrıcalıklar tanıyan anlaşmalar imzalaması için baskı yaptığı göz ardı edilemez.

Konuşmasında en önemli nokta, İran'ın ABD-İsrail saldırılarına ilk yanıtının Körfez ülkelerine yönelik saldırıları başlatmak ve bugüne kadar sivil ve ekonomik hedefleri vurmak olmasına rağmen, ülkesinin yalnızca Amerikan askeri üslerini hedef aldığı konusunda ısrar etmesiydi. Sivil ve ekonomik hedeflere saldırı, ülkesinin enerji fiyatlarını ve küresel ekonomiyi etkilemek ve herkes için savaşın maliyetini yükseltmek istediğine dair açık bir mesaj veriyor.

İran, son dört yılda Körfez ülkeleriyle kurmaya çalıştığı dostane ilişkileri kaybetti. Oysa Körfez ile iyileşen ilişkileri, bir yandan İran'ı bölgesel izolasyonundan kurtarırken, diğer yandan Körfez ülkelerini askeri müdahaleyi önlemek için ABD yönetimi ile arabuluculuk rolü oynamaya teşvik etmişti. Arap devletlerinin Donald Trump'ın ilk döneminde önerdiği “Arap NATO”su projesini reddetmiş olduğu da göz ardı edilemez. Bu nedenle, İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırıları, Tahran'ın onarmak için önemli çaba sarf etmesi gereken ilişkilerde bir çatlağa ve güvensizliğe neden oldu. Ancak burada en önemli nokta, Mücteba'nın tavsiye olarak değerlendirdiği ve bölge ülkelerine yapılan ABD üslerinin kapatılması çağrısıdır; çünkü dediğine göre İran, bu üsleri hedef alma politikasını sürdürecektir. İran bu saldırılar ile bir emsal oluşturdu ve bunu bölgesel politikasının ayırt edici özelliği haline getirmek istiyor. Yani Körfez ülkelerine ve sivil, ekonomik ve petrol hedeflerine, ayrıca Ortadoğu'daki herhangi bir ABD varlığına saldırılar düzenleyerek, Körfez'in jandarması gibi davranıyor, ancak bunu zorla ve sert bir şekilde yapıyor.

İran'ın Körfez ülkelerini hedef almaya devam ederek, savaşı Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatmak için kullandığı kesindir. Bu nedenle, sadece Amerikan ve İsrail saldırılarına karşılık verip savaşı durdurmak için Körfez ülkelerine saldırmakla kalmıyor, aynı zamanda Körfez güvenliğine dair kendi vizyonunu dayatıyor. İran açısından, Körfez bölgesindeki birincil tehdit kaynağı, bölgede ve İran'ın Afganistan, Irak ve Ortadoğu'daki sınırları boyunca yayılmış Amerikan varlığıdır. İran'ın kendisinin de bu Amerikan varlığından faydalanmış olduğuysa inkar edilemez, nitekim olmasaydı Kuveyt kolay kolay kurtarılamaz ve Irak oradan çıkarılamaz veya Irak'taki Saddam Hüseyin rejimi devrilmezdi.

Buna rağmen İran, bölgedeki Amerikan varlığını bir tehdit kaynağı olarak görüyor ve bölgesel güvenlikte kendisinin temel bir rol oynaması gerektiğine inanıyor. Ancak bu tutum, yalnızca bölgedeki Amerikan varlığı için geçerli değil. İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimine de karşı çıkıyor; bunun en açık örneği ise 1994 Şam Deklarasyonu'na karşı çıkmasıdır. Bu deklarasyona muhalefeti, İran'ın sadece Amerikan ve Batılı askeri güçlere değil, tüm yabancı güçlere, hatta Körfez ülkeleri dışındaki Arap devletleri de dahil olmak üzere herhangi bir gücün varlığına karşı çıkan tutumunun en önemli örneklerinden biriydi. 1991’deki Körfez Savaşı'ndan sonra Mısır ve Suriye, o dönemde savaştan kaynaklanan zorluklar ve tehditlerle başa çıkmak ve ekonomik iş birliğini geliştirmek için Arap devletleri arasında siyasi ve güvenlik alanlarında iş birliği ve koordinasyon sağlamak amacıyla Şam Deklarasyonu'nu önermişti. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre buna ek olarak, Tahran'ın, Arap veya Batılı olsun yabancı güçlerin varlığını reddetmesi, tek taraflı olarak baskın bir rol üstlenme arzusunu yansıtıyor.

İran, kendisini dışlayan her türlü kolektif güvenlik girişimini reddediyor. O halde şu soru öne çıkıyor: İran, herhangi bir Amerikan veya İsrail tehdidiyle karşılaştığında komşuları için birincil tehdit kaynağı haline gelirken, bölgesel ve kolektif güvenliğin nasıl bir parçası olabilir? Dahası, jeopolitik konumunu küresel ekonomiye tehdit oluşturmak için kullanıyor. Bu nedenle, İran zihniyeti gerçek bir ikilemle karşı karşıya bulunuyor.

Hamaney'in oğlu ayrıca Hürmüz Boğazı'nın pazarlık kozu olarak kullanılmaya devam edileceğini de vurguladı. Washington'un yeterli deneyime sahip olmadığı ve son derece kırılgan olacağı başka cephelerin açılmasıyla ilgili çalışmalar yapıldığını da belirtti. Bu cephelerin, savaşın devam etmesi halinde ve İran'ın çıkarlarına hizmet edecek şekilde aktif hale getirileceğini söyledi. Burada kastedilen Hürmüz Boğazı ve Babül Mendeb’tir. Şimdiye kadar, Hürmüz Boğazı'ndaki gemi trafiğinin seçici bir biçimde engellenmesi, küresel petrol fiyatlarında artışa neden oldu ve küresel ekonomiyi etkiledi. İran, henüz kullanmadığı kartlara sahip olmakla tehdit ediyor ve bunların arasında Babül Mendeb Boğazı ve Husilerin seferber edilmesi de yer alıyor. Mücteba, küresel yankıların ve olası bir küresel krizin boyutunu tasvir etmeye çalışıyor. Burada İran, elinde olduğunu düşündüğü ve kademeli olarak kullanacağı kozlarını sergiliyor. Dahası savaşın başından beri İran'ın yanıtı rastgele değil, bölgenin askeri altyapısını hedef alan ve Körfez ülkelerini savaşın maliyetine ortak eden, aynı zamanda İsrail toplumu üzerinde psikolojik ve siyasi baskı uygulayan çok yönlü bir saldırıydı.

Dünya petrolünün yaklaşık yüzde 20'sinin geçtiği Hürmüz Boğazı'nın kapanması veya seyrüseferin tehdit edilmesi, küresel petrol fiyatlarında önemli bir yükselişe neden olacak ve Avrupa ile Asya ekonomilerine zarar verecektir. Benzer şekilde, Süveyş Kanalı'na giden gemilerin geçtiği Babül Mendeb Boğazı'ndaki herhangi bir kargaşa, Asya ve Avrupa arasındaki ticareti doğrudan etkileyecektir. Boğazın kapatılması, gemilerin Ümit Burnu'nu dolanmak zorunda kalmasına ve nakliye sürelerinin büyük ölçüde uzamasına neden olacaktır.

Kısacası, İran şu anda ateşkes istemiyor, bunun yerine seyrüseferi ve nakliyeyi sekteye uğratma gücünü kademeli olarak göstermeyi ve böylece küresel bir ekonomik krizi tetiklemeyi amaçlıyor. O zaman ateşkes, İran'ın stratejik kapasitesini tamamen kaybetmediği, güçlü bir konumda müzakere masasına oturmasını sağlayacak yeni bir stratejik denklemin kurulmasına bağlı olacaktır. Bu nedenle, İran, bölgedeki Amerikan varlığını tüketmek ve azami kayıplara neden olmak için savaşı uzatmayı hedefleyerek çatışmayı kademeli olarak tırmandırıyor. Bu da Amerikan kamuoyunu Ortadoğu'daki Amerikan varlıklarının tamamen çekilmesi için baskı yapmaya itecektir ki bu İran Devrimi'nden bu yana Körfez güvenliğine yönelik vizyonunun temel bir hedefidir. Bu amaçla İran, balistik füze saldırılarından deniz yollarına yönelik saldırılara kadar bir dizi aşamadan geçerek savaşı bölgesel bir askeri çatışmadan küresel bir ekonomik krize dönüştürüyor. Hürmüz Boğazı'nı tamamen kapatmasına gerek yok; tek bir petrol tankerine yapılacak saldırı, nakliye, denizcilik ve sigorta şirketlerinin petrol tankerlerini işletmeyi durdurmaları için yeterli olacaktır. Bu noktada İran, denizcilik rotalarının kontrolcüsü rolünü üstlenmeyi ve böylece baskıcı ve güçlü bir hegemonya kurmayı hedefliyor.

* Bu analiz Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan çevrilmiştir.