ABD’nin dünyadaki etkisi azaldı mı?

Washington, Pekin kaynaklı eşi benzeri görülmemiş zorluklar ve Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısının sonuçlarıyla karşı karşıya

ABD Başkanı Joe Biden, dünyanın Çin'e yönelik dikkatinin dağılmamasını istedi (AP)
ABD Başkanı Joe Biden, dünyanın Çin'e yönelik dikkatinin dağılmamasını istedi (AP)
TT

ABD’nin dünyadaki etkisi azaldı mı?

ABD Başkanı Joe Biden, dünyanın Çin'e yönelik dikkatinin dağılmamasını istedi (AP)
ABD Başkanı Joe Biden, dünyanın Çin'e yönelik dikkatinin dağılmamasını istedi (AP)

İnci Mecdi
Son iki yılda dünya sahnesinde yaşananlar, ABD’nin dünyadaki etkisinin azalması da dahil her şeyin mümkün olabileceğini kanıtladı. ABD’nin, askeri gücü, ekonomisi, bilgi teknolojileri sektöründeki hegemonyası ve uluslararası kuruluşlar aracılığıyla yaptığı uluslararası yardımlar gibi alanlarda, dünya genelinde etkisinin azaldığı düşüncesi, hem ABD içinde hem de dışında birçok konuşmada birinci gündem maddesi haline geldi.
ABD'nin küresel etkiye sahip bir süper güç olmadığı yönündeki söylemler, Kovid-19 salgını çerçevesinde Washington ve diğer uluslararası güçlerin krizi birlikte çözecek adımlar atmak yerine birbirlerinden uzaklaşarak tek taraflı, izole bir yaklaşım benimsemesiyle ivme kazandı. Bu durum, Kovid-19’a karşı aşıların dağıtımı sürecinde, özellikle Dünya Sağlık Örgütü'nün (WHO) bu aşıların küresel olarak dağıtımındaki eşitsizliği defalarca eleştirmesi nedeniyle daha da belirgin hale geldi.
Dünyanın küresel bir liderinin olmadığından ve 1940'lı yıllarda İkinci Dünya Savaşı sonrasında oluşan tek kutuplu dünyanın çöküşünden bahsedilen bir dönemde ABD’nin geçtiğimiz yaz Afganistan'dan askeri olarak geri çekilmesinin kaos görüntüleri ABD’nin dünya liderliğinin giderek azaldığına yönelik söylemleri artırdı.
Ülkelerinin yönetimini yeniden ele geçiren Taliban Hareketi’nden kaçmak için koşuşturan, ABD’nin tahliye uçaklarına tutunmaya çalışan, ancak bazıları kağıt gibi süzülerek yere çakılan Afganların görüntüleri uluslararası basında yer aldı. Bu görüntüler, insanların bilinçaltına ABD’nin artık dünyanın uzun zamandır zayıfların savunucusu olarak bildiği güç olmadığını, trilyonlarca dolarlık askeri gücünün 20 yıl süren çatışmaların ardından Afganistan'daki bir silahlı gruba karşı dahi bir savaş kazanamayacağı mesajını gönderdi.

ABD’nin en güçlü silahı dolar
Afganistan'daki bu trajik görüntülerden sadece birkaç ay sonra, ABD kendisini on yıllar sonra en zorlu mücadelesiyle karşı karşıya buldu. Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaş, üçüncü bir dünya savaşı tehdidi bir yana, ABD’nin nüfuz bölgelerine yönelik bir dizi meydan okumayı da gün yüzüne çıkardı.
ABD, dünyanın en güçlü ordusuna sahip olsa da, dolar en büyük silahı olmaya devam ediyor. Ancak son birkaç ay içindeki gelişmeler, ABD’nin bu en güçlü silahı için tatsız beklentileri de beraberinde getirdi. Dolar yaklaşık 80 yıllık egemenliğinin ardından, küresel rezerv para biriminin statüsünü kaybetme tehlikesiyle karşı karşıya olabilir.
Şarku’l Avsat’ın ABD merkezli haber ağı CNN’den aktardığı habere göre şu an 12,8 trilyon dolar değerindeki küresel para rezervlerinin yaklaşık yüzde 60'ı dolar cinsinden tutuluyor. Bu da ABD’ye sadece ekonomik rekabet açısından değil, aynı zamanda doların bir yaptırım silahı olarak kullanılmasında da büyük bir avantaj sağlıyor. Çünkü Washington istediği zaman diğer ülkelerin merkez bankalarının dolara erişimini engelleyebilir. Tıpkı Rusya’yı Ukrayna’ya karşı başlattığı savaş nedeniyle cezalandırmak için yaptığı gibi ülkelerin ekonomilerini dünyadan izole edip kurutabilir. Eski Hindistan Merkez Bankası (RBI) Başkanı Raghuram Rajan’ın tanımıyla ‘ekonomik bir kitle imha silahı’ olan dolar bir güçtür.
Washington, Moskova’nın döviz rezervlerindeki 630 milyar doları dondurdu ve Rusya para birimi rublenin değerini ciddi şekilde baltaladı. Böylece ABD, Amerikan askerini savaşa dahil etmeden Rusya'yı cezalandırabildi. Ancak Washington’ın bu silahı Moskova’ya karşı güçlü bir şekilde kullanması, döviz sepetlerini dolardan uzaklaştırarak sonlarının Rusya gibi olmaması için çalışan diğer ülkeler arasında endişelere yol açtı. Bank of America (BofA) Stratejisti Michael Hartnett, doların silah olarak kullanılmasının onu zayıflatabileceği uyarısında bulundu. Hartnett, küresel finansal sistemlerin balkanlaşmasının (parçalanmasının), ABD’nin rezerv para birimleri alanındaki rolünü baltaladığını da sözlerine ekledi.
Uluslararası Para Fonu (IMF) tarafından Nisan ayında hazırlanan bir rapor, doların uluslararası rezervlerdeki payının, son yirmi yılda, yaklaşık olarak ABD'nin terörizme karşı savaşına başladığı, birkaç ülkeye ve kuruluşa terörizm nedeniyle yaptırımlar uyguladığı dönemde düşüş yaşadığına işaret etti. Rapora göre o dönemden beri, bir yığın rezerv dolardan Çin’in para birimi yuana ve daha küçük ülkelerin para birimlerine kaydırıldı. Raporun yazarları, bu gözlemlerin uluslararası sistemin gelecekte nasıl gelişeceğine dair ipuçları sağladığına dikkati çektiler.
Ancak gözlemciler, alternatiflerin yeterince iyi olmaması ve ABD'nin dünyanın geri kalanı için çekici olmaya devam etmesi nedeniyle doların küresel etkisini kaybedeceğini düşünmüyorlar. Her ne kadar Çin yıllardır yuanı bir alternatif olarak sunmaya çalışsa da, küresel işlemlerde doların kullanımı yüzde 40 iken yuanın kullanımı sadece yüzde 3'ü buluyor. Bunun yanında ABD borsası dünyanın en büyük ve en fazla akışın olduğu borsasıdır. Birleşmiş Milletler Ticaret ve Kalkınma Konferansı (UNCTAD) verilerine göre küresel Doğrudan Yabancı Yatırım (DYY) akışları 2021 yılında yüzde 77 artarak yaklaşık 1,65 trilyon dolara ulaştı. ABD’deki DYY akışları oranı ise aynı yılda yüzde 114 artarak 323 milyar dolara yükseldi.

Çin, ABD için ekonomik bir ikilem yaratıyor
Çin’in ekonomik yükselişi ABD için güçlü bir meydan okuma oluştururken Çin, daha fazla ülkeyi ekonomik nüfuz bölgesine çekmek için Ukrayna savaşından yararlanıyor. ABD ve Batı ülkeleri, bazı Rus bankalarının uluslararası ödemeler ağı SWIFT’den çıkararak küresel ekonomik sistemden izole ettikten sonra Moskova, Rusya’ya yönelik uluslararası yaptırımlar çerçevesinde Rus ekonomisine destek sağlamaya yardımcı olan Çin'i bir sığınak olarak gördü. Çin’in desteğiyle ruble savaş öncesi seviyelerine geri dönerken SWIFT’e alternatif bir sistem sağlandı.
ABD’deki Michigan Üniversitesi tarafından yayınlanan Michigan Daily gazetesi, Avrupa ve Asya'da gelecekteki çatışma olasılıklarının artması ve demokrasilerin sayısının azalmasıyla birlikte ABD’nin, Doğu Avrupa, Asya ve Afrika'nın Çin ile ittifakına müsamaha göstermekte zorlandığını yazdı. Gazeteye göre Washington’ın, Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü'ndeki (NATO) müttefikleriyle güçlü ilişkileri sürse de birçoğu, özellikle Batı Avrupa ülkeleri, ABD'dekine benzer bir durgunluk yaşadı.
Çin'in dünyanın süper gücü olarak ABD'yi atlatmak için Batı'nın zayıflığından hızla yararlanacağını düşünen gazete, bu nedenle, ABD’nin çeşitli bölgelerden büyük askeri çekilmeleri konusunda uyardı. Gazete, ABD’nin Asya ülkelerinin yanı sıra Çin ile ticaretten elde ettiği çıkarlara benzer insan kaynaklarına sahip olan Hindistan ve Endonezya gibi ülkelerle ticari ilişkilerini de pekiştirerek gücünü artırmak için cesur adımlar atması gerektiğini vurguladı. Gazeteye göre Washington, çoğu benzer büyüme potansiyeline sahip olan Güney Amerika'daki müttefiklerinin gelişimine büyük yatırımlar yaparak Çin'in Afrika'daki devasa yatırımına meydan okumalı. Gazete, Washington’ın dolarla ticareti teşvik ederek, yalnızca ABD ekonomisini geliştirmek için değil, aynı zamanda rezerv para birimi olarak statüsünü korumak için de bir fırsatı olduğunu kaydetti.

Teknoloji alanında rekabet
Teknoloji alanındaki rekabet aynı zamanda küresel gücün temel dayanaklarından biridir. ABD, dünyanın en büyük teknoloji şirketlerinin bulunduğu Silikon Vadisi'ne sahip olsa da, Çin açıkça teknolojik liderliği ulusal gücün anahtarı olarak tanımlamıştır. Pekin, küresel gücün genel dengesini yeniden kurma girişimi çerçevesinde kendi teknoloji üssünü inşa etmeye çalışırken aynı zamanda sahip olmadığı teknolojiyi yabancı kaynaklardan edinerek kontrol edebileceği bağımsız ulusal yetenekleri geliştirmeye çalışıyor.
Washington’daki Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi'nde (CSIS) Stratejik Teknolojiler Programı kıdemli başkan yardımcısı ve direktörü James Lewis, konuya ilişkin değerlendirmesinde, teknolojinin küresel rekabeti şekillendirmedeki uzun soluklu etkisinin, devlet ve devlet dışı aktörler arasında gücü yaymadaki rolü olduğunu söyledi. Lewis’e göre ticari teknolojik ilerlemelerden daha çok yararlanabilen ülkeler, iş ve askeri güçte nispeten daha iyi performans gösterecekler.

Dış yardımlar ve altyapı
Çin, ABD’nin Dünya Bankası ve IMF gibi alanlarında uzman BM kuruluşları üzerindeki hegemonyasına meydan okuyan küresel bir ekonomik etki edinmeye çalışıyor. Pekin, Kuşak ve Yol Girişimi çerçevesinde Asya Altyapı Yatırım Bankası aracılığıyla Asya, Afrika ve Avrupa'yı birbirine bağlayan devasa altyapı projelerine finansman sağlamaya çabalıyor. Aralarında Rusya ve Pakistan'ın da bulunduğu sekiz üyeden oluşan Şanghay İşbirliği Örgütü'nü (ŞİÖ) kuran Çin, konumunu sağlamlaştırmak için dünya genelinde birçok limanı ya kiraladı ya da satın aldı. ABD’nin Avrupa ülkeleri ve İsrail gibi bazı müttefikleri büyük projelere girmeye ve Çin ile ilişkilerini geliştirmeye başladılar. Aynı şekilde bazı Afrika ve Ortadoğu ülkeleri de Çin’in en yakın ekonomik ortaklarından haline geldiler.
Washington merkezli ABD-Arap İlişkileri Ulusal Konseyi’nde (NCUSAR) Yakın Doğu ve Güney Asya Stratejik Araştırmalar Merkezi’nin (NESA) kıdemli araştırmacılarından Profesör David Des Roches, The Independent Arabia’ya yaptığı değerlendirmede, ABD’nin dünya liderliğinin gerilediği düşüncesini reddetti. Soğuk Savaş sırasında, iki rakip bloğun küçük ve orta ölçekli devletlerde nüfuz kazanmak için dış ve askeri yardımlara çok fazla harcama yaptığını söyleyen Prof. Des Roches, “Örneğin, Soğuk Savaş olmasaydı, Asvan Yüksek Barajı yapılmazdı!” dedi.
Çin’in deniz aşırı bölgelerde özellikle Afrika’da inşaat ve kalkınma alanlarında önemli bir oyuncu haline geldiğini söyleyen Prof. Des Roches, projelerinin eski Soğuk Savaş modelinden önemli ölçüde farklı olduğunu da sözlerine ekledi. Çin’in yurtdışındaki projelerinin genellikle belirli hedeflere hizmet etmeyi ve Çin’e kâr getirmeyi amaçladığı ifade eden Prof. Des Roches, bazı durumlarda inşaatların, projenin tamamlanmasından sonra da buralarda kalmaya devam eden Çinli işçiler tarafından yapıldığını, dolayısıyla bu tür bir kârın Çin’in yurtdışındaki nüfuzunu sınırlandırdığını belirtti.
Prof. Des Roches, Çin ve Rusya'nın fırsatçı olmalarına, ABD'den gelen herhangi bir boşluk veya zayıflıktan yararlanmaktan her zaman mutluluk duymalarına ve İran’ın Ortadoğu'da baskın güç olmayı arzulamasına rağmen, ABD’nin herkesin önemli bir güç ve güvenlik garantörü olarak gördüğü tek ülke olmaya devam ettiğini vurguladı. Prof. Des Roches, diğerlerinin ise bölgesel olarak hareket etmek ve suları daha fazla bulandırma isterken, ABD'nin yeteneklerinin benzersiz olduğunu da sözlerine ekledi.
ABD’de bulunan Arizona Üniversitesi tarafından ‘ABD, Soğuk Savaş'ı küresel etki üzerinden kaybediyor’ başlığıyla yayınlanan bir analizde ABD'deki demokrasi ile Çin ve Rusya'daki otoriterlik arasındaki küresel etki üzerindeki rekabet ele alındı. Analizin yazarı Simon Anthony Lee, Çin'in yükselişin karşısında ABD’nin önünde birkaç seçenek olsa da, en etkili yollardan birinin dış politikası aracılığıyla insan haklarını desteklemek ve savunmak olduğu sonucunu vurguladı. ABD’nin bu konuda dünyanın geri kalanı için bir ‘umut ışığı’ olmaya devam ettiğinin altını çizen Lee, ABD’nin bir yandan da iklim değişikliği ve ekonomik ticaret gündemi üzerinde çalışması, Afrika Birliği (AFB) ve Karayip Ortak Pazarı (CARICOM) gibi kuruluşlarla adil ticari ilişkiler kurması ve bu ilişkileri sürdürmesi ve Trans-Pasifik Ortaklığı’nı (TPP) güçlendirmesi gerektiğini belirtti. Lee, altyapı standartlarının uluslararası iklim planına dahil edilmesini de önerdi.
ABD, Hint-Pasifik bölgesindeki müttefikleri olan Japonya, Hindistan ve Avustralya ile kurduğu QUAD ve İngiltere ve Avustralya’nın yer aldığı güvenlik ittifakı AUKUS gibi ittifaklar aracılığıyla çeşitli ortaklıklara öncelik vermeye başladı. Sadece bu kadarla kalmadı. ABD Başkanı Joe Biden, bir yandan Rusya'nın Ukrayna'ya saldırısıyla meşgulken dünyanın bugün küresel siyaset ve ekonominin en önemli belirleyicisi olarak Çin'e ve Hint-Pasifik bölgesinin jeopolitik önemine yönelik dikkatinin dağılmamasını istiyor. Bu çerçevede Biden, 10 üyeli Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ülkelerinin liderlerini, 45 yıl sonra ilk kez Beyaz Saray'da ağırladı. Biden, Güneydoğu Asya ülkelerinin altyapıları, güvenlikleri, salgınlara karşı hazırlık durumları ve diğer çabalarına 150 milyon dolarlık yardımda bulunma sözü verdi.



Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump bugün Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump bugün (Perşembe) kendi çağrısıyla oluşturulan Barış Konseyi’nin ilk toplantısına başkanlık edecek. Toplantıya 45’ten fazla ülkeden temsilcinin katılması beklenirken, Gazze’nin geleceğine ilişkin çözümsüz başlıkların gündeme damga vurması bekleniyor.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması, yeniden imar fonunun büyüklüğü ve savaş nedeniyle ağır yıkıma uğrayan Gazze halkına insani yardım akışının sağlanması gibi konuların, Konsey’in önümüzdeki haftalar ve aylardaki etkinliğinin sınanacağı temel dosyalar olması bekleniyor.

Trump’ın Washington’da kısa süre önce adını verdiği “Donald J. Trump Barış Enstitüsü” binasında katılımcılara hitap etmesi ve katılımcı ülkelerin yeniden imar fonu için 5 milyar dolar topladığını açıklaması planlanıyor. Söz konusu tutarın, ilerleyen dönemde milyarlarca dolarlık ek kaynağa ihtiyaç duyulması beklenen fon için ilk katkı niteliğinde olacağı belirtiliyor.

Trump’ın çağrısıyla kurulan Barış Konseyi geniş tartışmalara yol açtı. Konsey’de İsrail yer alırken Filistinli temsilcilerin bulunmaması dikkat çekiyor. Trump’ın Konsey’in ilerleyen aşamada Gazze’nin ötesindeki küresel meydan okumaları da ele alabileceğini önermesi, bunun Birleşmiş Milletler’in küresel diplomasi ve ihtilaf çözümündeki merkezi rolünü zayıflatabileceği yönündeki kaygıları artırdı.

Üst düzey ABD’li yetkililer, Trump’ın ayrıca bazı ülkelerin Gazze’de barışın korunmasına yardımcı olmak amacıyla kurulacak uluslararası bir istikrar gücüne binlerce asker göndermeyi planladığını açıklayacağını bildirdi.

Hamas mensuplarının silahsızlandırılması ve böylece barış gücü birliklerinin göreve başlayabilmesi konusu ise temel anlaşmazlık başlıklarından biri olmaya devam ediyor. Hamas, İsrail’in olası misilleme adımlarına ilişkin endişeler nedeniyle silah bırakmaya yanaşmıyor. Silahsızlandırma, Trump’ın iki yıl süren Gazze savaşının ardından Ekim ayında başlayan kırılgan ateşkese zemin hazırlayan planının maddeleri arasında yer alıyor.

Üst düzey bir yönetim yetkilisi, “Silahsızlanmaya ilişkin zorlukların tamamen farkındayız, ancak arabuluculardan gelen mesajlar bizi cesaretlendiriyor” dedi.

Güvenlik Konseyi üyelerinin çoğu yok

ABD’li yetkililer, etkinliğe 47 ülkeden heyetlerin ve Avrupa Birliği’nin katılımının beklendiğini belirtti. Listede İsrail’in yanı sıra Arnavutluk’tan Vietnam’a kadar geniş bir ülke yelpazesi yer alıyor.

Ancak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin daimi üyeleri olan Fransa, Birleşik Krallık, Rusya ve Çin listede bulunmuyor.

Etkinlikte Trump’ın yanı sıra ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin özel temsilcileri Steve Witkoff ve Jared Kushner ile eski Birleşik Krallık Başbakanı Tony Blair’in konuşma yapması bekleniyor. Konsey’de önemli bir rol üstlenmesi öngörülen Blair’in yanı sıra, ABD’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Mike Waltz ve Gazze Yüksek Temsilcisi Nickolay Mladenov’un da etkinlikte yer alacağı ifade ediliyor.

İsmini açıklamak istemeyen bir Konsey üyesi, Gazze planının ciddi engellerle karşı karşıya olduğunu belirtti. Yetkili, diğer alanlarda ilerleme sağlanabilmesi için Gazze’de güvenliğin tesis edilmesinin temel şart olduğunu, ancak polis güçlerinin henüz yeterince hazır ve eğitimli olmadığını kaydetti.

Açıklamaya göre henüz karara bağlanmamış temel soru, Hamas’la görüşmeleri kimin yürüteceği. Konsey temsilcilerinin, örgüt üzerinde nüfuz sahibi aktörler — özellikle Katar ve Türkiye — aracılığıyla süreci ilerletebileceği değerlendiriliyor. Ancak İsrail’in bu iki ülkeye mesafeli yaklaşımı sürecin önündeki başlıca engellerden biri olarak görülüyor.

İnsani yardımın ulaştırılması da çözüm bekleyen başlıklar arasında yer alıyor. Yetkili, mevcut durumu “katastrofik” olarak nitelendirirken, yardım akışının süratle genişletilmesi çağrısında bulundu. Buna karşın, dağıtımın sahada hangi yapı tarafından koordine edileceğinin netleşmediğini belirtti.


İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
TT

İsrail, ABD'nin yakında İran'a saldıracağı beklentisiyle hazırlık yapıyor

İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)
İsrail'in Demir Kubbe Savunma Sistemi Tel Aviv semalarında roketleri imha ederken (Arşiv - Reuters)

İsrail gazetesi Yedioth Ahronoth, İsrailli yetkililerin, Tahran'ın Cenevre'de yapılan son müzakerelerde ABD'nin taleplerini karşılamaması üzerine, ABD Başkanı Donald Trump'ın ‘yakında’ İran'a karşı büyük çaplı bir askeri saldırı başlatabileceğini öngördüklerini aktardı. Gazeteye göre Trump yönetiminin yetkilileri, İranlıların zaman kazanmaya ve ABD'yi yanıltmaya çalıştığını düşünüyor.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu başkanlığında kısa bir süre önce gerçekleşen istişarelerde, İran'ın İsrail ordusu olası bir ABD saldırısına katılmasa bile İsrail'e füze saldırısı düzenleyebileceği yönünde bir değerlendirme yapıldı. Buna göre acil durum hizmetleri ve sivil savunmadan sorumlu askeri kurum olan İç Cephe Komutanlığı'ndan savaşa hazırlık yapması istendi. Çeşitli güvenlik kurumları da en yüksek savunma hazırlık seviyesine geçtiklerini açıklarken, güvenlik kurumları da yüksek alarm durumuna geçti.

Ne zaman olacağı bilinmiyor

ABD, Trump'ın ‘güzel filo’ olarak nitelendirdiği, İran ile kısa süreli bir çatışma yerine uzun süreli bir savaş yürütebilecek güçleri bölgeye çoktan konuşlandırdı. Ancak İsrailli yetkililer, ABD'nin saldırısının kesin zamanlamasının bilinmediğini ve nihai olarak Trump'ın kararına bağlı olduğunu belirtiyor. Karar verildikten sonra bile planlar değişebilir. İsrail'de karar anının yaklaştığı ve zamanın daraldığı yönünde bir izlenim hakim. Yetkililer birkaç gün önce iki haftalık bir süreden, ondan önce de yaklaşık bir aydan bahsetmişlerdi, ancak şimdi birkaç gün içinde harekete geçilebileceğine dair işaretler var.

Öte yandan saldırıyı geciktirebilecek birkaç faktör de söz konusu. Gazze Barış Kurulu, perşembe günü Washington'da toplanacak ve İtalya'daki Kış Olimpiyatları 22 Şubat'ta sona erecek. Trump'ın bu faktörlere ne kadar ağırlık vereceği belirsiz.

Her ne kadar kesin bir tarih belirlenmemiş olsa da ABD'nin İran ile uzun süreli bir çatışmaya hazırlandığına dair işaretler giderek artıyor. Geçtiğimiz yıl haziran ayında yaşanan 12 günlük savaştan bu yana yüksek seviyede olan gerginlik, İran rejiminin son zamanlarda protestoculara yönelik sert müdahalelerinin ardından daha da tırmandı. ABD'li yetkililer, büyük çaplı bir operasyonun hızlı bir saldırı olmayacağını, aksine haftalarca sürebilecek bir kampanya olacağını tahmin ediyorlar. Bu da Ortadoğu'daki askeri yığınağı açıklıyor.

Herhangi bir saldırının olası hedeflerinden biri İran'da rejim değişikliği olacak. Ancak ABD yetkilileri, bu hedefin tek bir saldırıyla değil, haftalarca sürecek bir dizi saldırıyla gerçekleştirilebileceğini kabul ediyor.

Bu da İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in yanı sıra, bazıları toplu katliamlardan sorumlu tutulan İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) kurumlarını da hedef alabilir. Washington ayrıca İranlıların sokaklara dökülmesini istiyor, ancak bunun için rejim muhaliflerini ABD'nin onları desteklemeye hazır olduğuna ikna etmek gerekiyor.

CNN'in haberine göre iki İsrailli yetkili, önümüzdeki günlerde ABD ve İsrail'in İran'a ortak bir saldırı düzenleyeceğine dair ‘artan işaretler’ üzerine İsrail'in askeri alarm ve hazırlık seviyesini yükselttiğini söyledi.

Haberin kaynaklarından biri olan bir askeri yetkiliye göre İsrail operasyonel ve savunma planlamasını hızlandırdı. Bir kaynak, Trump tarafından onaylanması halinde beklenen saldırının önceki 12 gün süren savaşın ötesine geçeceğini ve ABD ile İsrail arasında koordineli saldırılar içereceğini ekledi.

Diğer taraftan bugün yapılması planlanan İsrail Savaş Kabinesi toplantısı pazar gününe ertelendi. Bu ertelemenin nedeni, ABD ve İsrail'in herhangi bir karar vermeden önce İran'ın yanlış bir hesap yapıp önleyici bir saldırı düzenlemesini önlemek olabilir.

Hizbullah ve Husiler hesapların merkezinde

Son iki gün içinde, Ortadoğu'ya doğru takviye savaş uçakları, yakıt ikmal uçakları, keşif ve istihbarat uçakları ile komuta ve kontrol uçaklarının yola çıktığı görüldü. Bu hareketlilik, bölgede uzun zamandır görülmemiş büyüklükte bir ABD askeri gücü oluşturuyor. Bu devasa bir savaş makinesi ve bölgede sadece ‘pozisyon almak’ için konuşlandırılmış olması pek olası değil. Amaç sadece müzakerelerde baskı uygulamaksa, bu olağanüstü bir baskı olur, çünkü ABD İran'a çok daha az güçle saldırabilir.

Bu büyük ölçekli tehdit ve caydırıcı etkisinin, İran'ı son dakikada ABD'nin taleplerini kabul etmeye zorlayabileceği ihtimali göz ardı edilemez. Trump daha önce tehditlerinin boş olmadığını göstermişti ve müzakereler sırasında Washington’ın Tahran'a ilettiği mesaj açıktı: “Sabrımı sınama!”

Ancak, en azından kamuoyu önünde İran bu tür sonuçlara varmış gibi görünmüyor. Hatta Hamaney, Amerikan uçak gemilerini vurmakla tehdit etti. İsrail'de bu durum, iktidar sahibine pahalıya mal olabilecek aşırı bir kibir olarak görülüyor.

Çoğu gösterge, İsrail'in bu tür bir saldırıya katılacağını ve kenara çekilmesinin istenmeyeceğini işaret ediyor. ABD’li yetkililerin İsrail'in yeteneklerine, özellikle de İsrail ordusunun uzmanlığına ihtiyaç duyduğu söyleniyor. İsrail'in başlıca hedefi, İran'ın balistik füze sistemini yok etmek ya da ona ciddi şekilde hasar vermek olacak. Aynı zamanda, İsrail ordusundan iki cephede daha mücadele etmesi istenebilir. Bunlar Lübnan'daki Hizbullah ve Yemen'deki Husiler.

Husilerin hemen savaşa katılıp İsrail'e füze ve insansız hava araçları (İHA) ile saldıracağı tahmin ediliyor. Ayrıca, daha önce 12 gün süren savaşta olduğu gibi Hizbullah'ın bu kez tarafsız kalmayıp savaşa katılma ihtimali de var. Bu durumda İsrail, bunu hesaplaşmak için bir fırsat olarak görebilir.


İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
TT

İsrail muhalefet partileri kafa karışıklığı ve bölünmüşlük içinde… Netanyahu’yu devirme fırsatı kaçabilir

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid ile Netanyahu’nun 2022’de gerçekleşen görüşmesinden (DPA)

İsrail’de yaklaşan seçimler öncesinde kamuoyunda muhalefet partilerinin Binyamin Netanyahu hükümetini devirmeye yönelik mücadelede yeterince profesyonel davranmadığı ve seçim kazanma fırsatını heba edebileceği yönündeki görüşler güç kazanırken, sol eğilimli Demokratlar Partisi lideri Yair Golan, üç partinin birleşmesini önerdi. Golan, kendi liderliğini yaptığı Demokratlar Partisi’nin yanı sıra, Yair Lapid liderliğindeki Yesh Atid Partisi ve Gadi Eisenkot’un başında bulunduğu Yashar Partisi’nin tek çatı altında toplanmasını teklif etti. Golan, söz konusu ittifakın başına Eisenkot’un getirilmesi konusunda uzlaşmaya varılmasını önererek, “Çünkü anketler onun hem benden hem de Lapid’den daha fazla beğeni topladığını gösteriyor” ifadesini kullandı.

sdvfgt
İsrail muhalefet lideri Yair Lapid (Reuters)

Golan dün yaptığı basın açıklamasında, önerdiği üçlü ittifakın mevcut anketlere göre şimdiden 31-33 sandalye kazanabileceğini ve böylece en büyük parti konumuna yükselebileceğini söyledi. Golan, söz konusu bloğun kurulması ve Netanyahu’yu kendi seçmeni nezdinde de zorlayacak mücadeleci bir seçim kampanyası yürütmesi halinde, desteğini daha da artırabileceğini ve bir sonraki hükümeti kurabilecek güce ulaşabileceğini ifade etti.

Ancak Lapid teklifi kabul etmedi. Lapid, bu girişimin kendisini solcu bir parti lideri gibi göstermeyi amaçladığını savunurken, kendisini sağ liberal olarak tanımladığını belirtti. Golan’a saatler içinde yanıt veren Lapid, birlik önerisinin Golan’ın kendi popülaritesini artırma amacı taşıdığını öne sürdü. Lapid ayrıca Golan’ı ve ‘şu dönemde birlik adı altında safları dağıtmaya çalışan tüm muhalefet liderlerini’ sert sözlerle eleştirdi.

Lapid, “Kamuoyu blokların birleşmesini istemiyor; bizi olduğumuz gibi görmek istiyor. Her parti kendi ilkeleri temelinde mücadele etmeli. Seçimden sonra bloklar arasında bir birleşme yolu bulunabilir” dedi. Muhalefet liderlerini son dönemde ‘zırhlı aracın içinde ateş açmakla’ suçlayan Lapid, bunun ‘Netanyahu’nun iktidarını sonsuza dek sürdürmesine yol açabilecek bir intihar eylemi’ olduğunu söyledi.

Lapid, seçim hazırlıklarında kendisiyle çalışan uzmanların hükümetin düşmesinin ‘teorik olarak artık kesinleştiği’ görüşünde olduğunu belirterek, muhalefet partilerinin bu gerçeği pekiştirmeye odaklanması gerektiğini kaydetti. Lapid’e göre Netanyahu, yenilginin eşiğinde olduğunu biliyor ve iki hedefe yöneliyor: Araplar ile liberal kesim arasındaki katılım oranını düşürmek ve seçimlere hile karıştırmak. Bu çerçevede önceliğin, Yahudiler arasında yüzde 70, Araplar arasında ise yüzde 48 seviyesinde olan oy verme oranını artırmak ve özellikle kırsal bölgelerde seçim hilesini önlemek amacıyla sıkı denetim mekanizmaları oluşturmak olduğunu ifade etti.

juıo9
Tel Aviv’de düzenlenen Netanyahu karşıtı gösteriden (Arşiv – AFP)

Lapid iki gün önce yaptığı açıklamada, ‘liberal kamp içindeki tüm partilerin, Netanyahu’nun yer alacağı herhangi bir koalisyona katılmama taahhüdünde bulunmasını’ şart koştu. Lapid’in bu sözlerle, birlikte önceki hükümeti kurduğu müttefiki Naftali Bennett’e gönderme yaptığı değerlendirildi. Bennett, Netanyahu ile bir hükümet kurmayacağına dair açık bir taahhütte bulunmayı reddediyordu. Bennett’e yakın kaynaklar ise bu tutumun Likud’dan oy çekme amacı taşıdığını savundu. Nitekim Likudlu Bakan Idit Silman, Bennett’in açıklamalarını sert sözlerle eleştirerek sağ seçmene seslendi ve “Bennett sizi, geçmişte sağ seçmeni kandırdığı gibi kandırıyor; sol ve Araplarla hükümet kuruyor” ifadesini kullandı. Silman daha önce Lapid hükümetinde yer almış, ancak 2022 yılında koalisyondan çekilerek hükümetin düşmesine yol açmıştı.

Lapid’in bir yandan, sağ kanadın ise diğer yandan baskısı altında kalan Bennett, Netanyahu liderliğinde kurulacak bir hükümete katılmayacağını açıkladı. Ancak Likud ile Netanyahu’suz bir senaryoda iş birliğine açık olup olmadığı konusunda net bir ifade kullanmadı.

Öte yandan, Avigdor Lieberman liderliğindeki Yisrael Beiteinu Partisi de muhalefet cephesindeki yön arayışını yansıtan açıklamalarda bulundu. Lieberman, muhalefet partilerinin seçmenlere, Netanyahu ile ya da Arap partileriyle hükümet kurmayacaklarına dair açık ve samimi bir taahhüt vermeleri gerektiğini söyledi.

dfgthy
Netanyahu ve Bennett (İsrail medyası)

İsrail’de yayımlanan son Maariv gazetesi anketine göre, seçimlerin bugün yapılması halinde Arap partileri hesaba katılmaksızın muhalefet partileri 60 sandalye kazanıyor. Aynı ankette, Binyamin Netanyahu liderliğindeki koalisyonun sandalye sayısının 68’den 50’ye gerilediği belirtiliyor. Bu tablo karşısında Netanyahu’nun, özellikle Arap seçmenler arasında katılım oranını düşürmeye yönelik bir plan üzerinde çalıştığı öne sürülüyor. İddiaya göre bu plan, korku siyaseti yürütmeyi ve Arap listeleri ile adayları seçim sürecinden diskalifiye etmeyi içeriyor. Muhalefet ise Netanyahu’yu ve müttefiklerini ‘geniş çaplı bir seçim sahtekârlığı kampanyasına hazırlanmakla’ suçluyor.