İran’dan suikasta uğrayan Kudüs Gücü subayının intikamını alma sözü

Devrim Muhafızları İsrail'le bağlantılı grupları suçlarken İsrail medyası Hüdayi’yi dünya genelinde Yahudilere yönelik saldırıların organizatörü olarak niteledi.

Hüdayi'nin öldürülmesi İsrail medyasının manşetlerinde yer aldı.
Hüdayi'nin öldürülmesi İsrail medyasının manşetlerinde yer aldı.
TT

İran’dan suikasta uğrayan Kudüs Gücü subayının intikamını alma sözü

Hüdayi'nin öldürülmesi İsrail medyasının manşetlerinde yer aldı.
Hüdayi'nin öldürülmesi İsrail medyasının manşetlerinde yer aldı.

İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, önceki gün Tahran’da uğradığı silahlı saldırıda yaşamını yitiren İran Devrim Muhafızları'nın Kudüs Gücü’nde görev yapan Albay Hasan Seyyad Hüdayi'nin intikamının kesinlikle alınacağını söyledi. Reisi, Umman'a hareket etmeden önce Mehrabad Havalimanı'nda düzenlediği basın toplantısında, “Şehidimizin intikamının alınması kaçınılmazdır. Suçlulardan intikam alınacağına hiç şüphem yok” dedi.  
Hudai’nin suikasta maruz kalmasını Kudüs Gücü’nün operasyonlarına yönelik bir hamle olarak değerlendiren İran Cumhurbaşkanı sözlerini şöyle sürdürdü:
“Sahada kutsalları koruyan güçlerimizin önünde yenilgiye uğrayanlar, hayal kırıklıklarını bu şekilde göstermek istiyorlar. Güvenlik yetkililerinden bu suçun faillerinin peşine ciddiyetle düşmelerini istedim.”  
İran Devrim Muhafızları (DMO) Sözcüsü Ramazan Şerif, Hüdayi suikastının faillerinin İsrail istihbaratına çalıştığını ve bu ‘korkakça eylemin’ Devrim Muhafızları’nın, İran’ın düşmanlarıyla yüzleşmek konusundaki kararlılığını artırdığını söyledi. Reuters haber ajansının haberine göre Şerif, "Küresel baskıcı sistem ve Siyonizm ile bağlantılı haydutlar ve terörist gruplar, eylemlerinin sonuçlarıyla yüzleşecek" ifadesini kullandı.
İran Silahlı Kuvvetleri Sözcüsü Ebu’l Fazl Şakarci, suikastın tüm boyutlarıyla soruşturulduğunu bildirdi. İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin medya kuruluşu Nour News’te yer alan haberde, ‘'Pazar akşamı Tahran’da gerçekleştirilen terör saldırısı, kırmızı çizgilerin hesapsız bir şekilde aşılması anlamına gelir ve bu eylem birçok denklemi değiştirir" ifadesine yer verildi.  
Devrim Muhafızları, belirli bir ülkeye karşı doğrudan bir suçlama yöneltmeden, Hasan Seyyad Hüdayi’nin suikastının sorumluluğunu ‘küresel kibir güçleri’ olarak adlandırdığı yapılara yükledi. Ancak DMO’ya yakın medya kuruluşları suikastın hemen akabinde baş sorumlu olarak İsrail’e işaret etti.  
'Küresel kibir', İran hükümeti tarafından düşman ülkeler için kullanılan bir ifade olarak biliniyor.  
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Said Hatibzade de açıklamasında "İran İslam Cumhuriyeti rejimine karşı güçlü düşmanlıklarını dile getirenler, Devrim Muhafızları’nın bir üyesine suikast düzenleyerek şeytani doğalarını bir kez daha izhar ettiler” dedi. Hüdayi’nin öldürülmesinden saatler sonra yarı resmi İSNA haber ajansında yer alan haberde, Albay Hasan Seyyad Hüdayi’nin, ülke içinde faaliyet gösteren İsrail istihbarat şebekelerinden birinin tespit edilmesine ve üyelerini tutuklanmasına katkı sağladığı kaydedildi. İSNA’nın haberine göre DMO halkla ilişkiler servisinden yapılan açıklamada şu ifadeler yer aldı:
 “Söz konusu şebeke içinde yer alanlar, Siyonist rejimin istihbarat servisinin talimatıyla, kamuya mal olmuş şahsiyetleri kaçırarak özel görevlerle ilgili itiraflar, bilgi ve belgeler almayı hedefliyordu.”
Kudüs Gücü komutanlarından olan Albay Hasan Seyyad Hüdayi, pazar günü Tahran’ın doğusundaki evinin yakınlarında otomobil kullanırken, motosikletli iki saldırganın ateş açması sonucu öldü.  Reisi’nin kendisi hakkında ‘kutsalları koruyanlardan biri’ ifadesini kullanması, Suriye ve Irak’taki kutsal şahsiyetlerin türbelerini koruyan birimler içinde yer aldığını gösteriyor. İran uzun süredir Beşşar Esed rejimine destek vermek amacıyla Suriye’ye gönüllü savaşçılar sevk ediyor. Bu savaşçılar arasında Irak, Afganistan ve Pakistanlı Şiiler de yer alıyor. AFP, İran resmi televizyonunun yayınına atıfla ‘Hudai’nin Suriye’de son derece tanınır bir şahsiyet oluğunu’ aktardı. Devrim Muhafızları’nın halkla ilişkiler birimi telegram hesabında yaptığı yayında, Hudai’nin Kudüs Gücü komutanlarından olduğunu, küçük yaşlarda önce Devrim Muhafızları’na ardından Kudüs Gücü’ne katıldığını bildirdi. İran basınında yer alan haberlerde, Hüdayi’nin direksiyon başındayken öldürüldüğünü gösteren fotoğraflar yayınlandı. Hüdayi’nin yan camlardan gelen ateş sonucu yaşamını yitirdiği görülüyordu. Tahran’da Başsavcı geniş çaplı soruşturma yapılması talimatı verdi.  
2010 yılından bu yana en az altı İranlı akademisyen suikasta maruz kalarak ldü. Bu eylemlerin bazıları bombalı saldırı bazıları da motosikletli kimliği belirsiz kişiler tarafından yapıldı. Saldırıların Tahran’ın nükleer faaliyetlerini kısıtlamaya yönelik olduğu açık. Bu son suikast eylemi, iktidardaki muhafazakâr yönetim için ağır bir darbe anlamına geliyor. Nitekim Cumhurbaşkanı Hasan Ruhani döneminde İran’ın nükleer faaliyetlerine yönelik saldırıların artmasının ardından ülke içinde ek güvenlik önlemleri alındığı yönünde bir propaganda sergileniyordu. İran'ın nükleer programının mimarı olarak görülen nükleer fizikçi Muhsin Fahrizade’nin Kasım 2020’de Tahran’da suikasta maruz kalmasının ardından, İran içinde bu düzeyde bir suikast ilk defa gerçekleşiyor. İran, İsrail'i nükleer tesislerine çeşitli saldırılar düzenlemek ve İranlı nükleer bilim insanlarını öldürmekle suçluyor. İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi, 18 Nisan’da yaptığı açıklamada, İsrail'in ülkesine en küçük bir saldırısı durumunda dahi İsrail'in kalbini hedef alacaklarını söylemişti. Reisi, "Siyonist rejim, şunu bilmelisiniz ki ulusumuza karşı en ufak bir hamle yaparsanız, silahlı kuvvetlerimiz kalbinizi hedef alacaktır. Tüm hareketlerinizin keskin gözlerden kaçmayacağını bilmelisiniz" demişti.  
İran ve küresel güçler arasından ‘2015 nükleer anlaşmasının’ canlandırılmasına yönelik Viyana’da düzenlenen görüşmeler Tahran’ın Devrim Muhafızları’nın ABD’nin ‘terör listesinden’ kaldırılması talebinde ısrarı nedeniyle uzun süre askıda kalmıştı. ABD Başkanı Donald Trump 2018’de ‘kötü bir anlaşma’ olarak nitelediği nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, bunun üzerine İran aşamalı olarak nükleer anlaşmadaki yükümlülüklerini terk etmeye başlamıştı. İran’ın bu süreçte, uranyum zenginleştirme seviyelerinde bir nükleer silah yapma seviyesine yaklaştığı yönünde endişeler söz konusu.  
İsrail medyasında Hüdayi suikastı ile İsrail istihbarat servislerinin daha önce duyurduğu, bazı ülkelerde engellenen ‘İran’ın suikast planları’ arasında bağ kuruldu. Kanal-13 televizyonunda yer alan haberde, İsrail’in İstanbul Konsolosuna suikast düzenlemek için seçilen Mansur Resuli’nin Hüdayi tarafından gönderildiği iddia edildi. İsrail Kamu Yayın Kuruluşunun (KAN) haberine göre Tel Aviv yönetimi, Hudai’ye düzenlenen suikastın ardından ‘İran'ın yanıt verme olasılığı nedeniyle teyakkuza’ geçti. ‘İsrail'in dünya genelindeki elçilik ve temsilciliklerinde güvenlik alarm durumunun devam ettiği’ kaydedildi. Mossad’ın bağlı olduğu İsrail Başbakanlığı, Hudai suikastıyla ilgili yorum yapmamayı tercih etti. İsrail Maarif gazetesinin haberinde, Hudai’nin 2020’de ABD hava saldırısında öldürülen Kudüs Gücü Komutanı Kasım Süleymani’ye yakın bir isim olduğu ve İsraillilere yönelik bir dizi saldırının içinde yer aldığı iddia edildi. Gazeteye göre Hudai, Afrika, Güney Amerika ve Türkiye’de İsraillilere yönelik saldırıların organizasyonunda yer aldı. Haberde Hudai suikastının Tahran’a bir mesaj verme amacı taşıdığı savunuldu.
Ynet internet sitesi, İsrail'in ‘çatışmayı Suriye'den Tahran'ın kalbine genişletmek için çalıştığını’ savundu. Habere göre Hüdayi ‘İran dışındaki Batılı hedeflere ve muhalif gruplara saldırılar planlayan nispeten gizli bir birim olan Kudüs Gücü'nün 840. Birliği’nde görevli bir subaydı.’  
Jerusalem Post gazetesi, Hüdayi’nin Suriye'ye silah sokulması ve dünya genelinde Yahudilere yönelik saldırıların planlanmasındaki rolüne dair çıkan haberlere atıfta bulundu. İsrail medyası bu ay, İsrail dış istihbarat servisi Mossad’ın İran topraklarında ‘uyuşturucu tüccarı olduğu iddia edilen Mansur Resuli’yi’ İran topraklarında sorguya çekerken kayda aldığı bir video görüntüsünü yayınladı. Mossad’a göre Mansur Resuli, İran Devrim Muhafızları Ordusu’na çalışıyor, Resuli’nin alınan video kaydında İsrailli bir diplomata, ABD’li bir general ve Fransız bir gazeteciye suikast düzenleme planını itiraf ediyor. Resuli Mossad tarafından serbest bırakılmasının ardından İran makamları tarafından gözaltına alındı. İran Tasnim haber ajansı, Resuli’yi kaçıranların yakalandığını duyurdu. İsrailli diplomatik kaynaklar, Resuli’nin itiraflarının ABD Başkanı Joe Biden’ı DMO’yu Yabancı Terör Örgütleri listesinden çıkarma niyetinden vazgeçmeye ikna etmede belirleyici olduğunu savundu.  



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.