Değişimin kontrolü ‘unutulmuş’ X kuşağında

Sessiz yenilikçiler güçlü ve yüksek pozisyonlara doğru yol aldılar

Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
TT

Değişimin kontrolü ‘unutulmuş’ X kuşağında

Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)

İsa en-Nehari
‘İhmal edilen kuşak’ olarak nitelendirilen 1965 ile 1980 yılları arasında doğanlar, isyankarlıklarıyla bilinen iki çalkantılı nesil; İkinci Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre sonra doğan ‘Bebek patlaması kuşağı’ ile hızlı internet çağında büyüyen ‘Y kuşağı’ arasında doğdukları için ‘unutulmuş nesil’ ya da sosyal bilimlerde, demografik araştırmalarda ve pazarlama alanında ‘X kuşağı’ olarak anılmaktadır. Bu kuşak aynı zamanda modernizm ve gelenekçiliğin dizginlerini elinde tutmaktadır.
Bu kuşağın, Bebek patlaması kuşağı ile Y kuşağı (Milenyum kuşağı) arasında yer alması, onların medyada ihmal edilmesine ve pazarlamacılar tarafından hedef kitle olarak seçilmemelerine neden olsa da bu durum X kuşağı üyelerinin başarılarını sınırlayamadı. Aksine onlara dünyamızın teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka teknolojilerinin istikrarlı büyümesi sayesinde tanık olduğu değişim yolculuğunda çok önemli bir rol oynama fırsatı verdi.

Etki ve iktidar
New York bulunan Union College’da profesör olan Christine Hensler, X kuşağının giderek daha fazla etkili olmalarıyla ilgili değerlendirmesinde, “X kuşağı, bugün Y kuşağının üzerinde yürüdüğü, konuştuğu ve yazdığı politik, entelektüel, sosyal ve yaratıcı zemini hazırladı” ifadelerini kullandı.
X kuşağının, şirketlerde üst düzey pozisyonlarda olduğuna dikkati çeken Prof. Hensler, her zaman ‘genç bir kültürün’ çocukları olarak görüldüklerini belirterek, “Bu doğru, ama bu neslin üyeleri, dünyayı şekillendirmede rol oynayana kadar karar verici pozisyonlara gelmeleri sayesinde olgunlaştılar ve daha etkili hale geldiler” yorumunda bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD merkezli Forbes dergisi yazarı Anna Martin, “X kuşağı üyelerinin çevrelerini saran belirsizliğe rağmen genç meslektaşlarına akıl hocalığı yapmalarına izin veren idari pozisyonlara yöneldiler. X kuşağının yüzde 35’inin, Y kuşağının ise sadece yüzde 19'unun üniversite diplomasına sahip olmasına rağmen X kuşağı artan etkileri hakkında övünmekten kaçınarak sessizce yollarına devam ettiler ve genellikle yüksek akademik unvanlar kazandılar” değerlendirmesinde bulundu.
Unutulmuş kuşağın çocukları, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyi amaçlayan yenilikçi iş modellerine sahip startup şirketleri kurmalarıyla öne plana çıkıyorlar. Sage Şirketi tarafından yayınlanan ‘Startup Şirketleri ​​Durum Raporu’na göre startup şirketlerin kurucularının yüzde 55’i, X neslinin üyeleri arasında yer alıyor. Ayrıca girişimcilik dünyasına girme olasılığı en yüksek nesil de X kuşağı. Bu kuşağın en etkili isimlerinden biri, elektrikli otomobiller üreten Tesla şirketini kurarak ulaşım dünyasında devrim yaratan tartışmalı milyarder Elon Musk. Musk, şirketi SpaceX aracılığıyla, uzaya erişim maliyetini on kat azaltmayı ve herkesin uzaya seyahat edebilmesini hedefliyor.
Bugün, ABD ile bazı Avrupa ve Asya ülkelerinin aralarında bulunduğu 38 ülkeden oluşan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) liderlerinin yarısını X kuşağının üyeleri oluşturuyor. X kuşağının lider olmayanları ise bugünün ebeveynleri, öğretmenleri, yatırımcıları, çiftçileri, yöneticileri ve karar vericileridir.
Çalışma alanının insani yönüne ve nesiller arasındaki çatışmalara odaklanan bir danışma grubu olan Business Consulting Solutions'ın kurucusu Robert Tanner, çeşitlilik, kendine güven, pratiklik, gayr-i resmi üslup, iş-yaşam dengesi, esneklik ve teknolojinin, X kuşağının temel değerler listesinde yer aldığını söyledi. X kuşağı üyelerinin işyerlerindeki sorumlulukları değerleriyle örtüştüğünde ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını, ancak değerleri göz ardı edildiğinde kötü performans gösterdiklerini belirten Tanner, “X kuşağı için iş, her şey demek değildir. Onlar için iş, kendilerinin ve ailelerinin geçimini sağlamanın bir yoludur” dedi.

Dünyaya bağlılar
Bilgiye erişim, özellikle 1980'de 24 saat yayın yapan CNN gibi haber kanallarının yayına başlamasıyla X kuşağının büyüdüğü çağın bir özelliğiydi. 1986 yılında uzay mekiği Challenger kazasının ve 1990 yılında izleyiciler ekranlara bakarken CNN muhabirlerinin patlamaların ortasında haberleri takip ettikleri masaların altına çökmüş haldeki görüntülerinin ekrana yansıdığı Birinci Körfez Savaşı’nın görüntülerinin yayınlanması en önemli olaylardı.
İnsanları etkileyen diğer tarihi olaylar arasında 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılışı, 1978 Jonestown katliamı, enerji krizi, kişisel bilgisayarların çoğalması, Watergate skandalı, 1888 Lockerbie faciası, işten çıkarma dalgaları, 1991 ABD'de polisin siyahi ABD’li Rodney King'i dövmesinin görüntüleri, 1979 İran'daki rehine krizi, borsanın çöküşü, 1989 Exxon Valdez petrol tankeri sızıntısı ve 1972 Münih Olimpiyatları katliamı sayılabilir.

Dijital Vatandaşlar
Yazar Allyson Johnson’a göre X kuşağı, çocukluğunun bir kısmını dijital oyunlara bağlı olarak geçiren ilk nesildir. Programcılar ilk bilgisayarlı kart oyununu 1954 yılında yazsalar da ilk oyun konsolunun üreticisi ABD elektronik şirketi Magnavox Odyssey, evde bilgisayar oyunu oynanmasına imkan veren bu sistemi 1970’li yılların başlarına kadar piyasaya sürmedi. Ardından, 1977 yılında Atari Şirketi, milyonlarca Amerikalıyı elektronik oyun dünyasına çeken oyun konsolu Atari 2600'ü piyasaya sürdü.
X kuşağı, çocukların en sevdikleri televizyon programlarını okuldayken kaydetmelerini ve eve geldikten sonra izlemelerini sağlayan ya da evde izlemek için film kiralamalarını veya satın almalarını sağlayan uygun fiyatlı video kaset kaydedicilerin yükselişiyle büyüdü. Bu teknoloji, dijital video platformlarına ve Netflix gibi video akış hizmetlerine öncülük yaptı.

Blog yazarlığı
Y kuşağının dijital iletişim alanında baskın olmasına rağmen X kuşağı, gençler ve genç yetişkinler olarak ev bilgisayarlarını ve internet üzerinden sosyal ağları kullanma konularında liderliği ele geçirdi. Bu nesil tarafından kurulan önceki sosyal medya platformları, günümüzde Facebook, Instagram ve Pinterest gibi popüler uygulamaların önünü açtı.
Business Consulting Solutions'ın kurucusu Tanner, X kuşağı üyelerinin, modern sosyal medya ortamını şekillendirmedeki rollerinin hakkını vermediklerini söyledi.
Facebook’taki uzun gönderiler ve Twitter’daki kısa tweetlerle dolu bir dünyada bazıları, 2000’li yılların başlarında, ne Facebook ne de Twitter’ın olduğu dönemde, unutulan neslin üyelerinden biri tarafından başlatılan blog yazarlığının köklerini gözden kaçırıyor ve diğer platformların blog yazarlığının sonunun başlangıcı olduğunu düşünüyorlar.
Blog yazarlığının başlangıcı, 1994 yılında kurduğu ‘LinuxNet’ adlı kişisel internet sitesinde , ailesi, yaptığı seyahatler ve aşk hayatı hakkında hikayeler paylaşan Pennsylvania'daki Swarthmore College'da lisans öğrencisi olan Justin Hall’ın paylaşımlarına kadar uzanıyor.
Prof. Hensler'e göre blog yazarları, bu uygulamanın popülaritesinin artmasına katkıda bulunan ve Milenyum kuşağının yaşadığı dönüşüm çerçevesinde toplumsal değişimi zorlamak ve açık bir toplum yaratmak için sesin ve sözün gücünün kullanılmasını sağlayan Bebek patlaması kuşağı ile X kuşağı arasında büyüdü.
X kuşağı bugün, en az Y kuşağı kadar teknoloji meraklısı ve sosyal medya kullanımında uzman bir nesil. X kuşağının yüzde 81'i Facebook'u aktif olarak kullanırken 5,9 milyonunun Snapchat hesabı var. Ancak, çevrim içi paylaşımlarda kendilerini göstermekte daha tutucular. Sadece dünyaya ayak uydurmak ve milenyum çocuklarını takip etmek için çevrimiçi oluyorlar.

Özveri
Bir neslin bir öncekinden mali olarak daha iyi durumda olacağına şüphe yok. Ancak Forbes dergisine göre X kuşağı bu kuralı çiğnedi. Fakat yine Forbes dergisine göre X kuşağı üyeleri iyi bir satın alma gücüne sahip olsalar da servetlerinin, kısmen ödenmemiş okul harçları ve ebeveynleri ile çocuklarına bakmanın maliyetleri nedeniyle 25 yıl önce anne babalarının sahip olduklarından daha az. Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre X kuşağı üyelerinin yüzde 48'i yaşlanan ebeveynlerine bakıyorlar. Özverili ve bunun dikkat çekmemesi konusunda usta olmalarına rağmen, bu onların şirketlerde üst düzey pozisyonlara gelmelerine engel olmadı.



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.