Değişimin kontrolü ‘unutulmuş’ X kuşağında

Sessiz yenilikçiler güçlü ve yüksek pozisyonlara doğru yol aldılar

Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
TT

Değişimin kontrolü ‘unutulmuş’ X kuşağında

Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)
Elon Musk, devrimci fikirleriyle X kuşağın en öne çıkan simalarından biri (AP)

İsa en-Nehari
‘İhmal edilen kuşak’ olarak nitelendirilen 1965 ile 1980 yılları arasında doğanlar, isyankarlıklarıyla bilinen iki çalkantılı nesil; İkinci Dünya Savaşı'ndan kısa bir süre sonra doğan ‘Bebek patlaması kuşağı’ ile hızlı internet çağında büyüyen ‘Y kuşağı’ arasında doğdukları için ‘unutulmuş nesil’ ya da sosyal bilimlerde, demografik araştırmalarda ve pazarlama alanında ‘X kuşağı’ olarak anılmaktadır. Bu kuşak aynı zamanda modernizm ve gelenekçiliğin dizginlerini elinde tutmaktadır.
Bu kuşağın, Bebek patlaması kuşağı ile Y kuşağı (Milenyum kuşağı) arasında yer alması, onların medyada ihmal edilmesine ve pazarlamacılar tarafından hedef kitle olarak seçilmemelerine neden olsa da bu durum X kuşağı üyelerinin başarılarını sınırlayamadı. Aksine onlara dünyamızın teknolojik ilerlemeler ve yapay zeka teknolojilerinin istikrarlı büyümesi sayesinde tanık olduğu değişim yolculuğunda çok önemli bir rol oynama fırsatı verdi.

Etki ve iktidar
New York bulunan Union College’da profesör olan Christine Hensler, X kuşağının giderek daha fazla etkili olmalarıyla ilgili değerlendirmesinde, “X kuşağı, bugün Y kuşağının üzerinde yürüdüğü, konuştuğu ve yazdığı politik, entelektüel, sosyal ve yaratıcı zemini hazırladı” ifadelerini kullandı.
X kuşağının, şirketlerde üst düzey pozisyonlarda olduğuna dikkati çeken Prof. Hensler, her zaman ‘genç bir kültürün’ çocukları olarak görüldüklerini belirterek, “Bu doğru, ama bu neslin üyeleri, dünyayı şekillendirmede rol oynayana kadar karar verici pozisyonlara gelmeleri sayesinde olgunlaştılar ve daha etkili hale geldiler” yorumunda bulundu.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre ABD merkezli Forbes dergisi yazarı Anna Martin, “X kuşağı üyelerinin çevrelerini saran belirsizliğe rağmen genç meslektaşlarına akıl hocalığı yapmalarına izin veren idari pozisyonlara yöneldiler. X kuşağının yüzde 35’inin, Y kuşağının ise sadece yüzde 19'unun üniversite diplomasına sahip olmasına rağmen X kuşağı artan etkileri hakkında övünmekten kaçınarak sessizce yollarına devam ettiler ve genellikle yüksek akademik unvanlar kazandılar” değerlendirmesinde bulundu.
Unutulmuş kuşağın çocukları, dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyi amaçlayan yenilikçi iş modellerine sahip startup şirketleri kurmalarıyla öne plana çıkıyorlar. Sage Şirketi tarafından yayınlanan ‘Startup Şirketleri ​​Durum Raporu’na göre startup şirketlerin kurucularının yüzde 55’i, X neslinin üyeleri arasında yer alıyor. Ayrıca girişimcilik dünyasına girme olasılığı en yüksek nesil de X kuşağı. Bu kuşağın en etkili isimlerinden biri, elektrikli otomobiller üreten Tesla şirketini kurarak ulaşım dünyasında devrim yaratan tartışmalı milyarder Elon Musk. Musk, şirketi SpaceX aracılığıyla, uzaya erişim maliyetini on kat azaltmayı ve herkesin uzaya seyahat edebilmesini hedefliyor.
Bugün, ABD ile bazı Avrupa ve Asya ülkelerinin aralarında bulunduğu 38 ülkeden oluşan Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) liderlerinin yarısını X kuşağının üyeleri oluşturuyor. X kuşağının lider olmayanları ise bugünün ebeveynleri, öğretmenleri, yatırımcıları, çiftçileri, yöneticileri ve karar vericileridir.
Çalışma alanının insani yönüne ve nesiller arasındaki çatışmalara odaklanan bir danışma grubu olan Business Consulting Solutions'ın kurucusu Robert Tanner, çeşitlilik, kendine güven, pratiklik, gayr-i resmi üslup, iş-yaşam dengesi, esneklik ve teknolojinin, X kuşağının temel değerler listesinde yer aldığını söyledi. X kuşağı üyelerinin işyerlerindeki sorumlulukları değerleriyle örtüştüğünde ellerinden gelenin en iyisini yaptıklarını, ancak değerleri göz ardı edildiğinde kötü performans gösterdiklerini belirten Tanner, “X kuşağı için iş, her şey demek değildir. Onlar için iş, kendilerinin ve ailelerinin geçimini sağlamanın bir yoludur” dedi.

Dünyaya bağlılar
Bilgiye erişim, özellikle 1980'de 24 saat yayın yapan CNN gibi haber kanallarının yayına başlamasıyla X kuşağının büyüdüğü çağın bir özelliğiydi. 1986 yılında uzay mekiği Challenger kazasının ve 1990 yılında izleyiciler ekranlara bakarken CNN muhabirlerinin patlamaların ortasında haberleri takip ettikleri masaların altına çökmüş haldeki görüntülerinin ekrana yansıdığı Birinci Körfez Savaşı’nın görüntülerinin yayınlanması en önemli olaylardı.
İnsanları etkileyen diğer tarihi olaylar arasında 1989 Berlin Duvarı'nın yıkılışı, 1978 Jonestown katliamı, enerji krizi, kişisel bilgisayarların çoğalması, Watergate skandalı, 1888 Lockerbie faciası, işten çıkarma dalgaları, 1991 ABD'de polisin siyahi ABD’li Rodney King'i dövmesinin görüntüleri, 1979 İran'daki rehine krizi, borsanın çöküşü, 1989 Exxon Valdez petrol tankeri sızıntısı ve 1972 Münih Olimpiyatları katliamı sayılabilir.

Dijital Vatandaşlar
Yazar Allyson Johnson’a göre X kuşağı, çocukluğunun bir kısmını dijital oyunlara bağlı olarak geçiren ilk nesildir. Programcılar ilk bilgisayarlı kart oyununu 1954 yılında yazsalar da ilk oyun konsolunun üreticisi ABD elektronik şirketi Magnavox Odyssey, evde bilgisayar oyunu oynanmasına imkan veren bu sistemi 1970’li yılların başlarına kadar piyasaya sürmedi. Ardından, 1977 yılında Atari Şirketi, milyonlarca Amerikalıyı elektronik oyun dünyasına çeken oyun konsolu Atari 2600'ü piyasaya sürdü.
X kuşağı, çocukların en sevdikleri televizyon programlarını okuldayken kaydetmelerini ve eve geldikten sonra izlemelerini sağlayan ya da evde izlemek için film kiralamalarını veya satın almalarını sağlayan uygun fiyatlı video kaset kaydedicilerin yükselişiyle büyüdü. Bu teknoloji, dijital video platformlarına ve Netflix gibi video akış hizmetlerine öncülük yaptı.

Blog yazarlığı
Y kuşağının dijital iletişim alanında baskın olmasına rağmen X kuşağı, gençler ve genç yetişkinler olarak ev bilgisayarlarını ve internet üzerinden sosyal ağları kullanma konularında liderliği ele geçirdi. Bu nesil tarafından kurulan önceki sosyal medya platformları, günümüzde Facebook, Instagram ve Pinterest gibi popüler uygulamaların önünü açtı.
Business Consulting Solutions'ın kurucusu Tanner, X kuşağı üyelerinin, modern sosyal medya ortamını şekillendirmedeki rollerinin hakkını vermediklerini söyledi.
Facebook’taki uzun gönderiler ve Twitter’daki kısa tweetlerle dolu bir dünyada bazıları, 2000’li yılların başlarında, ne Facebook ne de Twitter’ın olduğu dönemde, unutulan neslin üyelerinden biri tarafından başlatılan blog yazarlığının köklerini gözden kaçırıyor ve diğer platformların blog yazarlığının sonunun başlangıcı olduğunu düşünüyorlar.
Blog yazarlığının başlangıcı, 1994 yılında kurduğu ‘LinuxNet’ adlı kişisel internet sitesinde , ailesi, yaptığı seyahatler ve aşk hayatı hakkında hikayeler paylaşan Pennsylvania'daki Swarthmore College'da lisans öğrencisi olan Justin Hall’ın paylaşımlarına kadar uzanıyor.
Prof. Hensler'e göre blog yazarları, bu uygulamanın popülaritesinin artmasına katkıda bulunan ve Milenyum kuşağının yaşadığı dönüşüm çerçevesinde toplumsal değişimi zorlamak ve açık bir toplum yaratmak için sesin ve sözün gücünün kullanılmasını sağlayan Bebek patlaması kuşağı ile X kuşağı arasında büyüdü.
X kuşağı bugün, en az Y kuşağı kadar teknoloji meraklısı ve sosyal medya kullanımında uzman bir nesil. X kuşağının yüzde 81'i Facebook'u aktif olarak kullanırken 5,9 milyonunun Snapchat hesabı var. Ancak, çevrim içi paylaşımlarda kendilerini göstermekte daha tutucular. Sadece dünyaya ayak uydurmak ve milenyum çocuklarını takip etmek için çevrimiçi oluyorlar.

Özveri
Bir neslin bir öncekinden mali olarak daha iyi durumda olacağına şüphe yok. Ancak Forbes dergisine göre X kuşağı bu kuralı çiğnedi. Fakat yine Forbes dergisine göre X kuşağı üyeleri iyi bir satın alma gücüne sahip olsalar da servetlerinin, kısmen ödenmemiş okul harçları ve ebeveynleri ile çocuklarına bakmanın maliyetleri nedeniyle 25 yıl önce anne babalarının sahip olduklarından daha az. Pew Araştırma Merkezi tarafından yapılan bir araştırmaya göre X kuşağı üyelerinin yüzde 48'i yaşlanan ebeveynlerine bakıyorlar. Özverili ve bunun dikkat çekmemesi konusunda usta olmalarına rağmen, bu onların şirketlerde üst düzey pozisyonlara gelmelerine engel olmadı.



Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.


Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
TT

Suudi Arabistan ve ABD savunma bakanları bölgesel gelişmeleri görüştü

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth (SPA -Reuters)

Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman ve ABD'li mevkidaşı Pete Hegseth, dün yaptıkları görüşmede, bölgesel gelişmeleri ve bunlara yönelik çözüm çabalarını ele aldı. Görüşmede, iki ülkenin bölge ve dünyada güvenlik ve istikrarı destekleme vizyonu da ele alındı. Bu gelişme, Prens Halid bin Selman ile Dışişleri Bakanı Hegseth arasında gerçekleşen telefon görüşmesi sırasında gerçekleşti. Görüşmede Suudi Arabistan-ABD ilişkileri, savunma sektöründe iş birliği olanakları ve karşılıklı ilgi duyulan konular gözden geçirildi.

Pentagon sözcüsü Sean Parnell yaptığı açıklamada, iki bakanın "ABD'nin Husilerin kapasitesini azaltma ve Kızıldeniz'de seyrüsefer özgürlüğünü koruma amaçlı operasyonlarındaki ilerleme de dahil olmak üzere bölgesel güvenlik durumu hakkında görüş alışverişinde bulunduğunu" belirtti.

Açıklamada, iki tarafın ayrıca "ABD-Suudi Arabistan savunma işlerindeki ortaklığını genişletme fırsatlarını ele aldığı ve yakın iletişimi sürdürme konusunda mutabık kaldığı" ifade edildi.