Biden’ın Ortadoğu'yu ilk ziyaretinde Körfez ve Arap liderlerle görüşmesi bekleniyor

Biden, Ortadoğu'ya istikrar ve barış getirmek konusunda çabaladığını vurguladı.

ABD Başkanı Joe Biden dün Beyaz Saray’da açıklamalarda bulundu. (AP)
ABD Başkanı Joe Biden dün Beyaz Saray’da açıklamalarda bulundu. (AP)
TT

Biden’ın Ortadoğu'yu ilk ziyaretinde Körfez ve Arap liderlerle görüşmesi bekleniyor

ABD Başkanı Joe Biden dün Beyaz Saray’da açıklamalarda bulundu. (AP)
ABD Başkanı Joe Biden dün Beyaz Saray’da açıklamalarda bulundu. (AP)

ABD Başkanı Joe Biden, Ortadoğu'ya daha çok istikrar ve barış getirmek konusunda çabaladığını vurguladı. Ortadoğu ziyaretiyle ilgili planlamasının henüz netleşmediğini belirten Biden, bu ay sonundaki seyahatinde İsrailli ve Arap liderler ile görüşmeyi tasarladığını söyledi.  
Biden, Delaware'de gazetecilerin sorularını yanıtladı. İsrail ve Avrupa gezisi kapsamında Suudi Arabistan'ı da ziyaret edip etmeyeceği sorulan Başkan Biden şu ifadeleri kulandı:
“Bu konuda şu an için nihai bir planım yok. Ancak şunu söylemeliyim ki Orta Doğu'ya daha çok istikrar ve barış getirmek konusunda görüşmelerimiz var. Bu gezimde hem İsrailli hem de Arap liderlerle görüşme ihtimalim var ve buna Suudi Arabistan’ın da dahil olması muhtemel. Benim görevim, yapabiliyorsam barış getirmek. Ben de bunu yapmaya çalışacağım."  
Biden, Suudi Arabistan ziyaretinde Veliaht Prens Muhammed bin Selman ile görüşüp görüşmeyeceği sorusuna "Görüşürsek yapmak istediğim; İsrail ile Arap ülkeleri arasındaki manasız çatışmanın ve savaşın sürmesini engellemek. Buna odaklanacağım" yanıtını verdi. Beyaz Saray heyetinin Suudi Arabistan ziyaretinin olumlu sonuçları olduğunu belirten Biden, “Ekibim petrol üretim hacmindeki azalma konusu hakkında konuştu, üretimi artıracaklarını aktardılar” dedi.
Biden’ın gazetecilere yaptığı açıklamalarda, ABD’nin Suudi Arabistan’la ilişkileri yeniden güçlendirmek istediği yönünde işaretler vardı. Beyaz Saray’ın son zamanlarda stratejik müttefikleriyle ilişkilerini güçlendirme eğilimi sergilediği değerlendiriliyor. ABD basınında yapılan birçok yorumda Başkan Biden’ın muhtemelen Suudi Arabistan’ı ziyaret edeceğini belirtildi. Ancak Beyaz Saray yetkilileri olası ziyareti ne doğruladı ne de yalanladı. Yetkililer Biden’ın ziyaret planının henüz nihai olarak tamamlanmadığını ve üzerinde çalıştıklarını ifade ettiler.  
Beyaz Saray sözcüsü Karine Jean-Pierre, Suudi Arabistan'ın Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) içinde fikir birliğine varılmasındaki rolünden takdirle söz etti. Kral Selman ve Veliaht Prens'in Birleşmiş Milletler liderliğinde Yemen’deki ateşkesi uzatmadaki çabalarını ve liderliğini övdü. 
Bazı kaynaklar, Biden yönetimi yetkililerinin, güvenlik ve petrol fiyatları konusundaki ortak stratejik çıkarları tartışmak için Suudi mevkidaşlarıyla perde arkasından çalıştıklarını aktardı. Suudi Arabistan-ABD müttefiklik ilişkisi son seksen yılda inişli çıkışlı süreçlerden geçti ancak hiçbir zaman tamamen kopmadı. Bunun başlıca nedeni ise iki ülke liderlerinin, bu ilişkinin son bulmaması ve olumsuz süreçlerden etkilenmemesi için gösterdikleri çabalardı.
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın 2016-2018 yıllarında ABD’ye yaptığı ziyaretler, Washington-Riyad arasındaki stratejik ilişkilerin pekiştirilmesine ve ivme kazanmasına katkı sağladı. İki ülkenin, savunma, ekonomi ve yatırım alanlarında güçlü ortak çıkarları bulunuyor. Suudi Arabistan, karşılıklı saygıya dayalı stratejik ortaklığın ve ortak çıkarların, iki dost ülke ve halklar arasındaki bu köklü ilişkinin temeli olduğuna ve böyle de kalacağına inanıyor. Suudi Arabistan Krallığı ve Amerika Birleşik Devletleri, özellikle iklim değişikliği bağlamında, karbon emisyonlarıyla mücadele çabalarını destekleme konusundaki ortak endişeleri ışığında, iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri güçlendirme çabalarını daha da önemli kılan küresel enerji pazarında kilit oyuncular olarak n plana çıkıyor. Suudi Hem Arabistan Krallığı hem de ABD, bölgenin ve dünyanın karşı karşıya olduğu birçok endişeyi ve sorunu paylaşıyor. İki ülke güçlü liderlikleri ve dayanıklı ekonomileri ile, güvenlik ve ekonomide uluslararası barışın tesis edilmesinde belirleyici rol üstlenebiliyor.  
Joe Biden’ın başkanlığındaki ilk yurt dışı ziyaretini, İsrail Başbakanı Naftali Bennett'in davetlisi olarak İsrail'den başlatması planlanıyor. ABD’nin bu ziyarette, iki devletli çözüm önerileri ve barışın tesis edilmesine odaklanması bekleniyor. Diplomatik kaynaklar, Biden’ın Ortadoğu ziyaretinde, Mısır, Irak ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin liderleriyle de görüşeceğini öngörüyor. Tel Aviv'deki siyasi kaynaklar, Biden'ın İsrail gezisine 23 Haziran'da başlayacağını ve ertesi gün Filistin topraklarına hareket edeceğini, ayrıca Körfez ülkelerinin liderleriyle de görüşebileceğini bildirdi.
İsrail Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Eyal Hulata, geçtiğimiz günlerde Washington’ı ziyaret etti. Hulata, Başkan Joe Biden’ın ziyaretinin ayrıntıları konusunda ABD'li yetkililerle anlaştığını doğruladı. İsrail kaynakları, Beyaz Saray'ın bu ziyareti duyurmakta gecikmesinin İsrail'deki siyasi krizden ve ziyaret tarihine kadar hükümetin düşmesi ihtimalinden kaynaklanabileceğini aktardı.  
Analistler, Biden'ın Ortadoğu ziyareti sırasında Prens Muhammed bin Selman’la görüşme olasılığı konusunda iyimserler. Nitekim olası bir görüşme, küresel petrol piyasalarına olumlu bir mesaj gönderecektir. Ayrıca ABD'deki benzin tüketicilerine de umut vadedecektir. Analistler, Biden ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman'ın muhtemel görüşmesinin, ABD (dünyanın en büyük ekonomik ve askeri gücü) ile Suudi Arabistan (dünyanın en büyük petrol ihracatçısı) arasındaki ortaklığı güçlendireceğini öngörüyor.  
Başkan Biden ve Demokratlar, önüzdeki kasım ayında yapılacak ara seçimlere hazırlanırken Amerikalı seçmenler, yüksek fiyatlar ve enflasyon oranları nedeniyle öfkeli.  
ABD Ulusal Güvenlik Konseyi Ortadoğu Sorumlusu Brett McGurk ve Dışişleri Bakanlığı enerji güvenliği danışmanı Amos Hochstein’in de içinde yer aldığı bir heyet on gün önce Suudi Arabistan’ı ziyaret etmişti. Suudi yetkililerle yapılan görüşmelerde, enerji güvenliği, küresel petrol fiyatları ve enerjide fiyat istikrarını sağlamanın yolları ele alındı. ABD'nin Yemen Özel Temsilcisi Tim Lenderking, Suudi Arabistan'ın Yemen ateşkesinin iki ay uzatılmasına yol açan Yemen'i istikrara kavuşturma çabalarını görüşmek üzere birkaç kez Riyad'ı ziyaret etti. ABD Başkanı bu çabaları takdir etti ve Yemen'deki savaşan taraflar arasında kalıcı bir çözüme ulaşmak için tüm diplomatik çabaları gösterme sözü verdi. Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC) ve OPEC dışı bazı üretici ülkelerden oluşan OPEC+ grubu da petrol üretimini temmuzda günlük yaklaşık 648 bin varil artırma kararı aldı. 



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.