Suriye Anayasa Komitesi’nin 8. turunda gündem: Ordunun konumu

Rejim temsilcileri, ordunun yeniden yapılandırılmasının Irak’ta felaketlere yol açtığını ifade ederken muhalefet temsilcileri, ordunun tarafsızlığı ve kurumlarda reform gerçekleşmemesi durumunda devlet başarısız olur dedi

Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
TT

Suriye Anayasa Komitesi’nin 8. turunda gündem: Ordunun konumu

Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.
Muhalefet temsilcilerinin ve Esed rejimi temsilcilerinin anayasal ilkelerle ilgili önerilerinin yer aldığı taslak metinler.

İsviçre'nin Cenevre kentinde 30 Mayıs'ta başlayan Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının 8. turu sona erdi. Toplantılarda bir kez daha, başta ordu olmak üzere devlet kurumlarının yapısı ve geleceğiyle ilgili tartışmalar, hükümetle muhalifler arasındaki anlaşmazlığın odak noktasında yer aldı. Esed rejimini temsil eden heyetin eş başkanı hukukçu Ahmed Kuzbari ile muhaliflerin eş başkanı Hadi el-Bahra karşı karşıya geldi. Şam’dan gelenler ‘Irak’ta ordunun yeniden yapılandırılma tecrübesinin felaketlere yol açtığını’ örnek göstererek, Suriye ordusunun tarafsızlığı önerisini reddetti. Muhalifler ise, Suriye devletinin tamamen çökmemesi ve ‘başarısız bir yapıya’ dönüşmemesi için reform çağrısında bulunarak, ‘ordunun tarafsız bir rol benimsemesi’ gerektiğini vurguladı.
Birleşmiş Milletler (BM) Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen'in ofisinden yapılan yazılı açıklamada, "Bazı konularda farklılıklar sürdü. Bazı konularda ise ortak noktada buluşma potansiyeli görüldü. Özel Temsilci (Pedersen), müzakerelerin yavaş ilerlemesi ve ilerleme kat edilmesi gereken konularda somut uzlaşıların sağlanmasına ilişkin yetersizliğe dikkat çekti, ancak masadaki diyaloğun tonunu ve niteliğini takdir etti" ifadeleri kullanıldı. 
Birleşmiş Milletlerin himayesinde 8. turu düzenlenen Suriye Anayasa Komitesi toplantılarında, tarafların komiteye sunduğu anayasanın ilkelerine ilişkin taslak metinlerin genel değerlendirmesi yapıldı, bazı sorunların tespitinde uzlaşı işaretleri oluştu. Ancak bu sorunların somutlaştırılması ve bir uzlaşı metnine aktarımı mümkün olmadı. 8. tur kapsamında yapılan oturumlarda, ‘Ordunun statüsü, anayasal çerçevede tek taraflı zorlayıcı tedbirler, devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesi, anayasanın üstünlüğü, uluslararası anlaşmaların anayasal statüsü ve ‘geçiş dönemi hukuku’ ilkeleri tartışıldı. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, cuma günü gerçekleşen son oturumda, bir sonraki turdan önce Suriyeli taraflar arasında mekik görüşmelerinde bulunacağını açıkladı.  
Suriye rejimi temsilcisi heyet pazartesi günü, ‘anayasal çerçevede tek taraflı zorlayıcı tedbirler’ konusunda önerilerini sunmuş, muhalefet eş başkanı Hadi el-Bahra ise ‘anayasanın düzenlenmesi ve uluslararası anlaşmaların statüsü’ ile ilgili tekliflerini arz etmişti. Suriye rejimi temsilcisi Kuzberi ertesi gün, ‘devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesiyle’ ilgili öneride bulunurken, muhalefeti temsil eden sivil heyet, ‘geçiş dönemi hukuku ilkelerini’ tartışmaya açtı.  
Müzakereleri yakından takip eden Batılı bir yetkili Şarku’l Avsat’a Anayasa Komitesi’nin 8. Turu’nda tartışılan ilkelerle ilgili aktarımda bulundu.  

Zorlayıcı tedbirler 
Suriye rejimi temsilcisi Kuzberi’nin başkanlık ettiği oturumda, rejimi temsil eden sivil toplum heyetinin, ‘’Suriye halkına uygulanan tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin, Suriye halkının temel anayasal haklarını ve gereksinimlerini ihlal eden ekonomik terörizm teşkil ettiğini" içeren önerisi sunuldu. Kuzberi bu bağlamda, anayasanın, “devletin, tek taraflı zorlayıcı tedbirlerin kaldırılmasını isteme ve bu yaptırımları uygulayan üçüncü ülkelerden uygun tazminat ödemelerini talep etme yükümlülüğünü” içermesini, ayrıca “yaptırımlara karşı çıkmayı ve reddetmeyi her Suriyeli için ulusal bir görev olarak görme yükümlülüğünün” anayasada yer bulması gerektiğini önerdi. Kuzberi, ülke içinde, terörizm ve dış saldırganlık tarafından tahrip edilen bölgelerin yeniden inşasının Suriye halkının bir görevi olduğunun anayasada yer alması gerektiğini vurguladı. Ayrıca Suriyeli mültecilerin güvenli ve gönüllü geri dönüş hakkının, temel insani bir hak olduğunu ve bu hakkın herhangi bir siyasi koşul ile ilişkilendirilmemesi gerektiğini ifade etti.  
Söz konusu ilke tartışılırken, hükümet temsilcisi heyet, "zorlayıcı tedbirlerin uluslararası meşruiyetle bağdaşmadığını’’ ve bu tedbirlerin "Suriye'ye yönelik terör savaşıyla" ilişkilendirilmesi gerektiğine odaklandı. Muhalefeti temsil eden heyet ise söz konusu öneriyi ‘anayasaya aykırı’ olarak değerlendirerek, ‘yeniden inşanın en doğal ekonomik haklar bağlamında olduğunu ve tek taraflı zorlayıcı tedbirlerle’’ ilgisi olmadığını savundu. Katılımcılardan bazıları, Suriye’ye uygulanan yaptırımları teşvik eden herkesi hain” olarak nitelendirdi.   

Kurumların yapılandırılması ve ordunun tarafsızlığı 
Ertesi gün Hadi el-Bahri başkanlığındaki oturumda, Kuzberi ‘devlet kurumlarının yapılandırılması ve güçlendirilmesiyle’ ilgili öneride bulundu. Kuzberi’nin önerisinde “Devlet kurumlarının anayasayla korunan yetkileri bulunmaktadır, kurumların içeriden ya da dışarıdan hedef alınması kanun tarafından cezalandırılır. Ordu vatanı terörizme ve işgale karşı korur, ordunun korunması ve güçlendirilmesi ulusal bir gerekliliktir” ifadeleri yer aldı.
Tartışmalarda muhalifler, devlet kurumlarının köklü reformlara ihtiyaç duyduğunu, nitekim insan hakları ihlalleri nedeniyle güvenilirliklerini kaybettiklerini vurguladı. Muhalifler, ordunun bazı birimlerinin ve bazı kurumların güçlendirilmesi yerine lağvedilmesi ve yeniden kurgulanması gerektiğini, ayrıca kurumların özellikle de ordunun siyasi olarak tarafsız olması gerektiğinin anayasada vurgulanmasının zorunlu olduğunu belirtti.  
Şam heyeti ise ‘ordunun ve kurumların, terörizme ve dış müdahalelere maruz kalmalarına rağmen direnebildiklerini, meşru olduklarını ve kısmi ya da külli olarak lağvedilmelerinin söz konusu olamayacağını’ ifade etti. Suriye rejimi temsilcilerinden biri “Irak’ta ordunun ve kurumların yeniden yapılandırılması girişimi felaketlerle sonuçlandı, uluslararası kuruluşların reform önerileri başarısızlık doğurur” dedi. Bunun üzerine muhalefeti temsil eden heyet, ‘’Devlet kurumlarının tüm Suriye topraklarında yeniden aktif olabilmesi için reform kaçınılmazdır. Reformun en önemli öğelerinden biri de kurumların yeniden yapılandırılması, yolsuzluğa ve halka yönelik suçlara bulaşanların yargılanması ve hesap verebilirliğin sağlanmasıdır. Mevcut ordu halkı koruma konusunda tarafsız olamaz ve yeniden yapılandırılması bir zorunluluktur. Aksi takdirde devlet çöker ya da başarısız bir devlet olarak kalır” görüşlerini savundu.
Hükümet temsilcisi heyet ise, ‘Devlet kurumları ayaktadır ve yapılandırmaya değil reforma ihtiyacı vardır, ancak reform ve yapılandırma yıkımın ya da dış müdahalenin bahanesi olmamalıdır. Ordu tarafsız olamaz, hiçbir ordu halkının çıkarlarını koruma noktasında tarafsız değildir. Yolsuzluk ise ferdi olaylardır ve direnen Suriye kurumlarının tümünün lekelenmesine olanak sağlamaz.’ ifadelerini kullandı. Katılımcılardan biri, ‘’Reform hali hazırda devam ediyor, bu alternatif kurumlar inşa edilmesini gerektirmez, başka ülkelerde alternatif kurumların inşa tecrübeleri başarısızlığa mahkum olmuştur” dedi.

Anayasa ve uluslararası anlaşmalar 
Kuzberi başkanlığındaki oturumda, Hadi el-Bahra ‘uluslararası anlaşmaların anayasal statüsüyle’ ilgili konuyu gündeme taşıdı. Bu öneriye göre, uluslararası anlaşmaların anayasaya eklemlenmesi ve resmi gazetede yayınlanarak kanunlaştırılması teklif edildi. Bazı katılımcılar, uluslararası anlaşmaların anayasayla korunması konusunun doğal olduğunu ve ayrıca anılmasının gereksiz olduğunu iler sürdü. Bazı katılımcılar ise teknik sorular sordu. Örneğin; bu anlaşmalar imzalanmasının ardından anayasaya mı eklenir, yoksa önce anayasayla uyumu gözden geçirildikten sonra mı anlaşma yapılır, ilgili yasaların bu konuda düzenlenmesi nasıl olacaktır?  
Muhalefeti temsil eden heyet, insan haklarıyla ilgili yapılan uluslararası anlaşmaların anayasada anılmasını teklif ederken, Şam rejiminin temsilcileri hükümetin insan hakları ihlalleri gerçekleştirdiği suçlamalarını reddederek, uluslararası anlaşmaların, Suriye devletinin egemenlik haklarını ihlal etmesi ihtimaline karşı uyarıda bulundu. Suriye rejimi temsilcilerinden biri, “Önerilen bu ilke Suriye’yi uluslararası vesayete dahil etme girişimidir” dedi. Bunun üzerine yaşanan sert tartışmalar oturuma bir süre ara verilmesini gerektirdi.  

Adalet mi, intikam mı? 
Muhalefet temsilcileri, ‘geçiş dönemi hukuku ve adaletin sağlanmasıyla’ ilgili öneride bulundu. Öneriye göre, devletin kapsamlı bir yasa tasarısı benimseyerek, geçmişteki savaş suçları, insanlığa karşı suçlar ve insan hakları ihlallerinin etkilerini iyileştirmeye yönelik adımlar atması ve toplumsal barışı inşa etmeyi amaçlayan ‘geçiş dönemi hukukunu’ uygulayacağına dair taahhütte bulunması gerektiği kaydedildi. Geçmişteki suçların zaman aşımına uğrayamayacağı, sorumlularının cezalandırılması gerektiği, bu bağlamda bir dizi reformun gerçekleşmesinin taahhüt edilmesi gerektiği ve hesap verebilirliğin uygulanmasının zorunlu olduğu vurgulandı.  
Şam rejimi heyeti bu önerinin “dış müdahaleye kapı açtığını ve Suriye'ye yönelik uluslararası savaşın amaçlarından biri olan; devlet kurumlarının ve sosyal dokunun bozulmasıyla sonuçlanacağını” iddia ederek itiraz ettiler. Katılımcılar arasında bu konuda hararetli tartışmalar yaşandı. Şam heyeti bu metnin şimdiden Suriye hükümetini suçlu ilan ettiğini öne sürdü. Muhaliflerden biri söz alarak, “bu önerimizin benzerleri birçok Arap ve diğer devletlerin anayasalarında bulunuyor, konu intikam alma meselesi değil geçiş döneminde adaletin sağlanmasıdır. Kalıcı sürdürülebilir bir barışın sağlanabilmesi için bir dizi önlem alınması zorunludur. Bu önlemlerin bir kısmı suçluların yasalar önünde hesap vermelerinin sağlanması bir kısmı ise kurbanların onurlarının iadesi, zararlarının mümkün mertebe tazmin edilmesi ve kurumların ıslah edilmesidir” diye konuştu.

Taslaklar üzerindeki değişiklikler 
Toplantıların son oturumunun gerçekleştiği cuma günü, taraflar daha önce sundukları önerilerin taslaklarında değişikliklere gitti. BM Suriye Özel Temsilcisi Geir O. Pedersen, Kuzberi ve el-Bahra'ya oturumları başarılı bir şekilde yönettikleri için teşekkür etti. Pedersen, müzakerelerin yavaş ilerlemesi ve ilerleme kat edilmesi gereken konularda somut uzlaşıların sağlanmasına ilişkin yetersizliğe işaret ederek, bu hızla devam edilmesi durumunda ilkeler üzerinde uzlaşmanın dahi yıllar alabileceği uyarısında bulundu ve tüm komite üyelerine “uzlaşma duygusu içinde hareket ederek Suriye halkının desteğini alabilecek anayasal metinler hazırlamak üzere çalışma tavsiyesinde bulundu”. Eş başkanların, Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının 9. turunun 25-29 Temmuz'da yapılması konusunda anlaşmaya vardığı öğrenildi.
 



Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
TT

Uzmanlar Şarku’l Avsat’a konuştu: ‘İran’ın hoşnutsuzluğu’, Suriye’ye sınır ötesi olarak yaklaşan tehlike seviyesini artırıyor

Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)
Serghaya’da ele geçirilen uyuşturuculara ait görüntüler (Suriye medyası)

Cuma gecesi ile cumartesi sabahı arasında Şam yönetiminin, Lübnan’dan gelen uyuşturucuların Şam kırsalındaki Serghaya bölgesinde gerçekleştirilmeye çalışılan büyük çaplı kaçakçılık operasyonunu engellediğini duyurması dikkat çekti. Ancak Şarku’l Avsat’a konuşan bir güvenlik uzmanı, operasyona müdahale eden gücün İç Güvenlik Kuvvetleri değil, Savunma Bakanlığı’na bağlı birlikler olduğunu belirtti. Başka bir askerî uzman ise Lübnan ve Irak sınırlarındaki gelişmeleri İran’ın Suriye’ye yönelik ‘rahatsızlığıyla’ ilişkilendirdi.

Savunma Bakanlığı’nın Medya ve İletişim Dairesi, ‘Sınır Muhafızları güçlerinin, Lübnan sınırındaki Serghaya bölgesinde, Lübnan’dan gerçekleştirilmeye çalışılan uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediğini’ bildirdi.

Açıklamada, ‘Kaçakçıların operasyon sırasında güvenlik güçlerine ateş açtığı, birliklerin de ateşin geldiği kaynağa karşılık verdiği ve bunun üzerine ateş açan kişilerin Lübnan topraklarına doğru kaçtığı’ belirtildi. İç Güvenlik Kuvvetleri’nin açıklamasına göre operasyonda 280 kilogram esrar ve 28 bin Captagon hapına el konuldu.

Lübnan ordusu da 4 Kasım tarihinde Arsal kasabasının dağlık kırsalında geniş çaplı baskınlar düzenlemiş, operasyonlarda kaçakçılar gözaltına alınmış ve yasa dışı araçların sınırdan geçiş girişimleri engellenmişti.

dscf dfv
Suriye resmi haber ajansı SANA’nın yayınladığı fotoğrafta, Sınır Muhafızları mensuplarının uyuşturucu kaçakçılığı girişimini engellediği görülüyor.

Bu gelişme, Suriye makamlarının birkaç gün önce Humus petrol rafinerisini hedef almayı planlayan bir hücreyi yakalamasının ardından yaşandı. Suriye makamları, söz konusu hücrenin Hizbullah ile bağlantılı olduğunu açıklarken Hizbullah ise bu iddiayı reddetti.

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Hizbullah’ın hassas bölgelerdeki terör saldırılarının seviyesini yükselterek Suriye’deki terör faaliyetlerini genişlettiğine dikkat çekti. Sınır bölgesinin son derece tehlikeli olduğu uyarısında bulunan Kaddur, “Her an gerilimde tırmanış yaşandığına tanık olabiliriz. Bu durum, Suriye güvenlik güçlerinin sürekli teyakkuzda olmasını gerektiriyor” dedi.

Şam yönetimi, yasa dışı sınır geçişlerini sona erdirmek ve sınır aşan kaçakçılık şebekelerinin faaliyetlerini sınırlandırmak amacıyla komşu ülkelerle güvenlik iş birliği ve koordinasyonu güçlendirmeye çalışıyor. Güvenlik iş birliği ve koordinasyonu konusu, Irak Başbakanı’nın üst düzey bir bakanlık heyetinin başında 28 Ekim’de Şam’a gerçekleştirdiği ziyaret sırasında yapılan görüşmelerin ana gündem maddesini oluşturdu. Sınır güvenliğinin sağlanması da Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan hükümet heyetinin bu ayın 2’sinde Şam’a gerçekleştirdiği ziyarette Suriye hükümetiyle ele aldığı öncelikli konular arasında yer aldı.

Suriye, kurtuluş sürecinin başlangıcından bu yana sınır kapılarını denetim altına alıp karşılıklı ekonomik fayda sağlayacak şekilde açarak komşu ülkelere dostane mesajlar vermeye çalıştı. Askerî konular araştırmacısı Reşid Havrani, bu yaklaşımı ‘sınır kapıları diplomasisi’ olarak nitelendiriyor.

Havrani, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Şam’ın sınırları kontrol altına alarak komşu ülkelerle sorunlarını sıfırlamaya ve sınırların hem kendisi hem de komşu ülkeler için güvenlik tehdidi oluşturmasını önlemeye çalıştığını belirtti. Ancak Suriye-Lübnan ve Suriye-Irak sınırlarında yaşananların, İran’ın Suriye hükümetinden rahatsızlık duyduğuna işaret ettiğini söyledi. Havrani’ye göre İran’ın rahatsızlığının ilk nedeni, Suriye hükümetinin sınırları denetim altına almayı başarması. İkinci neden ise son dönemde Suriye’nin Mekke Anlaşması’na katılımının gündeme gelmesi ve Yemen’de İran’ın kolu olarak nitelendirilen Husilere karşı mücadelede Suudi Arabistan’a askerî uzmanlık desteği sağlayacağını açıklaması.

 f vgf
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, 28 Ekim Çarşamba günü Şam Havalimanı’nda Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi’yi karşıladı. (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Havrani sözlerini şöyle sürdürdü: “Bu nedenle İran, Suriye tarafını rahatsız etmek istedi ve bölgedeki nüfuzu giderek azalan Hizbullah’a Suriye sınırında hareketlilik oluşturması talimatını verdi.”

Aynı durum, İran destekli milislerin Irak’taki askerî ve güvenlik kurumlarının karar alma mekanizmaları üzerinde önemli ölçüde etkili olması nedeniyle Irak için de geçerli.

Sınırların kontrol altına alınması, Şam yönetiminin karşı karşıya olduğu en önemli güvenlik sorunlarından biri olarak öne çıkıyor. Kaddur’a göre sınır üzerinden gelen tehdidin yakın vadede ‘orta ile yüksek’ düzeyde olduğu değerlendiriliyor. Ancak mevcut çabaların sürdürülmesi halinde bu tehdidin kontrol altına alınması mümkün. Kaddur, Lübnan sınırının engebeli arazi yapısı ve çok sayıdaki yasa dışı geçiş noktası nedeniyle daha hassas bir konumda bulunduğunu belirtti. Irak sınırında ise duvarlar ve hendekler aracılığıyla belirgin bir fiziki tahkimat yapıldığını, Ürdün sınırında da aktif operasyonel koordinasyon sayesinde büyük çaplı kaçakçılık sevkiyatlarının engellendiğini ifade etti.

Havrani ise Suriye ve Ürdün’ün, Mart 2025’ten bu yana Suriye, Türkiye, Irak, Lübnan ve Ürdün arasında oluşturulan DEAŞ karşıtı ittifak bünyesinde yer almasının, iki ülkenin Dera vilayetinde düzenlenen Ürdün askerî operasyonu sırasında yaşanan ve sivil can kayıplarına yol açan saha hatasının aşılmasını mümkün kılacağını belirtti.

Öte yandan son gelişmeler, Suriye-Lübnan sınırındaki tehdidin belirgin biçimde arttığına işaret ediyor. Peş peşe düzenlenen güvenlik operasyonları, iç durumu istikrarsızlaştırmaya yönelik organize girişimlerin varlığını ortaya koyuyor.

sdvr
Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan eş-Şeybani’nin Şam’da, Başbakan Yardımcısı Tarık Mitri başkanlığındaki Lübnan heyetiyle yaptığı görüşmeden (Suriye Dışişleri Bakanlığı)

Kaddur, bölgedeki en büyük tehdidin uyuşturucu ticaretiyle bağlantılı olduğunu ve mevcut göstergelerin bu faaliyetlerin geçmişte eski rejim ve Hizbullah’a bağlı şebekelerle ilişkisini sürdürdüğüne işaret ettiğini düşünüyor. Ayrıca kaçakçılık kartellerinin silahlı direnişi olarak nitelendirilebilecek yeni bir olgunun ortaya çıktığına dikkat çeken Kaddur, son operasyonda kaçakçıların güvenlik güçlerine ateş açtıktan sonra Lübnan topraklarına kaçmasını buna örnek gösterdi.

Kaddur, mevcut durumun rutin koordinasyonun ötesine geçen köklü bir çözümü zorunlu kıldığını belirterek, “Yasa dışı sınır geçiş noktaları üzerindeki ortak devlet denetiminin güçlendirilmesi, istihbarat paylaşımının artırılması ve sınır aşan şebekelerin sistematik biçimde takip edilmesi gerekiyor. Ayrıca Lübnan sınırındaki bazı tehlikeli noktalarda acil saha önlemlerinin alınması da gerekebilir. Böylece bu güvenlik açıklarının iki taraf için de sürekli bir istikrarsızlık kaynağına dönüşmesi önlenebilir” dedi.


Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
TT

Washington, Lübnanlı bir diplomatın ülkeyi terk etmesini istedi

Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)
Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare, Detroit'te düzenlenen bir kutlama töreninde, (Facebook hesabı)

Lübnan Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Şarku’l Avsat’a yaptıkları açıklamada, Lübnan'ın Washington Büyükelçiliği'ne ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından resmî bildirimde bulunulduğunu doğruladı. Bildirimde, Detroit'teki Lübnan Konsolosu İbrahim Şerare'nin “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan edildiği ve en geç 48 saat içinde ABD topraklarını terk etmesinin istendiği belirtildi.

Söz konusu kararın, Şerare'nin siyasi açıklamaları nedeniyle alındığına ilişkin bilgiler gündeme gelmişti. Özellikle bir Amerikan medya kuruluşunun, Şerare'ye ait olduğu öne sürülen eski sosyal medya paylaşımlarını yayımlamasının kararının alınmasında etkili olduğu belirtilmişti.

Bu gelişme, Lübnan'ın ABD ve İsrail'deki seçim süreçlerinin olası sonuçlarını ve siyasi değişimlerin ülkeye yansımalarını yakından takip ettiği bir dönemde yaşandı. Beyrut yönetimi, gelişmelerin seyrine göre tutumunu şekillendirmeyi hedeflerken, ABD arabuluculuğunda İsrail ile yürütülecek müzakerelerde tek diplomatik seçenek olarak gördüğü “Çerçeve Anlaşması”na bağlılığını sürdürüyor.


Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
TT

Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki Silahlı Grup Sözleşmeleri'ni iptal etti

Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)
Irak'taki “Ketaib Hizbullah” grubundan iki militan, Bağdat'ta çevik kuvvet polislerine ait bir barikatın önünde grubun bayrağını taşırken (Reuters)

Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün yayımlanan bilgilere göre, Başbakan Ali Zeydi, ülkenin kuzeyindeki Musul Uluslararası Havalimanı'nda silahlı gruplarla bağlantılı olduğu gerekçesiyle üç şirketin sözleşmesinin iptal edilmesi ve hizmetlerin uluslararası şirketlere devredilmesi talimatını verdi.

Şarku’l Avsat’ın Irak Haber Ajansı'ndan (INA/WA) aktardığına göre Zeydi, Musul Havalimanı'ndaki kontuarların kiralanmasına ilişkin Sky Plus şirketiyle yapılan sözleşmenin, “silahlı gruplarla bağlantılı olduğu” gerekçesiyle feshedilmesini istedi.

Kaynak, Başbakan'ın aynı gerekçeyle Musul Uluslararası Havalimanı'ndaki üstü açık otopark alanının kiralanmasına ilişkin Sama Al-Matar şirketiyle yapılan sözleşmenin de iptal edilmesi talimatını verdiğini aktardı.

Zeydi ayrıca, havalimanındaki taksi işletmeciliğine ilişkin Al-Faysal Al-Şamih şirketiyle yapılan kira sözleşmesini de “silahlı gruplarla bağlantısı” nedeniyle feshetti.

Öte yandan, hükümete yakın medya kuruluşları eş zamanlı olarak, “Ketaib'in yatırım ağı” olarak nitelendirdikleri yapılanmaya ilişkin bilgiler yayımladı. Söz konusu haberlerde, ağın tüccar ve iş insanlarının desteğiyle faaliyet gösterdiği ve Bağdat'taki gayrimenkulleri ele geçirmeyi hedeflediği öne sürüldü.