Lübnan, İsrail ile sınır anlaşmazlığı dosyasında ABD arabuluculuğuna bağlı kalıyor

İsrail Donanmasına ait iki savaş gemisi, önceki gün, Lübnan kıyılarında (EPA)
İsrail Donanmasına ait iki savaş gemisi, önceki gün, Lübnan kıyılarında (EPA)
TT

Lübnan, İsrail ile sınır anlaşmazlığı dosyasında ABD arabuluculuğuna bağlı kalıyor

İsrail Donanmasına ait iki savaş gemisi, önceki gün, Lübnan kıyılarında (EPA)
İsrail Donanmasına ait iki savaş gemisi, önceki gün, Lübnan kıyılarında (EPA)

Lübnan İsrail ile sınır anlaşmazlığı dosyasında ABD arabuluculuğuna bağlı kalıyor ve gerilimden kaçınmak ve güney sınırlarındaki herhangi bir tırmanışı kontrol altına almak için diplomatik çabalar yürütüyor. Lübnan, bu hafta sonu ABD'li arabulucu Amos Hochstein'ın Lübnan ile İsrail arasındaki deniz sınırının çizilmesi dosyasını görüşmek üzere Beyrut’a gelmesini bekliyor.
İngiltere merkezli Energean şirketi, doğal gaz üretim ve depolama ünitesi gemisinin Hayfa'nın yaklaşık 80 km batısındaki Kariş sahasına geldiğini duyurdu. Şirket, yılın üçüncü çeyreğinde çalışmalara başlanmasının planlandığını bildirdi. Lübnan, Kariş sahasının tartışmalı sularda bulunduğunu iddia ediyor. İsrail, ise bu sahanın kendi münhasır ekonomik bölgesinin bir parçası olduğunu söylüyor.
İsrail, Pazartesi günü yaptığı açıklamada, anlaşmazlığın, ABD arabuluculuğuyla diplomatik olarak çözülmesi gereken bir "sivil mesele" olduğunu söyledi.
Lübnan makamları, Kariş sahasına üretim ve depolama gemisinin gelmesinin ardından dün (Salı) Hochstein'ı İsrail ile deniz sınırlarının çizilmesine ilişkin müzakerelerin tamamlanmasını görüşmek üzere Lübnan'a davet etti. 
Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri, ABD'li arabulucu Amos Hochstein'ın Lübnan ve İsrail arasındaki deniz sınırlarının çizilmesi dosyasını görüşmek üzere önümüzdeki Pazar veya Pazartesi günü Beyrut'u ziyaret edeceğini doğruladı.
Lübnan Cumhurbaşkanlığı dün, Cumhurbaşkanı Mişel Avn'ın denizcilik hareketlerinden sonra ortaya çıkan ve Energean Power LNG üretim birimi gemisi tarafından tartışmalı deniz sınır bölgesi açıklarında ortaya konan gelişmeleri ele almak için devam eden temasları takip ettiğini duyurdu. 
Lübnan Cumhurbaşkanlığı, “ABD’li arabulucunun, Lübnan tarafının talebi üzerine bu hafta sonunda veya gelecek hafta başında Beyrut'a geleceğini, deniz sınırlarının belirlenmesine yönelik müzakerelerin tamamlanmasının görüşülmesi ve bir an önce bitirilmesi için çalışma yürütüleceğini” açıkladı. Cumhurbaşkanlığı tarafından yapılan açıklamada, Avn'ın ordu komutanlığından geminin deniz sınırındaki hareketleri hakkında raporlar aldığı ifade edildi.
ABD arabuluculuğunu etkinleştirerek diplomatik bir çözümün benimsenmesi, geminin Kariş sahasına gelmesinden sonra ortaya çıkan gerilimi azaltmayı amaçladığı görülüyor. Dosyaya hâkim Lübnanlı kaynaklar, diplomatik çözümün Lübnan'ın tüm haklarını elde etmesine bağlı olduğunu söylüyor. Lübnanlı kaynaklar Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamalarda, gerilimin tırmandığını belirterek, çatışmanın önlenmesinin tek yolunun Lübnan'ın tüm haklarını elde etmesi olduğunu ifade ediyorlar.
Lübnanlı kaynaklar, “İsrail, Lübnan'ın münhasır ekonomik bölgesi üzerinde hak iddia ettiği sürece, gerilim tırmanır. Saldırgan olan Lübnan değil, Lübnan ekonomik bölgesine saldıran İsrail. Hochstein'ın önümüzdeki Pazar günü yapacağı ziyarette tam bir çözüme ulaşılıp ulaşılmayacağını bilmiyoruz. İşler kötü olduğu için ABD’li arabulucunun ziyaretinin aceleye getirilmesinde ısrar edildi. İki taraf arasında arabuluculuk görevine devam etmesi gerekiyor” dedi.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz önceki gün yaptığı açıklamada, Lübnan'ın çağrısının bir İsrail çağrısıyla örtüştüğünü belirterek, Lübnan ile ihtilafın "ABD arabuluculuğu aracılığıyla diplomatik olarak çözülecek bir sivil sorun olduğunu" söyledi.
Lübnanlı kaynaklar, “Hochstein'ın ne çözümler getireceği konusu henüz belli değil ve değişmeyen tek şey, Meclis Başkanı Berri tarafından Ekim 2020'nin başlarında açıklanan ve deniz sınırlarının çizilmesini ve her iki tarafın karasularının ve kendi ekonomik bölgesinin sınırlarının belirlenmesini öngören çerçeve anlaşmasıdır. Çerçeve anlaşması, sınırları belirlemek ve çatışmayı çözmek için mevcut tek formül ve mekanizma” değerlendirmesinde bulundu.
Lübnan Başbakanı Necip Mikati, "Lübnan devletinin diplomatik yollarla olumlu sonuçlar elde etmek ve dolaylı müzakereleri yeniden harekete geçirmek için ele alınan bu egemenlik dosyasının verilerini ayrı bir titizlikle takip ettiğini" yineledi. Mikati, tüm Lübnanlıları ilgilendiren ve Lübnan'ın suları, doğal kaynakları ve istikrarı üzerindeki haklarını koruyan bir dosya olduğu için bu dosyayı iç tartışmalardan ve siyasi hesaplardan uzak tutmanın önemini vurguladı.
Lübnan ile İsrail arasında yaklaşık 860 kilometrekarelik deniz sahası anlaşmazlığı bulunuyor. Lübnan müzakere heyeti ise tartışmalı bölgenin 2 bin 290 kilometre olduğunu söylüyor. İki ülke de bu bölgenin kıta sahanlığında hak iddia ediyor. Lübnan yürütme makamı, Lübnan'ın 2010 yılında Birleşmiş Milletler'e tevdi ettiği 6433 sayılı Kararname'de yapılan değişiklikleri imzalaması için çağrıda bulunuyor.
Ülkenin siyasi ittifaklara tanık olduğu bir zamanda, değiştirilen kararnameyi imzalama çağrısının arka planında son üç gün içinde siyasi gerilimler tırmandı. İsrail, bu yılın üçüncü çeyreğinde üretim yapmayı planladığı sahanın arama, geliştirme ve keşif sürecine sekiz yıl önce başladı.
Lübnan değerlendirmeleri dün, Lübnan'ın Hof Hattı (tartışmalı bölgeyi iki taraf arasında 860 km'lik bir alana bölen) ve Hochstein Hattı (Lübnan'ın kendi hakkı olarak gördüğü alanın yüzde 20'lik bir kısmı) arasında seçim yapmak konusunda iki çözümle karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.  Ancak dosyayla ilgili Lübnanlı kaynaklar, Şarku'l Avsat'a "Hof hattının ABD elçisi Frederick Hof tarafından 2012'de ortaya atıldıktan uzun zaman önce sona erdiğini" söylediler. Hochstein girişiminin 18 Mart'ta üç başkan Avn, Berri ve Mikati'yi bir araya getiren toplantının ardından birleşik bir Lübnan pozisyonuyla karşı karşıya kaldığını ifade eden kaynaklar, ABD'li arabulucuya çerçeve anlaşmasına uygun olarak faaliyetlerine devam etmesi çağrısında bulundular.
Birleşmiş Milletler, Lübnan'ın diplomatik müzakerelerin yeniden başlatılması çağrısını destekliyor. BM dün yaptığı açıklamada Lübnan ve İsrail'i, aralarındaki anlaşmazlıkları müzakereler yoluyla çözmelerini desteklediğini bildirdi. Örgüt, Lübnan ile ihtilaflı deniz bölgesinde İsrail için gaz üretmeye başlamak üzere Pazar günü Kariş doğalgaz sahasına bir depolama ve boşaltma gemisinin geldiği hakkında bilgi aldığını da belirtti.
Birleşmiş Milletler’in resmi internet sitesi, BM Genel Sekreter Antonio Guterres'in Sözcüsü Stephane Dujarric'in şunları söylediğini aktardı: "Durumu yakından takip ediyoruz. Lübnan Özel Koordinatörü Joanna Veronica, bu konuyla ilgili olarak üst düzey Lübnanlı yetkililerle temas halinde. Hem İsrail'i hem de Lübnan'ı her türlü anlaşmazlığı diyalog ve müzakere yoluyla çözmeye teşvik ettiğimizi vurgulamakta fayda var" dedi.
Dujarric, “Lübnan ve İsrail arasındaki deniz sınırlarını belirlemek için ortaya konan çerçeve anlaşması Ekim 2020'de açıklandığında, Genel Sekreter Guterres, ‘taraflarca talep edildiği gibi kapasite ve yetki dahilinde’ BM'nin süreci desteklemeye tamamen bağlı kalacağını söyledi.”
ABD de müzakerelerin yeniden başlamasını destekliyor. ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Ned Price Pazartesi günü yaptığı açıklamada şunları söyledi: “İki taraf iyi niyetle müzakere ederse ve her iki ülkeye de fayda sağlayacaksa, deniz sınırı üzerinde bir anlaşma mümkündür. Bu amaçla, karşılıklı yarar sağlayan bir anlaşmaya varma çabalarını güçlü bir şekilde destekliyoruz.”



ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
TT

ABD hesaplarındaki değişimden sonra Suriye: Kürt bileşen için yeni sürece dair bir okuma

Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)
Suriye'nin kuzeyindeki Meskene'den çekilmesinin ardından SDG mevzilerini ele geçiren Suriyeli askerler bir tankın üzerinde, 17 Ocak 2026 (AFP)

Ömer Önhon (Türkiye'nin Suriye eski büyükelçisi)

2026 Münih Güvenlik Konferansı, “Trump dönemi” olarak adlandırılan dönemde kurallara dayalı uluslararası düzenin yeniden çizildiği, tarihi açıdan çok önemli bir anda toplandı. Münih salonlarında, Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ve ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun yanı sıra diğer üst düzey yetkililer tarafından, hızlı dönüşümlere ilişkin analizlerini ve bir sonraki aşamanın gidişatına dair öngörülerini sunan son derece önemli konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, Suriye Kürt sorunu özel bir ilgi gördü. Konferansa Suriye'den katılanlar arasında Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Lideri Mazlum Abdi ve Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed yer aldı. Toplantıya Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Neçirvan Barzani de katıldı.

Suriye iç savaşı yıllarında Kürtler, Amerikan desteğinden yararlanarak ve DEAŞ'a karşı savaşta Washington ve müttefikleriyle iş birliği yaparak askeri ve siyasi olarak yeniden örgütlendiler. Birkaç yıl içinde SDG, Deyrizor ve Rakka gibi Arap nüfusun ağırlıklı olduğu bölgeler de dahil olmak üzere Suriye topraklarının neredeyse üçte birini kontrol altına aldı. Buna stratejik petrol sahaları, sınır kapıları, barajlar ve su yolları ile geniş tarım arazileri de dahildi.

Fakat bu durum, Suriye ordusunun geçen ocak ayında SDG'yi geri çekilmeye zorlayan ve ülkedeki siyasi ve askeri dengeyi yeniden kuran büyük ölçekli saldırı başlatmasıyla dramatik bir şekilde değişti. Bunun sonucunda SDG kontrol ettiği toprakların en az yüzde 80'ini, petrol sahalarından oluşan ana gelir kaynağını ve saflarındaki Arap aşiret unsurlarının desteğini kaybetti, ayrıca uzun süredir sahip olduğu koşulsuz Amerikan desteğinde de bir gerileme yaşandı.

Washington'da, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, ABD savunma kurumlarında halen eski müttefiklerine güvenen önemli bir nüfuza sahip

 Bu atılım, esasında Başkan Donald Trump'ın Şam, SDG ve Türkiye'ye yönelik politikasındaki değişimin sonucuydu; birçok gözlemci bunu Washington'un yeni bir Kürtleri terk etme bölümü olarak görüyor. Diplomatik çevrelerde dolaşan anlatılara göre ABD'nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 30 Ocak anlaşmasıyla sonuçlanan Erbil görüşmeleri sırasında SDG Lideri Mazlum Abdi'ye, ABD'nin onlar adına askeri müdahalede bulunmayacağını ve SDG'nin yeni gerçekliğe uyum sağlaması gerektiğini bildirdi.

Bununla birlikte, Kürt lobisi ile SDG yanlısı lobi, Washington'da hâlâ önemli bir nüfuza sahip. ABD savunma kurumları içindeki eski müttefiklerine, Senatör Lindsey Graham da dahil olmak üzere kendilerine sempati duyan Kongre üyelerine ve İsrail yanlısı lobi gruplarına güveniyorlar. Bu taraflar, yönetimin yaklaşımını yeniden şekillendirmeye çalışarak, endişelerini önce Başkan Yardımcısı J.D. Vance'e, ardından da Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile yakın bir çalışma ilişkisi bulunan Başkan Trump'a iletmeyi başardılar.

10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)10 Mart'ta Şam'da imzalanan anlaşma sırasında Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ve Suriye Demokratik Güçleri Lideri Mazlum Abdi (SANA/AFP)

Bu adımlar, Suriye meselelerini takip edenlerin uzlaşma olarak nitelendirdiği bir çözümün formüle edilmesine katkıda bulundu. 30 Ocak tarihli anlaşma, SDG'ye 4 Ocak tarihli taslakta yer alanlardan daha az, ancak 18 Ocak tarihli teklifte sunulanlardan daha fazla taviz verdi.

Münih'te, SDG temsilcileri, ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Senatör Lindsey Graham ve Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul da dahil olmak üzere etkili isimlerle bir dizi üst düzey görüşme gerçekleştirdi. Cumhurbaşkanı Macron, Mazlum Abdi ve güçlerini “özgürlük savaşçıları” olarak nitelendirdi ve onlara sürekli destek çağrısında bulundu. Macron'un sözleri, Suriyeli Kürtlerin sivil ve eğitim haklarının korunması ve tam olarak tanınmasına yönelik desteğini yeniden teyit eden Avrupa Parlamentosu'nun 12 Şubat tarihli kararında da yankı buldu. Buna ek olarak Fransa, ABD ile birlikte, diplomatik sürecin önemli bir kolaylaştırıcısı olarak konumlanarak, Kürt haklarını garanti altına alırken, aynı zamanda devlet yapılarına entegrasyon ile sonuçlanacak düzenlemelerin formüle edilmesine katkıda bulundu.

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu

Münih'teki ABD-Suriye görüşmesi, Dışişleri Bakanı Marco Rubio'nun heyetleri ile birlikte Suriyeli mevkidaşı Esad eş-Şeybani ve SDG Lideri Mazlum Abdi ile bir araya gelmesi nedeniyle önemli bir sembolik ağırlık taşıyordu. Görüşmelerin içeriğine ilişkin gizliliğe rağmen, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack X platformundan yaptığı paylaşımda, toplantının önemini vurgulayarak, bunu “bir resim bin kelimeye bedeldir... yeni bir başlangıç” olarak nitelendirdi.

SDG yetkilisi İlham Ahmed ve Mazlum Abdi'nin, birleşik bir Suriye heyetinin parçası olarak değil de bağımsız olarak orada bulunmaları da dikkat çekti. Buna rağmen, Rubio, Senato üyeleri ve Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan ile ortak toplantılara katıldılar. Abdi, uluslararası topluma kendisini pragmatik ve sorumlu bir ortak olarak sunmaya çalışarak, mutedil ve uzlaşmacı bir tavır sergiledi.

Ankara resmi bir yanıt vermese de Türk medyası Abdi'nin Münih'e gitmesine ve konferansa katılmasına izin verilmesi kararını sert bir şekilde hedef aldı. Zira Türkiye, kendisi ile devam eden temaslara rağmen, SDG'yi terör örgütü ve Kürdistan İşçi Partisi'nin (PKK) bir uzantısı olarak sınıflandırmaya devam ediyor. MİT Başkanı İbrahim Kalın'ın Münih'te bulunması da Abdi ile olası bir özel görüşme hakkında spekülasyonlara neden oldu; ancak somut kanıtların yokluğunda bu haberleri doğrulamak zor.

Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)Suriye'nin kuzeydoğusundaki Tabka'da, SDG’li bir kadın savaşçının parçalanmış heykelinin üzerine çekilen Suriye bayrağı, 18 Ocak 2026 (Reuters)

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor. Ancak yakından bakıldığında daha karmaşık bir tablo ortaya çıkıyor. Kürtler, siyasi ve askeri bir güç olarak resmi olarak tanındı ve “Kürt bölgeleri” kavramı resmi çerçevelere dahil edildi. Haseke şu anda Kürt bir yetkili tarafından yönetiliyor ve bu da Kürt bölgesi statüsünü pekiştiriyor. Suriye Ordusu içinde, komuta yapılarını ve silahlarını koruyan eski SDG savaşçılarından dört tugay oluşturuldu ve Derik, Kamışlı, Haseke ve Kobani dahil olmak üzere ağırlıklı olarak Kürt bölgelerinde konuşlandırıldı.

Kurumsal düzeyde, Kürtçe ulusal dil olarak tanındı ve Kürt toplumu eğitim alanında ayrıcalıklar elde etti. Bu düzenleme, etnik bütünlük ve birleşik ve coğrafi olarak bitişik bir Kürt bölgesinin yokluğu açısından Suriye'nin koşullarındaki temel farklılıkla birlikte Irak'taki modele benziyor.

İlerleyen Suriye hükümet güçleri karşısında geri çekildikten ve etkisi Haseke ile Kobani (Ayn el-Arap) çevresindeki dar bir bölge ile sınırlı kaldıktan sonra, bir zamanlar Suriye çatışmasının en büyük kazananı olarak kabul edilen SDG, kesin bir yenilgi yaşamış gibi görünüyor

Suriye çatışmasında kilit bir oyuncu olan Türkiye, savaş sırasında Suriye'deki uzun süreli güç boşluğunun sonuçlarını deneyimledikten sonra, sınırlarını ve topraklarını terör örgütlerinden ve yetkisiz yabancı aktörlerden koruyabilecek merkezi bir hükümete dayalı istikrarlı ve güvenli bir Suriye devleti istiyor.

Gerçekten de Türkiye'nin Şam üzerindeki etkisi olmasaydı, SDG nihayetinde üzerinde anlaşılanlardan çok daha elverişli şartlar elde ederdi. Ankara, başından beri bu güçlerin tamamen dağıtılması ve silahsızlandırılması konusunda ısrar etti ve Türk yetkililer, saflarındaki Suriyeli olmayan savaşçıların ayrılmalarını talep etti. SDG üyelerinin Suriye ordusuna entegre edilmesi ilkesini, bunun birleşik askeri birlikler şeklinde değil, bireysel olması şartıyla kabul etti.

 Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP) Almanya Şansölyesi Friedrich Merz, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer, Münih Güvenlik Konferansı sırasında düzenlenen E-3 toplantısının başlangıcında bir arada, Münih, 13 Şubat 2026 (AFP)

Bu koşullar arasında, yaklaşık 1000 Suriyeli olmayan savaşçının Suriye topraklarından Kuzey Irak'a çekilmesi, şimdiye kadar uygulanan tek somut adım olarak öne çıkıyor. Buna rağmen Ankara, bu aşamada bu konu ile ilgili açıkça gerilimi artırmaktan veya önemli bir baskı uygulamaktan kaçındı. Zira Türk yönetimi, Türkiye içindeki Kürt taraflarla devam eden barış süreci ışığında, Suriye'deki politikalarını, özellikle SDG ve genel olarak Kürt meselesini ele alma şeklinin iç siyasi sonuçlarıyla dengelemeye çalışıyor.

Buna binaen, Suriye dosyası, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve özellikle 2027 seçimlerinin yaklaşmasıyla birlikte iç politikada önemli bir faktör haline geldi. Zira iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP), barış sürecinde ilerleme kaydederek Kürt seçmen tabanını genişletmeyi hedefliyor.

Sonraki adımlar büyük ölçüde Şam ile SDG arasındaki anlaşmaların nasıl uygulanacağına bağlı olacak; ancak anlaşmaların şartlarına dair yorumlarda devam eden farklılıklar var ve SDG Lideri Mazlum Abdi bu farklılıkları, özde değil, terminolojide bir anlaşmazlık olarak nitelendirdi. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre cevap bulmamış bir diğer soru ise bu düzenlemelerin beklenen Suriye anayasasına dahil edilip edilemeyeceği ve eğer edilecekse hangi biçimde olacağıdır. Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Kürtlerin eğitim ve kültür haklarıyla ilgili 13 sayılı kararnamenin anayasaya dahil edilmesi çağrısında bulundular. Abdi ayrıca özerk yönetimin Suriye devlet kurumlarına entegre edilmesi gerektiğini vurguladı.

Suriye sorunu, Türkiye'nin ulusal güvenlik denkleminde temel bir unsur ve iç politikasında önemli bir faktör haline geldi

 Ancak Abdi'nin son zamanlarda Suriye, Türkiye, Irak ve İran’daki “Kürdistan'ın dört parçası” ifadesine yaptığı atıflar ve Kürtlerin ortak bir siyasi otorite altında birleşmesi çağrısı, Ankara'da ve başka yerlerde mevcut endişeleri derinleştiriyor.

Suriye içinde, Sünni Arap çoğunluğun ve diğer grupların -Dürziler, Aleviler, Türkmenler ve Hristiyanlar- Kürtlere verilen ayrıcalıklara verdiği tepki, potansiyel gerilimlere işaret ediyor. Güneyde, geniş çaplı çatışmaların yerini kırılgan bir sakinliğin aldığı Dürziler arasında temkinli bir huzursuzluk hakimken, liderleri Şam'ın Kürt meselesini nasıl ele alacağını yakından takip ediyor. Kuzey ve güney Suriye arasında komşu ülkelerin pozisyonlarında temel bir farklılık bulunuyor. Kuzeyde Türkiye, Şam'ı SDG’ye karşı desteklerken, güneyde İsrail, Şam'a karşı olan Dürzi gruplara destek verdi.

Şam'ın karşı karşıya olduğu en büyük meydan okuma, savaşın harap ettiği bir ülkenin yeniden inşası ve zor durumdaki bir ekonominin canlandırılmasıdır; ne var ki azınlıkların şikayetleri ele alınmadan ve çözülmemiş siyasi anlaşmazlıklar giderilmeden bu yolda ilerlenemez. Bu hassas denklem, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara için önemli bir sınav teşkil edecek; zira kendisi iç güçler, azınlıklarla ilişkiler ve dış güçlerin çatışan çıkarları arasında dengeyi aynı anda yönetme göreviyle karşı karşıyadır.


Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı, İsrail'in hava saldırılarını kınayarak, bu saldırıların ülkede istikrarın sağlanmasına yönelik çabaları baltalamayı amaçladığını söyledi

 Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)
Lübnan'ın doğusundaki Bekaa Vadisi bölgesinde bulunan Bednayel köyünde, İsrail hava saldırılarının ardından ağır hasar gören bina (AFP)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, İsrail'in dün gece karadan ve denizden Sayda (Sidon) bölgesini ve Bekaa Vadisi'ndeki kasabaları hedef alan saldırılarını şiddetle kınayarak, "Bu saldırıların devam etmesi, Lübnan'ın başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere dost ülkelerle istikrarı sağlamak ve İsrail'in Lübnan'a yönelik düşmanlıklarını durdurmak için yürüttüğü diplomatik çabaları ve girişimleri engellemeyi amaçlayan açık bir saldırganlık eylemidir" dedi.

Ulusal Haber Ajansı, Avn'un şu sözlerini aktardı: "Bu baskınlar, Lübnan'ın egemenliğinin yeni bir ihlalini ve uluslararası yükümlülüklerin açık bir şekilde çiğnenmesini temsil ediyor ve uluslararası toplumun iradesine, özellikle de Birleşmiş Milletler'in 1701 sayılı Kararına tam uyulmasını ve tüm hükümlerinin uygulanmasını öngören kararlarına karşı bir saygısızlığı yansıtıyor."

Bölgede istikrarı destekleyen ülkelere, "Lübnan'ın egemenliğini, güvenliğini ve toprak bütünlüğünü korumak ve bölgeyi daha fazla gerilim ve gerginlikten kurtarmak için saldırıları derhal durdurma ve uluslararası kararlara saygı gösterilmesi yönündeki sorumluluklarını üstlenmeleri" çağrısını yineledi.

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre İsrail ordusunun Lübnan'ın doğusundaki Hizbullah komuta merkezlerini hedef aldığını söylediği baskınlarda en az 6 kişi öldü ve 25 kişi de yaralandı.


"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
TT

"Barış Konseyi"... Trump'ın vaatlerinin yeni bir sınavı

 Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)
Barış Konseyi Konferansı Katılımcıları- 19 Şubat 2026 (AFP)

Washington, önceki gün Barış Konseyi'nin resmi açılışına tanık oldu. Bu hamleyi ABD Başkanı Donald Trump, kendisini bir barış başkanı olarak tanıtarak ve mesajını öncelikle Amerikan kamuoyuna yönelterek siyasi söyleminin merkezine yerleştirdi. Amerika Birleşik Devletleri artık dış politika dosyalarının iç mücadelenin bir parçası haline geldiği ve her diplomatik hamlenin seçmenler önünde Amerikan rolünün imajının yeni bir sınavı olduğu bir seçim yılına giriyor.

İran ile gerginliğin artmasıyla birlikte bölgedeki büyük askeri yığılma göz önüne alındığında şu soru gündeme geliyor: "İran'a önümüzdeki iki hafta içinde askeri bir saldırı düzenlenmesi durumunda Gazze ile ilgili müzakere edilen iyimser planlar nasıl gerçekçi olabilir?"

Öte yandan, "Gazze Şeridi Yönetimi Ulusal Komitesi"nin geçen akşam Geçici Polis Gücü'nde iş başvurularının alınmaya başlanacağını duyurmasının hemen ardından, Gazze'deki gençler başvurularını yapmak için yarışa girdiler.