Rusya, Ukrayna'nın batısını bombalarken Kiev 22 kişinin yaralandığını duyurdu

Severodonetsk'te çatışmalar yoğunlaşırken, Mariupol'da onlarca ceset kaldırılmayı bekliyor

Dün Donetsk bölgesindeki bir köyde evi bombardımandan etkilenen bir çiftçi (AP)
Dün Donetsk bölgesindeki bir köyde evi bombardımandan etkilenen bir çiftçi (AP)
TT

Rusya, Ukrayna'nın batısını bombalarken Kiev 22 kişinin yaralandığını duyurdu

Dün Donetsk bölgesindeki bir köyde evi bombardımandan etkilenen bir çiftçi (AP)
Dün Donetsk bölgesindeki bir köyde evi bombardımandan etkilenen bir çiftçi (AP)

Moskova dün, Ukrayna’nın batısında, Batılı ülkeler tarafından gönderilen silahların bulunduğunu söylediği ‘büyük bir depoyu yok ettiğini’ duyurdu. Öte yandan Ukrayna’nın doğusundaki Severodonetsk şehrinde Ukrayna Silahlı Kuvvetlerinin Rusya ordusu karşısında direnmekte güçlük çektiği görüldü.
Rusya Savunma Bakanlığı’ndan dün yapılan açıklamada, “Ternopol bölgesindeki Çortkiv kenti yakınlarında içinde deniz tabanlı yüksek hassasiyetli uzun menzilli Kalibr füzeler, ABD ve Avrupa ülkelerinden Kiev rejimine tedarik edilen büyük bir tanksavar füze sistemi, taşınabilir uçaksavar füze sistemi ve top mermilerinin bulunduğu depo yok edildi” denildi. Açıklamada saldırının tarihi belirtilmezken, Çortkiv’deki Ukraynalı yerel makamlar, Cumartesi akşamı gerçekleşen bombardımanda siviller de dahil olmak üzere en az 22 kişinin yaralandığını ve bir askeri bölgenin zarar gördüğünü duyurdular. Rusya’nın işgali öncesinde yaklaşık 30 bin kişinin yaşadığı Çortkiv, Romanya sınırının 140 kilometre kuzeyinde ve Ukrayna'nın batısındaki en büyük şehir olan Lviv'in 200 kilometre güneydoğusunda yer alıyor.

Severodonetsk çatışmaları
Ukrayna Genelkurmay Başkanlığı dün sabah ülkenin doğusunda, Rus güçlerinin Severodonetsk'e ‘başarısız’ bir saldırı başlattığını duyurdu. Genelkurmay Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, Ukrayna askerlerinin Rusya ordusunu Vrobivka, Mykolaivka ve Vasevka yakınlarında geri püskürttüğü kaydedildi.
Öte yandan İngiltere Savunma Bakanlığı’nın dün yaptığı açıklamada, Rusya'nın Severodonetsk şehri ve çevresindeki toprakları kademeli olarak ele geçirmek için asker ve topçu sayısındaki büyük üstünlüğünden yararlandığı belirtildi. Bakanlık, Twitter üzerinden yapılan son istihbarat güncellemesinde, Rusya’nın muhtemelen son haftalarda bazı muharebe oluşumlarından üçüncü taburu konuşlandırmaya hazırlanmaya başladığı ifade edildi.
Severodonetsk'in kontrolünün ele geçirilmesi, Rusya'nın tamamen kontrol etmek istediği ve ağırlıklı olarak Rusça konuşulan bir bölge olan Donbas bölgesindeki bir başka büyük şehir olan Kramatorsk'a giden yolu açacak. Rusya yanlısı ayrılıkçılar, 2014 yılından bu yana madencilik açısından zengin olan bu bölgenin bazı noktalarını kontrol ediyorlar.
Luhansk Valisi Serhiy Hayday, Telegram üzerinden yaptığı açıklamada, Severodonetsk'teki durumun çok zor olduğunu belirterek, “Rus güçleri, şehri tamamen kapatmak ve herhangi bir asker ve mühimmat geçişini engellemek istiyor” dedi.  Hayday, Rus güçlerinin 48 saat içinde şehri ele geçirmek için tüm imkanlarını seferber etmesinden korktuğunu da sözlerine ekledi.
Ayrılıkçı Luhansk bölgesinin lideri Leonid Paseçnik, yapım aşamasındaki Rus askeri hastanesine yaptığı ziyaret sırasında, “Severodonetsk’in tamamı özgürleştirilemedi. Sanayi bölgesinin kontrolünü ele geçirmeyi henüz başaramadık. Her halükarda hedefimize ulaşacağız ve sanayi bölgesini özgürleştireceğiz. Severodonetsk ve Lysychansk (Lısıçansk) bizim olacak” açıklamasında bulundu. Öte yandan Luhansk Valisi Hayday, dün öğleden sonra yaptığı açıklamada, Cumartesi akşamı nitrojen tesisinin bulunduğu yerde bir yangın çıktığını doğrularken, tesisteki son durumu bilmenin mümkün olmadığını belirtti.

Rusya’nın güneydeki ilerleyişi
Başta Donetsk bölgesi olmak üzere ülkenin güneyine gelince, Ukrayna Devlet Başkanlığı’ndan yapılan açıklamada, “Ruslar temel altyapıyı yok etme çabalarına hız verdi” denildi. Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) haberine göre cephe hattının diğer ucunda, güneyde Dinyeper Nehri'nin ağzındaki büyük bir liman olan Mykolaiv'de, Rusya’nın ilerleyişi şehrin eteklerinde durdu.
Ukrayna Harekât Komutanlığı, Rus güçlerinin Mykolaiv eteklerine ‘sivil nüfus üzerinde psikolojik baskı kurmak amacıyla’ sürekli olarak füzeler ateşlediğini belirtti. Buna karşın Moskova'ya göre Rusya ordusu Cumartesi sabahından Pazar sabahına kadar gerçekleşen ikisi hava muharebesinde ve üçüncüsü hava savunma sırasında olmak üzere, Ukrayna’ya ait üç adet Suhoy Su-25 model savaş uçağını düşürdü.

Mariupol'da onlarca ceset kaldırılmayı bekliyor
Ukrayna Ulusal Muhafızları'na bağlı Azov (Azak) Taburu'nun eski komutanı Maxim Gorin, Pazar günü yaptığı açıklamada, ülkenin güneyindeki Mariupol kentinde bulunan Azovstal Çelik Fabrikası kuşatması sırasında öldürülen onlarca Ukraynalı savaşçının cesetlerinin halen kaldırılmayı beklediğini söyledi. Gorin, kısa bir süre önce Rusya ve Ukrayna arasında yapılan takas anlaşmasının şartlarına göre, Azovstal'da öldürülenlerden yaklaşık 220’sinin cesedinin Kiev'e gönderildiğini, ancak Mariupol'da halen yaklaşık aynı sayıda cesedin olduğunu belirtti.
Gorin, Telegram üzerinden yayınladığı videoda şunları söyledi:
“Tüm cesetlerin memleketlerine gönderilmesi için takas konusunda yapılan görüşmeler devam ediyor. Elbette tüm cesetlerin iade edilmesi gerekiyor.”
Eski komutan, ölenlerin üçte birinin Azak Taburu’ndan, diğerlerinin ise sınır devriyesi, donanma ve polis güçlerinden olduğunu da sözlerine ekledi.
Rusya, Mayıs ayı ortalarında çelik fabrikasına sığınan yüzlerce savaşçıyı tutukladıysa da birçoğu Rus güçlerinin fabrikaya ve Mariupol şehrine yönelik saldırıları sırasında öldürüldü.

Stoltenberg: Türkiye'nin endişeleri meşru
Diğer taraftan NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg Pazar günü yaptığı açıklamada, Türkiye'nin Finlandiya ve İsveç'in NATO üyeliğine itirazıyla gündeme getirdiği güvenlik endişelerinin meşru olduğunu söyledi. Stoltenberg, Finlandiya Cumhurbaşkanı Sauli Niinistö'yü ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, Türkiye'nin terör saldırılarından en fazla zarar gören NATO ülkesi olduğunun altının çizilmesinin önemli olduğunu ve bu nedenle endişelerinin ciddiye alınması gerektiğini kaydetti.

Avrupa'dan Ukrayna'nın AB adaylığına tepki
Bir başka gelişmede ise Avrupa Birliği (AB) Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen Cumartesi günü Kiev'e yaptığı sürpriz bir ziyaret sırasında, Rus güçlerin ülkenin doğusundaki saldırıları yoğunlaşırken Ukrayna'nın AB üyeliği başvurusuna ‘gelecek hafta’ bir yanıt verme sözü verdi.
Ukrayna Cumhurbaşkanı Vladimir Zelenskiy ile yaptığı görüşmenin ardından düzenlediği basın toplantısında konuşan von der Leyen, “Bugünkü görüşmeler, değerlendirmemizi önümüzdeki hafta sonuna kadar bitirmemizi sağlayacak” dedi.
Ukrayna, AB üyeliği çerçevesinde kendisine resmi olarak aday devlet statüsünün hızla verilmesi için Avrupalılardan somut bir ‘yasal taahhüt’ talep etti. Ancak AB üyesi 27 ülke bu konuda bölünmüş durumda.
Ukrayna ‘aday statüsü’ elde etse bile, AB’ye üye olmadan önce onlar yıl sürebilecek müzakere ve bununla ilgili olası bir reform sürecine başlaması gerekiyor. Pek çok AB ülkesi, Kiev'i, üyeliği için ‘hızlı bir yol’ olmayacağı konusunda uyardı. Ancak von der Leyen, “Ukrayna'yı AB üyeliği yolunda desteklemek istiyoruz. Geleceğe bakmak istiyoruz” şeklinde konuştu. Ukraynalı yetkililerin, ülkenin AB üyeliğine adaylığı çerçevesinde ‘çok şey yaptığını’ söyleyen AB Komisyonu Başkanı, ancak özellikle yolsuzlukla mücadele açısından ‘halen yapılacak çok şey olduğunu’ vurguladı.



Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
TT

Güney Lübnan: Büyük anlaşmaların beklendiği istikrarsız bir arena

Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)
Lübnan'ın güneyindeki Meys el-Cebel kasabasında devriye gezen UNIFIL personeli (EPA)

Güney Lübnan, Temmuz 2006 savaşının sona ermesinden bu yana çatışma ortamının dışında olmaktan ziyade savaşın zamanlamasının dışında kaldı. Bölgede hâkim olan ateşkes kalıcı bir barışı değil, nedenleri ortadan kaldırılmadan ve yapısal koşulları ele alınmadan ertelenmiş bir çatışmayı ifade ediyordu. Ekim 2023’te savaşın yeniden başlamasıyla birlikte Güney Lübnan, bölgesel ve uluslararası siyasi uzlaşıları bekleyen istikrarsız bir cephe haline geldi.

Yaklaşık 19 yıl boyunca bu tablo ‘istikrar’ olarak sunuldu. Oysa gerçekte, caydırıcılık hesaplarına dayanan ve bölgesel siyaset tarafından yönetilen kırılgan bir dengeden ibaretti. Güney cephesindeki gelişmeleri yakından izleyen Lübnanlı kaynaklara göre, 2025’in sonuna gelindiğinde ortaya çıkan durum, istikrarın çöküşünden ziyade, bu istikrar algısının bir yanılsama olduğunun anlaşılması oldu.

Savaştan önce siyaset

Eski Lübnan Sosyal İşler Bakanı Raşid Derbas, 2006’dan sonra Güney Lübnan’da ‘istikrar’ olarak adlandırılan durumun gerçekte ‘sahte ve zehirli bir sükûnetten’ ibaret olduğunu belirterek, bunun başından itibaren kalıcı bir istikrar yolu değil, geçici bir uzlaşma olarak ele alındığını söyledi. Derbas, bu yanlış yaklaşımın sonraki dönemde yaşanan patlamanın temel nedenlerinden biri olduğunu vurguladı.

Derbas, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ilgili tarafların 2006 sonrası ateşkesi, güneyi korumaya ya da devleti güçlendirmeye yönelik bir adım olarak değil, nüfuzu pekiştirme ve yeni güç dengeleri inşa etme fırsatı olarak gördüğünü ifade etti. Öte yandan İsrail’in de bu sakinlik dönemini ‘sessiz bir hazırlık ve yıpratma süreci’ olarak kullandığını belirten Derbas, Tel Aviv’in gelecekteki çatışmalara hazırlandığını söyledi. Hizbullah’ın ise bu dönemi, askeri kontrolünü güçlendirmek ve devlet ile Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Görev Gücü’nün (UNIFIL) rolünü aşmak için bir fırsat olarak değerlendirdiğini dile getirdi.

cdf
İsrail'in 2024'te Lübnan'ın güneyindeki el-Hıyam kasabasında düzenlediği bombardıman sonucu bir kilisede meydana gelen hasar (EPA)

Bu çerçevede Derbas, Lübnan’ın ‘uluslararası meşruiyet şemsiyesi altına tam anlamıyla yerleşme yönünde önemli bir fırsatı kaçırdığını’ ifade ederek, bu şemsiyeye sıkı biçimde bağlı kalınmasının, İsrail’den gelebilecek her türlü saldırı karşısında devlete Arap ve uluslararası düzeyde siyasi ve hukuki güç kazandıracağını söyledi. Derbas’a göre uluslararası meşruiyet zemininden kademeli olarak uzaklaşılması, UNIFIL’in rolünü de doğrudan zayıflattı.

Derbas ayrıca, sükûnetin bozulmasının yalnızca bir güvenlik ihlali ya da askeri bir aşım olarak ele alınamayacağını belirtti. “Güvenlik ihlali, çatışmanın nedeni değil, araçlarından biridir” diyen Derbas, asıl sorunun, güç dengelerinin göz ardı edilmesinden ve bazı kesimlerde Lübnan’ın gerçekleriyle örtüşmeyen askeri ya da siyasi denklemler dayatılabileceği yönünde oluşan yanılsamadan kaynaklanan açık bir siyasi hata olduğunu savundu. Derbas, bu tür hesapların asgari düzeyde siyasi öngörüden dahi yoksun olduğunu bildirdi.

Caydırıcılık kavramı

Konuya askeri-siyasi açıdan yaklaşan emekli Tümgeneral Abdurrahman Şuhaytli, Güney Lübnan’da 2006–2024 yılları arasında ‘istikrar’ olarak nitelenen dönemin gerçekte kalıcı bir istikrar değil, İsrail ile Hizbullah arasında ertelenmiş bir savaşa yönelik karşılıklı hazırlıkları gizleyen ‘sahte bir sükûnet’ olduğunu söyledi. Şuhaytli, 2024 sonrasında yaşananların mevcut durumun gerçek niteliğinin açığa çıkması olduğunu vurguladı.

dfgth
İsrailli bir subay, Lübnan'ın güneyinde, Gazze Şeridi'nde ve Suriye'de ordu tarafından ele geçirilen silahları sergiliyor. (EPA)

Şuhaytli, Şarku’l Avsat’a yaptığı değerlendirmede, 2006 savaşının taraflardan hiçbiri açısından nihai hedeflere ulaşmadığını belirterek, İsrail’in Hizbullah’ın kapasitesini ortadan kaldıramadığını, Hizbullah’ın da savaşın sonuçlarını iç ya da bölgesel düzeyde siyasi kazanımlara dönüştüremediğini ifade etti. Bu sonucun, iki tarafı da uzun vadeli bir sonraki çatışmaya hazırlık sürecine soktuğunu dile getiren Şuhaytli, Hizbullah’ın güneyde kurduğu kapsamlı tahkimatlar ile İsrail’in yıllar öncesinden oluşturduğu ayrıntılı hedef bankası, mühimmat birikimi ve operasyon planlarını buna örnek gösterdi. Şuhaytli’ye göre Güney Lübnan, ‘savaşın dışında değil, onu bekleyen bir zaman diliminin içindeydi’.

Birleşmiş Milletler (BM) Güvenlik Konseyi’nin 1701 sayılı kararının uygulanmasının görece sakin yıllar boyunca sahada ve güvenlik alanında bazı kazanımlar sağladığını belirten Şuhaytli, bu kazanımların son savaşın patlak vermesiyle fiilen ortadan kalktığını söyledi. Şuhaytli ayrıca, ABD ve Batılı ülkelerin hızlı şekilde devreye girmesinin, çatışmanın yalnızca yerel bir mesele olmadığını, Lübnan cephesinin daha geniş bir bölgesel bağlamda ve Lübnan iç dinamiklerini aşan dengeler çerçevesinde yönetildiğini ortaya koyduğunu kaydetti.

2006 ile 2025 yılları arasında neler değişti?

Şuhaytli, 2006 savaşı ile son çatışma turu arasında doğrudan bir karşılaştırma yaparak, bu kez temel farkın İsrail’in önleyici saldırısının başarısında ortaya çıktığını söyledi. Şuhaytli’ye göre İsrail bu defa çatışmanın ilk aşamalarında Hizbullah’ın komuta kademesini, ikmal hatlarını ve hedef bankasını vurmayı başardı. 2006’da İsrail’in komuta ve kontrol sistemini devre dışı bırakamadığını, ikmal hatlarının işlerliğini koruduğunu ve bunun da savaşın uzamasına yol açtığını hatırlatan Şuhaytli, son gelişmelerin çatışmanın yönetilme anlayışında bir değişime işaret ettiğini belirtti. Şuhaytli, bu dönüşümün, uzun süreli yıpratma stratejisinden çatışmayı erken aşamada sonuçlandırmayı hedefleyen bir yaklaşıma geçiş anlamına geldiğini ifade ederek, bunun olası her yeni çatışmanın maliyetini artırdığını ve yönetilebilir sükûnet alanlarını daralttığını ifade etti.

Garanti yok

2026 yılının başı itibarıyla Güney Lübnan’ın gerçek bir istikrara kavuştuğu yönünde bir tablo ortaya çıkmıyor; aksine bölgenin önceki dönemlere kıyasla daha kırılgan bir dengeye sürüklendiği görülüyor. 2006 sonrası istikrarı belirleyen unsurların değiştiğine dikkat çekilirken, savaş araçlarının geliştiği, bölgesel ortamın daha karmaşık hale geldiği ve Lübnan devletinin ekonomik ve kurumsal açıdan daha da zayıfladığı vurgulanıyor. Bu çerçevede Şuhaytli, kalıcı güvenlik istikrarının artık geniş çaplı bölgesel ve uluslararası bir siyasi karara bağlı olduğunu belirterek, bunun başta Filistin meselesinin seyri ve İran’ın bölgesel rolünün niteliği olmak üzere kapsamlı uzlaşılarla bağlantılı olduğuna işaret etti. Aksi halde Güney Lübnan’ın, istikrardan ziyade ‘sürekli bir istikrarsızlık alanı’ olarak kalacağı uyarısında bulundu.


Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
TT

Irak’ta anayasal takvim işliyor, Kürt aday hâlâ netleşmedi

Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)
Kürdistan Demokrat Partisi Genel Başkanı Mesud Barzani’nin, Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkanı Bafel Talabani’yi kabul ederken (Arşiv – Rudaw)

Irak’ta gelenek gereği Kürtlere ayrılan cumhurbaşkanlığı makamı için Kürt adayın belirlenmesi süreci, Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana parti olan Kürdistan Yurtseverler Birliği (KYB) ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasındaki siyasi görüş ayrılıkları ve belirsizlikler nedeniyle gündemdeki yerini koruyor. KYB’nin nihai aday ismini ne zaman açıklayacağı merakla bekleniyor.

KYB lideri Bafel Talabani’ye yakın bir kaynak, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, “KYB henüz resmî adayını sunmadı. Nihai ismin pazartesi günü açıklanması bekleniyor. Bu tarih, aday listesinin Parlamento Başkanı’na teslim edilmesi için son gündür” dedi. Kaynak, medyada dolaşan isimlerin resmî olmadığını ve henüz kesin bir aday üzerinde uzlaşma sağlanmadığını vurguladı.

Siyasi kaynaklar ise mevcut Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid’in görev için yeniden adaylığını koyduğunu, bunun da bazı Kürt siyasi çevrelerde şaşkınlık yarattığını belirtiyor. Buna karşılık KDP’nin, Kürt siyasi dengelerini yeniden şekillendirme arayışı çerçevesinde, ister KYB’den ister ona yakın bir isim olsun, uzlaşı adayını desteklemeye sıcak baktığı ifade ediliyor.

Karar toplantıları

Kürdistan Bölgesi’ndeki iki ana partinin, cumhurbaşkanlığı dosyasını ele almak üzere yarın (cumartesi) Erbil ve Süleymaniye’de ayrı ayrı toplantılar yapması bekleniyor.

Şafak News ajansına göre KYB, Süleymaniye’deki toplantısında aday isimlerini masaya yatıracak. Öne çıkan isimler arasında Nizar Amedi ve Halid Şuvani bulunuyor. Toplantının, parti lideri Bafel Talabani’nin katılımıyla nihai kararın alınmasına zemin hazırlaması bekleniyor.

hnj
Irak Cumhurbaşkanı Abdullatif Reşid (Cumhurbaşkanlığı internet sitesi)

Öte yandan KDP de parti lideri Mesud Barzani başkanlığında, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani’nin katılımıyla bir toplantı gerçekleştirecek. Bu toplantıda, Kürdistan Bölgesi İçişleri Bakanı Riber Ahmed ile Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin’in adaylıkları ele alınacak.

Her iki toplantının ardından, Kürt siyasi partilerinin üst düzey isimlerini bir araya getirecek geniş kapsamlı bir görüşme yapılması da gündemde. Amaç, Kürt siyasi evi adına tek bir aday üzerinde uzlaşı sağlamak. Diğer siyasi bloklar da, sürecin sorunsuz ilerlemesi için bu yönde bir mutabakat çağrısı yapıyor.

Kürtler arası görüş ayrılıkları

Kürt siyasi sahnesinde, açık polemiklere dönüşmese de, Kürtler arası görüş ayrılıklarının giderek derinleştiği belirtiliyor. Bu durumun, özellikle KDP lideri Mesud Barzani’nin cumhurbaşkanının belirlenmesine ilişkin önerdiği mekanizma nedeniyle ortaya çıktığı ifade ediliyor. Tüm siyasi süreç ise ana üç bileşen (Şii, Sünni ve Kürt) arasındaki kırılgan dengeler üzerinde ilerliyor. Gözlemciler, bu iç ayrılıkların yaklaşan anayasal süreçlere yansımasından endişe ediyor.

Irak’ta 2003’te Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden bu yana siyasi teamül gereği cumhurbaşkanlığı Kürtlere, başbakanlık Şii güçlere, parlamento başkanlığı ise Sünni güçlere veriliyor. Bu yapı, geleneksel “muhasasa” (kota) sisteminin bir parçası olarak kabul ediliyor.

2005’ten bu yana cumhurbaşkanlığı makamı, yazılı olmayan uzlaşılar çerçevesinde KYB’nin payına düşerken, KDP’nin ise bölge içindeki egemen ve kilit pozisyonları elinde tutması öngörülüyor.

Seçim yöntemi tartışması

2025’in sonunda Mesud Barzani, Kürt cumhurbaşkanının belirlenme yönteminin değiştirilmesi çağrısında bulundu. Barzani, üç olası mekanizma önerdi: Kürdistan Bölgesi Parlamentosu’nun Kürtleri temsilen bir isim belirlemesi; tüm Kürdistani tarafların tek bir aday üzerinde uzlaşması; ya da Irak Parlamentosu’ndaki Kürt bloklar ve milletvekillerinin adayı seçmesi.

Barzani, en önemli hususun Kürtler arasında geniş bir mutabakat sağlanması olduğunu vurgulayarak, cumhurbaşkanının “Bağdat’ta Kürdistan halkını temsil eden” bir figür olması gerektiğini, belirli bir partiye bağlı olmamasının esas olduğunu dile getirdi.

Ancak bu öneri, özellikle iki ana parti arasında yeni bir tartışma alanı açtı. KYB, cumhurbaşkanlığını siyasi nüfuzunun temel unsurlarından biri olarak görürken; KDP, geleneksel teamülü kırarak devletin egemen makamlarının paylaşımında daha büyük bir rol elde etmeyi hedefliyor.

Gözlemcilere göre Kürtler arasındaki bu anlaşmazlıkların sürmesi, sessiz kalsa bile, Bağdat’taki müzakere sürecini etkileyebilir. Zira cumhurbaşkanlığı seçimi, başbakanın belirlenmesi ve parlamentodaki ittifak düzenlemeleriyle yakından bağlantılı daha geniş siyasi dengelerin bir parçası olarak görülüyor.


Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan kaynaklar: Vatan Kalkanı güçleri El-Haşa Kampı’nın kontrolünü ele geçirerek Seyun’un kırsalına ulaştı

Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare
Hadramut’ta Vatan Kalkanı güçlerinin konuşlandığı noktadan bir kare

Sahadaki kaynaklar, Hadramut Valisi ve Güvenlik Komitesi Başkanı’nın komutasındaki Vatan Kalkanı güçlerinin, El-Haşa bölgesinde bulunan stratejik 37. Tugay Kampı’nın kontrolünü ele geçirdiğin doğruladı.

Sahadaki kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin, Güney Geçiş Konseyi (GGK) güçleriyle yaşanan çatışmaların ardından El-Haşa Kampı’nda tam kontrol sağladığını, GGK unsurlarının ise geri çekildiğini bildirdi.

Aynı kaynaklar, Vatan Kalkanı güçlerinin kamp çevresindeki bölgeleri güven altına almak için  operasyonların sürdürdüğünü aktardı.

Hadramutlu askerî kaynaklara göre, GGK güçleri, olası hava saldırılarından endişe duydukları için erken saatlerden itibaren kampın çevresindeki bazı noktalarda konuşlanmıştı. Kaynaklar, bu unsurlarla müdahale edildiğini ve bölgenin güvenliğinin sağlanmasına yönelik çalışmaların hâlen devam ettiğini belirtti.

Kaynaklar ayrıca, “Vatan Kalkanı” güçlerinin Seyun yönünde ilerlemeyi sürdüreceğini, kalan askerî kamplar ve bölgelerin kontrol altına alınmasının hedeflendiğini vurguladı. Açıklamada, Suudi Arabistan’daki müttefiklerin desteğiyle, Hadramut ve Mehri vilayetlerindeki tüm kampların güvenliğini sağlamaya yönelik net planlar doğrultusunda hareket edildiği ifade edildi.

Kaynaklar, “Vatan Kalkanı” güçlerinin şu anda bazı noktalarda Seyun’un kırsalına ulaştığını da kaydetti.

Öte yandan kaynaklar, GGK güçlerinin Seyun’daki Birinci Askerî Bölge’den tamamen çekildiğine dair haberleri doğrulamadı; ancak göstergelerin olumlu olduğunu belirtti. Açıklamada, GGK’ya bağlı bazı unsurların Seyun Hastanesi ve Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda konuşlandığı, diğer noktaların ise tamamen boşaltıldığı ve güçlerin El-Katın yönüne çekildiği ifade edildi.