Suudi Arabistan’dan Safer petrol tankeri için 10 milyon dolar destekhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3700611/suudi-arabistan%E2%80%99dan-safer-petrol-tankeri-i%C3%A7in-10-milyon-dolar-destek
Suudi Arabistan’dan Safer petrol tankeri için 10 milyon dolar destek
Suudi Arabistan, Birleşmiş Milletler'in (BM) Kızıldeniz'deki Hudeyde açıklarında demirlenen Safer petrol tankerindeki sızıntı riski ile mücadele için 10 milyon dolar sağlama taahhüdünde bulundu.
Açıklama, BM’yi petrol sızıntısının önlenmesi ve tankerin daha güvenli bir yere taşınmasını sağlamak için gerekli önlemleri almaya çağıran Kral Selman Yardım ve İnsani Çalışmalar Merkezi (KSRelief) aracılığıyla yapıldı.
BM harekat planına göre Hudeyde'nin kuzeyindeki Ras İsa Limanı açıklarındaki Safer tankerinden ham petrolün alternatif bir tankere aktarılmasına önümüzdeki ay başlanması bekleniyor. Tankerden yağ çekme ve temizleme işleminin ise 2022’nin eylül ayı ortasına kadar ertelenebileceği belirtiliyor.
BM’nin Safer için belirlediği ve Şarku'l Avsat’ın bir kopyasına ulaştığı harekat planına göre geçtiğimiz mayıs ayında belirlene yeni gemi için sözleşme bu ayın başında hazırlandı. BM iki gün önce uluslararası bir konferansta Safer petrol tankeri krizinin çözümü için 41,5 milyon dolar toplamıştı. Ancak 144 milyon dolara ihtiyaç olduğu tahmin ediliyor. Bunun 80 milyon doları, olası acil bir tehlikeyi ortadan kaldırmak ve petrolü yaz aylarında Safer'den güvenli bir geçici gemiye aktarmak üzere yapılacak acil durum operasyonunu uygulamak için ayrılıyor.
KSRelief tarafından dün yapılan açıklamada, Suudi Arabistan’ın Birleşmiş Milletler’in (BM) petrol tankerinin neden olabileceği potansiyel ekonomik, insani ve çevresel tehditlerle yüzleşme ve bunlardan kaçınma çabalarını daima desteklediği ifade edildi. Açıklamaya göre KSRelief olsı bir petrol sızıntısının Kızıldeniz kıyılarını, uluslararası balıkçılığı ve Yemen’e gıda, yakıt ve hayati önemde malzemelerin girişini tehdit edecek büyük bir çevre ve denizcilik felaketine neden olabileceği konusunda uyardı. Bunun Yemen’deki insani durumu daha da kötüleştireceği ve Kızıldeniz’e kıyısı olan ülkeleri tehdit edeceğini de vurguladı.
Açıklamada, Suudi Arabistan’ın bir milyon varilden fazla petrol içeren ve 2015 yılından bu yana bakımı yapılmayan Safer tankerinden petrol sızması durumunda, dünyanın en büyük çevre felaketine tanık olunacağı ve petrolün su altı yaşamını, balıkçılığı ve biyoçeşitliliği tehdit edeceği konusunda daha önce uyarıda bulunduğunun altı çizildi.
KSRelief, tankerin bakımı için daha önce sağlanan desteğin devamı ve BM kuruluşlarının bu tankerin potansiyel tehlikesini etkisiz hale getirmek için uygun planı bulma çabalarına destek olarak Suudi Arabistan’ın 10 milyon dolarlık katkı teklif ettiğini bildirdi.
Açıklamada, Suudi Arabistan’ın BM’yi petrol tankerinden oluşabilecek bir sorun durumda kardeş Yemen halkının yararına olacak gerekli önlemlerin hemen alınması çağrısında bulunduğu, ayrıca uluslararası toplumu bu girişimi desteklemek ve ciddi bir çevre felaketini önlemek için acil katkı sağlaması gerektiği kaydedildi.
BM operasyonel planının hedefinde petrolü boşaltma ve depolama için kullanılacak bir gemi sağlamak var. Bununla birlikte söz konusu türde gemiler, normal petrol tankerlerinin aksine yaygın olarak bulunmuyor ve genellikle sıradan bir petrol tankerinden uyarlanarak özel olarak yapılıyor.
BM planında ayrıca operasyonda meydana gelebilecek sorunlara yönelik de acil düzeyde ek düzenlemeler yer alıyor. Zira petrol sevkiyatı süreci karmaşık ve birçok risk barındırıyor.
BM planında, Smit Salvage çalışanlarının devam eden çatışmalar nedeniyle gerilimlerin ortaya çıkabileceği bir ortamda görev yapmak zorunda kalabilecekleri de göz önde bulunduruluyor. Yetkililerle daima iletişim halinde olmak ve süreçteki gelişmeleri veya değişiklikleri bildirmek de plan dahilinde yer alıyor.
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destekhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5322110-suudi-arabistan-m%C4%B1s%C4%B1r-t%C3%BCrkiye-ve-pakistandan-sudan%C4%B1n-devlet-kurumlar%C4%B1na
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan'dan Sudan'ın devlet kurumlarına destek
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Sudan konulu toplantı için New York'ta bir araya geldi (SPA)
Sudan'daki savaşı sona erdirmeye yönelik uluslararası girişimler, siyasi ve diplomatik çekişmelerin yeni bir aşamasına girdi. Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan, “meşru ulusal devlet kurumlarına” desteklerini sürdürürken paralel yapılanmaları reddetti. Hartum ise Washington'ın savaşın taraflarının meşruiyetine ilişkin tutumunu reddetti. Bu gelişmelerin yanı sıra Birleşmiş Milletler, Geçiş Egemenlik Konseyi Başkanı ve ordu komutanı Abdulfettah el-Burhan'ın ABD vizesi krizinin sürmesinden endişe duyarken Washington ile ordu yönetimi arasında önerilen 90 günlük insani ateşkes konusunda da görüş ayrılığı derinleşiyor.
Suudi Arabistan, Mısır, Türkiye ve Pakistan dışişleri bakanları, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun 81. oturumu kapsamında New York'ta düzenlenen istişare toplantısında Sudan'ın egemenliği, birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğüne yönelik “sarsılmaz” desteklerini teyit etti. Bakanlar, “meşru ulusal devlet kurumlarının” korunmasının önemini vurgularken ülkenin egemenliğini ve birliğini zayıflatabilecek paralel yapılanmaların oluşturulmasını reddetti.
Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, Riyad'da Sudanlı mevkidaşı Muhyiddin Salim Ahmed İbrahim'i kabul etti (SPA)
Bakanlar ayrıca Sudan'a yasa dışı silah, paralı asker ve yabancı savaşçı akışının durdurulması çağrısında bulundu. Bu açıklama, Nisan 2023'ten bu yana devam eden savaşı sona erdirecek bir formül bulmak amacıyla uluslararası ve bölgesel girişimlerin yoğunlaştığı bir dönemde geldi.
Hartum'dan ret
Sudan Dışişleri Bakanlığı, çarşamba günü savaşın taraflarına ilişkin ABD'nin son tutumunu reddetti. Bakanlık, herhangi bir barış girişiminin Sudan'ın egemenliğine, birliğine, toprak bütünlüğüne ve “meşru ulusal kurumlarına” saygı temelinde şekillenmesi ve dış müdahaleler ile Hızlı Destek Kuvvetleri'ne (HDK) yönelik destek kaynaklarını ele alması gerektiğini belirtti.
Dışişleri Bakanlığı, ordu ile HDK'nın eşit tutulmasını veya herhangi bir müzakere sürecinin savaşın ortaya çıkardığı fiili duruma meşruiyet kazandırmasını reddetti. Bununla birlikte Hartum'un barışın sağlanması amacıyla ABD ve bölgesel ve uluslararası ortaklarla çalışmaya hazır olduğu vurgulandı.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, Washington'ın Burhan'a vize vermemesi nedeniyle endişeli (AP)
Bakanlığın açıklamasında, ABD'nin yanı sıra Suudi Arabistan, Mısır, Katar, Rusya, Çin, Türkiye ve Pakistan ile Arap Birliği, Afrika Birliği, Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi (IGAD), İslam İşbirliği Teşkilatı ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ndeki Afrika Grubu da Hartum'un işbirliğine hazır olduğunu belirttiği taraflar arasında sayıldı.
Guterres'ten vize krizi uyarısı
Öte yandan Burhan'ın ABD'ye giriş vizesi alamamasıyla ilgili kriz, Sudan'ın konuyu Birleşmiş Milletler gündemine taşımasının ardından daha da büyüdü.
Sudan'ın Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi el-Haris İdris, 21 Eylül'de BM Genel Sekreteri Antonio Guterres'e bir mektup göndererek ABD makamları nezdinde “acil müdahalede” bulunmasını ve Burhan ile beraberindeki heyete vize verilmesini güvence altına almasını istedi. İdris, sorunun devam etmesinin BM'ye üye bir ülkenin devlet başkanının Genel Kurul çalışmalarına bizzat katılmasını engelleyeceği uyarısında bulundu.
ABD Başkanı Donald Trump'ın Arap ve Afrika İşlerinden Sorumlu Kıdemli Danışmanı Massad Boulos (AFP)
BM Sözcüsü Stephane Dujarric, Guterres'in vizenin verilmemesinden “büyük endişe” duyduğunu ve Genel Sekreterlik makamının konuyu derhal ABD makamlarının gündemine taşıyarak temaslarını sürdürdüğünü söyledi.
Reuters'ın haberine göre Burhan New York'a seyahatini erteledi ancak vize başvurusunun reddedildiğine ilişkin resmi bir bildirim almadı. Ajansa konuşan başka bir Sudanlı kaynak ise Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapacağını söyledi.
90 günlük ateşkes önerisi
Vize krizi, ABD'nin 90 günlük insani ateşkes önerisi konusunda yaşanan daha geniş kapsamlı anlaşmazlıkla iç içe geçmiş durumda.
Reuters, Sudanlı bir diplomatik kaynak ile taraflar arasındaki görüşmeler hakkında bilgi sahibi Batılı bir analiste dayanarak vize verilmesinin Burhan'ın ABD Başkanı'nın Arap ve Afrika işlerinden sorumlu kıdemli danışmanı Massad Boulos tarafından sunulan 90 günlük ateşkes önerisini kabul etmesine bağlı göründüğünü bildirdi.
ABD Dışişleri Bakanlığı ise vize verilmesini ateşkesin kabul edilmesine bağladığını resmi olarak açıklamadı.
Üst düzey Sudanlı bir kaynak, Reuters'a yaptığı açıklamada Burhan'ın öneriye “kabul et veya reddet” yaklaşımıyla karşılık vermeyi reddettiğini ve herhangi bir girişimin müzakereye ve değişikliğe açık olması gerektiğini düşündüğünü söyledi.
İdris daha önce Burhan'ın temmuz ayında Boulos'a müzakereye hazır olduğunu ve 90 günlük insani ateşkes ilan edebileceğini bildirdiğini açıklamıştı. Ancak Burhan bunun için HDK'nın kontrol ettiği bölgelerden çekilmesini, ateşkesin uygulanmasını denetleyecek mekanizmalar oluşturulmasını ve insani yardımların ulaştırılmasının güvence altına alınmasını şart koşmuştu.
Beşir ile Turabi arasındaki ilişkide yaşanan çalkantılar, Sudan tarihinin dönüm noktalarından birine damga vurdu (AFP)
Burhan ayrıca pazartesi günü Foreign Policy dergisinde yayımlanan makalesinde savaş konusunda dışarıdan verilen talimatları reddettiğini belirtti. Burhan, daha önceki ateşkes anlaşmalarının HDK ve destekçilerine saflarını yeniden düzenleme fırsatı verdiğini savundu.
Washington'ın dili sertleşiyor
Buna karşılık Washington, savaşın taraflarına yönelik söylemini sertleştirdi. ABD Dışişleri Bakanlığı, Başkan Donald Trump'ın “dünyanın en kötü insani krizini” sona erdirme konusunda kararlı olduğunu belirtti.
Bakanlık, ordu ve HDK'yı acil ateşkese yönelik ciddi bir bağlılık göstermemekle, çatışmaları ve sivillerin hayatını kaybetmesine yol açan insansız hava aracı saldırılarını yoğunlaştırmakla suçladı.
Washington, iki taraftan da defalarca “sunulan biçimiyle ve ön koşulsuz” bir insani ateşkesi kabul etmelerini ve sivil yönetime geçişe öncülük edecek kapsamlı bir siyasi diyaloğa girmelerini istediğini açıkladı.
ABD ayrıca çatışmanın sürmesinin maliyetini savaşan taraflar ve savaşı besleyen ağlar açısından “artırmak” için girişimlerde bulunacağı uyarısında bulundu.
Boulos da New York'ta bu tutumu yineleyerek Sudan halkının, “Sudanlılar arasında Sudanlıların yürüteceği bir diyaloğu” kolaylaştıracak bir insani ateşkesi hak ettiğini söyledi ve BM'nin uyguladığı silah ambargosunun genişletilmesi çağrısında bulundu.
Beşir dönemindeki vize krizi yeniden gündemde
Vize krizi, ABD'nin Birleşmiş Milletler merkezine ev sahipliği yapan ülke olarak üstlendiği yükümlülükleri yeniden gündeme getirirken Sudan'la ilgili 2013 yılına uzanan bir örneği de hatırlattı.
Eylül 2013'te eski Sudan Cumhurbaşkanı Ömer el-Beşir, hakkında Uluslararası Ceza Mahkemesi tarafından çıkarılan iki tutuklama emri nedeniyle tartışmaların yaşandığı bir dönemde New York'a gitmek için vize başvurusunda bulunmuştu.
Beşir o dönemde New York'a gitme konusundaki ısrarını sürdürmüş ancak ziyaret gerçekleşmemişti. Sudan'ın o dönemki Dışişleri Bakanı Ali Karti, Genel Kurul'da ülkesinin konuşmasını yapmıştı.
Aradan 13 yıl geçtikten sonra Burhan'la birlikte tablonun bir bölümü yeniden ortaya çıkıyor. Reuters'a göre Dışişleri Bakanı Muhyiddin Salim'in Genel Kurul'da Sudan adına Burhan'ın yerine konuşma yapması bekleniyor. Ancak iki kriz arasındaki koşullar ve nedenler birbirinden farklı.
Suudi devletinin kurumsal inşası üzerine: Temel Nizamname’nin üzerinden 100 yıl geçtihttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5321837-suudi-devletinin-kurumsal-in%C5%9Fas%C4%B1-%C3%BCzerine-temel-nizamname%E2%80%99nin
Suudi devletinin kurumsal inşası üzerine: Temel Nizamname’nin üzerinden 100 yıl geçti
Kral Abdülaziz'in Mekke-i Mükerreme'de Mescid-i Haram'dan çıktıktan sonraki ilk nadir tarihî fotoğraflarından biri (Kral Abdülaziz Vakfı)
Suudi devletinin ayırt edici özelliklerinden biri, başka bir devletin yıkıntıları üzerinde kurulmamış veya kendisine altyapı ve kurumsal yapılar miras bırakan bir sömürge yönetiminin ardından ortaya çıkmamış olmasıdır. Bu durum, üç asır önce kurulan Suudi devletinin Arap Yarımadası tarihindeki benzersiz ve emsalsiz bir başarı yakalamasını sağladı.
Kurucu Kral Abdülaziz, ülkenin tamamına yayılmış birleşik ve bütünlüklü bir devlet aygıtı devralmamıştı. Ancak farklı bölgelerdeki birbirinden farklı koşullar ve idari düzenlemelerle başa çıkmayı, mevcut yapılardan yararlanmayı ve bunları giderek genişleyen kurumsal bir proje kapsamında yeniden bütünleştirip geliştirmeyi başardı. Hicaz'ın 1925'te tamamen ilhak edilmesinin ardından devlet kurumlarının ve idari yapının inşası için yeni kurallar koydu. Bu da bölgelerin entegrasyonunu hızlandırırken ülkenin birliğini derinleştirdi.
Bu günlerde Suudi Arabistan'ın 96. Milli Günü'nün yıl dönümünü kutlarken aynı zamanda 31 Ağustos 1926'da yayımlanan Temel Nizamname’nin üzerinden de 100 yıl geçiyor. Söz konusu belge, Dr. Abdurrahman eş-Şubeyli'nin ifadesiyle “modern Suudi devletinin tarihindeki ilk yazılı anayasal belge” olarak kabul ediliyor.
Kurucu Kral Abdülaziz bin Abdurrahman
Bu yıl dönümünü üzerinde düşünülmesi gereken önemli bir dönüm noktası haline getiren bir başka unsur da 2016'da ilan edilen Suudi Arabistan 2030 Vizyonu'nun üzerinden tam 10 yıl geçmiş olmasıdır. Geride kalan bu on yıl, daha önce benzeri görülmemiş birçok başarıya sahne oldu. Geçen yüzyılın 1920'li yıllarından bu yüzyılın 2020'li yıllarına uzanan devlet yönetimindeki bu kurumsal bilinç, hak ettiği ölçüde incelenmedi ve araştırılmadı. Bu yazıda bu konuya ışık tutmaya çalışacağız.
İlk kurucu belgenin üzerinden 100 yıl
Temel Nizamname’nin, Kral Abdülaziz'in Ocak 1926'da Hicaz kralı olarak biat edilmesinin ardından yayımlandı. Belge, 1932'de Suudi Arabistan Krallığı'nın birleşmesine uzanan sürecin başlangıcını haber veren ilk anayasa niteliğindeydi.
79 maddeden oluşan belge, yönetim sisteminin hukuki temelini, Hicaz'daki kral yardımcısının yetkilerini, idari yapıları, Şura Meclisi'ni ve altı daireyi düzenliyordu. Bunlar; Şer'i İşler, İçişleri, Dışişleri, Maliye, Maarif ve Ordu daireleriydi. Bu altı daire, ilerleyen yıllarda bugün 20'den fazla bakanlık ile 300'den fazla kurum, heyet ve idari birimi kapsayan bütünleşik devlet yapısının temelini oluşturdu.
Belgenin yayımlandığı dönemde ne anlama geldiğini kavrayabilmek için Kral Abdülaziz'in farklı uzmanlık alanlarından ulusal isimlerin yer aldığı seçilmiş bir komisyon oluşturduğunu belirtmek gerekir. Komisyonda Abdülkadir eş-Şeybi, Muhammed Şeref Adnan, Muhammed el-Merzuki Ebu Hüseyin, Salih Şata, Muhammed Hüseyin Nasif, Süleyman Kabil, Mahmud Şalhub, Hüseyin Bâselâme, Ali Kutbi, Muhammed Said Ebu'l-Hayr, Muhammed Macid el-Kürdi, Abdullah Zeynel, Hüseyin Adnan ve Abdullah Dehlevi gibi isimler yer aldı.
Bu isimlerin tamamı kurumlar devletinin inşasını amaçlayan bir belgenin hazırlanmasına katkıda bulundu. Bu fikir, bölgenin kurumsal yapılanmadan ziyade işgal ve hakimiyet mücadelelerinin ritmine göre şekillendiği bir dönemde erken bir siyasi olgunluğu yansıtıyordu.
Ancak mevcut kaynaklarda daha az yer verilen bir husus da Temel Nizamname’nin Hicaz Krallığı'na özgü olmasıdır. Belgenin oluşturduğu kurumların etkisi diğer bölgelere de uzanmış olsa da devlet henüz Kral Abdülaziz'in yönetimi altında iki krallıktan, Necid ve Hicaz'dan oluşuyordu. Fuad Hamza, bu nizamnamenin uygulanması sırasında bazı bölümlerde dönemin koşulları ve değişen şartların gerektirdiği değişikliklerin yapıldığına dikkat çekmişti.
Haremeyn-i Şerifeyn Kralı Selman bin Abdülaziz ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman, Riyad'daki büyük projelerin tanıtımı sırasında (SPA)
Temel Nizamname’nin, iki krallığın birleştiğinin ilanına kadar anayasa işlevini sürdürdü. Tarih, bunun aslında bilinçli biçimde hazırlanmış geçici bir kurucu belge olduğunu gösterdi. Belge, kalıcı bir sistemden ziyade dönüşüm sürecindeki bir dönem için tasarlanmıştı.
Bu durum, kurucu Kral Abdülaziz'in yönetim anlayışındaki temel bir boyutu ortaya koyuyor: Kral, daha büyük ve kapsamlı bir yapıya dönüşeceğini bildiği halde kurumların ve idari yapıların temellerini atmıştı.
İki belge arasında geçen dönemler ve aşamalar
Temel Nizamname’nin, Kral Abdülaziz'in etkin liderliği ve titiz takibi altında 1926-1932 yılları arasında devlet kurumlarının çalışmalarını düzenledi ve birleşik bir devlete geçiş sürecinin temelini oluşturdu.
Benzer şekilde “2030 Vizyonu” da bir aşamadan diğerine geçişin yol haritasını çizdi. Buradaki dönüşüm başlıkları oldukça fazla. Bunlar arasında rant ekonomisinden çeşitlendirilmiş ekonomiye, tüketici devletten üretici devlete geçiş gibi hedefler yer alıyor.
Ancak iki belge arasındaki karşılaştırma yalnızca biçimsel düzeyde kalmıyor, içerik bakımından da kendini gösteriyor. Temel Nizamname’nin 100 yıl önce ordu, eğitim, yargı, vergiler ve hac gibi alanları tek bir belgede düzenlemesine benzer şekilde 2030 Vizyonu da enerji, teknoloji, kültür, turizm, sanayi ve eğitim gibi sektörleri tek bir ulusal dönüşüm çerçevesinde bir araya getiriyor.
Aradaki fark ise şu: 1926 tarihli belge, varlığını sürdürmek için zorlu bir bölgesel ortamda mücadele eden bir krallığın kurumlarını yönetirken 2016 tarihli belge, ekonomisi bölgenin en büyüğü haline gelen, dünyanın en büyük 20 ekonomisini bir araya getiren G20'nin üyesi ve Arap ve İslam dünyasının lider ülkelerinden biri olan bir devletin hedeflerini yönetiyor.
İç kurumsal yapılanmadan uluslararası etkinliğe
Suudi Arabistan, son 100 yılda büyük dönüşümler geçirdi ve her alanda kalkınma hamlelerine ve kapsamlı bir gelişim sürecine tanıklık etti. İstikrarın korunması, kalkınmanın ve devlet inşasının sürdürülmesi, bölgesel ve küresel ölçekte çalkantılı ve son derece karmaşık koşullar altında her zaman önceliklerden biri oldu.
Egemenliğin ve devletin birliğinin korunması, Suudi devletinin tarihinde hiçbir tavizin kabul edilmediği temel bir kırmızı çizgi oluşturdu. Ancak bu konudaki kararlılık hiçbir zaman mutlak olmadı. Her zaman karşı karşıya gelmenin maliyeti ve muhtemel sonuçları dikkatle hesaplandı.
Bu kararlılığa, çatışmaların yönetiminde belirgin bir itidal eşlik etti. Açık çatışma yerine diplomasi ve arabuluculuğa öncelik verilmesi, mümkün olduğu ölçüde eşitsiz savaşlara girmekten kaçınılması Suudi politikasının öne çıkan özellikleri arasında yer aldı. Bu yaklaşım, gerçekçi bir değerlendirmeyi yansıtıyor.
Suudi politikasında değişmeyen unsurlarla değişen unsurlar arasındaki ayrım, bölgesel ve uluslararası güç dengelerinin defalarca değişmesine rağmen devletin üç asır boyunca kurumsal devamlılığını koruyabilmesini açıklayan unsurlardan biri olarak görülüyor.
Suudi dış politikasındaki sürekliliği inceleyen araştırmalar, bu ilkelerin Kral Abdülaziz döneminden bu yana köklü olduğunu ve farklı tarihsel dönemlerde alınan büyük kararlar arasındaki belirgin benzerliği açıklayan bir bağ oluşturduğunu ortaya koyuyor.
Temel Nizamname’nin resmi Ümmü’l-Kura gazetesindeki yayımlanmış hali
Son yıllardaki süreçte dikkat çeken nokta ise Suudi devletinin uluslararası rolünün anlaşılmasında uzun süredir hakim olan geleneksel denklemde değişim yaratması oldu. Bölgesel dosyaların yönetim tarzında kademeli olarak, medya ve akademik çevrelerde “krizleri sıfırlama” veya “sıfır sorun” politikası olarak nitelendirilen bir yaklaşım öne çıktı.
Bu yaklaşım, ekonomik çeşitlendirme ve yatırım çekme hedeflerini bölgesel istikrar gereklilikleriyle ilişkilendiren 2030 Vizyonu gündemiyle eş zamanlı ilerledi. Bunun yanı sıra uluslararası dosyalara daha fazla dahil olunması ve uluslararası düzeyde ittifakların ve stratejik ortaklıkların daha sistematik biçimde kurulması da dikkat çekti.
Bu dönüşümün temel özelliği, kullanılan araçları ve yöntemi değiştirmesi, ancak temel ilkeleri değiştirmemesi oldu. Temel dayanaklardan taviz vermeden uyum sağlayabilme kapasitesi, bu politikanın sürekliliğinin en belirgin özelliği olmaya devam ediyor.
Suudi siyasi söylemi, devletlerin egemenliğine saygı gösterilmesini ve iç işlerine müdahale edilmemesini vurguluyor. Bunlar aynı zamanda Kral Abdülaziz'in 1922'deki Ukeyr görüşmelerinden 1927 tarihli Cidde Antlaşması'na kadar İngilizlere karşı mücadelesinde yerleştirmeye çalıştığı ilkelerdi.
Burada sorulması gereken soru şu: Bu ilkeler ve dönüşümler, gerçek ağırlıklarını yansıtacak ölçüde neden kurumsal ve akademik ilgi görmüyor?
Model ihraç eden devlet
Kral Abdülaziz 1926'da, yeterli kaynağa sahip olmayan ve modern yaşamın gerektirdiği imkanların henüz kayda değer ölçüde bulunmadığı bir devlet için ilk anayasal belgeyi hazırlamayı başardı.
2026'da ise Suudi Arabistan, StartupBlink'in 2025 raporuna göre inovasyon ve girişimcilik ekosisteminin büyümesinde dünyada ilk sırada yer alıyor. Yüz yıl önce sınırlı kaynaklarla ilk anayasal belgesini hazırlamak için mücadele eden devlet, bugün ekonomilerin dönüştürülmesi ve siyasi dosyaların yönetilmesine ilişkin modelleri incelenen bir ülke haline geldi.
Buradaki en büyük paradoks, yeterince dikkat çekmemesi: Aralık 1922'de Kral Abdülaziz, devletinin sınırları konusunda İngilizlerle müzakere etmek üzere Ukeyr Konferansı'na katıldı. Yaklaşık bir asır sonra ise Suudi Arabistan, Expo 2030'a ev sahipliği yapma hakkını etkinlik tarihindeki en yüksek oy oranıyla kazandı ve 2034 Dünya Kupası'na da rakipsiz ev sahipliği yapma hakkını elde etti.
Böylece bir zamanlar büyük güçlerle sınırlarını belirlemek için müzakere eden devlet, dünya ülkeleri tarafından küresel ölçekteki en önemli iki organizasyona ev sahipliği yapma hakkına layık görülen ülkeye dönüştü.
Daha önce de belirttiğimiz gibi Temel Nizamname’nin bilinçli biçimde geçici bir belge olarak hazırlanmış ve aşılması hedeflenmişti. 2030 Vizyonu da niteliği ve işlevi farklı olmakla birlikte bilinçli biçimde geçici bir belge olarak tasarlandı. Bu vizyon da bir noktada durmak için değil, daha ileri bir aşamaya geçmek üzere oluşturulmuş bir geçiş süreci niteliğinde.
Suudi devletinin 100 yıllık tarihindeki sürekliliğin özü de burada yatıyor: Her belge veya vizyon kendi başına bir hedef değil, kendisinden sonrasının çerçevesini oluşturan geçici bir adımdı. Aynı zamanda sonraki aşamanın çıtasını daha da yükseltti. Çünkü hedef büyütmek, Suudi Arabistan'ın liderliği ve halkıyla özdeşleşmiş bir özellik. Bu özellik, üç asır önce dağınık yapıları bir araya getirme hedefiyle başladı ve bugün art arda gelen başarılar ve hedeflerin aşılmasıyla devam ediyor.
Burada önemli bir noktayı da açıklamak gerekiyor: 1926 tarihli nizamname belgesi kurumsal bir geçişi yönetirken “2030 Vizyonu” kurumsal bir dönüşümü yönetiyor. Temel Nizamname’nin yönetim ve idareye ilişkin hukuki ve düzenleyici bir belgeydi. 2030 Vizyonu ise ulusal bir stratejik çerçeve niteliğinde.
Dolayısıyla iki belge arasındaki karşılaştırma, bunların hukuki niteliğinin aynı olduğu varsayımına dayanmıyor. Her birinin kendine özgü bağlamı ve işlevi bulunuyor. Karşılaştırma, kurumsal geçişin yönetilmesi ve dönüşüm için kapsayıcı bir çerçeve oluşturulması fikri üzerinden yapılıyor.
Sonuç olarak Suudi Arabistan tarihinin yeniden okunmasında ortaya çıkan ve art arda gelen ulusal başarılarla kendisini gösteren bu yeni sayfalar, yalnızca araştırmacıların ve tarihçilerin değil, kamu politikası merkezlerinin, üniversitelerin ve kurumların da üzerinde durmasını gerektiren bir alan.
Bu kurumların halen güncel gelişmeleri yalnızca olmuş bitmiş süreçler olarak görmek yerine, bunları araştırılması ve belgelenmesi gereken önemli bir çalışma alanı olarak ele alması gerekiyor.
Kral Selman: Suudi Arabistan inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme temelleri üzerine kurulduhttps://turkish.aawsat.com/k%C3%B6rfez/suudi-arabistan/5321828-kral-selman-suudi-arabistan-inan%C3%A7-esaslar%C4%B1n%C4%B1-koruma-ve-adaleti-tesis
Kral Selman: Suudi Arabistan inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme temelleri üzerine kuruldu
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz (SPA)
Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdülaziz, Ulusal Gün’ün, kurucu Kral Abdülaziz bin Abdurrahman’ın Allah’ın lütfu, kararlılığı ve liderliği ile ülkenin sadık evlatlarının gayretleri sayesinde Suudi devletinin üzerine kurulduğu sağlam temelleri hatırlama vesilesi olduğunu belirtti. Kral Selman, bu temellerin inanç esaslarını koruma ve adaleti tesis etme amacına dayandığını vurguladı.
Kral Selman, X platformundaki hesabından yaptığı paylaşımda Allah’tan Suudi Arabistan’a güvenlik, istikrar ve refahını daim kılmasını diledi.
نستذكر في اليوم الوطني، ما قامت عليه هذه الدولة المباركة بفضل من الله ثم بعزم وقيادة الملك المؤسس عبدالعزيز بن عبدالرحمن - طيب الله ثراه - وسواعد أبناء الوطن المخلصين من أُسس راسخة لحفظ العقيدة وإقامة العدل، ونسأل الله أن يديم على بلادنا أمنها واستقرارها وازدهارها.