Ukrayna’nın AB’ye girme hedefi Putin’i kızdırır mı?

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Zaporijya şehrindeki askeri gelişmeleri takip ediyor (AFP)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Zaporijya şehrindeki askeri gelişmeleri takip ediyor (AFP)
TT

Ukrayna’nın AB’ye girme hedefi Putin’i kızdırır mı?

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Zaporijya şehrindeki askeri gelişmeleri takip ediyor (AFP)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Zaporijya şehrindeki askeri gelişmeleri takip ediyor (AFP)

Rus kuvvetlerinin Ukrayna’yı işgal ederek, yakın bir zamanda sona erme belirtisi göstermeyen kanlı bir savaşa başlamasından dört gün sonra, Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, Avrupa Birliği’ne (AB) katılmak için resmen başvuruda bulundu.
CNN’in haberine göre, Zelenskiy 28 Şubat tarihinde, AB’den Ukrayna’yı yeni bir prosedür kullanarak acilen kabul etmesini istedi.
Zelenskiy, “Hedefimiz tüm Avrupalılarla birlikte olmak, onlarla eşit şartlarda olmak. Bunu hak ettiğimize, bunun mümkün olduğuna eminim” dedi.
Savaşın başlamasından yaklaşık dört ay sonra, Avrupa Komisyonu’nun Ukrayna’nın aday ülke olarak görülüp görülmemesi konusunda yarın görüşünü sunması bekleniyor.
Bunun ardından, AB’nin 27 üye ülkesi komisyonun görüşüne katılıp katılmadıklarına karar verecek.
Ukrayna’nın AB’ye katılıp katılmayacağı ve Rusya’nın buna nasıl tepki vereceği yıllardır tartışmalı bir konu.
2013 yılında, Ukrayna eski Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in ani bir kararla AB ile ‘Ukrayna’yı AB’nin yörüngesine çekecek’ bir anlaşmayı imzalamama kararı almasının ardından Avrupa yanlısı protestolar patlak verdi. 
Yanukoviç bunun yerine, Rusya ile daha yakın ilişkiler kurmayı seçti.
Rusya ertesi yıl Donbas’ı işgal etti ve Kırım’ı yasadışı bir şekilde ilhak etti.
Çoğu Avrupa ülkesi kesinlikle Ukrayna’nın arkasında olsa ve savaş çabalarında farklı derecelerde Zelenskiy’e yardım etmiş olsa da, Ukrayna’nın AB dileğinin gerçekleşmesi kesin olmaktan çok uzak.
Siyasi ve prosedürel nedenlerle, AB’nin nihayetinde şu an doğru zaman olmadığına karar vermesi mümkün.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in Ukrayna’nın üyelik için değerlendirilmesi gerektiği görüşüne katılsalar bile, bunun gerçekleşmesi yıllar, hatta on yıllar alabilir.

AB’ye katılma prosedürleri neler?
Kağıt üzerinde, süreç nispeten basit. Bir ülke AB’ye katılmak için başvurur ve Komisyon adaylık için değerlendirilip değerlendirilmeyeceğine karar verir. 
Ukrayna’da olduğu gibi, Komisyon muhtemelen üye devletlere yeni bir adayı kabul etmeleri için birkaç yol sunacaktır.
Komisyon’un Ukrayna ile ilgili bazı küçük farklılıklarla birlikte temelde aynı anlama gelen iki seçenek sunacağına inanılıyor.
Yani, Ukrayna’nın katılımı ancak savaş sona erdiğinde ve devlet kurumları birliğe katılmak için gereken kriterleri karşılayabildiğinde düzgün bir şekilde başlayabilir.
Kopenhag Kriterleri, bir aday ülkenin uygun katılım müzakerelerine girmesi için sahip olması gereken, fazla şeffaf olmayan üç grupta toplanıyor.
Bu kriterler, o ülkenin işleyen bir serbest piyasa ekonomisine sahip olup olmadığına, ülke kurumlarının insan hakları ve hukukun üstünlüğü gibi Avrupa değerlerini desteklemeye uygun olup olmadığına ve ülkenin işleyen, kapsayıcı bir demokrasiye sahip olup olmadığına odaklanır.
Ülke bu kriterleri karşıladığını kabul ettiğinde, AB’nin Katılım Müzakereleri Fasılları çerçevesinde 35 başlık altında üyelik görüşmelerine başlayabilir.
Daha sonra, AB üye devletlerinin liderleri kabul ettiğinde, AB Parlamentosu ve her üye devletin hükümetinin yasama organları tarafından onaylanması gerekir.

AB ülkeleri Ukrayna’nın AB'ye katılması konusunda ne düşünüyor?
İşler bu noktada karmaşıklaşmaya başlıyor. 
AB ve 27 üyesi Ukrayna’yı savaş çabalarında geniş çapta desteklerken, şu anda savaşta olan bir ülkenin üyelik sürecini başlatması, her türlü sorunu gündeme getiriyor.
Yıllardır katılım sürecinde olan ve bazı durumlarda iç siyasi istikrarsızlık nedeniyle katılımları yavaşlayan birkaç aday ülke var. 
Bunun bir örneği, hukukun üstünlüğü ve insan hakları konusunda gerileme olduğuna dair endişeler nedeniyle üyelik müzakereleri dondurulan Türkiye örneğidir. 
Sürece halihazırda savaş halinde olan bir ülke ile başlamak, başvuruları benzer şekilde dondurulan diğer aday ülkelerde soru işaretleri yaratacaktır.
Ayrıca Ukrayna’nın yakın zamanda Kopenhag Kriterlerini karşılamaktan hala çok uzak olduğuna dair endişeler de var. 
Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2021 Yolsuzluk Algıları Endeksi’ne göre, Ukrayna 180 ülke listesinde 122. sırada yer alıyor.
Rusya ise aynı listede 136. sırada bulunuyor.
Ukrayna’nın bazı bölgelerinin şu anda Rusya tarafından işgal edildiği ve savaşın bitiminden sonra da öyle kalabileceği göz önüne alındığında, önümüzdeki yıllarda durumun düzelip düzelmeyeceğini tahmin etmek zor.
Bazı AB yetkilileri, savaştan sonra Ukrayna’da insan hakları sorununun ne olacağına dair tahminde bulunmanın zor olacağı yönünde endişeleniyor.
Bu pratik soruların ötesinde, siyasi itirazlar da var. 
Başından beri AB’de bulunan birkaç üye ülke, bazı ülkelerin son yıllarda hukukun üstünlüğü gibi konularda geri adım atmasıyla, güç dengesinin doğuya kaymasından endişe duyuyor.
Avrupa düzeni, Macaristan ve Polonya’nın bazı konularda AB kurallarına karşı gevşek davranmasıyla mücadele etti.
Diğer üye ülkeler ise, Ukrayna’nın bloğa girmesinin ardından, savaş nedeniyle harap olan ülkede yapılması gereken büyük çaplı yeniden yapılanma çalışmaları nedeniyle birlik bütçesinin büyük bir kısmının hemen tüketilmesinden endişe duyuyor.
Bazıları ise Ukrayna’yı AB ile uzun ve sancılı bir müzakereye sokmanın şu anda ülkeyi desteklemenin en iyi yolu olmadığı konusundaki endişelerini dile getiriyor.

Süreç ne kadar vakit alır?
Bu gerçekten, savaş bittiğinde Ukrayna’nın hangi durumda olduğuna bağlı. 
Ukrayna’nın, savaşın bitiminden sonra uzun bir süre müzakerelere başlama kriterlerini karşılamaya yaklaşması pek olası görünmüyor.
Ukrayna’nın yeniden inşa projesinin yanı sıra çeşitli derecelerde sıkıyönetim ve sokağa çıkma yasakları altında faaliyet gösteren bir ülkeden, işleyen bir demokrasiye geçiş yapması gerekecek.

AB’ye katılmak Ukrayna için ne anlama geliyor?
Ukrayna, dünyanın en büyük ticaret bloğu AB’nin tek pazarı ve gümrük birliği üyesi olacak. Aynı zamanda AB mahkemelerinin korumasına ve AB bütçesine erişim hakkına da sahip olacak.
AB’ye katılmak, Ukrayna’yı Batı ittifakı ve ABD liderliğindeki küresel sistemin bir parçası olarak kabul edilen ülkeler kulübüne çok açık bir şekilde yerleştirecektir.

Rusya nasıl tepki verir?
Rusya, daha önce AB’ye katılmanın NATO’ya katılmak gibi olacağını vurgulamıştı.
Bu, AB’nin bu kadar açık bir şekilde jeopolitik hale gelmesi nedeniyle geri adım atması daha zor bir nokta.
Rusya, AB üyesi ülkeler olan Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılabilecekleri yönündeki fikre sert tepki verdi. 
Ukrayna’nın Batı ile bu kadar bağlantılı bir kurum tarafından sıcak bir şekilde kucaklandığını görmek, şüphesiz Putin’in agresif davranışına neden olabilir.

Ukrayna’nın başarılı olma olasılığı nedir?
Bu yakında olmayacaktır, ancak AB’nin Rusya’nın işgalinden sonra Ukrayna’yı desteklemek için özel bir çaba göstermesi de muhtemel.
Birçok Avrupalı ​​lider Kiev’de Zelenskiy’yi ziyaret etti.
Bazı yetkililer, gerçek bir savaş yaşanırken Zelenskiy’in yanında fotoğraf çektirdikten sonra 24 Haziran’daki liderler zirvesinden eli boş çıkmayacaklarını düşünüyor.
Von der Leyen, üye ülkelere Ukrayna’nın adaylığını kabul etmenin ihtiyatlı versiyonunu sunarsa, AB’nin bunu doğrudan reddetmesi zor olacaktır.
Ancak AB’nin, hatta bu kriz boyunca bile, beklenmedik şeyler yapma konusunda uzun bir geçmişi var. 
Bu tartışmalar, çoğu zaman vizyonu göremeyen ve birleştiremeyen ülkeler arasında bir yıpratma savaşına dönüşüyor.



Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
TT

Hürmüz krizi, Zeydi’nin Berlin görüşmelerine gölge düşürdü

Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)
Almanya Başbakanı Friedrich Merz (sağda) ve Irak Başbakanı Ali Zeydi, 15 Eylül 2026'da Berlin'de düzenlenen basın toplantısında (EPA)

Irak Başbakanı Ali Falih ez-Zeydi, Paris'ten geldiği Berlin'de Avrupa turunun son durağını tamamladı. Ziyaret kapsamında taraflar arasında bir dizi ekonomik anlaşma imzalandı. Ekonominin merkezde olduğu ziyaret, bölgedeki siyasi gelişmelerin gölgesinde kaldı.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Zeydi ile görüşmesinin ardından yaptığı açıklamada, müzakerelerin ağırlıklı olarak “bölgedeki zor durum” ve İran'ın gerilimdeki rolü üzerinde yoğunlaştığını kaydetti.

Almanya Başbakanı Merz, İran'a Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması, askeri programının durdurulması ve bölgedeki vekil güçlere verilen desteğin kesilmesi çağrısında bulundu. Merz ayrıca İran'ın “çatışmayı Irak'a taşımaması” gerektiğini söyledi.

Merz, Kızıldeniz'deki gelişmelerden duyduğu büyük endişeyi de dile getirdi. Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik saldırıların petrol piyasalarındaki durumu daha da kötüleştirdiğini ve Almanya'yı etkilediğini belirten Merz, Kızıldeniz'deki uluslararası deniz ulaşımının Husilerin elinde “rehin” bırakılmaması gerektiğini söyledi.

Merz ayrıca Irak hükümetini “milisleri silahsızlandırma konusunda kararlı biçimde ilerlemeye” teşvik etti. Almanya'nın, Irak hükümetinin talep etmesi halinde askeri ve güvenlik alanlarında Bağdat'la işbirliğine hazır olduğunu vurguladı.

“Görev sona eriyor”

Almanya'nın DEAŞ'la mücadele amacıyla uluslararası bir misyon kapsamında Irak'taki askeri varlığına ilişkin soruyu yanıtlayan Merz, bu görevin “Irak hükümetinin talebi üzerine iki hafta içinde sona ereceğini” doğruladı. Bununla birlikte Berlin'in, Bağdat'ın talep etmesi halinde desteğini sürdürmeye hazır olduğunu belirtti.

Zeydi ise Almanya ile ekonomik ilişkilerin geliştirilmesinin önemine dikkat çekti. İran ile ABD arasındaki krizin “tüm dünyayı, özellikle de Hürmüz'deki durumdan büyük ölçüde etkilenen Irak petrolünün satışlarını” gölgede bıraktığını belirten Zeydi, ülkesinin “bölgede herhangi bir saldırgan politikayı desteklemekten uzak olduğunu” vurguladı ve kendisinin “uzlaşıya inandığını” söyledi.

cdfgthy
Irak Enerji Bakanı Ali Vehab (solda) ile Siemens Üst Yöneticisi Christian Bruch, 15 Eylül 2026'da Berlin'de iş birliği anlaşması imzalarken (AFP)

Irak topraklarından Suudi Arabistan'daki petrol tesislerine yönelik fırlatılan insansız hava araçlarına ilişkin soru üzerine Zeydi, ülkesinin yürüttüğü soruşturmanın ayrıntılarını açıklamayı reddetti. Zeydi, “İran'la ortak bir soruşturma komisyonunun yaşananların ayrıntılarını ortaya çıkarmak için çalıştığını” belirterek, “soruşturmanın sonuçlarının analiz tamamlanmadan açıklanmayacağını” söyledi.

Zeydi, bölgesel krizden etkilenen diğer ülkeler gibi Irak'ın da petrol ürünlerini ihraç edemediğini belirtirken Berlin'le Irak petrolünün Almanya'ya satılması karşılığında Irak'taki Alman teknoloji sözleşmelerini içeren anlaşmalar yapıldığını açıkladı. Zeydi ayrıca “petrol tedarik kaynaklarını ve ihracat güzergahlarını çeşitlendirme yönünde Irak'ın çalışmalar yürüttüğünü” söyledi.

Zeydi, Türkiye üzerinden geçen Ceyhan petrol boru hattının genişletilmesi için çalışmalar yürütüldüğünü, ayrıca petrolün Suriye üzerinden Avrupa'ya gönderilmesinin planlandığını belirtti. Irak'ın petrol üretimini günlük yaklaşık 10 milyon varile çıkarmaya yönelik çabaların da sürdüğünü ifade eden Zeydi, bunun önemli bir bölümünün veya yarısının Avrupa'ya ihraç edileceğini söyledi.

Avrupa ülkeleri, özellikle de Almanya, Hürmüz Boğazı krizinin etkisiyle aylardır akaryakıt fiyatlarındaki ciddi artışla karşı karşıya. Almanya ayrıca doğal gaz depolarını yalnızca yüzde 50 oranında doldurabildi. Bu oran, gaz talebinin arttığı kış mevsimi öncesinde oldukça düşük bir seviyeye işaret ediyor.

Alman hükümeti enerji kaynaklarını çeşitlendirmeye de çalışıyor. Berlin, Ukrayna'daki savaş ve Moskova'ya yönelik yaptırımlar nedeniyle Rus gazı ithalatının durdurulmasının ardından oluşan açığı kapatmak amacıyla son yıllarda farklı kaynaklardan doğal gaz ve petrol satın almaya başlamıştı.


Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
TT

Bugün düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı, umut verici yatırım fırsatları sunuyor

Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)
Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Salman, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron eşliğinde 2026 FIFA E-spor Dünya Kupası kapanış töreni salonuna geldi. (SPA)

Fransa’nın başkenti Paris, Suudi Arabistan Yatırım Bakanlığı tarafından düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Yuvarlak Masa Toplantısı’na ev sahipliği yapıyor. Etkinlik, Suudi Arabistan Başbakanı ve Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın Fransa’da gerçekleştirdiği resmi ziyaretle eş zamanlı olarak düzenleniyor.

İki ülke, Veliaht Prens’in ziyaretinin Vizyon 2030 ile Fransa 2030 Planı kapsamındaki fırsatlardan yararlanılmasına katkı sağlamasını hedefliyor. Bu doğrultuda ortak yatırım, sanayi, enerji, kültür, miras, turizm, eğitim, teknoloji, uzay, savunma ve güvenlik gibi birçok alanda ekonomik ortaklığın geliştirilmesi amaçlanıyor.

Taraflar ayrıca yenilenebilir enerji, elektrik, enerji verimliliği, inovasyon ve karbonsuzlaştırma teknolojilerinin yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri, iletim, dağıtım, depolama, şebeke otomasyonu, karbon yakalama, hidrojen ve düşük emisyonlu elektrik alanlarında iş birliğini güçlendirmeyi hedefliyor. Petrol tedariki, petrokimya ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımı da iş birliği kapsamındaki diğer başlıklar arasında yer alıyor.

Her iki ülkeden çok sayıda üst düzey hükümet yetkilisi, iş dünyası lideri ve CEO’nun katıldığı toplantı, Suudi Arabistan-Fransa ortaklığını anlaşma çerçevelerinin ötesine taşıyarak somut ve uygulanabilir yatırım fırsatlarına dönüştürmeyi amaçlıyor.

Toplantı temelde, Fransız şirketlerini Krallık içindeki belirli yatırım fırsatları ve projelerle buluşturmayı, yerel pazara giriş ve genişleme süreçlerine destek sağlamayı; stratejik ortaklıkları, teknoloji transferini ve doğrudan üretimin yerlileştirilmesini teşvik etmeyi hedefliyor. Bu hamleler, Fransa’nın Suudi Arabistan’daki güçlü yatırım tabanına dayanıyor. Nitekim Fransa, 2024 sonu itibarıyla toplam 63,9 milyar riyali (17 milyar dolar) aşan doğrudan yabancı yatırım stokuyla ülkede dördüncü sırada yer alıyor.

Fransa’nın ülkedeki varlığı, 18 ekonomik sektöre yayılmış 651 yatırım ruhsatı ile kendini gösteriyor. Bu genişleme süreci, 2024 yılında verilen 90 ve 2025 yılında verilen 127 yeni ruhsat ile dikkat çekici bir ivme kazandı. Bu rakamlar doğrudan iş gücü piyasasına da yansıyor; Fransız yatırımları Suudi Arabistan’da 13 bin 346’sı Suudi vatandaşlarına ayrılmış olmak üzere toplam 29 bin 765 kişiye istihdam sağlıyor.

Nitelikli projeler bazında Fransız şirketleri, stratejik sektörlerde güçlü bir varlık sergiliyor. Bu sektörlerin başında, TotalEnergies ve Saudi Aramco ortaklığıyla SATORP projesi, Amiral kompleksi ve bunlara bağlı değer zincirlerinde değeri 90 milyar riyali (24 milyar dolar) aşan yatırımların yer aldığı enerji sektörü geliyor. Bunun yanı sıra TotalEnergies ve EDF liderliğindeki konsorsiyumlar tarafından 1,7 gigavat kapasiteli güneş enerjisi projeleri hayata geçirildi.

Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın küresel petrol piyasalarının dengesini ve istikrarını korumadaki rolünün yanı sıra ana ham petrol ihracatçısı olarak tedarik güvenilirliğini artırma çabalarını takdirle karşılıyor. Fransa ayrıca, Krallık’ın alternatif ihracat güzergahları -başta Doğu-Batı Boru Hattı- kullanarak tedarik zincirlerinin sürekliliğini ve esnekliğini sağlama yönündeki girişimlerini vurguluyor. Bu adımlar piyasa dalgalanmalarını sınırlandırırken küresel enerji güvenliğini de pekiştiriyor.

Ulaştırma ve altyapı sektöründe Alstom ve RATP Dev gibi şirketlerin Riyad Metrosu’nun işletimindeki rolü öne çıkarken, Veolia şirketinin ülkedeki 35 yılı aşan köklü geçmişi dikkat çekiyor.

Turizm ve kültürel kalkınma alanında ise Fransız şirketleri, el-Ula Kalkınma Fransız Ajansı (AFALULA) aracılığıyla el-Ula vilayetini geliştirmeye yönelik 170’ten fazla sözleşmeyi hayata geçirdi.

Düzenlenen yuvarlak masa toplantısı, elde edilen bu başarıları pekiştirmeyi ve Suudi Arabistan’ın ekonomik büyümesini ve dönüşümünü şekillendiren dört öncelikli sektöre odaklanarak daha fazla nitelikli ortaklığa zemin hazırlamayı hedefliyor: Turizm, destinasyonlar ve mega projeler; sanayi ve üretim; ulaştırma ve lojistik hizmetleri; yapay zekâ ve dijital altyapı.

Aralık 2024’te Vizyon 2030 ve Fransa 2030 Planı temasıyla gerçekleştirilen Suudi Arabistan-Fransa Yatırım Forumu kapsamındaki yuvarlak masa toplantılarında yaşam kalitesi, altyapı, eğlence, ekonomik dönüşüm ve teknoloji konuları ele alınmış; forum sırasında her iki ülkenin kamu ve özel sektör kurumları arasında birden fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalanmıştı.

İş birliğini güçlendirmek ve beş yıl süreyle 10 milyar dolara kadar finansman desteği sağlamak amacıyla Aralık 2024’te Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF) ile Fransa Ulusal Yatırım Bankası (Bpifrance) arasında da bir mutabakat zaptı imzalanmıştı. Ayrıca Suudi Hava Bağlantısı Programı (ACP), Air France-KLM Grubu ile 2025 yazından itibaren Paris Charles de Gaulle Havalimanı ile Riyad arasında doğrudan uçuşların başlatılmasına yönelik bir iş birliği anlaşmasına imza atmıştı.

Tüm bunlara ek olarak iki ülke, BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Paris Anlaşması ilkelerine; iklim anlaşmalarının kaynaklara değil emisyonlara odaklanılarak geliştirilmesi ve uygulanması gerektiğine bağlılıklarını sürdürüyor. Fransız tarafı, Suudi Arabistan’ın iklim eylemindeki öncü rolünü, ulusal düzeydeki ‘Yeşil Suudi Arabistan’ ve bölgesel ile küresel düzeydeki ‘Yeşil Ortadoğu’ girişimlerini takdirle karşılıyor.


Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)
TT

Fransa aşırı sağı ile Mbappe arasında gerilim yükseliyor

Jordan Bardella (Reuters)
Jordan Bardella (Reuters)

Kylian Mbappé ile Jordan Bardella arasında, Fransa’da aşırı sağın yükselişi konusunda yaşanan kamuoyu tartışması yeniden gündeme geldi.

Fransız futbolunun yıldız isimlerinden Mbappe ile aşırı sağ siyasetin yükselen figürü Bardella arasındaki görüş ayrılığı, gelecek yıl yapılması planlanan cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ulusal Birlik partisinin iktidara gelme ihtimali etrafında şekilleniyor.

İki genç Fransız figür arasındaki bu anlaşmazlık, Fransa’nın kimliği ve geleceği üzerine ülke genelinde süren daha geniş çaplı tartışmanın da küçük bir yansıması olarak değerlendiriliyor. Göçmen karşıtı söylemleriyle öne çıkan Ulusal Birlik Partisi’nin adayı, seçim atmosferinde dikkat çeken isimlerden biri konumunda bulunuyor.

Real Madrid forması giyen forvet oyuncusu Mbappe (27) ile Ulusal Birlik Partisi lideri Bardella (30) arasında yalnızca üç yaş farkı bulunsa da siyasi görüşleri birbirinden oldukça uzak görünüyor.

Bardella, geçmişte dışlanan aşırı sağ çizginin günümüzdeki temsilcilerinden biri olarak görülüyor. Parti, sınır kontrollerinin sıkılaştırılması ve sosyal yardım sisteminin Fransız vatandaşlarına öncelik verecek şekilde yeniden düzenlenmesi vaatleriyle önemli ölçüde destek kazanmış durumda.

Salı günü yayımlanan Vanity Fair dergisine verdiği röportajda Mbappe, Ulusal Birlik Partisi’nin 2027’de iktidara gelme ihtimali konusunda endişelerini dile getirdi.

dfvfvfd
Kylian Mbappe (Reuters)

Derginin aktardığına göre Mbappe, “İnsanlar bazen para ve şöhrete sahip olduğumuz için bu sorunların bizi etkilemediğini düşünüyor. Ancak bu beni etkiliyor. Çünkü onların iktidara gelmesinin ülkem açısından ne anlama geldiğini ve bunun doğurabileceği sonuçları biliyorum” ifadelerini kullandı.

Mbappe’nin sözcüsü henüz konuya ilişkin yorum talebine yanıt vermedi. Fransız futbolcu daha önce de Ulusal Birlik Partisi’nin UEFA Euro 2024 sırasında yükselişini “felaket” olarak nitelendirmişti.

Düşünce kuruluşu Le Millénaire’den William Thay ise Bardella’nın verdiği yanıtın siyasi açıdan akıllıca olduğunu söyledi. Thay’e göre Mbappe’nin Paris Saint-Germain takımından ayrılmasının ardından Fransa’daki popülaritesi geriledi. Ayrıca bazı kesimler futbolcuyu kibirli bulurken, Real Madrid performansının beklentilerin altında kaldığı değerlendiriliyor.