ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan-ABD ortaklığı Yemen’de hayat kurtarıyor

Blinken’ın yardımcısı Russo, Şarku’l Avsat’a nükleer anlaşmanın İran’ın anlaşmaya yeniden tam olarak uymasına bağlı olduğunu söyledi.

Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
TT

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan-ABD ortaklığı Yemen’de hayat kurtarıyor

Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)
Bill Russo. (ABD Dışişleri Bakanlığı)

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın Küresel Halkla İlişkilerden Sorumlu Bakan Yardımcısı Bill Russo, ABD ve Suudi Arabistan arasındaki bölgesel ve küresel düzeyde ortak çıkarlara dikkat çekerek, ‘derin ve stratejik’ ilişkilere övgüde bulundu.
Russo, Şarku’l Avsat’a Londra’da verdiği röportajda Yemen ateşkesinin Washington ve Riyad arasındaki ortaklığın  sağlayabileceklerinin ‘harika bir örneği’ olduğunu söyledi. Bu ortaklığın hayat kurtarmaya katkıda bulunduğunu vurguladı.
Russo, ABD’nin İran’ın nükleer programında şeffaflığın azalması konusundaki endişelerini dile getirdiği açıklamasında ‘İran’ın tam uyuma geri dönmesi halinde’ bir anlaşma yapma şansı bulunduğuna ilişkin iyimser olduğunu belirtti.

ABD ve Suudi Arabistan ilişkileri
Russo, Suudi Arabistan-ABD ilişkilerine ilişkin şunları söyledi:
“ABD ve Suudi Arabistan’ı yaklaşık 80 yıldır derin bir stratejik ilişki ve ortaklık bir araya getiriyor. Bu ilişki sadece bölgede değil tüm dünyada ortak çıkarlarımızı yansıtıyor. Yemen bugün önemli ve aktüel bir örnektir. Zira, bir ateşkese varmak ABD Başkanı Joe Biden ve Suudi Arabistan Kralı Selman’ın öncelikleridir. Ayrıca Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın ateşkesin uzatılmasında çok önemli bir rol oynadığını da biliyoruz.”
Russo, Yemen’de insani yardım, mal tedariki ve insanların daha fazla hareket özgürlüğünden yararlanmalarına izin verilmesi gibi sahada somut sonuçlar elde ettiğine dikkat çekerek söz konusu ateşkesin ABD’nin çıkarlarını ve ortak çıkarları olduğuna inandığı ‘bölgesel güvenliği’ artırdığını bildirdi. “Ortaklığımız hayat kurtarıyor. Bunun, ABD-Suudi Arabistan ortaklığının bölgede neler sunabileceğinin harika bir örneğini teşkil ettiğini düşünüyorum” dedi.
Russo, iki ülke arasındaki olası anlaşmazlıklar hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Endişeler veya anlaşmazlıklar olduğunda, görüşmelerimizde onlarla dürüst ve açık bir şekilde ele alacağız. Bununla birlikte Yemen’de ortaklığımız için mevcut fırsatları gösteren özel bir örneğimiz (ateşkes) de var.”

Kalıcı barış fırsatı
ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisi, ülkesinin, Yemen’deki ihtilafın taraflarının Birleşmiş Milletler liderliğinde yürütülen çabalarla ‘ciddi görüşmelere’ girmesini ve bunun kalıcı barış ile son bulmasını umduğunu söylediği açıklamasını şöyle sürdürdü:
“Mevcut ateşkesle konusunda gördüklerimiz bizi çok cesaretlendiriyor. Odak noktamızı, Yemen halkının ihtiyaç duyduğu insani yardımı aldığından emin olmak, limanlardan ticareti yeniden sağlamak ve ateşkesin onlar için gerçek somut sonuçlar vermesini sağlamak olarak belirledik.” 
Russo, mevcut ateşkes ile elde edilen faydaların, ilgili tüm taraflar tarafından sürdürülebilir bir şekilde güvence altına alınması için bir teşvik olarak görülmesi gerektiğini vurguladı:
“İnsani destek ile baskı uygulayabilir ve teşvik sağlayabiliriz. Ancak nihayetinde taraflar, Yemen’in barışçıl gelişimini destekleyip desteklemedikleri veya daha fazla yıkım isteyip istemedikleri konusunda karar vermek zorunda kalacaklar. Barış görüşmelerinin gidişatını belirleyecek olan da bu. ABD rolünü, barış görüşmeleri ile kalıcı bir ateşkes için baskı yapmaya devam etmek ve tarafları bu ateşkesin faydalarını görmeye çağırmayı sürdürmek olarak görüyor.”

Viyana görüşmeleri
Washington, İran’ın bölgesel politikalarını, Viyana’da büyük güçlerin Tahran ile yaptığı nükleer anlaşma görüşmelerinden ayrı tutuyor. Russo, konuya ilişkin Şarku’l Avsat’a şu değerlendirmelerde bulundu:
“Bize göre, Viyana görüşmelerinin odak noktası nükleer anlaşmadır. İran’ın bölgede istikrarı bozucu davranışı, füze programı ve bölgesel birçok politikasına yönelik ciddi endişelerimiz var. Bu politikaları Viyana’da ne olduğuna bakılmaksızın ele almamız gerekecek. Bölgedeki, Avrupa’daki ve tüm dünyadaki ortaklarımızla bu konu ile ilgili olarak iletişim kurmaya devam edeceğiz.”
Russo, Viyana görüşmelerinin ilerleyişi hakkında şu açıklamada bulundu:
“Uluslararası topluluğa nükleer silahların yayılmasını önleme ve daha fazla bölgesel istikrara katkıda bulunma konusunda gerçek kazanımlar sağlayacak bir fikir birliğine ulaştığımızı düşünüyoruz. İran’ın tam bağlılığa geri dönmeye hazır olması ulusal güvenliğimizin çıkarına olur. ABD, uluslararası toplum İran’ın nükleer programıyla ilgili daha fazla şeffaflık konusunda güçlü bir şekilde fikir birliğine ulaşmışken Tahran’ın bizi nükleer programda daha az şeffaflığa itmesi sebebiyle Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Genel Direktörü Rafael Grossi ile birlikte, İran’ın son hamlelerine yönelik doğrulama ve izleme değerlendirmelerine katılıyor. Halen tam ve karşılıklı bağlılığa dönüş ve nükleer silahların yayılmasını önlemede gerçek kazanımlar sağlayacak bir anlaşmaya varılması potansiyeli olduğuna inanıyoruz. Bunu teknik uzmanlarımızla düzenli olarak değerlendirmeye devam ediyoruz. Ancak anlaşmaya dönme veya tüm uluslararası toplumdan uzak durmak isteyip istemediğine yönelik karar İran’a ait olacak.”

Gıda güvenliği
Russo, ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’a Londra öncesinde, New York ziyaretinde eşlik etti. ABD yönetimi New York’ta, Ukrayna savaşının küresel gıda güvenliği üzerindeki etkileri üzerine bir Birleşmiş Milletler toplantısına başkanlık etti.
Russo, Ukrayna savaşına ilişkin şunları söyledi:
“Rusya’nın Ukrayna’daki haksız savaşı, dünyanın birçok bölgesi için önemli bir gıda kaynağı olan Ukrayna limanlarının kapanmasına neden oldu. Rusya’nın saldırganlığını durdurmak ve Ukrayna’nın tahıl ve gıda ürünleri ihracatının limanlardan çıkışına izin verilmesini sağlamak için çalışıyoruz. New York’ta, Birleşmiş Milletler toplantısında Bakan Blinken ile birlikteyken sahada gördüğüm kararlılık yalnızca NATO müttefiklerimiz ve Avrupalı ortaklarımızda değil, bu krizden kaynaklanan şaşırtıcı zorluğu fark eden ve Rusya’yı bu ihracatın yapılmasına izin vermek ve Ukrayna’ya karşı saldırganlığını sona erdirmek için adımlarını değiştirmesi gerektiğini düşünen dünyanın dört bir yanındaki ortaklarda da vardı.”
“Özellikle gıda güvenliği konusunda büyük bir uluslararası kararlılık görüyorum. Daha geniş anlamda; Ukrayna’yı askeri, insani ve ekonomik cephelerde destekleme konusunda kararlılık olduğunu düşünüyorum. Ukrayna’nın egemenliğini savunmak ve Rusya’nın saldırganlığı ile sistematik olarak yıkılan topluluklara insani yardım sağlamak için ihtiyaç duyduğu her şeyi almasını sağlama çabalarına öncülük edecek.”

ABD’nin konumu
Ukrayna’daki savaş ve Çin’in hızlı yükselişi, büyük güçlerin dengesini değiştirdi. Bu durum bazı tarafların ABD’nin uluslararası sahnedeki liderlik konumunda gerilime olduğuna yönelik söylemlerinin artmasına neden oldu.
Russo ise aynı fikirde değil. ABD’nin zorlukların üstesinden gelmek için dünyanın geri kalanını bir araya getirebileceğinden emin:
“ABD, dünyanın geri kalanını karşılaştığımız en büyük zorluklardan bazıları ile mücadele açısından en iyi durumda bulunuyor. Bu, ABD yönetimi için son derece önemli olan benzersiz bir roldür. Başından bu yana diplomasi ve küresel düzeni şekillendirmeye yardımcı olmak için karşılıklı ilişkilere yatırımda bulunan müttefiklerimizle ve ortaklarımızla koordineli bir şekilde liderlik yapmak istediğimizi söyledik.”
ABD’li yetkili, sözlerinin devamında Blinken’ın teorisini hatırlattı:
“ABD liderlik etmezse şu iki şeyden biri olacak; ya bir devlet belki de ortak çıkar ve değerlere uygun olmayacak bir şekilde davranacak ya da kimse liderlik edemeyecek. Bu da kaos tehdidi oluşturacak. Rusya ve Ukrayna’ya yönelik tutumların birliği hakkında gördüklerimiz, gerçekten de müttefikler ve ortaklarla ilişkilere yatırım yapmanın sonucunu gösteriyor. Yemen’de, Suudi ortaklarımızla yakın bir şekilde çalışarak beş yıldan uzun bir süredir devam eden savaşın ardından hayat kurtaran bir ateşkes sağlamayı başardık. Zorluklarla bir kez daha mücadele etmek için dünyanın geri kalanını bir araya getirebileceğimizden eminim. Gerek Yemen’de gerek Rusya ve Ukrayna’da gerekse 550 milyon doz aşı bağışını yaptığımız Kovid-19 ile mücadele gibi zorluklarda böyle oldu.”

 



Suudi Arabistan, Çin öncülüğündeki sınır ötesi dijital para platformundan çekildi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP
TT

Suudi Arabistan, Çin öncülüğündeki sınır ötesi dijital para platformundan çekildi

Fotoğraf: AFP
Fotoğraf: AFP

Suudi Arabistan Merkez Bankası (SAMA), Çin öncülüğünde geliştirilen ve uluslararası ödemelerde dolara alternatif ödeme sistemi oluşturulmasını hedefleyen dijital platformdan çekildiğini bildirdi.

SAMA'dan, İngiliz Financial Times gazetesine konuyla ilgili açıklama yapıldı.

Suudi Arabistan'ın, Çin öncülüğünde geliştirilen ve merkez bankalarının dijital para birimleriyle doğrudan sınır ötesi işlem yapmasına imkan tanıyan mBridge platformuna katılımını sonlandırdığı belirtilen açıklamada, "Planlandığı üzere SAMA, mBridge (kavram kanıtlama) çalışmasını 13 Mayıs 2025'te başarıyla tamamladı. Çalışmanın tamamlanmasının ardından SAMA artık mBridge'in katılımcı üyesi değildir." ifadeleri kullanıldı.

Konuya yakın bir kaynak ise SAMA'nın ABD'nin baskısıyla platformdan çekilip çekilmediği konusunda, Suudi Arabistan'ın projedeki rolünün başından itibaren sınırlı olduğunu kaydederek, söz konusu karardan "daha geniş bir sonuç çıkarmanın yanlış olacağını" belirtti.

Blokzincir teknolojisini kullanan platform, merkez bankalarının kendi dijital para birimleri üzerinden doğrudan işlem yapabilmesini sağlayarak döviz işlemlerinin süresini ve maliyetini azaltmayı hedefliyor.

Suudi Arabistan Merkez Bankası, 2023'te Uluslararası Ödemeler Bankası (Bank for International Settlements) çatısı altında mBridge'e "gözlemci üye" olarak katılmış, 2024’te ise Çin, Hong Kong, Tayland ve Birleşik Arap Emirlikleri'nin (BAE) de dahil olduğu aktif katılımcılar arasına girmişti.

Ticari kullanıma açılması planlanan platformun uluslararası para transferi sağlayan SWIFT gibi ödeme sistemlerine bağımlılığı ve doların işlemlerde aracı para birimi olarak rolünü azaltma potansiyeli taşıması, ABD'de tartışmalara yol açmıştı.

Independent Türkçe, Financial Times


PIF, tedarik zincirlerini finanse etmek üzere Tawrid programını başlattı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
TT

PIF, tedarik zincirlerini finanse etmek üzere Tawrid programını başlattı

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’daki Kral Abdullah Finans Merkezi’nde bulunan Kamu Yatırım Fonu Kulesi (Şarku’l Avsat)

Suudi Arabistan Kamu Yatırım Fonu (PIF), Suudi Arabistan Merkez Bankası’ndan mevzuat deney ortamı kapsamında faaliyetlerine başlama izni almasının ardından, Suudi Arabistan pazarındaki şirketlere yenilikçi bir dijital platform üzerinden tedarik zinciri finansmanına yönelik özel ürünler sunmak amacıyla Tawrid Finansman Çözümleri Şirketi’ni kurdu.

PIF tarafından yapılan açıklamaya göre Tawrid, yerel tedarik zincirlerinin verimliliğini artırmayı ve ulusal ekonominin çeşitlendirilmesini desteklemeyi hedefliyor. Şirket, PIF’ın 2026-2030 dönemi stratejisi kapsamında kısa süre önce açıklanan altı ekonomik ekosisteme yönelik finansal hizmetleri stratejik bir kolaylaştırıcı olarak konumlandırma yaklaşımıyla uyumlu faaliyet gösterecek.

Şirketin dijital platformu, alıcıları, tedarikçileri ve finansman kuruluşlarını birbirine bağlarken, onaylanmış faturalar kapsamındaki alacakların erken ödenmesi de dahil olmak üzere çeşitli finansman seçenekleri sunacak. Bu sayede başta küçük ve orta ölçekli işletmeler olmak üzere şirketlerin faaliyetlerini genişletmeleri, nakit akışlarını ve işletme sermayelerini daha etkin yönetmeleri mümkün olacak. Platform ayrıca Suudi Arabistan’da faaliyet gösteren yerel bankaların tedarikçilere doğrudan erişmesine olanak tanıyarak ticaretin dijitalleşmesine ve piyasanın dayanıklılığının artırılmasına katkı sağlayacak.

Bu kapsamda, PIF’ın Ortadoğu ve Kuzey Afrika Yatırımları bünyesindeki Finansal Kuruluşlar Sektörü Direktörü Sultan Al eş-Şeyh, Tawrid’in finansmana erişim imkanlarını ve nakit yönetimini iyileştirerek yerel tedarik zincirlerinin dayanıklılığını artıracağını belirtti. Eş-Şeyh, bunun yerel özel sektörün büyüme ve verimli çalışma kapasitesini güçlendireceğini ifade etti.

Faaliyetlerine başlamasıyla birlikte Tawrid, Suudi Arabistan’ın önde gelen banka ve şirketlerinden bazılarıyla bağlayıcı anlaşmalar imzaladı. Bu kapsamda Suudi Ulusal Bankası (SNB), Banque Saudi Fransi (BSF), Gulf International Bank-Suudi Arabistan’ın yanı sıra ROSHN Grubu ve Nesma & Partners yer aldı.

Şirketin kuruluşu, PIF’ın Suudi özel sektörünü güçlendirme ve özel sektörün fonun projeleri ile portföy şirketlerindeki katkısını artırma yönündeki çalışmalarının devam ettiğini gösteriyor. Bu adım, PIF’ın küresel ölçekte önde gelen yatırım aktörlerinden biri ve Suudi Arabistan’ın ekonomik dönüşümünün temel itici güçlerinden biri olma rolünü pekiştiriyor.


IFAD Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yaptırımlar, para transferi kanalları için en büyük zorluk

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
TT

IFAD Başkanı Şarku’l Avsat’a konuştu: Yaptırımlar, para transferi kanalları için en büyük zorluk

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)
Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu (IFAD) Başkanı Alvaro Lario (Şarku’l Avsat)

Göçmenlerin ailelerine gönderdiği paralar artık yalnızca geçim masraflarını karşılamaya yönelik havaleler olmaktan çıktı. Düşük ve orta gelirli birçok ülkede bu para akışları, krizler karşısında haneler için bir finansal güvenlik ağına, tasarruf ve yatırım kaynağına ve etkileri kırsal ekonomilere ve yerel piyasalara kadar uzanan bir kanala dönüştü.

Uluslararası Tarımsal Kalkınma Fonu’nun (IFAD) yayımladığı son rapora göre, düşük ve orta gelirli ülkelere gönderilen işçi dövizleri 2025 yılında 728,6 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2016 yılına göre yüzde 94’lük artışa işaret ederken, söz konusu ülkelerdeki doğrudan yabancı yatırımları geride bıraktı ve aynı yıl küresel ölçekte sağlanan resmi kalkınma yardımlarının dört katından fazlasına ulaştı.

Ancak bu para akışlarının büyüklüğü, ailelerin söz konusu kaynaklara erişiminin zorunlu olarak kolaylaştığı anlamına gelmiyor. Bazı piyasalarda yaptırımların ve finansal uyum gerekliliklerinin sıkılaştırılması, para transferi kanallarını çifte bir sınamayla karşı karşıya bırakıyor: Bir yandan finansal sistemin güvenliğini korumak, diğer yandan meşru para akışlarının ailelere mümkün olan en düşük maliyetle ulaşmasını sağlamak.

IFAD Başkanı Alvaro Lario, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, ABD’nin ekonomik yaptırımlarının para transferleri ve finansal kapsayıcılık açısından yarattığı en önemli zorluğun, yaptırımlara ve kara para aklama ile terörizmin finansmanıyla mücadeleye ilişkin gerekliliklere uyarken, ‘yasal aile havaleleri için güvenli, düşük maliyetli ve şeffaf kanalları korumak’ olduğunu söyledi.

Lario, özellikle kırılgan ve çatışmalardan etkilenen ülkelerde denetlenen finansal kanallara erişimin öneminin arttığını belirterek, çok sayıda ailenin yurt dışında yaşayan yakınlarının gönderdiği paralara bağlı olduğunu ifade etti.

Yaptırımlar ve ‘risk azaltma’

Lario, yaptırımların para transferleri üzerindeki etkisinin ülkeye, yaptırımların niteliğine ve kullanılan finansal kanallara göre değiştiğini belirtti. Lario, endişenin yalnızca yaptırımlarla sınırlı olmadığını, finans kuruluşlarının düzenleyici, uyum ve itibar risklerine karşı verdikleri tepkilerin de etkili olduğunu ifade etti.

Kişisel para transferlerine izin verilen durumlarda dahi finans kuruluşlarının belirli ülkelerle bağlantılı işlemlerin gerçekleştirilmesi konusunda daha sıkı tutum sergileyebildiğini söyleyen Lario, muhabir bankacılık ilişkilerine yönelik kısıtlamaların ise para transferi şirketlerinin bankacılık hizmetlerini sürdürmesini zorlaştırabileceğine dikkat çekti.

fhyjukı
Çatışmalardan ve ekonomik krizlerden etkilenen birçok ülkede, yurtdışından gelen para transferleri ailelerin ayakta kalabilmesi için hayati bir kaynak haline geldi. (IFAD)

Daha geniş kapsamlı bu olgu ‘riskten arındırma’ (de-risking) olarak adlandırılıyor. Bu durum, mevcut resmi para transferi kanallarının sayısının azalmasına, transfer maliyetlerinin ve bekleme sürelerinin artmasına ve dolayısıyla ailelerin paraya erişiminin zorlaşmasına yol açabiliyor.

Lario, bir başka olası sonuca da dikkat çekerek resmi kanalların aşırı derecede zor, pahalı veya erişilemez hale getirilmesinin bazı işlemleri gayriresmi kanallara yöneltebileceğini ve bunun da şeffaflık ile tüketicinin korunması düzeyini artırmak yerine azaltabileceğini belirtti.

Çatışma dönemlerinde bir güvenlik ağı

Bu kanalların önemi, bazı ülkelerin uzun süreli çatışmalar ve ekonomik krizlerle karşı karşıya olduğu Ortadoğu’da daha da öne çıkıyor.

Lario, çatışmalardan ve ekonomik krizlerden etkilenen birçok ülkede para transferlerinin ‘hanelerin dayanıklılığı açısından temel bir kaynak’ haline geldiğini belirtti. İş olanaklarının, kamu hizmetlerinin, sosyal koruma ağlarının ve yerel ekonomilerin sekteye uğradığı dönemlerde, yurt dışında yaşayan aile üyeleri genellikle ilk destek sağlayanlar arasında yer alıyor.

Para transferlerinin önemi yalnızca düzenli şekilde gerçekleşmelerinden kaynaklanmıyor. Bu kaynakların koşullara hızla uyum sağlayabilmesi de önem taşıyor. Göçmenler, ailelerinin ihtiyaçlarına göre para gönderme sıklığını veya miktarını artırabiliyor ya da değiştirebiliyor. Lario’ya göre bu durum, söz konusu paraları krizlere karşı ilk savunma hatlarından biri haline getiriyor.

Gönderilen paralar öncelikle gıda, barınma, sağlık hizmetleri ve eğitim gibi temel ihtiyaçların karşılanmasında kullanılıyor. Bununla birlikte ailelere tasarruf oluşturma, sigorta ve kredi hizmetlerine erişme ve yatırım yapma imkânı da sağlayabiliyor.

xs

Lario’nun aktardığına göre, Dünya Bankası’nın Suriye’ye ilişkin bir analizinde uluslararası para transferlerinin alınmasının aşırı yoksulluk oranında 12 puanlık, genel yoksulluk oranında ise 8 puanlık düşüşle bağlantılı olduğu ortaya konuldu. Lübnan’da ise devam eden kriz nedeniyle para transferleri aileler açısından giderek daha önemli bir ekonomik güvenlik mekanizmasına dönüştü.

Ancak para gönderme imkânının bulunması tek başına yeterli değil. Ailelerin bu paraları alıp kullanabilmesini sağlayacak bir finansal altyapıya da ihtiyacı var. Bu durum, finansal altyapının zarar gördüğü, likidite ve nakit kaynaklarının azaldığı, yerinden edilmenin arttığı, insanların hareket kabiliyetinin gerilediği veya ödeme sistemlerinin aksadığı ve finansal hizmet sağlayıcılarının piyasadan çekildiği çatışma dönemlerinde daha da karmaşık hale geliyor.

1,1 milyar kişi para transferlerinden yararlanıyor

IFAD’ın verileri, bu para akışlarının arkasındaki sosyal ekonominin büyüklüğünü ortaya koyuyor. Rapora göre 220 milyon göçmen ve diaspora üyesi, yaklaşık 1,1 milyar yakınına maddi destek sağlıyor. Bu da dünyada yaklaşık her altı kişiden birinin para transferleriyle bağlantılı olduğu anlamına geliyor.

2016’dan bu yana para transferleri yüzde 94 artarken, düşük ve orta gelirli ülkelerdeki nüfus ve göç artışını geride bıraktı.

Bu kaynaklar yalnızca kentlere ulaşmıyor. Göçmenlerin ülkelerine gönderdiği her üç dolardan yaklaşık biri, yani yaklaşık 233 milyar dolar, resmi istihdam olanaklarının, finansal hizmetlerin ve altyapının çoğu zaman yetersiz olduğu kırsal bölgelere ulaşıyor.

IFAD, para transferlerinden yararlanan ailelerin her yıl yaklaşık 22 milyar doları kırsal tarım-gıda sistemlerine yatırdığını ve bunun tarımsal üretimi, kırsal işletmeleri ve istihdam olanaklarını desteklediğini tahmin ediyor.

Lario, bu kaynakların etkisinin ‘yararlanan ailelerin ötesine geçip’ yerel işletmelere, istihdama ve gıda sistemlerine uzandığını belirterek, para transferlerinin milyonlarca kırsal aile için tasarruf yapma, sigorta hizmetlerine erişme ve uygun koşullarda kredi kullanma yolunda başlangıç noktası oluşturabileceğini ifade etti.

Para transferleri dijitalleşiyor

Para transferlerinin hacmindeki artışla birlikte bu piyasanın yapısı da değişiyor. IFAD, günümüzde para transferlerinin yarısından fazlasının dijital bir kanal üzerinden başlatıldığını tahmin ediyor. Bu dönüşüm, gönderim maliyetlerinin düşürülmesine ve işlemlerin daha hızlı ve kolay hale gelmesine katkı sağladı.

Ancak dijital dönüşüm henüz tamamlanmış değil. 2025 yılında ölçüme dahil edilen hizmetlerin yalnızca yüzde 35’i hem gönderim hem de alım tarafında tamamen dijitaldi. Nakit ise birçok para transferi güzergâhında hâlâ yaygın bir yöntem olarak kullanılıyor.

sxdcfvghy
Suriye ile Lübnan arasındaki Cdeydet Yabus Sınır Kapısı’nda Göçmenlik ve Pasaport Dairesi’nde bekleyen insanlar (Reuters)

Rapora göre bir sonraki aşama yalnızca dijitalleşmeyle sınırlı değil; ailelerin finansal sistemi daha geniş kapsamda kullanabilme kapasitesinin artırılması da önem taşıyor. Bu nedenle hükümetlere, düzenleyici kurumlara, finans kuruluşlarına ve kalkınma ortaklarına; para transferi maliyetlerini düşürme, şeffaflığı artırma, kırsal bölgelerdeki hizmetleri geliştirme, finansal ve dijital kapasiteyi güçlendirme ve tasarruf, sigorta, kredi ile yatırım olanaklarına erişimi genişletme çağrısı yapılıyor.

Asya başı çekiyor, Afrika ise hızla ilerliyor

Asya-Pasifik bölgesi, küresel para transferleri ekonomisinin merkezi olmayı sürdürüyor. Bölge, 384,9 milyar dolar para transferi alırken, bu rakam raporun son 10 yıllık dönemde ele aldığı toplam akışların yüzde 53’üne karşılık geliyor.

Latin Amerika ve Karayipler, son 10 yılda en hızlı büyümeyi kaydeden bölge oldu. Bölgeye gönderilen para transferleri yüzde 132 artarak 168,6 milyar dolara ulaşırken, Afrika’ya yönelik akışlar yüzde 86 artışla 124,2 milyar dolara yükseldi.

Bu rakamlar, ekonomilerin yurt dışında yaşayan vatandaşlarından gelen paralara bağımlılık düzeylerindeki büyük farklılıkları da ortaya koyuyor. 23 ülkede para transferleri gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 10’undan fazlasını oluştururken, 9 ülkede bu transferlerin toplam değeri mal ve hizmet ihracatını aşıyor.

IFAD’a göre bu para akışlarının etkisini en üst düzeye çıkarmak, onları kamu yatırımlarının, sosyal korumanın veya iklim finansmanının alternatifi haline getirmek anlamına gelmiyor. Bunun yerine amaç, ailelerin kendilerine ulaşan paraları daha güvenli ve verimli şekilde kullanabilmelerini sağlayacak bir finansal ortam oluşturmak ve bu kaynakların bir bölümünü acil ihtiyaçları karşılamaya yönelik bir araç olmaktan çıkararak tasarruf, yatırım ve dayanıklılık oluşturma aracı haline getirmek.