Erdoğan ve Muhammed bin Selman’dan yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
TT

Erdoğan ve Muhammed bin Selman’dan yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman, Mısır, Ürdün ve Türkiye’yi içeren yurtdışı gezisini tamamladı.
Veliaht Prens, bu ülkelerin liderleriyle ilişkileri güçlendirme ve geliştirmenin yanı sıra bölgede güvenlik ve istikrarı artırmanın yolları hakkında görüşmelerde bulundu.
Görüşmeler ayrıca Suudi Arabistan ve bu ülkeler arasındaki bir dizi stratejik, ekonomik ve kalkınma konularını da içerdi.
Ankara, Çarşamba günü geç saatlerde ülkeye gelen Veliaht Prens’in son durağı oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ana giriş kapısında Velaiht Prensi karşıladı.
Bunun ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Veliaht Prens baş başa görüştü. İkilinin görüşmesi yaklaşık 2 saat sürdü.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ana giriş kapısında Velaiht Prensi karşıladı (SPA)

Veliaht Prens, Kral Selman bin Abdulaziz’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a selam ve takdirlerini iletirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da Kral Selman’a selam ve takdirlerinin iletilmesini rica etti.
Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler ve işbirliğini çeşitli alanlarda geliştirme yollarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası son gelişmeler, bunlara yönelik çabalar ve bir dizi ortak ilgi alanı gözden geçirildi.
Muhammed bin Selman, bunun ardından üç ülkeye yönelik gezisini tamamlayarak ülkesine döndü.

İlişkilerin gelişmesini vurgulayan ortak açıklama
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın görüşmesine ilişkin yayımlanan ortak bildiri, G20 üyesi olarak iki ülkenin büyük ekonomik potansiyelini vurguladı.
Ortak bildiride, iki ülke arasındaki ilişkilerin muhtelif yönleriyle ele alındığı, siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik ve kültürel ilişkiler dahil olmak üzere iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılığın en güçlü şekilde vurgulandığı ifade edildi.
Bölgesel ve uluslararası alanda öne çıkan ve her iki tarafın da önem atfettiği gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu aktarıldı.
Görüşme sonrası yayımlanan Türkiye- Suudi Arabistan ortak bildirisinde şu ifadelere yer verildi;
Taraflar, karşılıklı ticaretin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi imkanlarını, iki ülke arasındaki karşılıklı ticaretin kolaylaştırılmasını ve önündeki zorlukların üstesinden gelinmesini, yatırım fırsatlarının araştırılması ve çeşitli alanlarda somut ortaklıklara dönüştürülmesi için iki ülkenin kamu ve özel sektöründeki iletişimin artırılmasını ele almışlardır.
Taraflar G-20 üyeleri olarak, iki ülkenin büyük ekonomik potansiyelini ve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nun yatırım, ticaret, turizm, kalkınma, sanayi, madencilik, inşaat projeleri, ulaşım-altyapı (müteahhitlik dahil), tarım, gıda güvenliği, sağlık, iletişim-bilgi teknolojisi alanları, medya ve spor alanlarında sunduğu fırsatları vurgulamışlardır.
Suudi Arabistan-Türk Koordinasyon Konseyi’nin çalışmalarını etkinleştirme, ortak ilgi alanlarında iş birliği ve koordinasyon seviyesini yükseltme ve iki ülke uzmanları arasında tecrübe paylaşımı konuları üzerinde çalışma hususunda mutabakata varmışlardır.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ziyaretinin sonunda konuğu Veliaht Prens’e veda etti (SPA)

Taraflar, enerji alanında özellikle petrol ve rafinesi, petrokimya, enerji verimliliği, elektrik, yenilenebilir enerji, inovasyon, hidrokarbon kaynakları için temiz teknolojiler, hidrojen de dahil düşük karbonlu yakıtlar alanlarında iş birliği beklentilerini, enerji sektörü ve ilgili tedarik zincirlerinin yerelleştirilmesi, bu alanlarda ilgili projeler geliştirilmesi için çalışılması arzusunu ifade etmişlerdir.

Türkiye Yeşil Ortadoğu’yu memnuniyetle karşıladı
Ortak bildiride, Türkiye’nin çevre ve iklim değişikliği alanında Suudi Arabistan’ın, Yeşil Suudi Arabistan ve Yeşil Ortadoğu girişimlerini başlatmasını memnuniyetle karşıladığı, Suudi Arabistan tarafından başlatılan ve G-20 ülkelerinin liderleri tarafından onaylanan Döngüsel Karbon Ekonomisi Platformu’nun hayata geçirilmesine dair Suudi Arabistan’ın iklim değişikliği alanındaki çabalarına desteği vurgulandı.
Tarafların yapay zeka, dijital teknolojiler ve akıllı şehirler alanlarında üretim ve yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve bu alanlarda faaliyet gösteren özel sektör aktörlerinin iş birliğine teşvik edilmeleri konularında görüş birliğine vardığı da belirtildi.
Türk Standartları Enstitüsü ile Suudi Arabistan Standartlar, Metroloji ve Kalite Teşkilatı arasındaki ilişkilerin, ilgili iki kurum arasında imzalanan iş birliği anlaşmaları çerçevesinde güçlendirilmesi ve sürdürülmesi konusunda mutabık kalındığı da bildirildi.
Ortak bildiride, tarafların, savunma konusunda iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek, bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde savunma iş birliği alanlarında, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların etkin hale getirilmesi konusunda mutabık kaldıkları ifade edildi.

Turizm alanında işbirliği
Turizm alanındaki iş birliğinin ve iki ülke arasındaki turizm hareketinin, ülkeler arasında imzalanan anlaşmalar uyarınca geliştirilmesinin, her ülkenin sahip olduğu turizm potansiyelinin araştırılmasının, turizm sektörünün gelişimine fayda sağlayan ortak çalışmaların güçlendirilmesinin öneminin vurgulandığı kaydedildi.
Tarafların, ulusal sivil havacılık otoriteleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesinin, havayollarının operasyonları için idari prosedürlerin kolaylaştırılmasının öneminin altını çizdikleri belirtilen bildiride, sağlık alanında iki ülke arasındaki mevcut iş birliğini geliştirme kararlılığı vurgulanarak, sağlık yatırımları alanında iş birliği fırsatlarının araştırılması konusunda mutabık kalındığı aktarıldı.
İki taraf, bölgedeki güvenlik ve istikrarın desteklenmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde, bölgesel ve uluslararası arenadaki önemli meselelere ilişkin iş birliğini, koordinasyonu ve görüş alışverişini yoğunlaştırma çabalarını teyit etti.
Taraflar, bölge ülkelerinin egemenliğinin ihlal edilmemesini vurguladı ve bölge ülkelerindeki tüm krizlere siyasi çözüm bulunmasına, bölgeyi gerilimden uzak tutacak ve bölgede güvenliği ve istikrarı sağlayacak çalışmalara desteklerini ifade etti.
Taraflar, başta İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlar çerçevesinde aralarındaki iş birliğini ve etkin koordinasyonu artırma, bölgede barış, istikrar ve güvenliğin sağlanması için yakın iş birliği sürdürme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının neden olduğu zorluklara rağmen 2021’de hac düzenleme ve ziyaretçilere hizmet etme çabalarından ötürü takdirlerini iletti, bu yıl hac ve umrenin yeniden başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens’e bu konudaki çabalarından dolayı teşekkür etti.
Veliaht Prens de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nazik ev sahipliğinden, ziyaretleri sırasında kendisine ve heyetine gösterilen yakınlık ve muhabbetten ötürü şükranlarını dile getirdi.

Veliaht Prens’ten mesaj
Suudi Veliaht Prens, ülkesine dönmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mesajda sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ve takdirlerini ifade etti.
Söz konusu mesajda, “Bu ziyaret, Kral Selman bin Abdulaziz’in önderliğinde, iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlamlaştırılması ve çeşitli alanlarda geliştirilmesi yönündeki istekliliğini teyit edecek şekilde ortak çıkar konularının tartışılmasını mümkün kılmıştır” denildi.

Türk basını tarihi ziyareti övdü
Türk basını ziyareti tarihi olarak nitelendirdi ve ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirdiğini vurguladı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, “Suudi Arabistan ile 7,3 milyar dolar ihracatımız vardı. Dolayısıyla 7 milyar dolarlık bir kaybımız oldu diyebiliriz. İlişkilerin yeniden normalleşmesiyle birlikte Suudi Arabistan'a 10 milyar dolarlık bir ihracat potansiyelinden söz edebiliriz” dedi.
Suudi Arabistan’ın Türk iş dünyası için büyük önem taşıyan ülkelerden biri olduğunu dile getiren Olpak, Suudi Arabistan’ın geçtiğimiz günlerde koronavirüs salgını nedeniyle uyguladığı seyahat kısıtlamalarını kaldırma kararını da Türk işadamları için çok önemli bir gelişme olarak nitelendirdi.



Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
TT

Ankara'nın bölgedeki nüfuzundan duyulan endişeler ve Şam ile Tel Aviv arasındaki gizli iletişim kanalları

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara (AFP)

Emel Şehade

İsrail, Suriye'deki askeri üstünlüğünü korumaya çabalıyor. İsrailli yetkililerden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a yönelik artan açıklamalara ve tehditlere, ayrıca Tel Aviv'in Türkiye'nin Suriye'de konuşlandığı yönündeki iddialarına rağmen güvenlik kurumundan bir kaynak, İsrail'in Suriye'deki saldırılarının ardından tansiyonun yükseldiği bir ortamda bu ilişkilerin dondurulduğundan bahseden raporlara karşın, iki taraf arasında mesajlaşmak ve sürtüşmeden kaçınmak için gizli iletişim kanallarının bulunduğunu ortaya çıkardı.

İsrail, Şam hükümetine Suriye ordusunun kapasitesinin güçlendirilmesine karşı olmadığını, ancak sınırlarının yakınlarında yeni bir tehdidin ortaya çıkmasına izin vermeyeceğini vurgulayan bir mesaj iletti. Suriye dosyasının ele alındığı güvenlik kurumu toplantılarından sızan bilgilere göre İsrail, Türkiye'yi bir hasma dönüştürme arayışında değil ve mevcut durumu korumaya çalışıyor.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Sa'ar, İsrail'in Türkiye ile gerilimi tırmandırmakta hiçbir çıkarı olmadığını belirterek, Tel Aviv'in mevcut her türlü görüş ayrılığı veya gerilimle başa çıkmak için Ankara ile diplomatik çözümleri tercih ettiğini ifade etti.

Ancak güvenlik kaynağından aktarıldığına göre İsrail, mesajların amacına ulaşamadığı durumlarda harekete geçmek zorunda kalıyor ve Türkiye’nin Suriye'deki askeri varlığına karşı özellikle de İsrail Hava Kuvvetleri'nin hareket serbestisini tehdit edebilecek hava savunma sistemleri, insansız hava araçları (İHA) ve füzelerin getirilmesi gibi konularda kırmızı çizgiler belirliyor. İsrail, Ankara'nın Suriye’deki havaalanına bir radar konuşlandırmaya ve daha sonra buna Türk askerleri tarafından işletilecek hava savunma sistemleri bağlamaya hazırlandığını ABD'ye bildirdi. İsrail'e göre bu adım bölgesel güç dengesinde bir kırılmaya/dönüşüme yol açabilir.

Tel Aviv, Türklerin Suriye'de ne radar sistemleri ne de önleme bataryaları olmak üzere hiçbir hava savunma sistemi kurmasına izin vermeyeceğini vurguladı. Ayrıca İHA pistleri ya da Golan Tepeleri'nde ve hatta Celile'de aynı anda binlerce hedefi vurabilecek binlerce mini İHA fırlatma sistemlerinin getirilmesi de dahil olmak üzere, stratejik dengeleri değiştirecek silahların Suriye'ye sokulmasına izin vermiyor.

İsrail ordusu, Suriye'nin topraklarının geniş bir bölümünde silahsızlandırılması gerektiği ve Suriye semalarında hava üstünlüğünü korumaya kararlı olduğu görüşünde. Bu durum orduya serbestçe hareket etme ve İran ile Irak gibi üçüncü çember ülkelerinde operasyon yapabilme imkânı tanıyor.

cvf
İsrail ordusuna göre Suriye'nin silahsızlandırılması gerekiyor (AFP)

İsrail, Türk sistemlerinin intikali için kesin bir tarih belirlememiş olsa da Türkiye sınırına yaklaşık 70 kilometre mesafede bulunan Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nü bu konuşlanmanın olası hedefi olarak değerlendiriyor.

Buna karşın İsrailli güvenlik yetkilileri, Türkiye'nin Suriye'de son derece müdahil olmasına rağmen ülkenin kuzeyindeki varlığını daralttığını ve oradaki pek çok askeri üssünün şu anda boş olduğunu ifade ediyor. Yetkililere göre dünyada pek çok aktörün Suriye'nin istikrarını önemsediği, her şeyden önce de İran'ın ve ortağı Rusya'nın Suriye topraklarına geri dönüşünü engellemeye odaklandığı bir dönemde İsrail, bu mantığın aleyhine hareket ediyor. Böylece yalnızca Suriyelileri değil, başta ABD olmak üzere bölgedeki tüm ilgili güçleri de kendisinden uzaklaştırıyor.

Bu tablo karşısında İsrail'in Suriye'ye yönelik bombardımanlarının Türkleri uzaklaştırmaya yetip yetmeyeceği, diplomatik yolların tükenip tükenmediği ve İsrail Dış İstihbarat Servisi Mossad Direktörü Roman Gofman’ın Suriye Dışişleri Bakanı Hasan Şeybani ile yaptığı tek bir görüşmenin kesintisiz bir diplomatik sürecin yerini alıp alamayacağı gibi pek çok soru gündeme taşındı.

Bu sorulara verilen yanıtlar kapsamında İsrail'in Ortadoğu'daki pek çok yeni teste cevap üretecek yeni bir politika geliştirmesi gerektiği belirtildi. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun Suriye'nin kuzeyinde tehlikeli ve amaçsız noktasal bir operasyonla övündüğü bir dönemde, burnunun dibinde İsrail'in parçası olmadığı yeni ittifaklar kuruluyor. Yalnızca bombardımanla güvenlik tesis edilemez ve tehditler önlenemez, çünkü bu durum, planlı bir politikanın ve Netanyahu döneminde içi boşaltılan diplomasinin yerini tutamaz. İsrail'in, Suriye ve Türkiye politikasına ilişkin olarak ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın uyarılarına kulak vermesi ve Türkiye ile bir gerilime girmekten sakınması gerekiyor.

Netanyahu, güvenlik kurumlarının üst düzey yetkililerinin katılımıyla Suriye ve Lübnan dosyalarını görüşmek üzere birden fazla toplantı gerçekleştirdi. Askeri yetkililer, İsrail'deki siyasi kademenin açıklamalarından ve artan tehditlerinden duydukları endişeyi dile getirerek, bu söylemlerin bölgeyi tehlikeli bir güvenlik tırmanışına sürükleme riski konusunda uyardılar.

Özellikle İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz'ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'yi Suriye'de tehlikeli bir maceraya sürüklediğini ve İsrail'in hiçbir tarafın güvenliğini tehdit etmesine izin vermeyeceğini iddia ettiği açıklamaları dikkati çekti. Katz bu açıklamaları ABD Temsilcisi Tom Barrack'ın, İsrail'in Ebu Zuhur Havalimanı'na hava saldırısı düzenleme kararında dayandığı bir istihbarat raporunun bulunmadığı yönündeki ifadelerine yanıt verdiği sırada dile getirdi.

İsrail gazetesi Haaretz yayımlanan bir haberde, Katz ile Barrack arasındaki aleni anlaşmazlıkların, ABD-İsrail görüş ayrılıklarının giderek gün yüzüne çıktığı son döneme kıyasla nadir bir durum olduğu değerlendirildi. Haberde ayrıca, ABD yönetiminin Netanyahu'nun iç siyasi arenada karşı karşıya kaldığı kısıtlamaları ve seçmenlerinin gözünde zayıf görünme korkusunu belirli bir ölçüde anlayışla karşılıyor olma ihtimaline dikkat çekildi.

Medya organları askeri bir yetkiliye dayandırdıkları haberlerde, İsrail'in asıl ikileminin, Türklerin Suriye topraklarına gelişmiş silahlar ve teknolojik araçlar yerleştirmeye kalkışması durumunda ne yapacağı noktasında yattığını aktardı. Bu kapsamda, düzenlenen saldırının amacının Ankara ve Şam'a İsrail'in hava üssüne gelişmiş insansız hava araçları, hava savunma sistemleri ve hassas füzelerin konuşlandırılmasını kabul etmeyeceği mesajını vermek olduğu öne sürüldü.

Öte yandan İsrail ordusu istihbarat birimlerinde eski bir albay olarak çeşitli görevlerde bulunmuş olan Dayan Merkezi araştırmacısı Michael Milstein, ‘Erdoğan rejimini İsrail'e düşman bir hasım’ olarak nitelendirerek, ordunun ve ilgili tüm birimlerin sınır hattına yerleşme çabaları karşısında teyakkuz halinde kalması çağrısında bulundu.

Fakat aynı zamanda Türkiye kaynaklı tehditlerin siyasi bir diyalog ve söylemle bertaraf edilmesinin mümkün ya da İsrail'in Suriye'deki saldırısının nihai ve zorunlu bir çıkış yolu olup olmadığının yanı sıra Ankara ile bir çatışmanın gelişmesi senaryosuna ve bunun uçuş hatları, ticaret ve enerji tedariki de dahil olmak üzere askeri, siyasi ve ekonomik tüm düzeylerdeki sonuçlarına ilişkin tüm analiz ve değerlendirmelerin İsrail'de yapılıp yapılmadığını sorguladı.

Milstein'a göre en kritik ve tehlikeli husus ise 7 Ekim 2023’ten bu yana süregelen diğer tüm cepheler -başta nükleer programının İsrail gündeminin merkezinde yer alması gereken İran olmak üzere- hâlâ aktifken yeni bir cephe daha açmanın ne anlama geleceğine ilişkin sorusuydu.

İsrail'deki birçok siyasi, güvenlik ve askeri merciyle örtüşen bir tutum sergileyen Milstein, “Bizden tamamen nesnel, yalnızca mesleki bir değerlendirmeye dayalı ve iç mutabakata tabi adımlar olarak görmemiz istenen girişimlerin arkasında siyasi saiklerin bulunduğuna dair ciddi şüpheler var. Son yıllarda tam aksini kanıtlayan ve bu tür soruların sorulmasını haklı çıkaran pek çok adım atıldı. Kamuoyu bu soruları sormakla ve aynı zamanda yöneltilen en ufak bir eleştirinin gevşeklik ya da vatanseverlikten yoksunluk olarak nitelendirilmesine karşı çıkmakla yükümlüdür” ifadelerini kullandı.


Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
TT

Reuters: Mossad başkanı ve Suriyeli bakan, Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı hakkında görüştü

İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters
İsrail tarafından dün gerçekleştirilen saldırıların ardından Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü / Fotoğraf: Reuters

İsrail istihbarat teşkilatı Mossad'ın başkanı ve Suriye dışişleri bakanı, İsrail'in Suriye'deki Ebu el-Zuhur hava üssünü bombalamasından birkaç gün önce telefon görüşmesi gerçekleştirerek Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığını görüştü.

Konuyla ilgili bilgi sahibi üç kaynağın Reuters’a verdiği bilgilere göre Mossad başkanı Roman Gofman, 14 Ağustos'ta Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani ile görüştü. Görüşme, İsrail ile Cumhurbaşkanı Ahmed Şara liderliğindeki Şam hükümeti arasında bugüne kadar yapılan en üst düzey temaslardan biri olarak değerlendiriliyor.

İsrail'in salı günü Ebu el-Zuhur hava üssüne saldırmasının ardından, İsrail Başbakanı Benjamin Netanyahu, Suriye'nin buraya Türk askerlerinin konuşlandırılmasına izin vermenin eşiğinde olduğunu ve bunun İsrail'in güvenliğine tehdit oluşturacağı yönünde defalarca yapılan uyarıları görmezden geldiğini ifade etmişti.

Kaynaklar, dört gün önce Gofman ile Şeybani arasında yapılan telefon görüşmesinde Türkiye'nin Suriye'ye askeri destek sağlama konusunun gündemin ana başlığı olduğunu belirtirken, kaynaklardan biri görüşmenin "İsrail'in, (Türkiye'nin) askeri varlığını artırma, silah satışı, insansız hava araçları temini ve diğer konulardaki soruları" üzerine odaklandığını söyledi.

Üst düzey bir yetkili olan ikinci kaynak ise Gofman'ın bu görüşmeyi, Türkiye'nin Suriye ordusuna silah temini konusunda bilgi almak için kullandığını ifade etti. Konuya yakın üçüncü kaynak, görüşmenin gerçekleştiğini doğruladı ve Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığının ele alındığını söyledi.

Ne olmuştu?

Türkiye, Suriye'de 2024'te Beşar Esad yönetiminin sona ermesinden bu yana Şara yönetimini destekleyen ülkeler arasında öne çıkarken, Ankara'nın Suriye'deki etkisi İsrail'de de güvenlik endişelerine neden oldu.

ABD ile yakın ilişkiler geliştiren Şara, temmuz ayında Suriye'nin İsrail'le bir güvenlik anlaşması yapmak istediğini ve İsrail'in Suriye'ye yönelik politikasının daha dengeli olması için farklı ülkelerin desteğini aradığını açıklamıştı.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda, İsrail'i tehdit edebilecek bir Türk askeri varlığının Suriye'de oluşmasına izin vermeyeceklerini söyledi.

Netanyahu, hava üssüne yönelik saldırıya ilişkin, Türkiye'yi daha önce bu konuda uyardıklarını ancak uyarıların dikkate alınmadığını savundu.

Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanlığı ise İsrail'in açıklamalarını "mesnetsiz iddialar" olarak nitelendirerek, saldırıların Suriye'nin egemenliği ve toprak bütünlüğünü ihlal ettiğini belirtti.

Türkiye ise belirli bir asker konuşlandırma planına ilişkin açıklama yapmadan, Suriye hükümetiyle iş birliğini sürdüreceğini ve ülkenin istikrarsızlaştırılmasına karşı olduğunu bildirdi.

ABD'nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye ile Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack da ABD'nin İsrail, Türkiye ve Suriye arasında olası çatışmaları önlemeye yönelik bir mekanizma oluşturmak için çalıştığını ve taraflar arasındaki bilgi paylaşımı ile diyaloğu kolaylaştırdığını açıkladı.

Independent Türkçe, Reuters


Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
TT

Türkiye: Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğiz

Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)
Suriye hava kuvvetlerine ait hizmet dışı bırakılmış uçaklar, Suriyeli muhalif savaşçıların 7 Aralık 2024 Cumartesi günü bölgeyi ele geçirmesinin ardından İdlib'in doğusundaki Ebu Zuhur Askeri Hava Üssü'nden çıkarıldı. (AP)

Türkiye Cumhurbaşkanlığı, dün (çarşamba) yaptığı açıklamada Ankara'nın “Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyeceğini” bildirdi. Açıklamada, İsrail'in Suriye'nin Türk güçlerinin Ebu Zuhur Havaalanı'na konuşlanmasına izin verdiği yönündeki iddialarının temelsiz olduğu belirtildi.

Açıklamada, Türkiye'nin uluslararası toplumun büyük çoğunluğu gibi Ortadoğu'da kalıcı barışın tesis edilmesini desteklediği vurgulanarak, bunun sağlanmasının tek yolunun İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun saldırgan politikalarından vazgeçmesinden geçtiği ifade edildi.

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Türkiye, Suriye'de güvenlik, istikrar ve refahın tesis edilmesi amacıyla meşru bir zeminde Suriye hükümetiyle iş birliğini kararlılıkla sürdürecek ve hiçbir şekilde Suriye'nin istikrarsızlaştırılmasına izin vermeyecektir.”

Öte yandan İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, dün Suriye'nin güneyindeki bölgede incelemelerde bulunarak burada konuşlanan askerlerle bir araya geldi.

Zamir'in açıklamaları, İsrail basını tarafından Suriye ve Türkiye hükümetlerine yönelik mesajlar olarak değerlendirildi. Zamir, “Ne olduğunu görüyor ve Suriye cephesindeki gelişmeleri takip ediyoruz. Düşman güçlerin sınırlarımızda konuşlanmasına izin vermeyeceğiz. Gücümüzü gereken yerde ve gereken zamanda, hassas bir şekilde nasıl kullanacağımızı biliyoruz” dedi.