Erdoğan ve Muhammed bin Selman’dan yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
TT

Erdoğan ve Muhammed bin Selman’dan yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılık

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Suudi Veliaht Prens, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde bir araya geldi (SPA)

Suudi Arabistan Veliaht Prensi Prens Muhammed bin Selman, Mısır, Ürdün ve Türkiye’yi içeren yurtdışı gezisini tamamladı.
Veliaht Prens, bu ülkelerin liderleriyle ilişkileri güçlendirme ve geliştirmenin yanı sıra bölgede güvenlik ve istikrarı artırmanın yolları hakkında görüşmelerde bulundu.
Görüşmeler ayrıca Suudi Arabistan ve bu ülkeler arasındaki bir dizi stratejik, ekonomik ve kalkınma konularını da içerdi.
Ankara, Çarşamba günü geç saatlerde ülkeye gelen Veliaht Prens’in son durağı oldu.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ana giriş kapısında Velaiht Prensi karşıladı.
Bunun ardından, Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Veliaht Prens baş başa görüştü. İkilinin görüşmesi yaklaşık 2 saat sürdü.


Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin ana giriş kapısında Velaiht Prensi karşıladı (SPA)

Veliaht Prens, Kral Selman bin Abdulaziz’in Cumhurbaşkanı Erdoğan’a selam ve takdirlerini iletirken, Cumhurbaşkanı Erdoğan’da Kral Selman’a selam ve takdirlerinin iletilmesini rica etti.
Görüşmede iki ülke arasındaki ilişkiler ve işbirliğini çeşitli alanlarda geliştirme yollarının yanı sıra bölgesel ve uluslararası son gelişmeler, bunlara yönelik çabalar ve bir dizi ortak ilgi alanı gözden geçirildi.
Muhammed bin Selman, bunun ardından üç ülkeye yönelik gezisini tamamlayarak ülkesine döndü.

İlişkilerin gelişmesini vurgulayan ortak açıklama
Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın görüşmesine ilişkin yayımlanan ortak bildiri, G20 üyesi olarak iki ülkenin büyük ekonomik potansiyelini vurguladı.
Ortak bildiride, iki ülke arasındaki ilişkilerin muhtelif yönleriyle ele alındığı, siyasi, ekonomik, askeri, güvenlik ve kültürel ilişkiler dahil olmak üzere iki ülke arasındaki ikili ilişkilerde yeni bir iş birliği döneminin başlamasına yönelik ortak kararlılığın en güçlü şekilde vurgulandığı ifade edildi.
Bölgesel ve uluslararası alanda öne çıkan ve her iki tarafın da önem atfettiği gelişmeler hakkında görüş alışverişinde bulunulduğu aktarıldı.
Görüşme sonrası yayımlanan Türkiye- Suudi Arabistan ortak bildirisinde şu ifadelere yer verildi;
Taraflar, karşılıklı ticaretin geliştirilmesi ve çeşitlendirilmesi imkanlarını, iki ülke arasındaki karşılıklı ticaretin kolaylaştırılmasını ve önündeki zorlukların üstesinden gelinmesini, yatırım fırsatlarının araştırılması ve çeşitli alanlarda somut ortaklıklara dönüştürülmesi için iki ülkenin kamu ve özel sektöründeki iletişimin artırılmasını ele almışlardır.
Taraflar G-20 üyeleri olarak, iki ülkenin büyük ekonomik potansiyelini ve Suudi Arabistan’ın 2030 Vizyonu’nun yatırım, ticaret, turizm, kalkınma, sanayi, madencilik, inşaat projeleri, ulaşım-altyapı (müteahhitlik dahil), tarım, gıda güvenliği, sağlık, iletişim-bilgi teknolojisi alanları, medya ve spor alanlarında sunduğu fırsatları vurgulamışlardır.
Suudi Arabistan-Türk Koordinasyon Konseyi’nin çalışmalarını etkinleştirme, ortak ilgi alanlarında iş birliği ve koordinasyon seviyesini yükseltme ve iki ülke uzmanları arasında tecrübe paylaşımı konuları üzerinde çalışma hususunda mutabakata varmışlardır.


Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye ziyaretinin sonunda konuğu Veliaht Prens’e veda etti (SPA)

Taraflar, enerji alanında özellikle petrol ve rafinesi, petrokimya, enerji verimliliği, elektrik, yenilenebilir enerji, inovasyon, hidrokarbon kaynakları için temiz teknolojiler, hidrojen de dahil düşük karbonlu yakıtlar alanlarında iş birliği beklentilerini, enerji sektörü ve ilgili tedarik zincirlerinin yerelleştirilmesi, bu alanlarda ilgili projeler geliştirilmesi için çalışılması arzusunu ifade etmişlerdir.

Türkiye Yeşil Ortadoğu’yu memnuniyetle karşıladı
Ortak bildiride, Türkiye’nin çevre ve iklim değişikliği alanında Suudi Arabistan’ın, Yeşil Suudi Arabistan ve Yeşil Ortadoğu girişimlerini başlatmasını memnuniyetle karşıladığı, Suudi Arabistan tarafından başlatılan ve G-20 ülkelerinin liderleri tarafından onaylanan Döngüsel Karbon Ekonomisi Platformu’nun hayata geçirilmesine dair Suudi Arabistan’ın iklim değişikliği alanındaki çabalarına desteği vurgulandı.
Tarafların yapay zeka, dijital teknolojiler ve akıllı şehirler alanlarında üretim ve yatırım ortaklıklarının geliştirilmesi ve bu alanlarda faaliyet gösteren özel sektör aktörlerinin iş birliğine teşvik edilmeleri konularında görüş birliğine vardığı da belirtildi.
Türk Standartları Enstitüsü ile Suudi Arabistan Standartlar, Metroloji ve Kalite Teşkilatı arasındaki ilişkilerin, ilgili iki kurum arasında imzalanan iş birliği anlaşmaları çerçevesinde güçlendirilmesi ve sürdürülmesi konusunda mutabık kalındığı da bildirildi.
Ortak bildiride, tarafların, savunma konusunda iki ülkenin çıkarlarına hizmet edecek, bölgede güvenlik ve istikrarın sağlanmasına katkıda bulunacak şekilde savunma iş birliği alanlarında, iki ülke arasında imzalanan anlaşmaların etkin hale getirilmesi konusunda mutabık kaldıkları ifade edildi.

Turizm alanında işbirliği
Turizm alanındaki iş birliğinin ve iki ülke arasındaki turizm hareketinin, ülkeler arasında imzalanan anlaşmalar uyarınca geliştirilmesinin, her ülkenin sahip olduğu turizm potansiyelinin araştırılmasının, turizm sektörünün gelişimine fayda sağlayan ortak çalışmaların güçlendirilmesinin öneminin vurgulandığı kaydedildi.
Tarafların, ulusal sivil havacılık otoriteleri arasında iş birliğinin güçlendirilmesinin, havayollarının operasyonları için idari prosedürlerin kolaylaştırılmasının öneminin altını çizdikleri belirtilen bildiride, sağlık alanında iki ülke arasındaki mevcut iş birliğini geliştirme kararlılığı vurgulanarak, sağlık yatırımları alanında iş birliği fırsatlarının araştırılması konusunda mutabık kalındığı aktarıldı.
İki taraf, bölgedeki güvenlik ve istikrarın desteklenmesine ve güçlendirilmesine katkıda bulunacak şekilde, bölgesel ve uluslararası arenadaki önemli meselelere ilişkin iş birliğini, koordinasyonu ve görüş alışverişini yoğunlaştırma çabalarını teyit etti.
Taraflar, bölge ülkelerinin egemenliğinin ihlal edilmemesini vurguladı ve bölge ülkelerindeki tüm krizlere siyasi çözüm bulunmasına, bölgeyi gerilimden uzak tutacak ve bölgede güvenliği ve istikrarı sağlayacak çalışmalara desteklerini ifade etti.
Taraflar, başta İslam İşbirliği Teşkilatı (İİT) ve Birleşmiş Milletler (BM) olmak üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlar çerçevesinde aralarındaki iş birliğini ve etkin koordinasyonu artırma, bölgede barış, istikrar ve güvenliğin sağlanması için yakın iş birliği sürdürme konusundaki kararlılıklarını vurguladı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınının neden olduğu zorluklara rağmen 2021’de hac düzenleme ve ziyaretçilere hizmet etme çabalarından ötürü takdirlerini iletti, bu yıl hac ve umrenin yeniden başlamasından duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Kral Selman bin Abdulaziz ve Veliaht Prens’e bu konudaki çabalarından dolayı teşekkür etti.
Veliaht Prens de, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın nazik ev sahipliğinden, ziyaretleri sırasında kendisine ve heyetine gösterilen yakınlık ve muhabbetten ötürü şükranlarını dile getirdi.

Veliaht Prens’ten mesaj
Suudi Veliaht Prens, ülkesine dönmesinin ardından Cumhurbaşkanı Erdoğan’a gönderdiği mesajda sıcak karşılama ve misafirperverlik için teşekkür ve takdirlerini ifade etti.
Söz konusu mesajda, “Bu ziyaret, Kral Selman bin Abdulaziz’in önderliğinde, iki ülke arasındaki ilişkilerin sağlamlaştırılması ve çeşitli alanlarda geliştirilmesi yönündeki istekliliğini teyit edecek şekilde ortak çıkar konularının tartışılmasını mümkün kılmıştır” denildi.

Türk basını tarihi ziyareti övdü
Türk basını ziyareti tarihi olarak nitelendirdi ve ziyaretin iki ülke arasındaki ilişkileri güçlendirdiğini vurguladı.
Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Başkanı Nail Olpak, “Suudi Arabistan ile 7,3 milyar dolar ihracatımız vardı. Dolayısıyla 7 milyar dolarlık bir kaybımız oldu diyebiliriz. İlişkilerin yeniden normalleşmesiyle birlikte Suudi Arabistan'a 10 milyar dolarlık bir ihracat potansiyelinden söz edebiliriz” dedi.
Suudi Arabistan’ın Türk iş dünyası için büyük önem taşıyan ülkelerden biri olduğunu dile getiren Olpak, Suudi Arabistan’ın geçtiğimiz günlerde koronavirüs salgını nedeniyle uyguladığı seyahat kısıtlamalarını kaldırma kararını da Türk işadamları için çok önemli bir gelişme olarak nitelendirdi.



Terörsüz Türkiye yasası Meclis'te kabul edildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Terörsüz Türkiye yasası Meclis'te kabul edildi

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Kamuoyunda "çerçeve yasa" olarak bilinen ve PKK'lıların cezalarının ertelenmesini içeren yasa teklifi TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilerek yasalaştı. Yasanın oylamasına 592 milletvekilinden 562'si katıldı. Bu vekiller arasından 468'i kabul, 88 vekil de ret oyu verdi. Oylamada 6 vekil de çekimser oy kullandı. 

Çoğunluğu AKP, MHP ve DEM Parti'den olmak üzere 367 milletvekilinin imzasıyla 5 Ağustos'ta Meclis’e sunulan teklif, 8 Ağustos günü Adalet Komisyonu'nda 18 saat süren görüşmelerin ardından sabaha karşı kabul edilmişti.

"Milli Dayanışma ve Toplumsal Bütünleşmenin Güçlendirilmesine Dair Kanun Teklifi" adıyla sunulan 12 maddelik yasa, Ekim 2024’te başlatılan yeni çözüm sürecinin hukuki altyapısını oluşturuyor. 


Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?

Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
TT

Mekke Anlaşması, ABD'nin Ortadoğu'daki rolü açısından ne anlama geliyor?

Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)
Mekke Anlaşması, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendiriyor (Independent Arabia)

İsa Nehari

Mekke Ortak Savunma Anlaşmasının imzalanmasının ardından Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan, bunun çeşitli ilişkiler ve çıkarlar ağının yerini alan alternatif değil, tamamlayıcı bir çerçeve olduğunu vurgulamaya önem verdi. Nitekim Riyad bu adımın Körfez, Arap ve uluslararası ilişkilerinin pahasına olmadığını açıkladı. Ankara, bunun NATO taahhütleriyle çelişmediğini vurgularken, İslamabad yeni anlaşmanın Suudi Arabistan ile yapılan Ortak Stratejik Savunma Anlaşması'ndan ayrı olduğunu vurguladı.

Bununla birlikte anlaşma, büyük bölgesel güçler arasında ortaklıklarını derinleştirme konusunda artan bir ilgiyi gösterdi ve bunun ABD'nin Ortadoğu'daki rolü üzerindeki etkisi hakkındaki soruları gündeme getirdi. Son güvenlik düzenlemeleri, yıllarca süren Amerikan güvenilirliğinin gerilemesinin ardından yeni bir bölgesel düzenin oluşumu bağlamında yorumlanırken, birçok analist bunların mutlaka Amerika Birleşik Devletleri'nin yerini almak anlamına gelmediğini, aksine çok katmanlı güvenlik sistemleri kurmayı ve caydırıcılığı güçlendirmeyi amaçladığını düşünüyor.

 Amerikan rolünün yeniden tanımlanması

Carter Doktrini, 46 yıldır bölgedeki Amerikan politikasının temel taşlarından birini oluşturdu. Bu doktrin, bir dış gücün Arap Körfezi'ni kontrol etme girişiminin Amerikan çıkarlarına yönelik saldırı teşkil edeceğini ve askeri güç de dahil olmak üzere gerekli bütün araçlarla karşılık verileceğini öngörüyordu. Son İran savaşı, Washington'un askeri müdahaleye hazır olduğunu gösterirken, özellikle Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın gerilimi azaltma ve savaşın yayılmasını önleme yönünde baskı yapması göz önüne alındığında, kararlarının bölgesel ortaklarının çıkarlarıyla tutarlılığı konusunda soru işaretlerini de gündeme getirdi.

Şimdiye kadar ABD, anlaşma konusunda net bir pozisyon açıklamadı. Ancak, Pentagon'un Körfez Ofisi'nin eski başkanı David Des Roches verdiği demeçte, ABD'nin, etkisiz çerçeveler haline gelmedikleri veya amaçlarından sapmadıkları sürece, ortakları arasında bölgesel iş birliğine dayalı güvenlik düzenlemelerini genel olarak memnuniyetle karşıladığını söyledi. “Bu durumda, Washington'un anlaşmayı, açıkça İsrail karşıtı bir tavır almadığı sürece memnuniyetle karşılayacağına inanıyorum” ifadelerini kullandı.

Mekke Anlaşması, Ortadoğu'nun “tamamen Amerikan liderliğindeki bir güvenlik sisteminden” uzaklaştığının bir göstergesi olarak görülse de Londra’daki King's College’de savunma çalışmaları profesörü olan Andreas Krieg, anlaşmanın Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan'ın ABD'nin yerini almaya çalıştığı anlamına gelmediğini belirtti. Aksine, özellikle Washington'un bölgesel savaşları önleme, İsrail'i dizginleme veya İran saldırılarını caydırma konusunda yetersizliği göz önüne alındığında, kendi çıkarlarını korumak için güç ve kabiliyet geliştirmeye çalıştıklarını gösterdiğini belirtti.

Suudi Arabistanlı uluslararası ilişkiler araştırmacısı İyad el-Rifai, Mekke Anlaşması'nın, 2023'ten beri bölgeyi yeniden şekillendiren kümülatif yapısal dönüşümlere bir cevap olarak, ABD'nin bölgedeki rolünü sona erdirmek değil, yeniden tanımlamak sürecinin devamı olduğunu ifade etti. Bu durum, üç ülkenin İran ile savaş sonrası döneme hazırlanmasıyla birlikte ortaya çıktı; böylece savaş sonrası düzenlemelerde sadece pasif alıcılar değil, bölgenin geleceğini şekillendirmede aktif katılımcılar haline geliyorlar.

Caydırıcılığı güçlendirme ve yükü paylaşma

Mekke Anlaşması, mevcut bölgesel koşullardan ivme kazandı, ancak anlık bir karar değildi. Bu anlaşmadan önce, Riyad'ın Ağustos 2023'te ilk toplantısına ev sahipliği yaptığı Üçlü Savunma Komitesi kuruldu. Anlaşma, NATO'nun 5. Maddesine benzer şekilde, üç ülkeden herhangi birine yapılan saldırıyı tümüne yapılmış saldırı olarak değerlendirerek caydırıcılığı güçlendirirken, imzaya giden süreç, sürdürülebilir, kendi kendine yeten savunma yetenekleri oluşturmaya odaklandığını ortaya koyuyor. Suudi Arabistan Dışişleri Bakan Yardımcısı Raid Karmali de anlaşmanın askeri bir eksen veya mezhepsel bir blok oluşturmadığını, nükleer emellerle veya silahlanma yarışıyla bağlantılı olmadığını vurgulayarak, bu yönü açıklığa kavuşturdu.

xcdvfrgt
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ve Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile anlaşmayı imzaladıktan sonra (AFP)

Resmî açıklamalara göre savunma sanayilerinde iş birliği, bunların yerelleştirilmesi ve bilimsel araştırmalar, Mekke Anlaşması'nın temel taşını oluşturuyor. Örneğin, Türkiye Kaan hayalet savaş uçağı geliştirme projesinin başarısına, Amerikan F-35 programından dışlanmasının ardından daha çok önem vermeye başladı. Projenin kendisi, Pakistanlı personelin geliştirilmesinde yer alması ve Suudi Arabistan'ın yatırım fırsatlarını ve üretiminin bir kısmını yerelleştirme olasılığını araştırması nedeniyle entegrasyon fırsatlarını yansıtıyor.

Anlaşma, ABD'nin ortakların güvenlik yüklerini paylaşması eğilimini güçlendirirken, Rifai, yeni düzenlemenin son on yıllarda bölgeye yönelik Amerikan stratejisindeki dalgalanmalarla daha yakından bağlantılı olduğunu belirtti. Irak Savaşı'ndan bu yana, birbirini takip eden yönetimlerin bazıları katılımı genişletmeye çalışırken, bazıları geri çekilmeyi ve Asya'ya odaklanmayı savundu; bu durum, ABD'nin Avrupa'da Rusya'ya yönelik politikasındaki kararsızlığa benziyor. Rifai, “katılım ve geri çekilme arasındaki bu gidip gelme, bölgedeki ülkeleri ilave güvenlik şemsiyeleri ve daha kendi kendine yeten çözümler aramaya yöneltti; özellikle de bölgenin zorluklarını en iyi anlayan ve bunları ele almak için siyasi, sosyal, tarihi ve kültürel meşruiyete sahip olan ülkeler oldukları için” değerlendirmesinde bulundu.

Birmingham Üniversitesi'nde araştırmacı olan Ömer Kerim yaptığı açıklamada, anlaşmanın bölgesel düzeyde güvenlik yüklerini paylaşmanın, ABD’nin müttefiklerinin ve ortaklarının bölgenin güvenliğine katkıda bulunmasını sağlamanın bir yolu olduğunu söyledi. Zira üç ülkeyi Washington'a bağlayan yakın bağlar, yeni anlaşmanın mevcut ABD merkezli güvenlik çerçevelerini tamamlayacağını gösteriyor. Ayrıca, üç ülke de savunma alanında Washington'a farklı derecelerde bağımlı olduğundan, bölgedeki ABD çıkarlarıyla doğrudan çelişen bir eylemde bulunmaları zor.

Statükonun korunması

Yeni güvenlik düzenlemeleri, İran savaşının sonuçlarından ayrılamaz. Kerim, üç ülkenin de statükoyu değiştirmeye çalışan güçleri caydırmada ve İran'ın hegemonik emellerini dizginlemede ortak bir çıkarı olduğunu düşünüyor. Bu emeller savaşın bir ürünü değil, ancak Kerim, İran'ın Hürmüz ve Bab’ul Mendeb Boğazlarındaki deniz trafiğini kontrol etmeye odaklanan yeni bir stratejik yaklaşımına işaret ediyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre üç ülkenin statükoyu koruma çıkarı, özellikle Amerikan rolünden etkilendi. Zira yaklaşık iki ay önce Tahran ile imzalanan mutabakat zaptı, Washington'un uzun süreli bir savaştan kaçınma ve seyrüseferi yeniden başlatma arzusunun, Hürmüz Boğazı'nda İran'a tavizler vermesine neden olabileceği endişelerini artırdı. Trump'ın hızlı bir anlaşma çağrısında bulunmasının ardından müzakerelerin yeniden başlamasıyla bu endişeler daha da arttı; Tahran ise zaman kazanmak için görüşmeleri uzatmayı sürdürdü.

Birmingham Üniversitesi'nden araştırmacı, anlaşmanın Tahran'a bölgeyi istikrarsızlaştırmak ve bölgesel hedeflerine ulaşmak için devlet dışı aktörleri kullanma modelinin hoş görülmeyeceği mesajını verdiğini belirtti. Yeni düzenlemenin, İran'ın bölge dışından gelen güçlerin müdahalesine itiraz etme gerekçesini zayıflattığını, çünkü Tahran'ın bölgesel güçler tarafından yönetilen bir güvenlik düzenlemesine meydan okumasının zor olduğunu belirtti.

İsrail de giderek daha iddialı ve genişleyen askeri davranışları nedeniyle üç ülke için ortak bir tehdit oluşturuyor. Kerim bu nedenle anlaşmanın, İsrail'in Afrika Boynuzu veya Maşrık’taki (Levant) eylemlerini tek taraflı olarak değil, önemli yeteneklere sahip devletleri zayıflatma veya egemenliklerini devlet dışı aktörler aracılığıyla çökertme girişimlerine karşı harekete geçmeye hazır olan üç yerleşik orta gücün kolektif olarak caydırabileceğini düşünüyor.

Karşılaştırmalı avantajlar ve özel motivasyonlar

Ortak bölgesel değerlendirmelerin ötesinde, anlaşmanın her taraf için özel motivasyonları bulunuyor. Des Roches bu motivasyonları şöyle açıklıyor; Suudi Arabistan İran ve vekillerinden gelen tehditlere karşı savunma yeteneklerini çeşitlendirmek ve geliştirmek için endüstriyel tabanlara sahip ortaklar istiyor. Türkiye, Avrupa'nın kendisini reddettiğini ve NATO ile ilişkilerinin gergin olduğunu hissettiği bir ortamda ittifak ağını genişletmeyi amaçlıyor. Nitekim Erdoğan hükümeti NATO’ya şüpheyle bakıyor ve darbe girişiminin bazı üyelerinin özellikle de Amerika Birleşik Devletleri tarafından desteklendiğine veya teşvik edildiğine inanıyor. Pakistan'a gelince, güvenlik doktrininde derine kök salmış olan “stratejik derinlik” kavramı, Hindistan'ın demografik ve coğrafi üstünlüğünü dengelemek için onu Riyad ve Ankara ile ortaklığını genişletmeye itiyor.

gbhyju
Araştırmacılar, üç ülkenin İran'ın hegemonik emellerini dizginleme konusunda ortak bir çıkarı olduğuna inanıyor (AFP)

ABD’li eski yetkili, Türk sanayisinin mühimmattan insansız hava araçlarına kadar uzandığını, Pakistan'ın ise 155 mm top mermisi gibi konvansiyonel askeri sanayide önemli yeteneklere sahip olduğunu belirtti. ABD ve diğer Batı ülkeleri arasında görülen önümüzdeki yıllarda silah ihracatına ilişkin daha fazla genel temkinlilik eğilimi göz önüne alındığında, Suudi Arabistan bu yeteneklerden faydalanabilir. Zira Batılı ülkelerin bu eğilimi, Riyad'ı kaynaklarını çeşitlendirmeye ve ihtiyaç duyulduğunda büyük miktarlarda mühimmata hızlı erişim sağlamaya itiyor. Öte yandan, Suudi Arabistan pazarı Türk ve Pakistan sanayileri için önemli fırsatlar sunuyor.

Üç ülke de anlaşmanın belirli ülkeleri hedef almadığını açıklarken, Türkiye Cumhurbaşkanlığı anlaşmanın “kardeş ülkelerin katılımına açık” olduğunu teyit etti ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Mısır'ın da katılacağını öngördü. Des Roches bunun muhtemel olduğuna inanıyor, ancak Kahire'nin özellikle ABD yardımını, özellikle de askeri yardımı, Kongre içinde olası herhangi bir adımdan koruma arzusunu göz önünde bulundurarak, İsrail'in endişeleri yatışana kadar katılmayı erteleyebileceğini düşünüyor.

Anlaşmanın genişleme potansiyeli, Rifai'nin bunu “zorunluluk ittifakı” olarak tanımlamasıyla örtüşüyor. İttifaklar ortak kimliğe dayanabilir veya stratejik ortamın gereklilikleri tarafından dayatılabilirken, bu yeni ittifak her iki unsuru da birleştiriyor. Üç İslam ülkesini içeriyor, ancak öncelikle 2023'ten bu yana Ortadoğu'nun sahne olduğu yapısal dönüşümlere yanıt veriyor; bu dönüşümler geçici askeri çatışmaların ötesine geçerek güç dengesindeki değişimleri, devletlerin saldırı ve savunma yeteneklerini, nüfuz ve kontrol sınırlarını ve hatta siyasi ve coğrafi haritaları kapsamaya başladı. Bu nedenle, Rifai’ye göre anlaşma bir güç gösterisi değil, bu dönüşümlere bir yanıt niteliğinde.

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."


PKK'dan çerçeve yasaya tepki

PKK liderleri ve üyeleri, Kuzey Irak'ın Süleymaniye iline bağlı Kandil Dağı'nda düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, 11 Temmuz 2025 (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, Kuzey Irak'ın Süleymaniye iline bağlı Kandil Dağı'nda düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, 11 Temmuz 2025 (Reuters)
TT

PKK'dan çerçeve yasaya tepki

PKK liderleri ve üyeleri, Kuzey Irak'ın Süleymaniye iline bağlı Kandil Dağı'nda düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, 11 Temmuz 2025 (Reuters)
PKK liderleri ve üyeleri, Kuzey Irak'ın Süleymaniye iline bağlı Kandil Dağı'nda düzenlenen sembolik silah yakma töreninde, 11 Temmuz 2025 (Reuters)

PKK tarafından dün yapılan açıklamada, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde (TBMM) oylamaya sunulması beklenen, PKK üyelerinin akıbetine ilişkin yasa tasarısında ‘hatalar ve eksiklikler’ olduğunu öne sürerek tepki gösterdi ve kurucu liderinin serbest bırakılması talebini yineledi.

Cuma günü, genel kurulda oylamaya sunulmak üzere TBMM Adalet Komisyonu’nda kabul edilen yasa tasarısı, geçtiğimiz yıl feshedilen PKK’nın üyelerinin Türkiye’de sivil hayata dönmelerini sağlayan bir mekanizma öngörüyor.

PKK’ya yakınlığıyla bilinen haber ajansı ANF tarafından yayınlanan PKK liderliğinin açıklamasında, “Bu yasa ciddi hatalar ve eksiklikler içeriyor. (PKK ile barış süreci için yasal bir çerçeve hazırlamakla görevli) TBMM Adalet Komisyonu’nun raporundaki demokrasi ve Kürt sorununun çözümü konusundaki öneriler dikkate alınmadı” denildi.

Açıklamada, “Yasa tasarısının ‘Kürt’ terimini kullanmadan, sadece silahsızlanmadan bahsetmesi, meselenin kapsamlı bir şekilde ele alınmadığını gösteriyor” denilirken, silahlarını bırakan üyelerin, görüşleri nedeniyle hapis cezası riski altında kalmadan ‘düşünce ve toplanma özgürlüğüne dayalı demokratik siyasi hayata katılabilmelerini’ sağlayacak garantiler sunulması çağrısında bulunuldu.

PKK yetkilileri ayrıca, örgütün kurucu lideri Abdullah Öcalan serbest bırakılmadıkça ‘yasanın birçok maddesinin kağıt üzerinde kalacağını’ vurguladı. Tasarı, 77 yaşında olan ve 27 yıldır İstanbul açıklarındaki İmralı Adası’ndaki hapishanede tek kişilik hücrede tutulan Öcalan’ın akıbetine ilişkin bir hüküm içermiyor.

Yasa tasarısı ayrıca, eski PKK üyeleri hakkında beş ila on yıl süreyle soruşturma açılmasını ve cezaların uygulanmasını askıya almayı öngörüyor. Askıya alma süresinin sonuna kadar aynı suçun tekrarlanmaması halinde, soruşturmalar dosyalanacak ve cezalar infaz edilmiş sayılacak. Bu da fiili bir af anlamına gelebilir.

Öte yandan Fransız haber ajansı AFP’nin incelediği metne göre tasarı, PKK’nın faaliyetleri kapsamında işlenen ‘kasıtlı cinayetler’ ile ‘1 Haziran 2005 tarihinden önce işlenen ve ömür boyu hapis cezası gerektiren suçları’ bu af kapsamı dışında tutuyor. Türk hükümetine yakın medya kuruluşları, bu istisnanın müebbet hapis cezasına çarptırılan Öcalan’ı da kapsaması gerektiğini iddia ediyor.

Diğer taraftan 2016 yılından beri tutuklu bulunan Kürt muhalif Selahattin Demirtaş, yasa tasarısına desteğini açıkladı. Türkiye’deki en büyük Kürt yanlısı partinin eski eş başkanı olan Demirtaş, “Bu tarihi barış çabasında yeni ve belirleyici bir aşamaya geçmeyi umuyoruz” diye yazdı. Demirtaş, en az 50 bin kişinin hayatına mal olan dört yıldan fazla süren silahlı çatışmanın ardından bu yasanın ‘Türkiye ve bölgenin kaderini kökten değiştireceğini’ belirtti.

Resmi olarak siyasi sahneden çekilmesine rağmen Türkiye’deki en önde gelen Kürt siyasi figür olmaya devam eden Demirtaş, “Bu yol, bölünme yaratmak, pazarlık yapmak ya da sonuçsuz müzakereler yürütmek için değil” dedi.