Harry Potter ve Felsefe Taşı romanı 25’inci yılını kutluyor

Serinin ilk romanı Harry Potter ve Felsefe Taşı. (Reuters)
Serinin ilk romanı Harry Potter ve Felsefe Taşı. (Reuters)
TT

Harry Potter ve Felsefe Taşı romanı 25’inci yılını kutluyor

Serinin ilk romanı Harry Potter ve Felsefe Taşı. (Reuters)
Serinin ilk romanı Harry Potter ve Felsefe Taşı. (Reuters)

Bloomsbury Yayıncılık şirketinin kurucusu Nigel Newton eve söz konusu dönemde henüz tanınmayan J.K. Rowling'e ait Harry Potter ve Felsefe Taşı kitabının bir nüshasını getirdiğinde kızı Alice bunu ‘muhtemelen sekiz ya da dokuz yaşındaki bir çocuğun okuyabileceği en iyi kitaplardan biri’ olarak tanımlamış.
Aradan 25 yıl geçtikten sonra bugün roman, tüm zamanların en çok satan kitaplarından biri haline geldi. Dünyanın dört bir yanındaki çocukların kalplerini ve hayallerini ele geçirdi.
Newton, Reuters'e verdiği demeçte şunları söyledi:
“Onu Alice'e verdim... O sırada Diagon Yolu'na kadar olan bölümler elimizdeydi. Bir saat sonra 'Baba, bu kitap bana gösterdiklerinin hepsinden daha iyi' diyerek merdivenlerden aşağı indi.”
Bu Pazar Rowling'in büyücülük dünyası hakkındaki ilk kitabın yayınlanmasının 25’inci yıl dönümü.
Rowling, Bloomsbury’in 2500 pound avansla kitabı kabul ettiği ana kadar sürekli olarak reddedilmişti. Daha sonra hikayesi dünya çapında büyük bir hit haline geldi. Bir dizi kitap ve büyük bir film serisi yarattı.
Newton, "2022 yazına kadar 500 milyondan fazla satacağını biliyor muyduk? Hayır. Ama bunun harika bir kitap olduğunun farkındaydık” dedi.
Çocuklar, Harry'nin 2007'nin Harry Potter ve Ölüm Yadigarları ile sonuçlanan maceralarının son bölümlerini almak için kitapçıların önünde saatlerce kuyruğa girdi.
Kitap şimdi 23 yaşında olan Jacqueline Hulbert gibi birçok kişinin okumaktan zevk almasına yardımcı oldu.
Hulbert açıklamasında “Olağanüstüydü. Daha önce okumaya çalıştıklarım gibi değildi. Çünkü hikaye o kadar sürükleyiciydi ki okumaya devam etmek istedim” dedi.



Sarı koridorların ötesinde: Backrooms hayranlarına 5 dizi önerisi

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
TT

Sarı koridorların ötesinde: Backrooms hayranlarına 5 dizi önerisi

Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)
Backrooms'da terapist Dr. Mary Kline'ı canlandıran 38 yaşındaki Norveçli aktris Renate Reinsve, Joachim Trier imzalı Dünyanın En Kötü İnsanı'yla (Verdens Verste Menneske) dünya çapında tanındı (A24)

Kimimiz sinemada izledi, kimimiz korsan sitelerde arayıp buldu. Ama kabul edelim ki Backrooms, tuhaf fragmanını gördüğümüz günden beri aklımızdaydı ve Saplantı'yla (Obsession) birlikte yazın korku fenomenine dönüştü.

A24'ün 10 milyon dolara çekilen filmi, dünya çapında 400 milyon dolar barajını aşıp bütçesinin katbekat fazlasını kazanınca bizim de aklımıza tek bir soru takıldı: Bu koridorlardan çıkmayı gerçekten istiyor muyuz? 

Ne yalan söyleyelim, biz istemedik. Ama belli ki yalnız da değiliz: Boş ofislerin, terk edilmiş odaların ve hiçbir yere varmayan daracık geçitlerin yarattığı huzursuzluk milyonlarca izleyicide karşılık buldu. 

Biz de Backrooms'un açtığı kapıdan girip gerçeklik duygumuzla benzer biçimde oynayan dizilerin peşine düştük.

Kimi kurumsal hayatı, kimi insan zihnini, kimi de doğrudan başka boyutları kurcalıyor ama hiçbiri izleyicinin kendisini güvende hissetmesine izin vermiyor. Bu dünyalarda duvarın, kapının veya asansörün ardında gerçekliğin başka bir sürümü bekliyor.

Koridor biraz uzun, ışıklar da pek güven vermiyor ama buyurun, liste bu tarafta. Dönüş yolunu sonra düşünürüz.

Severance (2022 - )

Bilindiği üzere Severance, Apple TV'nin en çok ses getiren dizileri arasında başı çekiyor. Başrollerinde Adam Scott, Zach Cherry, Britt Lower ve Tramell Tillman gibi isimleri buluşturan bilimkurgu, klostrofobik atmosferiyle Backrooms hayranlarını daha ilk bölümden içine çekebilecek netameli bir dünyaya sahip. 

Severance, Lumon adlı şirkette çalışan ve anıları, iş hayatlarıyla dışarıdaki yaşamları arasında kesin biçimde ayrılan bir grup insanı merkezine alıyor. Lumon'un beyaz ve gri tonlardaki soğuk odaları, sonu gelmeyecekmiş gibi birbirine açılan steril koridorları ve insanın yön duygusunu bozan tasarımı, işyerini psikolojik olduğu kadar fiziksel bir hapishaneye dönüştürüyor. 

yu
53 yaşındaki Adam Scott, Severance'ta eşinin ölümüyle başa çıkamayınca, iş ve özel hayatını cerrahi bir yöntemle birbirinden ayıran prosedüre başvuran Mark Scout rolünde (Apple TV)

Çalışanların yalnızca ofiste var olan benlikleri binanın dışına hiç çıkamadığı için Lumon, Backrooms'u andıran bir dekor olmanın ötesine geçerek kendi kuralları bulunan, sınırları ve çıkışı belirsiz gerçek bir ara mekan gibi işliyor.

İki yapım da sıradan görünen mekanları kabusa dönüştürürken Backrooms bilinmeyenin yarattığı korkuya, Severance ise kurumsal düzenin insan kimliğini nasıl parçaladığına odaklanıyor. 

Gizemini ağır ağır açan ve ofis hayatının zaten tanıdık gelen sıkışmışlığını gerçeküstü bir kabusa dönüştüren Severance, Backrooms'u sevenlerin kaçırmaması gereken dizilerden.

IMDb: 8,6
Nereden izlenir: Apple TV

Mr. Robot (2015 - 2019)

Son söylenecek şeyi ilk cümlede deyiverelim: Mr. Robot izlemek her zaman iyi bir fikir. 

Ama özellikle Backrooms'un tekinsiz dünyasında kaybolma hissini sevdiyseniz, bu kült gerilim listenin en güçlü seçeneklerinden biri. 

Mr. Robot'ta, henüz Freddie Mercury rolüyle Oscar'ı eve götürmemiş Rami Malek, insanlarla arası pek iyi olmayan Elliot Alderson'ı canlandırıyor. Elliot gündüzleri siber güvenlik uzmanı, geceleriyse dünyanın servetini ve gücünü elinde tutan seçkinlere karşı savaşan son derece yetenekli bir hacker. 

dfgthyju
Mr. Robot'ta Elliot rolünü canlandıran 45 yaşındaki Rami Malek, dizinin kendisini "epey paranoyak" yaptığını söylüyor (USA Network)

Depresyon, paranoya ve dissosiyatif kimlik bozukluğuyla yaşayan Elliot'ın gerçeklik algısı çözüldükçe izleyicinin neyin gerçek olduğuna dair güveni sarsılıyor, haliyle biz de neye inanacağımızı şaşırıyoruz. Dizinin yaratıcısı Sam Esmail'in karakterleri kadrajın köşelerine sıkıştıran görsel dili ve her an kötü bir şey olacakmış duygusu yaratan boğucu atmosferi, en sıradan mekanları bile insanın kaçmak isteyeceği yerlere dönüştürüyor.

Bu akrabalık tesadüf değil: Kane Parsons, 2021'de keşfettiği üç Emmyli Mr. Robot'u Utopia ve Devs'le birlikte YouTube'daki Backrooms kısa filmlerinin başlıca esin kaynakları arasında gösteriyor.

Her iki yapım da gerçeklik algısı bozulan kahramanlarını klostrofobik dünyalara hapsediyor. Backrooms korkuyu boyutlar arasında uzanan sarı koridorlara bırakırken Mr. Robot aynı huzursuzluğu insan zihninde ve dijital çağın soğuk toplumsal düzeninde arıyor. 

Ne demiştik? Her zaman iyi bir fikir. 

IMDb: 8,5
Nereden izlenir: Prime Video

 

Twin Peaks (1990 - 1991)

Övmeye ne hacet? Ama yine de insan birkaç kelam etmeden geçemiyor. Malum, David Lynch'in başyapıtı Twin Peaks, televizyon tarihinin en tuhaf ve tekinsiz dünyalarından birini kurarken sıradan görünen bir kasabayı gerçeklikle kabusun arasına hiç zorlanmadan asıveriyor.

Dizi, aynı adlı kasabada yaşayan lise öğrencisi Laura Palmer'ın gizemli cinayetinin peşine düşen kahve tutkunu FBI ajanı Dale Cooper'ı izliyor. Genç kızın ölümüyle kasabanın usul usul çatırdamasını da... İlk bölümlerde melodramla absürt mizahı yan yana getiren anlatı, kartpostal kadar sevimli görünen bu yerde bir şeylerin hiç de yolunda olmadığı hissini usulca büyütüyor.

scdfrgthy
Kyle MacLachlan'ın canlandırdığı özel Ajan Dale Cooper, kahve sevgisi, ses kayıt cihazı ve mistik yöntemleriyle televizyon tarihinin en ikonik karakterlerinden biri (ABC)

Backrooms'un köklerini arayanlar için Twin Peaks, televizyonda sürrealizmin ve mekansal klostrofobinin ulaştığı zirve noktalardan biri. 
Kasabanın altında kıpırdayan doğaüstü güçler bu huzursuzluğu derinleştirirken, kadife perdeleri, zikzaklı zemini ve sonu yokmuş gibi görünen yapısıyla insanın yön duygusunu bozan meşhur Kırmızı Oda, dizideki araf hissinin en yoğunlaştığı yere dönüşüyor.  

Backrooms da Twin Peaks de bildiğimiz dünyanın kurallarını kapının dışında bırakıyor. Biri korkuyu boşluk ve yalnızlıktan çıkarırken diğeri onu kasabanın sakinleri, bastırılmış sırlar ve doğaüstü güçlerle besliyor.

Sarı koridorlar ya da kırmızı perdeler... Seçim sizin ama iki tarafta da çıkış pek mümkün görünmüyor.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: MUBI

Channel Zero (2016 - 2018)

Bir "korku evi" düşünün, simsiyah ve kocaman. Kapısında birazdan yaşayacakları dehşete meydan okumaya hazır heyecanlı gençler var, bir de gözyaşlarını ya da midelerini tutamayanlar... Channel Zero'dan bahsediyoruz, özellikle de Backrooms'a pek çok açıdan benzeyen ikinci sezonu No-End House'tan (Çıkışı Olmayan Ev).

Channel Zero'nun adını bile duymamış olabilirsiniz, şaşırmayız. Bu gözden kaçmış korku cevheri, internette kulaktan kulağa yayılan şehir efsanelerini ekrana taşıyarak Backrooms'la aynı dijital genetikten besleniyor. Hak ettiği ilgiyi görememiş bu antolojinin yukarıda da bahsettiğimiz ikinci sezonu, sonu gelmeyen ve içine girenleri bırakmaya hiç niyeti olmayan odalarıyla Backrooms'un karanlık kuzeni gibi.

cvfgbh
Channel Zero'nın ikinci sezonu, her biri bir öncekinden daha rahatsız edici ve tuhaf odalardan oluşan gizemli bir korku evini ziyaret eden Margot'nun hikayesini anlatıyor (Syfy)

No-End House, insana bir sonraki odayı görmek istemediği halde o kapıyı açtırıyor. Seyircinin payına da çaresizce çıkış aramak düşüyor.

2016'da başlayıp 4 sezon süren Channel Zero'ya, A24'ün YouTube'dan beyazperdeye taşıdığı dijital korku estetiğinin televizyondaki en somut öncülerinden biri demek mümkün. İki yapım da internetin karanlık köşelerinden çıkan efsaneleri insanı yutan mekanlara dönüştürüyor. Backrooms tek bir evrenin sarı koridorlarında ilerlerken Channel Zero her sezon başka bir kabusun kapısını açıyor.

Favorimiz ikinci sezon olsa da her hikayede bambaşka bir kabusun kapısını aralayan Channel Zero'ya hiç tereddütsüz bir şans vermenizi öneriyoruz. No-End House'a bir girin, çıkabilirseniz gerisine de bakarsınız.

IMDb: 7,1
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor​​​​​​

Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone / 1959 - 1964)

Backrooms'un sarı koridorlarında kaybolmamızdan yaklaşık 70 yıl önce Alacakaranlık Kuşağı (The Twilight Zone), bizi çıkışı olmayan gerçekliklere çoktan hapsetmişti. 1959'da başlayan dizi için bir kasabayı boşaltmak, bir duvarı başka boyuta açmak ya da sıradan bir odayı hakikatten koparmak yeterliydi. Büyük numaralara ihtiyacı yoktu; birkaç küçük dokunuşla insan kendi evindeki koridordan bile kuşku duyabiliyordu pekala.

Diziyi izlerken saatiniz hâlâ çalışır, hayat akmaya devam eder, eviniz yerli yerinde durur ama bunların hiçbirine güvenemezsiniz. Alacakaranlık Kuşağı işte izleyicisine bunu yapar. 

thyjuk
Her bölümde farklı oyuncular ve bambaşka hikayelerle ilerleyen, bilimkurguya korku ve gerilimi ekleyen bu 5 sezonluk antoloji, türün televizyon tarihindeki öncü işlerinden biri sayılıyor (CBS, UPN)

Dizinin daha ilk bölümü Herkes Nerede? (Where Is Everybody?) bizi, ortalıkta tek bir insanın bulunmadığı kasabaya bırakıyor. Boş sokaklar, terk edilmiş evler, dükkanlar ve insanın ensesinden ayrılmayan "Burada bir şeyler çok yanlış" hissi... Backrooms hayranları için gayet tanıdık bir manzara.

Üstelik Alacakaranlık Kuşağı bütün bunları "liminal mekan" ifadesi internetin sözlüğüne girmeden onlarca yıl önce yaptı.

Dizinin insanın hafızasına kıymık gibi saplanan bölümlerinden Kayıp Küçük Kız'da (Little Girl Lost) ise başka türden bir çıkışsızlık var. Küçük kız başka bir boyutta kayboluyor, ailesi onun sesini duvarın ardından duyuyor ama kendisini göremiyor. Birini birkaç santimetre ötede hissedip ona ulaşamamak, boş bir koridorda kaybolmaktan bile beter olabilir.

İki yapım da tanıdık mekanların ardında hiç bilmediğimiz başka bir gerçeklik bulunduğunu söylüyor. Backrooms tek bir kabusun çıkışını ararken Alacakaranlık Kuşağı her bölümde kapıyı açıp bizi başka bir tanesinin içine itiyor. Sağ olsun.

IMDb: 9,0
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

Independent Türkçe


Oscarlı yönetmenden BAFTA rekoru: 11 adaylıkla tarihe geçti

36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
TT

Oscarlı yönetmenden BAFTA rekoru: 11 adaylıkla tarihe geçti

36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)
36 yaşındaki İrlandalı aktris Jessie Buckley, Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum (I'm Thinking of Ending Things) ve Vahşi Rose'la (Wild Rose) da tanınıyor (Universal Pictures)

İki Oscarlı sinemacı Chloé Zhao'dan bu yılki ödül sezonunda bir rekor geldi: Hamnet, BAFTA tarihinde bir kadın yönetmenin imzasını taşıyan filmler arasında en fazla adaylık alan yapım oldu.

Duyuru, dün (27 Ocak) 2026 BAFTA Film Ödülleri adaylarının tamamının açıklanmasıyla netleşti. Listeye Paul Thomas Anderson imzalı Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another) damga vurdu: Film, toplam 14 adaylıkla rakiplerinin az farkla önüne geçti. 

Ryan Coogler'ın Amerikan Güneyi'nde geçen vampir filmi Günahkarlar (Sinners) ise 13 adaylıkla onu izledi. Korku filmi kısa süre önce Akademi tarihinin en fazla adaylık alan yapımı olarak da öne çıkmıştı.

Ancak spot ışıkları, Nomadland'le de tanınan 43 yaşındaki yönetmen Zhao'daydı. Britanya Akademisi, Londra'da 22 Şubat'ta düzenlenecek tören öncesinde adaylarını açıklarken, yapımcılığını Sam Mendes ve Steven Spielberg'ün üstlendiği Shakespeare dünyasından beslenen drama Hamnet'i 11 adaylığa layık gördü. Bu sayı, BAFTA tarihinde bir kadın sinemacı için bugüne kadarki en yüksek adaylık anlamına geliyor.

Maggie O'Farrell'ın 2020 tarihli, aynı adlı romanından uyarlanan Hamnet; En İyi Film ve En İyi Britanya Filmi kategorilerinin yanı sıra Zhao'ya En İyi Yönetmen adaylığı da getirdi. 

Senaryoyu birlikte kaleme alan Zhao ve O'Farrell ise En İyi Uyarlama Senaryo dalında aday gösterildi. Yapımcılar Liza Marshall ve Pippa Harris de adaylar arasında yer aldı.

Filmde Agnes ve William Shakespeare'i canlandıran İrlandalı ikili Jessie Buckley'yle Paul Mescal, sırasıyla En İyi Kadın Oyuncu ve En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu kategorilerinde adaylık aldı. 

Film, oğullarını kaybetmelerinin ardından yasla farklı biçimlerde yüzleşen iki karakterin parçalanan dünyasını konu alıyor. 

Emily Watson, Shakespeare'in annesi rolüyle En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında aday gösterilirken, Max Richter de En İyi Özgün Müzik kategorisinde adaylar arasına girdi. Hamnet ayrıca kostüm tasarımı, makyaj ve saç ile prodüksiyon tasarımı dallarında da adaylıklar elde etti.

2026 BAFTA Film Ödülleri, sektör eşitliği açısından da dikkat çekiyor: Tüm kategoriler genelinde aday gösterilen filmlerin yüzde 25'i kadın yönetmenlerin imzasını taşıyor. Öne çıkan diğer yapımlar arasında Lynne Ramsay'nin Geber Aşkım'ı (Die My Love), Kathryn Bigelow'un A House of Dynamite'ı ve Mary Bronstein imzalı Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim (If I Had Legs I'd Kick You) bulunuyor.

BAFTA film komitesi başkanı Emily Stillman, adayların açıklanmasının ardından Hollywood Reporter'a yaptığı değerlendirmede şu ifadeleri kullandı: 

Sinemacılıktaki o cesaret ve insan bağlarının önemi... Sanki neredeyse tüm adaylıklarda ortaklaşan bir damar gibi.

Kazananlar, 22 Şubat Pazar günü düzenlenecek törenle duyurulacak.

BAFTA adaylarının tamamına BAFTA'nın internet sitesi üzerinden ulaşılabiliyor. Öne çıkan adaylar ise şöyle sıralanıyor:

En İyi Film
Hamnet
Muhteşem Marty (Marty Supreme)
Savaş Üstüne Savaş (One Battle After Another)
Manevi Değer (Affeksjonsverdi)
Günahkarlar (Sinners)

En İyi Yönetmen
Yorgos Lanthimos (Bugonia)
Chloé Zhao (Hamnet)
Josh Safdie (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Paul Thomas Anderson (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Joachim Trier (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Ryan Coogler (Günahkarlar / Sinners)

En İyi Kadın Oyuncu
Jessie Buckley (Hamnet)
Rose Byrne (Bacaklarım Olsaydı Seni Tekmelerdim / If I Had Legs I'd Kick You)
Kate Hudson (Kalpten Söylenen Bir Şarkı / Song Sung Blue)
Chase Infiniti (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Renate Reinsve (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Emma Stone (Bugonia)

En İyi Erkek Oyuncu
Robert Aramayo (I Swear)
Timothée Chalamet (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Leonardo DiCaprio (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Ethan Hawke (Mavi Ay / Blue Moon)
Michael B. Jordan (Günahkarlar / Sinners)
Jesse Plemons (Bugonia)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Odessa A'zion (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Inga Ibsdotter Lilleaas (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Wunmi Mosaku (Günahkarlar / Sinners)
Carey Mulligan (The Ballad of Wallis Island)
Teyana Taylor (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Emily Watson (Hamnet)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Benicio Del Toro (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Jacob Elordi (Frankenstein)
Paul Mescal (Hamnet)
Peter Mullan (I Swear)
Sean Penn (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Stellan Skarsgård (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)

En İyi Özgün Senaryo
Kirk Jones (I Swear)
Ronald Bronstein, Josh Safdie (Muhteşem Marty / Marty Supreme)
Kleber Mendonça Filho (Gizli Ajan / O Agente Secreto)
Eskil Vogt, Joachim Trier (Manevi Değer / Affeksjonsverdi)
Ryan Coogler (Günahkalar / Sinners)

En İyi Uyarlama Senaryo
Tom Basden, Tim Key (The Ballad of Wallis Island)
Will Tracy (Bugonia)
Chloe Zhao, Maggie O'Farrell (Hamnet)
Paul Thomas Anderson (Savaş Üstüne Savaş / One Battle After Another)
Harry Lighton (Pillion)

En İyi Britanya Filmi
28 Yıl Sonra / 28 Years Later
The Ballad of Wallis Island
Bridget Jones: Onun İçin Çıldırıyor (Bridget Jones: Mad About the Boy)
Geber Aşkım (Die My Love)
H is for Hawk
Hamnet
I Swear
Mr Burton
Pillion
Steve

İngilizce Olmayan Bir Dilde En İyi Film
Görünmez Kaza (Yek tasadef sadeh)
Gizli Ajan (O Agente Secreto)
Manevi Değer (Affeksjonsverdi)
Sırat (Sirât)
Hind Rajab'ın Sesi (Sawt Hind Rajab)

En İyi Belgesel
2000 Meters To Andriivka
Apocalypse In The Tropics
Cover-Up
Mr Nobody Against Putin
Mükemmel Komşu (The Perfect Neighbor)

En İyi Animasyon
Elio
Little Amelie
Zootropolis 2

En İyi İlk Film
The Ceremony
Babamın Gölgesi (My Father's Shadow)
Pillion
A Want in Her
Wasteman

Independent Türkçe, Daily Mail, Hollywood Reporter


Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
TT

Kayıp çocuklar, tekinsiz kasabalar: Stranger Things'in boşluğunu dolduracak 10 yapım

Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)
Yaratıcılığını Duffer kardeşlerin üstlendiği 12 Emmy ödüllü Stranger Things, 1980'lerde geçiyor ve hayali bir Amerikan kasabasında yaşanan paranormal olayları konu alıyordu (Netflix)

Stranger Things'i izlerken en çok neye tutunuyorduk? Bir kasabanın içindeki çatlağa, çocukların omuzladığı büyük bir sırra ve "her şey normalmiş gibi" yaşamaya devam etmeye çalışan sakinlerin kolektif suskunluğuna. Artık Stranger Things defteri kapandığı için Hawkins'in bıraktığı boşluk sadece bir "dizi finali" değil bir dönemin sonu gibi geliyor. Çünkü bu dizi, kayıp çocukların açtığı kapıdan girip karanlık laboratuvarları ve dostluğun dünyayı kurtaran halini aynı potada eritmişti.

Biz de bu listeyi tam bu duyguların peşinden giderek kurduk. Benzer "tekinsiz kasaba" damarını Dark'ın buz gibi zaman düğümlerinde, Haven'ın sisli lanetlerinde ve It: Welcome to Derry'nin gündeliğe sızan korkusunda aramak kaçınılmaz.

Bu haftaki listemizdeki bazı diziler, içe gömülü öfkeyi süper güce çeviren ergenlik karanlığını merkeze alıyor; bazılarıysa "numaralanmış" çocukluk travmalarını kozmik bir felakete bağlayıp Stranger Things'de sevdiğimiz ekip ruhunu kara mizahla büyütüyor. Kimileri ailece izlenebilecek bir ürperti arayanlara güvenli bir eğlence treni sunarken, bir tanesiyse aynı hissi animasyonun sınırsız hayal gücüyle parlatıyor.

Kısacası Demogorgonlar ya da Vecna artık yok diye macera bitmiyor: Bu liste, Stranger Things'in bıraktığı izi farklı tonlarda takip etmek isteyenler için...

Esrarengiz Kasaba (Gravity Falls / 2012-2016)

Esrarengiz Kasaba, Disney'in animasyon kanadından gelip "küçük kasaba tuhaflığı"nı doğaüstü bir bulmacaya dönüştüren, kısa ama yoğun bir macera. Yaz tatili için büyük amcaları Huysuz Stan'in yanına gönderilen ikizler Dipper ve Mabel, gizem temalı turistik dükkanda çalışırken kasabanın her köşesinde tuhaflıkların beliriverdiğini fark ediyor. Hikaye, hafta hafta ilerleyen esrarengiz olayların altında yatan daha büyük karanlığı da adım adım ortaya çıkarıyor; özellikle rüya iblisi Bill Cipher, tehdit hissini sürekli diri tutuyor. 

Stranger Things'le benzerliği tam da bu dengede: Korku ve macerayı aynı potada eritiyor, alternatif boyutlar ve komplo kırıntılarıyla merakı canlı tutuyor, üstelik Stephen King'in eserlerini hatırlatan nostaljik bir tonda ilerliyor. İki yapım da çocukların "kimse inanmaz" denilen bir gerçekle tek başlarına boğuşmasını, akıllı mizah ve kalpten gelen bir sıcaklıkla harmanlıyor. 

vfgthy
Toplam 41 bölümden oluşan iki Emmy ödüllü Esrarengiz Kasaba, her yaşa hitap etmesiyle animasyon dünyasında birçok seyirci açısından özel bir noktada konumlanıyor (Disney+)

Esrarengiz Kasaba'nın farkı, karanlığı daha masalsı ve yaratıcı bir görsellikle anlatması; bu yüzden hem kolay izleniyor hem de alt metinleriyle şaşırtıyor. Ayrıca finalini uzatmadan, planlı bir biçimde bağlaması büyük avantaj; kısa sürede tatmin edici bir hikaye izliyorsunuz. Stranger Things'i sevdiyseniz Esrarengiz Kasaba'ya da ısınabilirsiniz çünkü aynı cesaretle kasaba sırlarını kurcalayan çocukları, daha kompakt, zekice şifrelenmiş ve bağımlılık yaratan bir animasyon formunda sunuyor.

Huysuz Stan'i dizinin yaratıcısı Alex Hirsch'ün seslendirdiğini de not düşelim.

IMDb: 8,9
Nereden izlenir: Disney+

Dark (2017 - 2020)

Dark, Almanya'nın küçük ve "fazla sakin" görünen kasabası Winden'da ormanda kaybolan bir çocuğun ardından, herkesin sakladığı sırları tek tek yüzeye çıkaran bir gizemle başlıyor. Kasabanın kıyısındaki eski nükleer santral ve insanları 1986'ya savuran bir mağara, hikayeyi daha ilk bölümden bilimkurgu tarafına çekip ürpertici atmosfere kilitliyor. 4 aile çevresinde örülen anlatı, üç farklı zaman dilimini birbirine düğümleyerek kayıp vakasının aslında kuşaklar boyu süren bir bilmecenin kapısı olduğunu gösteriyor. 

sdvfgthy
2017'de sessizce başlayan Dark, üç sezon sonunda televizyon tarihinin en karmaşık ve en incelikli yapbozlardan birine dönüştü (Netflix)

Dark'ın en büyük gücü, ters köşeleri sadece izleyicisini şok etmek için değil, karakterlerin geçmişiyle bugünü aynı anda yeniden yazmak için kullanmasında; her yeni bilgi, bildiğinizi sandığınız düzeni bozuyor. Üstelik bunu acele etmeden, gerilimi yavaş yavaş yükselten bir tempoyla yapıyor. İzledikçe kasabanın tarihi kadar karakterlerin karanlığı da derinleşiyor. 

Stranger Things'i sevdiyseniz, burada da kayıp çocuk ekseni, küçük kasaba paranoyası, tekinsiz mekanlar ve 1980'ler dokusu tanıdık gelecek. Sadece Dark daha ağır, daha varoluşçu ve daha "soğuk" bir tonla ilerliyor; Alman yapımı olmasının mesafeli atmosferi diziye siniyor. İki dizi de merakı diri tutan bir bulmacaya yaslanıyor ama Dark, cevapları kolay vermeyip izleyiciyi detaylara dikkat etmeye davet ederek daha tatmin edici bir çözülme hissi yaratıyor. 

Kısacası Stranger Things'in boşluğunu Hawkins'ten çıkıp bir başka kasabanın sırlarıyla doldurmak istiyorsanız, Dark hem aynı heyecanı sunuyor hem de bu heyecanı daha katmanlı bir zaman yolculuğu ve aile trajedisiyle genişletiyor.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Netflix

It: Welcome to Derry (2025 - )

Stephen King'in O (It) evreninde geçen It: Welcome to Derry, Pennywise'ın kökenine uzanan bir hikaye anlatırken, kasabanın "normal" görünen yüzünün altındaki çürümeyi de yavaş yavaş açığa çıkarıyor. Dizi, 1980'ler yerine 1962'deki Derry'ye giderek nostaljiyi daha geriye sarıyor. Kasabanın atmosferi, korkuyu tek seferlik bir dehşet anı gibi değil, Derry'deki gündelik hayatın içine karışmış, konuşulmayan bir tedirginlik halinde hissettiriyor.

rtgbtr
Korku edebiyatının efsane ismi Stephen King, 1986'da yayımlanan kült romanındaki "ara bölümlerden" esinlenen It: Welcome to Derry için "muazzam" yorumunu yapıyor (HBO Max) 

Kayıp çocuklar, tekinsiz mekanlar ve kasabanın üstüne çöken görünmez tehdit, Stranger Things'in ilk sezonlarındaki "adı konmamış felaket" tedirginliğini hemen yakalıyor. Hatta Stranger Things'le Dark'ı birbirine bağlayan o "küçük kasabadaki sırların kuşaktan kuşağa taşınması" fikri, Welcome to Derry'de daha da doğaüstü ve daha acımasız bir biçimde karşımıza çıkıyor.

Pennywise, Vecna'ya rakip olabilecek kadar ikonik bir kötülükle sahnenin merkezine yerleşirken, dizi dehşeti sadece yaratıkla değil, kolektif korku ve suskunlukla da kuruyor. Sezonun sonlarına doğru gelen sarsıcı ama duygusal bir kırılma, "Korku dizisi bu kadar kalbe dokunabilir mi?" dedirten bir etki yaratmayı da başarıyor.

Stranger Things sevenler için Welcome to Derry'yi cazip kılan şey, hem çocuk kadronun varlığı hem de kasaba sırlarıyla örülü korku örgüsünün yarattığı "bir bölüm daha" hissi.

IMDb: 8,0
Nereden izlenir: HBO Max

American Horror Story: 1984 (2019)

American Horror Story: 1984, adından da anlaşılacağı gibi sizi tek hamlede 1980'ler nostaljisine ışınlayan "American Horror Story usulü" bir slasher eğlencesi. Hikaye Camp Redwood adlı yaz kampında geçiyor. Geçmişteki cinayetlerin gölgesi daha ilk dakikadan yeniden çökerken bol kanlı ve yeni bir döngünün başlayacağı hissi kendini belli ediyor. Derin bir mitoloji ya da Stranger Things kadar katmanlı karakterler beklemeyin; bu sezonun asıl derdi, 13. Cuma (Friday the 13th) gibi 1980'lerin yaz kampı slasher'larına saygı duruşunda bulunmak: Neon estetik, synth tınıları, pop kültür göndermeleri ve bilinçli bir abartı. 

xvgrt
Ryan Murphy ve Brad Falchuk tarafından yaratılan American Horror Story'nin 9. sezonunda Emma Roberts, yeni arkadaşları yüzünden cehennem gibi bir yaz geçirmek zorunda kalan masum ve saf Brooke Thompson rolünde (FX)

Stranger Things'le ortak damarı da burada yakalıyor; dönem atmosferini müzik ve görsel dille öne çıkarıp, eğlenceli gerilimi nostaljiyle harmanlayan bir iş. Üstelik avcı-kurban dinamiğini ve kamp içi paranoyayı hızla kurduğu için tek oturuşta akıp giden, "fazla düşünme, kendini akışa bırak" türü bir seyirlik. Stranger Things'in 1980'ler lezzetini, kara mizahı ve retro korku referanslarını sevdiyseniz American Horror Story: 1984 sizi memnun edecektir. Bir de açılışı sakın atlamayın; bol synth'li müziği ve retro jenerik, bu sezonun niyetini daha ilk saniyede ele veriyor.

IMDb: 7,9
Nereden izlenir: Disney+

The Umbrella Academy (2019 - 2024)

The Umbrella Academy, tıpkı Stranger Things gibi "iyi niyetli bir aile" maskesi takmış bir otorite figürünün gölgesinde büyüyen çocukların hikayesi. Sör Reginald Hargreeves, 7 süper güçlü çocuğu yetiştirip onları birer projeye çeviriyor. Yıllar sonra birbirinden kopmuş kardeşler, babalarının ölümüyle yeniden bir araya geliyor ve geçmişlerindeki karanlık gerçeğin izini sürerken dünyayı kurtarmaya da mecbur kalıyor. Dizi 4 sezon boyunca zaman yolculuğu ve paralel boyutlarla 1963'e geri gidiyor, geleceğe sıçrıyor, başka gerçekliklere kayıyor. Her bir kardeşin numarayla anılması Stranger Things'deki Eleven'la aynı damarı yakalarken, bu "etiket" meselesinin kimlik üzerindeki yarasını da görünür kılıyor. 

fvrg
The Umbrella Academy, Gerard Way tarafından yazılan ve Gabriel Bá tarafından çizilen aynı adlı çizgi roman serisine dayanıyor (Netflix)

Stranger Things sevenlerin en hızlı bağ kuracağı karakter ise büyük ihtimalle Beş: Çocuk bedeninde sıkışmış, yetişkin aklıyla konuşan, sivri dilli ve komik bir zaman yolcusu. Aiden Gallagher'ın performansı, 50'lerine gelmiş bir adamın yorgunluğunu ve alaycılığını 13 yaş bedenine yerleştirerek dizinin yakıtı haline getiriyor. İki diziyi yakınlaştıran şey sadece güçler ya da boyutlar değil; hükümet deneyleri, kozmik tehdit hissi ve travmayla baş etme teması da aynı ölçüde belirleyici. Özetle The Umbrella Academy, Stranger Things'in korku ağırlığını süper kahraman enerjisi ve kara mizahla değiştiriyor ama o tanıdık "dünya yine yıkılacak, biz de aile olmayı yeniden öğreneceğiz" duygusunu aynen koruyor.

IMDb: 7,8
Nereden izlenir: Netflix

I Am Not Okay With This (2020)

I Am Not Okay With This, babasının ölümünün ardından telekinetik güçler geliştirdiğini fark eden 17 yaşındaki Sydney Novak'ın ergenlik öfkesini, yasını ve kimlik arayışını tek bir patlama noktasında buluşturan kısa ama etkili bir Netflix dizisi. Küçük bir kasabada annesi ve kız kardeşiyle yaşayan Sydney, hem evde bitmeyen gerilimle boğuşuyor hem de okulda dostluklar, kırılganlıklar ve uyanan duygular arasında yönünü bulmaya çalışıyor. Dizinin en iyi yanı, süper gücü bir "kahramanlık süsü" olarak değil, bastırılan duyguların dışarı taşmasına benzetmesi: Sydney'nin öfkesi arttıkça dünya da çatırdıyor. 

csdvfbthy
The End of the F***ing World'ün ardındaki Charles Forsman'ın yarattığı I Am Not Okay With This evreni, hem asi hem kırılgan hem de mizah duygusu güçlü bir gençlik hikayesi sunuyordu (Netflix)

Stranger Things'le ortak damarı burada yakalıyor; ikisi de sıradışı güçleri büyüme sancısıyla birleştirip küçük kasaba gündeliğinin içine sızan bir tekinsizlik hissi kuruyor. Ayrıca gizli yetenek, içe dönük yalnızlık ve "duygularını kontrol edemezsen her şey kontrolden çıkar" fikri, Eleven'ın hikayesine bağlanan izleyiciye fazlasıyla tanıdık gelecek. Stephen King'in O uyarlamalarıyla tanınan Sophia Lillis'in Sydney performansı, alaycı mizahla kırılganlığı aynı anda taşıdığı için diziyi tek sezonluk bir gençlik melodramı olmaktan çıkarıp gerçek bir karakter hikayesine dönüştürüyor. Tonu daha küçük ölçekli ve daha kişisel; laboratuvar komplolarından çok evin içindeki sessiz çatışmalar, okul koridorlarındaki bakışlar ve biriken acı öne çıkıyor. Bu yüzden Stranger Things sevenler için iyi bir tamamlayıcı; "özel güç, ergenlik ve karanlık sır" kokusunu daha yoğun, daha duygusal ve daha hızlı akan bir paket içinde veriyor. Üstelik tek sezonla bitmiş olması (acı da olsa) tek oturuşta izlemeyi kolaylaştırıyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Netflix

Haven (2010 – 2015)

Stephen King'in Colorado Kid romanından esinlenen Haven, "küçük kasabada tuhaflık eksik olmaz" hissini baştan sona diri tutan, gizemi yavaş yavaş büyüten bir doğaüstü drama. Dizide FBI ajanı Audrey Parker, Maine'deki Haven'a sıradan görünen vakayla geliyor ama kasabanın geçmişinden taşan, durmadan tekrarlayan açıklanamaz felaketler onu hızla içine çekiyor. İlk bakışta "haftanın vakası" şeklinde akan yapı, Audrey'nin kasabayla sandığından çok daha kişisel bir bağının olduğunu fark etmesiyle büyük bir gizeme evriliyor. 

dfgthy
ER'la da tanınan Amerikalı aktris Emily Rose, Haven'da kurnaz ve kendinden emin FBI ajanı Audrey Parker rolünde (Syfy)

Haven kimlik, hafıza ve kader duygusunu da kasabanın sisli atmosferine yediriyor. Stranger Things'le benzerliği, tam da bu kasaba ölçeğinde kurduğu paranoya ve normal hayatların içine sızan olağanüstü olaylar duygusunda yatıyor. Her köşede bir sır var ve her sır da daha büyük bir komplonun kapısını aralıyor. Elbette Haven daha yetişkin bir tonda ilerliyor ve polisiyeye daha yakın biçimde haftanın vakası formatına yaslanıyor ama Baş Aşağı Dünya'nın verdiği merak ve ürpertiyi, kasabanın geçmişi üzerinden yakalıyor. Stranger Things'i sevdiyseniz Haven'ı da izlemelisiniz çünkü bağımlılık yapan "ipuçlarını biriktir, büyük resmi gör" yapısını, Stephen King damarlı bir kasaba mitolojisi ve uzun soluklu bir gizemle yeniden kuruyor.

IMDb: 7,5
Nereden izlenir: Türkiye'de bir platformda yer almıyor

Goosebumps (2023 - 2025)

Goosebumps, Stranger Things'in bıraktığı ailece izlenebilir dizi boşluğunu doldurabilecek en güvenli adreslerden biri; hem ebeveynlere hem de genç yetişkinlere aynı anda hitap eden bir korku-macera harmanı. Antoloji mantığıyla ilerleyen yapısı sayesinde her sezonda yeni bir hikaye ve yeni bir kadro izliyoruz.

dbfrts
Bir dönem Türkiye televizyonlarında da gösterilen 1990'lı yılların popüler korku dizisi Goosebumps'ın yeni versiyonu, iki sezonun ardından rafa kaldırıldı (Disney+)

Hikayenin merkezinde, 1994'te terk edilmiş bir kaleyi keşfederken kaybolan 4 gence uzanan gizem var. Günümüzde yaşananların geçmişteki bu kayıpla bağlantılı olduğu yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Stranger Things'le benzerliği de tam burada belirginleşiyor; iki dizi de küçük bir kasabada geçmişte kalmış bir sır üzerinden büyüyen doğaüstü tehdidi, genç karakterlerin gözünden anlatıyor. Üstelik eski R.L. Stine kitapları ve 1990'lardaki diziye göz kırpan nostalji, Hawkins'in retro cazibesini sevenlere tanıdık bir tat veriyor. 

Friends yıldızı David Schwimmer'ın baba rolü, hikayeye hem güvenilir bir yetişkin perspektifi hem de "evin büyükleri de bu işin parçası" hissi katıyor. Ton olarak Stranger Things kadar karanlık ve büyük değil; daha çok hızlı akan, bölüm bölüm yeni canavarlar ve maceralarla ilerleyen, ailece tüketmesi kolay bir korku eğlencesi.

IMDb: 6,7
Nereden izlenir: Disney+

The Midnight Club (2022)

The Midnight Club, Mike Flanagan'ın Netflix'teki en az konuşulan işlerinden biri olsa da en az Gece Yarısı Ayini (Midnight Mass) kadar güçlü bir "korku ve duygu" bileşimi kuruyor. Christopher Pike'ın genç yetişkin romanından uyarlanan dizi, ölümcül hastalıklarla mücadele eden 8 gencin kaldığı Brightcliffe adlı bakımevinde geçiyor. Aynı zamanda bakımevinin yöneticisi olan gizemli doktorun varlığı (Elm Sokağı Kabusu /A Nightmare on Elm Street yıldızı Heather Langenkamp canlandırıyor) hikayeye daimi bir tedirginlik katıyor. 

kıolp
The Midnight Club, tek bir bölümündeki 21 ürkütücü sahneyle Guinness Dünya Rekoru kırmıştı (Netflix)

Gençler her gece gizlice buluşup korku hikayeleri anlatıyor; hem hayatta kalma isteğini hem de korkunun diliyle birbirlerine tutunmayı öğreniyorlar. Asıl mevzu ise aralarındaki anlaşma: İçlerinden kim önce ölürse öte taraftan bir işaret gönderecek. Bu noktadan sonra dizi, bir yandan Black Mirror benzeri antoloji hikayeleriyle farklı tonlar denerken, diğer yandan ağır bir gençlik dramını kişisel sırlar ve kayıpla yüzleşme üzerinden derinleştiriyor. 

Stranger Things'le benzerliği, genç bir ekibin kimsenin tam adını koyamadığı doğaüstü bir tehdidi birlikte çözmeye çalışmasında ve dönem hissini (bu kez 1990'lar) özellikle öne çıkarmasında yatıyor. Üstelik Flanagan'ın işi, korkuyu sadece izleyicisini ürkütmek için değil, yas, suçluluk ve umut gibi duyguları görünür kılmak için kullanıyor; bu da diziyi beklenmedik biçimde dokunaklı yapıyor. Evet, tek sezonda acımasızca iptal edildiği için bazı sorular havada kalıyor ama finali yine de tatmin edici ve Stranger Things'in bıraktığı boşluğu daha duygusal bir tonda da olsa doldurabilir.

IMDb: 6,5
Nereden izlenir: Netflix

Korku Sokağı (Fear Street)

Evet, Korku Sokağı dizi değil ama ilk üç filmi (1994–1978–1666) ve geçen yıl seriye eklenen 4. halka Mezuniyet Balosu'yla (Prom Queen) neredeyse mini dizi gibi akan bir evren kuruyor. R.L. Stine uyarlaması olan hikaye, Shadyside adlı kasabanın üstü örtülmüş cinayetlerle dolu geçmişini araştıran bir grup gencin bir mezarı kurcalamasıyla tetikleniyor. 

dfrgth
Tıpkı Stranger Things gibi Korku Sokağı filmleri de retro atmosferini kullanarak izleyiciyi farklı zaman dilimlerine taşıyor (Netflix)

Tonu Stranger Things'den daha sert: Kanlı sahneler ve slasher referansları belirgin, yani "gençlik işi" görünse de çocuklara göre değil. Yine de ikisini aynı damarda buluşturan şey çok net: Dışarıdan sıradan görünen bir küçük kasaba, içeride karanlık bir sır, genç karakterlerin omuzlarına yüklenen "Biz çözmezsek kimse çözmez" hissi. Asıl ayrım kötülüğün doğasında ortaya çıkıyor; Stranger Things daha çok bilimkurgu ve canavarlara yaslanırken Korku Sokağı, lanet ve cadı mitolojisi üzerinden daha doğaüstü bir korku kuruyor. Ayrıca zaman çizelgesiyle oynama biçimi de farklı: Stranger Things'in 1980'ler nostaljisine karşılık Korku Sokağı önce 1990’lar ve 1970'lere gidip sonra 1666'ya sıçrayarak kötülüğün kökünü daha geriden yakalıyor. 2025 yapımı Mezuniyet Balosu ise 1988'de geçiyor ve burada Stranger Things'e bir adım daha yaklaşıyor. Korku Sokağı filmleri, Stranger Things'e benzer nostalji, genç kahramanlar ve kasabanın sırları enerjisini daha kanlı, daha hızlı ve parçaları finale doğru kilitlenen bir yapboz gibi, arka arkaya tüketilebilen bir dizi tadında veriyor.

Nereden izlenir: Netflix

Independent Türkçe