Libya Başkanlık Konseyi siyasi krize müdahale edebilir

Libya Başkanlık Konseyi’nden TM ve DYK görüşmesi başarısız olursa müdahale etme sinyali

Dibeybe hükümeti tarafından dağıtılan, önceki gün Dibeybe ile İngiltere’nin Trablus Büyükelçisi Hurndall arasında yapılan görüşmeden bir kare
Dibeybe hükümeti tarafından dağıtılan, önceki gün Dibeybe ile İngiltere’nin Trablus Büyükelçisi Hurndall arasında yapılan görüşmeden bir kare
TT

Libya Başkanlık Konseyi siyasi krize müdahale edebilir

Dibeybe hükümeti tarafından dağıtılan, önceki gün Dibeybe ile İngiltere’nin Trablus Büyükelçisi Hurndall arasında yapılan görüşmeden bir kare
Dibeybe hükümeti tarafından dağıtılan, önceki gün Dibeybe ile İngiltere’nin Trablus Büyükelçisi Hurndall arasında yapılan görüşmeden bir kare

Libya Başkanlık Konseyi Başkanı Muhammed el-Menfi, Temsilciler Meclisi (TM) Başkanı Akile Salih ve Devlet Yüksek Konseyi (DYK) Başkanı Halid el-Mişri'nin yarın İsviçre'nin Cenevre kentinde yapacakları görüşmenin başarısız olması durumunda bir kez daha ertelenen cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleriyle ilgili anayasal çerçevenin oluşturulmasına ilişkin anlaşmazlıkları çözmek için müdahalede bulunabileceği sinyalini verdi.
Cumartesi akşamı başkent Trablus'ta Libya’nın kanaat önderleri, alimleri ve ileri gelenleriyle bir araya gelen Menfi, “Başkanlık Konseyi’nin, siyasi sürece dahil olan tüm tarafları, herkesin katılımıyla seçimlerin yapılması, Libya halkının isteklerinin gerçekleştirilmesi ve istikrarlı, kalıcı barış aşamasına geçilmesi için yasal bir çerçeve üzerinde anlaşmaya zorladığına” işaret etti. Mişri, TM Başkanı ile DYK Başkanı arasındaki görüşmenin başarısız olması halinde müdahalede edeceklerini ve yetkilerini kullanacaklarını söyledi.
Başkanlık Konseyi’nden yapılan açıklamaya göre Menfi, Libya'nın doğu, batı ve güneyindeki bölgelerin ve şehirlerin ve buralardaki çeşitli sosyal bileşenlerin temsilcileri ile ülkedeki son gelişmeleri ve başta ulusal uzlaşı projesi ve mevcut aşamada ülkenin karşı karşıya olduğu siyasi zorluklar olmak üzere bazı iç meseleleri görüştü.
Başkanlık Konseyi Başkan Yardımcısı Musa el-Koni de DYK Başkanı Mişri ve TM Başkanı Salih'in seçimlerle ilgili anayasal çerçeve konusunda anlaşmaya varamamaları durumunda Başkanlık Konseyi’nin yetkilerini kullanacağını vurguladı.
Dün Yüksek Seçim Komisyonu ile Ulusal İşçi Sendikası arasında bir mutabakat zaptının imzalandığı törene katılan Koni, “Libya halkı, uzun zamandır seçimlerin düzenlenmesini bekliyor. İktidardaki siyasi otoriteler, bu talebi yerine getirmeye mecbur olmalılar” dedi.
İktidarda kalmaya çalışan yapılara artık bir son verilmesi gerektiğinin altını çizen Koni, Başkanlık Konseyi'nin, geçiş dönemlerini anayasal bir çerçeveye göre sona erdirmek için yetkilerini, tüm siyasi partiler tarafından sonuçları üzerinde mutabık kalınan, halk tarafından seçilen bir cumhurbaşkanına devretme taahhüdünü yineledi.
Koni, Libya'ya istikrar getirecek olan parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılmasının ve ülkeyi güvenli hale getirecek bir cumhurbaşkanının seçilmesinin önemini vurguladı.
Öte yandan Libya Yüksek Seçim Komisyonu Başkanı İmad es-Sayih, Yüksek Seçim Komisyonu’nun herkesin oybirliği ile gerçekleşecek tüm seçim süreçlerine hazır olduğunu belirtti. Sayih, “Tüm tarafların oybirliğiyle seçimleri ve anayasa referandumunu uygulamaya hazırız. 24 Aralık seçimlerinin düzenlenmesine yönelik başarısızlıktan büyük dersler çıkarttık” ifadelerini kullandı.
Yüksek Seçim Komisyonu’nun herhangi bir seçimi ya da referandumu en fazla bir hafta ila 10 gün içinde düzenleyebileceğini vurgulayan Sayih, referandum yapılması konusunda anlaşmaya varılırsa süreci 70 gün içinde tamamlayabileceklerine işaret etti.
Sayih, seçim sürecinin hem iktidarda hem de iktidar dışında pek çok tarafın katılımıyla daha da geliştirilmesi gerektiğini de sözlerine ekledi.
Diğer taraftan Birleşmiş Milletler (BM) Libya Özel Temsilcisi Stephanie Williams, TM ve DYK başkanlarının, başta geçiş sürecine ilişkin uygulamalarla ilgili anayasa metninin sonuçlandırılması olmak üzere Salı günü İsviçre’nin Cenevre kentinde bir araya geleceklerini duyurdu.
Cumartesi akşamı televizyonda yayınlanan bir açıklamada Mısır’ın başkenti Kahire’de yapılan toplantılarda tartışmalı bazı konuların çözüldüğünü belirten Williams, Libyalı tarafları siyasi sürece olan güveni zedeleyecek her türlü tek taraflı adımdan kaçınmaya çağırdı.
Yakında yapılması planlanan görüşmelerde geçiş sürecine ilişkin prosedürlerin ve seçim dosyası üzerinde durulacağını açıklayan Williams, Libya’daki paralı askerlerin ve yabancı güçlerin ülkeden çıkarılmasıyla ilgili tartışmalara ise yalnızca seçilmiş ve egemen bir hükümetin katılabileceğini de sözlerine ekledi.
TM Başkanı Salih, Anayasa Komitesi üyeleri dün Kubba şehrinde yaptığı toplantıda, TM ve DYK temsilcilerinden oluşturulan ortak komitenin, Libya Anayasa Taslağı Yazımından Sorumlu Kurucu Heyeti tarafından tamamlanan anayasa taslağındaki tartışmalı noktalara değinerek anayasal yol üzerinde uzlaşı sağlama çabalarını övdü.
Salih, TM ve DYK arasında gösterilen ulusal çabaları, herkesin ülkedeki durumu baltalayan siyasi bölünmelere bir son vermeyi istediğinin bir işareti olarak gördü.
Libyalıların geçiş süreçlerinin sona erdiği bir aşamaya ulaşmak için fikir birliği sağlamayı amaçlayan uzlaşı ve istikrar konusunda Mısır'ın üstlendiği role övgüde bulunan TM Başkanı, Birleşmiş Milletler Libya Destek Misyonu'nun (UNSMIL) Anayasa Komitesi'nin çalışmalarına verdiği desteği ve Libya krizine çözüm için TM ve DYK arasındaki görüşlerin yakınlaştırma çabalarını takdir etti.
Bir diğer gelişmede Ulusal Birlik Hükümeti (UBH) Başbakanı Abdulhamid ed-Dibeybe, Cumartesi günü başkent Trablus'ta İngiltere'nin Trablus Büyükelçisi Caroline Hurndall ile yaptığı görüşmede, BM Libya Özel Temsilcisi Williams’ın yaklaşık 3 milyon Libyalının isteğine saygı göstererek seçimlerin yapılmasına yönelik çabalarının desteklenmesi gerektiğini vurguladı.
Dibeybe’nin ofisi tarafından yapılan açıklamaya göre Dibeybe-Hurndall görüşmesinde, petrol sahalarının kapatılması meselesi ve bunun başta elektrik üretim tesislerine gaz arzında olmak üzere ülkedeki hizmet ve ekonomi sektörüne etkisi ile bu konuda atılacak adımlar ele alındı.
Dibeybe’nin Sözcüsü Muhammed Hammude, açıklamada, ‘petrol sahalarının kapatılması vakalarına karışanlar’ hakkında soruşturma başlatılacağı tehdidinde bulunurken Başsavcıyı söz konusu kişiler hakkında soruşturma başlatmaya çağırdı.
Bazı siyasi çevrelerin petrol sahalarının kapatılmasını savunmalarının teamüllere göre bir suç olduğunu söyleyen Hammude, UBH’nin krizin çözümüne destek olmak için Petrol, Savunma ve İçişleri bakanlıklarının yer aldığı bir kriz odası oluşturduğunu ve Genel Elektrik Şirketi (GECOL) ile birlikte bu krizi aşmaya yönelik çabalarını sürdürdüğünü belirtti.
Öte yandan TM Enerji ve Doğal Kaynaklar Komitesi, UBH’nin Libya Ulusal Petrol Kurumu (NOC) Başkanı Mustafa Sanallah’ı görevden almayı planladığına ilişkin açıklamalarının ardından NOC Yönetim Kurulu'nun çalışmalarını tehlikeye atmaması ya da engellememesi konusunda uyardı.
NOC’un, ‘siyasi çatışmalar’ olarak nitelendirdiği olaylardan arındırılması çağrısında bulunan komite, bu konuda oldubittiye getirilen hiçbir kararı tanımayacağını ve bunu ihlal edenlerin yasal sorumluluğunu da üstleneceğini vurguladı.
UBH Petrol ve Gaz Bakanı Muhammed Avn, Başbakan Dibeybe’nin Sanallah’ın görevden alınmasını birçok kez talep ettiğine işaret ederek Bakanlar Kurulu’nun son toplantısında NOC Yönetim Kurulu’nun yeniden yapılandırılmasını onayladığını açıklamıştı.
Libya basınına açıklamalarda bulunan Bakan Avn, NOC Yönetim Kurulu’nu değiştirmeye yönelik son düzenlemeleri yapmak ve kararı resmi olarak yayınlamak için Başbakan Dibeybe ile iletişim halinde olduğunu söyledi.



ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
TT

ABD–Irak hattında milis gerilimi artıyor

Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)
Kürdistan Bölgesel Yönetimi başkenti Erbil yakınlarındaki bir petrol deposundan yükselen dumanlar  (AFP)

Bağdat ile Washington arasındaki ilişkiler, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği ve Dışişleri Bakanlığı tarafından yayımlanan bir dizi açıklamanın ardından yeni bir gerilim aşamasına girdi. Söz konusu açıklamalarda sert güvenlik uyarıları yapılırken, Irak makamlarının ülke içindeki Amerikan çıkarlarına yönelik saldırıları engelleme kapasitesi doğrudan eleştirildi.

ABD Dışişleri Bakanlığı’nın, Irak’taki Amerikan diplomatik tesislerini hedef alan saldırıların sorumlularının tespitine yönelik bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini açıklamasından bir gün sonra, ABD’nin Bağdat Büyükelçiliği perşembe günü yeni bir uyarı yayımladı. Açıklamada, “İran’la bağlantılı Iraklı milislerin” başkent merkezinde 24 ila 48 saat içinde saldırı düzenleyebileceği belirtildi.

Büyükelçilik, ABD vatandaşlarına Irak’ı derhâl terk etmeleri çağrısında bulunarak, olası saldırıların Amerikalıları ve ABD ile bağlantılı şirketler, üniversiteler, diplomatik tesisler, enerji altyapısı, oteller ve havalimanları gibi hedefleri kapsayabileceğini ifade etti.

Uyarıdan saatler önce yayımlanan ayrı bir açıklamada ise büyükelçilik, Irak hükümetinin “Irak topraklarında gerçekleşen veya buradan kaynaklanan terör saldırılarını önleyemediğini” belirtti. Bu ifade, Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği, Erbil’deki Başkonsolosluk ve başkentteki diplomatik destek merkezine yönelik tekrarlanan saldırılara atıf olarak değerlendirildi.

Haşdi Şabi mensupları, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Açıklamada ayrıca, silahlı gruplara mensup bazı unsurların “Irak hükümetinde görevli olduklarını gösteren kimlik belgeleri taşıyabileceği” ifade edilerek, bazı saldırganların kurumsal bağlantıları ya da resmî bir koruma altında olabileceğine ima yapıldı. Ancak bu konuda ayrıntı verilmedi.

Yaklaşık dört saat sonra büyükelçilik, ABD Dışişleri Bakanlığı’nın saldırıların faillerine ilişkin bilgi sağlayanlara 3 milyon dolara kadar ödül verileceğini duyuran açıklamasını yeniden paylaştı.

Bu gelişmeler, Irak Ortak Operasyonlar Komutanlığı ile ABD tarafı arasında, Irak’ın bölgesel askeri çatışmanın dışında tutulmasına yönelik varılan mutabakatın üzerinden bir haftadan kısa süre geçmesinin ardından geldi. Anlaşmada, Irak topraklarının, hava sahasının ve kara sularının ülkenin ya da komşu devletlerin güvenliğini tehdit edecek şekilde kullanılmaması vurgulanmıştı.

Sahada tırmanış

Siyasi ve güvenlik gerilimine paralel olarak, Enbar ve Ninova vilayetlerinde silahlı gruplara ait hedeflere yönelik hava saldırıları düzenlendi.

Yerel kaynaklara göre, Enbar vilayetinin batısındaki Hadise kentinde 57. Tugay’a bağlı aşiret güçlerinin karargâhı ABD tarafından bombalandı. Saldırının bilançosuna ilişkin henüz resmî bir açıklama yapılmadı.

Ninova’da ise Haşdi Şabi, perşembe günü yaptığı açıklamada, Musul’un güneyindeki Kayyara nahiyesinde 58. Tugay’a bağlı 38. Alay karargâhının hava saldırısına uğradığını, ancak can kaybı yaşanmadığını bildirdi.

Haşdi Şabi’nin açıklamasına göre saldırı saat 11.30’da gerçekleşti ve aynı vilayetteki başka bir hedefin vurulmasından 24 saatten kısa süre sonra düzenlendi. Kurum, aynı gün sabah saatlerinde de 14. Tugay’a bağlı 4. Alay’ın bulunduğu noktanın hedef alındığını ve bu saldırıda da can kaybı yaşanmadığını duyurmuştu.

df
Haşdi Şabi üyeleri, 2 Nisan 2026’da Musul’un batısındaki Telafer kasabasında karargâhlarına düzenlenen hava saldırısında hayatını kaybedenleri uğurluyor (AFP)

Kısa süre içinde aynı bölgedeki hedeflere yönelik tekrarlanan saldırılar, sahadaki askeri tırmanışın genişlediğini gösterirken, ABD’nin Bağdat’a yönelik uyarılarıyla birlikte Irak’taki güvenlik tablosunun daha hassas bir aşamaya girdiğine işaret ediyor.

Siyasi tepkiler

Hükümete katılan Şii, Sünni ve Kürt güçleri bir araya getiren “Devlet Yönetimi Koalisyonu” ise yayımladığı açıklamada, “her ne gerekçeyle olursa olsun ülke egemenliğinin ihlalini” reddettiğini belirtti. Koalisyon, Irak topraklarının herhangi bir ülkeye yönelik saldırıların çıkış noktası olarak kullanılmasına karşı olduğunu yineledi.

Açıklamada ayrıca, çeşitli vilayetlerde devlet kurumlarını, diplomatik misyonları ve hayati tesisleri hedef alan saldırılar kınanırken, hükümetin ve yargının güvenliği sağlama ve istikrarı yeniden tesis etme yönündeki adımlarına destek verildiği ifade edildi.

Bağdat üzerindeki baskı artıyor

Gözlemciler, hava saldırıları ile ABD’nin sert uyarılarının eş zamanlı gelmesinin, Irak hükümeti üzerindeki baskıyı artırabileceği görüşünde. Özellikle silahlı grupların faaliyetleri ve Irak topraklarından kaynaklanan saldırılar konusunda Bağdat’ın daha net bir tutum alması yönünde çağrılar artıyor.

Adının açıklanmasını istemeyen eski bir Irak hükümet danışmanı, ABD Büyükelçiliği’nin uyarısının “Bağdat’ın silahlı gruplara karşı kararlı adımlar atma kapasitesine yönelik güvenin azaldığını gösterdiğini” söyledi.

Aynı kaynak, ABD politikasının “Irak hükümetine manevra alanı tanımaktan, doğrudan baskı uygulayarak net bir pozisyon almaya zorlamaya evrildiğini” ifade etti.

Washington’un, Bağdat’ın izlediği denge politikasını artık yeterli görmediğini belirten kaynak, Irak topraklarından kaynaklanan saldırıların sürmesi hâlinde bunun “hükümet üzerindeki siyasi ve güvenlik baskılarının daha da artmasına yol açabileceği” uyarısında bulundu.


Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
TT

Hürmüz kuşatmasına karşı Irak’a Tanf Kapısı ile yeni bir enerji hattı açıldı

Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)
Irak’a ait yakıt tankerleri Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Bölgesel enerji rotalarında stratejik bir dönüşüme işaret eden adım kapsamında, Bağdat yönetimi ham petrolü Suriye üzerinden kara yoluyla ihraç etmeye resmen başladı. Geleneksel deniz ticaret yollarında yaşanan aksaklıkları aşmayı hedefleyen bu gelişme, Şam tarafından ülkenin yeniden “geçiş pusulası” ve küresel enerji için hayati bir platforma dönüşü olarak değerlendirildi. Bölgedeki jeopolitik dalgalanmalar, iki ülke arasında kara entegrasyonuna dayalı yeni bir ekonomik gerçekliği beraberinde getiriyor.

Irak’tan çıkan ilk fuel-oil tanker konvoyları, Tanf–Velid sınır kapısından geçerek Suriye’nin Akdeniz kıyısındaki Banyas Rafinerisi’ne doğru yola çıktı. Böylece iki ülke arasında ekonomik iş birliğinde yeni bir dönemin fiilen başladığı ifade ediliyor. Suriye Arap Haber Ajansı (SANA), 299 tankerlik sevkiyatın daha sonra ihracat amacıyla yükleneceğini bildirdi.

febfeb
Iraklı tankerler Suriye topraklarına girmek üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Tanf sınır kapısı, 2015 yılında DEAŞ’ın kontrolüne geçmesinin ardından kapatılmıştı. 2016’da ABD destekli güçler bölgede bir askeri üs kurmuştu. Geçtiğimiz ay Suriye güçlerinin kontrolü ele almasıyla birlikte sınır kapısının yeniden açılmasının önü açıldı.

“Geçiş pusulası”

İlk tanker konvoylarının Suriye topraklarına girişinin ardından, Suriye Enerji Bakanı Muhammed el-Beşir, X platformundaki açıklamasında, “Suriye-Irak sınırından Banyas’taki deniz terminallerine uzanan hatla Suriye yeniden küresel enerji için stratejik bir geçiş ve ihracat platformu haline geliyor” ifadelerini kullandı. Beşir, bu adımın “ulusal çıkarları güçlendirdiğini ve Arap ekonomik entegrasyonunu ileri taşıdığını” belirtti.

Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi de söz konusu gelişmenin iki ülke arasındaki ekonomik iş birliğini güçlendiren önemli bir adım olduğunu, ticaret ve enerji hatlarının canlandırılmasının önünü açtığını açıkladı. Kurum, işlemlerin hızlı ve verimli şekilde yürütülmesi için tüm hazırlıkların tamamlandığını duyurdu.

dsvd
Irak’a ait tankerler Suriye topraklarına giriş yapmak üzere ilerliyor (Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi)

Aynı kapsamda, İdare heyeti Yaarubiye–Rabia sınır kapısında incelemelerde bulunarak Mayıs başında faaliyete geçirilmesi için hazırlıkları değerlendirdi. Ayrıca Semalka–Fişhabur kapısının da sisteme dahil edilmesi için çalışmalar sürerken, Bukemal–Kaim kapısında yolcu geçişlerinin yeniden başladığı bildirildi.

Irak tarafında Velid ilçe yetkilisi Mücahid Mirdi ed-Duleymi, sınır kapısında deneme açılışının yapıldığını ve petrol tankerlerinin girişine başlandığını açıkladı. Duleymi, hâlihazırda 150’den fazla tankerin geçiş için beklediğini, günlük geçiş sayısının en az 500 tankere ulaşmasının hedeflendiğini söyledi.

ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin de Suriye-Irak enerji iş birliğini desteklediği belirtiliyor. ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada Suriye’nin, Hürmüz Boğazı’ndaki kriz nedeniyle yaşanan enerji sorununa çözüm olabileceğini ve ülkede boru hattı projelerinin geliştirilebileceğini ifade etti.

“Suriye hayati bir seçenek”

Bölgedeki çatışmaların şiddetlenmesi ve ABD-İsrail ile İran arasında artan gerilim, dünya enerji arzının yaklaşık yüzde 20’sinin geçtiği Hürmüz Boğazı’nda doğrudan tehdit oluşturuyor.

Ekonomist Dr. Fadi Ayyaş, Irak’ın büyük bir petrol üreticisi olarak ihracatını sürdürebilmek için Suriye’yi “hayati ve mevcut bir seçenek” olarak gördüğünü belirtti. Ayyaş’a göre, hedef günlük 500 ila 700 tanker seviyesine ulaşmak.

Ancak güvenlik riskleri dikkat çekiyor. Bölgedeki çatışmalar nedeniyle sınır hattı zaman zaman insansız hava araçları ve topçu atışlarıyla hedef alınıyor. Bu durum, sevkiyatın sürdürülebilirliği konusunda soru işaretleri doğuruyor.

 dsvds
Suriye Genel Gümrük ve Sınır Kapıları İdaresi Başkanlığı heyetinin Irak sınırındaki Yaarubiye Sınır Kapısı’na gerçekleştirdiği inceleme ziyareti (İdare)

Ayyaş, sürecin devamlılığının ekonomik ihtiyaçlar ile sahadaki güvenlik riskleri arasında kurulacak dengeye bağlı olduğunu vurguladı. Ayrıca uzun vadede Irak-Suriye petrol boru hattının yeniden devreye alınmasının daha güvenli ve düşük maliyetli bir seçenek olacağını ifade etti.

Irak’ın, sevkiyat zorlukları nedeniyle petrol üretimini yaklaşık yüzde 80 azaltarak günlük 800 bin varile düşürdüğü kaydediliyor.

Risklere rağmen sevkiyat

Tüm risklere rağmen tanker konvoylarının yola çıkması, tarafların süreci sürdürme kararlılığını ortaya koyuyor. Uzmanlara göre operasyonun başarısı büyük ölçüde iki ülkenin güvenlik güçlerinin güzergâhı ne ölçüde koruyabileceğine bağlı olacak.

Ekonomik tahminlere göre, Irak petrolünün Suriye üzerinden taşınması, Şam yönetimine yıllık 150 ila 200 milyon dolar arasında transit gelir sağlayabilir. Buna ek olarak liman, depolama ve lojistik hizmetlerden de önemli gelir elde edilmesi bekleniyor.

Günlük 600-700 tankerlik hareketliliğin, yakıt tüketimi, bakım ve yol ücretleri üzerinden yerel ekonomiyi canlandıracağı ifade ediliyor. Ayrıca Suriye’nin, anlaşmalar kapsamında daha uygun fiyatlarla petrol veya türevlerine erişim imkânı elde edebileceği belirtiliyor.

Uzmanlar, tüm bu ekonomik kazanımların nihai olarak sevkiyat hacmi ve sınır hattındaki güvenlik istikrarına bağlı olacağını vurguluyor.


Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
TT

Lübnan Cumhurbaşkanı: Ülkemizin egemenliğini korumak için alınan kararları uygulamaya kararlıyız

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn (DPA)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn bugün yaptığı açıklamada, Lübnan’ın egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünü korumaya yönelik alınan kararları uygulama kararlılığını vurguladı.

Avn, Hollanda Başbakanı Rob Jetten ile gerçekleştirdiği görüşmede, ‘Lübnan-Hollanda ilişkilerini tüm alanlarda güçlendirme ve geliştirme arzusunu’ dile getirdi.

Jetten de Avn’ın tırmanışı durdurmak ve Lübnan devletinin tüm topraklar üzerindeki otoritesini tesis etmek için açıkladığı müzakere girişimini desteklediklerini belirterek, ‘Lübnan ordusunun ulusal sorumluluklarını yerine getirebilmesi için Hollanda’nın destek sağlamaya hazır olduğunu’ ifade etti.

Jetten ayrıca, Hollanda’nın zor koşullar altında bulunan Lübnan ve halkının yanında olduğunu vurguladı ve ‘memleketlerinden ayrılmak zorunda kalan Lübnanlılara yardım sağlamak için desteğe hazır olduklarını’ belirtti.

Lübnan Bakanlar Kurulu, 2 Mart’ta olağanüstü toplanarak, Hizbullah’ın tüm güvenlik ve askeri faaliyetlerini yasadışı ilan etmiş ve hareketin faaliyetlerini yalnızca siyasi alanla sınırlamıştı.