Serbest kalan yıldız futbolcular, Avrupa'daki transfer dönemini hareketlendirecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA
TT

Serbest kalan yıldız futbolcular, Avrupa'daki transfer dönemini hareketlendirecek

Fotoğraf: AA
Fotoğraf: AA

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) nedeniyle son iki yılda büyük bir daralma yaşayan dünya futbolu, kulüplerin gelirlerinin yeniden artmaya başlamasıyla eski günlerine dönmeye çalışıyor.
Hem dünya çapında bir futbolcuyu kadrosuna katmak hem bütçesini korumak isteyen kulüpler için yaz transfer dönemi oldukça hareketli geçecek.

Pogba, Manchester United ile yine yol ayırımında
Altyapısından yetiştiği Manchester United'dan 2012'de bonservissiz Juventus'a giden ama 4 yıl sonra 105 milyon avroluk dünya rekoru transfer ücretiyle Manchester ekibine dönen Gine asıllı Fransız futbolcu Paul Pogba, bir kez daha yol ayrımında bulunuyor.
Manchester United ile 6 sezonda tüm kulvarlarda 226 maça çıkan ve 39 gol atan Pogba, birer kez UEFA Avrupa Ligi ve İngiltere Lig Kupası şampiyonlukları yaşadı.
İngiliz ekibini 2016-2018'de çalıştırına Jose Mourinho ile anlaşamayan, Juventus'taki performansının çok gerisinde kaldığı gerekçesiyle de taraftarlarla yıldızı barışmayan 29 yaşındaki futbolcuyla eski kulübü Juventus'un yanı sıra Real Madrid, Paris Saint Germain ve Manchester City ilgileniyor.

Lingard, 20 yıl sonra Manchester'a veda ediyor
Manchester United'da yol ayrımında olan bir başka futbolcu Jesse Lingard olacak.
Lingard, altyapısından yetiştiği Manchester United kariyerinde 5 kez farklı kulüplere kiralık olarak giderken, 20 yıl sonra takımdan ayrılma aşamasına geldi.
Manchester United'ın geçen sezon kadroda tutma kararına karşın ligde 16 kez forma şansı bulan Lingard ile İngiltere'den Tottenham, West Ham United ve Newcastle United, İtalya'dan ise Milan ve oyuncunun eski teknik direktörü Jose Mourinho'nun çalıştırdığı Roma ilgileniyor.
Manchester United ile profesyonel sözleşme imzaladıktan sonra 232 maça çıkan 29 yaşındaki oyuncu, birer kez UEFA Avrupa Ligi, Federasyon Kupası ve lig kupası şampiyonluğu kazandı.

Barcelona, Dembele'yi takımda tutmaya çalışacak
2017 yılında Borussia Dortmund'dan bonuslarla 140 milyon avro ödeyerek Fransız forvet Ousmane Dembele'yi kadrosuna katan Barcelona, 5 yıllık sözleşmesi sona eren 25 yaşındaki futbolcuyu takımda tutmak için çaba harcıyor.
Katalan ekibinde ikisi lig olmak üzere 5 kupa kazanan Dembele, yaşadığı sakatlıklar nedeniyle sekteye uğrayan Barcelona kariyerinde tüm kulvarlarda 150 maça çıktı ve 32 kez rakip fileleri havalandırdı.
Barcelona Kulübü Başkanı Joan Laporta, Chelsea ve Paris Saint Germain'in yakından ilgilendiği Dembele için yaptığı açıklamada, "Burada kalmak istese de bizden daha iyi ve onu daha fazla cezbedecek seçenekler sunulduğunu düşünüyor." demişti.

Isco için Madrid'den ayrılık vakti
Real Madrid formasıyla UEFA Şampiyonlar Ligi'nde 4, LaLiga'da 3 kez şampiyonluk turu atan 30 yaşındaki İspanyol futbolcu Isco, Bernabeu'ya veda etmeye hazırlanıyor.
2013'te geldiği Madrid ekibinde Carlo Ancelotti'nin geçen sezon sadece 3 maçta ilk 11'de sahaya sürdüğü Isco, İspanya Milli Takımı'ndaki yerini de kaybetti.
Avrupa'dan Sevilla, Arsenal ve Tottenham'ın listesinde yer alan Isco ile Galatasaray'ın da ilgilendiği basında yer alıyor.

Cavani, Manchester'dan kupasız ayrılacak
Teknik direktörlüğe Hollandalı Erik ten Hag'ı getiren Mancnhester United'dan ayrılmaya hazırlanan bir diğer futbolcu da Uruguaylı yıldız Edinson Cavani olacak.
İki yıl önce Paris Saint Germain'den bonservissiz Manchester United'a gelen 35 yaşındaki Cavani, UEFA Avrupa Ligi'nde finale çıktıkları ilk sezonunda 17 gol atsa da geçen sezon hem Cristiano Ronaldo'nun gelmesi hem yaşadığı sakatlıklarla beklentilerin uzağında kaldı.
Cavani ile ilgilenen kulüpler arasında Real Madrid, Arsenal, Atletico Madrid ve Juventus da yer alıyor.

Serbest kalan Güney Amerikalı yıldızlar
Arjantinli yıldız futbolcular Paulo Dybala (Juventus) ve Angel di Maria (PSG) ile Uruguaylı Luis Suarez (Atletico Madrid) yeni sezonda sporseverlerin karşısına farklı formalarla çıkacak.
Juventus formasıyla 7 sezonda Serie A'da 5 şampiyonluk yaşayan 28 yaşındaki Dybala'nın yine İtalya'da kalması bekleniyor. Basına yansıyan haberlerde Dybala'nın Inter'le anlaştığı iddia ediliyor.
Dybala'nın vatandaşı 34 yaşındaki Angel di Maria, 7 yıllık PSG kariyerini 14 kupayla kapadı. Juventus ve Barcelona'nın radarındaki Di Maria, Paris ekibinde 295 maçta 92 gol attı.
Barcelona'dan olaylı bir şekilde ayrılan 35 yaşındaki Luis Suarez de 83 maçta 34 gol attığı Atletico Madrid formasına veda etti. Suarez'in Aston Villa, Sevilla ve Inter Miami takımlarından birine gidebileceği basında iddia ediliyor.

Sözleşmeleri yarın sona eriyor
Chelsea'nin Danimarkalı savunma oyuncusu Andreas Christensen, bir dönem Galatasaray'da da forma giyen Belçikalı Jason Denayer ve Fildişi Sahilli Michael Seri, geçen sezon Beşiktaş'ta oynayan Cyle Larin'in de aralarında yer aldığı 30 yaş ve altında serbest kalacak bazı futbolcular şöyle:
Andre Onana
Andreas Christensen
Jason Denayer
James Tarkowski
Mbemba
Alessio Romagnoli
Franck Kessie
Christian Eriksen
Corentin Tolisso
Xeka
Florian Grillitsch
Jean Michael Seri
Andrea Belotti
Divock Origi
Cyle Larin
David Brooks
Adnan Januzaj
Federico Bernardeschi
Cristian Pavon

Bale, Rudiger ve Insigne'nin yeni adresi belli oldu
Bonservisi elinde olan futbolculardan Gareth Bale, Antonio Rudiger, Lorenzo Insigne, Ivan Perisic, Giorgio Chiellini ve Niklas Süle, gelecek sezon forma giyecekleri yeni takımlarıyla sözleşme imzaladı.
İngiliz ekibi Tottenham'da ortaya koyduğu performansın ardından 2013 yılında 100 milyon Avro gibi rekor bir ücretle Real Madrid'e transfer olan Galli futbolcu Bale, inişli çıkışlı grafiğinin ardından İspanya'dan ayrıldı.
Madrid kariyerinde 5 Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu gören 32 yaşındaki Bale, Amerikan 1. Futbol Ligi (MLS) ekiplerinden Los Angeles ile anlaştı. ABD temsilcisi, Juventus'tan ayrılan ve bonservisi elinde bulunan İtalyan savunma oyuncusu Giorgio Chiellini'yi de kadrosuna katmıştı.
Dünyanın en iyi stoperlerinden biri olarak kabul edilen 29 yaşındaki Alman Antonio Rudiger, futbol dışı nedenlerle bu sezon çalkantılı günler geçiren Chelsea'den ayrılma kararı aldı. Geçen sezon Bayern Münih'ten David Alaba'yı bonservissiz alan Real Madrid, bu yıl da Rudiger'i renklerine bağlayarak ustaca bir hamleye daha imza attı.
Napoli formasıyla 400'den fazla maça çıkan ve adını kulüp tarihine altın harflerle yazdıran Lorenzo Insigne de ABD'nin yolunu tutanlardan oldu. 31 yaşındaki futbolcu, MLS ekiplerinden Toronto ile anlaştı.
Inter'den ayrılan 33 yaşındaki Perisic, bir dönem birlikte çalıştıkları İtalyan teknik adam Antonio Conte'nin takımı Tottenham'a, 26 yaşındaki Alman stoper Süle eski takımı Borussia Dortmund'a transfer olurken, Manchester City'e veda eden Brezilyalı futbolcu Fernandinho da kariyerine başladığı Atletico Paranaense'ye döndü.
İngiltere'de 10 Haziran'da başlayan yaz transfer döneminin tarihi, İspanya, Almanya, İtalya ve Fransa'da 1 Temmuz olarak belirlendi. Kulüpler, transfer çalışmalarını 1 Eylül'e kadar sürdürebilecek. Türk kulüpleri için yaz transfer döneminin tarihleri, 17 Haziran-8 Eylül olarak açıklanmıştı.



Fas, Saibari'nin "Dünya Kupası'nın en hızlı golü" ile İskoçya'yı mağlup etti

Saibari golü kutlarken (Reuters)
Saibari golü kutlarken (Reuters)
TT

Fas, Saibari'nin "Dünya Kupası'nın en hızlı golü" ile İskoçya'yı mağlup etti

Saibari golü kutlarken (Reuters)
Saibari golü kutlarken (Reuters)

Fas, Dünya Kupası’nda bu turnuvadaki en hızlı gollerden biri sayesinde İskoçya’yı 1-0 mağlup ederek, C Grubu’ndan çıkma yolunda son 16 turu umutlarını güçlendirdi.

Fas, maçın henüz 70. Saniyesinde İsmail Saibari’nin İbrahim Diaz’ın pasını değerlendirmesiyle öne geçti. Saibari, Fas Aslanları’nın turnuvadaki açılış maçında Brezilya ile 1-1 berabere kaldığı karşılaşmada da golünü atmıştı.

2022 Katar Dünya Kupası’nda yarı finale yükselen Fas, maç boyunca oyunun kontrolünü elinde tutarak birçok gol fırsatından yararlanamasa da üstünlüğünü koruyarak üç puana ulaştı.

Bu sonuçla Fas, grubunda 4 puanla liderliğe yükseldi. Turnuvaya Haiti’yi 1-0 mağlup ederek başlayan ve şu anda ikinci sırada yer alan İskoçya ise Fas’ın bir puan gerisinde bulunuyor. Haiti ise grubun son sırasında yer alıyor. İskoçya, daha sonra Brezilya ile karşılaşacak.


Çimlerin üzerinde yazılan bir efsane: Wimbledon

Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
TT

Çimlerin üzerinde yazılan bir efsane: Wimbledon

Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)
Roger Federer, 8 şampiyonlukla tek erkeklerde en fazla zafere ulaşan tenisçi (Reuters)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta 139.'su düzenlenecek Wimbledon Tenis Turnuvası'nın tarihini ele alıyoruz.

Her sporun bir mabedi vardır. Futbol için Wembley ve boks için Madison Square Garden ne ifade ediyorsa, tenis için de Wimbledon aynı anlamı taşır. Ancak Londra'nın güneybatısındaki bu tarihi kortları farklı kılan şey sadece büyük şampiyonlar ya da kaldırılan kupalar değil.

Wimbledon, neredeyse bir buçuk asırdır değişen dünyaya rağmen özünü koruyabilen ender spor organizasyonlarından biri.

Gelecek hafta dünyanın en iyi tenisçileri yine aynı çimlerin üzerine çıkacak. Kimi ilk zaferinin peşinde koşacak, kimi tarihe yeni bir rekor eklemeye çalışacak.

Fakat aslında korta çıkan her sporcu, 148 yıl önce başlayan uzun bir hikayenin yeni sayfasını yazacak.

Bu hikaye 1877'de başladı.

Bugün milyonlarca kişinin takip ettiği dev organizasyonun ilk turnuvası son derece mütevazıydı.

O dönem adı All England Croquet Club olan kulüp, İngiltere'de hızla popülerleşen yeni bir spor dalı olan çim tenisine de yer açmaya karar verdi ve adını All England Croquet and Lawn Tennis Club olarak değiştirdi. Düzenlenen ilk Wimbledon'da sadece bir kategori vardı: Tek erkekler.

Toplam 22 sporcu mücadele etti. Finalde 27 yaşındaki Spencer William Gore, William Marshall'ı 6-1, 6-2 ve 6-4'lük setlerle mağlup ederek tarihin ilk Wimbledon şampiyonu oldu.

Karşılaşmayı izlemek için yaklaşık 200 kişi birer şilin (bir poundun 20'de biri) ödemişti. Üstelik final planlandığı gün oynanamadı; Londra'nın meşhur yağmuru organizasyonu erteledi ve mücadele üç gün sonra yine pek de elverişli olmayan hava koşullarında tamamlandı.

Belki de bu yüzden Wimbledon'ın kaderinde yağmurla birlikte anılmak vardı. Aradan geçen onlarca yıl boyunca yağış nedeniyle duran maçlar turnuvanın ayrılmaz bir parçası oldu. Ancak 2009'da Merkez Kort'a açılır kapanır çatının eklenmesiyle birlikte bu gelenek teknolojiye yenik düştü.

İlk yıllarda kullanılan raketler bugünkülerle kıyaslanamayacak kadar ilkel, oyuncuların teknikleriyse oldukça farklıydı. Buna rağmen 1877'de belirlenen kuralların büyük bölümü modern tenisin temelini oluşturdu. O gün atılan adımlar, bugün milyarlarca dolarlık bir spor ekonomisinin temel taşlarından biri olarak kabul ediliyor.

Turnuva büyüdükçe kapsamı da genişledi. 1884'de kadınlar ilk kez Wimbledon sahnesine çıktı. Aynı yıl çiftler kategorileri de programa eklendi ve organizasyon gerçek anlamda uluslararası bir şampiyonaya dönüşmeye başladı.

Ancak Wimbledon'ın tarihi sadece başarılarla dolu değil.

I. Dünya Savaşı sırasında, 1915'le 1918 arasında turnuva düzenlenmedi. Aynı durum II. Dünya Savaşı yıllarında da yaşandı. 1940'ta Alman bombardımanında Merkez Kort ciddi hasar gördü, binlerce koltuk kullanılamaz hale geldi.

Kulübün bazı alanları savaş döneminde farklı amaçlarla değerlendirildi, hatta boş alanlarda tarım yapıldı. Buna rağmen savaş sona erdiğinde Wimbledon yeniden ayağa kalktı ve gelenek kaldığı yerden devam etti.

1922'de bugünkü adresi olan Church Road'a taşınan turnuva, ilerleyen yıllarda yeniliklere de öncülük etti. 1967'de renkli televizyon yayını yapan ilk büyük spor organizasyonlarından biri oldu. Milyonlarca kişi ilk kez Wimbledon'ın yemyeşil kortlarını evlerinden izleme fırsatı yakaladı.

Asıl büyük değişimse bir yıl sonra yaşandı.

1968'de başlayan Açık Dönem'le profesyonel tenisçilerin de Grand Slam turnuvalarında mücadele etmesinin önü açıldı. Wimbledon artık sadece amatörlerin yarıştığı bir organizasyon olmaktan çıkıyor, dünyanın en iyi oyuncularını aynı kortta buluşturuyordu. Aynı yıl para ödülleri de dağıtılmaya başlandı. Erkekler şampiyonu 2 bin sterlin kazanırken kadınlar şampiyonu 750 sterlinle yetinmek zorundaydı.

Bu eşitsizlik uzun yıllar sürdü. Ancak sporun değişen dinamikleri ve özellikle kadın tenisçilerin yürüttüğü mücadele sonucunda 2007'de önemli bir karar alındı.

O tarihten itibaren Wimbledon'da kadın ve erkek şampiyonlara eşit para ödülü verilmeye başlandı. Böylece turnuva, kendi geleneklerini korurken çağın gerekliliklerine de uyum sağlayabileceğini göstermiş oldu.

Bugün Wimbledon'ı diğer Grand Slam organizasyonlarından ayıran en önemli özellikse hiç kuşkusuz çim kort.

Avustralya Açık ve Amerika Açık sert zeminde, Fransa Açık toprak kortta oynanıyor. Wimbledon ise hâlâ çimde düzenlenen tek Grand Slam olma özelliğini taşıyor.

Çim zeminde top daha hızlı sekiyor, ralliler kısalıyor ve oyuncuların refleksleri daha fazla önem kazanıyor. Bu nedenle Wimbledon şampiyonu olmak, birçok tenisçi tarafından kariyerin en büyük başarısı olarak görülüyor.

Turnuvanın en dikkat çekici geleneklerinden biri de beyaz kıyafet zorunluluğu. Sporcuların neredeyse tamamen beyaz giyinmesi bekleniyor ve bu konuda oldukça katı kurallar uygulanıyor.

Modern spor dünyasının renkli sponsor anlaşmaları ve gösterişli tasarımları düşünüldüğünde, Wimbledon'ın bu tavrı onu farklı bir yere koyuyor.

Tribünlerdeki çilek ve krema geleneği de aynı şekilde yıllardır yaşatılıyor. Her yaz tonlarca İngiliz çileği ve binlerce litre krema tüketiliyor.

Kraliyet ailesinin turnuvaya olan ilgisi de bu tabloya ayrı bir anlam katıyor. Böylece Wimbledon yalnızca bir tenis turnuvası değil, İngiliz kültürünün önemli sembollerinden biri olarak da varlığını sürdürüyor.

Elbette bütün bu gelenekler, kortta yazılan efsaneler olmasa aynı etkiyi yaratmayabilirdi.

Björn Borg'un soğukkanlılığı, Martina Navratilova'nın 9 şampiyonlukla kırdığı rekor, Pete Sampras'ın çim kort hakimiyeti, Roger Federer'in zarafet dolu oyunu, Serena Williams'ın yıllarca süren hakimiyeti, Rafael Nadal'ın hiç bitmeyen mücadele ruhu ve Novak Djokovic'in modern döneme damga vuran başarıları Wimbledon tarihini zenginleştiren kilometre taşları oldu.

Her kuşak kendi yıldızını yarattı ama turnuvanın ruhu hiç değişmedi.

Belki de Wimbledon'ın gerçek sırrı tam burada yatıyor. Teknoloji değişiyor, raketler hafifliyor, yayın platformları dönüşüyor, para ödülleri katlanıyor ama Merkez Kort'a çıkan her oyuncu hala 1877'de başlayan bir geleneğin parçası olduğunu biliyor.

Gelecek ay yine yeni bir şampiyon kupayı havaya kaldıracak. Belki genç bir yıldız doğacak, belki bir efsane kariyerine yeni bir sayfa ekleyecek. Fakat sonuç ne olursa olsun Wimbledon'ın asıl kazananı yine kendi tarihi olacak.

Çünkü bazı organizasyonlar sadece spor müsabakası düzenlemez; nesiller boyunca anlatılan bir hikaye yaratır. Wimbledon da tam 148 yıldır bunu yapıyor ve tenisin kalbinin neden hala Londra'da attığını her yaz yeniden hatırlatıyor.

Kaynaklar: Wimbledon, Historic UK


Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yetenekleri

Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
TT

Aralarında profesyonel müzisyenler de var... Dünya Kupası yıldızlarının gizli yetenekleri

Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)
Dünya Kupası'nın bazı yıldızları ile müzik arasında çok sıkı bir bağ var. (A.P. - YouTube - X)

Kylian Mbappé, 2026 Dünya Kupası'nda Fransa'nın Senegal'e karşı oynadığı ilk maçta golünü atar atmaz, daha önce hiç görülmemiş bir gol sevinci imza attı. Gol sonrasında alışılageldiği gibi ellerini göğsünde kavuşturmak yerine, flüt çalan birini taklit eden yıldız oyuncu, bu hareketiyle taraftarların kafasında soru işaretleri bıraktı.

Çok geçmeden Mbappé'nin, İngiliz sunucu James Corden'ın "Carpool Karaoke" programına konuk olduğunda bir söz verdiği anlaşıldı. Fransız yıldız, Dünya Kupası'nda Senegal'e atacağı ilk golden sonra bu hareketi yapacağına dair canlı yayında söz vermişti.

Peki ama neden özellikle bu hareket? Cevap oldukça basit: Real Madrid'in yıldızı ve Fransa Millî Takımı'nın kaptanı, çocukluğunda iki yıl boyunca büyüdüğü Paris'in banliyösü Seine-Saint-Denis'deki bir konservatuvarda flüt eğitimi almıştı.

Brezilyalı kalecinin gitar tutkusu

Mbappé müzik enstrümanını erken yaşta bırakıp yerine futbolu seçmiş olsa da Dünya Kupası yeşil sahalarındaki bazı meslektaşları enstrümanlarından hâlâ kopabilmiş değil. Bu isimlerin başında Brezilyalı kaleci Alisson Becker geliyor.

Liverpool'un yıldız file bekçisi profesyonel bir müzisyen olmasa da sık sık elinde gitarıyla, tellere neredeyse hatasız dokunup mırıldanırken görülüyor. Becker; evinde ailesine ve arkadaşlarına, bazen de halka açık etkinliklerde hayranlarına çalıp söylediği videoları sosyal medyasında paylaşmaktan çekinmiyor.

Yeteneğinin en çok öne çıktığı anlardan biri ise Liverpool kulübünün resmi bir etkinliğinde yaşandı. Kulüp marşını gitarıyla çalıp söyleyen Becker, daha sonra bu performansı stadyumda taraftarların önünde de tekrarladı.

Neymar'ın piyano deneyimleri

Becker'in Brezilya Millî Takımı'ndan arkadaşı Neymar Jr. da müzikal denemeler yapıyor ancak onunki biraz daha amatörce kalıyor. Yıldız oyuncunun denemeleri, piyano veya gitar başında popüler melodileri çaldığı kısa seanslarla sınırlı. Neymar, bu kısa kesitleri sosyal medya hesapları üzerinden takipçileriyle paylaşıyor.

Buna karşın kariyerinin başlarında müzik dünyasına adım atma fikri Neymar'ı ciddi şekilde cezbediyordu. Hatta 2016 yılında bir şarkı çıkaracağını duyurmuş, ancak daha sonra bunun sadece bir şakadan ibaret olduğu anlaşılmıştı. Yine de müziğe olan ilgisi hiç bitmedi; ünlü Brezilyalı şarkıcıların dev konserlerinde sık sık onlarla birlikte sahneye çıktı.

Havertz... İlk dokunuş anneannesinin piyanosuna

Almanya Millî Takımı oyuncusu Kai Havertz için piyano sadece geçici bir heves değil. Kalbindeki müzik aşkını ilk uyandıran kişi anneannesi olmuş. Havertz, verdiği röportajlarda çocukken onun evindeki piyanonun başına nasıl oturduğunu ve ilk namelerini orada nasıl çaldığını anlatıyor. Daha sonra kendisi piyano dersleri almaya başlarken, erkek kardeşi de gitar çalmayı öğrenmiş. Bu sanatsal ortam, ergenlik yıllarında onu ciddi ciddi profesyonel bir piyanist olma fikrine itse de sonunda yeşil sahaların büyüsü ağır basmış.

fyujku7
Alman futbolcu Kai Havertz piyano çalarken (Instagram)

Pandemi döneminde bu hobisine geri dönen Havertz, Arsenal ve Almanya Millî Takımı'nın yoğun takvimi nedeniyle şimdilerde piyanoya eskisi kadar vakit ayıramıyor. Ancak röportajlarında piyano çalmanın kendisi için her zaman bir kaçış noktası olduğunu, kendisine huzur ve eğlence verdiğini sık sık dile getiriyor.

Portekiz'den rap ve futbol esintisi

Kovid-19 pandemisi, futbol yıldızlarının gizli yeteneklerini keşfettikleri bir dönüm noktası olmuş gibi görünüyor. Bu isimlerden biri de Portekiz Millî Takımı ve AC Milan'ın yıldızı Rafael Leão.

Pandemi patlak verip maçlar ve antrenmanlar durduğunda Leão henüz 19 yaşında, yolun başındaki bir futbolcuydu. Ev karantinası günlerinde, 2020 yılında rap ve hip-hop sözleri yazmaya başladı ve ertesi yıl ilk albümünü çıkardı. Kısa sürede bir yapım şirketiyle ilk sözleşmesini imzalayan oyuncu, sahne adı olarak doğup büyüdüğü Portekiz'in Seixal şehrinin posta koduna ithafen "Way 45" ismini seçti.

Şarkılarında kendi hayat tecrübelerinden ilham alan Leão, farklı müzik türlerini harmanlıyor. Eserleri Portekizce olsa da Angola kökenli bir baba ve São Tomé'li bir annenin oğlu olarak Afrika kültüründeki köklerini de şarkılarına yansıtmaktan geri durmuyor.

Memphis Depay: Hem futbolcu hem profesyonel şarkıcı

Memphis Depay ise rap müziği futbolla paralel yürüterek işi profesyonel bir boyuta taşıdı. Hollanda Millî Takımı oyuncusunun, 2026 Dünya Kupası'ndaki meslektaşları arasında müziğe en ciddi yaklaşan isim olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Ancak bu sanatsal tutku, özellikle Hollanda'nın PSV kulübünde oynadığı ilk yıllarda Depay'ın başına iş açtı. Dönemin teknik direktörü Fred Rutten durumdan rahatsız oldu ve müziğe olan bu ilginin Depay'ın odağını futboldan uzaklaştırdığını savundu. Teknik direktörünün emirlerine boyun eğen oyuncu, Hollanda ekibinde oynadığı süre boyunca müzikten uzak durdu; ta ki 2017 yılında Fransa'nın Lyon kulübüne transfer olana kadar.

Memphis Depay şu anda oldukça üretken, profesyonel bir rap sanatçısı. Şarkılarında günlük hayatı, insani mücadeleleri ve bir futbolcu olarak yaşadığı deneyimleri konu alıyor.

Messi piyano çalıyor mu?

2017 yılında, dünyaca ünlü futbolcu Lionel Messi bir reklam filminde piyanonun başına geçip Şampiyonlar Ligi marşını büyük bir özgüvenle çaldığında, tüm dünya bir an için onun müziğe adım attığını sandı.

Messi'nin başrolde olduğu ve internette izlenme rekorları kıran bu video bir fenomene dönüşse de gerçek sonradan ortaya çıktı. Piyanonun başındaki asıl kişi, Messi ile aynı kıyafetleri giyen ve koluna geçici olarak Arjantinli yıldızın dövmesinin aynısı yapılan piyanist Tomas Fosch'tan başkası değildi. Geriye kalan her şey ise profesyonel bir kurgu oyunuydu. Bu ustaca montaj, taraftarların tıpkı sahadaki golleri gibi Arjantinli yıldızın piyano notalarında da asla hata yapmadığına inanmasını sağladı.