NATO'nun Stratejik Konsept belgesinde Çin ilk kez, Rusya ise doğrudan tehdit olarak yer aldı

"NATO" ülkelerinin liderlerinin bugün Madrid'de yaptıkları toplantının ardından (AFP)
"NATO" ülkelerinin liderlerinin bugün Madrid'de yaptıkları toplantının ardından (AFP)
TT

NATO'nun Stratejik Konsept belgesinde Çin ilk kez, Rusya ise doğrudan tehdit olarak yer aldı

"NATO" ülkelerinin liderlerinin bugün Madrid'de yaptıkları toplantının ardından (AFP)
"NATO" ülkelerinin liderlerinin bugün Madrid'de yaptıkları toplantının ardından (AFP)

NATO liderlerinin Madrid Zirvesi'nde kabul ettiği yeni Stratejik Konsept belgesinde Çin ilk defa tehdit unsuru olarak zikredilirken, stratejik ortak sayılan Rusya ise bu kez "en önemli ve doğrudan tehdit" olarak sınıflandırıldı.
İspanya'nın başkenti Madrid'de düzenlenen zirvenin ilk gününde liderler, NATO'nun yeni Stratejik Konsept belgesini kabul etti.
Belgede Rusya'nın Ukrayna'da başlattığı savaşın, NATO'nun güvenlik ortamını ciddi şekilde değiştirdiği ve bu çerçevede hazırlanan konseptte NATO'nun temel amacının 360 derecelik bir yaklaşıma dayalı kolektif savunmayı sağlamak olduğunun teyit edildiği belirtildi.
İttifak'ın üç temel görevinin "caydırıcılık ve savunma, kriz önleme ve yönetimi ile iş birlikçi güvenlik" olduğunun altı çizilen belgede "Birbirimizi savunmaya yönelik 5. Madde taahhüdümüzün bel kemiği olarak caydırıcılık ve savunmamızı önemli ölçüde güçlendirme ihtiyacının altını çiziyoruz." ifadesi kullanıldı.

Rusya en büyük tehdit olarak kabul edildi
"Rusya, müttefiklerin güvenliğine yönelik en önemli ve doğrudan tehdittir. Zorlama, yıkma, saldırganlık ve ilhak yoluyla etki ve doğrudan kontrol alanları oluşturmaya çalışıyor." değerlendirmesine yer verilen belgede Rusya'nın bu amaçlarına ulaşmak için NATO müttefiklerine ve ortaklarına karşı geleneksel yöntemlerin yanı sıra siber ve hibrit araçlar kullandığı kaydedildi.
Belgede "NATO çatışma istemiyor ve Rusya için hiçbir tehdit oluşturmuyor. Rusya'nın tehditlerine ve düşmanca eylemlerine birleşik ve sorumlu bir şekilde yanıt vermeye devam edeceğiz. Ancak, riskleri yönetmek ve azaltmak için Moskova ile iletişim kanallarını açık tutmaya istekliyiz." ifadelerine yer verildi.
Avrupa-Atlantik bölgesinde ve NATO ile Rusya arasında istikrar ve öngörülebilirlik istendiğine işaret edilen belgede, "İlişkimizdeki herhangi bir değişiklik, Rusya'nın saldırgan davranışlarını durdurmasına, uluslararası hukuka tam olarak uymasına bağlıdır." ifadesi kullanıldı.

Çin ilk kez tehdit olarak sınıflandırıldı
Yeni Stratejik Konsept belgesinde Çin'e ilk kez yer verilerek, "Çin'in hırsları ve zorlayıcı politikaları, çıkarlarımıza, güvenliğimize ve değerlerimize meydan okuyor. Çin küresel ayak izini ve proje gücünü artırmak için geniş bir yelpazede siyasi, ekonomik ve askeri araçlar kullanırken, stratejisi, niyetleri ve askeri birikimi hakkında belirsizliğini koruyor." değerlendirmesi yapıldı.
Çin'in kötü niyetli hibrit ve siber operasyonları, çatışmacı söylemi, dezenformasyonuyla müttefikleri hedef aldığının belirtildiği belgede, böylece NATO'nun güvenliğine zarar verdiği vurgulandı.
Belgede şunlar kaydedildi:
"Çin, kilit teknolojik ve endüstriyel sektörleri, kritik altyapıyı ve stratejik malzemeleri ve tedarik zincirlerini kontrol etmeye çalışıyor. Ekonomik gücünü stratejik bağımlılıklar yaratmak ve etkisini artırmak için kullanıyor. Uzay, siber ve denizcilik alanları da dahil olmak üzere, kurallara dayalı uluslararası düzeni yıkmaya çalışıyor. Çin ile Rusya arasında derinleşen stratejik ortaklık ve
kurallara dayalı uluslararası düzenin altını oymak için karşılıklı olarak güçlendirici girişimleri, değerlerimize ve çıkarlarımıza aykırıdır."
Çin ile diyalog kanallarının açık olduğunun belirtildiği belgede, "İttifak'ın güvenlik çıkarlarını korumak amacıyla karşılıklı şeffaflık oluşturmak da dahil olmak üzere, Çin ile yapıcı ilişkilere açığız." ifadesine yer verildi.
Belgede müttefiklerin Çin'den yönelen tehditlere karşı daha yüksek farkındalık ve sorumlulukla birlikte çalışacağı bildirildi.

Rusya, İran, Suriye'deki Esed rejimi, Kuzey Kore'nin nükleer ve kimyasal tehdidi
Belgede İran ve Kuzey Kore'nin nükleer ve füze programlarını geliştirmeye devam ettiği, Suriye'deki Esed rejiminin, Kuzey Kore ve Rusya'nın devlet dışı aktörlerin yanı sıra kimyasal silah kullandığına değinildi.
Çin'in de nükleer cephaneliğini hızla genişlettiği ve şeffaflıktan uzak tutum içinde olduğu kaydedildi.

Terörizm en doğrudan tehdit olarak zikredildi
Belgede terörizmin, tüm biçimleri ve tezahürleriyle NATO ülkelerinin vatandaşlarının güvenliğine ve uluslararası barış ve refaha yönelik en doğrudan asimetrik tehdit olduğuna işaret edildi.
Stratejik Konsept belgesinde şunları kaydedildi:
"Terör örgütleri müttefiklere saldırmaya veya saldırıları teşvik etmeye çalışıyor. Ağlarını genişlettiler, yeteneklerini geliştirdiler ve erişimlerini ve ölümcüllüklerini artırmak için yeni teknolojilere yatırım da yaptılar. Uluslarötesi terör ağları ve devlet destekli aktörler de dahil olmak üzere devlet dışı silahlı gruplar, saflarına katmak, harekete geçirmek ve etki alanlarını genişletmek için çatışma ve zayıf yönetişimden yararlanmaya devam ediyor."
Afrika ve Orta Doğu'daki çatışma, kırılganlık ve istikrarsızlığın NATO'nun ve ortaklarının güvenliğini doğrudan etkilediği ifade edilerek, "NATO'nun güney komşusu, özellikle Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Sahel bölgeleri, birbirine bağlı güvenlik, demografik, ekonomik ve siyasi zorluklarla karşı karşıya. Bunlar, iklim değişikliğinin, kırılgan kurumların, sağlıkla ilgili acil durumların ve gıda güvensizliğinin etkisiyle ağırlaşıyor. Bu durum, terör örgütleri de dahil olmak üzere devlet dışı silahlı grupların yayılması için verimli bir zemin sağlıyor." tespitinde bulunuldu.

Siber ve hibrit saldırılar, NATO’nun 5. Maddesi'nin uygulanmasını tetikleyebilir
Belgede, NATO’nun, uzayda ve siber uzayda etkin şekilde çalışma yeteneğini geliştireceğinin altı çizilerek, “Tek veya kümülatif bir dizi kötü amaçlı siber etkinlik veya uzaya yönelik düşmanca operasyonlar, silahlı saldırı düzeyine ulaşabilir ve NATO’yu Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. Maddesini uygulamaya sevk edebilir.” denildi.
Enerji güvenliğinin artırılacağına işaret edilen belgede, istikrarlı ve güvenilir enerji arzına, tedarikçilere ve kaynaklara yatırım yapılacağının altı çizildi.
Müttefiklere yönelik hibrit operasyonların silahlı saldırı düzeyine ulaşabileceği ve NATO’nun Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 5. Maddesi'ni gündeme getirmesine yol açabileceğine işaret edilen belgede, “Ortaklarımızı hibrit zorluklara karşı koymaları için desteklemeye devam edeceğiz ve AB gibi diğer ilgili aktörlerle sinerjileri en üst düzeye çıkarmaya çalışacağız.” ifadesine yer verildi.
Belgede, NATO'nun nükleer kapasitesinin temel amacının barışı korumak ve saldırganlığı caydırmak olduğu vurgulanarak şunlar kaydedildi:
“Nükleer silahlar benzersizdir. NATO'nun nükleer silah kullanmak zorunda kalabileceği koşullar son derece uzak. NATO'ya karşı herhangi bir nükleer silah kullanılması, bir çatışmanın doğasını temelden değiştirecektir. İttifak, bir düşmana kabul edilemez ve herhangi bir düşmanın elde etmeyi umabileceği faydalardan çok daha ağır basan maliyetler getirme yeteneğine ve kararlılığına sahiptir.”

NATO, krizleri ve çatışmaları öngörmek ve önlemek için çabalarını artıracak
Belgede, NATO’nun, nükleer caydırıcı misyonun güvenilirliğini, etkinliğini ve güvenliğini sağlamak için gerekli tüm adımları atacağı bildirilerek, “NATO, güvenilir caydırıcılığını sürdürmeye, stratejik iletişimini güçlendirmeye, tatbikatlarının etkinliğini artırmaya ve stratejik riskleri azaltmaya devam edecektir.” ifadesine yer verildi.
NATO’nun, kimyasal, biyolojik, radyolojik ve nükleer tehditlere karşı savunmasına yatırım yapmayı sürdüreceği belirtilen belgede, ittifakın amacının, Nükleer Silahların Yayılmasını Önleme Antlaşması'nın hedefleriyle tutarlı, nükleer silahların olmadığı bir dünya için güvenlik ortamı yaratmak olduğu kaydedildi.
İttifakın, “krizleri ve çatışmaları öngörmek ve önlemek için çabalarını artıracağı” ifadesine yer verilen belgede, önlemenin, istikrara ve müttefik güvenliğine katkıda bulunmanın sürdürülebilir bir yolu olduğu vurgulandı.

NATO'nun genişlemesi “tarihi bir başarı” olarak kaydedildi
Belgede, NATO'nun genişlemesinin tarihi bir başarı olduğuna dikkat çekilerek, bu durumun, ittifakı güçlendirdiği, milyonlarca Avrupa vatandaşının güvenliğini sağladığı ve Avrupa-Atlantik bölgesinde barış ve istikrara katkıda bulunduğu belirtildi.
NATO’nun açık kapı politikasına atıfta bulunulan belgede, şu ifadeler yer aldı:
“Avrupa-Atlantik barışı ve istikrarına yönelik temel değerlerimizin ve stratejik çıkarımızın bir ifadesi olarak, Kuzey Atlantik Antlaşması'nın 10. Maddesiyle uyumlu açık kapı politikamızı yeniden teyit ediyoruz. İttifakımızın değerlerini paylaşan, üyeliğin sorumluluklarını ve yükümlülüklerini üstlenmeye istekli ve muktedir olan, ittifakımızın değerlerini paylaşan, üyelik ortak güvenliğimize katkıda bulunacak tüm Avrupa demokrasilerine kapımız açıktır. Üyelik kararları, NATO müttefikleri tarafından alınır ve bu süreçte hiçbir üçüncü tarafın söz hakkı yoktur. İttifaka üye olmak isteyen ülkelerin güvenliği bizimkilerle iç içedir. Bağımsızlıklarını, egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini kuvvetle destekliyoruz.”

NATO için Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesi “stratejik öneme sahip”
Belgede, “AB’nin NATO için benzersiz ve temel bir ortak” olduğu vurgulanarak, uzun süredir devam eden iş birliğine dayanarak, NATO-AB stratejik ortaklığının geliştirileceği, siyasi istişarelerin güçlendirileceği ve askeri hareketlilik, dayanıklılık, iklimin etkisi gibi ortak çıkar konularında iş birliğinin artırılacağı kaydedildi.
Batı Balkanlar ve Karadeniz bölgesinin NATO için stratejik öneme sahip olduğuna işaret edilen belgede, ittifakın, bu bölgelerdeki ilgili ülkelerin karşılaştıkları tehditleri ve zorlukları ele alma yeteneklerini güçlendirme ve kötü niyetli üçüncü tarafların müdahalelerine karşı dayanıklılıklarını artırmak için çabalayacağı bildirildi.
İttifakın, Orta Doğu ve Kuzey Afrika dahil ittifakın stratejik çıkarlarına sahip bölgelerin yanı sıra Sahel bölgelerinin ortak güvenlik tehditlerini ve zorluklarını ele almak için ortaklarla birlikte çalışacağına değinilen belgede, şu ifadeler kullanıldı:
“Hint-Pasifik, bu bölgedeki gelişmelerin Avrupa Atlantik güvenliğini doğrudan etkileyebileceği düşünüldüğünde NATO için önemlidir. Yeni ve mevcut kuruluşlarla, bölgeler arası zorluklar ve ortak güvenlik çıkarlarıyla mücadele etmek için Hint-Pasifik'teki ortaklarla diyalog ve iş birliğini güçlendireceğiz.”

NATO’nun Avrupa-Atlantik güvenliği için “vazgeçilmez” olduğu vurgulandı
Belgede, iklim değişikliği konusuna da değinilerek, “Sera gazı emisyonlarını azaltarak, enerji verimliliğini artırarak, temiz enerji kaynaklarına geçişe yatırım yaparak ve askeri etkinlik ve güvenilir bir caydırıcılık ve savunma duruşu sağlarken yeşil teknolojilerden yararlanarak iklim değişikliğiyle mücadeleye katkıda bulunacağız.” denildi.
NATO üyelerinin, savunma ve güvenliği için sorumluluk ve risklerin adil şekilde paylaşılacağına işaret edilen belgede, şunlar kaydedildi:
“Temel görevlerimizi tam olarak yerine getirmek ve kararlarımızı uygulamak için gerekli tüm kaynakları, altyapıyı, yetenekleri ve güçleri sağlayacağız. NATO, Avrupa-Atlantik güvenliği için vazgeçilmezdir. NATO, barışımızı, özgürlüğümüzü ve refahımızı garanti eder. Müttefikler olarak güvenliğimizi, değerlerimizi ve demokratik yaşam tarzımızı savunmak için birlikte durmaya devam edeceğiz.”



Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
TT

Barrack’ın İran müzakerelerinden Irak’ı ayırma planının perde arkası

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD'nin özel temsilcisi Tom Barrack ile görüşmeden bir kare

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, gelecek ay yapacağı ABD ziyareti sırasında petrol zengini ülkesini “iflasın eşiğinden” kurtarmaya çalışırken, Bağdat’ı pazartesi ve salı günleri ziyaret eden ABD’nin özel temsilcisi Tom Barrack ise Bağdat’ın beklenen Amerikan ve bölgesel destekten yararlanabilmesi için silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda “gerekenleri yaptığından” emin olmaya çalışıyor.

Güvenilir kaynaklar ve Iraklı yetkililere göre Zeydi ve arkasındaki etkili Şii partilerden oluşan Koordinasyon Çerçevesi İttifakı, temmuz ortasında Washington’da görüşeceği ABD Başkanı Donald Trump’ın desteğini almayı umuyor. Şii ittifakındaki iki yetkili, ABD’den sağlanacak ve Körfez ülkelerinin de katkı sunabileceği kredilerin Irak’ın mali krizine çözüm olabileceğini belirtti.

Iraklı kaynaklar, devlet hazinesini canlandırma umuduyla onlarca Iraklı iş insanının da Zeydi’ye Washington ziyaretinde eşlik edeceğini aktardı.

Ancak bu beklentilerin gerçekleşmesi yalnızca silahlı grupların silahsızlandırılmasına değil; ekonomik kaynaklarının ortadan kaldırılmasına, mensuplarının hükümete katılımının engellenmesine ve İran’ın Bağdat’taki rant sağlayan kurumlara erişim kanallarının kesilmesine bağlı. Kaynaklara göre Barrack’ın Bağdat ve Erbil’de yaptığı görüşmelerde bu konular öne çıktı.

sdvgft
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, 16 Haziran 2026'da Bağdat'ta ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack ile görüşmesinden bir kare (Reuters)

Parlamentonun güvenoyu vermesinden bu yana Zeydi, Bağdat’ta etkisi gerilemeye başlayan İran nüfuzu ile silahlı grupların gücünü sınırlandırmaya çalışan ABD baskısı arasında yeni bir denge kurmaya çalışıyor. Zamanla hükümetinin taktiksel olarak Washington’a daha yakın bir çizgi izlediği gözlemlendi.

“Başarı Hikâyesi”

Barrack’ın Bağdat’taki girişimleri, İran ve müttefiklerinin büyük tavizler vermeden mevcut gri alanı koruma çabaları ile ABD’nin Irak dosyasını İran’ın nükleer programı ve Hürmüz Boğazı hakkındaki müzakerelerden ayırma isteği arasındaki sessiz mücadelenin işaretlerini ortaya koyuyor. Washington, nihai anlaşmaya kadar 60 günlük bir ateşkes sağlayan mutabakat zaptındaki olası boşluklara karşı önlem almaya çalışıyor.

Salı günü Barrack ve Zeydi, devlet otoritesi dışında faaliyet gösteren tüm silahlı grup ve oluşumların tamamen silahsızlandırılması ve dağıtılması konusunda mutabık kaldı. Bu durum ortak Irak-Amerikan açıklamasında da yer aldı.

Kaynaklara göre ABD’li yetkililer, İran’ın bölgede yeniden nüfuz kazanmak için yeterli zaman ve kaynak elde etmesi ihtimaline karşı Bağdat’ta mümkün olan en büyük kazanımları elde etmeye çalışıyor.

vfrv
Yeni Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, Bağdat'ta İran'ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Âl-i Sadık ile görüşmesinden bir kare

Aynı kaynaklar, Trump’ın yeni Irak hükümetinin bir “başarı hikâyesine” dönüşmesini istediğini, ancak Irak dosyasından sorumlu Amerikan istihbarat çevrelerinin böyle bir değerlendirme için henüz çok temkinli davrandığını ifade etti.

Barrack’ın Bağdat ve Şam özel temsilcisi olarak görev süresinin yenilenmesinin ardından gerçekleştirdiği ilk Irak ziyareti, hükümetin “silahların devlet tekelinde toplanması planı”nı başlatmasından yaklaşık iki hafta sonra ve yetkililerin “boğucu” olarak nitelendirdiği mali krizin zirvesinde gerçekleşti.

Bir Iraklı yetkiliye göre hükümet, en iyimser senaryoda bile üç ay içinde bazı iç yükümlülüklerini yerine getirmekte zorlanabilir.

Mali krizin, Koordinasyon Çerçevesi liderlerini daha gerçekçi bir çizgiye ittiği ve onları kısa sürede silahların devlet kontrolüne alınmasını destekleyen bir kampanyaya yönelttiği belirtiliyor.

Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden Hikmet Hareketi Başkanı Ammar el-Hekim de yakın zamanda Bağdat’ta düzenlenen bir etkinlikte, İran’la savaş yaşanmasa bile ittifakın silahların devlet kontrolüne alınması planını uygulayacağını, bunun bir “iç ihtiyaç” olduğunu söylemişti.

cv
“Seraya es-Selam” üyeleri, 4 Haziran 2026'da Bağdat'ın kuzeyindeki Samarra kentinde Irak devlet yapısına entegrasyon sürecinin başlaması dolayısıyla düzenlenen törende slogan atarken (AP)

Buna rağmen gözlemciler, İran’ın plana yönelik sessizliği nedeniyle sürece kuşkuyla yaklaşıyor. Haziran ayı başından bu yana Tahran yönetimi, Iraklı müttefiklerinin devlet kurumlarına entegrasyou konusunda resmi bir açıklama yapmadı. Buna karşılık İran, Lübnan Hizbullahı ve silah meselesini müzakerelerde gündemde tutmaya devam ediyor.

İran’ın Bağdat Büyükelçisi Muhammed Kazım Al-i Sadık’ın, Barrack’ın Başbakan Zeydi ile görüşmesinden yalnızca iki saat sonra Zeydi’yi ziyaret etmesi dikkat çekti.

Silahsızlandırmanın “Peşinatı”

Bağdat’taki karar alma mekanizmalarında belirgin bir pragmatizm hâkim. Koordinasyon Çerçevesi’nden bir isim, ittifak içinde giderek daha fazla kişinin silahların devlet kontrolüne alınması planına gerçekçi yaklaştığını söyledi.

Yetkili, bazı çevrelerin bu planı Irak’ı izole etmeye hazırlanan bölgesel ve uluslararası aktörlerin güvenini kazanmak için verilen bir “peşinat” olarak gördüğünü belirtti.

Aynı isim, son toplantılarda bazı liderlerin Arap dünyasında şekillenen yeni güvenlik ve siyasi yaklaşım nedeniyle Irak’ın en iyi ihtimalle “dost olmayan ülke” kategorisine girebileceği yönündeki endişelerini dile getirdiğini aktardı.

Bir başka Iraklı yetkili ise şu ana kadar üç silahlı grubu kapsayan planın, Irak’ın Arap ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerindeki sorunları gidermeyi amaçladığını söyledi.

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre bir ABD’li yetkili, haziran başında Koordinasyon Çerçevesi liderlerinden ikisine, silahlı grupların silahlarına erişemeyeceğini doğrulayacak şeffaf mekanizmalar bulunmadığı için mevcut planın daha fazla netliğe ihtiyaç duyduğunu iletti.

Bununla birlikte Washington, süreci yıllardır görülmeyen ölçüde “umut verici bir adım” olarak değerlendiriyor ve ani, radikal silahsızlandırma hamlelerinin zorluklarını anlıyor. Ancak ABD’ye göre başarının ölçütü, sürecin sadece şekli bir uygulama olmadığı konusunda güvence verilmesi olacak.

Şimdiye kadar Selam Tugayları, Asaib Ehl el-Hak ve İmam Ali Tugayları, Haşdi Şabi’den ayrıldıklarını açıklayarak plana katıldı.

Silahların akıbetine ilişkin teknik mekanizma henüz netleşmemiş olsa da hükümete yakın isimler, Başbakan Zeydi’nin artık bu unsurların hareketlerinden ve silahlarından sorumlu olduğunu, geri kalan ayrıntıların ise ikincil önemde bulunduğunu ifade ediyor.

Daha sert bir yaklaşım

Barrack’ın Bağdat ziyareti Zeydi’ye destek vermeyi amaçlıyordu. İki Iraklı yetkiliye göre Washington, hükümetten silahlı grupların silahsızlandırılması konusunda daha sert ve daha net adımlar bekliyor.

Bir başka yetkili, Barrack’ın görüşmelerinde ABD’nin ekonomik büroların tasfiyesini ve İran’ın Irak kaynaklarından yararlanmasının önlenmesini teşvik ettiğini aktardı.

“Iktisadi bürolar” ifadesi Irak’ta yıllardır, silahlı grupların mali ve ticari çıkarlarını yöneten ve gelirlerini artıran yapılar için kullanılıyor.

Bazı çevrelere göre Barrack’ın görevi, petrol, iletişim ve ulaştırma sektörlerinde yatırım yapmaya hazırlanan Amerikan şirketlerinin önündeki engelleri temizleyen bir “mayın temizleyici” rolüne benziyor. Bu sektörlerin son on yılda İran Devrim Muhafızları için önemli gelir alanlarına dönüştüğü belirtiliyor.

vdfb
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack'ı Şam'da kabul ederken (Suriye Cumhurbaşkanlığı)

Batılı diplomatlar ve Iraklı yetkililer, Barrack’ın Zeydi’yi bölgede kabul gören ve başarılı bir ortak olarak konumlandırmaya çalıştığını, ancak bunun silahlı grupların gücüne göz yumarak yapılamayacağını ifade ediyor.

Diplomatlardan biri, Trump’ın Barrack’ın yaklaşımını desteklediğini ancak İran’la yürütülen müzakerelerin zamanlamasını da dikkate alan hızlı sonuçlar istediğini söyledi.

Bir Iraklı yetkili ise Koordinasyon Çerçevesi içinde, Barrack’ın Bağdat’ı Tahran yerine Şam’a yakınlaştıracak yeni bir denklem kurmaya çalıştığı yönünde değerlendirmeler yapıldığını ve Şii siyasi güçlerin bundan rahatsızlık duyduğunu aktardı.

İflas ve toplumsal öfke korkusu

ABD’nin değişimi hızlandırma isteğinin arkasında Irak’ın mali sıkıntıları da bulunuyor.

Kaynaklara göre Şii ittifak liderleri haziran başında Başbakan Zeydi’nin katıldığı bir toplantıda iflas riski ve toplumsal öfke ihtimalini gündeme getirdi.

Toplantıda bir lider, mevcut göstergeler ışığında üç ay içinde maaş ödemelerinde ve diğer iç yükümlülüklerde ciddi sorunlar yaşanabileceğini belirterek, bu durumda halkın tepkisini kontrol edebileceklerine dair garanti bulunmadığını söyledi.

Iraklı gazetecilerin aktardığına göre Zeydi, geçen hafta düzenlenen bir basın buluşmasında devlet hazinesine yalnızca 1 trilyon Irak dinarı (yaklaşık 1 milyar dolar) girdiğini, buna karşılık kamu çalışanlarının maaşları ve diğer harcamalar için yaklaşık 10 trilyon dinara ihtiyaç duyulduğunu ifade etti.

Resmi olmayan tahminlere göre Hürmüz Boğazı’nın kapanması nedeniyle Irak günde yaklaşık 250 milyon dolar gelir kaybetti. Bu durum güney limanlarından yapılan petrol ihracatının yüzde 90’dan fazlasının durmasına yol açtı.

Kaynaklar, Şii ittifak liderlerinin büyük çoğunluğunun hükümetin krizle mücadele için hazırladığı siyasi, güvenlik ve ekonomik reform paketini desteklediğini belirtti.

Bununla birlikte hükümetin Batılı ve Körfezli kreditörlerden finansman sağlamaya çalıştığı, ancak İran’la yaşanan savaşın etkilerinin Bağdat’ın yardım bulma çabalarını zorlaştırdığı ifade ediliyor.

Silahsızlanmanın ödülü

Başbakan Zeydi’yi destekleyen siyasi ittifakı zorlayan başka bir sorun da bulunuyor. Silahsızlanma girişimine katılan bazı gruplar, bunun karşılığında hükümette görev bekliyor.

Bu gruplar yeni makamları “hak edilmiş bir ödül” olarak görüyor. Ancak kendi tabanlarına karşı silah bırakmanın siyasi maliyetinin çok daha yüksek olduğunu düşünüyorlar.

cvfgthy
Irak’taki Haşdi Şabi’ye bağlı bir devriye birliği (Haşdi Şabi Resmî İnternet Sitesi)

Bu nedenle ABD’nin terör listelerinde bulunan kişilerin yeni hükümete girmesine karşı çıkması durumunda söz konusu grupların Zeydi’ye rahatsızlık verecek tepkiler göstermesi bekleniyor.

Kaynaklara göre Koordinasyon Çerçevesi, Zeydi’den Washington’a gitmeden önce boş bakanlık koltuklarını doldurmasını istedi. Ancak Şii ittifak içindeki bir lider, Barrack’ın son görüşmelerde, silahlı gruplarla bağlantılı isimlerin hükümete alınmasının Zeydi’nin Beyaz Saray’da Trump’ın yanında otururken kendisini rahat hissettirmeyeceğini söylediğini aktardı.

Başbakanlık Basın Ofisi, silahlı grupların silahları veya hükümete katılımları konularının gelecek ay Beyaz Saray’daki görüşmede gündeme gelip gelmeyeceğine ilişkin sorulara yanıt vermedi.

Buna rağmen Iraklı yetkililere göre Zeydi, ABD Başkanı Trump’ı, Körfez ülkelerinin de yer aldığı bir kredi ve yatırım koalisyonu oluşturmaya ikna etmeye çalışacak. Bağdat yönetimi bunun karşılığında Amerikan ve bölgesel şirketlere yeni yatırım fırsatları sunmayı planlıyor.


ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.