Cumhurbaşkanı Erdoğan: Verilen sözler önemli ama asıl olan uygulama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
TT

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Verilen sözler önemli ama asıl olan uygulama

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan (AFP)

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İspanya'nın başkenti Madrid'de gerçekleştirilen NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi'nin ardından gazetecilerle bir araya geldi, sorularını yanıtladı.
NATO Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi dolayısıyla geldiği Madrid ziyaretini tamamladığını belirten Erdoğan, Ukrayna'daki savaşla birlikte düşünüldüğünde NATO tarihindeki en önemli zirvelerden birisini başarıyla gerçekleştirdiklerini söyledi.
NATO'nun Avrupa-Atlantik coğrafyasının güvenliği bakımından oynadığı asli rolü bu vesileyle bir kez daha teyit ettiklerini aktaran Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Madrid Zirvesi, bu kritik dönemde birlik ve dayanışma mesajı verilmesi bakımından önemli bir fırsat teşkil etti. Zirvede NATO’nun hedeflerini ortaya koyan ve önümüzdeki dönemde yapılması gereken çalışmalara yön verecek olan yeni Stratejik Konsepti kabul ettik." diye konuştu.
İsveç ve Finlandiya’nın NATO’ya üyelik başvurularının, tabiatıyla zirve bağlamında öne çıkan konulardan birisi olduğunu aktaran Erdoğan, şöyle devam etti:
"Biz, bu noktada en başından beri ortaya koyduğumuz ilkeli ve dirayetli tutumu, Madrid’de de sürdürdük. Bu ülkelerin bilhassa terörle mücadele alanında meşru taleplerimize yönelik bağlayıcı taahhütlerde bulunmaları, somut ve net adımlar atmaları gerektiğini kendilerine ifade ettik. Genel Sekreterin kolaylaştırıcılığında gerçekleştirdiğimiz dörtlü zirve akabinde imzalanan muhtırayla tüm bu hususları kayıt altına aldık. Ülkemizin bu muhtırayla elde ettiği kazanımlar yanında Türkiye özellikle terörle mücadele alanında pek çok ilke imza atmıştır. Kuzey Atlantik Konseyinde ilk kez talebimizle 'Terörizm ve Güney' konulu özel oturum düzenlendi. Terörizmin bütün tür ve tezahürleriyle temel iki tehditten biri olduğu, İttifak'ın en üst rehber belgesine girdi. Sınırlarımız ve ulusal güvenliğimiz temelinde 360 derece yaklaşıma her belgede atıf yaptırdık. Stratejik Konsept'te ilk kez, terör örgütlerinin 'halklarımızın ve topraklarımızın' yanı sıra 'güvenlik kuvvetlerimizi' tehdit ettiğini kayıt altına aldırdık. Ayrıca Finlandiya ve İsveç ile imzaladığımız üçlü muhtıradaki terörizm ve dayanışma hususları tüm müttefikler için yol gösterici olacaktır. Bundan sonra PKK ve FETÖ mensupları için terör propagandası yapmak, ülkemize ve vatandaşlarımıza saldırmak, insanları tehdit etmek, ortalığı yakıp yıkmak çok daha zorlaşacaktır."

"Bizim için aslolan uygulamalardır"
"Her ne kadar muhalefet gölgelemeye çalışsa da NATO Zirvesi, Türkiye için büyük bir diplomatik zafer olmuştur" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu gerçeği sadece muhataplarımız değil akıl, vicdan ve asgari düzeyde diplomasi bilgisi olan herkes tasdik ediyor. Terör örgütüne sırtını dayayanların Türkiye’nin kazanımları karşısında yaşadıkları hayal kırıklığını hepimiz görüyoruz. Elbette verilen sözler önemlidir ama bizim için aslolan uygulamalardır. Terörle mücadelesinde defalarca arkasından hançerlenmiş bir ülke olarak ihtiyatlı davranıyoruz. Bundan sonraki süreçte ülkemize verilen sözlerin yerine getirilip getirilmediğini yakından takip edeceğiz. NATO bağlamında ele aldığımız konuların yanı sıra zirve sırasında pek çok ikili görüşme de gerçekleştirdik. Fransa, Romanya ve Güney Kore Cumhurbaşkanları, Birleşik Krallık ve Hollanda Başbakanları, İspanya Hükümet Başkanı, Almanya ve Avusturya Şansölyelerinin yanı sıra Avrupa Birliği Konseyi Başkanı ile ikili görüşmelerimiz oldu. Amerikan Başkanı Sayın Biden ile de ikili meselelerimizi ve bölgesel konuları ele aldık."
İsveç ve Finlandiya ile yapılan mutabakat ve Türkiye'nin elde ettiği başarı hatırlatılarak, "İkili görüşmelerinizde muhataplarınızın terörle mücadele konusunda samimiyetlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Madrid Zirvesi'nde alınan ve kayda geçen bütün bu kararlar uygulamada ne getirecek ne götürecek bunu tabii zaman içerisinde görme fırsatımız olacak" dedi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Kaldı ki şunu bilmemiz gerekiyor, bu atılan imzalar bu işin bitmesi anlamına gelmiyor. Bazıları zannediyorum biraz da bunun telaşı içindeler. İş bitmiyor. Bu daha bir davettir. Bu davetle bir süreç başlıyor. Bunun ne kadar süreceği belli değil. Şu anda bu tabii kayıtlara giriyor. Bu kayıtlarla birlikte nereye varacak onu da göreceğiz. Ama görünen bir gerçek var ki bunlar şu anda bizim ne kadar doğru yolda olduğumuzun en güzel ispatıdır. Yaptığımız görüşmelerle PKK/PYD/YPG, FETÖ, tüm bu terör örgütleri NATO’nun artık yazılı kayıtlarına giriyor. Bu işin yazılı kayda girmesi ilk defa oluyor. Yani PKK Avrupa Birliğinin metinlerinde vardı ama YPG/PYD ve FETÖ yoktu. Peki sorun bakalım, bunları bu metinlere koydurana kadar nasıl bir mücadele verildi? Biz sinyali verdik, onlar da hemen yaptı gibi bir şey olmadı. Onlar, bu metinlere girmemesi için mücadele verirken, biz de 'Bu metinlere girecek. Girmediği takdirde, kusura bakmayın. Bu bizim kırmızı çizgimizdir.' dedik. Ekiplerimiz görüştüler, konuştular, en sonunda metinlere bunlar da girdi. İş o şekilde davet mektubu haline geldi. Ama daha süreç bitmedi. Bundan sonra daha bu işin uzun bir yolculuğu var, süreci var. Biz sabırla bu mücadeleyi sürdürdük. 'İnşallah sonu da hayır olur.' diyoruz. Buradaki toplantımızda da gerek İsveç gerek Finlandiya’daki terör örgütü faaliyetlerine dair bütün bilgi, belge, görüntüleri tekrar ortaya koyduk. Hem bunları hem de kitapçıkları flash bellekler içinde kendilerine verdik. 'Terör örgütünün ve iltisaklı grupların resimlerini görmeniz, ne yaptıklarını ne ettiklerini bilmeniz lazım.' dedik."
Türkiye'nin 40 yıldır bu mücadeleyi sürdürdüğünü ve 40 bin şehit verildiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Şimdi bütün bu süreçten sonra biz kalkıp da bu terör örgütlerinin faaliyetlerine müsaade edenlere 'el bebek gül bebek buyurun yürüyün mü' diyeceğiz. Burada ayrıca terörizm oturumunda İletişim Başkanlığımızın hazırladığı, terörün gerçek yüzünü ve ülkemizin terörle mücadelesini anlatan bir video yayınladık. O video da tabii bunları çok etkiledi" açıklamasında bulundu.

"Şu anda İsveç ve Finlandiya NATO üyesi olmuş değildir"
İsveç ve Finlandiya'nın kendi kamuoylarından da bazı baskılar olduğu hatırlatılarak, bu iki ülkenin geri adım atması durumunda, üyeliklerinin bloke edilmesi, askıya alınması, üyelik süreçlerinin dondurulmasının mümkün olup olmayacağına yönelik soru üzerine Erdoğan, "Zaten buraya giriş, davet veya kabul böyle bir anda olan işler değil. Makedonya ile ilgili süreç uzun yıllar sürdü. Bunlar böyle hemen olan işler değil. Bu süreç içerisinde ne yapacaklar, nasıl bir yol izleyecekler? Bunlar gerçekleştikten sonra, bu süreçte takip edeceğiz" ifadesini kullandı.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki onay mercinin parlamento olduğunun altını çizerek, şunları söyledi:
"Parlamentomuzun onayı olmadan zaten bu iş yürürlük kazanmıyor. Onun için bu konuda bir telaşa gerek yok. Bundan sonraki şey onların kucağındadır. Şu anda İsveç ve Finlandiya, NATO üyesi olmuş değildir. Bunun bir defa bu şekilde bilinmesi lazım. Ama bu işten cehli olanlar zannediyorlar ki bu iki ülke artık NATO üyesi oldu. Hayır, böyle bir şey yok. Onun için telaşa da gerek yok. Bu işin idraki içinde olanlar bu sürecin nasıl takip edildiğini veya edileceğini gayet iyi bilirler. Bu bakımdan bizler bu müzakereleri arkadaşlarımızla nasıl kararlı bir şekilde yürüttüysek, bundan sonra da aynı kararlılıkla takibini yaparız. Bundan sonraki süreç özellikle İsveç ve Finlandiya’ya aittir. Herhangi bir yanlışları vesaire olduğu zaman zaten kapı gibi belgeler elde, oradan gereğini yaparız."
Erdoğan, "Bu iki ülkeden yakın zamanda bazı terör suçlularının iadesi söz konusu olabilir mi?" sorusunu, "Şimdi bu konuda verilmiş sözler var. Örneğin İsveç 73 teröristi bize gönderecek. Şu anda 3-4 tane gönderdiler. Ama bunlar bizim için yeterli değil. Tabii bunları Adalet Bakanlığımız, Dışişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız yakın markaja alıp takibini yapacak ve 'Bu teröristleri gönderin bakalım.' diyecek. Bunların hepsi bizim taleplerimiz olarak şu anda ortada. Bunlar geldi geldi; gelmediği takdirde gereği ne ise o gereğini de biz her an kurumlarımız ve birimlerimiz vasıtasıyla yapmaya devam edeceğiz" diye yanıtladı.
"NATO’daki terörizm konulu oturumda liderlere gösterdiğiniz videoya reaksiyonları nasıldı?" sorusu üzerine Erdoğan, "Birkaç lider oraya atıfta bulunarak konuşmalarını yaptı. Bu önemliydi. Biz de zaten konuşmamızda özellikle atıfta bulunduk. Ben tesirli olduğu inancındayım. Kendilerine dağıttığımız kitapçıklar ve flash bellek içindeki bilgi ve görsel dokümanlar da herhalde bunları çok daha etkileyecek diye düşünüyorum" dedi.

Türkiye - Rusya ilişkileri
NATO Genel Sekreterinin basın toplantısında, NATO’nun yeni konseptinde doğrudan hedefin ilk olarak Rusya olarak anıldığı hatırlatılarak, "Biz de NATO üyesiyiz. Türkiye’nin Rusya ile olan ilişkilerinde bu yeni konsept zarar verebilir mi?" sorusu üzerine Erdoğan, bu süreçle ilgili olarak Türkiye'nin baştan itibaren bir yaklaşım tarzı olduğunu söyledi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti:
"Bu da nedir? Burada bir denge politikası güderek süreci işletmekten yanayız. Bu denge politikası anlayışımızı, bundan sonraki süreçte de yine devam ettireceğiz. Zira bizim şu anda Rusya ile belli bağlantılarımız var. Bugün bizim kullandığımız doğal gazın yaklaşık yüzde 40’ını oradan alıyoruz. Öbür tarafta şu anda nükleer enerjiyle ilgili Akkuyu Santrali çalışmamız var. Dördüncü bölümünün temeli de birkaç ay içerisinde, belki de temmuz ayı içerisinde atılacak. Dördüncü bölümün temelinin atılmasıyla birlikte bu santralin inşallah süratlenip 2023-2024 gibi devreye alınması söz konusu olacak. Bunu da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanım yakın şekilde takip ediyor. Bunun dışında bizim savunma sanayine yönelik de ilişkilerimiz, irtibatlarımız var. Bütün bunlar şu anda bizi birbirimize ilişkili hale getiren konular. Dolayısıyla da biz hem Rusya ile hem Ukrayna ile bu ilişkileri devam ettireceğiz ve denge politikasıyla da bu işi sürdüreceğiz. İstiyoruz ki diplomasi trafiğimiz buradan kesinlikle zarar görmesin."

"Bir gece ansızın gelebiliriz"
Erdoğan, Suriye'ye yönelik yeni harekatın, hazırlıklar tamamlanır tamamlanmaz başlanacağının söylendiği hatırlatılarak, "Rusya’nın yeni çekinceleri mi söz konusu? Olası harekata yönelik bir ay önce başlayan açıklamaların ardından bir farklılık, bir denklem değişikliği söz konusu mu? Hazırlıkların tamamlanmasından kastınız askeri mi, diplomatik mi?" sorusuna da "Bu konuyla ilgili olarak benim her zaman bir ifadem var, bir gece ansızın gelebiliriz" karşılığını verdi.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları dile getirdi:
"Hiç telaşa gerek yok. Aceleye gerek yok. Biz zaten şu anda o bölgede çalışıyoruz. Malum, bir taraftan Irak’ın kuzeyindeki çalışmalarımız, bir taraftan yine aynı şekilde Suriye’nin kuzeyinde, Afrin’de vesaire çalışmalarımız var. Bu arada tabii üzüntümüz büyük, şehitlerimiz de oluyor ama onlara 1’e 10 bedelini ödetiyoruz. Şu anda bu harekat yürüyor. Ama tabii şu ana kadar anlaşılanın veya anladığınızın ötesinde beklentiler var. Onun da farkındayım. Biraz sabırlı olursak, biz şu anda peyderpey yürüttüğümüz operasyonların fevkinde olanı da inşallah en güçlü şekilde vakti saati geldiğinde gerçekleştiririz."
ABD Başkanı Joe Biden ile yaptığı görüşmede Suriye'de tırlarla teröristlere giden silahların gündeme gelip gelmediğine yönelik soru üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Elbette söyledim. Trump döneminden aldım, dedim ki 'Binlerce tır silah, araç, gereç, mühimmat buraya getirildi.' Biz şimdi burada terörü müzakere edeceğiz. Ama Türkiye’yi hedef alan teröristlere silah, mühimmat, araç, gereç bu şekilde verilirken biz NATO’da ortaklar olarak nasıl dayanışma içinde olacağız?" açıklamasında bulundu.
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Daha önceki zamanlarda Washington yönetimini YPG’ye verilen silahlarla ilgili olarak 'YPG, DEAŞ’a karşı bizim taktik manada desteklediğimiz bir örgüt.' diyordu. Şimdi Türkiye olarak tüm bunları karşı tarafa iletiyoruz. Bu yeni durumu nasıl izah ediyorlar? Yani stratejik ortağına parasıyla vermediği silahları taktik ortağına hibe etmesini Washington yönetimi nasıl açıklıyor?" sorusunu ise "Onların izahından çok biz ne anlıyoruz o önemli. Şahsen Türkiye Cumhuriyeti’nin Reis-i Cumhur’u olarak bana onların getirdiği açıklamalar hiçbir zaman tesir etmez. Niye? Çünkü bizim gördüklerimiz var. Onlar, hiçbir zaman kalkıp da 'evet, bunlar terör örgütüdür.' derler mi? Demeyecekler. Bunların gerçek manada PYD/YPG, DEAŞ, DHKP-C’ye karşı herhangi bir mücadele vermesi veya onlarla savaşması söz konusu olabilir mi?" diye yanıtladı.

"İyi niyeti olsa bu adımları atmaz"
Türkiye-Yunanistan ilişkilerinde bir süredir gergin bir döneme girildiği hatırlatılarak, "Sizin de çok net açıklamalarınız oldu ve en temel mesele zaten adaların silahlandırılması mevzusu. Bu noktada sizin açıklamalarınızın Yunanistan tarafından yeterince anlaşıldığını düşünüyor musunuz?" sorusu üzerine Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi:
"Yunanistan'ın başındaki zatın tavrı zaten belli oldu. Bu tavır karşısında da bazı aracıları devreye sokuyorlar. Yaptığım görüşmelerde hemen hemen bütün cumhurbaşkanları, başbakanlar 'Biz aracı olalım, bir araya getirelim, görüşmeniz olmayacak mı, en azından bu yıl sonuna kadar görüşme yapsanız.' gibi bir yaklaşım ortaya koydular. Biz de kendilerine şunu söyledik; 'Kusura bakmayın, bizim şimdilik bu görüşmeye ayıracak vaktimiz yok.' Çünkü adaları şu anda nasıl silahlandırdıkları ortada. Diğer taraftan hava sahamızı sürekli ihlal ediyorlar. Şimdi bizimle uyumlu bir hale gelecek olan kalkıp da hava sahalarımızı ihlal etmek suretiyle bizi tahrik eder mi? Bir de adalara gidiyor; oralarda beton barınaklar yapmak, çukurlar kazmak suretiyle oralardan da sinyal vermeye kalkıyor. İyi niyeti yok. İyi niyeti olsa bu adımları atmaz. Bunları yaptığına göre, kusura bakmasın, biz bu yıl bir defa Yüksek Düzeyli Stratejik Konsey Toplantısını yapamayız, yapmayacağız. O artık Türkiye'deki gelişmeleri beklesin. Kendisine de çekidüzen versin. Kendisine çekidüzen vermedikten sonra bizim bir araya gelmemiz mümkün değil."

"Çok daha isabetli adımları atmaya devam edeceğiz"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında hem bölgede hem dünyada ülkeler arası ilişkilerde yeni bir dönemin başladığını ifade edilerek, "Bölgesinde ve dünyada Türkiye'nin bu aktif ve etkin rolüyle ilgili siz ne dersiniz? Yeni dönemi siz nasıl yorumlarsınız?" sorusuna "Bir defa siyaset yapıyoruz. Siyaset yapmanın ötesinde 780 bin kilometrekarelik Türkiye'yi yönetiyoruz. 85 milyon nüfusuyla güçlü bir Türkiye var. Bu güçlü Türkiye'mizi bizim geleceğe çok daha güçlü bir şekilde taşımamız, götürmemiz lazım" karşılığını verdi.
Filoya yeni katılan Abdülhamid Han sondaj gemisinin de bu yaklaşımın bir adımı olduğunu belirten Erdoğan, "Tabii bu süreç birilerini rahatsız ediyor. Düşünün 20 yıl önce ne sismik araştırma ne de sondaj gemimiz vardı. Ama şimdi 2 tane sismik araştırma, 4 tane sondaj gemimizle biz Karadeniz'i ve Akdeniz'i sürekli arayacağız, tarayacağız ve buralardan bir netice çıkarmaya çalışacağız. Şu anda bize verilen raporlara göre de inşallah bu yıl sonu itibarıyla önümüzdeki yılın başı itibarıyla neticeler artık gelmeye başlayacak. Çünkü bu konuyla ilgili raporlarda artık sinyaller veriliyor. İnşallah bu doğal gazı, petrolü gördüğümüz andan itibaren bizim tabii bu konuda vatandaşımızı da rahatlatma sürecimiz ayrıca başlayacak" değerlendirmesinde bulundu.
Bu gemilerin sadece Türkiye'de değil ülke dışında da iş göreceklerini belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
"Abdülhamid Han devreye girdiği günlerde, malum siyasi partilerin bir tanesinin başında bulunan ve kendine güya tarihçi diyen hanımefendinin, Sultan Abdülhamid'e çok çirkin bir yaklaşımda bulunması, biraz da bu ismin belirlenmesine vesile oldu. Çünkü biz Sultan Abdülhamid Han hakkında böyle olumsuz ifadeler kullanılmasına fırsat vermeyiz. O, Osmanlı'nın son döneminde 33 yıl bu toprakları yönetmiş, idare etmiş. Kalkacaksın sen ecdadına laf söyleyeceksin. Biz buna asla müsaade etmeyiz. Onun için de orada sondaj çalışması yapan gemimize nasıl Abdülhamid Han ismini verdiysek, inşallah oradan gelecek neticeler de en güzel cevap olacaktır. Ecdadına saygısı olmayanın bu millete de geleceğine de saygısı olmaz. Bu şekilde de adımı atmış olduk. Bütün bu gelişmelerle birlikte inşallah biz 2023'e hazırlanmanın gayreti içerisindeyiz. Bu mücadeleyi milletimizle beraber yürütecek ve NATO'nun 70 yıllık bir üyesi olarak çok daha isabetli, çok daha hayırlı adımları atmaya devam edeceğiz."

"Biz şu anda adayımızı belirlemişiz"
"Altılı masanın adayı henüz belli değil. Bir taraftan da altılı masanın büyük ortağı CHP'nin HDP ile ilişkisinin son dönemde arttığını görüyoruz. Altılı masanın bilhassa da CHP'nin HDP ile olan ilişkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?" sorusu üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
"Daha önce de söyledim, biz şu anda sadece kendimize bakıyoruz. Onların ne yaptığı ne ettiği bizi pek ırgalamıyor. Ama görünen gerçek o ki bu işin üstü şişhane altı kaval. Onun için biz ne yapacağız ne edeceğiz ona bakalım. Bunların altısı, artı birle de yedisi ne gibi adımlar atacaklar, nasıl bir aday belirleyecekler? Biz şu anda adayımızı belirlemişiz, Cumhur İttifakı olarak yolumuza devam ediyoruz. Rabb'im sonunu hayretsin. 2023 inşallah ülkemiz için hayırlara vesile olur."

Pınar Gültekin davası
Cumhurbaşkanı Erdoğan, Pınar Gültekin cinayeti davasından ceza indirim kararı çıktığı hatırlatılarak, "Bu indirim kararına ilişkin değerlendirmeniz nasıl olur? Bir de bu tür suçlarla ilgili idam konusu da gündeme geldi. Kadın cinayetlerine yönelik idam cezası olur mu?" sorusuna karşılık, "Bu konu ile ilgili Devlet Bey'in de zaten bir açıklaması olmuştu. İdam konusu ülkemizin yeniden gündemine gelebilir ve bu tartışmaya açılabilir" dedi.
Pınar Gültekin'in ölümünün rastgele bir ölüm olmadığını belirten Erdoğan, şu ifadelere yer verdi:
"Tamamen burada bir vahşet söz konusu. Bu vahşet, bu millete yakışmaz. Böyle bir şeye katlanmamız da mümkün değil. Bunun için de gerekli müzakereleri, tartışmaları Adalet Bakanım ile de yaptık, bunları konuştuk. Gerekirse bu tekrar gündeme getirilerek tartışma konusu haline gelmeli. Bu tartışmadan ne çıkar bunu görmeliyiz. Ardından da çıkan neticeye göre bir adım atılabilir. Çünkü Pınar Hanım'ın durumunun benzeri birçok vahşet var. Bunlar hakikaten böyle yenilir yutulur şeyler değil. Onun için burada da bu işin müzakeresi, tartışmaları hepsi yapılır. Tabii bu bir Anayasa değişikliği gerektiren de bir konu. Daha önce de söylemiştim, burada Adalet Bakanlığımızın yaptığı çalışmada parlamento böyle bir karar alması halinde ben böyle bir kararı onaylarım."

"Bu ülkede artık laiklik tartışması diye bir şey kalmamıştır"
"Mahmut Ustaosmanoğlu'nun cenazesinde laikliğe uyulmadığı gerekçesiyle Atatürkçü Düşünce Derneği tarafından yargıya başvurulacağının açıklanması ve muhalefet genel başkanlarının taziyelerini bildirmemelerine" ilişkin bir soruyu Erdoğan, şöyle yanıtladı:
"Bunların taziyesi bu kadar önemli mi? Hiç gerek yok. Oraya gelenler, özellikle Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi'nin bütün hayatı boyunca vermiş olduğu mücadeleyi yaşayanlar, buna saygı duyanlar. Ben de bu ülkenin Cumhurbaşkanı olarak orada bulundum. Arkadaşlarımla beraber bulundum. CHP'den de bir arkadaş geldi. O da orada bulundu. Demek ki nasibi olanlar da varmış. Bunlar maalesef nasibi olmayanlar. O söylediğiniz derneklerin zaten tarzlarını biliyorsunuz. Bunlar asla bizi üzmez. Bu ülkede artık laiklik tartışması diye bir şey kalmamıştır. Bunu onlar düşünsün. Laiklikle alakalı bütün tanımlar vesaire hepsi özellikle partimin tüzüğünde de en güzel şekliyle vardır. Biz o çerçeve içerisinde laikliği yaşadık, yaşıyoruz ve birilerinden de icazet almamıza gerek yok. Ana muhalefetin başı bu cenazeyle ilgili bir taziye niye göndermemiş veyahut yavru muhalefet niye göndermemiş; bundan dolayı hiç dertlenmeye gerek yok ki. Herkes nasibini alır. Unutmayın, nasibuke yusibuke; nasibin neyse onu bulursun. Zaten Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi kendisini gerçekten yaşamış, onun duygularıyla amel etmiş, amel etmeye devam edenlerle beraber Hakk'a yürüdü. Güzel olan da o değil mi?"
Cumhurbaşkanı Erdoğan, "İBB Başkanı, Sayın Cumhurbaşkanı beni davet etmiyor diyordu. Acaba cenazeye katılmak için sizden davet mi bekledi?" sorusuna "Böyle bir şeyin daveti olur mu? Bir şeyi unutmayalım. Camiye daveti kim yapar? Müezzin yapar. Ezan davettir. Bu davete icabet eden nasibini alır. Ama buralarla alakası yoksa, seçim zamanı Eyüp Sultan Camisi'ne gidip Kur'an-ı Kerim'i açıp Yasin-i Şerif'i okumaya çalışanlar, kalkıp buralarda da gerek salayı gerekse ezanı duymadıysa, gözleri var görmez, kulakları var duymaz, dilleri var hakkı söylemez, dolayısıyla onların kalpleri körelmiştir" yanıtını verdi.

"Bay Kemal ve CHP zihniyeti milletin hangi sorununu çözmüş"
Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun Türk Ocakları'nın sempozyumunda yaptığı konuşmaya yönelik soru üzerine, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin bu konuda, gayet güzel, sertse sert, taşı gediğine koymaksa en güzel şekliyle bir konuşma yaptığını söyledi.
Bunun da CHP'nin yeni bir takiyesi olduğunu belirten Erdoğan, "Bay Kemal ve CHP zihniyeti milletin hangi sorununu çözmüş de sıra İslam dünyasının meselelerine gelmiş? Oysa Türkiye'de İslam'a sorun olan, dini değerlere karşı duran bizzat kendileri. Bunların milleti kandırmak için atmayacakları takla kalmadı. Ancak milletimiz feraset sahibi. Bunlara gereken dersi sandıkta yine verecektir." dedi.
"Biliyorum ki Asgari Ücret Tespit Komisyonu en ideal seviyeyi belirleyecek"
Asgari ücretle ilgili beklentisinin sorulması üzerine Erdoğan, Asgari Ücret Tespit Komisyonu'nun çalışmasını sürdürdüğünü belirterek, "İnşallah arkadaşlarımız çalışmayı, efradını cami ağyarını mani bir şekilde bitirirler. Biliyorum ki Asgari Ücret Tespit Komisyonu en ideal seviyeyi belirleyecek. Biz de inşallah müjdeli haberi işçilerimizle, emekçilerimizle paylaşırız. Hiçbir vatandaşımızı enflasyona ezdirmeme sözümüz, kararlığımız var. Şartlara göre ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya devam edeceğiz" açıklamasını yaptı.

"NATO'ya nasıl girilir veya girilmez bunlardan haberleri yok"
Muhalefetin, NATO Zirvesi'nde imzalanan üçlü muhtıraya yönelik eleştirilerini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Erdoğan, şunları kaydetti:
"Adı üzerinde muhalefet. Biz bu ülkelerle ilgili 'Bunlar terörle mücadele konusunda terörizme meydan verdiği sürece, teröristlere kapıları açık tuttuğu sürece bizden destek alamazlar.' dedik. Şu anda da aynı noktadayız. Değişen bir şey yok. Eğer NATO toplantısında terör gösterileri ekrana yansıtıldıysa bunun bir anlayışı var. Eğer liderlere kitapları, görüntüleri, belgeleri dağıttıysak bunun bir anlayışı var. 'Buna bir bakın. Burada ne var ne yok bunları görün.' dedik. Tabii iş bitmedi. Ne Kılıçdaroğlu ne Meral Akşener, bunlar siyaseti hala öğrenmiş değiller. Yani NATO'ya nasıl girilir veya girilmez bunlardan haberleri yok. Önce bunu öğrenmeleri lazım. Televizyonlarda bir tanesi, Dışişleri Bakanlarının imza attığı muhtırayla ilgili, Genel Sekreterin de imza attığından bahsediyor. Genel Sekreterin imzası yok. Önce bu işi bir öğren. Burada sadece Türkiye, İsveç ve Finlandiya Dışişleri Bakanlarının imzaları var. Şurası da önemli, bu imzalarla davet süreci başladı. Bunlar NATO'ya girmiş değil. Böyle bir şey de yok. Kaldı ki Türkiye'nin bu işe 'Evet' demesi Tayyip Erdoğan'la da bitmiyor. Nerede bitiyor? Parlamentoda bitiyor. Parlamentonun onay yetkisi var. Bu öyle bir anlaşma. Yani NATO'ya girmesi için bizim bir defa parlamentomuzdan onay alması lazım. Bunları da bilmeleri lazım."

Dezenformasyon yasası
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dezenformasyon yasasıyla ilgili bir soru üzerine, şunları dile getirdi:
"Özellikle bu hafta başka önemli olan bazı yasaların çıkması süreci de vardı. Bunun içinde öğrenci affı, 3600 ek gösterge ve başka yasalar var. Burada mutabakat sağlandı, bir konsensüs oldu. Cumhur İttifakı ile muhalefet şöyle bir anlayışa geldiler, 'Biz önce bu 5-6 tane yasayı hemen çıkaralım, Meclis açıldığında da bunu hallederiz.' dediler. Grup başkanvekili arkadaşımız beni aradı. 'Böyle bir durum var. Mutabakatımız tamam, fakat dezenformasyonla mücadeleyi Meclis'in açılışına bırakmaya ne dersiniz?' dediler. Biz de 'Mademki aranızda böyle bir mutabakat var, hiç olmazsa diğerlerini çıkaralım. Onları hemen yürürlüğe sokmuş oluruz. Böylece bu süreci dayanışma içerisinde bitirmiş oluruz.' dedik ve onu Meclis'in açılışına bırakmış olduk."



Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
TT

Laricani suikastı savaşı nasıl uzatabilir?

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)
İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi’nin merhum Genel Sekreteri Ali Laricani (Reuters)

İran’ın ulusal güvenlikten sorumlu en üst düzey yetkilisi olarak öne çıkan Ali Laricani, ABD ve İsrail ile yaşanan çatışmanın başlangıcından bu yana ülkenin askeri ve diplomatik stratejisinin başlıca mimarlarından biri olarak tanınıyordu.

İsrail dün düzenlediği hava saldırısında Laricani’nin öldüğünü açıkladı. Uzmanlar, bu adımın savaşın süresini uzatabileceği konusunda uyarılarda bulundu.

ABD merkezli CNN, uzmanlara dayandırdığı haberinde, Laricani’nin yokluğunun İran yönetiminden en etkili ve söz sahibi seslerden birini kaybettireceğini ve savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakereleri zorlaştırabileceğini aktardı. Birçok gözlemciye göre Laricani, özellikle son haftalarda yaşanan istikrarsızlık ve Ali Hamaney’in vefatının ardından, fiilen İran’ın lideri konumundaydı.

Alman Uluslararası ve Güvenlik İşleri Enstitüsü’nden araştırmacı Hamid Rıza Azizi, Laricani’nin rejimin derinliklerini iyi bilen bir isim olduğunu, on yıllar boyunca rejimin merkezinde bulunmasının farklı elit kesimler nezdinde geniş bir güven sağladığını söyledi.

Azizi, İran rejiminin birey kayıplarını aşacak kapasitede eğitimli olduğunu, ancak Laricani gibi çok yönlü deneyime sahip kişilerin kolayca yerinin dolmayacağını vurguladı.

Laricani’nin ölümünün savaşın gidişatına hemen yansımayacağını, ancak siyasi kriz yönetimini zorlaştıracağını belirten Azizi’ye göre Laricani, İran’ın siyasi söylemi ve uluslararası ilişkiler konusunda derin bilgiye sahipti.

Azizi, “Savaşın sona erdirilmesi için müzakere edebilecek bir koalisyon oluşturacak kişi, Laricani gibi farklı akımları bir araya getirebilecek eşsiz bir yetkiye sahip olmalı. Mevcut durumda, başlangıcından itibaren büyük ölçüde etkisizleştirilen ılımlı bir lider olan Mesud Pezeşkiyan, böyle bir rolü üstlenemez” değerlendirmesinde bulundu.

Yarım asırlık hizmet

Laricani, yaklaşık elli yıl boyunca, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), güvenlik kurumları, resmi medya ve İran parlamentosunda önemli görevler üstlendi.

İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi, Laricani’nin uzun siyasi kariyerini övdü; onu, ‘hayatının son anına kadar İran’ın ilerlemesi için çalışan bir isim’ olarak nitelendirdi ve dış tehditlere karşı birlik çağrısında bulundu.

Azizi, Laricani tarzı bir kariyerin İran’da nispeten nadir görüldüğünü belirterek, tek eksik konumunun devlet başkanlığı olduğunu ifade etti.

Azizi’ye göre Laricani, İran rejiminin değişken siyasi dinamiklerinde usta bir liderdi ve ‘pragmatik bir muhafazakâr’ olarak sistem içindeki farklı akımlarla çalışabilme kapasitesine sahipti.

1980’lerde İran-Irak Savaşı sırasında DMO’da komutanlık yapan Laricani, daha sonra resmi radyo ve televizyon kurumunun başkanlığını üstlendi.

Laricani, 2000’li yılların başında İran’ın başlıca nükleer müzakerecisi olarak görev yaptı. Batılı diplomatlar onu ‘deneyimli ve zeki’ olarak nitelendirdi. 2004’te Ali Hamaney’in danışmanı olarak atanmasının ardından güvenlik konularında etkisi giderek arttı.

Laricani, 2020 yılına kadar 12 yıl boyunca İran parlamentosuna başkanlık ederek nüfuz alanını genişletti.

2015 yılında CNN ile yaptığı röportajda Laricani, Obama yönetiminin müzakere ettiği ve İran’ın nükleer programını kısıtlaması karşılığında yaptırımların hafifletilmesini öngören anlaşmayı överek, bunu ‘diğer meseleleri daha iyi anlamanın bir başlangıcı’ olarak nitelendirdi.

Geçen yıl İsrail ile yaşanan çatışmanın ardından Laricani, İran Ulusal Güvenlik Yüksek Konseyi Genel Sekreteri olarak yeniden ön plana çıktı ve birçok analist onu ülkenin en etkili karar vericisi olarak gördü.

Laricani’nin ölümü, savaşın süresini uzatabilir. İran devlet medyası pazartesi günü, 71 yaşındaki eski DMO komutanı Muhsin Rızai’nin emeklilikten dönerek yeni Dini Lider Mücteba Hamaney’in askeri danışmanı olduğunu duyurdu.

Azizi’ye göre bu gelişme, liderliğin giderek ‘Irak Savaşı kuşağına’ bağımlı hale geldiğini ve Laricani’nin pragmatik ağırlığı olmadan daha militarist bir tutum benimsemeye meyilli olduğunu gösteriyor.

DMO, Laricani’nin öldürülmesinin yeni saldırılara yol açabileceği konusunda uyarıda bulundu.

İran devlet televizyonu ise bugün, Laricani suikastına yanıt olarak Tel Aviv’in kümelenmiş savaş başlıklı füzelerle hedef alındığını bildirdi.


Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
TT

Tahran'dan Hartum'a stratejik kaos dönemi

Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla
Fotoğraf: AFP / Reuters / Al Majalla

Emced Ferid et-Tayyib

Günümüz dünyası, felaket boyutlarına ulaşan bir stratejik kaos ortamında yaşıyor. Öyle ki çatışmalar artık coğrafi sınırlarla sınırlı kalmayıp giderek artan bir eğilimle açık bölgesel çatışmalara dönüşüyor ve zamanla kapsamları genişliyor. Bu durum, caydırıcılığın aşınması, büyük güçlerin kutuplaşması ve dışarıdan desteklenen devlet dışı aktörlerin yükselişi sonucunda, uluslararası sistemin bölgesel çatışmaları kontrol altına alma ve bunların sınır ötesi çatışmalara dönüşmesini önleme kapasitesinin azalmasıyla öne çıkıyor.

İkinci Dünya Savaşı sonrası çok taraflı uluslararası sistemi saran bu yapısal yetersizlik durumu, Rusya-Ukrayna savaşından başlayarak, ulusal dokunun parçalanması ve Sudan’da patlak veren savaşa, ardından Gazze’deki savunmasız halkın karşı karşıya kaldığı korkunç insani trajediye kadar, arka arkaya gelen silahlı jeopolitik patlamalar karşısında çaresiz kaldı. Bu yetersizliğin en kritik tezahürü ise ABD ve İsrail ile İran arasında doğrudan çatışmanın fitilinin ateşlenmesine kadar uzanıyor. Bu durum, mevcut dünya düzenini en zorlu beka sınavlarıyla karşı karşıya bırakıyor. Bu sınavlar, birbiri ardına çatışmaların fitilinin ateşlenmesine tanık olurken, öncekilerin ateşi sönmeden ya da biraz olsun yatışmadan devam ediyor.

ABD-İsrail ortak askeri operasyonları, 28 Şubat 2026 tarihinde, İran’ın Dini Lideri (Rehber) Ali Hamaney dahil olmak üzere İranlı üst düzey yetkilileri, nükleer tesisleri ve önemli askeri mevzileri hedef alan yoğun hava saldırılarıyla başladı. İran ise buna, sadece İsrail'e değil, saldırıya katılmayan Arap ülkelerine de yüzlerce balistik füze ve insansız hava aracı (İHA) fırlatarak karşılık verdi. Hatta saldırıya uğrayan ülkelerden bazıları, İran'a yönelik saldırıda hava sahalarının kullanılmasına izin vermeyeceklerini açıkça ilan etmişti. İran'ın gerekçeleri ne olursa olsun bu misillemenin, gerginliğin tırmanmasını durdurmak için uluslararası destek elde etmekte kullanılabilecek siyasi sağduyudan yoksun olduğu da bir gerçekti. Ancak İran, komşularını da çatışmanın içine çekerek, bir nevi acı ortaklığı dayatarak, çatışma çemberini genişletmeyi tercih etti. Bu durum, petrol fiyatlarının yükselmesi, gaz üretiminin durması, Hürmüz Boğazı, Süveyş Kanalı ve diğer önemli deniz geçitlerinin kapatılması nedeniyle, bölgeyi ve hatta tüm dünyayı muazzam ekonomik ve güvenlik risklerine açık hale getirdi.

Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir.

Kızıldeniz'in karşı kıyısında ise, Afrika Boynuzu'ndaki istikrarsızlığın en belirgin göstergesi, 2023 yılının nisan ayından beri süregelen Sudan’daki savaş olmaya devam ediyor. Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Sudan'ın komşusu olan birçok ülke bölgesel düzeyde savaşa müdahil oldu. Çad, Sudan'ın batısındaki Hızlı Destek Kuvvetleri (HDK) milislerinin operasyonları için bir harekat üssü, ikmal merkezi ve taktiksel derinlik olmaya devam etti. Ardından, Libya, Uganda ve Kenya'nın milislere silah ve paralı askerlerin ulaşımını kolaylaştırmanın yanı sıra siyasi ve diplomatik destek sağlama ve kendi topraklarında barındırma konusunda da rol oynadığına dair bilgiler ortaya çıktı. Ancak 2 Mart 2026'da Sudan Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi bir açıklamada, Sudan'ın Etiyopya topraklarından kalkan İHA’larla saldırılara maruz kaldığını duyuruldu. Ertesi gün ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü yaptığı açıklamada, ABD'nin Etiyopya topraklarının Sudan'a insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlemek için kullanıldığına dair raporlardan haberdar olduğunu doğruladı. Bu bilgiler, dünyanın İran'daki çatışmaya odaklandığı bir dönemde ve geçtiğimiz yıldan bu yana HDK ile onu destekleyen bölgesel aktörlerin Etiyopya topraklarında bazı kişileri silah altına aldıkları, askeri eğitim kampı kurdukları ve paralı askerlere başvurdukları yönündeki haberlerin tekrarlanmasının ardından aktarıldı.

devfd
Sudan'ın başkenti Hartum'un yakınlarındaki Lamab Mahallesi’nde hasar görmüş bir binanın önünde bir işçi, 30 Temmuz 2025 (AFP)

Sudan, geçmişte olduğu gibi bugün de çok sayıda bölgesel müdahalenin kurbanı olsa da Etiyopya'nın Sudan savaşına müdahil olması, tüm bölgeyi tehdit eden ciddi bir dönüm noktası. Sudan-Etiyopya denklemi, birçok faktörün karmaşıklığıyla iç içe geçti. Bunların başında Sudan'ın iç kesimlerinde Addis Ababa hükümetiyle çatışan Etiyopyalı milis grupların varlığı geliyor. Bu milisler arasında Fano milisleri (Amhara etnik grubu) ve Tigray güçleri bulunuyor. Ayrıca, Aromo güçleri Sözcüsü’nün ‘Etiyopya hükümetinin Sudan halkı ve ordusunun aleyhine yabancı güçleri desteklemesinin kabul edilemez olduğu’ yönündeki açıklamaları da dikkat çekti. Bunların hepsi, Etiyopya Başbakanı Abiy Ahmed'in hükümetiyle geçmişte ve günümüzde gerginlikler ve çatışmalar yaşayan başlıca güçler.

Bunun yanında Etiyopya’nın kuzeyinde Eritre ve güneyinde Somali ile yaşadığı gerilimler, konumunu daha hassas hale getirirken başka ülkelerde savaşa girme seçeneğinin riskini artırıyor. Zira bu, söz konusu ülkelere Etiyopya’ya saldırmak için meşru bir siyasi gerekçe sunabilir. Öte yandan Sudan, Büyük Etiyopya Rönesans Barajı'nın inşasının tamamlanmasının ardından Mısır ile Etiyopya arasında Nil Nehri suları konusunda yaşanan bölgesel gerginliğin üçüncü önemli tarafı. Tüm bu faktörler, Sudan-Etiyopya arasındaki sürtüşmeleri çok taraflı bir patlama potansiyeli barındıran bir alana dönüştürüyor.

Uluslararası alanda tutarlı bir güvenlik sistemini yeniden inşa etme iradesi yok ve bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması.

Bazı ülkeleri -finansman, silahlandırma veya lojistik destek yoluyla- Sudan savaşına çekip bu savaşa dahil etmeye teşvik eden bölgesel güçler, şimdi tüm bölgeyi tehdit eden stratejik bir geri tepmeyle karşı karşıya. Ayrıca, sınır ötesi kimliklerin, kontrolsüz silahların ve çökmüş ekonomilerin kesiştiği bir bölgede, küçük bir kıvılcımın ittifak haritalarını zorla yeniden çizebileceği, kontrol edilemez yollar açıyor.

Rusya-Ukrayna savaşı, Avrupa'yı siyasi, askeri ve mali açıdan tüketti. Avrupa'nın bir uzlaşma sağlamadaki ya da hatta bağımsız bir güvenlik vizyonu oluşturmadaki yetersizliği, kıtayı dış güçlerin iradesinin esiri haline getirdi. Bu zayıflık, Afrika Boynuzu gibi kırılgan bölgelerdeki rolümüze doğrudan yansıdı. Avrupa, Sudan'daki savaşı ve ondan önceki Etiyopya iç savaşı gibi çatışmaları durdurmada herhangi bir aktif rol oynamakta başarısız oldu. Avrupa güçleri Avrupa-Avrasya sahnesiyle meşgulken, kenarlardaki patlamaları kontrol altına alma yeteneği geriliyor.

ds
Gondar ile Sudan sınırını birbirine bağlayan yolda bir kamyonun üzerindeki Etiyopya Ulusal Savunma Kuvvetleri’nden askerler, 24 Şubat 2024 (AFP)

Birleşmiş Milletler (BM), bu bağlamda varoluşsal bir çıkmaza girmiş görünüyor. İran'daki ve ondan önce Ukrayna'da süper güçlerin çatışmaya doğrudan müdahil olması sonucu yaşanan felç hali, Sudan'daki savaşı durdurmadaki başarısızlığı, Gazze'deki insani kriz ve bağlayıcı bir müzakere süreci dayatmadaki zayıflığı, sivilleri koruma konusundaki yetersizliği; bunların hepsi, kolektif güvenlik kavramındaki derin krizin göstergeleridir. BM Güvenlik Konseyi (BMGK) kararları büyük güçler arasındaki kutuplaşmanın gölgesinde kaldığında, BMGK felç olmuş durumda uluslararası düzenin garantörü olmaktan çıkıp onun parçalanışının tanığına dönüşür.

Çatışmalar genellikle açıkça ilan edilmiş bir topyekûn savaş kararıyla değil, yanlış değerlendirmeler, hesaplanmamış tepkiler ya da daha geniş çaplı hesaplaşmalar için kırılgan bir alanın kullanılmasıyla başlar. İran'da olanlar buna bir örnek teşkil ediyor. Afrika Boynuzu'nda şekillenen durum ise bunun daha tehlikeli bir versiyonu olabilir. Çünkü buradaki devletlerin kırılganlığı daha derin, sınırları daha akışkan ve çatışmalarının tarihi daha karmaşık. Uyumlu bir güvenlik sistemini yeniden inşa etmeye yönelik uluslararası bir irade olmazsa, bölgeyi tehdit eden en büyük tehlike, belirli bir saldırı ya da sınır ihlali değil, çatışmaların topyekûn savaşlara dönüşmesini engelleyen kuralların zayıflaması olur.


Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
TT

Laricani suikastıyla Ayetullah'a gönderilen “sert mesaj”

Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)
Tahran'daki bir spor kompleksi dün düzenlenen hava saldırılarında hasar gördü (DPA) Fotoğrafta, geçtiğimiz cuma günü başkentte düzenlenen bir mitingde son kez görünen Laricani yer alıyor (Reuters)

İsrail, dün, İran Ulusal Güvenlik Konseyi Genel Sekreteri Ali Laricani ile Besic Güçleri Komutanı Gulamrıza Süleymani'nin, savaşın başlamasından ve çatışmaların ilk gününde Dini Lider Ali Hamaney'in öldürülmesinden bu yana gerçekleştirilen en hassas suikast operasyonlarından biri olan saldırılarla öldürüldüğünü duyurdu. Bu hamle, yeni Dini Lider Mücteba Hamaeney’e gönderilen ‘sert bir mesaj’ olarak değerlendirildi.

Tahran, Laricani'nin akıbeti konusunda ilk saatlerde sessizliğini korudu. Resmi haber ajansları ise iki ismin öldürüldüğüne dair herhangi bir imada bulunmadan Laricani'nin el yazısıyla yazılmış bir mektubu ve Süleymani'ye ait başka bir mektubu yayınlamakla yetindi. Ancak daha sonra İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO), Süleymani'nin ABD-İsrail saldırılarında öldürüldüğünü doğruladı. Ardından İran Ulusal Güvenlik Konseyi gece saatlerinde bir taziye açıklaması yayınlayarak Laricani'nin de öldürüldüğünü teyit etti.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Laricani'nin ‘İran'ı fiilen yöneten bir çete lideri’ olduğunu belirterek, ona yönelik saldırının Tahran'daki yönetim yapısını zayıflatma ve İranlılara ‘kendi kaderlerini tayin etme fırsatı’ verme çabalarının bir parçası olduğunu söyledi. İsrail Savunma Bakanı Yisrael Katz ise, saldırının İran'ın en önde gelen devlet adamlarından birini ve DMO'nun askeri kanadı olan Besic’in komutanını hedef aldığını doğruladı.

Savaşın on sekizinci günü, Tahran ve çevresinde eşzamanlı patlamalarla İran’a yönelik en şiddetli bombardıman gecelerinden biri yaşandı. Öte yandan İran, İsrail’e ve ABD’nin bölgedeki üslerine yönelik yeni füzeli ve insansız hava araçlı (İHA) saldırılar düzenlediğini duyurdu.

Bu arada Reuters, üst düzey bir İranlı yetkilinin, Ayetullah Mücteba Hamaney başkanlığındaki yeni liderliğin, gerilimi azaltmaya yönelik arabuluculuk önerilerini reddettiğini aktardı. Yetkili, ABD ve İsrail boyun eğmeden önce ‘barış için zamanın uygun olmadığını’ vurguladı.

Washington'da ise ABD Başkanı Donald Trump, gerginliği tırmandıran söylemlerini sürdürdü. ABD'nin İran'ın askeri kapasitesini yok ettiğini vurgulayan Trump, Hürmüz Boğazı meselesinin çatışmanın odak noktası olmaya devam edeceğini belirterek, müttefiklerini boğazın güvenliğini sağlamaya davet etti.

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, Hürmüz Boğazı’nın ‘savaş öncesindeki haline dönmeyeceğini’ söyledi. Kalibaf, boğazın, devam eden çatışmada stratejik bir koz haline geldiğini de sözlerine ekledi.