Riyad Uluslararası Kitap Fuarı kayıtları başladı

Başkent Riyad, 29 Eylül - 8 Ekim 2022 tarihleri arasında sergiye ev sahipliği yapacak (SPA)
Başkent Riyad, 29 Eylül - 8 Ekim 2022 tarihleri arasında sergiye ev sahipliği yapacak (SPA)
TT

Riyad Uluslararası Kitap Fuarı kayıtları başladı

Başkent Riyad, 29 Eylül - 8 Ekim 2022 tarihleri arasında sergiye ev sahipliği yapacak (SPA)
Başkent Riyad, 29 Eylül - 8 Ekim 2022 tarihleri arasında sergiye ev sahipliği yapacak (SPA)

Riyad Uluslararası Kitap Fuarı, dün itibariyle bir sonraki oturumuna katılmak isteyen tüm yerel ve uluslararası yayınevlerine kayıt için kapıyı açtı. Riyad Uluslararası Kitap Fuarı’nın web sitesi üzerinden yapılacak kayıtlar için son tarih 20 Temmuz.
29 Eylül-8 Ekim 2022 tarihleri arasında Kültür Bakanlığı denetiminde ve Edebiyat, Yayın ve Çeviri Kurumu organizasyonunda gerçekleştirilecek olan büyük uluslararası sergiye Riyad ev sahipliği yapacak.
Riyad Uluslararası Kitap Fuarı ziyaretçi sayısı, satış hacmi, kültürel programlarının çeşitliliği ve Arap, bölgesel ve uluslararası yayınevlerinin katılımı açısından en önemli Arap kitap fuarlarından biri olarak kabul ediliyor.
Edebiyat, Yayın ve Çeviri Kurumu, bu etkinliği düzenleyerek, fuarın seçkin kültürel konumunu güçlendirmeyi ve 2030 Vizyonu’na uygun olarak iş programlarını geliştirmek için çalışmayı hedefliyor.



Suudi Arabistan: Abha ve Riyad havalimanlarına yönelik iki saldırıda 3 kişi öldü, 36 kişi yaralandı

Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
TT

Suudi Arabistan: Abha ve Riyad havalimanlarına yönelik iki saldırıda 3 kişi öldü, 36 kişi yaralandı

Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)
Abha Uluslararası Havalimanı (Fotoğraf: Salih el-Gannam)

Suudi Arabistan Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, salı ve çarşamba günlerinde Abha Uluslararası Havalimanı ile Kral Halid Uluslararası Havalimanı'nın tesislerini hedef alan iki saldırıya maruz kaldığını açıkladı. Saldırılarda 3 kişinin hayatını kaybettiği, 36 kişinin yaralandığı ve maddi hasar meydana geldiği bildirildi.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından yapılan açıklamada, Abha Uluslararası Havalimanı'na düzenlenen saldırıda biri Faslı, diğeri Cezayirli iki kadın çalışanın hayatını kaybettiği belirtildi. Açıklamada ayrıca 28 Suudi vatandaşı ile Bangladeş ve Filipinler uyruklu iki kişinin yaralandığı, yaralanmaların hafiften ağır seviyeye kadar değiştiği kaydedildi.

Açıklamada, Kral Halid Uluslararası Havalimanı'na yönelik saldırıda ise Sudanlı bir kişinin hayatını kaybettiği, 5 Suudi vatandaşı, 2 Mısırlı ve bir Pakistanlının bulunduğu 8 kişinin yaralandığı bildirildi. Yaralanmaların hafiften ağır seviyeye kadar değiştiği belirtildi.

Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, acil müdahale ekipleri ve ilgili kurumların saldırıların hemen ardından yürürlükteki prosedür ve planlar doğrultusunda olaylara müdahale ettiğini belirtti. Tüm yaralıların gerekli tıbbi müdahaleyi almaları için derhal hastanelere sevk edildiği kaydedildi.

Açıklamada, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün ilgili güvenlik birimleriyle sürekli koordinasyon içinde hasar tespit çalışmalarını sürdürdüğü ve yolcular ile çalışanların güvenliğini sağlamak, ülkedeki sivil havacılık sisteminin emniyetini korumak için gerekli tüm önlemleri aldığı vurgulandı.

Sistematik saldırılar

Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) Genel Sekreteri Casim el-Budeyvi, Husi saldırılarını "en sert ve en güçlü ifadelerle" kınadı. Budeyvi, sivil havalimanlarının hedef alınmasının ve yolcuların, çalışanların ve sivillerin hayatlarının tehlikeye atılmasının ciddi bir tırmanış ve uluslararası hukuk ile teamüllerin açık bir ihlali olduğunu belirtti.

Budeyvi, yaptığı açıklamada sivilleri ve sivil tesisleri hedef alan, bölgesel ve uluslararası güvenlik ve istikrarı tehdit eden bu sistematik saldırıların kararlı ve caydırıcı bir uluslararası tutum gerektirdiğini ve bunların sürdürülmesine izin verilmemesi gerektiğini ifade etti.

KİK Genel Sekreteri, Körfez ülkelerinin Suudi Arabistan'ın yanında tek saf halinde durduğunu ve ülkenin güvenliği, istikrarı, egemenliği ile vatandaşlarının ve topraklarında yaşayanların güvenliğini tehdit eden her türlü girişim karşısında tam dayanışma içinde olduğunu yineledi. Budeyvi ayrıca Riyad'ın topraklarını, kazanımlarını ve güvenliğini korumaya yönelik tüm tedbirlerini desteklediklerini belirtti.

Şiddetli kınama

Arap İçişleri Bakanları Konseyi, iki havalimanına yönelik Husi saldırılarını şiddetle kınadı. Konsey Genel Sekreterliği, yaptığı açıklamada, "milislerin Suudi Arabistan'daki sivillere ve sivil tesislere yönelik saldırılarını tekrarlamayı sürdürmesini, uluslararası hukuku açıkça ihlal etmesini ve bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit etmesini kesin bir dille kınadığını" belirtti.

Konsey Genel Sekreterliği, Suudi Arabistan'ın güvenliğini, istikrarını ve kazanımlarını korumak, vatandaşları ile ülkede yaşayanların güvenliğini sağlamak amacıyla aldığı tedbirlerde Riyad'la tam dayanışma içinde olduklarını ve Suudi Arabistan'ı tamamen desteklediklerini vurguladı.


Suudi Arabistan, şirketlerinin Suriye pazarına girmesi için yeni yollar açıyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
TT

Suudi Arabistan, şirketlerinin Suriye pazarına girmesi için yeni yollar açıyor

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)
Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, Şam’da düzenlenen Suudi Arabistan-Suriye Yatırım Forumu’nda iş adamlarıyla bir araya geldi. (SPA)

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi, Suudi şirketlerinin Suriye pazarına girişini kolaylaştırmayı ve önümüzdeki aşamalarda yeni sektörel projelere zemin hazırlamayı amaçlayan kurumsal yapı çerçevesinde, halen geliştirilme aşamasında bulunan yaklaşık üç yeni çalışma alanı üzerinde faaliyet yürütüyor.

Suudi Arabistan ile Suriye arasındaki ekonomik ilişkiler, geçen yıldan bu yana gelişme gösterdi. Bu kapsamda, eski Yatırım Bakanı Mühendis Halid el-Falih başkanlığındaki üst düzey Suudi heyeti Şam’ı ziyaret etti. Aralarında 130’dan fazla iş insanı ve yatırımcının bulunduğu heyetin ziyareti, iki ülke arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerinin güçlendirilmesine yönelik resmi ve ekonomik ilginin boyutunu ortaya koydu.

Ziyaret sırasında 11 hayati sektörde 47’den fazla anlaşma ve mutabakat zaptı imzalandı. Toplam yatırım tutarı 6,4 milyar doları aşarken, anlaşmalar gayrimenkul, altyapı, iletişim ve bilgi teknolojileri, sanayi ve diğer sektörleri kapsadı.

Suriye Egemen Varlık Fonu ile koordinasyon

Şarku’l Avsat’ın edindiği bilgilere göre, ihracat ürünlerine doğrudan erişimin kolaylaştırılması ve projelerin uygulanmasında kullanılacak ekipmanlar için geçici giriş işlemlerinin düzenlenmesini de kapsayacak şekilde, kara ve deniz lojistik koridorlarının geliştirilmesini incelemek üzere Suriye Yatırım Kurumu ile koordinasyon sağlanarak ortak bir ekip oluşturulması mekanizması hayata geçirildi.

Bunun yanı sıra, Suudi Arabistan Odalar Federasyonu, Suudi özel sektörünün önündeki mevcut yatırım fırsatlarını takip etmek ve Suriye pazarındaki ilgili kurumlarla iletişimi desteklemek amacıyla Suriye egemen varlık fonuyla doğrudan bir iletişim kanalı oluşturdu.

cvfgh
2025 yılının temmuz ayında düzenlenen yatırım forumu sırasında her iki ülkeden bir dizi iş adamı bir araya geldi. (SPA)

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi’nin kuruluşu, Suriye’nin yeniden imar ve kalkınmada yeni bir aşamaya hazırlandığı döneme denk geldi. Bu durum, finansman ve yatırım kapasitesinin yanı sıra proje geliştirme alanındaki deneyimlerinden yararlanabilecek Suudi özel sektörünün farklı yatırım projelerine ve ekonomik sektörlere katılımının önünü açıyor.

Konsey, kuruluşundan bu yana 2025-2030 dönemi için Suudi Arabistan ile Suriye arasındaki sürdürülebilir ekonomik iş birliğini güçlendirmeyi, yatırım fırsatlarını öne çıkarmayı, stratejik ortaklıkları desteklemeyi ve Suudi şirketlerinin ihracatında ticari ve lojistik işlemleri kolaylaştırmayı hedefleyen bir çalışma planı hazırlamaya başladı.

Plan, Suudi özel sektörünün Suriye’deki yeniden imar ve kalkınma fırsatlarından yararlanmasını; ihracatın desteklenmesi, işlemlerin kolaylaştırılması ve yatırımcılara daha elverişli bir ortam sağlayacak düzenleyici çerçevelerin güçlendirilmesi yoluyla sağlamayı amaçlıyor. Planda altyapı, ticaret ve ihracatın geliştirilmesi, gayrimenkul geliştirme, turizm, sanayi ve gıda güvenliği gibi sektörlere odaklanılıyor.

Yeni yatırımlar

Bu çerçevede, Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi Başkanı Muhammed bin Abdullah Ebu Nayan, konseyin üyeleri arasında uluslararası faaliyet gösteren çok sayıda üst düzey Suudi yetkili ve yatırımcının bulunduğunu belirterek, bunun konseyin iki ülke arasındaki ticari ve yatırım ilişkilerini destekleme ve hedeflerine ulaşma kapasitesini güçlendirdiğini ifade etti.

Suudi Arabistan-Suriye İş Konseyi heyeti, geçtiğimiz ağustos ayında 180 Suudi iş insanının katılımıyla Suriye’nin başkenti Şam’ı ziyaret etti. Heyet, ortak toplantıların yanı sıra hükümet yetkilileriyle 15’ten fazla görüşme gerçekleştirdi. Ayrıca yatırım fırsatları, karşılaşılan zorluklar ve iş birliği alanlarının ele alındığı sekiz sektörel toplantı ve çalıştay düzenlendi.

Ziyaret sırasında, Suudi gayrimenkul geliştirme ve yatırım şirketi Thara’nın 1 milyar doları aşan yatırımla hayata geçireceği Şam View Projesi duyuruldu. Bunun yanı sıra Suudi otel ve tatil köyleri grubu Boudl’a bağlı Narcissus Damascus otelinin yapım çalışmalarının başlatıldığı açıklandı.


Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Şarku’l Avsat’a konuştu: Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, şoklarla başa çıkmak için bir zorunluluk

İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
TT

Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Şarku’l Avsat’a konuştu: Enerji kaynaklarını çeşitlendirmek, şoklarla başa çıkmak için bir zorunluluk

İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)
İran’ın Bender Abbas kenti yakınlarındaki Hürmüz Boğazı’nda gemiler görünürken, kadınlar kürek sörfü yapıyor. (Reuters)

Küresel enerji sisteminin artan jeopolitik risklerle ve darboğazlarla karşı karşıya kaldığı bir dönemde, petrol ticareti akışında son dönemde yaşanan aksamalar, pazarlara erişim yollarının çeşitlendirilmesinin ve şokları emebilecek altyapının önemini bir kez daha ortaya koydu.

Riyad’da düzenlenecek Enerji Haftası öncesinde Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Angela Wilkinson, sistemin aksamalarla başa çıkma kapasitesinin yalnızca üretim hacmiyle ilgili olmadığını; altyapı, taşıma ağları ile üreticiler ve tüketiciler arasındaki ilişkileri de kapsadığını vurguladı.

Suudi Arabistan’da ilk kez düzenlenecek ve Dünya Enerji Kongresi’nin 25’incisine ev sahipliği yapacak Riyad Enerji Haftası etkinlikleri pazar günü başlıyor. Etkinlik; 70’ten fazla bakan, küresel enerji şirketlerinin 300’ü aşkın CEO’su ve 25’ten fazla uluslararası kuruluşun liderlerinin katılımıyla gerçekleştiriliyor.

‘Herkes İçin Enerji Geleceğine Giden Yollar’ teması altında düzenlenen kongre kapsamındaki çalışmalar; enerji güvenliği, küresel petrol ve gaz piyasaları, yatırım ve finansman, yapay zekâ ve dijital dönüşüm, kritik mineraller, karbon yönetimi, doğal gaz ve enerji karmasının geleceğini ele alan 30’dan fazla bakanlık, strateji ve liderlik oturumuna ayrılıyor.

Hürmüz, enerji sisteminin esnekliğini test ediyor

Wilkinson, enerjinin ‘modern dünyada yaşamın her alanının temelini oluşturduğunu’ belirterek, bu nedenle küresel önceliğin küresel enerji ve ekonomi krizine yol açan bölgesel çatışmalarda tırmanmanın önlenmesi olduğunu ifade etti. Enerji sektörü liderlerinin bugün yeni bir jeopolitik ortamda faaliyet gösterdiğini vurgulayan Wilkinson, farklı bölgelerdeki toplumların taşıma rotaları ve rafinasyondan sıvılaştırılmış doğal gaza (LNG), elektrik şebekelerine ve kritik minerallere kadar uzanan çok sayıda şok ve darboğazla karşı karşıya kaldığını kaydetti.

Enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasındaki dengelerin ortadan kalkmadığını, aksine değişip daha da keskinleştiğini belirten Wilkinson, sürdürülebilir bir ilerleme sağlamak için bu unsurlar arasında anlık olarak yeniden denge kurulmasının hayati önem taşıdığını ifade etti. Wilkinson bu değerlendirmesini, Konseyin 65 ülkeden 275’i aşkın enerji sektörü lideriyle yürüttüğü görüşmelerin ardından hazırladığı 2026 Küresel Enerji Üçlemi Raporu sonuçlarına dayandırdı.

Wilkinson, süresi ne olursa olsun krizin en uzun vadeli etkisinin, sektör liderlerinin esnekliği, entegrasyonu ve operasyonel uyumu güçlendirmek; ayrıca bugünün aksamalarını emebilecek, gelecekteki şoklara ve dönüşüm fırsatlarına daha iyi hazırlanabilecek sistemler inşa etmek amacıyla nasıl bir iş birliği yapacağında görülebileceğini sözlerine ekledi.

Suudi Arabistan ve çok yönlü erişim yolları

Wilkinson, Suudi Arabistan’ın üretim kapasitesi ile alternatif ihracat altyapısının, özellikle mevcut güzergahlarda aksamalar yaşandığında küresel enerji piyasalarında kritik bir rol oynadığını ifade etti. Son gelişmelerin ‘tüm riskleri ortadan kaldıran tek bir yol olmadığını’ gösterdiğini belirten Wilkinson, enerji güvenliğinin güçlü bir altyapıya, pazarlara erişim yollarının çeşitlendirilmesine ve üreticiler ile tüketiciler arasında daha fazla iş birliğine dayandığını vurguladı.

frgthyju
Dünya Enerji Konseyi Genel Sekreteri Angela Wilkinson (Dünya Enerji Konseyi)

Körfez bölgesindeki enerji sisteminin esnekliğinin yalnızca bölgenin üretebileceği enerji miktarıyla ölçülemeyeceğini ekleyen Wilkinson, bunun aynı zamanda söz konusu enerjinin limanlar, boru hatları, elektrik şebekeleri ve uluslararası piyasalar aracılığıyla güvenilir bir şekilde taşınabilme kapasitesine de bağlı olduğunu kaydetti.

Yeni altyapı yatırımlarına, şebekelerin güçlendirilmesine ve giderek çeşitlenen ortaklıklara dikkat çeken Wilkinson, bu unsurların sistemin elindeki seçenekleri artırdığını belirtti. Esneklik kavramını ‘sistem içinde seçenekler oluşturmak’ şeklinde özetleyen Wilkinson; bunun enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesi, pazarlara erişim yollarının artırılması, güçlü altyapı ve sağlam uluslararası ilişkiler yoluyla sağlanabileceğini ifade etti.

Tedarikten kapasitelere

Wilkinson, krizin enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasında denge kurma ihtiyacını ortadan kaldırmadığı görüşünü dile getirdi. Ancak Wilkinson, değişen ve bazen çok hızlı ilerleyen durumun, baskıların arttığı ve yeni darboğazların ortaya çıktığı noktalar olduğunu açıkladı.

Enerji sektörü liderlerinin yönettiği dengelerin; jeopolitik gelişmeler, teknolojik yenilikler, iklim değişikliğinin etkileri ile artan talep dinamikleri ve sanayi rekabetçiliği ile birlikte küresel enerji sisteminin yeni bölge ve noktalarına kaydığını ifade etti.

Wilkinson’a göre en büyük dönüşüm, enerji sisteminin arz etrafında şekillendiği bir dünyadan, giderek kapasiteler etrafında örgütlendiği bir dünyaya geçişte görülebilir. Konsey de bu dönüşüme, Küresel Enerji Üçlemi yaklaşımını bir ölçüm çerçevesi olmaktan çıkarıp sistem entegrasyonu, esneklik, enerji güvenliği ve sanayi rekabetçiliğini ele alan bir liderlik diyaloğuna dönüştürerek yanıt veriyor.

Entegrasyonun yalnızca standartların belirlenmesine yönelik teknik bir zorluk olmadığını vurgulayan Wilkinson, bunun aynı zamanda enerji sisteminin bileşenlerinin birlikte verimli çalışmasını sağlamak için gerekli kurumsal, finansal ve insani kapasitelerle de ilgili olduğunu belirtti.

Siyasi coğrafya ve yeni bağımlılıklar

Wilkinson, önümüzdeki 5 ila 10 yıl içinde enerji sektöründeki karşılıklı bağımlılık kararlarında jeopolitiğin öneminin daha da artacağını öngörüyor. Elektrik, yapay zekâ, yeni teknolojiler ve artan talebin önemli birer faktör olmaya devam edeceğini belirten Wilkinson, ancak bu süreçlerin daha parçalı ve rekabetçi bir dünyada evrildiğini vurguladı.

Ülkelerin belirli bir alandaki bağımlılığı azaltma çabalarının; kritik mineraller, teknolojiler, üretim kapasiteleri ya da altyapı üzerinde yeni bağımlılıklar yaratabildiğini keşfettiğini açıkladı.

Liderlerin bu birbiriyle bağlantılı bağımlılıkları yönetme ve giderek büyüyen kapasite açıklarını kapatma biçimlerinin, önümüzdeki on yılda enerji sisteminin şekillenmesine katkı sağlayacağı görüşünü dile getirdi.

Elektrifikasyonun üst düzey aşaması

Elektrik talebinin ivme kazandığı bir dönemde Wilkinson, elektrifikasyonun üst düzey aşaması önündeki en büyük engelin belirli bir teknoloji, politika veya altyapıdan ziyade, tüm enerji sistemini verimli bir şekilde çalıştırabilme kapasitesi olduğunu ifade etti.

Bunun üretim, elektrik şebekeleri, depolama ve yatırımları kapsadığını belirten Wilkinson; bu unsurların her birinin genişletilmesinin tedarik zincirleri, kritik mineraller, eskiyen altyapılar ve vasıflı iş gücü üzerinde yeni bağımlılıklar doğurduğunu açıkladı.

Enerji teknolojilerinin yaygınlaştırılmasının elzem olmayı sürdürdüğünü vurgulayan Wilkinson, ancak bu teknolojilerin uyum içinde çalışmasını sağlamanın giderek büyüyen bir zorluk oluşturduğunu ve yeni kapasiteler gerektirdiğini kaydetti.

Dönüşüme giden tek bir küresel yol yok

Wilkinson, enerji sektöründeki dönüşüm için tek bir küresel yolun bulunduğu fikrini reddederek, farklı kaynaklara, altyapılara, ekonomik ve sosyal ihtiyaçlara göre şekillenen birden fazla yol ve dönüşümün mevcut olduğunu ifade etti.

cvfgbhj
İran’ın Bender Abbas kıyılarına yakın Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)

Küresel Enerji Üçlemi çalışmaları, sektör liderlerinin enerji güvenliği, enerjiye erişimde adalet ve ödenebilirlik ile çevresel sürdürülebilirlik arasında çok daha sık ve dinamik bir şekilde yeniden denge kurmak zorunda kaldıklarını gösteriyor.

Asıl zorluğun bu çoklu öncelikleri eş zamanlı olarak ilerletmek olduğunu belirten Wilkinson, bunlardan birinin ihmal edilmesinin sistemin başka bir noktasında zafiyetler yaratabileceğini vurguladı. Wilkinson, sorunun dönüşümün daha hızlı mı yoksa daha yavaş mı olması gerektiği değil; temiz elektrik ile geleceğin yakıtlarına yönelik artan talebi karşılayabilecek güvenilir, erişilebilir, uygun maliyetli ve sürdürülebilir enerji hizmetlerini inşa edecek şekilde aşamaların nasıl sıralanacağı olduğunu kaydetti.

Egemenlik ve bağımsızlık arasında

Wilkinson, 2030 yılına kadar yeterince dikkate alınmama riski taşıyan unsurlardan birinin ‘enerji egemenliği’ ile ‘enerji bağımsızlığı’ kavramlarının birbirine karıştırılması veya talebin pasif ve öngörülebilir kalacağının varsayılması olduğunu belirtti. Oysa talep, artık daha aktif hale gelerek enerji sisteminin şekillenmesinde doğrudan rol oynuyor.

Modern enerji sistemlerinin doğası gereği karşılıklı bağımlılığa dayandığını ifade eden Wilkinson, bir ülkenin yakıt ithalatına olan bağımlılığını azaltırken; temiz enerji sistemlerini kurmak için gerekli kritik minerallere ve teknolojilere olan bağımlılığını artırabileceğini kaydetti.

Bu nedenle enerji güvenliği, sistemin tüm bileşenlerini ülke sınırları içine taşımak anlamına gelmiyor; aksine bu karşılıklı bağımlılıkları anlamayı ve yönetmeyi gerektiriyor. Küresel enerji sistemi büyüdükçe bu durum, yalnızca üretim kapasitelerinin ötesine bakmayı; elektrik şebekelerinin, santrallerin, tedarik zincirlerinin ve bunlar arasındaki bağlantıların esnekliğini de dikkate almayı zorunlu kılıyor.