İçişleri Bakanlığından Kurban Bayramı tatili için 81 il valiliğine "trafik" genelgesihttps://turkish.aawsat.com/home/article/3742146/i%CC%87%C3%A7i%C5%9Fleri-bakanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1ndan-kurban-bayram%C4%B1-tatili-i%C3%A7in-81-il-valili%C4%9Fine-trafik
İçişleri Bakanlığından Kurban Bayramı tatili için 81 il valiliğine "trafik" genelgesi
Fotoğraf: AA
İçişleri Bakanlığı, Kurban Bayramı tatilinde kara yollarında alınacak tedbirlere ilişkin 81 il valiliğine genelge gönderdi.
İçişleri Bakanı Süleyman Soylu imzasıyla gönderilen genelgeye göre, kara yollarında 7 Temmuz'da başlayacak trafik denetimleri 18 Temmuz'a kadar devam edecek.
Ülke genelinde bu tarihlerde emniyet ve jandarma sorumluluk bölgesinde toplam 114 bin 960 ekip/tim, 210 bin 352 personel görev alacak.
Denetim ve can kaybı arasında ters orantı bulunduğu gerçeğinden hareketle, trafik ekipleri özellikle şehirlerarası kara yolları ve şehir içi ana güzergahlarda ekip ve yaya olarak görünür olacak.
Kurban Bayramı tatili ile 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü'nün aynı döneme rastlamasına bağlı olarak, kara yollarında "turizm ve tarımsal" amaçlı seyahatlerde ve seyahat sürelerinde artışa bağlı trafik yoğunluğunun olumsuz etkileri en aza indirilecek.
Bayramda, trafikte emniyet kemeri kullanımının yaygınlaştırılması ve araç içerisinde emniyet kemeri kullanımının önemi vurgulanacak.
"Bayramınız kemerli olsun" sloganın yer aldığı görseller, billboardlar ve sosyal medya platformları başta olmak üzere kurumsal iletişim sayfaları ile yerel ve ulusal basın-yayın organlarında paylaşılacak.
Kamu kurum ve kuruluşları ile vatandaşların yoğun bulunduğu otogar, havalimanı, alışveriş merkezi, otobüs ve metro durakları ve benzeri alanlarda bu görsellere yer verilecek.
Denetimlerde, yol kullanıcılarını bilgilendirmeye yönelik daha önce gönderilmiş olan materyaller ile "www.trafik.gov.tr" internet adresinde yer alan kamu spotları, yerel televizyon kanalları ve uygun mecralarda yayınlanacak.
"Trafik denetim ekiplerine takviye"
Bayram tatili süresince emniyet ve jandarma trafik personeline trafiğin tanzimi ve denetimi dışında görev verilmeyecek. Genel hizmet/asayiş birimlerinden trafik denetim ekiplerine takviye yapılacak.
Trafik ekiplerinin, özellikle kazaların yoğun olduğu sorumluluk güzergahlarında sürücüler üzerinde "algılanan yakalanma riski duygusu"nun geliştirilmesi amacıyla görünür olmaları sağlanacak.
Belirlenen güzergahlardaki ekip araçlarının tepe lambaları açık olacak, arkadaki araç sürücülerini rahatsız etmemesi için tepe lambalarının arka kısmında bulunan LED grupları kapatılacak.
"Maket/Model Trafik Ekip Aracı" ve "Maket/Model Trafik Personeli" temiz ve bakımlı olacak, araçların gece görünürlüğünün artırılması için tepe lambaları çalışır vaziyette bulundurulacak.
Denetimlerde, sürücü ve yolculara saygı ve nezaket kuralları çerçevesinde bilgilendirme yapılarak, işlemler en kısa sürede tamamlanacak.
"Uygunsuz parklara izin verilmeyecek"
Sadece ihlal yapan taşıtların değil, çevirme ekiplerinin bulunduğu noktalarda da diğer araç sürücüleri durdurularak "yüz yüze iletişim" kurulacak.
Sürücüler, hız yapmamaları, araçta ön ve arka koltuklarda emniyet kemeri takmaları, cep telefonuyla görüşme yapmamaları, okul ve yaya geçitleri ile kavşak giriş ve çıkış noktalarında yayalara yol vermeleri, şerit kullanma ve yakın takip kurallarına riayet etmeleri, kavşaklara yaklaşırken yavaşlamaları ve her 2 saatte bir 10 dakika mola vermeleri konusunda bilgilendirilecek.
Otoyol ve devlet kara yollarında dinlenme tesisleri ile akaryakıt istasyonları kenarlarında sağ şeritte veya bankette uygunsuz durumda bekleme, ağır taşıtların uygunsuz şerit kullanımı, tehlikeli şerit değiştirme, yakın takip, kara yolunda zorunlu haller dışında duraklama ve park etme gibi ihlallerin önlenmesine yönelik tedbirler en üst seviyede alınacak, günlük izlenecek ve parka müsaade edilmeyecek.
Dinlenme tesisleri, akaryakıt istasyonları, yol kenarlarında ürün satışı yapılan yerlerin önlerinde ve banket ile emniyet şeritlerinde duraklama yapma, park etme ile yol kenarı tezgahlarına ait ürün bilgi yazılarının kara yolu kenarları, işaret levhaları ve kara yolu sınır çizgisinin içerisinde bulundurulmasına izin verilmeyecek.
Otobüs denetimlerine ağırlık verilecek
Yoğunluk durumları takip edilerek, gerektiğinde terminal ve ara istasyonlarda takviye personel görevlendirilecek. 66 yaşından gün almış ve 26 yaşından küçük şoförlerin otobüs kullanmalarına izin verilmeyecek.
Otobüslerde sivil personel görevlendirilmesi uygulamasına bu bayramda da devam edilecek.
Terminal ve izin verilen yerler dışında şehirlerarası otobüslerin kalkışlarına izin verilmeyecek. Terminallere giriş çıkış yapan bütün otobüs ve şoförler ile takograflar denetlenecek.
Otobüslerde emniyet kemeri kullanımına ilişkin denetimlere ağırlık verilerek yolcular "otobüslerin karıştığı trafik kazalarında araçların devrilmesi ve araçtan dışarı savrulmalarının önlenmesi amacıyla emniyet kemeri kullanmaları", şoförler ise "taşıt kullanırken cep telefonuyla konuşmamaları" konularında bilgilendirilecek.
"Helikopter, drone, İHA denetimi"
İhtiyaç duyulduğunda, Polis ve Jandarma Trafik Ekiplerince müşterek denetimler gerçekleştirmek üzere karma ekipler oluşturulacak.
Bayram süresince helikopter, drone ve İHA türü hava taşıtlarından özellikle trafiğin yoğunlaşacağı (tatilin başlangıç ve bitiş) tarihler başta olmak üzere, trafik düzenleme ve denetleme faaliyetlerinde azami şekilde yararlanılacak.
Son 3 yılda bayram tatillerinde kazaların yoğun olarak meydana geldiği ilk 20 güzergahtaki tedbirler, daha etkili ve yoğun şekilde planlanacak. Bu güzergahlarda arada kontrolsüz alanlar bırakılmayacak şekilde birbirinin devamı niteliğinde ekipler görevlendirilecek.
Radarla hız denetimleri, özellikle hız kaynaklı kazaların yoğunlaştığı yerlerde gerekli işaretlemeler yapılarak gerçekleştirilecek.
"Tarımsal araçlar denetlenecek"
Trafiğin yoğun olduğu 16.00-20.00 saatleri, yolcu otobüslerinin karıştığı ölümlü ve yaralanmalı trafik kazalarının sıklıkla meydana geldiği 02.00-08.00 saatleri ve günün ilk ışıklarında şoförler araç dışına davet edilerek gerekli kontroller ve bilgilendirmeler yapılacak.
Uykusuzluk ve yorgunluk belirtileri görülen sürücülerin denetim noktaları ve araç dışında dinlenmeleri sağlanacak.
Ağır tonajlı taşıtlar ile traktörlerde bulundurulması zorunlu malzeme ve gereçler, kasa ve römorkların arkasındaki reflektörler ile koruma çerçeveleri kontrol edilecek.
Tarımsal faaliyetler kapsamında göç alan ve veren yerler arasında trafik denetimleri artırılacak. Mevsimlik tarım işçilerini taşıyan kara yolu araçlarının 00.00-06.00 saatlerinde şehirlerarası yolculuk yapmalarına izin verilmeyecek.
Tarımsal faaliyetlerin yoğun olarak yapıldığı bölgelerde kara yolunda tarımsal zirai araçlar, traktörler, biçerdöverler ve benzeri araçların uygunsuz olarak trafikte seyretmelerine müsaade edilmeyecek.
"Modifiye araçlar men edilecek"
Modifiye edilmiş araç, uygunsuz egzoz ve ışık donanımları ile harici ses sistemi kullanılmasının önlenmesi amacıyla asayiş ekipleriyle müşterek denetimler yapılacak, belirlenen araçlar trafikten men edilecek.
Motorlu bisiklet ve motosiklet kullanıcılarının koruma başlığı ve gözlüğü kullanmasının trafik kazalarında hayat kurtarmadaki önemine ilişkin farkındalığı artırmak amacıyla eğitim ve denetim faaliyetleri artırılacak.
Alkol ve uyuşturucu etkisinde araç kullananlara yönelik 00.00-02.00 saatlerinde hedef bölge, cadde ve sokaklarda denetimlere ağırlık verilecek.
Araç trafiğiyle yaya trafiğinin de yoğunlaşacağı değerlendirilen kurban satış ve kesim alanları, şehitlik, mezarlık ve alışveriş merkezleri gibi alanlarda, yaya güvenliğini sağlayacak şekilde ilave trafik tedbirleri genel hizmet personelinin de katkısıyla alınacak.
Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5326355-mekke-i%CC%87ttifak%C4%B1-suudi-arabistan%E2%80%99-y%C3%B6nelik-sald%C4%B1r%C4%B1lara-kar%C5%9F%C4%B1-ortak
Mekke İttifakı, Suudi Arabistan’a yönelik saldırılara karşı ortak caydırıcılığı devreye sokuyor
Suudi Arabistan Savunma Bakanı Prens Halid bin Selman, Mekke Savunma İttifakı'nın Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi toplantısının, üye ülkelerin Suudi Arabistan ve kutsal mekanlara yönelik saldırılar karşısında dayanışma içinde olduğunu ve ittifak çerçevesinde saldırılara ve bunların arkasında duranlara karşı ortak caydırıcılığın devreye sokulmasını teyit ettiğini söyledi.
Ortak açıklamada, Suudi Arabistan, Pakistan ve Türkiye'nin pazartesi günü Riyad'da düzenlenen komitenin olağanüstü toplantısında Suudi Arabistan'ın karşı karşıya olduğu güvenlik gelişmeleri ve tehditleri ele aldığı belirtildi. Açıklamada, Mekke ve Medine'yi hedef alma girişimi ile kentlere ve sivil ve ekonomik tesislere yönelik devam eden saldırılar en sert şekilde kınandı. Suudi Arabistan'ın güvenliğine ve toprak bütünlüğüne yönelik her türlü saldırı veya tehdidin kesinlikle reddedildiği vurgulandı.
Komite, ortak savunma yükümlülüklerinin fiilen uygulanmasına derhal geçilmesine ve üzerinde mutabık kalınan asker ve askeri kapasitenin Suudi Arabistan'a konuşlandırılmasını sağlamak için gerekli adımların hızla atılmasına karar verdi. Bu adımların, taraf ülkelerin yürürlükteki düzenlemeleri ve ulusal mevzuatları doğrultusunda atılacağı belirtildi. Böylece askeri hazırlık ve entegrasyonun güçlendirilmesi, tehditlere karşı ortak mücadele ve müdahale kapasitesinin artırılması hedefleniyor.
Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi, pazartesi günü Riyad'da toplandı. (SPA)
İttifak ülkeleri, her bir ülkenin güvenliğinin tüm üyelerin ortak güvenliğinin bir parçası olduğunu teyit etti. Anlaşmanın somut adımlara dönüştürülmesinin ortak savunma taahhüdünün güvenilirliğini ortaya koyduğu, caydırıcılığın etkinliğini artırdığı ve üç ülkenin güvenliklerini, egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini anlaşma hükümleri doğrultusunda koruma konusundaki birlik ve kararlılığını gösterdiği ifade edildi.
Pakistan ve Türkiye, Suudi Arabistan Silahlı Kuvvetleri'nin teyakkuz ve hazırlık seviyesinin yanı sıra Krallığın karşı karşıya olduğu tehdit ve saldırılara karşı koyarken sergilediği profesyonel performans ve yüksek kapasiteyi takdir etti. İki ülke, Suudi Arabistan'ın güvenliği ve toprak bütünlüğünün korunmasına yönelik çabaları da övdü.
Mekke Savunma İttifakı Siyasi ve Savunma Stratejisi Komitesi'nin Riyad'daki olağanüstü toplantısından bir kare. (SPA)
Mekke Savunma İttifakı'nın kurumsal yapısının oluşturulması kapsamında komite, Pakistanlı emekli Korgeneral Numan Mahmud'u üç yıllığına ittifakın ilk genel sekreteri olarak atadı. Komite, Mahmud'a görevinde başarı dileyerek ittifakın geliştirilmesine ve hedeflerine ulaşmasına katkı sağlayacağına olan güvenini ifade etti.
Komite ayrıca toplantı öncesinde yürütülen siyasi ve askeri istişarelerin sonuçlarını değerlendirdi ve kendisine sunulan tavsiyeleri onayladı. Açıklamada, Mekke Savunma İttifakı'nın ortak savunmaya yönelik güçlü bir taahhüdü ve tehditlere karşı ortak bir tutumu temsil ettiği vurgulandı.
Lübnan, Türk-İsrail çekişmesinin mayın tarlasında yol alıyorhttps://turkish.aawsat.com/arap-d%C3%BCnyasi/5326328-l%C3%BCbnan-t%C3%BCrk-i%CC%87srail-%C3%A7eki%C5%9Fmesinin-may%C4%B1n-tarlas%C4%B1nda-yol-al%C4%B1yor
Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)
Lübnan, Türk-İsrail çekişmesinin mayın tarlasında yol alıyor
Lübnan'ın güneyindeki Sayda köyünde bir Türk inşaat şirketinin üssünde, Birleşmiş Milletler Lübnan Geçici Gücü'ne (UNIFIL) ait araçlar park halinde görülüyor (AFP)
Süreyya Şahin
Temmuz ayı sonunda Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Başbakan Nevaf Selam'ın Ankara ziyaretlerinin ardından Lübnan-Türkiye ilişkilerinde yeni bir başlangıç yaşanırken, İsrail'in ağustos ayında Suriye'nin kuzeyinde, ağırlıklı olarak Türk nüfuzu altında olduğu düşünülen Ebu’z Zuhur Havaalanını bombalaması sonucu Türk-İsrail ilişkilerindeki gerilim tırmandı.
Bu durum, özellikle 2024 ve 2026 yıllarında girişilen Gazze ve İran'a destek savaşının ardından işgal ettiği Lübnan topraklarından İsrail'in çekilmesi için müzakereler yürüten Lübnan'ın, Türkiye ve İsrail dosyaları ile onlarla bağlantılı son derece hassas ve kırılgan meseleler karşısındaki kırılgan konumuna dair birçok soruyu gündeme getirdi.
Lübnan ve Türkiye arasında atılan önemli adımların, 26 Haziran'da Lübnan ile “Çerçeve Anlaşması”nı imzalayan İsrail'i rahatsız ettiğine şüphe yok. Bu çerçeve kapsamında yedi görüşme turu yapıldı ve sekizincisinin önümüzdeki ekim ayında yapılması bekleniyor.
Türkiye'ye siyasi bir mesaj niteliğinde olan Ebu’z Zuhur'un bombalanmasının ardından, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, İsrail'in Türkiye'yi Suriye'de askeri üs kurmaması konusunda uyardığını belirtti. Zira İsrail'de, Suriye-Türkiye askeri iş birliği konusu başta olmak üzere, Türkiye'nin bölgedeki rolüne ilişkin artan bir endişe var.
Türkiye'nin İsrail'i tanıyan ilk Müslüman çoğunluklu ülke olduğunu ve onunla doğrudan veya dolaylı bir savaşa girmediğini belirtmekte fayda var. Akdeniz'deki Türk-İsrail anlaşmazlığı, geniş çaplı bir askeri ve stratejik rekabete dönüştü. Bu kapsamda iki taraf arasında 20 Ağustos'ta denizde bir sürtüşme kaydedildi. İsrail donanması komutanları, İsrail'in bölgedeki “hareket özgürlüğünün” korunacağı konusunda uyarılarda bulundular.
Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Lübnanlı mevkidaşı Joseph Avn, Ankara'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda gerçekleşen görüşmeleri öncesinde düzenlenen karşılama töreninde onur kıtasını selamlıyor, 30 Temmuz 2026 (AP)
Türkiye ziyaretinin ardından Cumhurbaşkanı Avn, özellikle iki ülke arasındaki son silah anlaşmasıyla birlikte İsrail ile askeri ve savunma ortaklığının güçlendiği bir dönemde, 31 Ağustos'ta Yunanistan'ı ziyaret etti. Yunanistan, Türkiye'nin rakibi ve Türkiye'nin artan siyasi, güvenlik ve ekonomik etkisine ilişkin endişelerini paylaşan İsrail ile askeri ortaklığını güçlendirmeyi amaçlayan bir devlettir.
Türkiye, anlaşmayı kendisine yönelik ve İsrail'in Türk topraklarına yakın bir bölgede askeri sistemlerini konuşlandırmasına olanak tanıyan bir mesaj olarak değerlendirdi. Anlaşma, Yunanistan'ın “Aşil Kalkanı” adındaki hava savunma projesi kapsamında İsrail'den 3,1 milyar avro değerinde silah satın almasını içeriyor.
Türkiye, bölgesel varlığını sağlamlaştırmak için Lübnan'da bir rol oynamaya çalışıyor. Bu, Türkiye için yeni bir şey değil; Osmanlı İmparatorluğu 400 yıldan fazla bir süre Lübnan'ı yönetmişti. Bugün Türkiye, iş birliği, koordinasyon ve ikili ilişkilerin güçlendirilmesiyle ilgilenerek buraya geri dönüyor.
Ordunun desteklenmesinin yanı sıra güneyin yeniden imarına katkıda bulunmaya hazırlanan Türkiye ile Lübnan arasında yeni bir ortaklık süreci de şekilleniyor. İki ülke arasındaki iş birliği, yaklaşık 100 milyon Türk lirası tutarındaki askeri ve mali iş birliği anlaşmasıyla başlatıldı. Buna ek olarak orduya destek amacıyla yani yaklaşık 3 milyon dolar nakdi yardım sağlandı. Türkiye, 17 Eylül 2026'da Paris'te düzenlenen Lübnan ordusunu desteklemeye yönelik uluslararası hazırlık konferansına da katıldı.
Türkiye, UNIFIL’e alternatif olacak güce katılma arzusunda olduğunu dile getirdi ve kendisi ile birlikte Mısır, Pakistan, Endonezya ve Malezya dahil olmak üzere çeşitli İslam ülkelerinden oluşan bir Arap gücü kurulmasını önerdi. Türkiye'nin de üyesi olduğu NATO'dan bir güç oluşturulması önerisi de yapıldı. Ancak İsrail, kuzey sınırında Türk güçlerinin varlığını kategorik olarak reddederken, Hizbullah bunu memnuniyetle karşıladı. Bu konunun, Lübnan Temsilciler Meclisi Başkanı Nebih Berri'nin Türkiye'ye yapacağı ziyarette ele alınması bekleniyor.
Lübnan, Türkiye ile giderek stratejikleşen ilişkiler ile öne çıkıyor ve son ziyaretler ışığında bu konu üzerinde çalışılıyor
Türkiye, bölgesel nüfuzunu derinleştirmeyi amaçlıyor. Bu bağlamda, Reuters'ın 1 Ekim 2026'da ortaya koyduğu gibi, Suriye ve Hizbullah arasında arabuluculuk rolü oynuyor.
Hem Türkiye Cumhurbaşkanlığı hem de Suriye Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan resmi inkarlara rağmen, Lübnanlı kaynaklar medya kuruluşlarına bunu doğrulayan açıklamalarda bulundular. İki taraf arasında, Eylül 2026'nın ilk on gününde Türkiye'de düzenlenen üçlü güvenlik toplantısında Türkiye üzerinden karşılıklı “gerilimi azaltma mesajları” iletildiğini belirttiler.
Karşılıklı mesajlar arasında Hizbullah'ın hem askeri hem de güvenlik açısından Suriye sahnesinden uzaklaşma ve eski rejimle bağlantılı grupları desteklememe taahhüdü karşılığında, Suriye’nin, Lübnan topraklarında Hizbullah'ı silahsızlandırma planının bir parçası olarak Lübnan'a askeri müdahalede bulunmaması sözü de yer alıyordu.
Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump'ın Şam'ın Hizbullah'ı silahsızlandırma misyonunu yerine getirebileceği yönündeki tehditlerinin ardından Türkiye'nin bu arabuluculuk çabalarını sürdürdüğünü belirtti; Trump özellikle Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara'nın bu misyonu başarabileceğini de ima etmişti. Hizbullah, arabuluculuğa olumlu veya olumsuz herhangi bir tepki vermese de, o da güvenlikle ilgili endişeler taşıyor. Buna rağmen, Lübnan sınırındaki Suriye güvenlik önlemlerini engellemeyeceğine dair güvence verdi.
Lübnan ordusu subayları, Güney Lübnan'daki Batı Zavtar köyünde, “pilot bölgeler” olarak bilinen üç alandan birinde Lübnan askerlerinin konuşlandırılması sırasında, 26 Temmuz 2026 (Reuters)
Kaynaklar, Hizbullah'ın Suriye'den tamamen çekildiğini ve müdahale etmeyeceğini, ayrıca iç politikadaki konumlanmasına bağlılığını açıkça teyit ettiğini belirtti. Bu nedenle Türkiye, Hizbullah'ın eski rejimin kalıntılarına verebileceği herhangi bir desteğe ilişkin Suriye'nin endişelerini gidermeye çalışırken, aynı zamanda Hizbullah'ın Lübnan'da silahsızlandırılmasını amaçlayan herhangi bir Suriye rolüne ilişkin kaygılarını da gidermeye çalıştı.
Kuzey Carolina Üniversitesi'nde siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü olan Hızır Za’rur, el-Mecelle'ye şunları söyledi: “Böyle bir rolün resmi olarak reddedilmesi, devlet ile değil de Hizbullah ile görüşüldüğü için, resmi Lübnan makamlarını zor durumda bırakmama isteğinden ve Suriye ile Türkiye'nin Lübnan devletini zayıf göstermekten kaçınma arzusundan kaynaklanıyor.”
Ayrıca, Türkiye'nin bu konuda bir rolünün olması İsrail'i bunu iki kez düşünmeye sevk ediyor, özellikle de güvencenin Washington'dan geldiği, Hizbullah'ın silahı ile ilgili herhangi bir çözümün Suriye'yi Hizbullah üyelerinin kendisine başvurmasına izin vermeyi düşünmeye istekli hale getirmesinin uzak bir ihtimal olmadığı göz önüne alındığında.
Bu garantiler var oldukça İsrail onlara saldıramaz. Suriye ve Türkiye müttefik ve Lübnan bu ittifaka yakın. Za’rur ayrıca hem Suriye hem de Hizbullah'ın görüşmelere açık olduklarını ifade ettiklerini belirtti. Suriye Dışişleri Bakanı Esad eş-Şeybani'nin temmuz ayında Şam'ın Hizbullah ile görüşmeye açık olduğunu söylediğini ve bir ay sonra da Hizbullah Genel Sekreteri Naim Kasım'ın Hizbullah’ın Suriye liderliğiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirttiğini kaydetti.
Bilhassa Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin (GKRY) İsrail ile özel ilişkisinde Yunanistan'ın yanında yer alması ve Lübnan'ın Akdeniz'deki haklarını korumak için GKRY ile deniz sınır anlaşması imzalaması göz önüne alındığında, Lübnan Türkiye ve İsrail ile ilişkiler ve bunların sonuçları arasında nasıl bir denge kurabilecek?
Mecelle’nin görüştüğü üst düzey bir Lübnanlı yetkili şunları söyledi: “Genişleyen dış ilişkiler bağlamında, devletin rolünün önemi açıkça öne çıkıyor. Lübnan'ın kararlarına baskı yapan ve onu uluslararası arenada dışlanmış bir ülke haline getirenlerin eylemlerinden sonra bu rolü küresel sahnede yeniden kazanmak çok önemli.” Türkiye'de ise Cumhurbaşkanı Avn, Türk mevkidaşı Recep Tayyip Erdoğan'a, Lübnan’ın İsrail ve GKRY gibi bölgesel ülkelerle yaptığı anlaşmaların hiçbir Türk çıkarına zarar vermemesi gerektiği konusunda güvence verdi. Lübnan'ın, Türkiye'nin çıkarlarına hiçbir şekilde zarar verecek anlaşmalar peşinde koşmadığını vurguladı. Türkiye’nin büyük bir bölgesel güç ve artık Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte Mekke İttifakı üyesi olduğunu vurgulayarak, Lübnan devletine ve siyasi ve güvenlik politikalarına verdiği tüm desteğin yanı sıra, sosyal alanlardaki desteği için de Türkiye'ye teşekkür etti.
Lübnanlı yetkili, “Lübnan ve İsrail ile özel ilişkileri olan Yunanistan arasındaki tarihi ilişkiler göz önüne alındığında, Atina, İsrail'in tüm Lübnan topraklarından çekilmesinde, Lübnan'ın İsrail ile düşmanlığı sona erdirecek ilişkiler kurmasını amaçlayan Lübnan ve İsrail arasındaki Çerçeve Anlaşması’nın uygulanmasında bir rol oynayabilir. Lübnan, diğer ülkelerin ve komşularının saygısını yeniden kazanmak için dengeli ve saygın bir dış politika izliyor. Bu, uzun bir yol, ama başladı. Tren, izolasyon ve kuşatma veya diplomatik boğulmaya benzeyen durumun yerini almak için harekete geçti. Lübnan, diğer ülkelerin dış politikalarına müdahale etmiyor” dedi.
Türkiye dost, İsrail ise düşman
Lübnan, Türkiye ile giderek stratejik hale gelen ilişkilerle öne çıkıyor ve Mecelle'ye konuşan konu hakkında bilgili bir diplomatın belirttiğine göre, son ziyaretler ışığında bu konu üzerinde çalışılıyor. Diplomat, “Türkiye'nin bölgedeki rolü, yakın zamanda Türkiye'yi de içeren Mekke Anlaşması'nda da görüldüğü gibi, ileri bir pozisyonu temsil ediyor. Türkiye dost bir ülke, İsrail ise düşman bir ülke. Ancak Lübnan, bölgedeki güvenlik ve nüfuz mücadelesinin gölgesinde bu noktalar arasında dikkatli bir şekilde ilerlemelidir” dedi.
Türkiye, stratejik ilişkilerin kurulduğu ve iş birliğinin güçlendirildiği dost bir ülke. İsrail ile ise hiçbir ilişki yok
Aynı diplomata göre, Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün İsrail tarafından yakından izlenmesi şaşırtıcı değil. İsrail, Türkiye'nin Suriye, Lübnan ve hatta Gazze'deki nüfuzundan duyduğu endişeyi dile getiriyor. Aynı zamanda Türkiye, Lübnan'ın İsrail ile müzakereleri konusunda çekinceler taşıyor ve Lübnan hükümetinin İsrail kampına doğru kaymasından endişe ediyor. Ayrıca, Lübnan devleti ile Hizbullah ve Lübnan ile Suriye arasındaki ilişkilerle ilgili konularda da soruları var.
Lübnan son gelişmeleri inceliyor ve diplomatın belirttiğine göre, Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün sınırlarını (ki bunlar Türkiye’nin izlediği sınırdan çok da uzak değil) temaslar sırasında ifade edecek. Lübnan, topraklarından çekilmesi için İsrail ile müzakerelere devam ederken aynı zamanda Türkiye ile stratejik ilişkilerini sürdürmek istiyor. Lübnan, Washington'un himayesi altında kendisine bundan başka bir yol görmüyor.
Başka bir diplomat Mecelle'ye, Türkiye'nin silah sorununun çözümü olarak Hizbullah'ın ağır silahlarını İran'a taşıma görevini üstlenmeyi düşünmediğini açıkladı. Türkiye Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye'nin güvenliğinin Beyrut, Halep ve Şam'da başladığını açıkça belirttiğini ve Türkiye'nin de Lübnan ile stratejik ilişkiler sürecinde bunu ifade ettiğini vurguladı. Türkiye, UNIFIL'in görev süresinin uzatılmaması durumunda, güçlerinin güneyde güvenliğin sağlanmasına katılmasını ve varlığının etkili ve verimli olmasını istiyor.
Lübnan sınırındaki kuzey İsrail'deki Roş Hanika'da İsrail askerleri, 4 Eylül 2026 (AFP)
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Türkiye, İsrail'in tamamen çekilmesi ve silahın sadece devletin kontrolünde olması anlamına gelen Çerçeve Anlaşmasının uygulanmasına yardımcı olmaya hazır. Türkiye'nin Hizbullah da dahil olmak üzere tüm Lübnanlı partiler ile iyi ilişkiler sürdürdüğünü belirtmekte fayda var. Ayrıca Lübnan ordusunu silahlandırmak ve desteklemek için Lübnan-Türkiye arasında imzalanmış bir anlaşma da mevcut.
Türkiye ile stratejik ilişki
Önde gelen bir diplomat, Mecelle'ye Lübnan-Türkiye ilişkilerinin önemini şöyle açıkladı: “Türkiye, kendisi ile stratejik ilişkilerin kurulduğu ve iş birliğinin güçlendirildiği dost bir ülke, İsrail ile ise hiçbir ilişkimiz yok. Çerçeve Anlaşması uygulanırsa, daha sonra kendisi ile bir barış anlaşmasıyla sonuçlanacak bir güvenlik anlaşması imzalanacaktır.” Diplomat, Türk-İsrail anlaşmazlığının gerçek bir savaş aşamasına varmayacağını, her iki tarafın da kendi çıkarları için bu anlaşmazlıktan faydalandığını düşünüyor.
Türkiye Cumhurbaşkanı Filistin ve İslam meselelerine önem veriyor. Netanyahu da seçim çıkarları için onunla anlaşmazlığını kullanıyor. Aralarında gerilim tırmanıyor, ancak savaş olasılığı düşük ve İsrail, Türkiye ile savaşamaz çünkü ABD'den sonra NATO'nun en büyük ikinci ordusuna, ayrıca gelişmiş bir silah sanayisine ve 85 milyondan fazla nüfusa sahip. Dahası, ticari ilişkileri milyarlarca dolara ulaşıyor ve bu, İsrail ile Türkiye arasında göz ardı edilmesi kolay olmayan önemli bir konu.
Profesör Za’rur da Mecelle'ye verdiği röportajda şunu vurguladı: “Türkiye'ye karşı gerilimi tırmandırmaya son vermesi için İsrail üzerinde bir Amerikan baskısı var, çünkü herhangi bir tırmanma NATO'yu, Pakistan'ı, Mısır'ı ve Suudi Arabistan'ı da içine çekecektir. Türkiye ayrıca mevcut müttefiklerine ek olarak Suriye ve Lübnan ile en üst düzeyde daha fazla ittifak kurmaya hazırlanıyor. Türkiye, artık farklı bir ülke.”
Ankara ve Tel Aviv arasında savaşı önleyenler
Bu bağlamda, Paris'te siyaset bilimi ve uluslararası ilişkiler profesörü Muhyiddin el-Şuhaymi, Mecelle'ye yaptığı açıklamada, “Türkiye ile İsrail arasındaki gerilim, yeni Suriye jeopolitik sahnesiyle ilgili bir uzlaşıya ulaşma süreciyle ilgili bağımsız anlamlar taşıyor. Beşşar Esed'in devrilmesinden sonra Türkiye'nin oradaki işlerin yönetiminde bir sözü var. Dahası, Suriye rejimiyle özel ilişkisi nedeniyle artık Suriye-İsrail sınırında yer alıyor ve bu da ona önemli bir manevra alanı yaratıyor” dedi.
Şuhaymi’ye göre Ebu’z Zuhur Havaalanının hedef alınması, Suriye sahnesinde rollerin nasıl dağıtılacağı ve nüfuzun nasıl paylaşılacağı konusunda bir anlaşmazlığın olduğunu gösteriyor. Ancak bu, Türkiye ile İsrail arasında doğrudan bir çatışma konusunda endişe yaratmadı ve bunun birkaç nedeni var:
- Washington, müttefikleri arasında yeni bir bölgesel çatışma istemiyor. Ve Türkiye, Suriye’de koşulları düzenlemede ABD’nin bir ortağı.
- Türkiye, benzersiz ve istisnai bir NATO gücü. ABD'den sonra NATO'daki en büyük ikinci askeri güç. Onunla savaşa girmek bir oyun değil. İsrail bunu anlıyor ve Türkiye'nin İran olmadığını biliyor. Suriye'deki kırmızı çizgiler arasındaki ilişkiyi düzenlemek acil hale geldi. Bu aşamayı yönetmek için Suriye ve İsrail bir güvenlik anlaşması yönünde ilerliyor.
- İsrail, İran yerine Türkiye'nin bölgeye girmesinden endişe duyuyor. Ancak Türkiye'nin girişi ve Arap devletleriyle ilişkilerinin örgütlenmesi, İran'ın pervasız yaklaşımına benzemiyor. Aksine, ilişkiler karşılıklı anayasal kurumlar aracılığıyla devletler arası bir temelde yürütülüyor. Türkiye'nin Libya'dan Sudan ve Suriye'ye kadar olan yükselişi de Arap devletleri, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Birliği ile koordineli olarak bölgesel girişimler çerçevesinde gerçekleşiyor.
Yunanistan Hava Kuvvetleri pilotları, Yunanistan'ın Kalamata Havalimanı'nda bir Beechcraft T-6 Texan II eğitim uçağının yanında duruyor, 21 Ekim 2022 (AFP)
- Türkiye'nin Lübnan'daki rolünün sınırları, Suudi Arabistan tarafından çizilenlerle aynı doğrultuda. Lübnan-Türkiye ilişkilerinin mantığı Suudi Arabistan şemsiyesi altında tanımlanıyor ve ne Lübnan'da ne de bölgede bunun ötesine geçmiyor. Bunun kanıtı, Türkiye'nin Suudi Arabistan ve Pakistan ile birlikte yer aldığı Mekke Anlaşması’dır.
Şuhaymi şunu vurguladı: “Lübnan'ın İsrail ile sorunu diplomatik açıdan öncelikli endişesi ve bu uluslararası anlaşmalara benzer bir süreçle, yani 1949 Ateşkes Anlaşması'na benzer bir güvenlik anlaşmasıyla çözülebilir. Ateşkes Anlaşması, temel mantığı geçerliliğini korurken, bazı maddelerinin artık geçerli olmaması nedeniyle, mevcut koşullara uygun değişikliklerle desteklenebilir. Zira kendisi, güneyde istikrarı sağlayan ve tanınmış sınırları garanti eden bir güvenlik ve askeri anlaşmadır. Lübnan'ın Arap pozisyonuna aykırı bir yol izlemesi olası değil. Ateşkes Anlaşması ise Lübnan’ın egemenliğinin korunmasını ve topraklarının iadesini garanti ediyor ve İsrail ile herhangi bir Arap veya Ortadoğulu çözüm ile de tutarlı.”
Türkiye ile Yunanistan arasında yeni krizhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/t%C3%BCrkiye/5326095-t%C3%BCrkiye-ile-yunanistan-aras%C4%B1nda-yeni-kriz
Türkiye'nin geçen eylül ayında Ege Denizi'nde gerçekleştirdiği tatbikatlardan, (Türkiye Savunma Bakanlığı)
Doğu Akdeniz’de gerilime neden olan deniz altı elektrik kablosu projesi Türkiye ile Yunanistan arasında gerilime neden oldu. Kriz, Atina'nın Akdeniz'in altından Kıbrıs'a, oradan da İsrail'e uzanacak bir kablo üzerinden “Büyük Denizaltı Elektrik Bağlantısı” projesini yeniden başlatmaya hazırlandığını açıklamasının ardından patlak verdi.
Türkiye, Ege Denizi'nin orta kesimindeki 5 bölgede 25 Eylül ile 27 Ekim tarihleri arasında askerî tatbikatlar düzenleneceğine ilişkin bir denizcilik duyurusu (NAVTEX) yayımladı. Yunanistan ise 12-20 Ekim tarihlerini kapsayan karşı bir NAVTEX ilan etti.
Türkiye, elektrik kablosunun güzergâhı konusunda kendisiyle koordinasyon sağlanması ve projenin uygulanmaya başlanması için yazılı onay alınması gerektiğini savunuyor. Yunanistan ise bu talebi reddetti. Türkiye Millî Savunma Bakanlığı da yetkisiz hiçbir faaliyete izin verilmeyeceği yönündeki tutumunu yineledi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة