Arafat hutbesini Rabıta Genel Sekreteri verecek

Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa (Haremeyn İşleri Başkanlığı)
Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa (Haremeyn İşleri Başkanlığı)
TT

Arafat hutbesini Rabıta Genel Sekreteri verecek

Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa (Haremeyn İşleri Başkanlığı)
Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa (Haremeyn İşleri Başkanlığı)

Suudi Arabistan Kralı Selman bin Abdulaziz, bu yıl Arafat hutbesini Kıdemli Alimler Konseyi üyesi ve Dünya İslam Birliği (Rabıta) Genel Sekreteri Şeyh Dr. Muhammed bin Abdulkerim el-İsa’nın vermesine karar verdi. 
Mescid-i Haram ve Mescid-i Nebevi (Haremeyn) İşleri Başkanlığı, Arafat hutbesini tüm dünyadaki Müslümanlara 14 dilde yayınlamak ve tercüme etmek için son teknik cihaz ve sistemlerle önceden hazırlık yaparken, bu yılki Hac mevsiminde 150 milyon kişiye ulaşmayı hedefliyor.
Haremeyn İşleri Genel Başkanı Dr. Abdurrahman es-Sudeysi, Arafat günü hutbesinin, ‘İslam'ın hoşgörü ve ılımlılık esasına dayalı mesajını taşıdığı için sadece İslam ümmetinin halkları için değil, dünya için önemli İslami boyutları olan hutbelerden biri’ olduğunu söyledi.

İsa, 13 Nisan 2007’de Şikayetler Divan Başkanı yardımcılığı, 14 Şubat 2009'dan 30 Ocak 2015'e kadar Adalet Bakanı, 30 Mart 2012’de Yüksek Yargı Konseyi ve Kraliyet Mahkemesi Danışmanı görevlerinde bulundu. Kasım 2012'de Arap Adalet Bakanları Konseyi onursal başkan olarak seçilen İsa, Aralık 2015’de Savunma Bakanlığı Küresel Fikri Savaş Merkezi Başkanlığına atandı.
Ağustos 2016'da Rabıta Genel Sekreteri ve Uluslararası Müslüman Alimler Konseyi Başkanı olarak atanan İsa, aynı yıl 3 Aralık’ta Suudi Arabistan Kıdemli Alimler Konseyi üyesi oldu. Abdulkerim el-İsa, 2017 yılının başında, Malezya'daki Kral Selman Uluslararası Barış Merkezi'nin (KSCIP) Genel Müdürü olurken, 2019’da İslam Üniversiteleri Birliği Başkanlığı’na seçildi. İsa daha önce, King Saud Üniversitesi Hukuk ve Siyasal Bilimler Fakültesi ve İmam Muhammed bin Saud İslam Üniversitesi'nde Yüksek Yargı Enstitüsü'nde heyet üyeliğine katıldı.

Muhammed bin Abdulkerim el-İsa, Suudi Arabistan'ın içinde ve dışında İslam fıkhı ve yargı teorileri, ceza hukuku, İslam hukuku ve pozitif hukuk arasındaki (karşılaştırmalı) çalışmalara ek olarak ve çeşitli hukuki ve fikri konularda çok sayıda konferans verdi. Ayrıca özellikle Avrupa ve ABD’deki büyük üniversitelerde bazı çalışmalarda yer aldı. İsa’nın çok sayıda kitap, araştırma, çalışma makalesinin yanında hukuki ve fikri makaleleri de bulunuyor.

İsa, İslam'ın gerçek imajını vurgulama, ılımlılık, bir arada yaşama, barış, dinlerin ve kültürlerin takipçileri arasında uyum değerlerini teşvik etme çabalarından dolayı dünya çapında birçok ülke, kurum ve kuruluş tarafından taktir edilen bir isim.



Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı  Faysal bin Ferhan: Filistin devletinin kurulması ve işgalin sona erdirilmesi bölgenin güvenlik ve istikrarının iki temel dayanağı

Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması çağrısında bulunduğunu bildirdi. (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’deki çatışmayı sona erdirmeye yönelik kapsamlı planının eksiksiz ve derhal uygulanması ve insani yardımların hiçbir engelle karşılaşmadan bölgeye ulaştırılması çağrısında bulundu. Bakan  Ferhan, bağımsız bir Filistin devletinin hayata geçirilmesi ve işgalin sona erdirilmesinin bölgenin güvenliği ve istikrarının iki temel dayanağını oluşturduğunu vurguladı. Bakan ayrıca Suudi Arabistan’ın ortak tehditlerle mücadele etmek ve bölgesel istikrarı desteklemek amacıyla Suriye ve Türkiye ile koordinasyon ve iş birliğini güçlendirdiğini belirtti.

Suudi Bakan, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun 81. döneminin üst düzey haftası kapsamında salı günü düzenlenen ve Fransa, İngiltere ve Kanada ile birlikte eş başkanlığını yaptığı “İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya katıldı.

Prens Faysal bin Ferhan, toplantıda Fransa, İngiltere, Kanada ve giderek artan sayıdaki ülkenin Filistin devletini tanıma yönünde attığı adımları ve yasa dışı yerleşim faaliyetleri konusunda hesap verebilirliği güçlendirmeye yönelik girişimlerini memnuniyetle karşıladı. Henüz Filistin devletini tanımayan ülkelere de bu yönde adım atmaları çağrısında bulundu.

Bakan Ferhan, yerleşimlerin genişletilmesi, yerleşimci şiddeti ve ilhak politikalarıyla mücadele edilmesi gerektiğini vurgularken Kudüs’teki tarihî ve hukuki statükonun korunması çağrısı yaptı. Bakan ayrıca tüm tarafların şiddeti, nefreti ve kışkırtmayı reddetmesi ve barış ile uzlaşmayı destekleyecek bir ortamın oluşturulması gerektiğini ifade etti.

Gazze konusunda ise Dışişleri Bakanı, barış planının eksiksiz ve derhal uygulanmasının yanı sıra insani yardımların herhangi bir engelle karşılaşmadan ulaştırılmasının önemini vurguladı. Bunun, Gazze Şeridi ile Batı Şeria’nın Filistin Ulusal Yönetimi çatısı altında birleştirilmesi hedefine ulaşılması açısından gerekli olduğunu belirtti.

thy
Suudi Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan, İleriye Giden Yol: New York Bildirisi’nin Birinci Yılı ve Kapsamlı Barış Planı” başlıklı üst düzey toplantıya eş başkanlık ederken (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Bakan Ferhan, güvenliğin bir tarafın diğer taraf pahasına sağlanmasına değil, karşılıklı çıkarlar ve birbirine bağlı güvenlik anlayışına dayanması gerektiğini söyledi. Suudi Arabistan’ın kapsamlı, adil ve kalıcı bir barışın sağlanması amacıyla ortaklarıyla çalışmayı sürdüreceğini belirten Bakan Ferhan, bu çabaların Arap Barış Girişimi, ilgili Birleşmiş Milletler kararları ve New York Bildirisi doğrultusunda yürütüldüğünü kaydetti.

Bakan, bu yaklaşımın çatışmayı sona erdirmeyi, herkesin haklarını ve güvenliğini güvence altına almayı ve bölgenin istikrar, iş birliği ve refah için yeni ufuklara açılmasını sağlamayı amaçladığını ifade etti.

Suudi Arabistan, Türkiye ve Suriye arasında koordinasyon

Dışişleri Bakanı Faysal bin Ferhan, başka bir diplomatik girişim kapsamında New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile bir araya geldi.

Görüşmede üç ülke arasındaki ortak iş birliği alanları ele alınırken ortak çıkarlara hizmet edecek ve halkların büyüme ile refahına katkı sağlayacak ekonomik ve ticari iş birliğinin geliştirilmesi için mevcut fırsatlar değerlendirildi.

yu
Suudi Dışişleri Bakanı, New York’ta Suriye Dışişleri ve Gurbetçiler Bakanı Esad Hasan Şeybani ve Türkiye Dışişleri Bakanı Hakan Fidan ile birlikte (Suudi Dışişleri Bakanlığı)

Toplantıda ayrıca ortak tehditlerle mücadele kapasitesinin güçlendirilmesi ve koordinasyon ile iş birliğinin daha üst seviyeye taşınmasının yolları ele alındı. Taraflar, istişare ve koordinasyonun sürdürülmesinin ve bölgede güvenlik ile istikrarın sağlanmasına yönelik çabaların devam ettirilmesinin önemini vurguladı.


Suudi Arabistan’ın 96. Milli Günü… Sağlam kökler ve sarsılmaz bir kimlik

Suudi Arabistan’ın 96. Milli Günü… Sağlam kökler ve sarsılmaz bir kimlik
TT

Suudi Arabistan’ın 96. Milli Günü… Sağlam kökler ve sarsılmaz bir kimlik

Suudi Arabistan’ın 96. Milli Günü… Sağlam kökler ve sarsılmaz bir kimlik

Prof. Dr. Faysal b. Abdurrahman Usra / Suudi Arabistan’ın Ankara Büyükelçiliği Kültür Ateşesi

Gurur ve vakarla birlikte kalkınma ve büyüme, yükseliş ve ilerleme, gelişme ve refah, güvenlik ve huzur... Bunlar, kurucu Kral Abdulaziz bin Abdurrahman Al Suud tarafından bu büyük ve güçlü devletin kuruluşundan bu yana Suudi Arabistan tablosunu şekillendiren başlıca unsurlar olarak öne çıkıyor. Kurucu Kral Abdulaziz, 1932 yılında bu tarihi günde, 32 yıl süren mücadele ve çabaların ardından ülkenin ‘Allah’tan başka ilah yoktur, Muhammed Allah’ın resulüdür’ sancağı altında birleştirildiğini ilan ederek ülkeye Suudi Arabistan Krallığı adını verdi. Kral Abdulaziz, bu süreçte yüce Kur’an ve Hz. Peygamber’in sünnetini esas alarak büyük devlet yapısının sağlam temellerini attı ve Suud ailesinin atalarının izinden yürüdü.

Böylece İslam hukukunun uygulanmasıyla öne çıkan, onun hoşgörüye dayalı öğretilerini ve insani değerlerini dünyanın dört bir yanında duyuran genç bir devlet ortaya çıktı. Ülke, yönetim ve vatandaşlar bugün bu kalıcı milli günü kutlarken, vatandaşlar ülkenin refahından yararlanıyor, kalkınmasının imkanlarından faydalanıyor, gücüyle gurur duyuyor, elde edilen başarılardan övgüyle söz ediyor ve hayallerini gerçekleştirecek, gelecek nesiller için sağlam adımlarla ilerleyecek bir gelecek umudunu taşıyor. Ülkeyi gelişmiş devletler seviyesine taşıyan, vatandaşların ve ülkede yaşayanların onurlu, güvenli ve huzurlu bir hayat sürmesi için tüm imkanları seferber eden bilge bir yönetimin gölgesinde bu hedefler doğrultusunda ilerleniyor.

Bu kutlu gün, ülkenin yürüyüşünde aydınlık bir dönüm noktasını temsil ediyor. Suudi devletinin birleştirilmesinin yıldönümünü simgeleyen bu gün, onlarca yıl süren bölünmüşlük ve ayrılığın ardından ülkenin güvenlik, istikrar, kalkınma ve refah yolunda yeni aşamalara ilerleyişinin başlangıcını oluşturuyor. Aynı zamanda ülke halkının milli dayanışmanın anlamını ortaya koyduğu, kurucu Kral Abdulaziz ve onunla birlikte mücadele eden sadık isimlerin fedakârlıklarını hatırladığı anlamlı bir yıldönümü niteliği taşıyor. Bu kişiler, İslam şeriatına dayanan, güvenliği ve adaleti tesis eden, hakları koruyan ve değerleri muhafaza eden modern bir devlet inşa etmek için büyük fedakârlıklarda bulundu.

Her yıl bu tarihi günde, Suudi vatandaşının dinine ve vatanına duyduğu gururla güçlü bir kimlik kazandığı dönemi hep birlikte hatırlıyoruz. Bilge ve sağduyulu yönetim, ‘Önce vatandaş’ sloganını benimseyerek bunu önceliklerinin en üst sırasına yerleştirdi. Vatandaşların onurunu korumak, refahını sağlamak, geliştirmek ve güçlendirmek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürütüldü. Böylece ‘Suudi vatandaşı’ kimliğini taşıyan insanların dünya halkları arasında gurur ve onurla yükselmesinin önü açıldı. Vatandaşlar bu vesileyle, Krallığın gelişmiş ülkeler seviyesine ulaştığının göstergesi olan dev kalkınma projeleriyle şekillenen yeni gerçekliği de hatırlıyor.

Suudi vatandaşı ayrıca bu tarihi günde, babaları ve dedelerinin ortaya koyduğu kahramanlık destanlarını ve güvenlik, huzur ve istikrar içinde yaşanan bugünkü günlerin oluşması için yaptıkları fedakârlıkları hatırlıyor. Ülke bugün kalkınma, refah ve müreffeh yaşam imkanlarının keyfini sürüyor. Bu nedenle Suudi Arabistan, söz konusu tarihten günümüze uzanan bu kalıcı yıldönümünü, aidiyet ve bağlılık duygularını tazeleyen olumlu hisler eşliğinde kutluyor. Vatandaş, her gün güvenlik, huzur, istikrar, refah, onur ve gurur nimetlerinin farkına varıyor. Milli Gün, nesilden nesile meyveleri toplanan ve sürekli yenilenen başarılarla dolu bir yürüyüşün başlangıç noktası olmayı sürdürüyor. Bu mübarek topraklarda yaşayan vatandaş ve yabancılar, yaşam kalitesinin yanı sıra kalkınma ve refahın imkanlarından yararlanıyor. Herkes, ülkenin bugün ulaştığı seviyeden, aydınlık ve gelişen çağdan gurur duyuyor. Bu başarılar, yürüyüşün lideri, ülkenin koruyucusu, gurur ve onur kaynağı Kral Selman bin Abdulaziz ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde elde ediliyor.

‘Gururumuz özümüzden gelir’ sloganıyla kutlanan bu tarihi ve görkemli günün 96. yıl dönümünü idrak ediyoruz. Bu vesileyle, Suudi Arabistan’ın iddialı 2030 Vizyonu kapsamında hayata geçirmeyi hedeflediği dev projeler ve dikkat çekici başarılar sahada somut biçimde ortaya çıkıyor. Nisan 2016’da Kral Selman bin Abdulaziz’in yönlendirmeleriyle ve vizyonun mimarı ve başlıca uygulayıcısı Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın liderliğinde başlayan Vizyon 2030, ‘dinamik bir toplum, gelişen bir ekonomi ve iddialı bir ülke’ inşa etmeye yönelik açık bir yol haritası doğrultusunda ilerliyor. Ülke, Allah’ın lütfu ve inayetiyle farklı alanlarda yeni ve modern bir döneme girerken, vizyonun göstergeleri de ara hedeflerine ulaşmış, bunları aşmış veya hedeflere ulaşma noktasına gelmiş bulunuyor.

İddialı vizyon kapsamındaki birçok proje de 2030 için belirlenen takvimden önce hayata geçirilerek planlanan hedeflerin üzerine çıktı. Bugün çok sayıda proje ve programın göstergeleri ve sonuçları sahada görülürken, Suudi Arabistan da sahip olduğu insan ve doğal kaynaklar, yatırım kapasitesi, ekonomik gücü ve eşsiz stratejik coğrafi konumunun sağladığı imkanlarla vizyon kapsamında tamamlanan girişimlerin oranında rekor seviyelere ulaşmayı başardı.

Bu gelişmeler, ülkenin bölgesel ve uluslararası düzeyde liderlik ve mükemmelliğe ulaşmasına, konumunu ve etkisini güçlendirmesine katkı sağlıyor. Vizyon 2030 ayrıca yaşam kalitesinin yükseltilmesine ve Krallık için ekonomik alandaki gücünü ve dayanıklılığını artırmanın yanı sıra yaşamın farklı alanlarında da yeni ve sürekli yenilenen bir gelecek çizilmesine katkıda bulunuyor. Bu süreç, ülkenin tüm alanlarda önemli ve merkezi rolünü sürdürmesine, dünya ülkeleri arasında daha üst sıralarda yer almasına imkân sağlıyor. Bunda, insanı geliştirmeyi ve ülkenin kalkınmasını hedefleyen bilge ve sağduyulu yönetimin yanı sıra Suudi Arabistan’a bahşedilen imkanlar önemli rol oynuyor.

Bu değerli yıldönümünü vesile bilerek Milli Gün dolayısıyla en içten tebrik ve kutlama dileklerimi Kral Selman bin Abdulaziz’e, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’a, değerli kraliyet ailesinin tüm fertlerine, asil Suudi halkına ve bu kutsal topraklarda yaşayan herkese sunuyorum. Yüce Allah’tan, bu cömert vatanı korumasını, ülkenin güvenlik, huzur, istikrar ve refahını bilge yönetimin himayesinde daim kılmasını diliyorum.

Gururun daim olsun ey vatan!


Suudi Arabistan enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açıyor... Petrol mirası ve nükleer hedefler

Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
TT

Suudi Arabistan enerji yolculuğunda yeni bir sayfa açıyor... Petrol mirası ve nükleer hedefler

Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)
Suudi Arabistan’daki bir petrol çıkarma pompası (Arşiv – SPA)

1938 yılında Dammam’daki 7 numaralı kuyudan petrol fışkırdığında, Suudi Arabistan’ın birleşmesinin ilan edilmesinin üzerinden yaklaşık altı yıl geçmişti. Devletin inşasına katkı sağlayacak kaynakların aranması, ülkenin kurucusu Kral Abdulaziz’in aldığı kararlarda önemli bir yer tutuyordu. Yıllar süren arama ve bekleyişin ardından daha sonra ‘Hayır Kuyusu’ olarak anılacak kuyu, ekonomik dönüşümün başlangıcını oluşturdu. Bu dönüşüm insanların yaşamından genişleyen kentlere ve ülkenin dört bir yanını birbirine bağlayan yollara kadar uzanan etkiler yarattı.

Bugün Suudi Arabistan 96. Milli Günü’nü kutlarken, ülkenin enerji hikâyesi petrol ve doğal gaz sektörünün yanı sıra güneş ve rüzgâr enerjisi projelerini ve nükleer enerjinin barışçıl kullanımına ilişkin hedefleri de kapsayacak şekilde genişliyor. Ülke, İran’la savaş sırasında yaşanan tedarik kesintilerinin, inşa ettiği tesislerin ve alternatif ihracat güzergâhlarının önemini ortaya koyduğu bir dönemde bu yolculuğu yeniden hatırlıyor. Bu süreçte Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu, Suudi petrolünün dünya pazarlarına ulaşmaya devam etmesine katkı sağlayan merkezlerden biri olarak öne çıktı.

Yolu açan kuyu

Bu yolculuğun dönüm noktalarından biri, 1933 yılında Standard Oil of California şirketiyle arama imtiyazı anlaşmasının imzalanmasıyla başladı. Bu karar, birleşmeyi kurumlarını inşa etmenin ve kaynaklarını genişletmenin temeli olarak belirleyen ülkede, sınırları henüz bilinmeyen doğal kaynakların araştırılmasının önünü açtı. Ancak ticari miktarda petrole ulaşılması, sınırlı sonuçların, teknik arızaların ve arama faaliyetlerinin maliyetine ilişkin artan baskıların yaşandığı yıllar süren bir çalışmayı gerektirdi.

AramcoWorld’de yayımlanan tarihsel anlatı, bu süreçte yaşanan zorluklara ilişkin ayrıntıları aktarıyor. Sondaj ekipmanlarının arızalanması ve kuyunun içine kayaların düşmesinden, harcamalara devam edilmesinin ne ölçüde anlamlı olduğuna ilişkin endişelerin artmasına kadar pek çok sorun yaşandı. Bu ortamda jeolog Max Steineke, saha çalışmalarında elde ettiği bulgulara dayanarak aramaların sürdürülmesinin denenmeye değer olduğu yönündeki görüşünü korudu. Mart 1938’de gerçekleştirilen testler, ticari miktarda petrol üretiminin mümkün olduğunu ortaya koyarak genişlemenin önünü açtı.

csdve
Sakaka Güneş Enerjisi Santrali (SPA)

Arama sahalarının çevresinde ise yeni yaşam ve çalışma ihtiyaçları ortaya çıkmaya başladı. Makinelerin bakıma, çalışanların konut ve suya, yolların ise geliştirilmesine ihtiyaç duyulurken eğitim, ulaşım ve hizmetlere yönelik gereksinimler de arttı. Bu günlük ayrıntılar, dönüşümün bir boyutunu ortaya koyuyor. Suudiler modern sanayiyle bağlantılı işlerde ve becerilerde çalışmaya başlarken, çalışanların sahada edindiği deneyim de yer üstünde biriken ekonomik değerin bir parçası haline geldi.

Genişleyen bir sektör ve biriken deneyim

On yıllar içinde sektör gelişirken, Suudilerin sektördeki yönetim ve idari sorumluluğu da genişledi. Hükümetin Aramco üzerindeki mülkiyeti 1980 yılında tamamlandı, ardından 1988’de Suudi Arabistan ulusal petrol şirketi Saudi Aramco kuruldu. Bu süreç, kaynakların yönetilmesindeki sorumluluk ve kapasitenin artmasına paralel olarak rafinaj, pazarlama ve yurt dışındaki yatırımların büyümesini beraberinde getirdi.

Petrol varili zamanla ekonominin farklı alanlarına yayıldı; rafinerilerin işletilmesinden petrol türevlerini kullanan sanayilere, bunlarla bağlantılı müteahhitlik faaliyetlerinden mühendislik hizmetlerine kadar geniş bir ekonomik yapı oluştu. Bu faaliyetlerin genişlemesiyle üniversitelerin, mesleki eğitimin ve uygulamalı araştırmaların önemi de arttı. Böylece yerel bilgi birikimi, tesislerin işletilmesi ve geliştirilmesinde daha etkin hale geldi. Bir petrol sahasını veya rafineriyi yönetme kapasitesi, yıllar içinde edinilen deneyimle birikirken bu bilgi ve tecrübe kurum içinde nesilden nesile aktarıldı.

Savaşın getirdiği zorluklardan kaynaklı

2026’da ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş sırasında Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığında yaşanan aksaklıklar, ihracat güzergâhlarının çeşitlendirilmesinin önemini ortaya koydu. Reuters, 2 Nisan’da yayımladığı haberinde, sevkiyat güzergâhlarının değiştirilmesiyle Suudi Arabistan’ın Yanbu üzerinden gerçekleştirdiği ham petrol ihracatının günlük yaklaşık 4,6 milyon varile yükseldiğini bildirdi. Bu gelişme, aralarında Suudi Arabistan’ın da bulunduğu üretici ülkelerin boğazdan geçişlerin aksaması nedeniyle üretimi kısmak zorunda kaldığı bir dönemde yaşandı.

Bu müdahalede, Doğu-Batı Petrol Boru Hattı ile onlarca yıl boyunca inşa edilip geliştirilen depolama ve ihracat tesisleri önemli rol oynadı. Söz konusu sistem, petrol arzının önemli bir bölümünün Kızıldeniz’e taşınmasına olanak sağladı. Böylece normal güzergâhın aksaması halinde petrolü kabul edebilen, depolayabilen ve tankerlerle sevk edebilen alternatif bir ihracat terminaline yapılan yatırımın pratik değeri ortaya çıktı. Krallık bu sayede iki deniz arasındaki coğrafi konumundan ve üretim bölgelerini pazarlama noktalarına bağlayan altyapısından yararlandı.

Saudi Aramco CEO’su Emin en-Nasır, şirketin 2026’nın ilk yarısına ilişkin sonuçlarını açıkladığı değerlendirmesinde, boru hatları, depolama tesisleri ve terminalleri kapsayan onlarca yıllık planlamanın, Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklara rağmen şirketin üretim ve ihracat faaliyetlerini sürdürmesine yardımcı olduğunu belirtti. Aramco, yılın ilk yarısında 67,2 milyar dolarlık düzeltilmiş net kâr açıkladı. Bu rakam, söz konusu çalkantılı dönemde şirketin mali kapasitesine ilişkin göstergelerden biri oldu.

dfvgbh
Kral Fahd Endüstri Limanı’ndaki depolama tesisleri ve rıhtımlar (Arşiv – SPA)

Yanbu deneyimi, Suudi enerji sektörünün esnekliğine somut bir örnek sunuyor. Geçmişte yapılan yatırımlar, tedarik akışındaki kesintilerin sınırlandırılmasını sağlarken, baskı altında ticari faaliyetlerin önemli bir bölümünün sürdürülmesine imkân verdi. Savaşın üretim, taşımacılık ve piyasalar açısından maliyeti yüksek olmaya devam ederken, hazır durumdaki alternatifler etkilerinin bir bölümünün kontrol altına alınmasına yardımcı oluyor ve ekonomi yönetimine şoklarla başa çıkma konusunda daha geniş bir hareket alanı sağlıyor.

Daha geniş enerji seçenekleri

Petrol sektörünün kapasitesinin korunmasına paralel olarak enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesine yönelik adımlar da atılıyor. Temmuz 2025’te, ACWA Power’ın öncülük ettiği bir konsorsiyum aracılığıyla toplam 15 gigavat kapasiteye sahip güneş ve rüzgâr enerjisi projeleri için yaklaşık 8,3 milyar dolarlık yatırımla elektrik alım anlaşmaları açıklandı. Söz konusu projeler, 2030 yılına kadar elektriğin yaklaşık yarısının yenilenebilir kaynaklardan üretilmesi hedefi kapsamında hayata geçiriliyor ve Krallık’taki güneş ve rüzgâr kaynaklarından daha fazla yararlanılmasını amaçlıyor.

Genişleme doğal gaz sektörünü de kapsıyor. Saudi Aramco’nun 2026’nın ilk yarısına ilişkin sonuçlarında, el-Cafure sahasının ilk aşamasında satışa sunulabilir doğal gaz ve kondensat üretiminin sürdüğü, 2027’de tamamlanması beklenen ikinci aşamanın çalışmalarının da devam ettiği belirtildi. Doğal gazın geliştirilmesi, elektrik üretimi ve sanayide kullanılabilecek yeni bir kaynak sağlarken enerji sistemine iç talebi karşılamak için daha geniş seçenekler sunuyor.

Bu yatırımların etkisi yalnızca enerji üretim tesisleriyle sınırlı kalmıyor. Projeler, elektriğin taşınmasını sağlayacak şebekelere, ekipman temin edecek tedarikçilere ve işletme ile bakım faaliyetlerini yürütecek nitelikli iş gücüne ihtiyaç duyuyor. Çeşitlendirmenin değeri, bu kapasitenin ülke içinde oluşturulması ve yerel şirketlerin faaliyetlere katılımının artırılmasıyla daha da yükseliyor. Böylece enerji arzındaki büyümeye, bilgi birikimi ve ekonomik fırsatlardaki artış da eşlik ediyor.

Nükleer teknolojinin geleceği

Bu kapsamda barışçıl nükleer enerji, Suudi Arabistan’ın gelecekteki ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla geliştirmeye çalıştığı seçenekler arasında öne çıkıyor. Bu teknoloji, düşük karbon emisyonlu elektrik üretimine imkân sağlıyor. Nükleer fisyon sonucu ortaya çıkan ısı, elektrik üretim sistemini çalıştırmak için kullanılıyor. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’na (UAEA) göre nükleer santrallerin işletilmesi, fosil yakıtların yakılmasıyla ortaya çıkan karbondioksit emisyonlarını pratik olarak üretmiyor.

Bir nükleer programın oluşturulması; nitelikli insan kaynağının yetiştirilmesi, lisanslama ve denetim mekanizmalarının kurulması, yakıt tedariki ile radyoaktif atıkların yönetimine ilişkin düzenlemeler de dahil olmak üzere uzun bir hazırlık süreci gerektiriyor. UAEA, program geliştiren ülkelere rehberlik ve değerlendirme hizmetleri sunarak gerekli kurumların ve uzmanlık kapasitesinin oluşturulmasına katkı sağlıyor. Bu nedenle Suudi Arabistan’ın bu alandaki hedefi, teknolojiyi yönetebilecek kapasiteye sahip olmanın yanı sıra projenin tüm ömrü boyunca ortaya çıkacak gereklilikleri karşılayabilme becerisini geliştirmeyi de içeriyor.

Suudi Arabistan-ABD ortaklığı

Bu sürece katkı sağlayan ortaklıklar kapsamında, ABD Başkanı Donald Trump ile Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın karşılıklı ziyaretleri de iş birliğine yönelik önemli adımlara sahne oldu. Trump’ın Mayıs 2025’te Riyad’a gerçekleştirdiği ziyarette enerji, teknoloji, madenler ve altyapı alanları ele alındı. Ardından Veliaht Prens’in aynı yılın kasım ayında Washington’a gerçekleştirdiği ziyarette, sivil nükleer enerji alanındaki iş birliğine ilişkin müzakerelerin tamamlandığı duyuruldu. Ziyarette ayrıca diğer alanlarda da anlaşmalar imzalandı.

ABD Enerji Bakanlığı, 22 Temmuz 2026’da barışçıl nükleer iş birliğine ilişkin 123. Madde Anlaşması olarak bilinen anlaşmanın, Suudi Arabistan Sanayi ve Maden Kaynakları Bakanı Prens Abdulaziz bin Selman ile ABD Enerji Bakanı Chris Wright arasında imzalandığını açıkladı. Bakanlığın açıklamasında, anlaşmanın uzun vadeli bir ortaklık için hukuki zemin oluşturduğu ve incelenmek üzere Kongre’ye sunulacağı belirtildi. Bu adım, ilerleyen dönemde hayata geçirilmesi muhtemel projelerin ve uygulamaya yönelik düzenlemelerin önünü açacak iş birliğinin kuruluş aşamalarından biri olarak değerlendiriliyor.

Bu ortaklıkların değeri, teknoloji ve uzmanlığa erişim sağlamalarının yanı sıra Suudi Arabistan’ın kendi kapasitesini geliştirmesine yaptıkları katkıyla da öne çıkıyor. Bir anlaşmayla başlayan bir projenin hayata geçirilmesi aşamasında, onu üretim ve hizmetlere dönüştürebilecek, aynı zamanda yerel ekonominin ihtiyaçlarıyla ilişkilendirebilecek kurumlara ve nitelikli insan kaynağına ihtiyaç duyuluyor.

Sürdürülebilirlik hikâyesinin devamı

Bu yolculukta Suudi Arabistan’ın sahip olduğu deneyim, farklı aşamaları birbirine bağlayan temel unsurlardan biri olmayı sürdürüyor. Sondaj ekipmanlarının bakımını yapmayı öğrenen işçiden tedarik ağını yöneten mühendise, enerjinin yeni kullanım alanlarını hayata geçirmeye hazırlanan araştırmacıya kadar uzanan bu birikim, kurumların bu insan kaynağını yetiştirme ve sonraki nesilleri hazırlama kapasitesi arttıkça ülkenin kaynaklarından yararlanma ve değişimlerle başa çıkma kabiliyetini de güçlendiriyor.

Suudi Arabistan, Milli Günü’nde Hayır Kuyusu’nu, topraklarını daha önce birleştirmiş olan ülkede önemli bir ekonomik dönemin başlangıcı olarak hatırlıyor. Keşfin üzerinden 88 yıl geçmesinin ardından bu yolculuğun sonuçları; bütünleşmiş bir sanayide, kriz dönemlerinde önemini kanıtlayan ihracat terminallerinde ve geliştirilmeye devam edilen yeni enerji kaynaklarında görülüyor. Ülke, biriktirdiği deneyimden yararlanarak enerji hikâyesinin bir sonraki bölümünü yazmayı ve bu hikâyenin gelecek nesillere sunduğu imkânları genişletmeyi sürdürüyor.