Hizbullah’ın Kariş’e gönderdiği İHA’lar ve Lübnan’ın çıkarları

Hizbullah tarafından Kariş petrol sahasına gönderilen İHA’ların çektiği görüntüler. (AFP)
Hizbullah tarafından Kariş petrol sahasına gönderilen İHA’ların çektiği görüntüler. (AFP)
TT

Hizbullah’ın Kariş’e gönderdiği İHA’lar ve Lübnan’ın çıkarları

Hizbullah tarafından Kariş petrol sahasına gönderilen İHA’ların çektiği görüntüler. (AFP)
Hizbullah tarafından Kariş petrol sahasına gönderilen İHA’ların çektiği görüntüler. (AFP)

Hizbullah'ın İsrail'in gaz arama çalışması yaptığı tartışmalı deniz sınırındaki Kariş bölgesine insanız hava aracı (İHA) göndermesine yönelik tartışmalar, Lübnan yönetimindeki ‘bölünmenin derinliğini’ bir kez daha göz önüne serdi. Hizbullah’a yakın medya kuruluşları, Cumhurbaşkanı Mişel Avn ve Özgür Yurtsever Partisi lideri Cibran Basil’in, geçici hükümetin Başbakanı Necib Mikati ve Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib’in, Hizbullah’a yönelik eleştirilerinden rahatsız olduğunu iddia etti. Dışişleri Bakanı Abdullah Buhabib ve Başbakan Necib Mikati, Hizbullah'ın Akdeniz’deki Kariş bölgesine insanız hava aracı (İHA) göndermesinin devletin onayı dışında ve diplomatik teamüllere aykırı olduğunu söylemişti. Mikati İHA’ların gönderilmesini, ABD’li arabulucu Amos Hochstein'la yapılan görüşmelerde taahhüt edilen müzakere bağlamının dışında geliştiğini değerlendirdi. Hizbullah’a yakın medya kuruluşları ise Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın, kamuya açık bir şekilde dillendirmese de söz konusu eylemin, Lübnan’ın müzakerelerdeki pozisyonunu güçlendirdiğine inandığını iddia etti.  
Yönetimde yer alan siyasetçilerin çelişkili tutumu, iktidardaki keskin bölünmelerin bir başka emaresi olarak değerlendirildi. Hizbullah’ın Lübnan’ı sürüklediği tercihlere karşı çıkanlarla, Hizbullah’ın eylemlerini destekleyenler bir kez daha karşı karşıya gelmiş oldu. Öncelikle silahlı bir örgütün, devletler arası müzakerelere konu olan tartışmalı bir alana, silahlı olmasa da gözlem amacıyla insansız hava aracı göndermesi, dışarıdan bakıldığında anlaşılması güç bir eyleme işaret ediyor. Hizbullah’ın ‘devletin arkasında olduğunu’ defalarca ilan etmesine rağmen bağımsız bir karar alarak İHA’ları Kariş’e göndermesi, bir anlamda devletin egemenliğinin ihlal edilmesi anlamına geliyor.
Hizbullah’ın Kariş’e üç adet İHA göndermesi, deniz sınırı anlaşmasının tarafı İsrail’in tehditler savurmasını ve müzakerelerdeki aracı ABD’nin tepkisini çekmesine neden oldu. Lübnan siyaset sahnesini yakından gözlemleyenler, Hizbullah’ın her zaman kendi özgün politikasını uyguladığını, bu politikaların bazen devletin politikalarıyla örtüştüğünü bazen ise farklılaştığını düşünüyor. Mişel Avn ve damadı Cibran Basil’in Mikati ve Buhabib’in Hizbullah’ı eleştiren açıklamalarından rahatsız olması ise Hizbullah’ın kasım ayındaki seçimlerde cumhurbaşkanı adayı olarak Cibran Basil’i destekleyecek olmasıyla ilişkilendiriliyor. Hizbullah kendi adayının seçilmemesi durumunda, 2014’de Mişel Süleyman’ın görev süresi dolmasının ardından yaşanan ‘fetret devrini’ tekrarlamayı seçebilir. Hizbullah’ın Mişel Avn’ın cumhurbaşkanı olarak seçilmesindeki ısrarı, 2016’ya kadar ülkede bir cumhurbaşkanı seçilememesine neden olmuş ve bir dizi yönetimsel aksaklıklar meydana gelmişti.
İkinci husus; Lübnan'a dayatılan ‘bir araçta iki vites politikası’, bu ülkenin kendisinden uzak coğrafyalarda cereyan eden ve doğrudan kendisini ilgilendirmeyen konulara müdahil olmasını gerektiriyor. Bu konulardan biri de ABD-İran arasında devam eden ‘nükleer müzakereler’ olarak öne çıkıyor. Bazı gözlemciler, Hizbullah’ın gönderdiği İHA’ların, Doha’da ABD ile İran arasındaki dolaylı görüşmelerin başarısız olmasına yönelik İran tepkisinin bir parçası olma ihtimalini dışlamadı. Bu teori doğru ya da yanlış olsa da Lübnan'ın Yemen ve Suriye savaşlarına müdahil olduğu ve bu ülkede, İran’ın bölgesel çıkarlarını korumak için güçlü bir siyasi ve askeri yapı inşa edildiği bir gerçek olarak ön plana çıkıyor. Bu, Lübnan siyasetinde olağan bir durum olarak kabul görüyor ve kimse bu dayatmaya itiraz edemiyor. Lübnan’ın belirli bir dış politikası ya da üzerinde uzlaşılmış bir vizyonunun olmayışı, iktidar ya da muhalefetteki her partinin, kendi liderlerinin bakış açısıyla hareket etmesine, dolayısıyla çelişkili durumların ortaya çıkmasına neden oluyor.  
Üçüncü husus; Hizbullah, ‘hikmetli ve öngörülü liderliği sayesinde’ Lübnan halkından ‘kapsamlı ve genel’ bir onay ve görevlendirme aldığını varsayıyor. Bu bağlamda, ülke çıkarının ne olduğunu belirliyor ve ona göre eylemlerde bulunuyor. Oysa bu onay ve yetkilendirme sadece kendisine bağlı olan kişiler tarafından verilmiş olabilir. Hizbullah yıllardır siyaset dünyasını, silahlarının gölgesinde hareket etmeye zorluyor. Lübnan halkı birden çok münasebette, kimseye, ülkeyi savaşa sürüklemesi ve daha fazla yıkıma neden olması için yetkilendirmediğini ilan etmişti. 
Son parlamento seçimlerine Şiilerin katılım oranı yüzde 40 seviyesinde gerçekleşti. Bu oranlar Şiilerin yüzde 60’ının Hizbullah’ın politikalarıyla ilgisiz olduğunu ya da diğer Lübnanlılar gibi, sözde ‘direniş ve zafer’ hikayelerinin, kendilerine açlık ve yokluk getirmesinden mustarip olduklarını gösteriyor.  
Sorulması gereken soru ise şunlar: Lübnan’ın ‘deniz sınırı müzakerelerinde’ ne yapması gerektiğini kim belirliyor? Devlet dışında bir örgüt, askeri tehditlerde bulunarak Lübnan kamu çıkarına hizmet edebilir mi? Bu örgüt nasıl olur da bazen devletin arkasında bazen de devletin önünde yer alabilir?
Bu sorulara yanıtı, devlet, politika ve toplumsal temeller konusundaki tüm ön kabulleri aşabilen süper stratejik zihinlere sahip kişilerce verilmesi lazım.  



Fetih seçimleri: Abbas’ın oğlu, istihbarat şefi ve Zübeydi Merkez Komite üyeliğini kazandı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
TT

Fetih seçimleri: Abbas’ın oğlu, istihbarat şefi ve Zübeydi Merkez Komite üyeliğini kazandı

Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)
Filistin Devlet Başkanı Mahmud Abbas, oğlu Yaser Abbas ile birlikte Batı Şeria’nın Ramallah kentinde, 28 Mayıs 2018 (Arşiv – Reuters)

Pazar günü açıklanan ilk sonuçlara göre, Mahmud Abbas liderliğindeki Fetih Hareketi’nin Merkez Komitesi seçimlerinde Filistin Ulusal İstihbarat Teşkilatı Başkanı Mecid Ferac, Aksa Şehitleri Tugayları komutanlarından Zekeriya Zübeydi ve Filistin Devlet Başkanı’nın en büyük oğlu Yaser Abbas komite üyeliğine seçildi. Seçimler, Fetih’in Ramallah, Gazze, Kahire ve Beyrut’ta düzenlenen genel kongresinin cumartesi günü sona ermesinin ardından gerçekleştirildi.

Şarku’l Avsat’ın Fransı Haber Ajansı AFP’den aktardığı habere göre  Aksa Şehitleri Tugayları’nın önde gelen isimlerinden biri olan 50 yaşındaki Zübeydi, geçen yıl İsrail ile Hamas arasında yapılan esir takası anlaşması kapsamında İsrail hapishanelerinden serbest bırakılmıştı.

64 yaşındaki Yaser Abbas ise Filistin topraklarında çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin sahibi bir iş insanı olarak biliniyor. 5 yıl önce Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi görevine getirilmesinin ardından siyasi sahnede daha görünür hâle geldi.

İlk sonuçlara göre, 2002 yılından bu yana İsrail hapishanelerinde tutulan Fetih liderlerinden Mervan Barguti de Merkez Komite’deki yerini korudu ve en yüksek oyu aldı.

bghtyj
Yaser Abbas, adaylığına destek toplamak amacıyla gerçekleştirdiği ziyaretlerden birinde (Filistin Yönetimi’ne bağlı internet siteleri)

Ayrıca Filistin Yönetimi ve Filistin Kurtuluş Örgütü Başkan Yardımcısı Hüseyin eş-Şeyh, Fetih Başkan Yardımcısı Mahmud el-Alul, önceki Merkez Komite Genel Sekreteri Cibril Recub ve eski Filistin İstihbarat Başkanı Tevfik Tiravi de komitedeki koltuklarını korudu.

Kongre yönetimi, Merkez Komite ve Devrim Konseyi seçimlerine katılım oranının yüzde 94,64 olduğunu açıkladı. Buna göre oy kullananların sayısı 2507 olarak kaydedildi.

Merkez Komite’deki 18 koltuk için 59 aday yarışırken, Devrim Konseyi’ndeki 80 koltuk için ise 450 aday mücadele etti.

Kongrenin İcra Direktörü Munir Selame, Merkez Komite ve Devrim Konseyi seçimlerinin nihai sonuçlarının pazar sabahı Ramallah’ta düzenlenecek basın toplantısında açıklanacağını duyurdu.

Fetih Hareketi Genel Kongresi geçen perşembe günü başlamış ve Mahmud Abbas yeniden hareketin lideri seçilmişti. Abbas, yirmi yılı aşkın süredir Fetih Hareketi’nin, Filistin Yönetimi’nin ve Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başında bulunuyor.

Abbas, 4 Mart’ta Kahire’de düzenlenen olağanüstü Arap zirvesinde yaptığı konuşmada, “Filistin devletinin liderlik yapılarının yeniden düzenlenmesi, Filistin Kurtuluş Örgütü ile Fetih Hareketi’ne ve devlet kurumlarına yeni kadroların kazandırılması” sözü vermişti.

Bu tarihten sonra Abbas, özellikle güvenlik kurumları içinde olmak üzere çeşitli idari değişiklikler gerçekleştirdi.

Birçok Arap ülkesi ile uluslararası taraflar, siyasi ve demokratik süreçte durgunluk yaşayan Filistin Yönetimi’nde reform yapılması çağrısında bulunuyor. Bu reformların, savaş sonrası Gazze’nin yönetiminin Filistin Yönetimi’ne devredilmesine hazırlık amacı taşıdığı belirtiliyor. Reform talebi, ABD Başkanı Donald Trump’ın Gazze’ye yönelik barış planında da yer almıştı.


Saadi’nin tutuklanmasının tüm hikâyesi... 3 kıtada saldırı koordinatörü

Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
TT

Saadi’nin tutuklanmasının tüm hikâyesi... 3 kıtada saldırı koordinatörü

Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)
Muhammed Bakır es-Saadi, Kasım Süleymani ile birlikte (ABD Adalet Bakanlığı)

ABD makamlarının Ketaib Hizbullah yöneticilerinden Muhammed Bakır es-Saadi’yi gözaltına alması, örgütün sınır ötesi operasyonlardaki rolüne yönelik ilgiyi artırdı. Birçok gözlemci, bu adımı, İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) bölgesel kolu olan Kudüs Gücü ile ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan yapıyla bağlantılı kişi ve unsurlara karşı daha sert Amerikan önlemlerinin başlangıcı olarak değerlendirdi.

Eski Haşdi Şabi (Halk Seferberlik Güçleri) Başkan Yardımcısı Ebu Mehdi el-Mühendis tarafından kurulan Ketaib Hizbullah, 2003 yılında devrik Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin rejiminin yıkılmasının ardından faaliyet göstermeye başladı. El-Mühendis ise 2020’de düzenlenen ABD hava saldırısında öldürüldü. Kuruluşundan bu yana son derece gizli bir yapılanma içinde faaliyet gösteren örgüt nedeniyle, grup içindeki üst düzey isimlerin büyük bölümü hakkında sınırlı bilgi bulunuyor. Yerel düzeyde önemli nüfuza sahip olmasına ve DMO’ya en yakın silahlı gruplardan biri olarak görülmesine rağmen, örgüt liderleri kamuoyu önünde görünmekten kaçınıyor.

Kudüs Gücü ile bağlantısı

Şarku’l Avsat’ın silahlı gruplara yakın kaynaklardan edindiği bilgilere göre, Saadi’nin DMO’ya bağlı Kudüs Gücü’nün istihbarat birimiyle yakın ilişkiler içinde olduğu belirtiliyor. Kaynaklar ayrıca, ABD ile İran arasında yaşanan ve ‘12 Gün Savaşı’ olarak anılan çatışmalar sırasında öldürülen bir İranlı istihbarat unsuru ile de yakın bağlantısı bulunduğunu öne sürüyor. Bununla birlikte bazı kaynaklar, Saadi’nin ‘bu ilişkileri olduğundan daha büyük göstermeyi sevdiğini’ ifade etti.

fdvfdv
Muhammed Bakır es-Saadi, cuma günü New York’ta FBI ajanlarının gözetimindeydi (ABD Adalet Bakanlığı)

Saadi’nin 2014 yılından bu yana aktif olduğu X platformundaki fotoğraf arşivi incelendiğinde, DMO komutanlarıyla sık sık birlikte görüntülendiği görülüyor. Paylaşılan videolardan birinde ise İran’ın hayatını kaybeden Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi ile sohbet edip gülümsediği dikkat çekiyor.

Silahlı gruplara yakın çevrelere göre Saadi, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah’ın Eylül 2024 sonunda öldürülmesinin ardından Lübnan’a yaptığı ziyaretleri yoğunlaştırdı. Aynı kaynaklar, Beşşar Esed döneminde Lübnan ile Suriye arasında sık seyahat ettiğini belirtti.

Kaynaklar, Saadi’nin, genellikle üst düzey askeri isimler ve resmi yetkililere verilen hizmet pasaportunun sağladığı imkân sayesinde farklı ülkelere daha rahat seyahat edebildiğini ifade etti. Bu çerçevede, son Türkiye ziyaretinin, burada gözaltına alınmasının ve hakkında yürütülen operasyonun da bu hareketlilikle bağlantılı olduğu değerlendiriliyor. Ayrıca Saadi’nin bir Avrupa ülkesine seyahat hazırlığında olduğu da öne sürüldü.

xssdv
ABD Başkanı Donald Trump’ın işaretlendiği fotoğraf, Muhammed Bakır es-Saadi tarafından 2020 yılında X hesabından paylaşılmıştı.

Saadi’nin daha önce Kudüs Gücü’nün eski komutanı Kasım Süleymani ile ve DMO’yla bağlantılı çeşitli silahlı grup liderleriyle çekilmiş çok sayıda fotoğrafı kamuoyuna yansıdı. Bazı kaynaklar, Saadi’nin isminin sonuna ‘Süleymani’ lakabını eklemeyi tercih ettiğini de aktardı.

Saadi nasıl tutuklandı?

Batılı kaynakların büyük bölümüne göre, Türkiye’de gözaltına alındıktan sonra ABD’ye götürülen Saadi, Avrupa’da Amerikalıları ve Yahudileri hedef alan en az 18 ‘terör saldırısının’ planlanması ve koordinasyonuyla suçlanıyor. Federal suç duyurusunda, söz konusu saldırıların İran’a yönelik savaşın sona erdirilmesi adına gerçekleştirildiğinin öne sürüldüğü belirtildi.

Saadi’nin gözaltı işlemi sonrasında annesine mesaj gönderdiği görüntüler de ortaya çıktı. Görüntülerde annesinden ‘sabırlı olmasını’ isteyen Saadi’nin, ‘yıkılmayacaklarını’ söylediği duyuldu.

Batılı kaynaklar ayrıca Saadi’nin, Washington ve Tel Aviv’in Tahran’a karşı yürüttüğü savaşa misilleme amacıyla ‘ABD ve İsrail çıkarlarına yönelik saldırılar düzenlenmesi için başkalarını yönlendirdiğini ve teşvik ettiğini’ iddia ediyor.

Savcılık iddialarına göre Saadi, Kanada’da iki ayrı saldırının koordinasyonunda da rol aldı. Ayrıca ABD içinde, New York kentindeki bir Yahudi sinagogu da dahil olmak üzere çeşitli hedeflere yönelik saldırı girişimlerini yönlendirmek ve organize etmeye çalışmakla suçlanıyor.

dsvdfv
Muhammed Bakır es-Saadi ile İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) bağlı Kudüs Gücü Komutanı İsmail Kaani’nin birlikte çekilmiş fotoğrafı

ABD, Ketaib Hizbullah’ı yabancı terör örgütleri listesinde tutarken, Saadi’nin 2017 yılından bu yana örgüt içinde aktif rol aldığı belirtiliyor. Bazı kaynaklar ise babasının, Hadi el-Amiri liderliğindeki Bedir Örgütü ile bağlantılı olduğunu öne sürüyor.

Washington yönetimi yaklaşık iki hafta önce Ketaib Hizbullah Genel Sekreteri Ebu Hüseyin el-Hamidavi hakkında bilgi sağlayacak kişiler için 10 milyon dolarlık ödül açıklamıştı.

ABD merkezli CNN televizyonu da daha önce, Ketaib Hizbullah ile Avrupa’daki Yahudi kurumlarını hedef alan kundaklama saldırılarını üstlenen grup arasında bağlantı bulunduğunu ileri sürmüştü. Söz konusu saldırıların sinagoglar, okullar ve ambulanslar dahil çeşitli hedefleri kapsadığı belirtilmişti.

Saadi’ye yöneltilen suçlamalar arasında yabancı bir terör örgütüne maddi destek sağlamak için komplo kurmak, terör eylemlerine maddi destek sağlamak amacıyla komplo düzenlemek ve kamuya açık bir alanı bombalamaya yönelik plan yapmak yer alıyor. Saadi, cuma günü New York Güney Bölgesi Federal Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıkarıldı. Mahkeme, kefalet olmaksızın tutuklu yargılanmasına karar verdi. Duruşmada suçlamaları kabul ya da reddetmediği bildirildi.

Saadi’nin gözaltına alınmasının Ketaib Hizbullah üzerindeki olası etkileri ve ABD makamlarının kendisinden elde edebileceği bilgilerin örgütün yapısının açığa çıkmasına yol açıp açmayacağı ise henüz netlik kazanmış değil. Grup, son dönemde Washington yönetiminin yakın takibindeki silahlı yapılar arasında yer alıyor.

Saadi’nin avukatı Andrew J. Dallak, Batılı medya kuruluşlarına yaptığı açıklamada, müvekkilinin Türk makamları tarafından ‘muhtemelen ABD’nin talebi üzerine’ gözaltına alındığını söyledi. Dallak, Saadi’nin gözaltının hukuki niteliğine itiraz etme veya ABD’ye transferine karşı çıkma fırsatı verilmeden Amerikan makamlarına teslim edildiğini savundu.

vfdvfd
Muhammed Bakır es-Saadi, Haziran 2023’te X platformunda bir harita uygulamasından aldığı ekran görüntüsünü paylaştı. Görüntüdeki bölge, ABD’nin Florida eyaletindeki Indian Creek Adası

Saadi hakkında öne sürülen iddialar arasında New York’taki önemli bir Yahudi sinagoguna yönelik bombalı saldırı planı da bulunuyor. Ayrıca Los Angeles’taki bir Yahudi merkezi ile Arizona eyaletinin Scottsdale kentindeki başka bir merkezin de hedef alınmasının planlandığı ileri sürülüyor.

Diğer iddialara göre Saadi, saldırının gerçekleştirilmesi karşılığında 10 bin dolar ödenmesini kabul etti ancak eylemin görüntülenmesi konusunda ısrarcı oldu. Soruşturmayı yürüten yetkililer, saldırının 6 Nisan’da gerçekleştirilmesini istediğini, planın hayata geçirilmemesi üzerine ise ertesi sabah gizli görevli bir ajana neden saldırının yapılmadığını soran mesaj gönderdiğini öne sürdü.

Saadi’nin X’teki kaydı

Saadi’nin uzun yıllardır X platformunda aktif olduğu ve özellikle Muhammed Şiya es-Sudani hükümetine yönelik sert eleştirilerde bulunduğu görülüyor. Irak hükümeti, 2024 yılında Saadi hakkında ‘hakaret’ suçlamasıyla dava açmıştı.

Saadi, Temmuz 2020’de X hesabından ABD Kongre binasının yıkılmış halde gösterildiği bir görsel paylaşmış, görselde Kasım Süleymani gibi öldürülen isimlerin fotoğraflarına da yer vermişti. Paylaşımda, “Şehit liderlerin intikamı sürüyor. İşgalciyle müzakere yok” ifadeleri kullanılmıştı.

Saadi ayrıca platform üzerinden İran’a ve ‘direniş ekseni’ olarak adlandırılan yapıya açık destek verdiğini dile getirirken, karşıt gruplara yönelik sert eleştiriler yöneltiyor.

2023 yılında yaptığı başka bir paylaşımda ise ABD’nin Florida eyaletindeki Indian Creek Adası’na ait bir harita görüntüsü yayımladı. Miami-Dade bölgesinde bulunan ve yoğun güvenlik önlemleriyle bilinen küçük yerleşim adası, kamuoyunda ‘milyarderler sığınağı’ olarak tanınıyor. Adada iş insanları, ünlüler ve siyasetçiler yaşıyor. Bölgenin dikkat çeken sakinleri arasında Jared Kushner ile eşi Ivanka Trump da bulunuyor.


Savana: HDK çözülme ve çöküş içinde

Savana'nın ayrılışının nedenlerini açıkladığı basın toplantısından (SUNA)
Savana'nın ayrılışının nedenlerini açıkladığı basın toplantısından (SUNA)
TT

Savana: HDK çözülme ve çöküş içinde

Savana'nın ayrılışının nedenlerini açıkladığı basın toplantısından (SUNA)
Savana'nın ayrılışının nedenlerini açıkladığı basın toplantısından (SUNA)

Sudan’da Hızlı Destek Kuvveetleri’nden (HDK) ayrılan bir saha komutanı, Muhammed Hamdan Dagalo (Hamideti), komutasındaki HDK’nın ‘çöküş’ ve hızlanan bir iç dağılma sürecinde olduğunu açıkladı. HDK saflarındaki ayrılıkların birbirini izleyeceğini öngören komutan, Hamideti'yi ‘çaresiz’ biri olarak tanımlayarak ne yapacağını bilmediğini söyledi. Hamideti'nin kararlarının artık dış dayatmalarla yönlendirildiğini belirten komutan, aynı zamanda HDK’nın birçok cephede artan askeri baskıyla karşı karşıya olduğuna dikkati çekti.

‘Savana’ lakaplı ayrılıkçı komutan Tuğgeneral Ali Rızkullah, dün Hartum'da gizli olarak düzenlenen basın toplantısında Hamideti'nin savaşın ilk günlerinde Hartum'daki ordu genel karargahı önündeki çatışmalarda yaralandığını açıkladı. Savana, Hamideti’nin yaralanmasının ‘aşiretler düzeyinde bilinen bir gerçek’ olduğunu belirtirken bu açıklama, HDK komutanının ciddi biçimde yaralandığına dair savaşın ilk günlerinden beri dolaşan rivayetleri yeniden gündeme taşıdı. Hamideti ile defalarca kez yüz yüze görüştüğünü ve telefonla sürekli iletişimde olduğunu da aktaran Savana, Hamideti'nin aldığı kararların ‘büyük devletler ve dış odaklar’ tarafından dikte ettirildiğine işaret etti.