Cidde Zirvesi’nin Lübnan’a mesajları neler?

Başkan Biden ve Prens Muhammed bin Selman ile Cidde Zirvesine iştirak eden liderlerin hatıra fotoğrafı. (SPA)
Başkan Biden ve Prens Muhammed bin Selman ile Cidde Zirvesine iştirak eden liderlerin hatıra fotoğrafı. (SPA)
TT

Cidde Zirvesi’nin Lübnan’a mesajları neler?

Başkan Biden ve Prens Muhammed bin Selman ile Cidde Zirvesine iştirak eden liderlerin hatıra fotoğrafı. (SPA)
Başkan Biden ve Prens Muhammed bin Selman ile Cidde Zirvesine iştirak eden liderlerin hatıra fotoğrafı. (SPA)

Körfez Arap Ülkeleri İşbirliği Konseyi (KİK) üye ülkeleri, Mısır, Ürdün, Irak ve ABD arasında Suudi Arabistan’da düzenlenen Cidde Güvenlik ve Kalkınma Zirvesi’ne Lübnan’ın katılmamış olması, sonuç bildirisinde kendisine geniş bir yer bulmasına mani olmadı.
ABD-Suud Zirvesi’nde de Lübnan'ın siyasi ve ekonomik krizinin üstesinden gelmesini sağlamak için kapsamlı yapısal siyasi ve ekonomik reformların uygulanmasının gerekliliğine vurgu yapıldı.  
Cidde Zirvesi’nin sonuç bildirisinde, Lübnan'ın egemenliğine ve güvenliğine saygı duyulduğu, ayrıca istikrarını ve ekonomik toparlanmasını sağlamak için gereken tüm reformların desteklendiği kaydedildi.
Bahsi geçen iki zirvenin sonuç bildirilerinde, Lübnan’la ilgili bölümde yeni olan şey; mevcut Cumhurbaşkanı Mişel Avn’ın 31 Ekim’de görev süresi dolmadan, cumhurbaşkanlığı seçimlerinin anayasal süreç çerçevesinde zamanında yapılması yönündeki çağrıydı. Bu husus dışındaki diğer konular, Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’un ziyareti esnasında düzenlenen Suudi Arabistan-Fransa Zirvesi ile Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) son toplantısının sonuç bildirisiyle adeta tıpa tıp benzerdi. Nitekim Kuveyt Dışişleri Bakanı Şeyh Ahmed Nasır Muhammed es-Sabah'ın, ‘Lübnan girişimi’ de KİK toplantısının sonuçlarıyla uyumluydu. Kuveyt’in söz konusu girişimi, Lübnan’ın Arap ülkeleriyle özellikle de Körfez ülkeleriyle olan ilişkilerindeki krizin çözümünü hedeflemekteydi.  
ABD Başkanı Joe Biden, yeniden Ortadoğu’da öncü oyuncu olarak ülkesinin rolünü pekiştirmek yönündeki niyetini açık etti. Nitekim Biden’ın ortak basın toplantısında itiraf ettiği gibi, ‘sahayı boş bırakmak’ Rusya, Çin ve İran’ın ‘boşlukları doldurmasına’ olanak sağlamaktaydı. Bu bağlamda, Lübnan’da yeni bir cumhurbaşkanının anayasal süre içinde seçilmesi, ABD ve Körfez ülkelerinin bu ülkeye yönelik pozisyonlarını netleştirmeleri açısından önem arz ediyor. 
Washington daha önce, kendisi de eşlik etmekle birlikte Lübnan krizi dosyasını takip etme görevini Paris’e tevdi etmişti. Şimdilerde ise ABD Ortadoğu’ya yeniden güçlü bir şekilde dönmenin işaretlerini verdi. Şarku’l Avsat’a konuşan gözlemciler, Lübnan cumhurbaşkanlığı seçiminin, sadece Lübnan iç siyasetinin değil, küresel güçlerin de odağında olacağını düşünüyor. Bir başka deyişle, İran liderliğindeki ‘Direniş Ekseni’ yeni cumhurbaşkanının seçilmesinde umduğu rolü oynayamayabilir. Suudi Arabistan’ın ev sahipliği yaptığı iki zirve, Tahran’a adeta ‘küresel düzene’ eklemlenmesi ve pozisyonlarını gözden geçirmesi için bir şans daha tanıyarak kapıyı aralık bıraktı. Lübnan cumhurbaşkanlığı seçiminin ise, İran'ın komşu ülkelerin içişlerine müdahale politikasından vazgeçme niyeti olup olmadığının test edilmesi olarak değerlendiriliyor. İran’ın askeri vekillerini bölgenin istikrarsızlığında kullanmaya devam etmesi ise, açık kapının kapanacağı anlamına geliyor.  
Lübnan’da yeni bir cumhurbaşkanının seçilmesi, bir son dakika sürprizi olmazsa, hükümet kurulmadan önce gerçekleşebilir. Cumhurbaşkanı Mişel Avn, hükümeti kurmakla görevli olan Necib Mikati’ye, ön şart olmaksızın ‘koalisyon görüşmelerini’ sürdürmesini tavsiye ederse, hükümetin kurulması uzun bir süre alabilir. Mevcut Cumhurbaşkanı Avn, Maruni Patriği Mar Beşara Butrus er-Rai'nin belirlediği kriterlere uygun bir adayın cumhurbaşkanı olması gerektiğini zayıf bir tonda dillendirdi. Lübnan Güçleri lideri Semir Caca ise eğer seçilme şansı varsa Genelkurmay Başkanı Joseph Avn’ı destekleyebileceklerini açıkladı. Ancak taraflar henüz pozisyonlarını netleştirmiş değil, sanki her biri diğerinin adayını yıpratmak için bir bekleyiş içinde.  
Nebih Berri'nin yedinci dönem Parlamento Başkanı olarak seçildiği, meclis oturumunda parlamento blokları arasında ciddi bölünmeler dikkati çekmişti. Bu bölünmelerin cumhurbaşkanlığı seçiminde de yaşanması düşük ihtimal olarak değerlendiriliyor.
Şimdilerde (Hristiyan) Marada Hareketi lideri Süleyman Franciye’nin en güçlü cumhurbaşkanı adayı olduğu konuşuluyor. Bu durum (Hristiyan)  Özgür Yurtsever Partisi Başkanı Cibran Basil’i öfkelendiriyor, ancak Basil cumhurbaşkanlığı dosyasında, (Şii) Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve (Şii) Emel Hareketi lideri Nebih Berri’nin büyük bir etkisi olduğunun farkında. Kulislerde, Cibran Basil’in, Süleyman Franciye’yi desteklemek için bazı koşullar öne sürdüğü ve bir anlaşma yapmak istediği, ancak Franciye’nin buna yanaşmadığı söyleniyor. Franciye Basil ile anlaşırsa, kendisini seçmek isteyen bazı parlamento üyelerinin desteğini yitirmekten çekiniyor, dolayısıyla Hizbullah ile uzlaşırsa, Cibran Basil’i yumuşatma görevini Hizbullah’a tevdi edebileceğini hesaplıyor. Cumhurbaşkanlığı seçiminde tek aday elbette Süleyman Franciye ya da ‘8 Mart Hareketi’nin’ önereceği bir başka aday olmayacak. Marada Hareketi lideri Franciye’nin, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile dostluğu var. Ayrıca Şii İkilisi (Hizbullah-Emel) ile de iyi ilişkileri var, buna rağmen Franciye kendisini ‘Direniş Ekseni’ne’ eklemlenmiş bir aday olarak göstermek istemiyor. Maruni Patriği Mar Beşara’nın belirlediği kriterler tam olarak 8 Mart ya da 14 Mart hareketlerine bağlı olan kişilere uymuyor, Maruni Patriği bir ‘orta yolcu’ adayı tarif ediyor, dolayısıyla Süleyman Franciye bazı muhalif çevrelerle yakınlık kurma girişimlerinde bulunuyor.  
Şimdilerde Meclis içinde cumhurbaşkanlığı adaylığı ile ilgili çift kutuplu bir görüntü yok, daha ziyade, Berri'nin temsilcileri ‘cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili’ eylül ayının ortalarında bir oturum düzenlemeye davet etmeye hazır olmasına rağmen Değişim Güçleri ve bağımsız milletvekilleri henüz pozisyonlarını netleştirmiş değil. Dolayısıyla ‘cumhurbaşkanlığı seçimiyle’ ilgili bazı temel sorular oluşmuş durumdadır:  
İster değişim odaklı ister geleneksel olsun, muhalefet güçlerine meydan okuyan bir cumhurbaşkanını seçmenin yolu açık mıdır? Meclis üyelerinin üçte iki çoğunluğunun ‘cumhurbaşkanı seçimi oturumuna’ katılması nasıl sağlanacaktır?  
Meclis’te ilk oturumda üçte ikilik çoğunluk sağlanamazsa, ikinci oturumda üyelerin yarı artı bir oranında katılımın sağlanması mümkün olabilecek midir? Bu çoğunluğu kimler garanti edebilir?
Aynı soru muhtemel bir ‘üçüncü oturum’ için de geçerlidir, zira çoğunlukta olan muhalefeti ikna etmeyen bir adayın seçilmesi uzak ihtimal olarak görülmektedir. Dolayısıyla rekabet halindeki Özgür Yurtsever Partisi ya da Lübnan Güçleri’ne mahsup olmayan bir ‘orta yolcu’ adayın belirlenmesi gerekebilir. Bu adayın iki cenahla da iletişimde olması ancak bir ölçüde tarafsız bir politika izlemesi öngörülür. Öte yandan, uluslararası güçlerin, ülkeyi krizden çıkarmaya olanak sağlayacak gerekli destekleri sunmaları için, Lübnan’ı ‘küresel düzene ve uluslararası sisteme’ yeniden dahil edecek bir ‘yol haritası’ olan bir adayın seçilmesi zorunludur. Yeni cumhurbaşkanının öncelikli görevi ise, ‘devleti, kaçıranların’ elinden kurtarmak olacaktır.  



Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
TT

Suriye güvenlik güçleri SDG’nin çekilmesinin ardından el-Hol Kampı’na girdi

Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)
Suriye güvenlik güçleri Suriye'nin kuzeydoğusundaki Haseke kentine doğru ilerliyor, 20 Ocak 2026 (AFP)

Suriye güvenlik güçleri bugün, ülkenin kuzeydoğusundaki el-Hol Kampı’na girdi. Kamp, terör örgütü DEAŞ mensuplarının ailelerini barındırıyor. AFP muhabirinin aktardığına göre bu gelişme, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) kampı terk ettiklerini duyurmasının hemen ardından gerçekleşti.

AFP muhabiri, kampın çevresinde görev yapan onlarca güvenlik görevlisinin demir bir kapıyı açıp araçlarıyla içeri girdiğini, bazı güvenlik mensuplarının ise kampı gözetim altında tuttuğunu bildirdi.

SDG, salı günü 24 binden fazla kişinin yaşadığı el-Hol Kampı’ndan çekildiğini açıkladı. Kamp sakinleri arasında 15 bin Suriyeli, 3 bin 500 Iraklı ve 6 bin 200 yabancı bulunuyor ve sıkı güvenlik önlemleri altında tutuluyordu. Suriye Savunma Bakanlığı ise el-Hol Kampı ve DEAŞ’a ait tüm hapishaneleri devralmaya hazır olduğunu duyurdu.

Suriye Cumhurbaşkanlığı da dün, SDG ile ‘Haseke vilayetinin geleceğine ilişkin bazı konularda’ yeni bir ‘ortak anlayış’ sağlandığını açıkladı. Anlaşma gereği SDG’ye ‘alanların fiilen entegrasyonuna yönelik detaylı planı hazırlamak için dört günlük bir süre’ tanındı. Bununla eş zamanlı olarak dört günlük ateşkes ilan edildi. SDG de ateşkese uyacağını ve anlaşmanın ‘istikrarı destekleyecek şekilde’ uygulanmasına hazır olduğunu bildirdi.

Diğer yandan SDG lideri Mazlum Abdi dün, ABD liderliğindeki DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu’nu (DMUK), Kürt savaşçıların bazı bölgelerden çekilmesinin ardından Suriye’de DEAŞ mensuplarının tutulduğu tesislerin korunmasında sorumluluklarını yerine getirmeye çağırdı.

Washington ise Kürtlerin DEAŞ’a karşı görevlerinin sona erdiğini belirtti; ABD, yıllarca destek verdiği Kürt güçlerin artık bu rolü üstlenmediğini açıkladı.

Suriye’deki Kürt yetkililer ve yerel makamlar ise dün yeni bir ateşkese uyacaklarını duyurdu. Bu ateşkes, Kürt güçlerinin hükümet kurumlarıyla entegrasyonuna yönelik görüşmelerin tamamlanmasının ön hazırlığı olarak ilan edildi.

Bu ayın 6’sında Halep’te başlayan askeri gerilimin ardından, Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera, pazar günü SDG ile bir anlaşmaya vardığını açıkladı. Anlaşma, ateşkes ve özerk yönetim kurumlarının Suriye devleti bünyesinde kapsamlı entegrasyonunu öngörüyor.

Taraflar arasında ateşkesi ihlal suçlamalarının yükselmesiyle birlikte hükümet güçleri, SDG kontrolündeki Arap çoğunluğa sahip bölgelere ilerledi. Hükümet dün, Hasake kentine takviye birlikler gönderirken, Kürt yetkililer Şam ile görüşmelerin çöktüğünü duyurdu.

Anlaşmanın açıklanmasının ardından ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, X platformunda paylaştığı mesajda, SDG’nin ‘DEAŞ’a karşı sahadaki başlıca güç’ rolünün büyük ölçüde sona erdiğini belirtti. Barrack, Şam’ın artık güvenlik sorumluluklarını üstlenmeye yetkin olduğunu ve bunun örgüt mensuplarının tutulduğu hapishaneler ile ailelerini barındıran kampları da kapsadığını ifade etti.

ABD desteğiyle DEAŞ’a karşı mücadele eden ve bu süreçte örgütü Suriye’de neredeyse tamamen yok etmeyi başaran SDG, Arap savaşçıları da bünyesinde barındırarak yıllar boyunca Suriye iç savaşında kritik bir rol oynadı. Bu başarısı sayesinde kuzey ve doğu Suriye’de geniş alanlarda kontrol sağladı, büyük petrol sahalarını kapsayan bu bölgelerde özerk bir yönetim kurdu.

Ancak Esed sonrası dönemde yeni yönetim, ülkeyi hükümet güçlerinin kontrolü altında birleştirme kararlılığını ilan etti ve Kürtlerle, güçlerini ve kurumlarını devlet yapısına entegre etmek üzere müzakerelere başladı.

Son günlerde hükümet güçlerinin ilerleyişiyle SDG, kuzey ve doğuda kontrol ettiği alanların önemli bir bölümünü kaybetti.


Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
TT

Yemen’deki ed-Daba Petrol Limanı’nda devletin otoritesi dışında gözaltı ve işkence yapılan gizli hapishaneler

BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)
BAE, ed-Daba Petrol Limanı ve er-Reyyan Uluslararası Havaalanı dahil olmak üzere birçok yasadışı hapishane kurdu (Şarku’l Avsat)

Mahkumlar, gizli hapishanenin demir konteynerlerinin duvarlarına, korku ve uzun bekleyişlerin tırnaklarıyla anlatılmamış hikayelerini “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!”, “Kurtar beni Allah’ım!”, “Annem”, “Allah şahit ben mazlumum” ifadeleriyle kazımışlardı.

Bu sözler duvar süslemesi değil, yıllardır Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) güçleri tarafından yönetilen yasadışı ed-Daba Hapishanesi’ndeki mahkumlar tarafından bırakılan, umut ile umutsuzluk arasında asılı kalan ve uzun süreler parmaklıklar arkasında kalan acıların gizli yüzünü ortaya çıkaran insan tanıklıklarıydı.

rfbvrt
İryani, devletin herhangi bir dış veya yerel tarafa gözaltı merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurguladı (Şarku’l Avsat)

Şarku’l Avsat, basın mensupları ve insan hakları aktivistlerinden oluşan bir heyetle birlikte Mukelle şehrindeki ed-Daba Petrol Limanı’nda bulunan hapishaneyi ziyaret etti. BAE'nin yıllarca Yemenli yetkililerle herhangi bir koordinasyonsuz olarak birkaç yasadışı hapishane kurduğunu ilk elden gözlemledi. Bu durum, yargı dışı gözaltı ağının boyutunu ve gizli kalmış ihlalleri ortaya çıkardı.

Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani’ye göre bu hapishaneler, devlete ait herhangi bir yasal veya güvenlik sistemine bağlı değil. İryani, bu hapishanelerin ‘devletin, yasanın ve Yemen anayasasının yetkisi dışında kalan gözaltı merkezleri’ olduğunu açıkladı.

cdfrgt
Yemen Enformasyon, Kültür ve Turizm Bakanı Muammer el-İryani Mukelle'deki ed-Daba Petrol Limanı’ndaki tesiste (Şarku’l Avsat)

Ed-Daba’da bu gizli hapishanelerde tutulan 12 kişinin önünde konuşan İryani, bu yerin yasal veya idari denetim olmaksızın meşru devlet kurumları dışında gerçekleştirilen uygulamaları somutlaştırdığını belirtti.

Devletin, yabancı veya yerel hiçbir tarafa, yasaların çerçevesi dışında gözaltı veya işkence merkezleri kurma yetkisi vermediğini vurgulayan Bakan İryani, bu uygulamaları ‘tutuklama, soruşturma ve gözaltı yetkilerini yasal ve güvenlik devlet kurumlarıyla sınırlayan Yemen anayasasının açık bir ihlali’ olarak nitelendirdi. İryani, bunların aynı zamanda uluslararası hukuk ve insani hukukun da ihlali olduğunun altını çizdi.

Şarku’l Avsat, tesisin içindeki şok edici manzaraları belgelerken bazı hapishanelerin çeşitli boyutlarda kapalı çelik konteynerlerden oluştuğunu, bazı hücrelerin boyutlarının 1 metreye 50 santimetreden fazla olmadığını ortaya koydu. Bu konteynerlerin duvarları, tutukluların günlük yaşamlarını ve parmaklıklar ardındaki acılarını özetleyen yazılarla doluydu.

xcdvfg
Buralarda tutulanların duvarlara yazdıkları yazılarda, bu hapishanelerin yasadışı olduğu yönündeki duygularını yansıtan ‘mazlum’ (eziyet gören kimse) kelimesi öne çıkıyor (Şarku’l Avsat)

Bazı tutuklular, sanki günleri tek tek sayar gibi, gözaltında geçirdikleri günlerin sayısını düzenli tablolar halinde kaydetmeye özen gösteriyorlardı. Bazıları da buradan bir an önce kurtulmaları için Allah’tan yardım istedikleri duaları duvarlara yazıyorlardı. Bir köşede ise bir tutuklu acısını ve özlemini özetlemek için tek bir kelime yazmıştı; “Annem”.

Hücrelerin duvarlarında da kan izleri ve kırbaç izleri vardı, bu da tutukluların o dar odalarda maruz kaldıklarını yansıtıyordu.

Korku ve umut arasında, içlerinden biri titrek bir el yazısıyla “Bir ay on gün... Sonrası ferahlık” bir diğeri ise duvara “Allah şahit ben mazlumum”, bir başkası ise “Bana merhamet edin... Bu zulüm yeter!” diye haykırışlarını kazımışlardı.

xcdfg
Tutuklulardan biri, hapishanedeyken ailesine duyduğu özlemi “Annem” kelimesini yazarak ifade etti (Şarku’l Avsat)

Devletin bugün yaptıklarının ‘siyasi hesaplaşmak değil, hukukun üstünlüğünü yeniden tesis etmek olduğunu’ vurgulayan Bakan İryani, “Bu yerleri yerel ve uluslararası medyaya açmak, şeffaflığın bir parçası ve devletin gerçeklerden korkmadığı, aksine onu belgelemeye ve yasal olarak ele almaya çalıştığına dair açık bir mesajdır” ifadelerini kullandı.

İryani, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Siyasi koruma talep etmiyoruz, aksine hukukun üstünlüğüne destek istiyoruz. Siyasi bir vizyon sunmuyoruz, aksine yerleri, gerçekleri ve yasal sorumlulukları sunuyoruz.”

Öte yandan Şarku’l Avsat’a konuşan Yemenli bir askeri kaynak, dağın tepesinde bulunan ve eskiden Hava Savunma Kampı olarak bilinen ed-Daba kampının, Ebu Ali el-Hadrami liderliğindeki Güvenlik Destek Güçleri’ne devredildiğini açıkladı.

Kimliğinin açıklanmaması şartıyla konuşan kaynak, kanıt olmadan birini suçlamanın onu bu gizli hapishanelerden birine göndermek için yeterli olduğunu açıkladı. Bu gözaltı merkezlerinden çıkanların normal hallerine dönemediklerini, eskiden olduklarından tamamen farklı insanlar olduklarını belirten kaynak, “En tehlikeli olansa, çeşitli suçlara karıştığı kanıtlanmış bazı mahkumların serbest bırakılmasıydı. Çünkü bazılarının BAE tarafından serbest bırakıldıktan sonra çift taraflı ajan olduklarını görünce şaşırdık” diye ekledi. Kaynak, bu kişilerin aralarında El Kaide örgütünün üyelerinin de olduğunu belirtti.


Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
TT

Avn, Lübnan'ı "intihar girişimlerine" sürüklemeyeceğine dair söz verdi

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)
Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Baabda'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda diplomatik temsilcilere hitap ediyor. (Lübnan Cumhurbaşkanlığı)

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn dün, "geçmişte ağır bedeller ödediğimiz intiharvari maceralara Lübnan'ı sürüklememeye" olan bağlılığını yineleyerek, ülkenin İsrail sınırındaki güney Litani bölgesinde "geniş alanları yasadışı silahlardan temizleme" işlemini tamamladığını belirtti.

Avn, diplomatik temsilcilere ve uluslararası misyon başkanlarına, Lübnan silahlı kuvvetlerinin "her türlü yasadışı silahtan, türü veya bağlantısı ne olursa olsun, geniş alanları temizleme konusunda muazzam görevler üstlendiğini ve tüm provokasyonlara, devam eden saldırılara, şüphelere, ihanet suçlamalarına, hakaretlere ve iftiralara rağmen bunu başardıklarını" söyledi.

"Güney Lübnan'ın, tüm uluslararası sınırlarımız gibi, yalnızca silahlı kuvvetlerimizin kontrolü altında olması ve diğerlerinin, istisnasız hepsinin, kendi ülkelerinin çıkarları için görüşmeler, müzakereler ve pazarlıklar yaparken, topraklarımızda başkalarının çatışmalarına dahil olma veya bu çatışmalara kayma olasılığının kesin olarak sonlandırılması gerektiğinin" altını çizdi.