İran’ın yeni taleplerinin ardında hangi hedefler var?

The Independent Arabia’ya konuşan uzmanlar, Tahran’ın uluslararası durumu kullanmaya ve işleri oldu-bittiye getirmeye çalıştığını söylediler

İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
TT

İran’ın yeni taleplerinin ardında hangi hedefler var?

İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)
İran, geçtiğimiz yıl boyunca nükleer programını hızlandırmaya çalıştı (AFP)

İnci Mecdi
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) 5 daimî üyesi ve Almanya ile İran arasında 2015 yılında imzalanan ve resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmanın canlandırılmasına yönelik Avusturya'nın başkenti Viyana'nın ev sahipliğinde yaklaşık 14 ay süren ve anlaşmayı imzalayan tarafların arabuluculuğunda İran ile ABD arasında dolaylı olarak yapılan müzakereler geçtiğimiz Mart ayında askıya alındı. Oysa bu yılın başlarından bu yana yakında yeni bir anlaşmaya varılabileceğine dair haberler basında yer alıyordu. Ancak İran, bu ayın başlarında, basına açıklamadığı yeni taleplerle müzakerelere katılan tarafları şaşkına uğrattı. Bu da İran’ın müzakereler sırasında benimsediği bir yaklaşım olarak müzakerelerin ertelenmeye devam edeceği anlamına geliyor.
İran'ın yeni talepleriyle ilgili bir bilinmezlik hüküm sürerken Fransa'nın BM Nezdindeki Daimî Temsilcisi Nicolas de Riviere, BMGK’nın bu ayın başlarında KOEP ile ilgili toplantısında yaptığı açıklamada, “İran'ın sadece masadaki teklifi kabul etmekle kalmadığını, aynı zamanda aşırı ve gerçekçi olmayan taleplerle KOEP’in dışında kalan başka konular ortaya koyduğunu görüyoruz” ifadelerini kullandı.

Yeni taleplerin çevresini saran bilinmezlik
The Independent Arabia, ABD Dışişleri Bakanlığı Basın Ofisi’nden yorum talebinde bulunduysa da Bakanlık, İran'ın talepleriyle ilgili detaylara dair yorum yapmaktan kaçındı. Basın Ofisi, The Independent Arabia’nın talebine yanıt olarak ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nick Price'ın 5 Temmuz'da düzenlediği basın toplantısında yaptığı ve ‘İran'ın son haftalarda, nükleer anlaşmaya uyacağına dair siyasi bir taahhütte bulunmak yerine, sürekli olarak yalnızca İran’ın nükleer programıyla ilgili olan müzakerelerin kapsamı dışında kalan ve nükleer anlaşmanın sınırlarını aşan konularda taleplerde bulunduğunu’ söylediği açıklamanın bir metnini göndermekle yetindi. Price, aynı açıklamasında, “KOEP’in dar sınırlarının ötesinde herhangi bir şey teklif etmek, ciddiyet ve bağlılık eksikliği olduğunu gösterir” dedi.
Müzakerelere katılan taraflar, geçtiğimiz Mart ayında sonuca ulaşmak üzereyken İran'ın ABD’de Demokratların ve Cumhuriyetçilerin reddettiği bir talep olan Devrim Muhafızları Ordusu’nun (DMO) ABD’nin terör örgütleri listesinden çıkarılmasındaki ısrarı nedeniyle müzakereler sekteye uğradı.
Geçtiğimiz yıl nükleer programını hızlandırmaya çalıştığı kimse için sır olmayan İran, geçtiğimiz yıl boyunca, nükleer çalışmalar alanında daha fazla bilgi edinmeyi ve 2015 tarihli nükleer anlaşmadaki taahhütlerinin büyük bir bölümünü ihlal eden başka adımlar atamayı başardı. Nükleer anlaşma ile yüzde 3,67 olarak sınırlandırılan uranyum zenginleştirme oranını yüzde 60’a yükselttiğini duyurdu. Bu, atom bombası elde etmek için gerekli olan yüzde 90 seviyesine oldukça yakın bir oran olsa da İran böyle bir niyeti olmadığını açıkladı. Bu yüzden İran’ın nükleer programıyla ilgili olmayan yeni talepleri müzakere masasına getirmesi, yalnızca bir oldu-bitti dayatmak için daha fazla zaman kazanmak istediği anlamına geliyor.
Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı (UAEA) Başkanı Rafael Grossi, İspanya’nın El Pais gazetesine verdiği ve 22 Temmuz Cuma günü yayınlanan röportajda, İran’ın nükleer programının hızla ilerlediğini ve UAEA’nın sınırlı bir izleme yapabildiğini söyledi.

Ayrılıkçılar ve bölgesel faaliyetler
Şarku’l Avsat’ın The Independent Arabia’dan aktardığı analiz habere göre İran’ın niyetleri ortada olsa da taleplerini çevreleyen belirsizlik devam ediyor. Batı'nın ve hatta İran'ın bu yeni taleplerin niteliğine dair susmayı tercih etmeleri onları daha da belirsizleştiriyor.
The Independent Arabia, Tahran’ın müzakerelerin ertelenmeye devam etmesinden belirli koşullara bağlı bir anlaşma imzalamaktan daha fazla faydalandığını düşünen İran meselelerinde uzman gözlemcilerden bazılarının görüşlerine başvurdu. Kanada'daki Montreal Üniversitesi'nde İran işleri uzmanı araştırmacı Vahid Yücesoy, İran'ın yeni taleplerinin niteliğiyle ilgili spekülasyonların daha fazla olduğunu ve bu taleplerin nükleer anlaşmayla hiçbir ilgilerinin olmadığının söylendiğini belirtti. Bunun da İran'ın bölgesel maceraperestliğinden yurtdışında yaşayan muhaliflere yönelik eylemlerine kadar her şey değişebileceği için yeni bir anlaşmanın engellenmesine katkıda bulunduğunu kaydetti. Yücesoy’a göre eğer söz konusu talepler, İran’ın nükleer programıyla ilgiliyse bu, uranyum zenginleştirme oranının daha önce KOEP’teki öngörülenden daha fazlasının verilmesi talebi olabilir.

Petrol ticareti
Washington Yakın Doğu Araştırmaları Enstitüsü Yönetici Direktörü Robert Satloff, İran'ın bir anlaşma yapmak için acelesi olmadığının kesin olduğu değerlendirmesinde bulundu. Mevcut durumun İran’ın lehine göründüğünü söyleyen Satloff, “Bu da mevcut durumda bir anlaşma imzalayarak elde edeceği görünür çıkarlardan daha ağır basan gizli çıkarları olduğu anlamına gelir. Bu çıkarlardan biri, İranlıların elde ettiği ve üzerinde çalışmaya devam ettiği nükleer programda ilerleme kaydetmektir” ifadelerini kullandı.
İran’ın gizli petrol ticaretinden doğrudan ve mali olarak yararlanmasından dolayı DMO’nun mevcut durumdan özel bir çıkar sağladığına dikkati çeken Satloff, “İran'ın petrol satışları yasal hale gelirse ve yeni nükleer anlaşma uyarınca devlet kontrolü altına girerse DMO bu çıkarını kaybeder” yorumunda bulundu. Satloff, İran'ın yeni bir anlaşma istemediğini ya da en azından buna ihtiyacı olmadığını da sözlerine ekledi.
İranlı yetkililer, yaptırımların katkıda bulunduğu ve kötü ekonomik koşulların önemli bir parçası olduğu İran’daki mevcut kasvetli ekonomik görünüm nedeniyle rejim karşıtı protesto gösterileri yüzünden kesinlikle bu açmaza bir son vermek istiyorlar. ABD eski Başkanı Donald Trump'ın 2018 yılının Mayıs ayında nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak çekilmiş, İran’a ağır yaptırımlar uygulamış ve Tahran'a karşı azami baskı politikası uygulamıştı. İranlı yetkililer de bunu nükleer anlaşmadaki taahhütleri ihlal etmek için bahane olarak kullandılar. Bu yüzden İranlı yetkililer, ABD’nin anlaşmayı tek taraflı olarak terk etmeyeceğine dair garantiler de talep ediyorlar.
İran Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan, geçtiğimiz hafta yaptığı bir açıklamada, Tahran’ın nükleer anlaşmanın ikinci kez başarısızlığa uğramaması için ABD'den anlaşmanın canlandırılmasıyla ilgili ekonomik garantiler talep ettiğini söyledi.

Rusya-Batı çekişmesi
Ancak mesele Rusya-Batı çekişmesiyle yakından ilgili. Rusya ve İran, Batı'ya baskı yapmayı ve Batı’yı birçok konuda boğmayı ortak bir çıkar olarak görüyorlar. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, geçtiğimiz hafta, ekonomik, askeri ve ticari iş birliğini geliştirmek üzere Tahran'ı ziyaret etti. Ziyaret, Beyaz Saray'ın İran’ın Ukrayna'da kullanılmak üzere Moskova'ya askeri insansız hava araçları (İHA) satmaya hazırlandığını açıklamasından yaklaşık bir hafta sonra gerçekleşti.
 İran işleri uzmanı Vahid Yücesoy, İran’daki dinci siyasal hükümetin her zaman sadece ayakta kalmaya yatırım yapmaya çalıştığını ve bunun için yakaladığı tüm fırsatlardan yararlanmakta usta olduğunu söyledi. Tahran, İran'ın petrol rezervlerinin Venezuela'nınkilerle birlikte artık enerji fiyatlarını düşürmeye yardımcı olmak için vazgeçilmez olduğunu anladığından Rusya-Ukrayna savaşı bu fırsatlardan biri olduğunu söyleyen Yücesoy, “İran, bir taşla iki kuş vurmak, ABD ve Avrupa Birliği'ni (AB) anlaşmanın şartlarını kabul etmeye zorlamak ve nükleer anlaşma imzalandıktan sonra petrol gelirlerini önemli ölçüde artırmak istiyor” yorumunda bulundu.



İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
TT

İsrail istihbaratının gözü Yemen’de: Husilere özel birim

 İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)
İsraillilere göre Eyal Zamir, bölgesel iş birliğinin merkezi bir figürü… İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliği hususunda ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı ikna ettiği iddia ediliyor. (İsrail Ordu Sözcüsü X hesabı)

Emel Şehade

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, Almanya’da diğer ülkelerdeki mevkidaşlarıyla katıldığı gizli toplantının ifşa olmasının ardından yaptığı konuşmada, ordusunun çeşitli cephelerdeki başarılarına değindi. Zamir, Gazze savaşının üçüncü yılını doldurmak üzere olduğu bu süreçte İsrail’in savunma ve saldırı kapasitesini Arap ülkelerinin ordu komutanlarına aktardıklarını belirterek, bunu savaşın ürettiği büyük bir başarı olarak niteledi.

İsrailli kaynaklara göre bölgesel iş birliğinin merkezinde yer alan Zamir’in, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı Amiral Brad Cooper’ı İran ve Husi tehdidine karşı bölgesel iş birliğinin gerekliliğine ikna ettiği ve Ortadoğu’da güvenlik iş birliğini derinleştirme fırsatlarını sunduğu kaydedildi.

Cooper ise toplantıya katılanlara ABD ordusunun bölgeden çekilme niyetinin olmadığını ve İran ile mücadelenin süreceğini bildirdi. Toplantıda Husi dosyası, İsrail ile katılımcı ülkeler arasındaki ilişkiler açısından en önemli başlığı oluşturdu. Bu kapsamda Askeri İstihbarat Dairesi’nin (AMAN) üç yıl süren savaş boyunca savunma ve saldırı kapasitelerinin yanı sıra Yemen’e özel ayrı bir birim kurduğu açıklandı. Zamir’in bu durumu, söz konusu ülkeler için stratejik önem taşıyan müteakip bir tecrübe olarak sunduğu aktarıldı.

Stratejik hazine

AMAN’ın özel bir bütçe ve çeşitli kaynaklar ayırarak, İsrail’e göç eden Yemenli Yahudi toplumundan çok sayıda kişiyi aktif istihbarat elemanı olarak yetiştirdiği ortaya çıktı. Bu kişilerin, Yemen dosyası ve Husi tehdidiyle mücadelede merkezi bir rol üstlendiği belirtildi.

Söz konusu adımların, Husilerin savaşın başından bu yana İran ve Hizbullah lehine hareket ederek İsrail’in güney bölgesini günlük hedef haline getirmesinin ardından atıldığı ifade edildi. Zamir’in askeri ve istihbari kurumların elde ettiği başarılar olarak sunduğu bu verilerin, güvenlik kaynaklarınca ‘stratejik bir hazine’ şeklinde nitelendirildiği ifade edildi.

İsrail sisteminin Yemenli Yahudilerle yürüttüğü çalışmaların üç ana halkaya dayandığı kaydedildi. İlk halkanın Yemen’e istihbarat sızma kapasitesini sağlamaya odaklandığı; görevlerin İsrail güvenlik kurumlarının Husilere karşı planlar geliştirmesi için ihtiyaç duyduğu bilgi toplama faaliyetleri ile Batılı ve Arap istihbarat servisleriyle iş birliğini artırmayı kapsadığı belirtildi.

İkinci halkanın ise füze ve insansız hava aracı (İHA) saldırılarından Husilerin olası baskın kapasitelerine ve Kızıldeniz’deki seyrüsefer hatlarını kapatma yeteneklerine kadar olan tehditlere karşı bir savunma mekanizması oluşturduğu ifade edildi.

Üçüncü halkanın ise gelişmiş mühimmat, teçhizat ve siber alan imkanlarıyla taarruz operasyonlarına odaklandığı kaydedildi.

Husilere karşı yürütülen görevlerin başarısı için AMAN’ın, seçilen Yemenli Yahudiler adına Yemen sahasına özel bir istihbarat okulu kurduğu bildirildi. Bütün mesaileri Husileri izlemek ve bilgi toplamak olan ilk istihbarat grubunun eğitimlerini tamamladığı, elde edilen verilerin Hava ve Deniz Kuvvetleri tarafından Yemen’in derinliklerindeki kritik Husi hedeflerine düzenlenen saldırılara dönüştürüldüğü kaydedildi.

İsrail, Yemen karşısında yeteneklerini nasıl öne çıkarıyor?

İsrail merkezli çeşitli raporlara göre bu dosyaya odaklanılmasının, ABD’nin Husileri havadan yenilgiye uğratma yönündeki üç girişiminin de başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından gerçekleştiği belirtildi. Askeri ve güvenlik yetkililerinin değerlendirmelerine dayandırılan haberlerde, Husi tehdidinin tamamen ortadan kaldırılması için Yemen’de karadan harekete geçebilecek etkili bir askeri güce ihtiyaç duyulduğu vurgulandı.

Söz konusu raporlarda, ABD’nin başarısızlığı ile İsrail’in 2024 ve 2025 yıllarındaki hamleleri karşılaştırıldı. ABD’nin Husilere yönelik üç ayrı hava harekâtı düzenlediği, Nisan 2025’te kapsamlı bombardıman harekatının da sonuçsuz kalmasıyla Amerikalıların bu yapıyı havadan yenmenin imkansızlığını anladığı iddia edildi. Buna karşın İsrail Hava Kuvvetleri’nin daha etkili sonuçlar aldığı öne sürüldü. İsrail’in düzenlediği bir hava saldırısıyla Husilerin siyasi ve askeri lider kadrosunun büyük bölümünü etkisiz hale getirdiği, ayrıca örgütün Kızıldeniz kıyısındaki ana ikmal hattı olan Hudeyde Limanı’nı vurduğu kaydedildi. Üst düzey bir İsrailli güvenlik yetkilisi, Husilerin güney bölgelerine ve Tel Aviv yönüne füze fırlatmasını tamamen engelleyemeseler de Tel Aviv’in caydırıcılık sağladığını savundu.

Eilat’a giden deniz ulaşımını tehdit eden unsurlar

İsrail basınına yansıyan değerlendirmelerde, Husilerin yalnızca Eilat’a yönelik seyrüsefer özgürlüğünü tehdit etmekle kalmadığı, ABD’nin son bombardıman harekatının başarısız olmasından sonra geçen bir yıllık ateşkes sürecini değerlendirerek balistik füze ve İHA kapasitelerini yeniden İsrail’i tehdit edecek seviyeye çıkardıkları kaydedildi. Raporlarda, Husilerin Irak’taki Şii milislerin desteğiyle İsrail’i doğu sınırından da daha etkin şekilde tehdit edebilecek yeteneğe ulaştığı vurgulandı.

Yemen ve Husilere yönelik adımları bölgesel bir stratejik başarı olarak değerlendiren İsrail tarafı; Yemenli Yahudiler kanalıyla toplanan istihbarat ve yapay zekâ dahil gelişmiş teknolojiler sayesinde diğer ülkelere de Husi tehdidiyle mücadelede destek verebileceğini öne sürdü. İsrailli yetkililer, bu kapasitenin Tel Aviv’i Husilere karşı yürütülen savaşta kritik bir istihbarat aktörü haline getirdiğini savundu.

Öte yandan İsrailli güvenlik birimlerinin tespit, engelleme ve taarruz sistemlerini kapsayan gelişmiş teçhizatları daha etkin yollarla tedarik etme seçeneklerini değerlendirdiği bildirildi. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre Husi tehdidine karşı kapasitesini örneklendiren İsrail makamları, Lübnan’ın güneyindeki Ali et-Tahir tepesini stratejik ve güvenlik açısından elde edilen başarılara örnek gösterdi.

Bir askeri yetkili, İran’dan kaçak yollarla getirilen parçalarla balistik füzelerin, seyir füzelerinin ve İHA’ların üretildiği yer altı tesislerinin imha edilmesine yönelik dış unsurlara eğitim verilebileceğini ifade etti.

Bununla birlikte, söz konusu askeri kapasitelerin müzakere edildiği raporlarda bazı askeri yetkililerin uyarılarda bulunduğu aktarıldı. Yetkililer, Husi tehdidiyle mücadelede yalnızca bu yöntemlere dayanmanın yetersiz kalacağını, örgütün kaçmaya zorlanması, dağıtılması ve Sana ile diğer bölgeleri ele geçirmeden önce bulundukları Yemen’in kuzeyindeki Saada vilayetine geri çekilmeye mecbur bırakılması için karadan bir askeri gücün müdahalesinin şart olduğunu vurguladı.

Uluslararası bir ittifakın kurulması

Bu sırada İsrail’in, Husilerin Babu’l Mendeb Boğazı’nı kontrol etmesinden zarar gören Avrupa ülkelerini de kapsayan uluslararası bir koalisyon kurmak için çalışmalarını sürdürdüğü belirtildi. Askeri Uzman Itamar Eichner konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, “Mesele sadece İsraillilerle sınırlı değil; Amerikalılar da İsrail’in ortaya koyduğu yaklaşımın önemini kavradı ve buna paralel olarak yeni bir bölgesel güvenlik mimarisi oluşturmak için çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu. Washington’ın Arap ülkelerinin de katılımıyla İran’a karşı bir ittifak kurmayı hedeflediğini belirten Eichner, “Bölge ülkelerinin en önemli görevlerinden biri, bölgesel bir sorun olmaktan çıkıp küresel soruna dönüşen Hürmüz ve Babu’l Mendeb boğazlarında seyrüsefer özgürlüğünü güvence altına almaktır. Bu nedenle dünya genelinin, Amerikalılara bu boğazlardaki seyrüsefer güvenliğini sağlama konusunda destek olmak için çabalarını seferber etmesi gerektiğine inanılıyor” yorumunda bulundu.

Eichner ayrıca, ABD’nin Hürmüz Boğazı’na olan bağımlılığı azaltmayı hedefleyen uzun vadeli çözümleri değerlendirdiğine dikkati çekti. Bu planlar arasında boğazı bypass edecek bir petrol boru hattı döşenmesi ihtimalinin yanı sıra, ABD topraklarındaki rafine kapasitesinin genişletilmesi de yer alıyor. Böylelikle Amerikan ekonomisine sağlanan yakıt tedarikinin artırılması ve bölgedeki çalkantılardan etkilenme oranının en aza indirilmesi hedefleniyor.

*"Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia'dan çevrilmiştir."


Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
TT

Gazze’de motosiklete yönelik İsrail saldırısında bir kişi öldü, çok sayıda yaralı var

Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)
Filistinliler, Gazze Şeridi’ne yönelik İsrail bombardımanında hasar gören bir evin yanında sığınak oluşturdu (AP)

İsrail güçlerinin Gazze kentinin batısında bir motosiklete düzenlediği saldırıda DPA’nın haberine göre Filistinli bir kişi öldü, çok sayıda kişi de yaralandı.

Filistin Haber ve Enformasyon Ajansı’nın (WAFA) Şifa Hastanesi’ndeki sağlık kaynaklarına dayandırdığı haberine göre, “İşgal güçlerinin Şeyh Rıdvan Mahallesi’ndeki Takva Kampı’nda bir motosikleti hedef alması sonucu bir şehit ve aralarında durumu ağır bir çocuğun da bulunduğu çok sayıda yaralı hastaneye ulaştı.”

Filistin makamları, İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşında 73 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini belirtiyor. Söz konusu savaş, Hamas’ın Ekim 2023’te İsrail’in güneyine düzenlediği ve bin 200 kişinin ölümüne yol açan saldırının ardından başlamıştı.


Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
TT

Beyrut, UNIFIL’in görev süresinin uzatılması için baskıyı artırıyor

İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)
İsrail güçlerinin beldeye doğru ilerlemesi, tanklarını konuşlandırması ve ses bombaları atmasının ardından Lübnan askerleri, Güney Lübnan’daki Deyr Mimas beldesinin çevresinde konuşlandı (AFP)

Lübnan, UNIFIL’in görev süresinin yıl sonunda sona erecek olması nedeniyle güneydeki BM şemsiyesini korumak amacıyla siyasi ve diplomatik girişimlerini yoğunlaştırıyor. Lübnan ve Fransa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ni kararını yeniden değerlendirmeye ikna etmek için çabalarını sürdürüyor.

“Şarku’l Avsat”a konuşan konuya yakın bir kaynak, Beyrut’un Avrupa’nın Lübnan ordusuna destek verilmesine ilişkin önerileri ile uluslararası varlığın geleceğini birbirinden ayrı değerlendirdiğini ve daha küçük çaplı olsa dahi BM gücünün görevine devam etmesinde ısrarcı olduğunu belirtti. Dışişleri Komisyonu Başkanı Milletvekili Fadi Allame de etkin bir BM varlığına duyulan ihtiyacın “hiç olmadığı kadar büyük” olduğunu belirterek, 1701 sayılı kararın uygulanmasının BM güçlerinin bölgede kalmasını gerektirdiğini vurguladı.

Lübnan, güneydeki gelişmeler ve müzakere süreciyle ilgili temaslar devam ederken New York’ta da diplomatik girişimlerini sürdürüyor.