Nükleer anlaşma müzakereleri devam edecek ama Washington'da beklentiler düşük

Şarku'l Avsat'a konuşan Avrupalı ​​üst düzey bir kaynak: Yeni müzakere turunun amacı, Borrell’in önerisinin tartışılması, yeni fikirler önerilmeyecek.

Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
TT

Nükleer anlaşma müzakereleri devam edecek ama Washington'da beklentiler düşük

Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)
Enrique Mora ve Robert Malley, 20 Haziran 2021 tarihinde Viyana’da nükleer anlaşma müzakerelerinin oturum aralarında  (EPA)

İran ve ABD heyetleri, yaklaşık 5 aylık bir aranın ardından, Tahran'ın hızla atom bombası yapma eşiğine yaklaştığı bir dönemde, nükleer anlaşmayı canlandırmayı amaçlayan müzakereleri sonuçlandırmak amacıyla yeni bir dolaylı müzakere turu için Avusturya'nın başkenti Viyana'ya dönüyorlar.
Resmi adı Kapsamlı Ortak Eylem Planı (KOEP) olan nükleer anlaşmayı canlandırma müzakerelerinin Avrupa Birliği (AB) koordinatörü Enrique Mora, dün (Çarşamba), Twitter üzerinden, müzakereleri sonuçlandırmak üzere Viyana'ya gittiğini duyurdu.
Şarku'l Avsat'a konuşan Avrupalı üst düzey bir kaynak, Viyana'daki müzakerelere sadece İranlı ve ABD’li heyetlerin dolaylı olarak katılacaklarını ve anlaşmanın diğer taraflarının (Fransa, İngiltere, Almanya, Rusya ve Çin) bu müzakere turunda yer almayacaklarını söyledi. Kaynak, İranlı ve ABD’li heyetlerin Viyana'ya, Mora’nın AB koordinatörlüğünü yaptığı müzakerelerde arabulucu rolü oynayan AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikaları Yüksek Temsilcisi Josep Borrell’in 20 Temmuz'da sunduğu öneriyi görüşmek amacıyla döndüklerini ve Borrell’in önerisi dışında sunulan yeni bir fikir olmadığını belirtti.
Öte yandan ABD'nin İran Özel Temsilcisi Robert Malley, ülkesinde yeni müzakere turu için beklentilerin yüksek olmadığını, ancak Washington’ın anlaşmaya varılması için iyi niyetle çaba sarf etmeye hazır olduğunu kaydetti.
Malley, Twitter hesabından, “Beklentilerimiz düşük, ancak ABD, AB’nin çabalarından memnun. Bir anlaşmaya varmak için iyi niyetle çaba göstermeye hazırız” yazdı.  İran'ın ise buna hazır olup olmadığının yakında ortaya çıkacağını belirten Malley, Viyana’daki yeni müzakere turunun amacının Borrell’in önerisinin tartışılması olduğunu vurguladı.
Diğer taraftan İran Dışişleri Bakan Yardımcısı ve Başmüzakereci Ali Bakıri Kani, 2015 yılında imzalanan nükleer anlaşmayı canlandırmak için topun ABD’nin sahasında olduğunu söyledi. Dün Tahran’dan ayrılmadan önce Twitter hesabından yaptığı paylaşımda ‘müzakereleri ilerletmek için’ Viyana yolunda olduklarını belirten İranlı yetkili, “Sorumluluk, anlaşmayı ihlal eden ve geçmişin kötü mirasından uzaklaşamayanlarda” ifadelerini kullandı.
Bakıri Kani, paylaşımının devamında, “ABD, KOEP üyelerinin cömertliğinin sağladığı fırsatı değerlendirmeli. Olgunluk göstermek ve sorumlu davranmak için top onların sahasında” yazdı.
Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Nasır Kenani, yeni müzakere turu sırasında çeşitli tarafların önerdiği fikirlerin tartışılacağını aktardı. Kenani, İran’ın, İran ulusunun haklarını ve çıkarlarını güvence altına alan istikrarlı bir anlaşmaya varma konusunda kararlı olduğuna işaret etti.
“Anlaşma, mükemmel değil, ama en iyisi”
Borrell, geçtiğimiz hafta Tahran ve Washington'a ‘ciddi bir krizden’ kaçınmaları için bir öneri sunduğunu belirterek, tarafları önerisini kabul etmeye çağırdı. Önerisinin detaylarını açıklamayan Borrell, Financial Times'da yayınlanan makalesinde önerisinin ‘mükemmel bir anlaşma olmadığını, fakat müzakerelerde arabulucu olarak hazırlayabileceğinin en iyisi olduğunu’ yazdı. Önerisinin tüm temel unsurları ele aldığına ve tüm tarafların zorlukla elde ettiği uzlaşmaları kapsadığına dikkat çeken Borrell, “Viyana'da 15 ay süren yoğun ve yapıcı müzakereler ve Kapsamlı Ortak Eylem Planı’nın (KOEP/nükleer anlaşma) tarafları ve ABD ile sayısız görüşmeden sonra, daha fazla taviz verilecek alan kalmadığı sonucuna vardım” ifadelerini kullandı. Taslağın reddedilmesine karşı uyaran Borrell, “Ciddi bir nükleer kriz riskiyle karşı karşıyayız” dedi. Borrell ayrıca, yaklaşan ABD kongre seçimlerini bir anlaşmaya varmanın önündeki engellerden biri olarak nitelendirdi.
Rusya’nın yeni müzakere turundan beklentisi
Avrupalı ​​ve İranlı taraflar, yeni müzakere turunun Doha’da yapılan tura benzeyeceğini vurgulasalar da Moskova'nın Viyana'daki uluslararası kuruluşlar nezdindeki daimi temsilcisi ve nükleer anlaşma müzakerelerindeki temsilcisi Mihail Ulyanov, Moskova'nın nükleer anlaşmayı sonuçlandırmak için yapıcı müzakerelere hazır olduğunu açıkladı. Ulyanov, “Viyana’da KOEP’in canlandırılmasına ilişkin müzakereler yakında yeniden başlayacak gibi görünüyor. Heyetler yaklaşık beş aylık bir aranın ardından Viyana'ya dönmeyi planlıyor. Rus müzakereciler anlaşmayı sonuçlandırmak için yapıcı müzakerelere hazır” şeklinde konuştu.
İran Başmüzakerecisi Bakıri Kani ile ABD’nin İran Özel Temsilcisi Malley arasında geçtiğimiz Haziran ayında, AB’nin arabuluculuğunda Katar'ın başkenti DOHA’da yapılan dolaylı müzakere turunda herhangi bir ilerleme kaydedilemedi.
Geçtiğimiz Mart ayında Tahran ile ABD Başkanı Joe Biden yönetimi arasında Viyana'da 11 ay süren dolaylı müzakerelerin ardından nükleer anlaşmayı canlandırma konusundaki ana hatlar prensipte kabul edildi.
Ancak müzakereler, Rusya’nın son dakika talepleri ve Tahran'ın Washington'dan hiçbir ABD yönetiminin Trump yönetimi gibi nükleer anlaşmadan tek taraflı olarak geri çekilmeyeceğine dair garanti verilmesinin yanı sıra, DMO'nun ABD'nin yabancı terör örgütleri listesinden çıkarılması konularındaki ısrarı nedeniyle çöktü.
Bununla birlikte geçtiğimiz Haziran ayında İran'ı, üç gizli tesiste bulunan uranyum izleri hakkında net açıklamalar yapmadığı için kınayan Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (UAEA) soruşturma dosyasını kapatmasını istemesi, müzakerelerde Tahran'ın güvenilirliğine ilişkin endişeleri artırdı.
Nükleer gerilim
İran Atom Enerjisi Kurumu Başkanı Muhammed İslami, Tahran'ın nükleer tesislerinde UAEA’nın gözlem kameralarının yeniden çalıştırılmasına ilişkin şartlarını yineledi. Karşı taraf nükleer anlaşmada yer almadığı ve yükümlülüklerini yerine getirmediği sürece süresi dolmuş bir anlaşmayı uygulamaya devam etmek için hiçbir sebebin olmadığını söyleyen İslami, “Anlaşmadaki taahhütlerini uygulamadıkları ve asılsız suçlamalardan vazgeçmedikleri sürece kameralar yeniden çalışmaya başlamayacak”  ifadelerini kullandı.
Washington'ın DMO'yu yabancı terör örgütleri listesinden çıkarma niyetinde olmadığını söyleyen Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Konseyi Stratejik İletişim Koordinatörü John Kirby’nin açıklamalarını yorumlayan İslami, “DMO meselesi, müzakerelerdeki ana konu değil” dedi.
İran Atom Enerjisi Kurumu Sözcüsü Behruz Kemalvendi, Pazartesi gecesi bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, İran’ın yüzlerce gelişmiş santrifüje gaz pompalama sürecini başlattığını duyurmasından sadece iki gün sonra dolaylı müzakerelere dönüşle ilgili açıklama yapıldı. UAEA da dün üye ülkelere verdiği bir raporda, İran'ın Natanz Nükleer Tesisi’nde üç set altıncı nesil (IR6) santrifüj kurulumu yaptığını teyit ederken, ikinci nesil (IR2) altı set santrifüjü kurmayı planladığını belirtti. Raporda ayrıca İran'ın birinci nesil (IR1) iki set santrifüjle uranyum zenginleştirmeye başladığı kaydedildi.
İran haber ajansları, İslami'nin dünkü Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlarken, yeni santrifüjlerin çalışmasının ABD Hazine Bakanlığı tarafından uygulanan yaptırımlara misilleme olduğunu söylediğini aktardı. İranlı yetkilinin sözleri, Dışişleri Bakanı Hüseyin Emir Abdullahiyan’ın Pazartesi günü yaptığı açıklamaların benzeri niteliğindeydi.
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken'a göre ABD’nin ‘İran petrolü ihracatıyla ilgili yasa dışı faaliyetlere yardımcı olan altı şirketi’ hedef alan yaptırımların duyurulmasından yaklaşık iki saat sonra İran, yeni santrifüjlerin çalıştırıldığını duyurdu.
Tahran'ın yüzlerce santrifüje gaz enjekte edilmesi talimatı verdiğini ve UAEA’nın bu konuda bilgilendirildiğini açıklayan Kemalvendi, bu adımın, ülkenin ihtiyaç seviyesi olan 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesine ulaşılması planı çerçevesinde atıldığını söyledi.
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, 2018 yılının Haziran ayında, İran Atom Enerjisi Kurumu'na 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesine çıkması talimatı verdi. İran’In 190 bin SU’luk zenginleştirme seviyesi, nükleer anlaşmada öngörülen seviyenin 30 katı.
İranlı üst düzey üç yetkili, geçtiğimiz ay içerisinde Tahran'ın nükleer bomba yapma teknik kabiliyetine sahip olduğunu belirttikleri açıklamalarda bulundular. UAEA’nın geçtiğimiz Mayıs ayındaki tahminine göre İran, yüzde 60 oranında zenginleştirilmiş 40 kilogramdan fazla uranyuma sahip. Uluslararası uzmanlara göre yüzde 60 oranında uranyum zenginleştirme, İran’ın nükleer silah endüstrisine girme çabasının yaklaşık yüzde 99'unu oluşturabilir.
Eurasia Group'tan analist Henry Rome, nükleer anlaşmanın bu yıl yeniden canlandırılmasının pek olası olmadığını düşünüyor. Bunun olması ihtimalini yüzde 35 olarak gören Rome, ne İran’ın ne de ABD’nin anlaşmanın sona ermesinden sorumlu olmak istediğinin altını çizdi.
Reuters’ın aktardığına göre Rome bir analizinde hem ABD hem de İran, sonunda anlaşmanın çökmesini bekliyor gibi görünseler de bir anlaşmaya ulaşma olasılığını korumalarında güçlü bir çıkarlarının olduğunu vurguladı.
Rome, değerlendirmesinde şunları kaydetti:
“ABD için, anlaşma planına ilgi göstermeye devam etmek, Tahran üzerindeki artan diplomatik ve ekonomik baskıya yönelik karmaşık ve maliyetli geçişi geciktiriyor. İran için ise devam eden diplomatik çabalar her ne kadar beyhude olsa da iç piyasalarını güçlendiriyor, artan uluslararası baskıyı sarsıyor ve ona nükleer programında ilerleme kaydetmeye devam etmesini için bir kalkan sağlıyor.”



ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
TT

ABD Dışişleri: İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkes 45 gün uzatıldı

Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)
Güney Lübnan’daki Sur kentinden bombardıman sonrası yükselen dumanlar (AFP)

ABD Dışişleri Bakanlığı, bugün (Cuma) yaptığı açıklamada, Washington’da görüşmeler gerçekleştiren Lübnan ve İsrail heyetlerinin, “daha fazla ilerleme sağlanabilmesi amacıyla İsrail ile Lübnan arasındaki ateşkesin 45 gün süreyle uzatılması” konusunda anlaşmaya vardığını duyurdu. Tarafların siyasi müzakere sürecine 2-3 Haziran’da yeniden başlaması bekleniyor.

ABD Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Tommy Pigott, “16 Nisan’da ilan edilen ateşkes, daha fazla ilerleme kaydedilmesi amacıyla 45 gün daha uzatılacak” dedi.

Bakanlık, perşembe ve cuma günleri Washington’da gerçekleştirilen görüşmeleri “son derece verimli” olarak nitelendirirken, iki ülkenin 2 ve 3 Haziran’da yeni müzakereler yapacağını bildirdi.

Washington’daki Lübnan heyeti ise ateşkesin uzatılmasının “kalıcı istikrara yönelik siyasi bir sürecin önünü açtığını” ifade etti.

Bu haftaki görüşmeler, İsrail ile Lübnan tarafları arasında gerçekleştirilen üçüncü temas oldu. İsrail, Hizbullah’ın 2 Mart’ta İsrail’e roket fırlatmasının ardından Lübnan’a yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırmıştı. Söz konusu saldırılar, ABD ve İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşın başlamasından üç gün sonra gerçekleşmişti. İsrail ayrıca geçen ay Güney Lübnan’daki kara operasyonlarının kapsamını genişletmişti.

ABD Başkanı Donald Trump’ın 16 Nisan’da ateşkes ilan ettiğini duyurmasına rağmen İsrail’in Lübnan’daki operasyonları devam etti. Ancak o tarihten bu yana çatışmalar büyük ölçüde Güney Lübnan ile sınırlı kaldı.


Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
TT

Trump, Irak’taki İran etkisini sınırlamak için Zeydi’yi sınıyor

ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Maryland eyaletindeki Andrews Ortak Üssü’ne vardıktan sonra Air Force One uçağının merdivenlerinden el sallıyor. (AP)

ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi’nin, artan bölgesel gerilimler ortamında iç ve dış baskılar arasında denge kurabilecek bir kabine oluşturmak gibi zorlu bir görevle karşı karşıya olduğunun farkında. Washington yönetimi, Irak’ı enerji arz güvenliğinin korunmasında önemli bir ortak olarak görürken, İran’a yakın silahlı grupların ülkedeki etkisinden duyduğu endişeyi de sürdürüyor.

ABD’de, Zeydi’nin görevlendirilmesi bir ‘test süreci’ olarak değerlendiriliyor. Washington’ın öncelikleri arasında Irak topraklarının saldırılar için kullanılmasının engellenmesi, bankacılık sistemi üzerinden kara para aklama ve terör finansmanıyla mücadele, güvenlik reformu, yabancı askerlerin kademeli çekilmesi ve buna karşın istihbarat ile hava desteğinin sürdürülmesi yer alıyor.

Körfez Araştırmaları Merkezi tarafından Washington’da düzenlenen ve Şarku’l Avsat’ın da katıldığı panelde uzmanlar, hükümeti kurmakla görevlendirilen ismin karşı karşıya olduğu güvenlik, ekonomi ve demokrasi alanındaki sorunları ele aldı. Panelde ayrıca ABD’nin, istikrarı destekleme ile güvenlik sektörü ve devlet yönetiminde köklü reform talepleri arasında denge kurmaya çalışan yaklaşımı da değerlendirildi.

Körfez Ülkeleri Enstitüsü Irak Programı Direktörü Abbas Kazım yaptığı değerlendirmede, Irak’ın mevcut süreçte son derece karmaşık bir bölgesel ortamda daha geniş çaplı bir geçiş döneminden geçtiğini söyledi. Kazım, ülkenin güvenlik, ekonomi ve siyaset alanlarında birbirine bağlı sorunlarla karşı karşıya olduğunu, bunun yanı sıra devam eden terör tehditleri ve devlet kontrolü dışındaki silahlı grupların varlığıyla mücadele ettiğini ifade etti.

Kazım, Zeydi’nin şimdiye kadar sessiz kalmasını ve kamuoyuna açıklama yapmamasını ise hiçbir tarafı karşısına almama isteğine bağladı. Hükümetinin parlamentodan güvenoyu almasına kadar tartışma yaratabilecek açıklamalardan kaçınmayı tercih ettiğini belirten Kazım, bunun demokratik ilkelerle çeliştiğini savundu. Kazım’a göre hükümet kurmakla görevlendirilen isimlerin, seçim sürecinde politikalarını kamuoyu tartışmasına açmaları gerekiyor.

Ortak çıkarlar

Irak Ulusal Güvenlik Danışmanlığı Uluslararası İlişkiler Danışmanı Seyfeddin ed-Derraci ise Irak’ın karmaşık bir bölgesel ortamda stratejik bir geçiş sürecinden geçtiğini belirterek, Bağdat yönetiminin Arap ülkeleri, Körfez bölgesi ve ABD’yi hedef alan saldırıları kesin şekilde reddettiğini söyledi.

Derraci, güvenlik sektörü reformunun geleneksel ‘DDR’ modeliyle (silahsızlandırma, terhis ve yeniden entegrasyon) yürütülmediğini, bunun yerine ‘DDIR’ adı verilen bir çerçevenin benimsendiğini ifade etti. Söz konusu modelin; silahsızlandırma, terhis, belirli unsurların tek komuta altında devlet kurumlarına entegre edilmesi ve sivil yaşama yeniden kazandırılmasını içerdiğini belirten Derraci, sürecin özellikle ABD’den gelecek sürekli uluslararası desteğe ihtiyaç duyduğunu kaydetti.

dffdvfd
Irak’ta hükümeti kurmakla görevlendirilen Ali ez-Zeydi, 27 Nisan 2026’da Bağdat’ta düzenlenen Koordinasyon Çerçevesi toplantısına katıldı. (AP)

Derraci, Irak’a Suriye’deki hapishanelerden nakledilen 5 bin 407 DEAŞ mensubunun oluşturduğu güvenlik tehdidine ilişkin değerlendirmesinde ise bu kişilerin aynı zamanda önemli bir istihbarat kaynağı olduğunu söyledi. Tutuklular sayesinde DEAŞ’ın yapısı, lider kadrosu, finans kaynakları ve lojistik ağları hakkında bilgi toplanabildiğini belirten Derraci, bu durumun söz konusu mahkûmları ‘aynı anda hem tehdit hem fırsat’ haline getirdiğini ifade etti.

Toplumsal düzeyde ise Irak’ın mevcut durumuna ilişkin karamsar değerlendirmeler öne çıkıyor. Bağdat merkezli Beyan Merkezi Direktörü ve siyasal sosyoloji araştırmacısı Ali Tahir el-Hammud, mevcut ekonomik ve sosyal koşulların, Ekim 2019 protestolarına yol açan ortamla benzerlik taşıdığı uyarısında bulundu. Her yıl 750 binden fazla Iraklı gencin iş gücü piyasasına katıldığını hatırlatan Hammud, hükümeti reform sürecine zorlamak için iç ve dış baskının sürmesi gerektiğini söyledi. Hammud ayrıca ABD tarafına, Irak’ın sosyal ve kültürel yapılarının daha iyi anlaşılması gerektiği tavsiyesinde bulundu.

Irak’taki kontrol dışı silahlı gruplar konusunda da değerlendirmelerde bulunan Hammud, ‘Başkomutanın emirlerine bağlı olmayan silahlı yapılar bulunduğunu, bunun da kaotik bir ortam yaratarak ülkeyi ciddi bölgesel sonuçlarla karşı karşıya bıraktığını’ kabul etti. Ancak Hammud, ‘Irak Şiileri ile devlet dışındaki silahlı grupların birbirinden ayrılması gerektiğini’ vurguladı.

Hammud ayrıca, siyasi çevrelerde silahlı grupların oluşturduğu risklerin farkına varıldığına dair işaretler bulunduğunu, bu sorunların siyasi diyalog ve dini otoritelerin baskısıyla çözülmesine yönelik adımların atılmaya başlandığını söyledi.

Tehdit altındaki demokrasi

Irak’taki demokratik kurumların genel yapısına ilişkin değerlendirmelerde bulunan Marsin Alshamary, hükümet kurma sürecini eleştirerek bunun siyasi elitlerin anayasaya yönelik ‘saygısızlığını’ ortaya koyduğunu söyledi. Boston Üniversitesi Siyaset Bilimi Bölümü öğretim üyesi olan Alshamary, anayasal sürelerin aşılması ve daha önce ABD yaptırımlarına konu olan bankacılık sektörüyle bağlantıları bulunan, siyasi deneyimi sınırlı bir isim olarak gördüğü Zeydi’nin tercih edilmesinin bu yaklaşımın göstergesi olduğunu ifade etti.

Alshamary, 2019 protestolarının halkın yürütme organı liderlerini doğrudan seçme isteğini açık şekilde ortaya koyduğunu, ancak siyasi elitlerin kapalı kapılar ardında seçilmemiş isimleri görevlendirmeyi sürdürdüğünü belirtti.

fvfr
Bağdat'ta, Halk Seferberlik Güçleri karargahını hedef alan hava saldırısında hayatını kaybeden Ketaib Hizbullah mensupları için cenaze töreni düzenlendi. (Reuters)

Öte yandan CNAS (Yeni Amerikan Güvenlik Merkezi) Ortadoğu Güvenliği Programı’nda araştırmacı olarak görev yapan Hamza Haddad yaptığı değerlendirmede, Zeydi’nin programının güvenlik ve dış politikayı yeniden öncelik haline getirdiğini söyledi. Haddad, bunun, 2019 protestolarının ardından hizmet odaklı politikalar izleyen Muhammed Şiya es-Sudani hükümetinden farklı bir yaklaşım olduğunu ifade etti.

Haddad genel olarak ise hükümet programında ‘uygulamaya dönük net planların bulunmamasını’ eleştirdi. Irak hükümetlerinin geçmişte benimsediği ‘tarafsızlık iddiası’ politikasının saldırıların yeniden başlamasına katkıda bulunduğunu savunan Haddad, “Siyasi taraflar çatışmaya sürüklenmemek için durağanlık taktiğine bel bağladı. Bu yaklaşım Ekim 2023 ile Şubat 2026 arasında kısmen başarılı oldu ancak savaş ihtimalinin yaklaşmasıyla Irak yeniden şiddet sarmalının içine çekildi” dedi.

Haddad ayrıca, “Resmî tarafsızlık pasif kalmak anlamına gelmez. 28 Şubat’tan bu yana yaşananlar, bu pasif yaklaşımın başarısız olduğunu ortaya koydu. Iraklıların hayatını kaybetmesi, insansız hava araçları ve roket saldırılarının tekrarlanması bunun sonucu oldu” ifadelerini kullandı.

Tarafsızlık iddiası

Dış politika bağlamında değerlendirmelerde bulunan Haddad, ‘tarafsızlık’ ilkesinin farklı taraflarla iyi ilişkiler kurulmasına imkân verebileceğini ancak bunun her zaman Irak’ın çıkarlarını maksimize eden en doğru seçenek olmayabileceğini söyledi. Haddad, demokrasi ve federal yapının geçmişte ABD tarafından dayatılan projeler olarak sunulduğunu, ancak gerçekte Şii ve Kürt siyasi liderlerin bunları muhalefet dönemlerinde kendi siyasi çıkarları doğrultusunda benimsediklerini ifade etti. Son dönemde ABD dış politikasındaki değişimlere, özellikle Suriye örneğine atıf yapan Haddad, bu gelişmeler ışığında söz konusu siyasi aktörlerin sorumluluk üstlenmesi ve inisiyatifi yeniden ele alması gerektiğini belirtti. Haddad ayrıca, demokrasinin azınlık hakları güvence altına alınmadan başarılı olamayacağını ve bu konuda tüm kesimlerin sorumluluk taşıdığını vurguladı.

vbfrbv
 Washington’daki Körfez Araştırma Merkezi tarafından Irak’taki durum hakkında düzenlenen panelden (Şarku’l Avsat)

Panel sırasında, Trump yönetiminin Zeydi’ye verdiği ‘olağanüstü’ destek de tartışma konusu oldu. Zeydi’nin siyasi olarak görece yeni bir figür olmasına rağmen bu desteğin, siyasi bir mutabakatın mı yoksa Irak ordusuna yönelik askeri destek yöneliminin mi göstergesi olduğu soruları gündeme geldi. Derraci ise ABD desteğinin Washington’ın önceliklerinde yaşanan değişimi yansıttığını belirterek, “Irak, ulusal çıkarları ile ABD’nin politika gerekliliklerini birbirine karıştırmamalıdır” dedi.


Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
TT

Umman Denizi'nde düzenlenen silahlı saldırıda 3 Pakistan Sahil Güvenlik görevlisi öldürüldü

Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)
Umman Denizi'nde seyreden bir petrol tankeri (Arşiv - Reuters)

Reuters’ın dün aktardığı bir haberde güvenlik yetkililerinin ayrılıkçı isyancılar tarafından Umman (Arap) Denizi'nde devriye görevini yerine getiren bir sahil güvenlik botuna düzenlenen ve bu türdeki bir ilk olan saldırıda üç Pakistanlı sahil güvenlik görevlisinin öldüğünü açıkladıkları bildirildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, teknenin Pakistan'ın İran sınırına yakın bir kıyı bölgesinde rutin devriye görevini yerine getirirken silahlı kişilerin ateş açarak teknedeki üç kişiyi öldürdüğünü belirtti. Bu olay, silahlı isyanın yaşandığı bir isyan merkezi olan Belucistan bölgesindeki güvenlik sorunlarını daha da artırdı. Bölgedeki silahlı gruplar, güvenlik güçlerini ve altyapıyı hedef almaya devam ediyor.

Saldırının sorumluluğunu yasaklı ayrılıkçı grup ‘Belucistan Kurtuluş Ordusu’ üstlendi. Grup tarafından yapılan açıklamada, “Kara operasyonlarının ardından, deniz sınırlarında gerçekleştirilen bu eylem, Belucistan Kurtuluş Ordusu'nun askeri stratejisinde yeni bir gelişme teşkil ediyor” denildi.

İstihbarat ve emniyet yetkilileri, olayla ilgili soruşturma başlatıldığını ve bölgede güvenlik önlemlerinin artırıldığını açıkladı.