Doğal gazı kesilen Avrupa'da kömür tüketimi artıyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3797656/do%C4%9Fal-gaz%C4%B1-kesilen-avrupada-k%C3%B6m%C3%BCr-t%C3%BCketimi-art%C4%B1yor
Doğal gazı kesilen Avrupa'da kömür tüketimi artıyor
AB ülkelerinin kömür tüketimlerinin bu yıl yüzde 7 artması bekleniyor. Almanya, Avusturya, Hollanda, Fransa ve İtalya kömür santrallerini faaliyete geçiriyor.
Doğal gazı kesilen Avrupa'da kömür tüketimi artıyor
Fotoğraf (AA)
Rusya'nın doğal gaz arzını kesmeye başlamasıyla gaz tüketimlerini düşürmeyi planlayan Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde kömür tüketiminin bu yıl yüzde 7 artması bekleniyor.
AB'nin Rusya-Ukrayna savaşı sonrasında uygulamaya başladığı yaptırımların önemli kısmı Rus enerji sektörünü hedef aldı.
Bu kapsamda, Rusya'dan Avrupa'ya deniz yoluyla petrol ithalatı yasağının yıl sonuna kadar devreye girmesi planlanıyor. Öte yandan yaptırımlar, Rusya'dan kömür ve diğer katı fosil yakıtların satın alınmasını da kapsıyor. AB'nin kömür yaptırımının 10 Ağustos'ta yürürlüğe girmesi bekleniyor.
Kömür ithalatının büyük çoğunluğunu Rusya'dan gerçekleştiren AB ülkeleri, yasağın başlaması öncesinde gerekli önlemleri almaya çalışıyor.
Avrupa İstatistik Ofisi'nin son açıklanan verilerine göre, AB'nin taş kömürü ithalatının yüzde 55,6'sı Rusya'dan yapılıyor. Rusya'yı yüzde 17,2 ile ABD ve yüzde 15,3 ile Avustralya takip ediyor. Kolombiya, Güney Afrika, Endonezya ve Kanada ise diğer önemli tedarikçiler arasında yer alıyor.
Elektrik ve ısınmada kullanılan termal kömürde AB'nin Rusya'dan yaptığı ithalat yüzde 70 seviyesinde bulunuyor. Demir ve çelik üretiminde kullanılan metalurjik kömürde de AB'nin Rusya'dan ithalatı yüzde 30 olarak hesaplanıyor.
Özellikle Avrupa'nın başat ekonomisi Almanya ile Polonya'nın Rus termal kömürüne bağımlılıklarının yüksek olması dikkat çekiyor.
Almanya'nın Rusya'dan termal ve metalurjik kömür ithalatı 14,3 milyon ton, Polonya'nın ise 9,5 milyon ton olarak biliniyor. Almanya, termal kömür ithalatının yüzde 67'sini, Polonya ise yüzde 80,7'sini Rusya'dan gerçekleştiriyor.
- Kömürden elektrik üretimi artıyor
AB, iklim değişikliğiyle mücadele hedefleri kapsamında son yıllarda kömürden elektrik üretimini kısmaya çalışsa da geçen yıl salgın sonrası talepte yaşanan artış ve gaz yerine kömürün daha fazla kullanılmasıyla kömürden elektrik üretimi yükselişe geçti.
Avrupa Elektrik Görünümü raporuna göre, kömürün AB'nin geçen yılki elektrik üretimindeki payı yüzde 15'e tırmandı. Söz konusu oranın bu yıl daha da artması bekleniyor.
Rusya'nın Avrupa'ya doğal gaz sevkiyatında kesintiye gitmesi, pek çok AB üyesi ülkenin elektrik üretimi için doğal gaz yerine daha fazla kömür kullanılmasına yol açıyor.
Uluslararası Enerji Ajansı verilerine göre, geçen yıl yüzde 6 artan küresel kömür tüketimi bu yıl yüzde 0,7 yükselerek 8 milyar tonu bulacak. Böylece dünyanın kömür tüketimi son 10 yılın en yüksek seviyelerine ulaşacak.
AB ülkelerinin kömür tüketiminin ise bu yıl yüzde 7 artış göstermesi öngörülüyor.
AB'de kömür tüketimindeki artış, savaşın ardından arz sıkıntısı yaşanan gazın yerine kömürün giderek daha fazla kullanılmasından ve elektrik üretiminde talep artışından kaynaklanıyor. Kış aylarında olası bir enerji krizine hazırlık yapan Avrupa ülkeleri kömüre daha fazla yöneliyor.
Ülkedeki tüm kömür santrallerini 2030'a kadar kapatmayı planlayan Almanya'nın Ekonomi ve İklimi Koruma Bakanı Robert Habeck haziranda yaptığı açıklamada, gelecek dönemde kömür santrallerinin daha fazla kullanılması gerekeceğini duyurmuştu.
Rusya'nın Kuzey Akım'dan gaz akışını yüzde 20 seviyesine kadar düşürmesiyle harekete geçen Almanya, kışa hazırlık için toplam 21 kömür santralini yeniden açmaya veya kapatması planlananların faaliyetini uzatmaya karar verdi. Bu çerçevede ülke, bu ayın başında Mehrum Kömür Santrali'ni faaliyete geçirdi.
Avusturya hükümeti de olası bir enerji krizini önlemek için atıl durumda bulunan bir kömür santralini yeniden kullanıma açacağını açıkladı.
Hollanda'da kömür santrallerinin en fazla yüzde 35 kapasitede çalışmasını gerektiren yasalarını 2024'e kadar kaldırdı.
Fransa ve İtalya da eski termik santrallerini açma plan ve hazırlıkları yapıyor.
Bununla birlikte, kömüre talebin artması bu ürünün fiyatlarını da tırmandırıyor.
Geçen yıl bu dönemde 110 avro civarında seyreden kömürün ton fiyatı bugün itibarıyla yaklaşık 350 avro seviyesinde işlem görüyor. Kömür fiyatları 2020 yılının aynı döneminde ise 40 avro seviyesinde bulunuyordu.
Kömür fiyatları geçen yıla oranla 2 kattan fazla, 2 yıl öncesine göre ise 8 kat artış gösterdi.
Varil arzının yeniden artmasına rağmen petrol neden 100 doların üzerinde kalıyor?https://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5326262-varil-arz%C4%B1n%C4%B1n-yeniden-artmas%C4%B1na-ra%C4%9Fmen-petrol-neden-100-dolar%C4%B1n-%C3%BCzerinde-kal%C4%B1yor
Petrol, Hürmüz Boğazı üzerinden savaş öncesi seviyelere yaklaşan miktarlarda yeniden akmaya başladı, ancak fiyatlar arz artışına tepki vermedi. Boğazdan ham petrol akışının savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 80’ine ulaşmasına rağmen Brent petrolün varil fiyatı 100 doların üzerinde seyretmeye devam ediyor. Piyasalarda ham petrolün taşınması ve sigortalanmasının maliyeti, stokların azalması ve rafinajdaki darboğazlar, arz miktarı kadar belirleyici faktörler haline geldi.
Kpler verilerine göre, eylül ayında Hürmüz Boğazı üzerinden günlük ortalama ham petrol akışı yaklaşık 16,5 milyon varil oldu. Bu miktar, savaş öncesi seviyelerin yaklaşık yüzde 80’ine denk geliyor. Şarku’l Avsat’ın Reuters’tan aktardığına göre Ortadoğu’dan ham petrol ihracatı 1 Ekim’de günlük ortalama yaklaşık 18,5 milyon varile ulaşarak savaş öncesindeki yaklaşık 18 milyon varillik seviyeyi aştı. Ham petrol, petrol ürünleri, kimyasallar ve gaz sıvıları birlikte değerlendirildiğinde haftalık ortalama akış günlük yaklaşık 22,4 milyon varile ulaştı. Buna rağmen Brent petrol savaş öncesi seviyesinin yüzde 40’tan fazla üzerinde kaldı. Energy Aspects tahminlerine göre arz açığı da mayıs ayında yaşanan kesintilerin zirvesindeki günlük yaklaşık 4 milyon varilden 1,6 milyon varil civarına geriledi.
Hürmüz Boğazı faal durumda... ancak daha yüksek maliyet ve risklerle
28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana petrolün bölge üzerinden taşınma biçimi değişti. Güvenlik riskleri, üreticileri ve alıcıları sevkiyat güzergâhlarını yeniden düzenlemeye ve alternatif rotaları kullanmaya yöneltirken tankerler daha uzun ve daha karmaşık seferler yapmak zorunda kaldı.
Umman’ın Musandam vilayetinden görülen Hürmüz Boğazı’ndaki gemiler (Reuters)
Gemiler hâlâ istikrarsız bir güvenlik ortamında faaliyet gösteriyor. Hürmüz Boğazı, İran ile ABD arasındaki gerilimin merkezindeki konumunu koruyor. Bu nedenle akışların toparlanması risk priminin ortadan kalkmasını sağlamadı; ham petrolün taşınması ve sigortalanmasının maliyeti savaş öncesi seviyelerin üzerinde kalmaya devam etti.
Sevkiyat faturası petrol fiyatlarını yeniden belirliyor
Navlun maliyetleri, petrol piyasasında yaşanan dönüşümün en açık göstergesini sunuyor. Reuters’a göre dev petrol tankerlerinin günlük navlun ücretleri 1,2 milyon doları aşarak ocak ayındaki 30 bin dolar seviyesinden yükseldi. Böylece Asya’ya teslim edilen petrolün varil başına maliyetinde navlunun payı savaş öncesindeki yaklaşık yüzde 3 seviyesinden yüzde 27’ye çıktı.
Argus’a göre Körfez’den Doğu Asya’ya deniz yoluyla petrol taşımanın maliyeti de ocak ayındaki yaklaşık 3 dolarlık ortalamadan rekor seviye olan varil başına yaklaşık 34 dolara yükseldi.
Artış yalnızca tanker navlunlarıyla sınırlı kalmadı. Ticaret güzergâhlarının yeniden düzenlenmesi, sevkiyatların ulaşım süresini uzatırken Ortadoğu’dan petrol taşıma maliyetlerindeki artışın diğer deniz taşımacılığı piyasalarına da yansımasına yol açtı.
Bu artış, üreticinin elinde ham petrol bulunmasının, petrolün savaş öncesinde geçerli olan aynı fiyatla rafineriye ulaştırılabileceği anlamına gelmediğini gösteriyor. İthalatçıların taşıma için ödediği ücretler ham petrolün fiyatına eklenerek varilin nihai maliyetini yükseltiyor.
Stoklar... Tükenmiş tampon
Ancak fiyatlardaki yükselişi yalnızca navlun maliyetleri açıklamıyor. Savaş, arz kesintilerine karşı ilk savunma hattı işlevi gören stokların önemli bir bölümünü tüketti.
Bloomberg’in analizine göre mart ayından bu yana küresel petrol stokları 400 milyon varilden fazla azalarak yaklaşık 4,3 milyar varile geriledi. Bu, yaklaşık beş yılın en düşük seviyesi.
New York Times’ın haberine göre ABD, savaşın başlamasından bu yana stratejik petrol rezervinden tek başına 130 milyon varilden fazla çekti. Hükümetin elindeki stoklar böylece 1982’den bu yana en düşük seviyeye indi. Bu çekimler arz ve talep arasındaki açığın bir bölümünün kapatılmasına yardımcı olurken hükümetlerin yeni bir şoka karşı müdahale kapasitesini de azalttı.
Letonya’nın Riga kent merkezindeki Strolopit benzin istasyonu (AFP)
Yakıt piyasasındaki baskıları hafifletmek amacıyla G7 ülkeleri, acil durum stoklarından 100 milyon varile kadar petrol ve yakıtı piyasaya sürme kararı aldıklarını açıkladı. İlk aşamada dizel yakıta odaklanılması planlanıyor. Ancak bu tür müdahaleler geçici nitelik taşıyor. Piyasaya ilave varil sağlasa da eski taşımacılık güzergâhlarını yeniden açmıyor, sigorta primlerini düşürmüyor, hasar gören boru hatlarını onarmıyor ve devre dışı kalan rafinerileri yeniden faaliyete geçirmiyor.
Rezervlerden çekimlerin sürmesiyle birlikte yeni bir kriz karşısında kullanılabilecek güvenlik marjı da daralıyor. Enerji tesislerinin daha fazla saldırıya uğraması veya deniz taşımacılığının daha riskli hale gelmesi durumunda, kullanılabilecek stok miktarı savaşın başındaki seviyede olmayacak.
Bu nedenle piyasa, mevcut petrol akışlarındaki artışı eski koşullara tam bir dönüş olarak değerlendirmiyor. Piyasa oyuncuları fiyatlamalarında, kesintilerin yeniden yaşanması halinde arzın sürdürülebilirliğini de dikkate alıyor.
Spot fiyatı, piyasanın daraldığını gösteriyor
Piyasanın hassasiyeti, vadeli işlem fiyatları ile hemen teslim edilebilen petrolün fiyatı karşılaştırıldığında daha net görülüyor. New York Times’ın Argus’a dayandırdığı habere göre 1 Ekim’de Brent petrolün fiyatı varil başına yaklaşık 98 dolar seviyesindeyken, hemen teslim edilebilen ham petrolün fiyatı yaklaşık 121 dolara ulaştı.
Bu fark, alıcıların varile mümkün olan en kısa sürede ulaşabilmek için ödediği ek bedeli yansıtıyor. Stokların anlık talebi karşılama kapasitesinin azaldığı bir piyasada bu prim daha da önem kazanıyor. Öte yandan spot fiyat, ham petrolün varış noktasına taşınması maliyetini kapsamıyor. Bu maliyet de savaş sırasında keskin biçimde arttı.
Çin piyasaya geri dönüyor
Aynı dönemde küresel petrol talebi de toparlanmaya başladı. Talep günlük yaklaşık 104,8 milyon varile yükselirken, mayıs ayındaki dip seviyeye kıyasla günlük yaklaşık 6,5 milyon varillik artış kaydedildi.
Çin bu dönüşümde önemli bir rol oynuyor. Savaşın başında petrol alımlarını azaltan Pekin, daha sonra piyasaya kademeli olarak dönmeye başladı. S&P Global Energy’ye göre eylül ayında Çin’e sevk edilmek üzere yüklenen petrol miktarı, mayıs ayındaki seviyenin yaklaşık yüzde 30 üzerine çıktı.
Fransa’nın güneyindeki Martigues’te bulunan Lavera Petrol Rafinerisi’ndeki depolama tankları (AFP)
Bununla birlikte Çin’in, ABD yaptırımları nedeniyle genellikle indirimli fiyatlarla satılan Rusya ve İran petrolüne yönelik alımları geriledi. Goldman Sachs’a göre bu durum, diğer kaynaklardan gelen petrol varillerine yönelik rekabeti artırarak arzın toparlanmasının fiyatları aşağı çekme etkisini sınırladı.
Rafineri... En zayıf halka
Ancak petrol krizi, ham petrolün limanlara ulaşmasıyla sona ermiyor. Piyasalar aynı zamanda özellikle Rusya ve Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde rafinaj kapasitesi sıkıntısıyla karşı karşıya bulunuyor. Bu durum, başta dizel olmak üzere petrol ürünleri piyasasındaki baskıyı artırıyor.
Rusya’da onlarca rafineri, Ukrayna’nın insansız hava aracı saldırıları nedeniyle zarar görürken, Ortadoğu’nun bazı bölgelerinde de savaş ve enerji tesislerine yönelik saldırılar nedeniyle rafinaj kapasitesi geriledi. Bu tür aksaklıkların yaşandığı bir ortamda, ham petrol arzındaki artış tek başına hazır yakıt açığını telafi etmeye yetmiyor.
Dizel piyasasındaki baskı, rafinerilerin herhangi bir ham petrole değil, özellikle dizel üretiminden daha yüksek getiri sağlayan orta yoğunlukta ve kükürtlü ham petrol gibi belirli türlere ihtiyaç duyması nedeniyle daha da artıyor. Bu ham petrollerin önemli bir bölümü Ortadoğu ve Rusya’da bulunuyor. Bu da söz konusu petrol türlerine yönelik rekabeti artırarak değerlerini yükseltiyor.
Böylece piyasada karşılıklı bir baskı oluşuyor: Rafinaj kapasitesindeki yetersizlik dizel üretimini sınırlayıp fiyatları yükseltirken, dizel üretimine uygun ham petrolün değeri artıyor ve bu petrol türleri için rekabet kızışıyor. Bu durum da ham petrol fiyatlarını destekliyor.
Krizin boyutu, taşımacılık, kamyonculuk, tarım ve sanayide kullanılan dizel piyasasında daha belirgin hale geliyor. Bu nedenle dizel fiyatlarındaki artış, mal ve hizmet maliyetlerine hızla yansıyor. New York Times’ın verilerine göre ABD’de dizelin galon fiyatı 6,41 dolara ulaşarak savaşın 28 Şubat’ta başlamasından bu yana yüzde 70’in üzerinde arttı. Aynı dönemde petrol fiyatlarındaki artış ise yaklaşık yüzde 35’te kaldı.
Bu nedenle yalnızca ham petrol ihracatının artırılması, petrol ürünleri piyasasını savaş öncesi seviyelere döndürmek için yeterli değil. Sorun artık mevcut ham petrolün ekonominin ihtiyaç duyduğu yakıta dönüştürülmesini sağlayacak rafineri kapasitesiyle de ilgili.
Piyasa yalnızca arzın hacmini değil, sürekliliğini de fiyatlandırıyor
Ancak fiyatların yüksek seyretmesi yalnızca rafinajla bağlantılı değil. Piyasa sadece şu anda mevcut olan arzın miktarını değil, yeni bir kriz yaşanması halinde bu arzın ne ölçüde sürdürülebileceğini de fiyatlıyor.
Argus’un baş ekonomisti David Fyfe, New York Times’a yaptığı açıklamada, sektörün risklere rağmen faaliyetlerini sürdürmesi sayesinde petrol akışlarının toparlandığını, ancak siyasilerin belirsizliği sona erdirecek bir anlaşmaya varamadığını söyledi. Kalıcı bir ateşkes sağlanacağına ilişkin iyimserliğin azalmasıyla çatışmaların yeniden başlaması ihtimaline yönelik endişeler geri döndü ve bu durum risk priminin fiyatlara yansımaya devam etmesine neden oldu.
Almanya’nın Gelsenkirchen kentindeki Klesch Petrol Rafinerisi (AP)
TD Cowen’dan Jason Gabelman ise piyasanın savaş öncesine kıyasla aksamalara karşı daha kırılgan hale geldiğini belirtiyor. Arzın yeniden toparlanmasına rağmen savaş, küresel stokların önemli bir bölümünü tüketti, navlun maliyetlerini artırdı ve bazı bölgelerde rafinaj kapasitesini düşürdü. Bu da üretim veya deniz taşımacılığında yaşanabilecek yeni bir kesintinin fiyatlar üzerindeki etkisini artırdı.
Böylece piyasa, bugün mevcut olan varil ile yarın ulaşacağı garanti edilebilen varili farklı değerler olarak değerlendirmeye başladı. Akışların sürdürülebilirliğine ilişkin belirsizlikler arttıkça, alıcıların arzı güvence altına almak için ödemeye razı olduğu prim de yükseliyor.
Alışılmadık bir kriz
Bu nedenle mevcut piyasa, geleneksel arz krizlerinden farklı bir görünüm sergiliyor. Geçmişte fiyatların yükselmesi genellikle üretimin ihtiyacın altında kaldığı ve üretimin artırılması veya stokların piyasaya sürülmesinin dengeyi yeniden sağlamaya yardımcı olabileceği anlamına geliyordu.
Bugün ise petrol varili halihazırda mevcut olabilir, ancak daha maliyetli ve karmaşık bir ağ üzerinden taşınıyor: Daha uzun rotalarda sefer yapan tankerler, daha yüksek sigorta maliyetleri, daha düşük stoklar, daha riskli deniz geçişleri ve ham petrolü dizele ve diğer yakıtlara dönüştürme kapasitesi azalmış rafineriler.
Bu durum, Ortadoğu’dan yapılan petrol ihracatının savaş öncesi seviyelere yakın düzeylere dönmesinin, fiyatları tek başına kriz öncesi seviyelere çekmeye yetmemesine neden oluyor. Fiyatlar artık yalnızca mevcut ham petrol miktarını değil, varilin tüketiciye ulaştırılmasının maliyetini de yansıtıyor. Buna karşılık piyasanın yeni bir arz kesintisine yanıt verme kapasitesi sınırlı kalıyor.
Sonuç olarak petrol piyasasının karşı karşıya olduğu soru artık basitçe ‘Ülkeler kaç varil üretebilir?’ değil. Asıl soru, ‘Kaç varil güvenli şekilde ve hangi maliyetle taşınabilir ve bunun ne kadarı küresel ekonominin ihtiyaç duyduğu ürünlere dönüştürülebilir?’ haline gelmiş durumda.
SAL, küresel ticaret haritasındaki değişimle birlikte lojistik seçeneklerini genişletiyorhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5326192-sal-k%C3%BCresel-ticaret-haritas%C4%B1ndaki-de%C4%9Fi%C5%9Fimle-birlikte-lojistik-se%C3%A7eneklerini
SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)
Riyad:Sarah bin Şamran
TT
Riyad:Sarah bin Şamran
TT
SAL, küresel ticaret haritasındaki değişimle birlikte lojistik seçeneklerini genişletiyor
SAL şirketinin Suudi Depolama ve Lojistik Fuarı’ndaki standı (Şarku’l Avsat)
Lojistik sektöründe şirketlerin tercihlerini belirleyen tek unsur artık yalnızca sevkiyat hızı ve maliyet değil. Jeopolitik dalgalanmalar ile küresel ticaret rotalarındaki değişimler, tedarik zincirinde verimlilik kavramını yeniden tanımladı. Alternatif taşıma rotalarının güvence altına alınması, koridorlar ile taşıma türleri arasında hızlı geçiş yapabilme kabiliyeti ve mal akışının kesintisiz sürdürülmesi, müşteri kararlarında belirleyici ana faktörler haline geldi.
Suudi Arabistan’da bu dönüşüm; genişleyen sanayi faaliyetleri, artan ithalat ve altyapı yatırımlarına paralel olarak entegre lojistik hizmetlerine yönelik talebe yansıyor. Sektörde faaliyet gösteren şirketler, operasyonel kapasitelerini artırmak ve küresel ticaretteki değişimlere karşı daha yüksek esneklik sunan hava, kara ve deniz taşımacılığını birleştiren çözümler geliştirmek amacıyla bu eğilimden yararlanıyor.
Bu talepten en çok faydalanan şirketlerin başında gelen SAL, bu yılın ikinci çeyreğinde yıllık yüzde 30 artışla 512,1 milyon riyal (136,6 milyon dolar) ile tarihinin en yüksek çeyreklik gelirini kaydetti. Şirketin net kârı ise yüzde 18 artarak yaklaşık 191 milyon riyale (50,9 milyon dolar) yükseldi. Yılın ilk yarısında ise gelirler yüzde 23,1 artışla 957,9 milyon riyale (255,4 milyon dolar) ulaştı.
SAL Lojistik Bölümü Başkanı Rayan Albakri konuya ilişkin değerlendirmesinde, “Güvenilirlik ve esneklik, müşterilerin kararlarını ve küresel tedarik zincirlerini etkileyen en önemli unsurlar haline geldi” ifadesini kullandı. Albakri, belirli ticaret koridorlarında veya taşıma rotalarında operasyonel zorluklar ya da öngörülemeyen gelişmeler yaşandığında, müşterilerin iş sürekliliğini ve pazarlara hızlı erişimi garanti eden çözümlere yöneldiğine dikkat çekti.
SAL Lojistik Bölümü Başkanı Rayan Albakri (SAL)
Şarku’l Avsat’a özel açıklamalarda bulunan Albakri, SAL’ın her müşterinin ihtiyacına göre birden fazla taşıma türünü birleştiren entegre lojistik çözümlere yönelik artan bir ilgiye tanıklık ettiğini belirtti. Albakri, şirketin hava veya kara taşımacılığını deniz taşımacılığının doğrudan bir alternatifi olarak görmediğini, aksine bunları mal hareketinde verimlilik ve esneklik sağlamayı hedefleyen tek bir sistem içindeki tamamlayıcı unsurlar olarak değerlendirdiğini vurguladı.
“Farklı araçlar kullanılsa da mallar nihai müşteriye ulaşmanın bir yolunu her zaman bulur” diyen Albakri, müşterilere sunulan lojistik bağlantı seçeneklerini genişletmek amacıyla stratejik ortaklıklar kurmaya devam ettiklerini ifade etti. Bu kapsamda SAL’ın, Umman’daki Sohar Limanı ile Kral Selman Enerji Şehri’ndeki (SPARK) kara limanı arasındaki yeni kara koridorunu faal hale getirmek üzere SPARK Logistics ile gerçekleştirdiği iş birliğine değinen Albakri, bu rotanın bölgesel ticaret akışını güçlendirdiğini, tedarik zincirlerinin esnekliğini ve güvenilirliğini artırdığını dile getirdi.
Albakri ayrıca, havalimanlarındaki operasyonel kapasitelerin artırıldığını, iç pazar ve Körfez pazarlarındaki müşteri ve ortakların taleplerini karşılayacak çözümler sunulduğunu ve tedarik zincirlerindeki esnekliği pekiştirmek amacıyla havalimanlarının entegre bir operasyon ağıyla birbirine bağlandığını aktardı.
Talep konusunda olumlu beklentiler
Albakri, gelen kargolardaki sürekli büyüme, sanayi faaliyetlerine yönelik yedek parça ve ekipman ithalatındaki artış ile bölge genelinde daha entegre ve esnek lojistik çözümlere duyulan ihtiyacın yükselmesi doğrultusunda, önümüzdeki dönemde SAL’ın hizmetlerine yönelik talep beklentilerini olumlu değerlendiriyor.
Albakri’ye göre bu olumlu tablo; müşteri tabanının çeşitliliği, uzmanlaşmış lojistik hizmetlerin genişlemesi ve şirketin operasyonel kapasitesi ile altyapısını güçlendirmek amacıyla hayata geçirdiği yatırımlar gibi bir dizi faktöre dayanıyor.
Ayrıca yerel tüketim ve birçok üründe stratejik stok oluşturma süreçleri, genel olarak sektör için sürdürülebilir büyüme fırsatları yaratılmasına katkı sağlıyor.
Öte yandan sektör; taşıma, sigorta ve enerji maliyetlerinin yanı sıra uluslararası ticaret hareketini etkileyebilecek jeopolitik gelişmeler de dahil olmak üzere kârlılığı ve operasyonel giderleri etkileyebilecek bir dizi küresel değişkenle karşı karşıya bulunuyor.
Buna karşılık SAL’ın operasyonel verimliliği artırmaya, üretkenliği iyileştirmeye, modern teknolojilerden yararlanmaya ve gelir kaynaklarını çeşitlendirmeye odaklandığını belirten Albakri, bu adımların uzun vadeli performans sürdürülebilirliğini desteklediğini vurguladı.
Albakri, değişkenlere hızla uyum sağlama kabiliyetinin yanı sıra operasyonel disiplin ve katma değerli hizmetlere yapılan sürekli yatırımların, farklı sektörlerdeki ortaklar ve müşteriler için iş sürekliliğini ile hizmet kalitesini güvence altına alarak önümüzdeki dönemde şirketin performansını destekleyen en önemli unsurlar olmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Altyapı genişlemesi
Altyapı ve operasyonel kapasiteye yapılan yatırımlar, SAL’ın büyüme stratejisinin temel bir parçasını oluşturuyor. Şirket, operasyonel hazırlığı artırmayı, lojistik sektörü güçlendirmeyi ve Krallığın küresel bir lojistik merkezi olarak konumunu pekiştirmeyi hedefleyen bir dizi paralel girişim üzerinde çalışıyor.
Albakri, şirketin mevcut önceliklerinin Krallık havalimanlarındaki operasyonel kapasitelerin artırılmasını, SAL lojistik bölgelerinin geliştirilmesini ve operasyonların verimliliğini yükselterek tedarik zincirinin tüm aşamalarında kargo akışını hızlandıran dijital çözümler ile akıllı teknolojilere yatırım yapılmasını kapsadığını belirtti.
SAL ayrıca, Krallık’taki kritik ve büyüyen sektörlerin ihtiyaçlarıyla uyumlu olacak şekilde, uzmanlaşmış hizmetleri ve entegre lojistik çözümleri destekleyen altyapıyı geliştirmeye odaklanıyor.
Bu kapsamda Albakri, şirketin Aviapartner Liege şirketini satın alarak uluslararası varlığını genişletmeye devam ettiğine işaret etti. Bu hamlenin, müşterilerin Avrupa’daki önemli kargo merkezlerinden biriyle olan bağlantısını güçlendirdiğini ve SAL’ın küresel ticaret rotalarındaki erişimini desteklediğini vurguladı.
Cidde İstasyonu’ndaki SAL depolarından bir görünüm (SAL)
Buna paralel olarak şirket, gelişmiş lojistik hizmetleri ve altyapının geliştirilmesini destekleyen küresel ortaklık ağını genişletiyor. Bu doğrultuda, kargo elleçleme sistemleri, otomasyon, robotik ve otonom araçlar alanındaki iş birliği fırsatlarını değerlendirmek amacıyla CIMC Ortadoğu Grubu ile iki mutabakat zaptı imzalandı.
İş birliği alanları; SAL lojistik bölgeleri bünyesindeki tesis ve depoların geliştirilmesini, ayrıca küresel yatırımlar ile uluslararası şirketlerin Krallığa çekilmesini kapsıyor. Bu durum, ülkenin bölgesel bir üretim, lojistik ve uluslararası ticaret merkezi olma konumunu pekiştiriyor.
Otomasyon ve özel hizmetler
Dijital dönüşüm tarafında ise SAL, modern teknolojilere ve akıllı çözümlere yatırım yapmayı sürdürüyor. Şirket bu kapsamda, lojistik sektöründe yapay zekâ, 5G ve bulut bilişim uygulamalarını değerlendirmek amacıyla Huawei Tech Investment Saudi Arabia ile iş birliği yürütüyor.
Albakri, bu çabaların daha akıllı lojistik bölgelerin geliştirilmesini desteklediğini, operasyonel verimliliği artırdığını ve tedarik zincirinin tüm aşamalarında müşteri deneyimini güçlendirdiğini açıkladı.
Eş zamanlı olarak; yüksek düzeyde hassasiyet ve güvenilirlik gerektiren ilaç, tıbbi malzeme ve soğuk zincir taşımacılığı başta olmak üzere uzmanlaşmış lojistik hizmetler sürekli bir büyüme sergiliyor.
Albakri, gelişmiş operasyonel kapasiteler, özel altyapı ve nitelikli uzmanlık gerektirmesinin yanı sıra müşterilere sunduğu katma değer nedeniyle bu hizmetlerin SAL’ın stratejisinde giderek daha fazla önem kazandığını ifade etti.
Şirket; operasyonel verimliliği, elleçleme hassasiyetini ve hızlı karar alma süreçlerini güçlendiren akıllı teknoloji ve çözümlere yatırım yaparak otomasyon ile dijital dönüşüm çalışmalarını hızlandırmaya devam ediyor.
SAL ayrıca, kaynak kullanım verimliliğini artıran ve Krallık’taki lojistik sektörünün hedeflerini destekleyen uygulama ve çözümleri benimseyerek sürdürülebilirliğe de önem veriyor.
Albakri, şirketin vizyonunun; uzmanlaşmış ve entegre hizmetleri genişletmek, bunları modern teknolojilerle desteklemek ve müşterilerin beklentilerini karşılayarak sektörün bölgesel ile küresel ölçekte yaşadığı dönüşüme ayak uyduran daha sürdürülebilir lojistik çözümler geliştirmek olduğunu vurguladı.
Aramco CEO'su: 3 milyar varillik petrol kaybı yaşandı... Stokların yeniden oluşturulması iki yıl sürebilirhttps://turkish.aawsat.com/ekonomi%CC%87/5326157-aramco-ceosu-3-milyar-varillik-petrol-kayb%C4%B1-ya%C5%9Fand%C4%B1-stoklar%C4%B1n-yeniden
Aramco CEO'su: 3 milyar varillik petrol kaybı yaşandı... Stokların yeniden oluşturulması iki yıl sürebilir
Aramco CEO'su Emin en-Nasır basın toplantısında konuşurken (Arşiv - Reuters)
Suudi Arabistan'ın petrol şirketi Saudi Aramco'nun Üst Yöneticisi (CEO) Emin en-Nasır, küresel petrol piyasalarını arz şoklarına karşı koruyan güvenlik tamponu niteliğindeki petrol stoklarının “son derece endişe verici” seviyelere gerilediğini belirterek Hürmüz Boğazı'ndan geçişlerin tamamen yeniden başlamaması ve piyasalarda güvenin yeniden tesis edilmemesi halinde petrol ve yakıt piyasalarındaki baskının daha da artacağı uyarısında bulundu.
Nasır, pazartesi günü Londra'da düzenlenen Enerji Bilgi Forumu’nda yaptığı açıklamada, acil durum petrol stoklarının piyasaya sürülmesinin ekonomilere bir miktar zaman kazandıracağını ancak arz ve talep dengesizliklerini gidermeye yetmeyeceğini söyledi. Nasır, boğazın yeniden açılmasının ardından stokların yeniden oluşturulmasının iki yıla kadar sürebileceğini ifade etti.
Nasır, “Hürmüz tamamen yeniden açılana ve güven yeniden tesis edilene kadar acı gerçek şu ki petrol piyasasının her iki tarafındaki baskı daha da artacak” dedi. Ham petrol fiyatları üzerindeki baskının ciddi olduğunu belirten Nasır, rafine petrol ürünlerinin fiyatlarının ise çok daha sert yükseldiğine dikkati çekti.
Dünyanın en büyük ekonomilerine sahip ülkelerin hükümetleri, yükselen yakıt maliyetlerini yatıştırmak amacıyla acil durum petrol ve dizel stoklarından 100 milyon varile kadar petrolün piyasaya sürülmesine yönelik planlarını açıklamıştı.
Nasır, çatışmalar sırasında Aramco'nun petrol arzının dayanıklılık gösterdiğini belirterek bunda uluslararası depolama tesislerine dayanılmasının ve hasar gören altyapının hızla onarılmasına yönelik çalışmaların etkili olduğunu söyledi. Aramco'nun ham petrol ihracatı için alternatif güzergâhlar ve yurt dışında ilave depolama tesisleri aradığını belirten Nasır, bunun küresel alıcılara ulaşmak için herhangi bir tek yönteme bağımlılığı azaltmayı amaçladığını ifade etti.
Nasır'a göre dünya krize yaklaşık 10 milyar varillik petrol stoku ile girdi. Halen kalan ticari stokların ise 6 milyar varilin altında olduğunu belirten Nasır, bunların büyük bölümünün fiilen kullanıma hazır olmadığını söyledi. Kayıp arzın 1 milyar varilden fazlasının bu stoklardan karşılandığını belirten Nasır, bunun büyük ölçüde “son büyük araç” olarak nitelendirdiği kara üzerindeki ticari stoklardan sağlandığını ifade etti.
Nasır, toplam petrol arzının yaklaşık 3 milyar varilinin kaybedildiğini ve bunun Hürmüz Boğazı'ndan normal şartlarda geçen ham petrol ve petrol ürünlerinin yaklaşık yarısına denk geldiğini belirtti. Kayıp arzın 1 milyar varilden fazlasının stoklardan karşılanmasının mevcut güvenlik tamponunun önemli bölümünü tükettiğini kaydeden Nasır, küresel talep karşılanmaya devam ederken stokların yeniden doldurulmasının iki yıla kadar sürebileceğini söyledi.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة