ABD’nin ve Rusya’nın Suriyeli Kürtlere “ihanetleri”

ABD’nin ve Rusya’nın Suriyeli Kürtlere “ihanetleri”
TT

ABD’nin ve Rusya’nın Suriyeli Kürtlere “ihanetleri”

ABD’nin ve Rusya’nın Suriyeli Kürtlere “ihanetleri”

Bir Arap yetkili, birkaç gün önce, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’a, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan arasındaki benzersiz iş birliğinin sırrını sorduğunda Lavrov, bunun sırrının ‘aralarındaki özel şahsi ilişki’ olduğunu söyledi. Putin, Erdoğan ile aralarındaki rekabete ve iki ülke arasında geçmişteki düşmanlıklara rağmen Erdoğan'ın sözlerini yerine getirdiğine inanıyor. Türkiye, Libya'dan Dağlık Karabağ'a ve Ukrayna'dan Suriye'ye kadar çeşitli bölgelerde askeri nüfuza sahip bir ülke ve Putin, Erdoğan ile iş birliği formülleri bulabileceğini düşünüyor.
Bu eski düşman iki ülke arasındaki iş birliğinin son örneği, Erdoğan’ın Suriye'nin kuzeyinde Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) omurgasını oluşturan Halk Koruma Birlikleri’ne (YPG) yönelik askeri bir operasyon başlatma niyetiyle ilgiliydi. Erdoğan, her ne kadar Suriye’nin kuzeyine operasyon başlatma tehditlerini sık sık tekrarlasa, Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ve Ankara’ya yakın Suriyeli muhalif gruplar askeri hazırlıklar yapsa da Moskova, yeşil ışık yakmadığından operasyon başlamadı. Türkiye’nin 2016, 2018, 2019 ve 2020 yıllarında Suriye’ye gerçekleştirdiği askeri harekatlar Rusya ve Türkiye arasında varılan mutabakatlarla gerçekleşmişti.
Putin ve Erdoğan, İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi’nin de katılımıyla Tahran’da yapılan Suriye konulu üçlü zirvenin oturum aralarında ve birkaç gün önce ikili olarak Soçi'de bir araya geldiklerinde Putin, Erdoğan'a bu kez farklı bir formül sundu.
Formülün içeriği ise şöyleydi;
1 - Ankara'nın askeri bir saldırıdan ziyade, Ankara’nın PKK ve PKK’nın Suriye’deki uzantısı olarak gördüğü YPG liderlerini silahlı insansız hava araçlarıyla (SİHA) daha fazla hedef alınmasına izin verilmesi, yani Rus füze sistemlerinin bombardımanlara ve kara saldırısına izin vermesinin yanı sıra SDG ve YPG güçleriyle olası çatışmadan uzak tutulması ki, bu oldu. PKK’lı ya da sivil olmayan liderlerin hedef alınacağından bahsettiği de biliniyor.
2 - Rusya’nın başkenti Moskova’nın son günlerde olduğu gibi Suriyeli ve Türk yetkililer arasında, askeri bir harekat gerçekleştirilmeden ve Türk güçlerinin Suriye topraklarında bulunmasına gerek kalmadan Türkiye’nin taleplerinin karşılanabilmesine dair üst düzey güvenlik toplantılarına ev sahipliği yapması.
3 - Ankara ile Şam arasında 1998 yılında imzalanan Adana Anlaşması’nın masaya yatırılması ve Suriye’nin mevcut durumunu yansıtan ve Suriye ile Türkiye arasındaki güvenlik koordinasyonuyla sınır güvenliğinin sağlanmasına ve sınır ötesi terörle mücadele çabalarına izin verecek şekilde Adana Anlaşması-2’nin imzalanmasının yanı sıra, gelecekteki siyasi iş birliği olasılığının görüşülmesi.
4 - Şam ve SDG, ABD'nin Suriye'nin kuzeyinden çekilmesi ve Washington'a bağlı askeri oluşumların lağvedilmesi, yani Moskova için SDG'nin Suriye'nin merkezine giden yolu, Suriye ordusunun da Fırat'ın doğusuna dönüşünün önünün açılması için koşulların olgunlaştırılması. Askeri koordinasyon ve ortak tatbikatlarla, Fırat'ın doğusunda SDG’nin nüfuz bölgelerinde Suriye rejim güçlerinin kalmaya devam etmesi ve SDG'nin, Şam’ın söz konusu bölgelere uzanan kolu olması konusunda iş birliği için baskı yaptılar.
5 - Rusya, Halep kırsalındaki Tel Rıfat'ta, Afrin'de konuşlu Türk askerleri ve Türkiye’ye yakın muhalif gruplara yönelik tehdit ve saldırı kaynağı olan füze rampalarını etkisiz hale getirerek, Türkiye’nin sınırlı bir askeri harekat gerçekleştirmesine izin verebilir. Böyle bir askeri harekatın tarihi ise Türkiye’de seçimlerin yapılacağı tarihler ve başta Moskova ile Ankara arasında Ukrayna'dan tahıl ihracatı için yapılan anlaşma olmak üzere, diğer dosyalara ilişkin yapılacak mutabakatlarla bağlantılı olarak belirlenecek. Tıpkı Moskova’nın Suriye Anayasa Komitesi’nin Cenevre’de toplanmaması konusundaki ısrarcı tutumundan sonra olduğu gibi Cenevre’deki siyasi süreçte ABD ve Rusya ilişkilerinin gerilemesi ile de ilgili olabilir. Washington, önümüzdeki ayın başlarında Cenevre'de Suriye konulu siyasi bir toplantı düzenlemeye çalışıyor. İki kutup arasında kırılma yaşanırken Ankara, sanki ABD pahasına Rusya’nın önerisine yakın bir tutum sergiler gibi Suriye Anayasa Komitesi toplantılarının, bazı ülkelerde bulunan Birleşmiş Milletler (BM) merkezlerinden birinde yapılmasını önerdi.
Aslında, Türkiye'nin geniş kapsamlı olası kara harekâtına sadece Moskova karşı değil. Tahran ve Washington da aynı şekilde böyle bir harekatın yapılmasına karşılar ve her birinin karşı çıkmak için kendilerine göre sebepleri var.
Tahran’a göre Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine olası askeri operasyonuna itirazı, Şam ile olan ilişkisiyle alakalı. ABD ve Batı ülkelerinin böyle bir askeri harekata karşı çıkmalarının nedeni, operasyonun SDG'nin DEAŞ’la mücadeleye katılımında bir zafiyete yol açmasından duyulan endişe. Ne var ki Washington'ın önümüzdeki yılın ortalarında yapılması planlanan seçimler yaklaşırken Erdoğan'ın hiçbir şekilde istemediği yaptırımların uygulanabileceği tehdidinde bulunduğu uyarıları Ankara’ya iletildi. Bunun dışında Washington'ın, Moskova'nın Şam ve Kamışlı arasında siyasi, askeri, güvenlik ve ekonomik düzenlemeler yapmasına hiçbir itirazı yok. Özellikle ABD'li yetkililerin, Başkan Joe Biden yönetiminin göreve gelişiyle ABD’nin Suriye’deki askeri varlığının devam ettiğini, ancak bunun sonsuza kadar sürmeyeceğini sık sık dile getirmeleri nedeniyle Suriyeli Kürtlerin bunu hesaba katmaları gerekiyor.
Ancak Washington’ın itirazı, Türkiye’nin SİHA’larına karşı koruma kalkanı sağlayamadı. Washington’ın Ankara’ya karşı aldığı kararın uygulanmasındaki hareketsizlik, Kürtlere Ortadoğu'da ABD’nin daha önceki ihanetlerini hatırlattı.  Bunlardan biri ABD’nin 2019 yılı sonlarında Fırat'ın doğusundaki bölgelerden aniden geri çekilmesiydi. Kürtler, o sıra, Rusya'nın arabuluculuğunda Şam ile iş birliği yapmaya koştular. Moskova'nın akıl çelmeleri, Kürtlere Türkiye’nin 2016 yılında gerçekleştirdiği Fırat Kalkanı Harekâtı ve 2018 yılında gerçekleştirdiği Zeytin Dalı Harekâtı sırasındaki Rusya’nın ‘ihanetlerini’ hatırlattı. O halde ABD’nin ve Rusya'nın ‘ihanetleri’ Kürtlerin Şam'a yönelmesine neden olur mu?



İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
TT

İran Meclis Başkanı yarın Irak’ı ziyaret edecek

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)
Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ile İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf geçtiğimiz ay Tahran’da bir araya geldi. (AFP)

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, bölgesel gelişmeleri görüşmek üzere yüksek düzeyli bir parlamento heyetinin başında yarın Irak’a gidiyor.

Şarku’l Avsat’ın İran resmi haber ajansı IRNA’dan aktardığına göre Kalibaf, bölgesel gelişmeleri, Tahran ile Bağdat arasındaki stratejik iş birliğini güçlendirme yollarını ve Batı Asya’da istikrar ile güvenliğin tesisine katkı sağlayacak ortak mekanizmaları ele almak amacıyla yarın sabah Irak’a hareket edecek.

Kalibaf’ın ziyareti, ABD güçlerinin 30 Eylül’de gerçekleşmesi planlanan çekilme sürecinin ardından silahlı grupların geleceğine ilişkin iktidardaki koalisyon içinde yürütülen tartışmaların gölgesinde gerçekleşiyor. Siyasi gerilim, İran yanlısı Nuceba Hareketi’nin bir liderinin gözaltına alınmasının ardından daha da tırmandı.

IRNA’ya göre İran Meclis Başkanı’nın Iraklı üst düzey yetkililerle bir araya gelerek ikili ilişkilerin geliştirilmesi, sınır güvenliği, terörle mücadele, ekonomik iş birliğinin genişletilmesi ve iki ülke arasındaki ortak anlaşmaların uygulanması konularını görüşmesi planlanıyor.

Irak, bünyesinde barındırdığı ve ülkede ciddi siyasi nüfuz elde eden İran destekli güçlü silahlı grupların silahsızlandırılması yönünde Washington’ın baskılarına maruz kalıyor.

Kalibaf’ın ziyareti ayrıca, Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani’nin ofisi ile Erbil’deki yerel istihbarat müdürünün ikametgahına yönelik iki insansız hava aracıyla (İHA) düzenlenen saldırıdan iki gün sonra gerçekleşiyor. Erbil makamları, söz konusu İHA’ların İran yönünden fırlatıldığını bildirdi.

IKBY Terörle Mücadele Birimi tarafından yapılan açıklamada, 17 Ağustos 2026 Pazartesi günü saat 00.28’de, İran sınırı yönünden gönderilen Hadid-110 tipi patlayıcı yüklü iki İHA’nın Erbil’in Pirmam ilçesindeki IKBY Başbakanlık Özel Kalem Ofisi ile istihbarat teşkilatı Parastin’in Direktörü’nün ikametgahını hedef aldığı, olayda can kaybı yaşanmadığı duyuruldu.

Saldırıya ilişkin açıklama yapan Barzani, kişisel ofisi ile Parastin Direktörü’nün ikametgahının İran menşeli İHA saldırılarına maruz kaldığını belirterek, bu pervasız ve kabul edilemez saldırıların bölgenin güvenlik ve istikrarına yönelik ciddi bir tırmanış ile doğrudan bir tehdit oluşturduğunu kaydetti.

Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi ise dün akşam saatlerinde, İran’ın ‘şüpheli’ olarak nitelendirdiği saldırıya ilişkin soruşturma açılması talimatını verdi.

Öte yandan Irak Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin Iraklı mevkidaşı Fuad Hüseyin’e, ‘saldırıların İran topraklarından düzenlendiğine dair ellerinde bir bilgi bulunmadığını ve bu tür eylemlerin hiçbir gerekçesinin olamayacağını’ ilettiği belirtildi.

cd
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) Başbakanı Mesrur Barzani, 25 Haziran 2025 tarihinde bölgenin başkenti Erbil’de bir basın toplantısı düzenledi. (AFP)

Açıklamaya göre Arakçi, İran hükümetinin IKBY hükümeti ve özellikle bölgedeki iki ana partiyle sahip olduğu olumlu ve güçlü ilişkilere vurgu yaptı. Arakçi, ‘Kürt dostların komşular arasına nifak sokmayı hedefleyen sahte bayrak tuzaklarına karşı dikkatli olmaları gerektiğini’ ifade etti.

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekayi de dün yaptığı açıklamada, ‘yakından ilgilenilmeyi gerektiren oldukça şüpheli bir gelişme’ olarak tanımladığı saldırıyı kınadı. İran Devrim Muhafızları Ordusu ise Erbil’in yönelttiği suçlamalara ilişkin henüz bir açıklamada bulunmadı.

Tehlikeli bir tırmanış

Irak’ın kuzeyinde yer alan, 1991’den bu yana özerk bir yapıya sahip olan ve 2003 Irak Anayasası uyarınca federal yetkilerle donatılan IKBY, komşusu İran ile ilişkilerini yönetmede hassas bir yaklaşım benimsiyor.

Yerel makamların verilerine göre, şubat ayının sonunda ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısıyla başlayan Ortadoğu savaşından bu yana bölge bin defadan fazla bombalandı.

Söz konusu saldırıların, Iraklı silahlı grupların ABD çıkarlarına karşı düzenlediğini açıkladığı eylemler ile İran’ın uzun yıllardır Irak’ın kuzeyinde konuşlu bulunan İranlı silahlı Kürt muhalif gruplara ait mevzilere yönelik düzenlediği bombardımanlardan oluştuğu bildirildi.

IKBY Başkanı Neçirvan Barzani dün yaptığı açıklamada, son saldırıyı ‘tehlikeli bir tırmanış’ olarak nitelendirerek federal hükümetten ‘ülkenin güvenlik ve istikrarını koruma yönündeki anayasal sorumluluk ve yükümlülüklerini yerine getirmesini’ ve ‘bu tür saldırıların tekrarlanmamasını sağlamak’ adına gerekli tedbirleri almasını talep etti.

Saldırılar, ABD’nin İran yanlısı grupların silah bırakması yönünde Bağdat üzerindeki baskısını artırdığı bir döneme denk geliyor. Mayıs ayı ortasında göreve gelmesinden bu yana bu talebi yerine getirme sözü veren Irak Başbakanı Ali ez-Zeydi, söz konusu gruplara silahlarını teslim etmeleri için 30 Eylül’e kadar süre tanıdı. Bu tarih, Washington öncülüğündeki DEAŞ karşıtı uluslararası koalisyonun görev süresinin sona ermesiyle de örtüşüyor. Bazı gruplar ise Irak’ın kuzeyindeki koalisyon varlığını öne sürerek silah bırakmayı reddetmeyi sürdürüyor.

Öte yandan, ABD’nin Suriye ve Irak Özel Temsilcisi Tom Barrack dün IKBY’ye yönelik saldırıyı kınayarak bunu ‘bölgesel istikrara yönelik doğrudan bir tehdit’ olarak değerlendirdi. Barrack, Irak’ın egemenliğini yeniden tesis etme ve tüm silahlar ile güvenlik güçlerinin Irak devletinin otoritesi altında kalmasını sağlama çabalarında Zeydi’ye tam destek verdiğini vurguladı.


Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
TT

Netanyahu, cephelere yönelik politikalarını seçim stratejisine göre şekillendiriyor

Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)
Knesset seçimleri öncesinde Likud Partisi ön seçimlerinde bir İsrailli kadın Netanyahu'nun seçim afişiyle poz veriyor, 17 Ağustos Pazartesi (Reuters)

Emel Şehade

Güney Lübnan'daki “Ali et-Tahir” dağ silsilesindeki savaşta Lübnan'a yönelik güvenlik gerilimlerinin artması ve İsrail ordusunun durumu yatıştırma çabalarına rağmen uzun süreli çatışma olasılığına hazır olduğunu açıklamasıyla birlikte, Tel Aviv İran'a karşı hazırlığını en yüksek seviyede tutmaya devam ediyor, güvenlik ve askeri yetkililerinden gelen sürekli uyarılara rağmen ABD ordusuyla birlikte saldırılara katılmayı bekliyor.

Bu iki dosya, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, ABD’nin Temsilcisi Jared Kushner, BM Ortadoğu Barış Süreci Özel Koordinatörü Nikolay Mladenov ve eski İngiltere Başbakanı Tony Blair'i bir araya getiren ve Trump'ın Gazze Şeridi planının ikinci aşamasına geçişi hızlandırma çabalarının devamı olan toplantıda da ele alındı.

Jerusalem Post, diplomatik bir yetkilinin şu sözlerini aktardı: “Bütün taraflar, ateşkesi pekiştirmenin ve yeniden inşa için koşullar yaratmanın yanı sıra, bölgenin yönetimini Filistinli teknokrat bir komisyona devretmekle ilgileniyor.”

Konuyla ilgili İsrail iç araştırmalarına aşina olan İsrailli siyasi kaynaklar, İsrail'in Gazze'deki tampon bölgeleri kontrol etmeye devam etme konusundaki tutumunu büyük olasılıkla koruyacağını değerlendiriyor. Savunma Bakanı Yisrael Katz da bazılarınca “güvenlik kuşakları” olarak adlandırılan Gazze, Lübnan ve Suriye'deki tampon bölgelerin korunmasıyla ilgili İsrail kararından bahsederken, söz konusu tutumun altını çizmişti.

İsrail'deki ılımlı akım

Ulusal Güvenlik Konseyi Eski Başkanı Tzachi Hanegbi ise, Kushner'in Tel Aviv'e gelmeden önce, Ortadoğu'daki mevcut fırsatı değerlendirmenin ve diplomatik anlaşmaları ilerletmenin gerekliliği hakkında verdiği mesajını karşılıksız bırakmayarak ve toplantıyı ciddiye alarak, kendisinden faydalanılması çağrısında bulundu.  

Hanegbi, “Kushner'in hangi alanda bir atılım beklediğini bilmiyorum. Gazze'de Barış Konseyi tarafından olumlu adımlar atılıyor, ancak Gazze Şeridi’nin silahsızlandırılmasına yönelik ilerleme eğer gerçekleşirse, yavaş ve hayal kırıklığı yaratıcı olması bekleniyor” dedi. Şöyle devam etti: “Suriye'ye gelince, yeni Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ılımlı ve ciddi görünüyor, ancak İsrail'in Golan Tepeleri'nden asla vazgeçmeyeceğini anladığına dair hiçbir işaret görülmüyor. Geriye sadece Lübnan kalıyor, eğer Kushner mesajında ​​onu kastediyorsa kesinlikle haklı.”

Hanegbi, mevcut durumun Lübnan hükümetiyle diplomatik sürecin tamamlanmasının mümkün olduğunu doğruladığını vurguladı ve şunları söyledi: “Değerli aylar, seçimleri ve sonuçlarının ışığında ortaya çıkacak siyasi süreci bekleyerek boşa harcanmamalıdır. Başkan Trump'ın Kasım ayındaki kongre seçimlerinden sonraki politikalarının öngörülemez olması nedeniyle, bu konuya gösterilen mevcut Amerikan ilgisinden yararlanmak her iki ülkenin de açıkça çıkarınadır. Daha da önemlisi, iki ülke arasındaki tüm anlaşmazlıklar çözülebilir. Mülteci sorunu yok, kutsal yerler yok, ataların topraklarında inşa edilmiş Yahudi yerleşim yerleri yok ve kanlı tarihi izler yok. Elbette asıl sorun Hizbullah'ın direnişinde yatıyor ve taraflar iyi niyet ve siyasi bilgelik göstererek ve risklerin bilinçli bir şekilde yönetilmesine olanak tanıyan kırmızı çizgiler belirleyerek bu konuya odaklanmalıdır.”

Hanegbi, İsrail'de ılımlı olarak nitelendirilebilecek ve güvenlik, askeri ve siyasi çevrelerden gelen ve herhangi bir cephede gerilimin artmasından kaçınmayı ve diplomatik çözüm arayışını savunan sesleri kapsayan bir akımı temsil ediyor.

Ali Tahir düğümü

Lübnan, Ali Tahir tepeleri çevresindeki son gerilimlerin ardından bu tartışmanın merkezinde yer alıyor. İsrailliler, stratejik açıdan önemli bu bölgenin kontrolünü ellerinde tutmakta ısrar ederken, aynı zamanda Hizbullah savaşçılarına da boyun eğdirmek istiyorlar. Hiçbirinin teslim olmayacağını tahmin etseler de bu senaryoya dayanarak operasyonlarına, bombardımanlarına ve kontrollerini sıkılaştırmaya devam ediyorlar. Aynı zamanda, Hizbullah'ın nihayetinde savaşçılarına hayati önem taşıyan malzemeleri ulaştırmaya veya onları kaçırmaya olanak tanıyacak aldatıcı bir manevra da dahil olmak üzere, bölgeyi çevreleyen İsrail askerlerine karşı sofistike eylemler düzenlemesinden duydukları korkuyu da gizlemiyorlar. Ancak bu senaryo ışığında İsrail, hepsini ortadan kaldırmak amacıyla tünellerde konuşlanmış olan unsurlarına karşı istisnai bir saldırı düzenlemesi olasılığını Hizbullah'ın göz ardı etmediğine inanıyor.

Çeşitli senaryolar arasında, Netanyahu ve Katz'ın, yaklaşık iki buçuk ay sonra yapılması beklenen parlamento seçimlerinden önce partileri Likud'un sürekli gerilemesini durdurmayı umarak, Lübnan'daki çatışmanın kapsamını genişletecek istenmeyen bir karar alma olasılığını göz ardı etmeyen İsrailli kaynaklar da var.

İç politika da sahadaki denklemin bir parçası

Maariv gazetesi, böyle bir senaryodan korkan ve Netanyahu'nun içerideki durumunun tamamen farkında olan, ayrıca, mevcut güvenlik durumunun Netanyahu ve partisinin popülaritesini artırmak için kullanılması olasılığını dışlamayan Amerikalı yetkililerin görüşlerine dayanan bir haber yayınladı.

Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia'dan aktardığı analize göre şu ifadelere yer verildi: “İsrail iç politikası siyasi denklemin bir parçasıdır. Netanyahu, sadece Lübnan'ın vaatlerine dayanarak toprak teslim eden biri gibi görünmeyi göze alamaz. Öte yandan, Hizbullah'ın gerçek anlamda silahsızlandırılması taahhüdü mümkün olmadan önce İsrail tanklarının Güney Lübnan'dan çekilme görüntüsü, siyasi açıdan patlayıcı madde gibidir.” Maariv’in haberinde ayrıca, “Buna karşılık Trump uzlaşıları sonuçlandırmayı hedefliyor ve onun için Lübnan, çok daha büyük bölgesel girişimin bir halkası” denildi.

Maariv şöyle devam etti: “Trump'ın hedefleri arasında Gazze barış planının ilerletilmesi, İsrail ile Suriye arasında bir güvenlik anlaşması ve İran ile yaşanan krizdeki mevcut çıkmazın aşılması da yer alıyor. Beyaz Saray, İsrail'deki seçimlerin bütün bu süreçleri dondurabileceğini anlıyor. Trump'ın ilk döneminde, barış planı İsrail'deki siyasi karmaşa nedeniyle defalarca ertelenmişti. Bu kez Washington'da, İsrail siyasetinin başkanın gündemini tekrar rayından çıkarmasına izin verme niyeti yok.”

İsrailli gazete, ABD'nin Netanyahu'ya karşı tutumunun son zamanlarda seçim kampanyasının ihtiyaçları ile aldığı kararları birbirinden ayırmaya dayandığını işaret ediyor. Nitekim Netanyahu, Ortadoğu Barış Konseyi'nin Hamas'ı silahsızlandırma planını açıkça reddettikten sonra, Amerikalılar bunu seçim dönemi politikalarıyla ilgili bir tutum olarak yorumladılar. Netanyahu’ya iletilen mesaj ise çok daha pragmatikti: Washington, İsrail sık sık saldırıları kısıtladığı ve barış sürecinin ilerlemesine izin verdiği için söylemlerinin bir kısmına uyum sağlamaya hazırdır. Nitekim Netanyahu, Kushner'e plana bir şans vereceğine ve Gazze'deki operasyonları azaltacağına söz verdi.

Netanyahu'nun siyasi durumu

Netanyahu'nun siyasi durumu Amerikan hesaplarını daha da karmaşıklaştırıyor. Mevcut koalisyonu, hükümet kurmak için gereken Knesset'teki 61 sandalyelik çoğunluğa ulaşmaktan çok uzak. Ne var ki Netanyahu, muhalif kampa çoğunluğu vermemenin yeterli olduğuna inanıyor. Zira eğer kimse hükümet kurmayı başaramazsa, bir sonraki seçime kadar geçici hükümetin başında kalacak. Bu olasılık özellikle Washington'u endişelendiriyor. Çünkü bu, Trump'ın bölgesel ajandasının birkaç ay daha İsrail politikasına bağlı kalacağı anlamına geliyor.

Bu arada, Netanyahu'nun seçimlerdeki rakipleri, durumu kendi lehine kullanmasını engellemeye çalışıyorlar. Netanyahu'nun en güçlü rakipleri Gadi Eisenkot, Naftali Bennett ve Yair Lapid'e yakın isimler Trump'ın yakın çevresine mesajlar ileterek, seçimlerde tarafsız kalmasını istediler. Bu, ABD başkanının tutumunun, müdahale edip etmeyeceğine karar vermeden önce bile, İsrail seçim kampanyasında bir faktör olarak etkisini gösteriyor.

Bütün bu senaryolar ve artan gerilim arasında bir ön rapor, savaşın kayıplarının yaklaşık 140 milyar dolara ulaştığını, bunun İsrail tarihinin en yüksek maliyeti olduğunu ortaya koydu. The Market tarafından yayınlanan habere göre ise maliyetin yakında 339 milyar dolara (1 trilyon şekel) ulaşması bekleniyor.

Haberde, eski bir genelkurmay başkanının şu sözlerine yer verildi: “Bir günlük zayıflığın bedeli çok yüksek, bu yüzden tekrarlanmamalı.” Ayrıca şu uyarıda bulundu: “Mevcut güvenlik durumu, önümüzdeki yıllarda bütçeye yüz milyarlarca şekellik yükün yanı sıra, ulusal bir şok ve tehlikeli bir psikolojik durum da dayatacaktır.”

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrilmiştir."


İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı
TT

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran, Hürmüz'ün açılmasını ABD'nin geçici anlaşmaya uymasına bağlıyor... Trump'tan Tahran'a teslim ol çağrısı

İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Galibaf, salı günü yaptığı açıklamada, “Hürmüz Boğazı, ABD geçici anlaşmanın hükümlerine uyana kadar kapalı kalacak” dedi.

İranlı üst düzey bir yetkili dün Reuters'a yaptığı açıklamada, ABD ile savaşı sona erdirecek kalıcı bir anlaşmaya varılması yönündeki çabaların çıkmaza girmesi nedeniyle ülkesinin politikasını savunmadan “tamamen saldırı” aşamasına geçirmeye karar verdiğini söyledi. ABD Başkanı Donald Trump ise İran'ın “beyaz teslim bayrağını çekmesi gerektiğini” belirterek, Tahran'ın kendi açısından gerekli gördüğü anlaşmayı imzalamayacağını ifade etti.

İngiltere Deniz Ticaret Operasyonları Kurumu (UKMTO), salı günü yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı'ndan çıkış yönünde seyreden bir geminin kimliği belirsiz bir merminin hedefi olduğuna ilişkin ihbar aldığını bildirdi. Reuters'a göre saldırıda geminin makine dairesi hasar gördü ve mürettebat arasında can kaybı yaşandı.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinde, iki ülke arasındaki gerilimin düşürülmesi amacıyla İran'la müzakerelerin sürdürülmesi çağrısında bulundu. Erdoğan ayrıca Ankara'nın barış çabalarına destek vermeye hazır olduğunu ifade etti.

ABD Başkanı'nın Özel Temsilcisi Jared Kushner ise dün yaptığı açıklamada, ABD ile İran hükümetinin farklı birimleri arasındaki görüşmelerin hiç olmadığı kadar ciddi bir aşamaya geldiğini, ancak iki tarafın henüz bir mutabakata varamadığını söyledi.