Sevilla, Isco'yu kadrosuna katacak

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)
TT

Sevilla, Isco'yu kadrosuna katacak

Fotoğraf (AA)
Fotoğraf (AA)

İspanya Ligi (La Liga) takımlarından Sevilla, Real Madrid ile sözleşmesi sona eren Isco ile prensip anlaşmasına vardı.
İspanyol kulübü sosyal medya paylaşımında, "Isco ile sözleşme imzalamak için prensipte anlaşmaya vardık." duyurusunu yaptı.
30 yaşındaki İspanyol orta saha oyuncusu, geçen sezon Real Madrid formasıyla 17 maçta forma giyerken 2 gol kaydetmişti.



Skor tabelasının ötesinde: İzlenmesi gereken 6 spor dizisi

43 yaşındaki Alison Brie, GLOW'da güreş dünyasına adım atan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan hırslı aktris Ruth Wilder rolündeydi (Netflix)
43 yaşındaki Alison Brie, GLOW'da güreş dünyasına adım atan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan hırslı aktris Ruth Wilder rolündeydi (Netflix)
TT

Skor tabelasının ötesinde: İzlenmesi gereken 6 spor dizisi

43 yaşındaki Alison Brie, GLOW'da güreş dünyasına adım atan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan hırslı aktris Ruth Wilder rolündeydi (Netflix)
43 yaşındaki Alison Brie, GLOW'da güreş dünyasına adım atan ve kendi ayakları üzerinde durmaya çalışan hırslı aktris Ruth Wilder rolündeydi (Netflix)

Spor dizileri sadece maçlardan, kupalardan ya da son saniye galibiyetlerinden ibaret değil. Kimi zaman küçük bir kasabanın umutlarını sırtlanan bir lise takımını, kimi zaman bir dojo üzerinden yıllar geçse de dinmeyen rekabetleri, kimi zamansa ekran arkasındaki kaotik dostlukları anlatıyorlar. 

Son dönemde bu türün en güncel örneklerinden biri olan Running Point de  bu yaklaşımın güncel örneklerinden biri. Oscar adayı Kate Hudson'ın başrolünde yer aldığı dizi, ikinci sezonuyla ekranlara geri döndü. Los Angeles Lakers'ın sahibi Jeanie Buss'ın hayatından esinlenen dizi, dönüşüyle iki sezonunu birden izlenme listelerine taşıdı.

Uçarı Isla Gordon'ın, ailesinin profesyonel basketbol takımı Los Angeles Waves'in başına geçmesini konu alan Running Point, profesyonel spor dünyasının perde arkasını; karmaşık aile ilişkileri ve kadın girişimciliği gibi konularla mizahı harmanlayarak işliyor.

Biz de buradan hareketle en başarılı spor dizilerini masaya yatıralım istedik. Haliyle ortaya, her biri farklı yönüyle öne çıkan güçlü bir liste çıktı.    

Ted Lasso iyiliğin ve umudun sahada da işe yarayabileceğini gösterirken, Friday Night Lights sporun nasıl bir kasabanın ruhuna dönüştüğünü anlatıyor. GLOW, kadın güreşçiler üzerinden dostluk ve hayata tutunma hikayesi kurarken, Sports Night spor medyasının temposunu zekice diyaloglarla ekrana taşıyor. Nostalji yüklü Cobra Kai toz tutmuş rekabetleri modern bir gençlik hikayesine dönüştürürken, The League ise spor tutkusunun arkadaşlıkları nasıl tatlı bir kaosa sürüklediğini gösteriyor. 

Eğer sporun sadece skor tabelasından ibaret olmadığını düşünüyorsanız, bu listedeki diziler sizi kolayca içine çekecek. Çünkü iyi yazılmış bir spor hikayesi, aslında hayatın kendisini anlatmanın en etkili yollarından biri. Hazırsanız, ilk düdükle başlıyoruz listemize...

Ted Lasso (2020 - )

Ted Lasso, spor dizilerinin rekabet ve kazanma hırsı üzerine kurulu dünyasına umut dolu bir alternatif sunuyor. 

Apple TV'nin amiral gemisi, Jason Sudeikis'in canlandırdığı Amerikan futbolu antrenörü Ted'in, kurallarını hiç bilmemesine rağmen Britanya'daki bir futbol takımının başına geçmesiyle başlayan sıradışı hikayeyi anlatıyor. 

Başlangıçta takımın başarısız olması için kasten işe alınsa da Ted'in sarsılmaz iyimserliği ve bitmek bilmeyen nezaketi, kısa sürede hem kulüp sahibi Rebecca'yı hem de tüm şehri dize getirmeyi başarıyor. 

sager
Patrondan Kurtulma Sanatı'yla (Horrible Bosses) da tanınan komedyen Jason Sudeikis, Ted Lasso'nun başrolünde (Apple TV)

Dizi, sahadaki taktiklerden ziyade umut, dürüstlük, özgüven sorunları, yalnızlık, başarısızlık korkusu ve kişisel gelişim gibi temalara odaklanarak izleyiciye son yılların en samimi ve iç ısıtan yolculuğunu sunuyor. Hannah Waddingham ve Brett Goldstein'ın dikkat çekici performansları, hikayeye duygusal derinlik kazandırırken dizinin mizah damarını da kuvvetlendiriyor. 

İlk sezonunda aldığı 20 Emmy adaylığıyla dikkat çeken yapım, üst üste kazandığı ödüller ve neredeyse kusursuz Rotten Tomatoes puanıyla başarısını çoktan kanıtlamış durumda. 

Ted Lasso sadece bir spor komedisi değil, nezaketin bir zayıflık olmadığını, hem sahada hem de hayatta nasıl büyük bir zafer kazanabileceğini gösteren, koca yürekli bir başyapıt.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Apple TV

Friday Night Lights (2006–2011)

Peter Berg'ün 2004 tarihli aynı isimli filmini izleyip beğenmiş miydiniz? Büyük konuşalım, o zaman bu 5 sezonluk diziye bayılacaksınız! 

Filmden iki yıl sonra yayına giren Friday Night Lights, lise futbolunu merkezine alsa da aslında küçük bir kasabanın hayalleri, düş kırıklıkları ve birbirine tutunma çabası üzerine kurulu etkileyici insan hikayeleri anlatıyor. 

Kyle Chandler ve Connie Britton'ın canlandırdığı Eric ve Tami Taylor çifti, dizinin duygusal omurgasını oluştururken hem aile hayatını hem de gençlerin üzerindeki başarı baskısını son derece sahici biçimde yansıtıyor. 

aseferv
Friday Night Lights, tüm sosyal hayatın cuma geceleri oynanan futbol maçları etrafında şekillendiği küçük bir kasabanın dinamiklerini işliyor (NBC)

Dizinin en büyük başarısıysa Amerikan futbolunu yalnızca bir spor olarak değil, kasabanın kimliğini şekillendiren bir unsur gibi ele alması. Ergenlik sancıları, gelecek kaygısı, dostluklar ve kırılgan aile ilişkileri hikayeye doğal biçimde dağıldığı için karakterler hiçbir zaman yapay gelmiyor. 

Belgesel estetiğini andıran kamera kullanımı ve sade anlatımı sayesinde dizi, zamanla bir spor hikayesinden çok güçlü bir gençlik dramasına dönüşüyor. 

Sahadaki rekabetle duygusal kırılganlığı aynı anda taşıyabilen Friday Night Lights, spor temalı diziler arasında hâlâ en samimi ve en etkileyici işlerden biri.

IMDb: 8,7
Nereden izlenir: Apple T
V

Cobra Kai (2018–2025)

Bir dönemin çocuklarını televizyon karşısında "Cilala, parlat" diyerek karate öğrenme hayalleri kurmaya iten Karate Kid efsanesi, Cobra Kai'yle yıllar sonra geri döndü. Üstelik bunu yalnızca eski günlerin hatırına değil; geçmişin rekabetlerini bugünün hikayeleriyle buluşturan enerjik ve sürükleyici bir devam dizisiyle yaptı. 1980'lerin kült serisinin nostaljisini bugüne taşıdı ama bunu yaparken sadece eskiye yaslanmakla yetinmedi.

William Zabka'nın canlandırdığı Johnny Lawrence'ın, hayatını düzene sokmak için yeniden dojo açmasıyla başlayan hikaye, eski rekabetleri yeni kuşağın sorunlarıyla birleştirerek şaşırtıcı derecede duygusal bir anlatıya dönüşüyor. Dizi, karate sahnelerindeki tempoyu korurken ergenlik, özgüven, aile baskısı ve ikinci şanslar gibi temaları da samimi biçimde işlemeyi ihmal etmiyor. 

ssdgre
Cobra Kai, 1984 yapımı klasik Karate Kid'in 30 yıl sonrasında geçerken Johnny Lawrence ve Daniel LaRusso'nun ebedi rekabetini günümüze taşıyor (Netflix)

Özellikle Johnny karakterinin yıllar içinde geçirdiği dönüşüm, Cobra Kai'yi sıradan bir nostalji projesi olmaktan çıkarıp güçlü bir karakter hikayesine dönüştürüyor. 

Mizahı, bol enerjili dövüş koreografileri ve eski filmlere yaptığı akıllı göndermeler sayesinde hem Karate Kid hayranlarını hem de seriyi yeni keşfeden izleyicileri kolayca içine çekiyor. Sporun fiziksel bir mücadeleden öte, bir olgunlaşma ve kendini bulma yolculuğu fikrine yakınsanız, Cobra Kai'nin samimi ve sürükleyici dünyası sizi bağrına basmaya hazır.

IMDb: 8,4
Nereden izlenir: Netflix

Sports Night (1998–2000)

The West Wing'in yaratıcısı Aaron Sorkin'in kaleminden çıkan Sports Night, izleyiciyi spor ekranının perde arkasındaki baş döndürücü tempoya şahit olmaya davet ediyor. Dizide, her gece canlı yayına yetişmeye çalışan iki sunucunun ve işine tutkuyla bağlı yapım ekibinin hem profesyonel mücadelesine hem de birbirine sıkı sıkıya bağlı dostluklarına tanık oluyoruz. 

Sorkin'in imzası haline gelen hızlı diyaloglar ve mizah, Sports Night'ı sıradan bir durum komedisi olmaktan çıkarıp sürükleyici bir dramediye dönüştürüyor. 

c c vcd
Kurgusal bir spor programının perde arkasını konu alan Sports Night'ta Six Feet Under'la tanınan Peter Krause başrolde (ABC)

Josh Charles ve Peter Krause'un canlandırdığı Dan ve Casey arasındaki doğal kimya, dizinin ritmini daha da keyifli hale getiriyor. Sporun kendisinden çok televizyonculuk dünyasının stresine, canlı yayın kaosuna ve başarı baskısına odaklanan dizi, bu yönüyle türünün en özgün işlerinden biri sayılıyor. 

1990'ların klasik sitcom yapısından sıyrılan Sports Night, mizahı yanlış anlaşılmalardan değil, işini gerçekten iyi yapmaya çalışan insanların üzerindeki baskıdan çıkarıyor. Sadece iki sezon sürmesine rağmen bugün hâlâ hem spor temalı dizilere hem de modern televizyon anlatısına ilham veren önemli yapımlardan biri olarak görülüyor. 

Spor yayıncılığının mutfağını merak ediyor ve zekice senaryolardan hoşlanıyorsanız, bu kısa ama öz yolculuk sizin için keyifli bir keşif olabilir.

IMDb: 8,3
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

The League (2009–2015)

Amerikan futbolundan besleniyor gibi görünse de The League, aslında sporun kendisinden çok, arkadaşlar arasındaki bitmek bilmeyen rekabeti anlatıyor.

7 sezon boyunca giderek daha çılgın bir hal alan dizi, doğaçlamaya dayalı yapısıyla izleyiciye modern yetişkinliğin en tuhaf ve komik yanlarını samimi bir dille ekrana taşıyor.

The League, alışılagelmiş spor dizilerinin aksine sahaya veya soyunma odasına odaklanmıyor; onun yerine Şikago'da yaşayan bir grup arkadaşın takıntılı olduğu fantezi futbol dünyasını merkezine alıyor.

fdb fdb
Kara mizah dozu yüksek The League, Amerikan fantezi futbol ligine takıntılı bir grup yakın arkadaşın çekişmeli dostluğunu merkezine alıyor (FX)

   İlk sezonlarda daha ayakları yere basan bir mizah tonuna sahip dizi, ilerleyen bölümlerde giderek absürtleşip kaotik enerjisini zirveye taşıyor.

Nick Kroll, Mark Duplass, Paul Scheer ve Katie Aselton gibi isimlerin doğal kimyası sayesinde, karakterlerde kendi arkadaş grubunuzdan birilerini bulmanız çok mümkün. NFL yıldızlarından, Seth Rogen ve Will Forte gibi sürpriz konuk oyunculara uzanan geniş kadro da dizinin enerjisini sürekli canlı tutuyor. 

Friends'in çok daha sert, kaba ve rekabetçi bir versiyonu diye tanımlayabileceğimiz dizi, dostlukla ezeli rekabet arasındaki o ince çizgide ustalıkla yürüyor. Spor temalı diziler arasında The League'i özel yapan şeyse, Amerikan futbolunu yalnızca bir arka plan olarak kullanıp yetişkinlik, arkadaşlık ve rekabet üzerine son derece eğlenceli bir hikaye kurabilmesi.

IMDb: 8,2
Nereden izlenir: Türkiye'deki abonelik tabanlı yayın platformlarında yer almıyor

GLOW (2017–2019)

1980'lerin Los Angeles atmosferinde geçen GLOW, profesyonel kadın güreşinin renkli ve bir o kadar da zorlu dünyasına kapı aralıyor. İş bulmakta zorlanan oyuncu Ruth'la arasının pek iyi olmadığı eski dostu Debbie'nin ringe uzanan yolculuğu, dizinin merkezindeki dramatik çatışmayı başarıyla örüyor. Alaycı, huysuz ve karizmatik yönetmen Sam Sylvia'nın liderliğindeki bu renkli topluluk, Alison Brie, Betty Gilpin ve Marc Maron'un başını çektiği geniş oyuncu kadrosunun sergilediği samimi performanslarla kısa sürede dev bir ekip ruhuna bürünüyor. 

vfdv fd
Komedi ve dram unsurlarını harmanlayan GLOW, bir grup uyumsuz kadının oluşturduğu güreş şovunu ve arka plandaki dostluklarını konu alıyordu (Netflix)

Yapım, sadece bir spor hikayesi anlatmakla kalmıyor; ırk, cinsiyet ve sahne arkasındaki sert gerçekler gibi derin meselelere 1980'lerin ışıltılı estetiğiyle dokunuyor. Gösterişli kostümler ve nostaljik atmosferinin altında kadınlığın farklı yüzlerini, düşüp yeniden kalkma azmini ve dostluğun iyileştirici gücünü büyük bir içtenlikle işleyerek izleyiciyi kendisine bağlıyor GLOW. Ve bunu yaparken kadınlık deneyiminin karmaşasını çok az işin yapabildiği kadar iyi anlıyor, derinlikle kavrıyor. Bazen işler sarpa sarıyor ve her şey karmakarışık bir hal alıyor. GLOW'un asıl olayı da bu zaten. Buradaki kadınlar deniyor, yanılıyor, düşüyor, kalkıyor ve sonra sil baştan bir daha deniyorlar. Üzüntüye ve kaosa göğüs geriyor, denemekten asla vazgeçmiyorlar. 

Pandemiye kurban verdiğimiz en iyi işlerden biri olan GLOW, mevcut üç sezonuyla güreş dünyasını kalbe dokunan hikayelerle birleştiren eşsiz bir seyir zevki sunuyor.

IMDb: 8
Nereden izlenir: Netflix


Ya öyle olmasaydı? Spor dünyasından 5 büyük kırılma anı

22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
TT

Ya öyle olmasaydı? Spor dünyasından 5 büyük kırılma anı

22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)
22 yaşında NBA tarihinin en genç MVP'si olan Derrick Rose, Chicago Bulls formasını 27 yaşına kadar giydi (NBA)

Adrenalin'den herkese merhaba. Bu hafta spor tarihindeki 5 büyük kırılma anına bakıyoruz.

Spor tarihi bazen kazanılan başarılardan çok, asla cevabı alınamayacak sorularla hatırlanıyor. Çünkü bazı kariyerler tamamlanamadan yarım kalıyor, bazı dönemler tek bir olayla tamamen değişiyor. 

Taraftarların yıllardır aklından çıkmayan o meşhur soru da kendini burada gösteriyor: "Ya öyle olmasaydı?"

1- Ya Monica Seles bıçaklanmasaydı?

1990'ların başında kadın tenisinde ortaya çıkan en dominant isimlerden biri Monica Seles'ti. Henüz genç yaşında kortlara öyle bir giriş yaptı ki, kadın tenisinin geleceğine damga vuracağı düşünülüyordu.

Seles yalnızca kazanmakla kalmıyordu; rakiplerini psikolojik olarak da yıpratıyordu. İki elini de kullandığı agresif oyun tarzı, yüksek temposu ve mental dayanıklılığı onu döneminin en korkutucu oyuncularından biri haline getirmişti.

Daha 19 yaşındayken 8 Grand Slam kazanmıştı ve birçok kişi onun tüm zamanların en büyük kadın tenisçisi olacağını düşünüyordu.

Sonra 30 Nisan 1993 günü Almanya'nın Hamburg kentinde her şey değişti.

Bir maç sırasında tribünden çıkan saldırganın Seles'i bıçaklaması, spor tarihinin en şoke edici olaylarından biri oldu.

Fiziksel yaralar zamanla iyileşti ama mental etkiler kariyerinin yönünü tamamen değiştirdi.

Seles yıllar sonra geri döndü, yeniden Grand Slam kazandı ama hiçbir zaman 1993 öncesindeki baskın seviyesine tam anlamıyla ulaşamadı.

Olayın bugün hâlâ konuşulmasının sebebi de bu. Çünkü tenis tarihinde Steffi Graf, Serena Williams ya da Martina Navratilova gibi isimlerin yanında Monica Seles'in nerede konumlanacağını hiçbir zaman öğrenemedik.

2- Ya Ayrton Senna Imola'da hayatını kaybetmeseydi?

Formula 1 tarihinin en büyük kırılma anlarından biri 1 Mayıs 1994'tü. Ayrton Senna yalnızca bir pilot değil, birçok kişi için Formula 1'in ruhunu temsil eden isimdi.

Üç dünya şampiyonluğu kazanmıştı ama hâlâ zirvedeydi. Williams'a geçmişti ve önünde Michael Schumacher'la yeni bir rekabetin eşiğindeydi. O dönem birçok kişi Formula 1'in gelecek yıllarını Senna-Schumacher savaşının belirleyeceğini düşünüyordu.

Fakat Imola'daki ölümcül kaza yalnızca bir kariyeri değil, bütün sporun yönünü değiştirdi.

Bugün hâlâ en büyük soru şu: Senna yaşasaydı kaç şampiyonluk daha kazanırdı?

Schumacher dönemi yine gelir miydi? Ferrari'nin yıllar süren dominasyonu aynı şekilde yaşanır mıydı? Bunların cevabını bilmek imkânsız.

Ama kesin olan bir şey var: Senna'nın ölümü sonrası Formula 1 güvenliği tamamen yeniden şekillendi.

Kokpit koruması, pist güvenliği, araç standartları… Sporun bugünkü güvenlik kültürü büyük ölçüde 1994 sonrası değişimlerden kaynaklanıyor. 

Belki de Senna'nın hikâyesini bu kadar güçlü yapan şey tam olarak bu. O yalnızca kaybedilmiş bir şampiyonluk ihtimali değil, spor tarihinin yönünü değiştiren bir figürdü.

3- Ya Derrick Rose sakatlanmasaydı?

2011'de Derrick Rose NBA tarihinin en genç MVP'si seçildiğinde herkes yeni süperstarın doğuşunu izlediğini düşünüyordu.

Chicago Bulls yeniden ayağa kalkmıştı. Üstelik bunu Şikago doğumlu bir yıldızla yapıyordu. Hikaye zaten başlı başına film gibiydi.

Rose'un oyunu inanılmaz derecede patlayıcıydı. İlk adımı durdurulamıyordu. Potaya giderken kontrolünü kaybetmiyor, en zor açılardan sayı üretebiliyordu. O dönem birçok kişi onun yalnızca MVP olmakla kalmayıp uzun yıllar ligin yüzlerinden biri olacağını düşünüyordu.

Sonra 2012 playofflarında gelen çapraz bağ sakatlığı her şeyi değiştirdi.

Rose geri döndü ama fiziksel patlayıcılığının büyük bölümünü kaybetti. Kariyerine devam etti, önemli anlar yaşadı ama hiçbir zaman o MVP seviyesine tekrar ulaşamadı.

İşte bu yüzden NBA taraftarlarının en büyük "Ya öyle olmasaydı?" sorularından biri hâlâ Derrick Rose hakkında.

Eğer sakatlanmasaydı LeBron James'in Doğu Konferansı hakimiyeti kırılır mıydı? Bulls şampiyon olabilir miydi? Rose bugün Curry, Westbrook ve Harden jenerasyonuyla aynı seviyede değil, daha yukarıda mı anılırdı?

Belki de en trajik taraf şu: Onun zirve döneminin aslında henüz başlamadığı düşünülüyordu.

4- Ya Len Bias NBA'e adım atabilseydi?

Spor tarihindeki bazı hikayeler başlamadan bitiyor. Len Bias bunun en çarpıcı örneklerinden biri.

1986 NBA Draftı'nda Boston Celtics tarafından seçildiğinde hakkında yapılan yorumlar inanılmazdı. Birçok gözlemci onu Michael Jordan seviyesinde atletik potansiyele sahip bir oyuncu diye tanımlıyordu.

Ama drafttan sadece iki gün sonra, yüksek doz kokain kaynaklı kalp krizinden hayatını kaybetti.

Ve NBA tarihi belki de en büyük cevapsız sorularından biriyle baş başa kaldı.

O dönem Larry Bird'lü Celtics zaten şampiyonluk seviyesindeydi. Bias'ın takıma katılmasıyla birlikte Boston'ın 80'lerin sonuna damga vurması mümkündü. Hatta bazı yorumculara göre Jordan'ın yükselişi bile farklı bir rekabet ortamında gerçekleşebilirdi.

İlginç olan şu: Bias profesyonel seviyede tek bir maç bile oynamadı ama hâlâ spor tarihinin en büyük kayıp potansiyellerinden biri olarak görülüyor.

Çünkü bazen gerçekleşmiş başarılar değil, gerçekleşmeye çok yaklaşan hikayeler unutulmuyor.

5- Ya Bo Jackson sakatlanmasaydı?

Bo Jackson yalnızca iyi bir sporcu değildi. O, neredeyse insanüstü fiziksel özelliklere sahip bir fenomendi.

Hem Amerikan Ulusal Futbol Ligi'nde (NFL) hem Kuzey Amerika'nın beyzbol ligi MLB'de elit seviyede oynayabilmek bugün bile inanılmaz kabul ediliyor. Jackson ise bunu gerçekten başarıyordu.

Hızı, gücü ve atletizmi yıllardır efsane gibi anlatılıyor. Nike'ın "Bo Biliyor" kampanyası onu yalnızca spor yıldızı değil, kültürel ikon haline getirmişti.

Sonra 1991'de yaşadığı kalça sakatlığı geldi.

Bu sakatlık kariyerinin seyrini tamamen değiştirdi. Ve spor dünyası o günden beri aynı soruyu sormaya devam ediyor: Eğer Bo Jackson sakatlanmasaydı tarihin en büyük atleti olabilir miydi?

Birçok kişiye göre cevap evet.

Çünkü onun fiziksel kapasitesi yalnızca dönemine göre değil, tüm spor tarihine göre sıra dışı kabul ediliyordu. Belki kariyeri uzun sürseydi bugün Michael Jordan, Muhammed Ali ya da Tom Brady gibi isimlerle aynı cümlede anılıyor olacaktı.

Bo Jackson'ın hikayesi, sporun ne kadar acımasız olabileceğinin en net örneklerinden biri olarak kaldı.

Kaynaklar: ESPN, F1, NBA, Basketball Network, GQ


Jake Paul ringdeki geleceği hakkında konuştu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

Jake Paul ringdeki geleceği hakkında konuştu

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Anthony Joshua'nın çenesini kırmasının ardından iyileşme sürecinde olan Jake Paul, bir daha boks yapamayabileceğini itiraf etti.

Aralık ayında Paul, Joshua'ya 6. rauntta nakavt olmuş, eski dünya ağırsıklet şampiyonu, YouTube fenomenliğinden boksörlüğe geçiş yapan ismi Miami'de yenmişti.

36 yaşındaki "AJ", bu karşılaşmada Paul'un çenesini kırmış ve 29 yaşındaki boksör acilen ameliyata alınmıştı. Hatta şubatta ikinci bir ameliyat daha geçiren Paul, boks kariyerinin geleceğinin belirsiz olduğunu itiraf etti.

Paul, Ariel Helwani Show'da, "İyileşme süreci hakkında bilgi almak için birkaç gün içinde çenemin yeni taramalarını yaptıracağım. Doktorlarımın ne diyeceğini göreceğiz" diye konuştu.

Sanırım tekrar dövüşüp dövüşemeyeceğime dair daha kesin bir zaman dilimi belirleyebileceğim. Bu kesinlikle olasılıklar arasında. Haftalar ve zaman geçtikçe kendimi çok daha iyi hissediyorum. Ama öncelikle antrenman yapabilmem için kesinlikle onay almam gerekiyor ancak formumu korumaya çalışıyorum. Yine de neredeyse her zaman spor salonundayım, sadece formumu koruyorum ve lapa antrenmanlarının tadını çıkarıyorum. Kesinlikle, [tekrar dövüşememe ihtimalim var]. Sanırım bu, kemiğin nasıl iyileştiğine bağlı ve ayrıca burada eksik bir dişim var, büyük olasılıkla bir tür implant yaptırmam gerekecek. Ayrıca bunun ne kadar zaman alacağını bilmiyorum. Ama benim için en akıllıca olanın ne olduğunu görüp anlamamız gerekiyor. Doktorum Arman kesinlikle tekrar dövüşmemi istemiyor. Bunu istemediğini söylüyor. Arada sırada 'Bunu yapmana gerek yok' diyen iş insanları da oluyor. [Nişanlım] ise her iki tarafa da yakın. Bir sporcu olmanın, içindeki o duyguyu, kendini daha fazla kanıtlamak istemenin, rekabet etmenin ve bunu çok sevmenin ne demek olduğunu anlıyor.

Sonuç olarak Amerikalı şöyle dedi:

Henüz işim bitmedi. Ruhumda, kalbimde ve içimde daha çıkacak çok maçım ve tamamlanmamış işlerim olduğunu hissediyorum.

Paul'un Joshua'ya yenilgisi, kariyerindeki ikinci mağlubiyet oldu. Daha önce 2023'te eski ağırsıklet şampiyonu Tyson Fury'nin üvey kardeşi Tommy Fury'ye puanla yenilmişti.

Ancak Paul'un, eski UFC şampiyonları Anderson Silva ve Tyron Woodley'le eski boks şampiyonları Julio Cesar Chavez Jr. ve Mike Tyson'a karşı kazandığı zaferler de dahil 12 galibiyeti bulunuyor.

Independent Türkçe