Afrika’nın gönlünü Blinken mi yoksa Lavrov mu çelecek?

Gözlemciler, Batı'nın Ukrayna'ya karşı yürüttüğü savaş nedeniyle Rusya'yı tecrit etme girişiminin hedeflerine ulaşamadığı görüşündeler.

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, son Afrika turu sırasında Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile bir araya geldi. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, son Afrika turu sırasında Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile bir araya geldi. (AFP)
TT

Afrika’nın gönlünü Blinken mi yoksa Lavrov mu çelecek?

ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, son Afrika turu sırasında Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile bir araya geldi. (AFP)
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken, son Afrika turu sırasında Güney Afrikalı mevkidaşı Naledi Pandor ile bir araya geldi. (AFP)

İnci Mecdi
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken dar kapsamlı Afrika gezisi çerçevesinde, 8 Ağustos'ta Güney Afrika Cumhuriyeti'ni ziyaret etti. Blinken’ın bu adımı, Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov’un temmuz ayında Mısır, Uganda, Etiyopya ve Kongo Cumhuriyeti’ni kapsayan ziyaretlerinin ardından geldi.    
ABD ve Batılı ülkelerin, Rusya ve Çin'in Afrika’da artan jeopolitik etkisini kontrol altına alma girişimlerinde bulunduğu biliniyor.  
ABD Dışişleri Bakanı Blinken'ın gezisi, ABD'nin Rusya ile ‘Afrika ülkelerinin gönüllerini almak’ için rekabet etme arzusunda olduğunu itiraf eden Batı basınında geniş yer buldu. Blinken’dan önce Fransız Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un da Kıta’yı ziyaret etmesi, Batı'nın Ukrayna savaşı konusunda Afrika’nın desteğini kazanma arzusunda olduğunu yansıtıyor. Afrika ülkeleri, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun toplam oylarının yüzde 27,97'sine sahip. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu mart ayında Rusya'yı Ukrayna savaşı nedeniyle kınayan karar tasarısını kabul emişti. Ancak Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre 54 Afrika ülkesinin sadece 28’i karar tasarısını destekledi. 17 Afrika ülkesi çekimser kalırken Eritre karar aleyhinde oy kullandı. Sekiz ülke ise oylamaya katılmadı.  
Londra merkezli düşünce kuruluşu Chatham House’ın Afrika Programı Direktörü Dr. Alex Vines’e göre Blinken’ın Afrika ziyaretinin temel amacı, Kıta’daki Rus ve Çin jeopolitik etkisini sınırlamaya çalışmaktı. Vines, Blinken’ın gezisine Güney Afrika’dan başlamasına ilişkin CNBC televizyonuna yaptığı değerlendirmede şunları söyledi:
"Güney Afrika, ABD ile iyi ilişkileri olmayan bir ülke. İktidardaki Afrika Ulusal Kongresi düzenli olarak Washington'ı eleştiren açıklamalar yapıyor. Bu yüzden Blinken, bu ülke ile ilişkilerin düzeltilmesi ve geliştirilmesi, daha yapıcı bir diyalog kurulabilmesi için çaba gösteriyor. Ayrıca Washington ve Pretorya yönetimlerinin Rus-Ukrayna savaşına yaklaşımları da farklı. Güney Afrika, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda Rusya’nın kınanmasıyla ilgili oylamada çekimser kalmıştı. Dolayısıyla Blinken en azından bu ülke ile diyalogu artırmayı hedefliyor.”  

Sovyet mirası 
Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’ne (SIPRI) göre Rusya, 2021’den önceki beş yıl boyunca, Afrika’ya yapılan silah ihracatının yüzde 44’ünü gerçekleştirdi. Rusya’dan sonra en çok silah ihraç eden ülke ABD olsa da oranı Rusya’nın ihracatının neredeyse yarısına tekabül ediyor. ABD basını, Rusya’nın son yıllarda şiddetli isyanlara ve siyasi istikrarsızlıklara maruz kalan bir dizi Afrika ülkesiyle özel ittifaklar geliştirdiğine dikkat çekiyor. Bu ülkelere örnek olarak da Libya, Mali, Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mozambik gösteriliyor. Berlin merkezli Küresel Kamu Politikası Enstitüsü, Rusya’nın son 10 yılda Afrika Kıtası’nda nüfuzunu arttırmak için koordineli bir kampanya yürüttüğünü ve nihayetinde ‘Rus paralı askerlerinin’ Mali’deki Fransız askeri varlığını sona erdirebildiğini belirtiyor. Enstitünün analizine göre Batılı analistler, büyük altyapı projelerine imza atan Çin'in Afrika Kıtası’nda artan nüfuzuna odaklanmışken Rusya kısa bir süre içinde Batı’nın zaaflarından yararlanarak askeri gücünü kullandı ve önemli bir nüfuz elde etti. Moskova’nın etkisinin uzun süreli olup olmadığı belirsizliğini korusa da şu anki düşük maliyetli çabalarının etkili olduğuna şüphe yok. Analizde, Rusya’nın Sovyetler Birliği’nin Afrika ülkeleriyle geliştirdiği ilişkilerin mirasını devraldığı işleniyor. Sovyetler Birliği, Afrika’daki çoğu ülkenin bağımsızlık mücadelesini desteklemiş ve bağımsızlığını kazanan ülkelerle de iyi ilişkiler kurmuştu. Rusya, Afrika ülkelerinin doğal müttefiki olduğunu ve Batı gibi herhangi bir emperyal emel taşımadığını, aksine emperyalizmle mücadelede Kıta ülkelerini desteklediği tezini işliyor. Rusya bu söylemlerini Orta Afrika Cumhuriyeti, Güney Afrika, Sudan, Libya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti ve son olarak Mali'deki projelerinde kullanıyor. 2019'da sızdırılan Rus resmi belgeleri de bunu gösteriyor. Söz konusu belgelerde Moskova’nın sömürgeciliğe muhalefetin tarihsel doğası gereği Afrika ülkelerinin öz kimliklerinin gelişimini desteklemesi gerektiği vurgulanıyor.  

Rusya'nın tecrit edilme girişimi başarısız oldu 
Gözlemciler, Rusya’nın dünya genelinde, özellikle de Afrika’da geliştirdiği bu ilişkilerden hareketle Batı'nın, Ukrayna'ya karşı savaş yürüten Rusya'yı tecrit etme girişimlerinin hedeflerine ulaşamadığı görüşündeler. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi Afrika Programı Direktörü Theodore Murphy bu bağlamda şu değerlendirmelerde bulundu:
“Lavrov, Batı’nın Rusya’yı Ukrayna’ya karşı yürüttüğü topyekûn savaş nedeniyle tecrit etme girişimlerine rağmen ülkesinin halen dünyanın bazı bölgelerinde ortakları olduğunu göstermek için Afrika’yı kullanıyor. Lavrov’un seyahatinin bir amacı da Rusya’nın Afrika’daki nüfuzunu genişletmek. Lavrov, Batı’nın Afrika ülkelerini Ukrayna konusunda taraf seçmeye zorlayarak yaptığı stratejik hatayı istismar ederek bunu başarmayı umuyor.”
Rusya Dışişleri Bakanlığı, Lavrov’un Mısır ziyaretiyle ilgili yaptığı açıklamada Rusya’nın dünyadan kopuk olmadığını vurgulamıştı.  
Lavrov Afrika gezisi sırasında, Rusya ile Afrika’nın ticari ortaklıklarına odaklandı ve Moskova’nın Kıta genelinde gıda, gübre ve enerji ihraç etmek için yaptığı sözleşmelere dikkat çekti. Diğer yandan Washington ve Avrupalı müttefikleri, Rusya-Ukrayna savaşı da dahil olmak üzere çeşitli faktörlerin etkisiyle ortaya çıkan küresel gıda kriziyle ilgili Moskova'yı suçlamayı sürdürdü. Birleşmiş Milletler raporlarına göre koronavirüs pandemisi koşulları, yüksek yakıt ve gıda maliyetleri, kuraklık, çatışmalar ve tedarik zincirlerindeki aksaklıklar ile yoksulluğu ve kargaşayı artırıyor ve milyonları açlığın eşiğine sürüklüyor. Financial Times gazetesi, Lavrov'un Afrika ziyaretinin, gıda krizinin arkasında oldukları ve Ukrayna’da sömürgeci bir güç olarak hareket ettikleri suçlamalarını önleme amacı taşıdığını iddia etti. Nitekim Lavrov ziyaret ettiği ülkelerin basının yayımlanan bir makalesinde, ‘Rusya’nın kanlı sömürgecilik suçuyla kirlenmediğini, kimseye hiçbir şey dayatmadığını ya da nasıl yaşamaları gerektiğini öğretmediğini’ vurguladı. Moskova’nın sömürgecilerinden kurtulmak isteyen Afrika ülkelerini her zaman içten bir şekilde desteklediğini belirten Lavrov, Rusya’nın kıtlığa yol açtığı yönündeki suçlamaların ‘Batı propagandası’ olduğunu savundu ve ‘tahıl ihracatı’ sorununu yakın zamanda gidereceklerini kaydetti. Ukrayna ve Rusya dünyanın en önemli ‘tahıl ihracatçıları’ olarak biliniyor.  

ABD stratejisi
ABD’nin bu yeni ‘Soğuk Savaş'ta’ teslim olacağı düşünülemez. Blinken, Afrika gezisinde, uzun süredir devam eden ‘ABD ihmalini’ gidermek için kapsamlı bir strateji izledi. Joe Biden yönetiminde ABD’nin diplomatik öncelikleri arasında yer almayan Kıta’yla ilgili yeni bir strateji benimseneceğinin işaretlerini verdi. Biden görevi boyunca daha çok Asya ve Avrupa ülkeleri ile ilişkileri onarmaya odaklanmıştı. ABD Dışişleri Bakanı ziyaretinin ilk gününde, Sahra altı Afrika'da gıda güvenliğini artırma ve altyapıyı geliştirme sözü verdi. Çin’in ve Rusya’nın artan nüfuzuyla ilgili kaygılarını diler getirdi, ayrıca bazı ülkelerdeki insan hakları ihlallerine dikkat çekti.  
Nikkei internet sitesine göre Blinken’ın gündeminde ekonomi başlığı da vardı. Blinken’ın ortak tarıma ve gıda güvenliğinin sağlanmasına odaklandığı, bu bağlamda, gıda üretiminin geliştirilmesi ve gıda güvenliğinin güçlendirilmesinde Afrika’nın katkıları ve liderliği olmaksızın, çağın belirli zorluklarıyla mücadele etmenin imkansız olduğunu vurguladığı aktarıldı. Nikkei’ye göre Biden’ın ziyareti, aralık ayında ABD ile Afrikalı liderler arasında Washington’da gerçekleştirilecek toplantılara hazırlık amacı da taşıyordu. 

*Bu analiz Şarku’l Avsat tarafından Independent Arabia’dan çevrildi.



Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
TT

Çin yeni nesil silahlarını hayvanlardan ilham alarak üretiyor

Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)
Eylül'de Pekin'de düzenlenen askeri geçit töreninde "robot kurtlar" da gösterilmişti (CCTV)

Çin ordusu yapay zeka destekli otonom silahlarını geliştirmeyi hızlandırmaya çalışıyor. Drone sürüleri ve karada faaliyet gösteren robotlar dikkat çekiyor. 

Bu konuya mercek tutan Wall Street Journal (WSJ), bilim insanlarının şahin, güvercin, kurt, karınca ve çakal gibi pek çok hayvandan ilham aldığını bildirdi. 

Halk Kurtuluş Ordusu bağlantılı üniversitelerdeki araştırmacıların şahin gibi yırtıcıların avlarını nasıl seçtiğini, güvercin ve benzeri kuş sürülerinin saldırılardan nasıl kaçtığını modellediği aktarıldı. Böylece drone'ların insan müdahalesi olmadan zayıf hedefleri belirleyip saldırı düzenlemesini sağlayacak algoritmaların oluşturulduğu vurgulandı.

Çin'deki savunma şirketleri ve üniversitelerin 2022'den beri 930 buluşun patentini aldığı, ABD'deyse aynı dönemde bu rakamın 60 civarında kaldığı ve bunlardan en az 10'unun Çinlilerle bağlantılı olduğu ifade edildi.

Amerikan gazetesi, Pekin'in yapay zekayı barutun icadıyla kıyaslanacak bir teknoloji olarak gördüğünü ve gelecekteki savaşların insansız yürütülebileceğini düşündüğünü belirtti. 

Çin'in kitlesel drone üretimindeki hakimiyetine ve bunu ucuza çok büyük sayılarda yapabilmesine dikkat çekildi. 

Asya devinin her yıl bir milyon drone imal kapasitesine sahip olduğunun altı çizilirken ABD'nin katbekat maliyetle bir senede üretebildiği miktarın onbinlerle ifade edilebileceği bildirildi.

Pekin'in kamyonlardan fırlatılan 200 drone'luk sürüler, daha küçük drone'lar fırlatabilen "ana gemi" drone'ları ve silah haline getirilmiş "robot kurtları" sergilediği hatırlatıldı. Çin'in bunları birbiriyle koordine ederek birlikte kullanmayı düşündüğü vurgulandı.

1970'lerin sonundan beri savaşmayan Halk Kurtuluş Ordusu'nun deneyimsiz komutanlar ve sert hiyerarşiye dair endişeleri, yapay zeka destekli bu silahların otonomisiyle gidermeyi planladığı öne sürüldü. 

Ukrayna savaşındaki sinyal bozma taktiğinden ders çıkaran Pekin'in insan kontrollü drone'ların yetersizliğine de bu yolla çözüm bulduğu iddia edildi. 

Savaş durumunda bu teknolojilerin istendiği gibi çalışıp çalışmayacağıysa henüz bilinmiyor.

Diğer yandan savaşmanın yapay zekaya bırakılması, etik açıdan da endişeyle karşılanıyor. İnsan kontrolünde olmayan silahların sivilleri öldürebileceğine işaret ediliyor. 

Independent Türkçe, WSJ, Reuters


James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)
TT

James Jeffrey: Kürtlerle ilişkimiz DEAŞ'ı yenmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklıktı

James Jeffrey (Reuters)
James Jeffrey (Reuters)

Eski ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, ABD’nin Suriye’deki yeni tutumunun Kürtlere yönelik bir “ihanet” olduğu yönündeki eleştirilere karşı çıktı. Jeffrey, ABD’li yetkililerin Kürtlere, ilişkilerinin DEAŞ'ın yenilmesine dayalı, geçici ve taktiksel olduğunu her zaman açık biçimde ifade ettiğini söyledi.

Donald Trump’ın ilk başkanlık döneminde ABD’nin Suriye Özel Temsilciliği ve ABD’nin Ankara Büyükelçiliği görevlerini yürüten Jeffrey, Washington’da VOA’ya (Amerika’nın Sesi) gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

“Kürtlere hiçbir zaman kalıcı güvence vermedik”

Jeffrey, Obama yönetiminden bu yana Kürtlere hiçbir zaman kalıcı bir siyasi ya da askeri garanti verilmediğini vurguladı. ABD’nin, Kürtleri DEAŞ , Esad rejimi ve bu aktörlerin müttefikleri dışındaki güçlere karşı savunacağına dair bir taahhütte bulunmadığını söyledi.

Jeffrey, “Kürtlere, zamanla bir Kürt bölgesini destekleyeceğimizi ya da onları Suriye muhalefetine veya yeni Suriye hükümetine karşı askeri güçle savunacağımızı asla söylemedik. Aksine, ilişkimizin DEAŞ'ı yok etmeye yönelik geçici ve taktiksel bir ortaklık olduğunu ifade ettik” dedi.

ABD’nin Suriye yaklaşımı: BM 2254 sayılı karar

Suriye’nin ve Kürtlerin geleceğine ilişkin konuşan Jeffrey, ABD’nin Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin 2254 sayılı kararını desteklediğini belirtti. Kürtlere de bu karar çerçevesinde siyasi çözümden yana olduklarının defalarca aktarıldığını söyledi.

BM Güvenlik Konseyi tarafından 18 Aralık 2015’te oybirliğiyle kabul edilen 2254 sayılı karar; Suriye genelinde ateşkes sağlanmasını, ülkenin birliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğü korunarak siyasi bir geçiş sürecini öngörüyor.

“Ahmed Şara ile birlikte sahadaki ortaklar ikiye çıktı”

Jeffrey, Ahmed Şara liderliğindeki Suriye geçici hükümetinin, uluslararası toplumun iş birliğiyle 2254 sayılı kararın öngördüğü adımları hayata geçirmeye çalıştığını ifade etti.

ABD’li eski diplomat, “Ahmed Şara’nın DEAŞ'e karşı uluslararası mücadeleye katılma iradesi göstermesiyle Suriye’deki ortaklarımız Ahmed Şara ve SDG olmak üzere ikiye çıktı” dedi. Jeffrey, İsrail dışındaki bölge ülkelerinin büyük bölümünün Suriye’nin birleşmesi gerektiği görüşünde olduğunu ve ABD’nin de bu politikayı desteklediğini vurguladı.

Trump–Erdoğan temasları ve Kürt bölgeleri

James Jeffrey, Rojava’da Suriye Arap Ordusu’nun Kürt güçlerine yönelik saldırıları sırasında ABD’li yetkililerin, Kürtlere yönelik şiddeti önlemek için Suriyeli ve Türk yetkililerle yoğun bir diplomasi yürüttüğünü söyledi.

Jeffrey, “Kürtlerin katledilmemesi ve güçlerin Haseke’deki Kürt bölgelerine girmemesi için liderler düzeyinde doğrudan telefon görüşmeleri yapıldı. ABD’nin yaklaşımı, şiddeti önlemek ve gerilimi düşürmek yönündeydi” diye konuştu.

ABD–Kürt iş birliği sürecek mi?

Jeffrey, Suriye’deki son gelişmelere rağmen ABD ile Kürtler arasında ortak çalışma imkanının devam edeceğini savundu. ABD’nin Kürt güçleriyle DEAŞ'e karşı iş birliğini sürdürdüğünü belirten Jeffrey, Kürtlerin tamamen tasfiye edilmesini istemediklerini söyledi.

“Kürt güçlerinin Suriye ordusuyla entegre olmasını ve güçlü bir yerel yönetime sahip olmalarını istiyoruz” diyen Jeffrey, bunun sahadaki en gerçekçi çözüm olduğunu ifade etti.

“Suriye için eyalet sistemi önerisi”

Suriye’nin anayasal yapısına da değinen Jeffrey, Irak’takine benzer bir eyalet ya da valilik sistemini savundu. Ancak Suriye’de Irak Kürdistanı’na benzer bir bölgesel statünün uygulanabilir olmadığını belirtti.

Jeffrey, “Irak Anayasası’nda olduğu gibi valilerin halk tarafından seçildiği, yerel polisin ve yerel bütçenin olduğu bir yapı, Suriye’deki Kürtler için ilerleme yolu olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Independent Türkçe, VOA


ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
TT

ABD, Şam’ın Süveyda’yı kontrol altına alma çabalarına destek veriyor

Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)
Ordu ve güvenlik güçleri Suriye’nin güneyindeki Süveyda kentinde konuşlandırıldı (SANA – AFP)

İsrail Kamu Yayın Kurumu Kan 11, Suriyeli bir yetkiliye dayandırdığı haberinde, Şam yönetiminin güney Suriye’de çoğunluğu Dürzi olan Süveyda (Cebel el-Arab) üzerinde kontrol sağlamak için ABD desteğiyle hareket ettiğini bildirdi. Haberde, bu sürecin daha önce kuzeydoğuda Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde izlenen yaklaşıma benzediği ifade edildi.

Söz konusu yetkili, ABD desteğinin “İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi” şartına bağlı olduğunu belirtirken, Tel Aviv’in bu gelişmeden tam anlamıyla memnun olmadığı ifade edildi.

Şarku’l Avsat’ın Kan 11’den aktardığı habere göre, askeri konularla ilgilenen Suriyeli yetkili, hükümetin son dönemde ABD ile koordinasyon ve destek bulunduğunu gösteren bir özgüvenle hareket ettiğini söyledi. Bu çerçevede, ABD’nin, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın Süveyda üzerindeki kontrolü yeniden tesis etme yönündeki adımlarını desteklediği değerlendirmesi yapıldı.

sdcfgt
Süveyda kırsalındaki Şehba kentinde düzenlenen bir gösteriden arşiv fotoğrafı; gösteri sırasında İsrail bayrakları taşındı (el-Râsıd sitesi)

Yetkili, Şam yönetiminin Süveyda’ya yeniden giriş konusunda henüz nihai karar almadığını, ancak bunun “er ya da geç gerçekleşeceğini ve tercihen diyalog ve uzlaşı yoluyla olmasını umduklarını” ifade etti.

Öte yandan Kan 11, İsrail’in Suriye ile yürütülen müzakerelerde, Süveyda’daki Dürzilere doğrudan destek sağlayabilmesine imkân tanıyan açık bir güvenlik maddesinin anlaşmalara eklenmesini şart koştuğunu bildirdi. İsrail’in bu koşulu stratejik çıkarlarının korunması açısından temel gördüğü belirtildi. ABD’nin de desteğinin İsrail’in ulusal güvenliğine zarar verilmemesi şartına bağlanırken bu maddeyi dikkate aldığı kaydedildi. Ancak Tel Aviv’deki izlenim, Washington’un İsrail’in tutumunu olduğu gibi kabul etmediği ve kapsamını asgari düzeye indirdiği yönünde. Fiilen ABD’nin, İsrail’in yalnızca Dürzilerin doğrudan saldırıya uğraması hâlinde müdahaleye hazır olmasını istediği ifade edildi.

dfgthy
İsrail’e ait bir uçağın, geçen temmuz ayında Güney Suriye’deki Süveyda üzerinde uçuşu sırasında termal aldatma balonları (flare) bırakması (AFP)

Kan 11 ayrıca, ABD’nin Ekim 2025’te Süveyda’da yaşananlar gibi Dürzilere yönelik yeni katliamların önlenmesi yönündeki İsrail talebini desteklediğini aktardı.

Öte yandan Jerusalem Post, Süveyda sakinleri arasında ordunun kente girmesine yönelik ciddi endişeler bulunduğunu yazdı. Gazete, halkın Temmuz ayında devlet destekli grupların saldırılarında 2 bin 500 kişinin hayatını kaybettiğini unutmadığını vurguladı.

Öte yandan Kan 11, İsrailli bir güvenlik kaynağına dayandırdığı haberinde, Dürzilere yönelik saldırıların sürmesi hâlinde İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarını genişletmeye hazır olduğunu, “Tırmanmaya tırmanmayla karşılık verilir” mesajı verdiğini aktardı. Bu açıklamanın, Süveyda’da son haftalarda görece bir sükûnet yaşanmasına rağmen yapıldığına dikkat çekildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu daha önce yaptığı açıklamada, Suriye’nin güneybatısının silahsızlandırılmış bir bölge olarak kalmasına kararlı olduklarını söylemiş, “Buranın ikinci bir Lübnan’a dönüşmesine izin vermeyeceğiz. Dürzi nüfusu koruma konusunda taahhüdümüz var” demişti. Netanyahu, “Şu anda yoğun operasyonlar yürütüyoruz. Daha fazlasına mecbur kalmamayı umuyorum; bu Şam’ın tutumuna bağlı” ifadelerini kullanmıştı.

rgt
İsrail ordusuna ait askeri araçların Güney Suriye’deki bazı bölgelere girmesi (İsrail ordusu)

Bu gelişmelerin yanı sıra İsrail merkezli i24NEWS, Cumartesi günü Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’ya yakın bir kaynağa dayanarak, ABD arabuluculuğunda Paris’te Suriyeli ve İsrailli yetkililer arasında yakında bir görüşme yapılmasının beklendiğini ileri sürdü. Habere göre, görüşmede iki ülke arasında bir güvenlik anlaşmasının son detaylarının ele alınması öngörülüyor.

Aynı kaynak, toplantıda Suriye-İsrail arasındaki tampon bölgede olası ortak stratejik ve ekonomik projelerin de gündeme geleceğini belirtti.

Ancak Reuters, daha önce ABD arabuluculuğunda yapılan görüşmelerin, sınır hattında istikrarı sağlamayı hedefleyen bir güvenlik anlaşmasıyla sonuçlanmadığını hatırlattı.