Misket bombaları ve savaş kalıntıları Cebel Zaviye sakinlerinin hayatlarını tehdit ediyor

Halk kazdıkları yeraltı mağaralarını güvenli sığınaklara dönüştürüyor.

Suriye’nin kuzeydoğusunda mayın temizleme çalışmaları sürüyor. (Suriye Sivil Savunması sosyal medya hesapları)
Suriye’nin kuzeydoğusunda mayın temizleme çalışmaları sürüyor. (Suriye Sivil Savunması sosyal medya hesapları)
TT

Misket bombaları ve savaş kalıntıları Cebel Zaviye sakinlerinin hayatlarını tehdit ediyor

Suriye’nin kuzeydoğusunda mayın temizleme çalışmaları sürüyor. (Suriye Sivil Savunması sosyal medya hesapları)
Suriye’nin kuzeydoğusunda mayın temizleme çalışmaları sürüyor. (Suriye Sivil Savunması sosyal medya hesapları)

Suriye’nin kuzeybatısındaki İdlib’in güneyinde yer alan Cebel Zaviye’ye bağlı köylerde ve beldelerde yaşayanlar, rejim güçleri ve İranlı milislerin her gün bölgelerine düzenlediği bombardımanlardan mustarip. İçme suyuna ve gıda malzemelerine erişim, gündüz vakitleri köyler arasında seyahat gibi konularda büyük zorluklar yaşıyorlar. Ayrıca bölgeye misket bombalarıyla yapılan bombardımanların artması, tarla ve bahçelerde patlamamış savaş kalıntılarının sivillerin can güvenliği üzerinde oluşturduğu tehditler de başlıca sorunlar arasında yer alıyor.
Şarku’l Avsat, Cebel Zaviye’nin Suriye rejim güçleri ile Suriyeli silahlı muhalif gruplar arasındaki temas hatlarına yakın 40’a yakın köy ve beldeye Suriye rejim güçleri ve müttefikleri tarafından karadan düzenlenen bombardımanların devam ettiği ve Rus keşif uçaklarının bölgenin üzerinde saatlerce uçuş gerçekleştirdiği bir süreçte bu köy ve beldelerden bazılarının sakinleriyle konuştu. Bölgedeki insani koşullar ve hayat şartları hakkında bilgi aldı. Bölge sakinlerinden bazıları, uçak sesleri ve uçaklardan atılan roket mermilerinin yerleşim yerlerindeki patlamaların gölgesindeki hayatı ‘zor’ diye tanımlarken bazıları da bu ortamda yaşamanın ‘imkansız’ olduğunu ifade etti. Ancak yine de çok sayıda yakınlarını kaybetmelerine rağmen bu bombardımanların ve savaş koşullarının gölgesinde yaşamlarını bir şekilde sürdürmeye çalışıyorlar. Zira bölge sakinlerine göre buradaki hayat, en temel yaşam ihtiyaçlarından bile yoksun olan kamplardaki yaşantıya göre daha iyi.
Cebel Zaviye’den aktivist Ahmed el-Fatravi duruma dair şu açıklamada bulundu:
“Rejim güçleriyle olan temas hatlarına oldukça yakın arazilerin büyük bir bölümüne sahipleri gidemiyor. Bunun sebebi bu arazilerde yoğun bir şekilde savaş kalıntılarının bulunması. Rejim güçlerinin gözetlemesi ve saldırıları nedeniyle Sivil Savunma ve teknik ekipler alana gidip bu kalıntıları temizleyemiyor. Temas hatlarındaki El-Ferika, Şağurit, El-Futeyra, Kefervaid, Beynin, Fuleyfel, Safuhan, El-Bare, Deyr Sünbül ve diğer köylerde yaşam sandığımızdan daha da tehlikeli. Zira Rus keşif uçakları dışardaki sivillerin hareketini gözetliyor ve rejim güçleri bu hareketleri asker hedef şeklinde tanımlayarak vuruyor. Rejim güçlerinin daha önce arazilere doğru ateşlediği ve patlamayan misket bombaları sivillerin can güvenliği için en büyük tehdidi oluşturuyor.”
Rejim güçlerinin son iki yılda sıklığı giderek artan askeri operasyonları sonucu aralarında kadınların da bulunduğu 200'den fazla sivil yaşamını yitirirken 30’dan fazla sivil de misket bombalarının patlaması sonucu öldü. Çiftliklerde son dönemde aralarında çocukların da bulunduğu 60'tan fazla sivil yaralandı. Mobil sağlık ekipleri ve Suriye Sivil Savunması ilk müdahaleyi yaptıktan sonra yaralıları tedavi için İdlib'deki hastanelere sevk etti.
Fatravi sözlerini şöyle sürdürdü:
“Cebel Zaviye’nin köy ve kasabalarında 400 binden fazla insan, rejim güçleri ve İranlı milisler tarafından devam eden bombardımanlara rağmen köylerinde ve kasabalarında yer alan ve bazıları tarihi statüde bulunan mağara ve sığınaklarda yaşıyor. Birçok aile burada kalmayı tercih etti. Suriye’deki kötü ekonomik koşullar ve yüksek fiyatlar karşısında geçim ve yaşam ihtiyaçlarının tek kaynağı olan incir, zeytin ve kiraz bahçelerini ve çiftliklerini korumak için kasabalarında kalıyor. Bazıları ise en temel yaşam gereksinimlerinden yoksun olmaları ve yerinden edilenlerin sayılarına kıyasla insani yardım hacminin azalması nedeniyle yerinden edilenlerin kaldığı kamplarda yaşamak yerine evlerinde kalmayı tercih ediyor.”
Suriye Sivil Savunması (Beyaz Baretliler) yaptığı açıklamada ‘rejimin ve Rus müttefikinin bombardımanlarından arta kalan binlerce patlamamış mühimmatın, Suriye'nin kuzeybatısındaki tarım alanlarına ve sivil evlere yayıldığını ve tehdit oluşturduğunu’ belirterek, ekiplerinin bu kalıntıları temizlemek ve ölümcül risklerinden kurtulmak için var gücüyle çalıştığını kaydetti.
Açıklamanın devamında şu ifadeler kullanıldı:
“Sivil Savunma ekipleri yılbaşından 17 Ağustos Çarşamba gününe kadar Suriye'nin kuzeybatısında meydana gelen 16 patlamanın savaş kalıntıları kaynaklı olduğunu belgeledi. Bu patlamalarda beşi çocuk olmak üzere 11 kişi öldü, 14'ü çocuk ve kadın olmak üzere 18 kişi yaralandı. Sivil Savunma ekipleri mühimmat atıklarının bulunduğu 260'tan fazla alanda 780'den fazla teknik olmayan temizlik çalışması gerçekleştirdi ve 449 temizlik operasyonunda 524 adet çeşitli mühimmatı imha etti. Mayınların tehlikeleri ve savaş kalıntıları hakkında düzenlediği bin 80 bilgilendirme seminerinden çocuklar ve çiftçiler de dahil olmak üzere 20 bin sivil faydalandı.”
Cebel Zaviye, Halep ve Lazkiye'yi birbirine bağlayan ve M4 karayolu olarak da bilinen uluslararası karayolu ve bölgenin güneyindeki onlarca köy ve kasaba, İdlib'de zaman zaman rejim güçleri tarafından çeşitli silahlarla düzenlenen saldırılara ve Rus hava bombardımanlarına tanık oluyor. Bu saldırılar yüzlerce kişinin ölümüne ve yaralanmasına sebep olurken binlerce sivilin de yurtlarına geri dönmesini engeliyor.
Hacı Ebu Muhammed, ailesi ve torunları, doğrudan bombalanan ve bazı bölümleri yıkılan evlerinin hemen bitişiğinde yerin altında dört metre derinlik ve sekiz metre uzunluğa sahip bir yeraltı mağarasında yaşıyor. Bu mağaranın bir köşesi banyo yapmak, bir köşesi yemek pişirmek ve kalan bölümleri de konaklama ve uyumak için kullanıyor. Ebu Muhammed ve beraberindekiler İdlib’in 20 kilometre güneyindeki Cebel Zaviye ve beldelerine yönelik rejim bombardımanından korunmak için yaklaşık üç yıldır bu mağarada yaşıyor.
62 yaşındaki Ebu Muhammed duruma dair şunları söyledi:
“Ben, ailem ve torunlarım canlarımızı korumak için üç yıldır bu mağarada bir arada yaşamaya alıştık. Yalnızca telsizlerden Rus savaş uçaklarının sesleri ve bombardımanın durduğu bildirilince dışarda kalıyoruz. Bizim telsiz mağaranın kapısına asılı. Bu telsiz dışarda yaşananlardan ve uyarılardan haberdar olmamızı sağlıyor. Bombardıman durunca içme suyu ve yemek gibi ihtiyaçlarımızı karşılamak için dışarı çıkıyoruz ve bombardıman aniden başlamadan önce geri dönüyoruz. Rejimin karadan ve Rusya’nın da havadan son yıllarda düzenlediği saldırılarda yaralananlara bölgede ilk yardım yapacak hastaneler yok. Bombardımanın olmadığı ve Rus keşif uçakları bölgede bulunmadığı günlerde ise kasabada dikkatlice dolaşabiliyor, incir ve zeytin ağaçlarıyla ilgilenmek için tarlaya gidebiliyor ve tek geçim kaynağımız olduğu olan mahsülümüzü koruyabiliyoruz. Bu tür zamanlarda ayrıca yiyecek hazırlıyor, ekmek alıyor ve hiç kimsenin evlerinden veya mağaralarından çıkamadığı bombardıman günlerinde tüketebilmek için bu ekmekleri kurutuyoruz.”
Kensafra köyünde su tankerinin şoförü olarak çalışan 56 yaşındaki Ebu Cemil de şu açıklamayı yaptı:
“Rejim güçlerinin köyümüze yönelik topçu ateşi nedeniyle daha önce birkaç kez hafif yaralanmama rağmen köyümdeki 250’den fazla aileye maliyeti karşılığında içme suyu sağlayarak insani görevimi yerine getirdiğimde kendimle gurur duyuyorum. Genellikle her gün şafak vaktinde tankeri 30 varilden fazla içme suyuyla doldurmak için yola çıkıyorum. Güneş doğmadan ve keşif uçakları uçmaya başlamadan önce bu suyu ailelere dağıtmak için var gücümle çalışıyorum. Eve döndüğümde tankerin üzerini keşif uçakları tarafından tespit edilmesini veya köyümüzün birkaç kilometre güneyinde konuşlu rejim güçleri tarafından karadan vurulmasını önlemek için çalılıklarla kapatarak kamufle ediyorum.”



İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

TT

İsrail hava saldırısı Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef aldı

Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hedef aldığı bir binada çıkan yangını söndürmeye çalışıyor. (Reuters)

İsrail bugün Beyrut’un merkezindeki bir binayı hedef alan hava saldırısı gerçekleştirdi. Resmî açıklamalara göre bu, ABD-İsrail’in İran’a karşı başlattığı savaşta Lübnan’da yer alan Hizbullah’ın da sürece müdahil olmasının ardından başkentte ikinci hedefleme oldu.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), saldırının ‘Aişe Bekar bölgesinde bir binayı’ hedef aldığını duyurdu. Bölge, şehirdeki en büyük alışveriş merkezlerinden birine yakın, yoğun nüfuslu bir semt olarak biliniyor.

rtgrt
Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in düzenlediği hava saldırısı sonucu yükselen dumanlar (AP)

Şarku’l Avsat’ın AFP’den aktardığına göre, saldırı sonucu binanın yedinci ve sekizinci katlarında ciddi hasar oluştu, yakınlardaki araçlar da zarar gördü. Olay yerinde güvenlik güçlerinin yoğun bir şekilde konuşlandığı bildirildi.

Ortadoğu’daki savaşın Lübnan’a sıçraması, Hizbullah’ın İsrail’e roket saldırıları başlatmasıyla başladı. Bu saldırılar, ABD-İsrail’in 28 Şubat’ta başlattığı hava ve kara operasyonlarına yanıt niteliği taşıyor. İsrail, o tarihten itibaren Lübnan’a geniş çaplı hava saldırıları düzenlerken, güney bölgelerine de kara birlikleri göndermeye devam ediyor.

Geçtiğimiz hafta İsrail ordusu, Beyrut’un merkezinde bir otele saldırmıştı. Tahran’ın Birleşmiş Milletler (BM) Daimî Temsilciliği, saldırıda dört İranlı diplomatın hayatını kaybettiğini açıkladı.

fd
Sivil savunma ekipleri, Beyrut’un güney banliyölerinde İsrail’in hava saldırısı sonucu yıkılan bir binayı inceliyor. (Reuters)

NNA bugün, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerine yeni hava saldırıları düzenlediğini duyurdu.

İsrail ordusu ise saldırıların Hizbullah’ın altyapısını hedef aldığını belirterek, bir ‘hava saldırısı dalgası’ başlattığını açıkladı.

Hizbullah dün yayımladığı ayrı açıklamalarda, güney sınırındaki el-Hıyam ve el-Adise kasabalarında İsrail güçlerine saldırdığını ve İsrail’in çeşitli bölgelerine füzeler attığını duyurdu. Daha sonra, sınır kasabası Aytarun yakınlarında bir İsrail birliğiyle hafif ve orta kalibreli silahlarla çatıştıklarını açıkladı.

Lübnan hükümetinin Afet Yönetimi Birimi dün yayımladığı günlük raporda, 2 Mart’tan bu yana savaş nedeniyle ‘kendi beyanıyla’ kaydedilen mülteci sayısının 759 bin 300’e ulaştığını belirtti. Bunların arasında 122 binden fazlası, hükümetin denetimindeki resmi barınma merkezlerinde bulunuyor.

Lübnan Sağlık Bakanlığı bugün yayımladığı açıklamada, İsrail’in Sur ilçe merkezine bağlı Kana kasabasına düzenlediği art arda saldırılarda beş kişinin hayatını kaybettiğini, beş kişinin de yaralandığını bildirdi.

Bakanlık ayrıca, Sur ilçesinin Hanaviye kasabasında aralarında bir sağlık görevlisinin de bulunduğu üç kişinin hayatını kaybettiğini açıkladı.

Bekaa Vadisi’ndeki Zelaya kasabasına düzenlenen bir saldırıda ise bir kişinin yaşamını yitirdiği kaydedildi.


Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
TT

Somali kurumlarının görev süresinin uzatılması ve seçimlerin ertelenmesi... Çözüm görünmeyen yeni bir bölünme

Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)
Somali Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud, Somali’nin Geleceği Konseyi üyeleri ve yetkilileriyle gerçekleştirdiği önceki bir toplantıda (SONNA)

4 Mart’ta resmen kabul edilen Somali anayasa değişiklikleri, hükümet ile muhalefet arasında yeni bir siyasi krize yol açtı. Hükümet, söz konusu değişikliklerin devlet kurumlarının görev süresini bir yıl uzatacağını ve bunun da 2026 seçimlerinin ertelenmesi anlamına geldiğini belirtirken, muhalefet anayasanın bu şekilde kabul edilmesine karşı çıkıyor.

Somali muhalefeti bu gelişmeleri, zaten eş-Şebab örgütünün saldırılarıyla boğuşan ülkede ‘siyasi ve güvenlik açısından yeni bir istikrarsızlık dalgasının habercisi’ olarak değerlendiriyor. Afrika siyaseti üzerine çalışan uzmanlar ise mevcut tablonun kısa vadede çözüm ihtimali bulunmayan derin bir siyasi bölünmeye yol açabileceği görüşünde.

Somali’nin Geleceği Konseyi adıyla bilinen muhalefet koalisyonu pazartesi günü yaptığı açıklamada, anayasa değişiklikleri sonrasında federal hükümet kurumlarının görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişime karşı olduklarını duyurdu. Koalisyon, son değişikliklerle birlikte cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin beş yıl olarak belirlenmesinin böyle bir uzatmanın önünü açabileceği uyarısında bulundu.

Muhalefet konseyinin açıklamasında, 2012 tarihli geçici anayasaya göre federal parlamentonun görev süresinin 14 Nisan 2026’da sona ereceği, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud’un görev süresinin ise aynı yıl 15 Mayıs’ta biteceği hatırlatıldı. Açıklamada, “2012 geçici anayasasında belirlenen tarihlerden sonra görev süresinin uzatılmasına yönelik her türlü girişimi açık ve net biçimde reddediyoruz” ifadesine yer verildi.

Ayrıca Somali’nin daha önce görev süresi uzatma girişimlerinin olumsuz sonuçlarını yaşadığı vurgulandı. Açıklamada özellikle 2021’de yaşanan siyasi krize dikkat çekilerek, devlet kurumlarının görev süresini uzatmayı öngören bir önerinin Mogadişu sokaklarında güvenlik güçlerinin bazı birlikleri arasında silahlı çatışmalara yol açtığı hatırlatıldı.

Muhalefet konseyine göre bu deneyim, ülkeyi yeniden siyasi ve güvenlik krizine sürükleyebilecek bir sürece dönülmemesi gerektiğine dair açık bir uyarı niteliği taşıyor.

Öte yandan Temsilciler Meclisi Başkanı Adem Muhammed Nur Madobe, yaklaşık bir hafta önce anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından yaptığı açıklamada, yeni anayasa uyarınca devlet kurumlarının görev süresinin bir yıl uzatıldığını duyurmuştu.

Madobe, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanan değişikliklerin yürürlüğe girdiğini ve buna göre cumhurbaşkanı ile parlamentonun görev süresinin dört yıl yerine beş yıl olarak uygulanacağını belirtmişti.

Afrika işleri uzmanı ve Nairobi merkezli Doğu Afrika Araştırmaları Merkezi Direktörü Abdullah Ahmed İbrahim, Cumhurbaşkanlığı’ndan henüz resmi bir karar açıklanmamış olsa da parlamento başkanının yeni kabul edilen anayasaya dayanarak cumhurbaşkanı ve parlamentonun görev süresinin uzatıldığını ilan etmesinin fiilen resmi bir teyit niteliği taşıdığını söyledi. İbrahim’e göre mevcut anlaşmazlıklar, hükümet ile muhalefet arasındaki ayrışmayı daha da derinleştirecek.

Afrika siyaseti uzmanı Ali Mahmud Kelni ise yeni anayasanın ülkenin siyasi sisteminin yapısında önemli değişiklikler içerdiğine dikkat çekti. Kelni’ye göre değişiklikler arasında federal merkezi hükümetin yetkilerinin güçlendirilmesi, daha önce federal eyaletlere tanınan bazı yetkilerin azaltılması ya da kaldırılması ve cumhurbaşkanı ile parlamentonun anayasal görev süresinin dört yıldan beş yıla çıkarılması yer alıyor.

Kelni, söz konusu düzenlemelerin federal hükümet ile eyaletler arasındaki ilişkinin niteliğinde önemli bir dönüşümü temsil ettiğini belirterek, bunun devlet yönetiminde daha güçlü bir merkezileşme eğilimine işaret ettiğini ve yaşanan siyasi anlaşmazlıkların temel nedenlerinden birinin de bu olduğunu ifade etti.

Siyasi anlaşmazlığın herhangi bir uzlaşı sağlanmadan sürmesi durumunda bunun ülkenin siyasi sürecini olumsuz etkileyebileceği değerlendiriliyor. Kelni’ye göre ortaya çıkabilecek senaryolardan biri, Cumhurbaşkanı Hasan Şeyh Mahmud hükümetinin görev süresini uzatmak için gerekçe bulması olabilir. Muhalefet çevreleri de en çok bu ihtimalden endişe ediyor. Kelni, krizin uzaması halinde muhalefetin kendi içinde de zamanla bölünmeler yaşanabileceğini göz ardı etmedi.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesinin ardından Hasan Şeyh Mahmud, anayasanın gözden geçirilme süreci konusunda endişelerini dile getiren muhalif siyasetçilere seslenerek sonuçlara saygı gösterilmesi ve yeni anayasanın korunması çağrısında bulundu. Mahmud, gelecekte yapılabilecek olası değişikliklerin ise yalnızca anayasal prosedürler çerçevesinde gerçekleştirileceğini vurguladı.

Mahmud, anayasa dışı siyasi uzlaşılar yerine anayasal mekanizmalara başvurulmasının önemine dikkat çekerek, anayasanın siyasetçilerin yetkilerini belirleyen ve devlet yönetiminin kurallarını ortaya koyan bir ‘toplumsal sözleşme’ olduğunu ifade etti.

Ancak hükümet ile muhalefetin mevcut tutumlarını koruması nedeniyle, Abdullah Ahmed İbrahim’e göre krizi çözmeye yönelik herhangi bir diplomatik girişim ya da arabuluculuk işareti henüz görülmüyor. İbrahim, muhalefetin 10 Nisan’da Puntland’ın başkenti Garove’de toplanma tehdidinde bulunduğunu hatırlatarak, söz konusu tarihin mevcut kurumların görev süresinin sona ereceği döneme denk geldiğini belirtti. Muhalefetin bu toplantıda istişarelerde bulunabileceği, hatta paralel seçimler düzenleyerek alternatif bir hükümet kurma seçeneğini değerlendirebileceği ifade ediliyor.

Öte yandan Kelni’ye göre krizin en gerçekçi çözümü, mevcut hükümetin anayasal görev süresini önümüzdeki mayıs ayında tamamlaması ve seçimlerin planlanan tarihte yapılabilmesi için gerekli koşulların hazırlanması. Kelni, yeni anayasanın uygulanmasının ise seçimlerden sonra kurulacak yeni hükümet dönemine bırakılmasının daha uygun olacağını düşünüyor.

Kelni’ye göre bunun dışında bir yol izlenmesi, özellikle görev süresinin uzatılması ya da muhalefetin güç kullanılarak bastırılması gibi senaryoların gündeme gelmesi durumunda ülkede yeni siyasi ve güvenlik krizlerinin ortaya çıkma riskini artırabilir.


Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)
TT

Şam-SDG anlaşmasının en geniş kapsamlı uygulaması

Sipan Hamo (SDG)
Sipan Hamo (SDG)

Suriye'de dün, Suriye Devlet Başkanı Ahmed eş-Şara ile Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi arasında 29 Ocak'ta imzalanan anlaşmanın uygulanması doğrultusunda, SDG'nin birleşme anlaşması dosyasında en geniş ilerleme kaydedildi.

Savunma Bakanlığı medya ve iletişim direktörü, “Sipan Hamo'nun ülkenin doğu bölgesi savunma bakan yardımcısı olarak atandığını” bildirdi. Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre Hamo, en önde gelen Kürt askeri liderlerden biri ve Şam ile müzakerelere katıldı.

Yine dün, Haseke vilayetinde yaşayan yaklaşık 400 aile, yıllarca süren yerinden edilmenin ardından Halep kırsalındaki Afrin bölgesinde bulunan evlerine geri döndü. Haseke-Halep uluslararası yolu da savaşın büyük bir bölümünde kapalı kaldıktan sonra sivil trafiğe açıldı.