Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Moskova altı aylık zorlu bir savaşın ardından büyük bir kazanım elde etti.

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
TT

Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Rus güçleri, Ukrayna savunma hatlarını topçu atışlarıyla hedef alarak ilerlemeye çalışırken Donbass’ın 100 mil kadar doğusundaki devasa kömür sahasında, sayıları azalsa da bir grup iyimser madenci Ukrayna’nın en büyük zorluklarından birinin simgesi olan kömür çıkarmayı sürdürüyor. Kremlin, Ukrayna ulusunun ekonomik yapı taşlarını, yani doğal kaynaklarını yağmalıyor.  
 Moskova, yaklaşık altı aydır süren zorlu savaşta Avrupa'nın mineraller açısından en zengin topraklarının önemli bir kısmında kontrol sağlayarak büyük bir kazanım elde etmiş görünüyor. Ukrayna, dünyanın en büyük titanyum ve demir cevheri rezervlerinin önemli bir kısmının yanı sıra kullanılmayan lityum sahalarını ve devasa kömür yataklarını barındırıyor. Bu madenlerin toplu olarak, on trilyonlarca sterlin değerinde olduğu tahmin ediliyor. Onlarca yıldır Ukrayna'nın kritik çelik endüstrisine güç veren bu kömür yataklarındaki aslan payı, Moskova'nın en fazla ilerleme kaydettiği doğuda yoğunlaşıyor. Kanadalı jeopolitik risk firması SecDev tarafından The Washington Post için yapılan bir analize göre uçak parçalarından akıllı telefonlara kadar hemen her alanda kullanılan önemli miktarda diğer değerli enerji ve maden sahaları ile birlikte kömür yataklarının büyük bir kısmı da Rusların eline geçmiş durumda.

Donbass bölgesindeki maden işçileri. (The Washington Post)

Rusya halihazırda büyük miktarda doğal kaynaklara sahip. Ancak savaş öncesinde de Ukrayna'ya ait olan doğal kaynaklara el koyması, Ukrayna’nın ekonomisini aşamalı bir şekilde stratejik olarak baltaladı ve Kiev'i şehirlerde ve kasabalarda ışıkları açık tutmak için kömür ithal etmek zorunda bıraktı. ABD’li yetkililerinin önümüzdeki aylarda yapmaya çalışacağına inandıkları gibi Kremlin, ele geçirdiği Ukrayna topraklarını ilhak etmeyi başarırsa Kiev doğal yeraltı kaynaklarının neredeyse üçte ikisine erişimi kalıcı olarak yitirecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna ayrıca doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere çok önemli rezervlerini de kaybetmiş olacak. Batı Avrupa, belirli yüksek teknoloji bileşenleri için gerekli olan nadir toprak elementleri rezervlerinin kaybedilmesi durumunda alternatif kaynak arayışları çerçevesinde Rusya ve Çin’den ithalata bağımlı hale gelebilir.  
 Kiev merkezli ekonomi araştırmaları kuruluşu GMK’nın CEO'su Stanislav Zinchenko duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
"En kötü senaryo Ukrayna'nın toprak kaybetmesi. Artık güçlü bir emtia ekonomisine sahip olmaması ve daha çok Baltık ülkelerinden birine, yani endüstriyel ekonomisini sürdüremeyen bir ulus haline gelmesidir. Bizi zayıflatmak isteyen Rusya’nın da arzusu bu yöndedir."


Dar geçitte çalışan bir madenci. (The Washington Post) 

Geçen ayın sonlarında, Donbass bölgesindeki maden ocağında yerin 370 metre altında, yüzleri kurum içinde olan işçiler acil durum duygusuyla kara kömür damarlarını kazıyorlardı. Çıkartılan kömür, savaş tarafından gerilmiş ve zayıflamış bir enerji şebekesinin parçası olan yakındaki bir elektrik üretim santrali için zorunlu bir gereksinimdi.
  29 yaşındaki hafriyat operatörü Yuri, "Cephede savaşmak için ayrılanlar burada bizim için de savaşıyor. Alabileceğimiz kadar kömür çıkarmamız gerekiyor. Ülkemizin bize ihtiyacı var” dedi.  
Ukrayna genel olarak bir tarım güç merkezi olarak biliniyor. Ancak bu ülke, en yaygın olarak kullanılan 120 mineral ve metalden 117'sine ve önemli bir fosil yakıt kaynağına ev sahipliği yapıyor. Resmi internet siteleri artık bu yeraltı kaynaklarının coğrafi konumlarını göstermiyor. Hükümet, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, baharın başlarında bu verilerin kaldırılmasını kararlaştırdı. SecDev'in analizi, Ukrayna'nın en az 12,4 trilyon dolar değerindeki enerji yataklarının, metal ve mineral rezervlerinin şu an Rus kontrolü altında olduğunu gösteriyor. Bu, şirket tarafından incelenen 2 bin 209 rezerv sahasının tahmini dolar değerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Moskova, ülkenin kömür yataklarının yüzde 63'üne ek olarak, petrol yataklarının yüzde 11'ine, doğal gaz yataklarının yüzde 20'sine, metal rezervlerinin yüzde 42'sine ve nadir toprak elementleri ile lityum dahil diğer kritik mineral yataklarının yüzde 33'üne el koymuş durumda. Bu yataklardan bazılarına ulaşmak ya zor ya da rezervlerin aktif olup olmadığını anlamak için araştırma yapmak gerekiyor. Rusya bu rezervlerin bir kısmını 2015’de Kırım’ı ilhak ettiğinde, bir kısmını ise Ukrayna hükümetinin doğuda Rus destekli ayrılıkçılarla yürüttüğü sekiz yıllık savaş sürecinde ele geçirmişti.  
 Kremlin şubat ayında başlattığı işgal girişiminden bu yana, yeraltı kaynakları rezervleriyle ilgili varlıklarını istikrarlı bir şekilde genişletti. SecDev ve Ukraynalı maden ve çelik endüstrisi yöneticilerine göre Rusya bu süreçte 41 kömür sahası, 27 doğal gaz sahası, 14 propan sahası, dokuz petrol sahası, 6 demir cevheri yatağı, 2 titanyum cevheri sahası, 2 zirkonyum cevheri sahası, bir stronsiyum sahasına el koydu. Rusya ayrıca bir lityum sahası, bir uranyum sahası, bir altın yatağı ve önemli bir de kireçtaşı ocağını ele geçirdi. Ukrayna Jeolojik Araştırmalar Genel Müdürü Roman Opimakh, hükümetin halen savaşın maden ve yer altı kaynakları üzerindeki etkisini değerlendirdiğini söyledi. Ancak Ukrayna'nın hammaddelerinin ne kadarının doğu ve güneyde olduğu göz önüne alındığında, kayıp rezervlerin değerinin bağımsız analizde hesaplanan toplamı aştığını öne sürdü. Opimakh açıklamasında şunları söyledi:
"Şu an endüstriyel faaliyetlerimizi desteklemek ve güç üretmek için kullandığımız kaynakların ciddi bir kısmını kaybettik. Ancak konunun başka bir boyutu daha var. Şu an halen yer altında çıkarılmayı bekleyen geleceğin mineralleri risk altında. Ne yazık ki Ukrayna halkı bu rezervlerden faydalanamayabilir.”  


Rusya-Ukrayna savaşının ardından maden işçiliği yeniden önem kazandı. (The Washington Post) 

Ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmı halen Ukrayna hükümetinin kontrolü altında. Ancak Batı Avrupa için Rusya'nın Ukrayna'da geniş toprakları gasp etmesi, taktik bir başarısızlık anlamına geliyor. SecDev'in kurucu ortağı Robert Muggah’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmesinin Batı enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkileri var. Avrupalılar petrol ve gaz kaynaklarını hızla çeşitlendiremezlerse büyük ölçüde Rus hidrokarbonlarına bağımlı kalacaklar.”


Ruslar Donbass’ta, Ukrayna kontrolünde olan kömür madenlerinin yakınını bombaladı. (The Washington Post) 

Ukrayna'nın geleceği için en büyük tehditlerden biri de savaş nedeniyle yatırımcıların ülkeden ayrılması. Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık yüzde 7'sini kaybettiği 2014 Rus işgali sırasında, enerji ve madencilik sektöründeki kritik yatırımları olan Batılı şirketler ayrılma eğilimi göstermişti. Mevcut savaşın da benzer etkileri olduğu açık. Örneğin Polonya-Ukrayna yatırım şirketi Millstone, el değmemiş iki lityum sahasında aktif keşif için Avustralyalı bir maden şirketi ile 2021’de anlaşma yapmıştı. Millstone yönetici ortağı Mykhailo Zhernov, savaşın başlamasının ardından söz konusu planların dondurulduğunu söyledi. Zhernov söz konusu lityum sahalarından birinin cephe hattına yakın olduğunu ve şu anda tarım arazisi olarak kullanılan bu sahanın kimin elinde olduğunu bilemediklerini belirtti. Şirket ayrıca bahsi geçen sahada kurmayı planladığı lityum pil fabrikası planlarını da rafa kaldırdı.  


Yer altına inen madenciler. (The Washington Post) 

 Analistler, Ukrayna hükümeti tarafından geçen yıl satılan diğer maden yatakları için lisansların, şimdilerde büyük indirimlerle işlem gördüğünü belirtiyor. Zhernov bu bağlamda şunları söyledi:
 “Ukraynalılar her geçen gün ekonomilerini kaybediyor. Jeolojik araştırmalara başlayan birçok yatırımcı tanıyorum. Ancak savaş nedeniyle durmak zorunda kaldılar, artık her şey kumar oynamak gibi.” 
 Ukrayna'ya en büyük darbe ise Rusya'nın önemli limanları ele geçirmesi ve Karadeniz'de geniş bir abluka uygulaması oldu. Bazı analistler, Ukrayna’nın elinden çıkan deniz yollarının en az kaybettiği rezervler kadar önemli olduğunu değerlendiriyor. Özellikle artan enerji fiyatları nedeniyle yeniden gündeme oturan kömür ihracatında bu deniz yollarının önemi son derece büyüktü. Uzun süredir Ukrayna'yı inceleyen ekonomist Anders Aslund şu değerlendirmede bulundu:
“Kömür gibi hammaddeler gelecek değil, onlar büyük ölçüde geçmişte kaldı. En büyük risk daha çok Ukrayna'nın limanlarını kaybedip kaybetmemesiyle ilgili. Ancak kybedeceklerini düşünmüyorum. Eğer bu limanları kaybedecek olurlarsa tamamen yeni bir altyapı inşa etmeleri gerekecektir.


Ukraynalı maden işçileri, işlerini vatansever bir eylem olarak görüyor. (The Washington Post) 

Rusya’nın kontrol sağladığı Ukrayna topraklarında en çok kömür rezervi bulunuyor. SecDev, buradaki yaklaşık 30 milyar ton taşkömürünün tahmini ticari değerinin 11,9 trilyon dolar olduğunu belirtiyor. Kömür tarihi bir enerji kaynağı olarak da sembolik bir değere sahiptir, Donetsk ve Luhansk gibi bölgesel merkezler kömür madencileri ve çelik işçilerinin emekleriyle inşa edilmişti. Hammadde kaybının yanı sıra verilen hasar, altyapının tahrip edilmesi ya da ele geçirilmesi, savaş öncesinde 4 milyon Ukraynalıyı besleyen çelik gibi çekirdek bir endüstri için önemli sorunlar doğuruyor. Mariupol kuşatması sırasında iki büyük çelik fabrikası ciddi oranda tahrip edildi ve Ruslar tarafından ele geçirildi. Ukrayna kontrolünde olan diğer fabrikalar da zorluklarla karşılaşarak üretimi azaltmak zorunda kaldı. Ülke genelinde Sovyet döneminden kalma çelik fabrikalarının çoğu halen kömürle çalışıyor. Ancak ülkenin 2014 ve 2017 yılları arasında doğuda Rus destekli ayrılıkçılara verdiği kayıplar, Kiev'i hem bu santraller hem de termik santraller için önemli miktarda kömür ithal etmeye zorladı. 2021'de ithalat, Ukrayna'nın kömür tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturuyordu. 


Donbass bölgesindeki madende çalışan bir tekniker. (The Washington Post) 

 Kömür madenlerinin yanı sıra Rusya son zamanlarda, çelik üretiminde kullanılan önemli bir kireçtaşı yatağına da el koydu. Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın çelik üretimi yüzde 60 seviyesine kadar geriledi. Bu süreçte demir-çelik fabrikaları batı bölgelerindeki daha düşük kaliteli kireçtaşı yataklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Ukraynalı çelik ve madencilik devi Metinvest'in CEO'su Yuri Rizhenkov, “Çelik üretiminde normal seviyelere geri dönmek, kireçtaşı ithal etmek zorunda kalacağımız anlamına geliyor” dedi.  
 Doğu Ukrayna'da Rusların kontrolüne geçmemiş olan kömür madenlerinde çalışan işçiler bu eylemlerini vatani bir görev olarak görüyorlar. Washington Post, madenin yerini açıklamaması ve güvenlik nedenleriyle çalışanların tam adlarını yayımlamaması koşuluyla bu madenlerinden birine girdi. Kömür sahasının sahibi olan enerji şirketi, stratejik altyapıyla ilgili ayrıntıların yayınlanmasıyla ilgili savaş zamanı kısıtlamalarına vurgu yaptı. Madenciler sabah saatlerini 65 kilometrelik bir geçit boyunca dağılmış bir şekilde kazı yaparak geçirdi. Rus füzeleri madenin yakınındaki savunma mevzilerini bombalıyordu. Maden ile ön hatlar arasındaki kasabalar düşerse, Rus birlikleri ile madencileri ayıracak bir sınır kalmayacak. Üçüncü nesil bir madenci olan Dimitri, savaştan önce 157 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Ekibinin üçte birinin savaş sürecinde askere alındığını belirten Dimitri, “İşgalcilerin bize ulaşmasını engellemeliyiz, Ruslar sadece kaynaklarımızı çalmıyor, yollarına çıkan her şeyi yok ediyorlar” dedi. İşgalci Rus ordusunun daha doğuda başlattığı saldırı Donbass bölgesini yakıp yıktı ve şehirleri yerle bir etti. Binlerce maden çalışanı kaçmak zorunda kaldı.  


Odessa Limanı’ndaki tahıl yüklü bir gemi. (The Washington Post) 

 Rusya, ele geçirdiği bölgelerdeki ekonomileri yeniden harekete geçirmek istediğinden Mariupol'daki iki büyük çelik fabrikasından birinde yaptığı gibi, bazı madencilik ve çelik üretimi faaliyetlerini yeniden başlatmayı deniyor. Bununla birlikte önceki alıcılara erişim eksikliği de dahil olmak üzere önemli lojistik engellerle karşılaşması muhtemel görülüyor. Rezervlerin ele geçirilmesi, ‘Batı yanlısı Ukrayna'yı zayıflatmak’ hedefine ulaşılmasına yardımcı olabilir. Ancak Rusya'nın mineralleri çıkarmak için gereken büyük ölçekli yatırımları yapmaya istekli veya yetenekli olup olmadığı şüpheli görünüyor. Bu varsayımlar kısmen Rusya'nın 2014'te ele geçirdiği madenlerle yaptıklarına dayanıyor. Ukrayna'nın işgal altındaki bölgelerden kömür almayı reddetmesi ve Rusya'nın zaten fazla rezerve sahip olması nedeniyle ele geçirilen madenlerde üretim büyük ölçüde kısıtlanmıştı. Moskova bazı kömür madenlerine, Ukrayna’nın kaybettiği toprakları geri alması durumunda kullanılamaz hale getirmek için su basmaya da çalıştı. DTEK CEO'su Maxim Timchenko, “Rusların bu hammaddelere gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece ekonomimizi yok etmeye çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
  Ancak bu tür kayıplar kalıcı olursa, Ukrayna'yı ekonomisini yeniden düzenlemeye zorlayacaktır. Muhtemel artısı, eski çelik fabrikalarını daha verimli ve daha çevreci hale getirebilecek bir modernizasyonun gerçekleşmesidir. Bazı erken tahminler, Ukrayna’nın ekonomisini yeniden inşa etmek için 750 milyar dolara gereksinim duyabileceği yönünde. Ekonomistlerin bir kısmı, Ukrayna’nın teknoloji ve hizmet sektörlerini güçlendirmesi ve alternatif enerji arayışını genişletmesi durumunda, toprak kaybetse dahi savaşın uzun vadeli etkisini hafifletebileceğine inanıyor. Yine de zorlu bir görevle karşı karşıya olacakları açık. Ukrayna'nın enerji şebekesini modernize etme girişimi, savaşla birlikte alt üst olmuş durumda. Rüzgar santrallerinin yüzde 89'u dahil olmak üzere yenilenebilir enerji santrallerinin neredeyse yarısı ele geçirilen topraklarda veya çatışma bölgelerinde bulunuyor. Bu nedenle şu an rüzgâr çiftliklerinin yarısından fazlası kapatıldı. 
Büyük ölçekli yabancı yatırımla yapılacak herhangi bir yeniden inşa çabası, Rusya ile uzun ama kontrollü bir başka çatışmanın aksine, muhtemelen savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesini gerektirecek. Washington merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Jacob Kirkegaard’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna sadece topraklarının ve kaynaklarının çoğunu kaybetmekle kalmayacak, aynı zamanda Rusya'nın başka bir saldırısına karşı sürekli olarak savunmasız kalacak. Aklı başında hiç kimse ya da özel bir şirket, her an yeniden çatışmanın patlak verme ihtimali olan Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünmez.  



ABD'de milyonerlerin sayısı artsa da zenginlik anlayışı değişti

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash
TT

ABD'de milyonerlerin sayısı artsa da zenginlik anlayışı değişti

Fotoğraf: Unsplash
Fotoğraf: Unsplash

Yeni bir habere göre artık rekor sayıda Amerikalı milyoner var ancak servetlerinin değeri eskisi gibi değil.

The Washington Post'un federal veriler üzerinde yaptığı analize göre, ABD'de ortalama hane halkı net serveti 1 milyon doları aştı ve ailelerin yaklaşık yüzde 16'sının servetleri bu eşiği geçti.

Ancak 1 milyon dolar, birkaç 10 yıl öncesine göre çok daha az değerli. Örneğin Çalışma İstatistikleri Bürosu'nun Tüketici Fiyat Endeksi Enflasyon Hesaplayıcısı'na göre, 1996'da 1 milyon doların satın alma gücü bugün 2,1 milyon dolara eşdeğerdi.

Bugün birçok Amerikalı milyoner kendilerini kayda değer derecede zengin saymıyor gibi görünüyor. Northwestern Mutual'ın 2025 Planlama ve İlerleme Çalışması'na göre, en az 1 milyon dolarlık yatırım yapılabilir varlığa sahip Amerikalıların yaklaşık yüzde 64'ü kendilerini "zengin" olarak görmüyor.

Indiana'daki Donaldson Capital Management'tan finans danışman Nathan Winklepleck, The Washington Post'a, 1 milyon dolarlık servetin bir "kilometre taşı" olduğunu ancak "artık süper zengin olduğunuz anlamına gelmediğini" söyledi.

Gazeteye, "Eskiden olduğu gibi nadir bir statü değil" diye konuştu.

Yazılım sektöründe çalışan 27 yaşındaki Seattle sakini Martin Xu, The Washington Post'a geçen yıl 1 milyon dolara ulaştığını ancak hâlâ "küçük, sade bir dairede" yalnız yaşadığını ve genellikle evde yediğini söylemişti..

"Gerçekten güzel bir kilometre taşı" diye eklemişti.

Ama elbette o zamanki 1 milyon dolar, şimdikiyle aynı değil. Babamın yıllar önce bahsettiği 1 milyon dolara sahip değilim.

Konut fiyatları da artıyor. 2025 Zillow raporuna göre, ABD'de başlangıç ​​seviyesindeki bir evin 1 milyon dolar veya daha fazla olduğu 230'dan fazla şehir var. Bu şehirlerin çoğu Kaliforniya, New Jersey ve New York'ta yoğunlaşmış olsa da ABD'nin her yerinde bulunabiliyorlar.

Zillow'un raporunda, "Elbette, Kaliforniya hâlâ 1 milyon dolarlık başlangıç ​​evleri bulunan açık ara en fazla şehre (113) sahip ancak ABD eyaletlerinin tam yarısında en az bir böyle şehir var, listeye geçen yıl katılan Minnesota ve Rhode Island da bunların arasında" deniyor.

Bu haber, ABD'de giderek genişleyen servet uçurumuna ilişkin endişeler artarken geldi. Ocak ayında açıklanan Merkez Bankası verilerine göre, ABD'deki en zengin yüzde 1'lik kesim geçen yıl servetlerini yaklaşık 5 trilyon dolar artırdı ve artık toplamda yaklaşık 55 trilyon dolara sahipler; bu da en alttaki yüzde 90'lık kesimin neredeyse tüm servetine denk geliyor.

Forbes'un geçen ay bildirdiğine göre ABD ayrıca tahmini 989 milyardere ev sahipliği yapıyor ki bu da yeni bir rekor.

Independent Türkçe


Savaş riski toparlanmayı tehdit ediyor… Uluslararası Para Fonu küresel büyüme tahminlerini düşürdü

Gourinchas, Washington’da düzenlenen “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunun sunulduğu basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Gourinchas, Washington’da düzenlenen “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunun sunulduğu basın toplantısında konuşuyor (EPA)
TT

Savaş riski toparlanmayı tehdit ediyor… Uluslararası Para Fonu küresel büyüme tahminlerini düşürdü

Gourinchas, Washington’da düzenlenen “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunun sunulduğu basın toplantısında konuşuyor (EPA)
Gourinchas, Washington’da düzenlenen “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunun sunulduğu basın toplantısında konuşuyor (EPA)

Uluslararası Para Fonu (IMF), Salı günü 2026 yılına ilişkin küresel büyüme tahminlerini aşağı yönlü revize ederek, Ortadoğu’daki savaşın küresel ekonomik toparlanma sürecini sekteye uğratabileceği uyarısında bulundu. Kuruma göre, çatışmalar emtia piyasalarında dalgalanmalara ve fiyat artışlarına yol açıyor.

IMF, Washington’da düzenlenen Bahar Toplantıları kapsamında yayımladığı “Dünya Ekonomik Görünümü” raporunda, küresel ekonominin bu yıl yüzde 3,1 büyüyeceğini öngördü. Bu oran, Ocak ayında açıklanan yüzde 3,3’lük tahmine kıyasla düşüş anlamına geliyor. Söz konusu revizyon, 28 Şubat’ta ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının ardından Tahran’ın karşılık vermesiyle bölgede tırmanan gerilimin etkisiyle yapıldı.

IMF Başekonomisti Pierre-Olivier Gourinchas, AFP’ye yaptığı açıklamada, “Savaş olmasaydı 2026 büyüme tahminimizi yüzde 3,4’e yükseltmeyi planlıyorduk” dedi.

ervgf
Grays’ta bulunan Navigator tesisindeki petrol, doğal gaz ve yakıt depolama üniteleri (EPA)

Raporda, petrol, doğal gaz ve gübre fiyatlarındaki artışın doğrudan çatışmalarla bağlantılı olduğu belirtildi. Özellikle Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığının aksaması ve bölgede artan askeri önlemler, enerji arzı üzerinde baskı oluşturuyor.

IMF, küresel enflasyonun bu yıl yüzde 4,4’e yükseleceğini, bunun da Ocak tahminlerine göre 0,6 puanlık artış anlamına geldiğini açıkladı. Gourinchas, enflasyondaki düşüş eğiliminin ilerleyen dönemde yeniden başlayabileceğini ifade etti.

Ancak bu tahminler, çatışmanın sınırlı süreli kalacağı ve enerji piyasalarındaki şokların geçici olacağı varsayımına dayanıyor. Gourinchas, “Bu durumun büyük bir enerji krizine dönüşme ihtimalinden ciddi şekilde endişe duymalıyız” uyarısında bulundu.

Daha olumsuz senaryolarda ise enerji fiyatlarının uzun süre yüksek kalması halinde küresel büyümenin yüzde 2,5’e, hatta yaklaşık yüzde 2’ye kadar gerileyebileceği belirtiliyor. Gourinchas, “1980’den bu yana küresel büyüme yalnızca birkaç kez yüzde 2 seviyesine düşmüştür” diyerek 2008 küresel finans krizi ve Kovid 19 pandemisi gibi büyük şoklara dikkat çekti.

Raporda ayrıca, bu yeni şokun ABD’nin ticaret politikalarında yaşanan önemli değişimlerin ardından gelmesinin, küresel ticaret sistemi üzerindeki baskıyı artırdığı vurgulandı.

Etkiler eşit dağılmıyor

IMF, küresel tahminlerdeki revizyonların sınırlı görünmesine rağmen, en ağır etkinin Ortadoğu ve kırılgan ekonomilerde hissedileceğini belirtti. Gelişmekte olan ülkelerin, gelişmiş ekonomilere kıyasla iki kat daha fazla etkileneceği ifade edildi.

Enerji ve gübre fiyatlarındaki artışın gıda fiyatlarını da yukarı çekebileceği, bunun özellikle enerji ithalatçısı düşük gelirli ülkeler üzerinde ciddi baskı yaratacağı kaydedildi.

dcsd
Uluslararası Para Fonu logosu (Reuters)

ABD ekonomisinin ise bu yıl yüzde 2,3 büyümesi bekleniyor; tahmin aşağı yönlü revize edilse de yüksek enerji fiyatlarından sınırlı ölçüde fayda sağlanabileceği değerlendiriliyor.

Asya’da yavaşlama uyarısı

IMF, Çin ekonomisi için büyüme tahminini bu yıl yüzde 4,4’e düşürdü. Jeopolitik gerilimlerin etkisiyle baskı altında kalan ekonomide ihracatın hâlâ dayanıklılık gösterdiği, ancak genel görünümün zayıf olduğu belirtildi. Çin’de büyümenin 2027’ye kadar yüzde 4’e gerilemesi bekleniyor.

Japonya’da ise Japonya Merkez Bankası’nın faiz artırımlarını kademeli olarak hızlandıracağı öngörülüyor. Ekonomik büyümenin 2026’da yüzde 0,7’ye, 2027’de yüzde 0,6’ya düşmesi bekleniyor.

dscd
Romainville’de bir akaryakıt istasyonunda sergilenen “Hizmet dışı” tabelası (EPA)

Gelişmekte olan Asya ekonomileri için büyüme tahmini de yüzde 4,9’a indirildi. Bölgedeki ekonomilerin, turizm gelirlerindeki azalma ve işçi dövizlerindeki düşüş nedeniyle olumsuz etkileneceği ifade edildi.

Buna karşılık Hindistan ekonomisinin yüzde 6,5 büyümesi bekleniyor. ABD’nin gümrük vergilerini yüzde 50’den yüzde 10’a düşürmesi, jeopolitik şokun etkilerini kısmen hafifletti.

Euro Bölgesi ve Avrupa ekonomileri

Euro Bölgesi için büyüme tahmini yüzde 1,1’e düşürüldü. Güçlü euro, ihracatçıların rekabet gücünü zayıflatıyor.

Almanya’da büyümenin yüzde 0,8’e gerilemesi beklenirken, bunun temel nedeni enerji maliyetlerindeki artışın sanayi üzerindeki baskısı olarak gösterildi.

Fransa için tahmin yüzde 0,9’a indirildi. İspanya ise yüzde 2,1 büyüme ile bölgenin en iyi performans gösteren ekonomilerinden biri olmaya devam ediyor. İtalya’da büyüme yüzde 0,5 seviyesinde kalacak.

İngiltere’de sert revizyon

İngiltere ekonomisi için büyüme tahmini, gelişmiş ülkeler arasında en büyük aşağı yönlü revizyona uğrayarak yüzde 0,8’e düşürüldü. Daha önce bu oran yüzde 1,3 olarak öngörülüyordu.

Bu düşüşün başlıca nedenleri arasında, İran’a yönelik ABD-İsrail saldırıları sonrası doğal gaz fiyatlarının keskin şekilde yükselmesi ve İngiltere Merkez Bankası’nın faiz indirimlerinde yavaş hareket etmesi yer alıyor.

dc
Grays’ta bulunan Navigator tesisinde kimyasal ve petrol tankerleri, gaz ve yakıt depolama ünitelerine yüklerini boşaltıyor (EPA)

IMF, enflasyonun kontrolden çıkmasının beklenmediğini belirtmekle birlikte, fiyat artışı beklentilerinin yeniden yerleşmesi riskine dikkat çekti. Gourinchas, “Bu durumda daha kalıcı bir enflasyonla karşı karşıya kalabiliriz” dedi.

Böyle bir senaryoda merkez bankalarının, arz yönlü olumsuz şoklara rağmen enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırmak zorunda kalabileceği uyarısı yapıldı.


Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulundu

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
TT

Dünya Bankası Başkanı, gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden 800 milyon kişilik istihdam açığı konusunda uyarıda bulundu

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)
Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Washington’daki Dünya Bankası Genel Merkezi’nde Reuters’a röportaj verdi. (Reuters)

Dünya Bankası Başkanı Ajay Banga, Ortadoğu’daki savaşın gölgesinde küresel iş gücü piyasasında yaklaşan krize dikkat çekerek, önümüzdeki yıllarda gelişmekte olan ülkeleri tehdit eden büyük bir istihdam açığı bulunduğu uyarısında bulundu.

Reuters’a konuşan Banga, 10 ila 15 yıl içinde gelişmekte olan ülkelerde yaklaşık 1,2 milyar kişinin çalışma çağına ulaşacağını, ancak mevcut ekonomik eğilimler doğrultusunda bu ülkelerin en fazla 400 milyon yeni iş oluşturabileceğini belirtti. Banga, bu durumun yaklaşık 800 milyonluk bir istihdam açığına yol açacağını ifade etti.

Mastercard’ın eski CEO’su Banga, Kovid-19 pandemisinden bu yana küresel ekonominin art arda kısa vadeli şoklarla karşı karşıya kaldığını ve bu nedenle uzun vadeli sorunlara odaklanmanın zorlaştığını dile getirdi. Ortadoğu’daki son gelişmelerin de bu tabloyu ağırlaştırdığını belirten Banga, “Aynı anda hem yürümeli hem de sakız çiğnemeliyiz” sözleriyle, kısa vadeli krizlerle mücadele edilirken istihdam yaratma, elektriğe erişimi genişletme ve temiz su temini gibi yapısal önceliklerin ihmal edilmemesi gerektiğini vurguladı.

Savaşın etkileri, bu hafta Washington’da düzenlenen Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu (IMF) bahar toplantılarına da yansıdı. Binlerce yetkilinin katıldığı toplantılar, ABD-İsrail ile İran arasındaki artan gerilimlerin gölgesinde gerçekleşiyor. Bu durumun küresel büyümeyi yavaşlatabileceği ve enflasyonist baskıları artırabileceği değerlendiriliyor. Ekonomik etkinin boyutunun, geçen hafta ilan edilen geçici ateşkesin ne kadar sürdürülebileceğine bağlı olduğu belirtilirken, Hürmüz Boğazı’ndaki fiilî İran ablukasının devam etmesi küresel enerji arzında benzeri görülmemiş aksamalara yol açıyor. Ayrıca Hizbullah ile İsrail arasında Lübnan cephesinde süren çatışmalar da bölgesel gerilimi artıran unsurlar arasında yer alıyor.

İş ve yatırım ortamının iyileştirilmesi

Dünya Bankası bünyesindeki Kalkınma Komitesi, iş gücü piyasasındaki zorluklarla mücadele kapsamında, gelişmekte olan ülkelerle iş birliği içinde yatırım ve istihdam yaratımını engelleyen düzenleyici süreçlerin sadeleştirilmesine yönelik planlar açıkladı. Bu çerçevede, lisans verme süreçlerinde şeffaflığın artırılması, yolsuzlukla mücadele, iş ve arazi yasalarının güncellenmesi, şirket kuruluşlarının kolaylaştırılması, lojistik hizmetlerin iyileştirilmesi ve ticaret sistemlerinin geliştirilmesi gibi adımlar öne çıkıyor.

Banga, gençler için nitelikli iş fırsatları yaratılması konusunda somut ilerleme sağlanabileceğine dair iyimser olduğunu ifade etti. Banga, bu sürecin gençlerin yaşam koşullarını iyileştireceğini ve özel sektörün bu talebi karşılamasına alan açacağını belirtti. Ancak istihdam açığının azaltılamaması halinde, düzensiz göçte artış ve küresel istikrarsızlığın derinleşmesi gibi ciddi sonuçlar doğabileceği uyarısında bulundu. Birleşmiş Milletler (BM) verilerine göre, 2025 itibarıyla dünya genelinde yerinden edilmiş kişilerin sayısı 117 milyonu aşmış durumda.

Banga ayrıca, gelişmekte olan ülkelerde bazı şirketlerin küresel ölçekte büyümeye başladığına dikkat çekti. Bu kapsamda Reliance Industries ve Mahindra Group ile Dangote Group gibi örneklerin, bu ekonomilerdeki büyüme potansiyeline işaret ettiğini vurguladı.

Su ve özel sektör yatırımları önceliklerin başında geliyor

İstihdam dosyasına paralel olarak su sektörü de giderek daha fazla öncelik kazanıyor. Dünya Bankası, diğer kalkınma bankalarıyla iş birliği içinde, 1 milyar kişinin güvenli temiz suya erişimini sağlamayı hedefleyen bir girişim başlatmaya hazırlanıyor. Aynı zamanda Afrika’da 300 milyon haneye elektrik ulaştırılması ve sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesine yönelik çalışmaların da sürdüğü belirtiliyor.

Banga, istihdam yaratımını destekleyen fiziki altyapının geliştirilmesine odaklanmayı sürdürdüklerini ve özellikle Bangkok’ta yapılacak toplantılar kapsamında özel sektör yatırımlarını artırmaya yönelik çabaların yoğunlaştırıldığını ifade etti. Banga, yatırım açısından öne çıkan beş temel sektörü; altyapı, küçük çiftçilere yönelik tarım, temel sağlık hizmetleri, turizm ve katma değerli imalat sanayi olarak sıraladı. Bu alanların, yapay zekâ gelişmelerinden doğrudan etkilenme riskinin daha düşük olduğu değerlendiriliyor.

Banga, iş gücü açığının kapatılmasının uluslararası kuruluşların tek başına üstesinden gelebileceği bir mesele olmadığını vurgulayarak, “Bunu tek başımıza başaramayız. Bu süreci başlatmalı ve zamanla büyüyüp genişlemesine imkân tanımalıyız; böylece 800 milyonluk dev istihdam açığını azaltabiliriz” ifadelerini kullandı.