Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Moskova altı aylık zorlu bir savaşın ardından büyük bir kazanım elde etti.

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
TT

Ukrayna’nın maden ve enerji kaynakları için yürütülen çatışma

Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Yerin 370 metre altındaki madenden çıkan işçiler. (The Washington Post)
Rus güçleri, Ukrayna savunma hatlarını topçu atışlarıyla hedef alarak ilerlemeye çalışırken Donbass’ın 100 mil kadar doğusundaki devasa kömür sahasında, sayıları azalsa da bir grup iyimser madenci Ukrayna’nın en büyük zorluklarından birinin simgesi olan kömür çıkarmayı sürdürüyor. Kremlin, Ukrayna ulusunun ekonomik yapı taşlarını, yani doğal kaynaklarını yağmalıyor.  
 Moskova, yaklaşık altı aydır süren zorlu savaşta Avrupa'nın mineraller açısından en zengin topraklarının önemli bir kısmında kontrol sağlayarak büyük bir kazanım elde etmiş görünüyor. Ukrayna, dünyanın en büyük titanyum ve demir cevheri rezervlerinin önemli bir kısmının yanı sıra kullanılmayan lityum sahalarını ve devasa kömür yataklarını barındırıyor. Bu madenlerin toplu olarak, on trilyonlarca sterlin değerinde olduğu tahmin ediliyor. Onlarca yıldır Ukrayna'nın kritik çelik endüstrisine güç veren bu kömür yataklarındaki aslan payı, Moskova'nın en fazla ilerleme kaydettiği doğuda yoğunlaşıyor. Kanadalı jeopolitik risk firması SecDev tarafından The Washington Post için yapılan bir analize göre uçak parçalarından akıllı telefonlara kadar hemen her alanda kullanılan önemli miktarda diğer değerli enerji ve maden sahaları ile birlikte kömür yataklarının büyük bir kısmı da Rusların eline geçmiş durumda.

Donbass bölgesindeki maden işçileri. (The Washington Post)

Rusya halihazırda büyük miktarda doğal kaynaklara sahip. Ancak savaş öncesinde de Ukrayna'ya ait olan doğal kaynaklara el koyması, Ukrayna’nın ekonomisini aşamalı bir şekilde stratejik olarak baltaladı ve Kiev'i şehirlerde ve kasabalarda ışıkları açık tutmak için kömür ithal etmek zorunda bıraktı. ABD’li yetkililerinin önümüzdeki aylarda yapmaya çalışacağına inandıkları gibi Kremlin, ele geçirdiği Ukrayna topraklarını ilhak etmeyi başarırsa Kiev doğal yeraltı kaynaklarının neredeyse üçte ikisine erişimi kalıcı olarak yitirecek. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığına göre Ukrayna ayrıca doğal gaz, petrol ve nadir toprak elementleri de dahil olmak üzere çok önemli rezervlerini de kaybetmiş olacak. Batı Avrupa, belirli yüksek teknoloji bileşenleri için gerekli olan nadir toprak elementleri rezervlerinin kaybedilmesi durumunda alternatif kaynak arayışları çerçevesinde Rusya ve Çin’den ithalata bağımlı hale gelebilir.  
 Kiev merkezli ekonomi araştırmaları kuruluşu GMK’nın CEO'su Stanislav Zinchenko duruma dair şu değerlendirmede bulundu:
"En kötü senaryo Ukrayna'nın toprak kaybetmesi. Artık güçlü bir emtia ekonomisine sahip olmaması ve daha çok Baltık ülkelerinden birine, yani endüstriyel ekonomisini sürdüremeyen bir ulus haline gelmesidir. Bizi zayıflatmak isteyen Rusya’nın da arzusu bu yöndedir."


Dar geçitte çalışan bir madenci. (The Washington Post) 

Geçen ayın sonlarında, Donbass bölgesindeki maden ocağında yerin 370 metre altında, yüzleri kurum içinde olan işçiler acil durum duygusuyla kara kömür damarlarını kazıyorlardı. Çıkartılan kömür, savaş tarafından gerilmiş ve zayıflamış bir enerji şebekesinin parçası olan yakındaki bir elektrik üretim santrali için zorunlu bir gereksinimdi.
  29 yaşındaki hafriyat operatörü Yuri, "Cephede savaşmak için ayrılanlar burada bizim için de savaşıyor. Alabileceğimiz kadar kömür çıkarmamız gerekiyor. Ülkemizin bize ihtiyacı var” dedi.  
Ukrayna genel olarak bir tarım güç merkezi olarak biliniyor. Ancak bu ülke, en yaygın olarak kullanılan 120 mineral ve metalden 117'sine ve önemli bir fosil yakıt kaynağına ev sahipliği yapıyor. Resmi internet siteleri artık bu yeraltı kaynaklarının coğrafi konumlarını göstermiyor. Hükümet, ulusal güvenliği gerekçe göstererek, baharın başlarında bu verilerin kaldırılmasını kararlaştırdı. SecDev'in analizi, Ukrayna'nın en az 12,4 trilyon dolar değerindeki enerji yataklarının, metal ve mineral rezervlerinin şu an Rus kontrolü altında olduğunu gösteriyor. Bu, şirket tarafından incelenen 2 bin 209 rezerv sahasının tahmini dolar değerinin yaklaşık yarısını oluşturuyor. Moskova, ülkenin kömür yataklarının yüzde 63'üne ek olarak, petrol yataklarının yüzde 11'ine, doğal gaz yataklarının yüzde 20'sine, metal rezervlerinin yüzde 42'sine ve nadir toprak elementleri ile lityum dahil diğer kritik mineral yataklarının yüzde 33'üne el koymuş durumda. Bu yataklardan bazılarına ulaşmak ya zor ya da rezervlerin aktif olup olmadığını anlamak için araştırma yapmak gerekiyor. Rusya bu rezervlerin bir kısmını 2015’de Kırım’ı ilhak ettiğinde, bir kısmını ise Ukrayna hükümetinin doğuda Rus destekli ayrılıkçılarla yürüttüğü sekiz yıllık savaş sürecinde ele geçirmişti.  
 Kremlin şubat ayında başlattığı işgal girişiminden bu yana, yeraltı kaynakları rezervleriyle ilgili varlıklarını istikrarlı bir şekilde genişletti. SecDev ve Ukraynalı maden ve çelik endüstrisi yöneticilerine göre Rusya bu süreçte 41 kömür sahası, 27 doğal gaz sahası, 14 propan sahası, dokuz petrol sahası, 6 demir cevheri yatağı, 2 titanyum cevheri sahası, 2 zirkonyum cevheri sahası, bir stronsiyum sahasına el koydu. Rusya ayrıca bir lityum sahası, bir uranyum sahası, bir altın yatağı ve önemli bir de kireçtaşı ocağını ele geçirdi. Ukrayna Jeolojik Araştırmalar Genel Müdürü Roman Opimakh, hükümetin halen savaşın maden ve yer altı kaynakları üzerindeki etkisini değerlendirdiğini söyledi. Ancak Ukrayna'nın hammaddelerinin ne kadarının doğu ve güneyde olduğu göz önüne alındığında, kayıp rezervlerin değerinin bağımsız analizde hesaplanan toplamı aştığını öne sürdü. Opimakh açıklamasında şunları söyledi:
"Şu an endüstriyel faaliyetlerimizi desteklemek ve güç üretmek için kullandığımız kaynakların ciddi bir kısmını kaybettik. Ancak konunun başka bir boyutu daha var. Şu an halen yer altında çıkarılmayı bekleyen geleceğin mineralleri risk altında. Ne yazık ki Ukrayna halkı bu rezervlerden faydalanamayabilir.”  


Rusya-Ukrayna savaşının ardından maden işçiliği yeniden önem kazandı. (The Washington Post) 

Ülkenin petrol ve gaz rezervlerinin büyük kısmı halen Ukrayna hükümetinin kontrolü altında. Ancak Batı Avrupa için Rusya'nın Ukrayna'da geniş toprakları gasp etmesi, taktik bir başarısızlık anlamına geliyor. SecDev'in kurucu ortağı Robert Muggah’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna topraklarının Ruslar tarafından işgal edilmesinin Batı enerji güvenliği üzerinde doğrudan etkileri var. Avrupalılar petrol ve gaz kaynaklarını hızla çeşitlendiremezlerse büyük ölçüde Rus hidrokarbonlarına bağımlı kalacaklar.”


Ruslar Donbass’ta, Ukrayna kontrolünde olan kömür madenlerinin yakınını bombaladı. (The Washington Post) 

Ukrayna'nın geleceği için en büyük tehditlerden biri de savaş nedeniyle yatırımcıların ülkeden ayrılması. Ukrayna'nın topraklarının yaklaşık yüzde 7'sini kaybettiği 2014 Rus işgali sırasında, enerji ve madencilik sektöründeki kritik yatırımları olan Batılı şirketler ayrılma eğilimi göstermişti. Mevcut savaşın da benzer etkileri olduğu açık. Örneğin Polonya-Ukrayna yatırım şirketi Millstone, el değmemiş iki lityum sahasında aktif keşif için Avustralyalı bir maden şirketi ile 2021’de anlaşma yapmıştı. Millstone yönetici ortağı Mykhailo Zhernov, savaşın başlamasının ardından söz konusu planların dondurulduğunu söyledi. Zhernov söz konusu lityum sahalarından birinin cephe hattına yakın olduğunu ve şu anda tarım arazisi olarak kullanılan bu sahanın kimin elinde olduğunu bilemediklerini belirtti. Şirket ayrıca bahsi geçen sahada kurmayı planladığı lityum pil fabrikası planlarını da rafa kaldırdı.  


Yer altına inen madenciler. (The Washington Post) 

 Analistler, Ukrayna hükümeti tarafından geçen yıl satılan diğer maden yatakları için lisansların, şimdilerde büyük indirimlerle işlem gördüğünü belirtiyor. Zhernov bu bağlamda şunları söyledi:
 “Ukraynalılar her geçen gün ekonomilerini kaybediyor. Jeolojik araştırmalara başlayan birçok yatırımcı tanıyorum. Ancak savaş nedeniyle durmak zorunda kaldılar, artık her şey kumar oynamak gibi.” 
 Ukrayna'ya en büyük darbe ise Rusya'nın önemli limanları ele geçirmesi ve Karadeniz'de geniş bir abluka uygulaması oldu. Bazı analistler, Ukrayna’nın elinden çıkan deniz yollarının en az kaybettiği rezervler kadar önemli olduğunu değerlendiriyor. Özellikle artan enerji fiyatları nedeniyle yeniden gündeme oturan kömür ihracatında bu deniz yollarının önemi son derece büyüktü. Uzun süredir Ukrayna'yı inceleyen ekonomist Anders Aslund şu değerlendirmede bulundu:
“Kömür gibi hammaddeler gelecek değil, onlar büyük ölçüde geçmişte kaldı. En büyük risk daha çok Ukrayna'nın limanlarını kaybedip kaybetmemesiyle ilgili. Ancak kybedeceklerini düşünmüyorum. Eğer bu limanları kaybedecek olurlarsa tamamen yeni bir altyapı inşa etmeleri gerekecektir.


Ukraynalı maden işçileri, işlerini vatansever bir eylem olarak görüyor. (The Washington Post) 

Rusya’nın kontrol sağladığı Ukrayna topraklarında en çok kömür rezervi bulunuyor. SecDev, buradaki yaklaşık 30 milyar ton taşkömürünün tahmini ticari değerinin 11,9 trilyon dolar olduğunu belirtiyor. Kömür tarihi bir enerji kaynağı olarak da sembolik bir değere sahiptir, Donetsk ve Luhansk gibi bölgesel merkezler kömür madencileri ve çelik işçilerinin emekleriyle inşa edilmişti. Hammadde kaybının yanı sıra verilen hasar, altyapının tahrip edilmesi ya da ele geçirilmesi, savaş öncesinde 4 milyon Ukraynalıyı besleyen çelik gibi çekirdek bir endüstri için önemli sorunlar doğuruyor. Mariupol kuşatması sırasında iki büyük çelik fabrikası ciddi oranda tahrip edildi ve Ruslar tarafından ele geçirildi. Ukrayna kontrolünde olan diğer fabrikalar da zorluklarla karşılaşarak üretimi azaltmak zorunda kaldı. Ülke genelinde Sovyet döneminden kalma çelik fabrikalarının çoğu halen kömürle çalışıyor. Ancak ülkenin 2014 ve 2017 yılları arasında doğuda Rus destekli ayrılıkçılara verdiği kayıplar, Kiev'i hem bu santraller hem de termik santraller için önemli miktarda kömür ithal etmeye zorladı. 2021'de ithalat, Ukrayna'nın kömür tüketiminin neredeyse yüzde 40'ını oluşturuyordu. 


Donbass bölgesindeki madende çalışan bir tekniker. (The Washington Post) 

 Kömür madenlerinin yanı sıra Rusya son zamanlarda, çelik üretiminde kullanılan önemli bir kireçtaşı yatağına da el koydu. Savaşın başlamasından bu yana Ukrayna’nın çelik üretimi yüzde 60 seviyesine kadar geriledi. Bu süreçte demir-çelik fabrikaları batı bölgelerindeki daha düşük kaliteli kireçtaşı yataklarıyla yetinmek zorunda kaldı. Ukraynalı çelik ve madencilik devi Metinvest'in CEO'su Yuri Rizhenkov, “Çelik üretiminde normal seviyelere geri dönmek, kireçtaşı ithal etmek zorunda kalacağımız anlamına geliyor” dedi.  
 Doğu Ukrayna'da Rusların kontrolüne geçmemiş olan kömür madenlerinde çalışan işçiler bu eylemlerini vatani bir görev olarak görüyorlar. Washington Post, madenin yerini açıklamaması ve güvenlik nedenleriyle çalışanların tam adlarını yayımlamaması koşuluyla bu madenlerinden birine girdi. Kömür sahasının sahibi olan enerji şirketi, stratejik altyapıyla ilgili ayrıntıların yayınlanmasıyla ilgili savaş zamanı kısıtlamalarına vurgu yaptı. Madenciler sabah saatlerini 65 kilometrelik bir geçit boyunca dağılmış bir şekilde kazı yaparak geçirdi. Rus füzeleri madenin yakınındaki savunma mevzilerini bombalıyordu. Maden ile ön hatlar arasındaki kasabalar düşerse, Rus birlikleri ile madencileri ayıracak bir sınır kalmayacak. Üçüncü nesil bir madenci olan Dimitri, savaştan önce 157 kişilik bir ekibi yönetiyordu. Ekibinin üçte birinin savaş sürecinde askere alındığını belirten Dimitri, “İşgalcilerin bize ulaşmasını engellemeliyiz, Ruslar sadece kaynaklarımızı çalmıyor, yollarına çıkan her şeyi yok ediyorlar” dedi. İşgalci Rus ordusunun daha doğuda başlattığı saldırı Donbass bölgesini yakıp yıktı ve şehirleri yerle bir etti. Binlerce maden çalışanı kaçmak zorunda kaldı.  


Odessa Limanı’ndaki tahıl yüklü bir gemi. (The Washington Post) 

 Rusya, ele geçirdiği bölgelerdeki ekonomileri yeniden harekete geçirmek istediğinden Mariupol'daki iki büyük çelik fabrikasından birinde yaptığı gibi, bazı madencilik ve çelik üretimi faaliyetlerini yeniden başlatmayı deniyor. Bununla birlikte önceki alıcılara erişim eksikliği de dahil olmak üzere önemli lojistik engellerle karşılaşması muhtemel görülüyor. Rezervlerin ele geçirilmesi, ‘Batı yanlısı Ukrayna'yı zayıflatmak’ hedefine ulaşılmasına yardımcı olabilir. Ancak Rusya'nın mineralleri çıkarmak için gereken büyük ölçekli yatırımları yapmaya istekli veya yetenekli olup olmadığı şüpheli görünüyor. Bu varsayımlar kısmen Rusya'nın 2014'te ele geçirdiği madenlerle yaptıklarına dayanıyor. Ukrayna'nın işgal altındaki bölgelerden kömür almayı reddetmesi ve Rusya'nın zaten fazla rezerve sahip olması nedeniyle ele geçirilen madenlerde üretim büyük ölçüde kısıtlanmıştı. Moskova bazı kömür madenlerine, Ukrayna’nın kaybettiği toprakları geri alması durumunda kullanılamaz hale getirmek için su basmaya da çalıştı. DTEK CEO'su Maxim Timchenko, “Rusların bu hammaddelere gerçekten ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum. Sadece ekonomimizi yok etmeye çalışıyorlar” değerlendirmesinde bulundu.
  Ancak bu tür kayıplar kalıcı olursa, Ukrayna'yı ekonomisini yeniden düzenlemeye zorlayacaktır. Muhtemel artısı, eski çelik fabrikalarını daha verimli ve daha çevreci hale getirebilecek bir modernizasyonun gerçekleşmesidir. Bazı erken tahminler, Ukrayna’nın ekonomisini yeniden inşa etmek için 750 milyar dolara gereksinim duyabileceği yönünde. Ekonomistlerin bir kısmı, Ukrayna’nın teknoloji ve hizmet sektörlerini güçlendirmesi ve alternatif enerji arayışını genişletmesi durumunda, toprak kaybetse dahi savaşın uzun vadeli etkisini hafifletebileceğine inanıyor. Yine de zorlu bir görevle karşı karşıya olacakları açık. Ukrayna'nın enerji şebekesini modernize etme girişimi, savaşla birlikte alt üst olmuş durumda. Rüzgar santrallerinin yüzde 89'u dahil olmak üzere yenilenebilir enerji santrallerinin neredeyse yarısı ele geçirilen topraklarda veya çatışma bölgelerinde bulunuyor. Bu nedenle şu an rüzgâr çiftliklerinin yarısından fazlası kapatıldı. 
Büyük ölçekli yabancı yatırımla yapılacak herhangi bir yeniden inşa çabası, Rusya ile uzun ama kontrollü bir başka çatışmanın aksine, muhtemelen savaşın kalıcı bir şekilde sona ermesini gerektirecek. Washington merkezli Peterson Uluslararası Ekonomi Enstitüsü'nden Jacob Kirkegaard’ın konuya dair değerlendirmesi şöyle oldu:
“Ukrayna sadece topraklarının ve kaynaklarının çoğunu kaybetmekle kalmayacak, aynı zamanda Rusya'nın başka bir saldırısına karşı sürekli olarak savunmasız kalacak. Aklı başında hiç kimse ya da özel bir şirket, her an yeniden çatışmanın patlak verme ihtimali olan Ukrayna’ya yatırım yapmayı düşünmez.  



Suudi Arabistan: Saldırılar nedeniyle enerji tesislerindeki faaliyetler durduruldu

Suudi Arabistan yetkili, enerji tesislerinin hedef alınmasının petrol piyasalarındaki dalgalanmaların şiddetini artırdığını vurguladı (Suudi Aramco)
Suudi Arabistan yetkili, enerji tesislerinin hedef alınmasının petrol piyasalarındaki dalgalanmaların şiddetini artırdığını vurguladı (Suudi Aramco)
TT

Suudi Arabistan: Saldırılar nedeniyle enerji tesislerindeki faaliyetler durduruldu

Suudi Arabistan yetkili, enerji tesislerinin hedef alınmasının petrol piyasalarındaki dalgalanmaların şiddetini artırdığını vurguladı (Suudi Aramco)
Suudi Arabistan yetkili, enerji tesislerinin hedef alınmasının petrol piyasalarındaki dalgalanmaların şiddetini artırdığını vurguladı (Suudi Aramco)

Suudi Arabistan Enerji Bakanlığı'ndan yetkili bir kaynak dün yaptığı açıklamada, ülkedeki hayati öneme sahip enerji tesislerinin son zamanlarda çok sayıda saldırıya maruz kaldığını duyurdu. Saldırılar arasında petrol ve doğalgaz üretim tesisleri, ulaşım, rafineri, petrokimya tesisleri ve Riyad, Doğu Bölgesi ve Yanbu Sanayi Şehri'ndeki elektrik sektörü yer alıyor. Kaynak, bu saldırılar sonucunda Suudi Arabistan Enerji Şirketi'nin endüstriyel güvenlik personelinden bir vatandaşın şehit olduğunu, 7 çalışanın yaralandığını ve enerji sistemindeki önemli tesislerde bir dizi operasyonel sürecin aksadığını ifade etti.

Suudi Arabistan Basın Ajansı SPA’da yar alan açıklamada kaynak, bu saldırıların hayati önem taşıyan Doğu-Batı boru hattındaki pompa istasyonlarından birini de kapsadığını ve bu durumun boru hattından günlük yaklaşık 700 bin varil petrol pompalanmasının durmasına yol açtığını, bu hattın bu dönemde küresel pazarlara tedarik sağlayan ana güzergah olduğunu belirtti. Kaynak ayrıca, Manifa üretim tesisinin hedef alındığını, bunun da üretim kapasitesinde günlük yaklaşık 300 bin varillik bir düşüşe neden olduğunu, daha önce de Hureys tesisinin hedef alındığını ve bunun da üretim kapasitesinde günlük 300 bin varillik bir düşüşe yol açarak Krallığın üretim kapasitesinde günlük 600 bin varillik bir azalmaya neden olduğunu kaydetti.

Yetkili, saldırıların Cubeyl'deki SATORP tesisleri, Ras Tanura rafinerisi, Yanbu'daki SAMREF rafinerisi ve Riyad rafinerisi de dahil olmak üzere büyük rafineri tesislerini kapsadığını ve rafine ürünlerin küresel pazarlara ihracatını doğrudan etkilediğini belirtti. Ayrıca, Cuayme'deki işleme tesislerinin de yangınlara maruz kaldığını ve bunun sıvılaştırılmış petrol gazı (LPG) ve doğal gaz sıvıları ihracatını etkilediğini ifade etti.

Şarku’l Avsat’ın SPA’dan aktardığına göre kaynak, bu saldırıların devam etmesinin arz kıtlığına yol açtığını ve toparlanma hızını yavaşlattığını, bunun da yararlanıcı ülkeler için arz güvenliğini etkilediğini ve petrol piyasalarındaki dalgalanmaların boyutunu artırdığını belirtti. Bunun, özellikle küresel operasyonel ve rezerv (acil durum) stoklarının büyük bir kısmının tükenmesiyle birlikte, küresel ekonomiyi ve rezervlerin kullanılabilirliğini olumsuz etkilediğini, bunun da arz kıtlığına yanıt verme yeteneğini sınırladığını vurguladı.


Dünya Bankası, Suudi Arabistan’ın bütçe açığının yarı yarıya azalacağını ve 2026 yılında yüzde 3,3’lük bir ‘cari fazla’ elde edeceğini öngörüyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (Reuters)
TT

Dünya Bankası, Suudi Arabistan’ın bütçe açığının yarı yarıya azalacağını ve 2026 yılında yüzde 3,3’lük bir ‘cari fazla’ elde edeceğini öngörüyor

Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (Reuters)
Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad (Reuters)

Bölgede jeopolitik belirsizlik ve karmaşa nedeniyle ekonomiler sarsılırken, Hürmüz Boğazı’ndaki deniz trafiğinin aksaması ve artan gerilimlerin yarattığı baskılar arasında, Dünya Bankası’nın en son raporu Suudi Arabistan için dikkat çekici ekonomik göstergeler ortaya koydu. Veriler, ülkenin krizlere karşı yapısal olarak uyum sağlama kapasitesini yansıtıyor. Dünya Bankası verilerine göre Suudi Arabistan ekonomisi, devletin mali konumunu güçlendirmeyi amaçlayan düzeltici bir seyir izliyor. Rapor, kamu maliyesi açığının yarıya inmesini öngörürken, cari işlemler dengesinin negatiften belirgin bir fazlaya geçtiğine işaret ediyor.

Nisan ayı rakamları, Suudi Arabistan’ın yalnızca sağlam ‘ekonomik bariyerler’ inşa etmekle kalmadığını, mevcut jeopolitik zorlukları yapısal düzeltme sürecini hızlandırmak için bir fırsata çevirdiğini gösteriyor. Bölgede çoğu ülke ağır mali baskılar ve negatif büyüme oranlarıyla mücadele ederken, Suudi Arabistan istikrarlı adımlarla ilerleyerek bölgesindeki en yüksek büyüme seviyelerini kaydediyor ve ekonomik istikrarın vazgeçilmez bir merkezi olduğunu dünyaya kanıtlıyor.

Dünya Bankası verileri, Suudi Arabistan’ın bölgesel olarak en iyi performans gösteren ekonomi olduğunu ortaya koyuyor. Bölgedeki birçok ülke, mali baskılar ve sert revizyonlar nedeniyle büyüme beklentilerini yüzde 1,8’e düşürürken, Suudi Arabistan yüzde 3,1’lik büyüme ile bölgesel lider konumunu koruyor.

Cari fazla yüzde 3,3

Dünya Bankası verileri, Suudi Arabistan’ın cari işlemler dengesinde stratejik bir yeniden konumlanmayı ortaya koydu. Daha önce 2025 yılı için gayri safi yurtiçi hasılanın (GSYİH) yüzde 2,7’si oranında bir açık öngörülürken, 2026 yılına yönelik resmi tahminler bu dengenin yüzde 3,3’lük bir fazlaya yükselmesini işaret ediyor.

Peki cari fazla ne anlama geliyor?

Ekonomik açıdan cari fazla, ülkenin mal ve hizmet ihracatının ithalatını aşması anlamına geliyor ve bu durum ödemeler dengesi üzerinde olumlu etki yaratıyor. Bu fazla, Suudi Arabistan’ın net yabancı varlıklarının artışına ve finansman kapasitesinin güçlenmesine işaret ediyor; ihracattaki güçlü performans ile iç talebin etkin yönetiminin bir sonucu olarak ortaya çıkıyor.

Stratejik açıdan ise bu dönüşüm derin anlamlar taşıyor. Cari işlemler dengesi, Suudi Arabistan’ın dünya ülkeleriyle ticari ve finansal alışverişteki etkinliğinin gerçek bir göstergesi olarak kabul ediliyor. Açık durumundan fazla durumuna geçiş, Suudi Arabistan’ın resmi olarak küresel ekonomi için net bir kredi verici konumuna ulaştığını gösteriyor. Petrol ihracat gelirleri, hızla büyüyen petrol dışı sektörler ve dış yatırımlardan elde edilen büyük kazançlar, toplam ithalat ve hizmet harcamalarını geride bırakıyor.

Bu fazlaya sadece bir muhasebe rakamı olarak bakılamaz. Zira bu fazla aynı zamanda ulusal para biriminin güç ve istikrarını artıran stratejik bir nakit kalkanı işlevi görüyor. Fazla, finans kurumlarına ve devletin varlık fonlarına büyük likidite akışı sağlayarak, kalkınma projelerine yatırımların sürdürülmesine esneklik kazandırıyor. Böylece Suudi Arabistan, küresel tedarik zincirlerinde veya uluslararası deniz yollarında meydana gelebilecek herhangi bir aksaklığa rağmen nakit akışını koruma ve ekonomik ivmesini sürdürme kapasitesine sahip olduğunu ortaya koyuyor.

Mali düzenlemeler, bütçe açığını yarı yarıya azalttı

Kamu maliyesi cephesinde, rakamlar devletin harcamaları kontrol etme ve gelirleri artırma kapasitesinde önemli bir iyileşme gösteriyor. Dünya Bankası’na göre, 2025’te yüzde 6,4 açık olarak öngörülen mali açık, 2026’da yüzde 3,0’e gerileyerek yarı yarıya düşecek. Bu oran, Suudi Arabistan Maliye Bakanlığı’nın bu yıl için açıkladığı yüzde 3,3’lük tahminin biraz altında kalıyor.

dbgfr
Riyad’daki et-Tahliye Ticaret Caddesi’nde bir kafenin önünde duran gençler (AFP)

Bu gelişme, Suudi hükümetinin ‘mali pusulayı doğru yönlendirme’ başarısını yansıtıyor. Bölgesel krizlere rağmen, ülke bir yıl içinde gelir ve gider arasındaki farkı yüzde 50 oranında azaltmayı başardı. Gelir-gider açığını bu ölçüde kısa bir sürede daraltabilmesi, birkaç ekonomik gerçeği ortaya koyuyor:

- Mali politikaların başarısı: Vergi toplama etkinliği ve finansal sistemlerin geliştirilmesi.

- Petrol dışı gelirin artışı: Artan petrol dışı gelir, enerji fiyatlarındaki dalgalanmalara olan bağımlılığı azaltan temel bir dayanak haline geldi.

- Devlet harcamalarının etkinliği: Kaynaklar, yüksek kalkınma getirisi sağlayan projelere yönlendirilerek dış borçlanma ihtiyacı azaltılıyor ve mali denge gelecek nesiller için korunuyor.

Suudi Arabistan, kişi başına düşen büyüme artışında bölgede lider konumda

Nisan 2026 raporunda öne çıkan bir diğer bilgi, kişi başına düşen büyüme açısından Suudi Arabistan ile kriz bölgelerindeki komşuları arasındaki keskin fark oldu. Dünya Bankası verilerine göre, Kuveyt’te kişi başına büyüme yüzde 7,7 oranında, Katar’da ise yüzde 7,4 oranında sert daralma öngörülürken, Suudi Arabistan olumlu bir istisna olarak öne çıkıyor ve kişi başına düşen büyümenin yüzde 1,4 olması bekleniyor.

Veriler ayrıca, Suudi Arabistan’ın enflasyonu kontrol altında tutma ve yüzde 2,8 seviyesinde istikrarlı bir düzeyde tutma kabiliyetini gösteriyor. Bu durum, enerji fiyatlarındaki ve nakliye maliyetlerindeki küresel artışa rağmen vatandaşların alım gücünü koruyor ve ekonomiyi ithal enflasyonun olumsuz etkilerinden koruyor.


Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
TT

Küresel tedarik haritası yeniden şekilleniyor... Rota Suudi Arabistan’ı gösteriyor

Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)
Suudi Arabistan limanlarında demirlemiş bir konteyner gemisi (SPA)

Küresel tedarik zincirlerinin, artan jeopolitik gerilimler ve hayati geçiş hatlarındaki aksaklıkların etkisiyle benzeri görülmemiş bir yeniden yapılanma sürecinden geçtiği bir dönemde, özellikle Hürmüz Boğazı krizi bu dönüşümün başlıca unsurlarından biri olarak öne çıkıyor. Bu gelişmeler ışığında Suudi Arabistan, Doğu ile Batı arasında köprü kuran stratejik coğrafi konumu ve Vizyon 2030 hedefleri kapsamında güçlendirdiği gelişmiş lojistik altyapısı sayesinde ticari akışların yeniden konumlandırılmasında önemli aktörlerden biri olarak dikkat çekiyor. Bu durum, ülkeyi küresel şirketlerin lojistik yatırımları için başlıca merkezlerden biri haline getiriyor.

Söz konusu yeni tablo, yalnızca krizlere verilen geçici bir yanıt olmanın ötesine geçerek, daha güvenli ve istikrarlı merkezler arayan büyük uluslararası lojistik şirketleri için stratejik bir fırsata dönüşmüş durumda.

Uzmanlara göre, Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına olan bağımlılığın artması ve alternatif taşımacılık güzergâhlarının devreye alınmasıyla birlikte ülke, uluslararası tedarik zinciri haritasında kilit bir merkez ve sınır ötesi lojistik yatırımların yeni dönemine açılan bir üs konumunu pekiştiriyor.

Küresel lojistik merkezi

Lojistik hizmetleri uzmanı Neşmi el-Harbi, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, büyük krizlerin yatırım haritalarını yeniden şekillendirdiğini, Hürmüz Boğazı’nın da bu durumun istisnası olmadığını belirtti. El-Harbi, “Ticari gemiler giderek artan şekilde Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına güvenli bir alternatif olarak yöneliyor. Bu da ülkenin altyapısının esnekliğini yansıtan bir lojistik dönüşüme işaret ediyor” dedi.

El-Harbi’ye göre bu somut dönüşüm, küresel lojistik şirketlerine açık bir mesaj veriyor: Suudi Arabistan yalnızca bir tüketim pazarı değil, aynı zamanda Vizyon 2030’un da hedeflediği üzere küresel bir lojistik merkez. Harbi, ülkenin Körfez lojistik entegrasyonu stratejisini devreye alarak komşu ülkeler için adeta bir can damarı haline geldiğini, ayrıca Körfez pazarlarına kendi toprakları üzerinden yönelen mallar için gümrük kolaylıkları ve vergi muafiyetleri içeren istisnai düzenlemeler yaptığını ifade etti.

Küresel şirketlerin her zaman öngörülebilir ve güvenilir bir ortam aradığını vurgulayan el-Harbi, “Krizin bu aşamasında Suudi Arabistan’ın sundukları, bu dengeyi sağladığını kanıtladı” değerlendirmesinde bulundu.

El-Harbi ayrıca Riyad’ın benzersiz bir stratejik coğrafi avantaja sahip olduğunu belirterek, “İki deniz cephesine (Basra Körfezi ve Kızıldeniz) sahip olması, bu kriz sürecinde birçok komşu ülkeye kıyasla öne çıkmasını sağladı” dedi.

Boru hattı

El-Harbi, Kızıldeniz kıyısındaki Yanbu Limanı’nın ihracatının, Doğu-Batı Boru Hattı’ndan sağlanan destekle günlük 3,8 milyon varile yükseldiğini açıkladı. Günlük yaklaşık 7 milyon varil kapasiteye sahip olan ve 1980’li yıllarda bu amaçla inşa edilen hat, bugün uzmanlar tarafından ‘dahiyane bir hamle’ olarak değerlendiriliyor.

Bölgesel entegrasyon kapsamında ise Şarika Limanı ile Umman ve Kuveyt limanlarıyla anında lojistik bağlantı anlaşmaları imzalandığını belirten el-Harbi, yük akışlarının Umman Denizi’nden Suudi Arabistan’ın Kızıldeniz limanlarına yönlendirilerek buradan kara yoluyla taşındığını ifade etti. El-Harbi, “Bu operasyonel esneklik, ülkeyi diğerlerinden ayıran en önemli özelliklerden biri” dedi.

El-Harbi, önümüzdeki dönemde tedarik zincirlerinin yeniden yapılandırılacağını öngörerek, mevcut krizin Körfez lojistik entegrasyonu açısından gerçek bir dönüm noktası oluşturduğunu belirtti. El-Harbi ayrıca, daha esnek ve uyum kabiliyeti yüksek yeni güzergâhların ortaya çıktığını dile getirdi.

Krizlerin inovasyonu zorunlu kıldığını vurgulayan el-Harbi, Suudi Arabistan’da akıllı takip sistemleri ve risk yönetimi uygulamalarının kullanımında önemli bir artış beklediğini söyledi.

Körfez ülkelerinin artık krizin boyutunun yeni bir düşünce tarzı gerektirdiğinin farkında olduğunu belirten el-Harbi, “Hiç kimse koşulların çatışma öncesi döneme döneceğini öngörmüyor” dedi. El-Harbi, Suudi Arabistan’ın mevcut krizden önce de lojistik altyapısını Vizyon 2030 doğrultusunda geliştirdiğini, son gelişmelerin bu yaklaşımın doğruluğunu teyit ederek süreci hızlandırdığını ifade etti. Ülkedeki lojistik sektörünün, küresel ölçekte benzeri görülmemiş bir büyüme ve merkezleşme sürecine girdiğini sözlerine ekledi.

Operasyonel kapasite

Dijital dönüşüm ve lojistik hizmetler uzmanı Zeyd el-Cerba ise Suudi Arabistan’ın yalnızca ‘istisnai coğrafi konuma sahip bir ülke’ olarak değil, aynı zamanda ‘coğrafyayı operasyonel kapasiteye dayalı bir stratejiye ve giderek artan bir lojistik nüfuza dönüştürmeyi başaran bir aktör’ olarak öne çıktığını belirtti. El-Cerba, birçok kesimin Hürmüz Boğazı’ndaki aksaklıklara risk penceresinden baktığı bir dönemde, Riyad’ın ‘sakin ama kararlı bir şekilde farklı bir gerçeklik inşa ettiğini; alternatif güzergâhlar, daha hazırlıklı limanlar, daha yüksek kapasiteli havalimanları ve bölgeye daha geniş hareket alanı sağlayan, tıkanma riskini azaltan bir lojistik bağlantı ağı kurduğunu’ ifade etti.

El-Cerba, Suudi Arabistan’ın avantajının yalnızca aynı anda hem Basra Körfezi’ne hem de Kızıldeniz’e kıyısı olmasından ibaret olmadığını vurgulayarak, ‘asıl farkın bu iki hattı pratikte birbirine bağlayabilme kapasitesinde yattığını, bunun da sadece coğrafi değil, nadir bulunan bir stratejik üstünlük olduğunu’ söyledi.

El-Cerba’ya göre Kızıldeniz limanları üzerinden gelen mallar, ülke içindeki ulaşım ağı aracılığıyla Körfez pazarlarına taşınabiliyor ve aynı şekilde ters yönde de akış sağlanabiliyor. El-Cerba bu durumun Suudi Arabistan’ı lojistik denklemde yalnızca bir taraf olmaktan çıkarıp, sistemi yeniden birbirine bağlayan bir köprü konumuna taşıdığını dile getirdi.

Lojistik krizlerde çözümün yalnızca deniz taşımacılığıyla sınırlı olmadığını belirten el-Cerba, “Deniz yollarındaki risk arttıkça hava kargo ve çok modlu taşımacılığın değeri de yükselir” dedi. Bu çerçevede Suudi Arabistan’ın da geri planda kalmadığını ifade eden el-Cerba, artan kargo kapasitesi ve genişletilen altyapısıyla ülke havalimanlarının, bölgenin ihtiyaç duyduğu operasyonel esnekliğin önemli bir parçası haline geldiğini sözlerine ekledi.

Havacılık pazarı

El-Cerba ayrıca, bazı Körfez hava yolu şirketlerinin Suudi Arabistan’daki havalimanlarından yararlanmaya yöneldiğine dikkat çekerek, bunun önemli bir gerçeği ortaya koyduğunu belirtti: “Riyad artık yalnızca havacılık ve hizmetler için büyük bir pazar değil, aynı zamanda alternatiflere olan ihtiyacın arttığı dönemlerde bölgesel hareketliliği destekleyebilen bir operasyon merkezi haline gelmiştir.”

El-Cerba’ya göre tüm bu unsurlar, Suudi Arabistan’ı küresel lojistik şirketlerinin odağına yerleştiriyor. El-Cerba, mevcut kriz sırasında ortaya koyduğu performans ve rekabet avantajlarıyla öne çıkan ülkenin; kıtalar arasında bağlantı sağlayan stratejik coğrafi konumu, Basra Körfezi ve Kızıldeniz’e açılan iki deniz cephesi, modern limanlar, entegre ulaşım ağları ve stratejik boru hatlarını kapsayan gelişmiş altyapısı sayesinde yatırımcılar için cazip bir merkez haline geldiğini ifade etti.

El-Cerba, esnek kamu politikalarının da bu çekiciliği artırdığını vurgulayarak, “Gümrük kolaylıkları ve süreçlerin hızlandırılması gibi uygulamalar, Suudi Arabistan’ın sunduğu açık ve net stratejik çerçeveyle birleştiğinde, ülkeyi tedarik zinciri yönetiminde istikrar ve verimlilik arayan şirketler için güvenilir ve ölçeklenebilir bir ortam haline getiriyor” dedi.