Küresel piyasalarda gelecek hafta gözler merkez bankalarına çevrildi

Küresel piyasalarda enflasyonist baskılar ve resesyon riskinin arttığına işaret eden gelişmelerin ardından geçen hafta boyunca negatif bir seyir izlenirken, gözler gelecek hafta faiz kararını açıklayacak olan merkez bankaları toplantılarına çevrildi.

AA
AA
TT

Küresel piyasalarda gelecek hafta gözler merkez bankalarına çevrildi

AA
AA

ABD'de geçen hafta açıklanan verilere göre, temmuz ayında yüzde 8,5 artan yıllık enflasyon, ağustosta yüzde 8,3'e gerilemesine karşın yüzde 8,1 düzeyinde bulunan piyasa beklentilerini aştı.
Verinin ardından Fed'in federal fonlama oranı politikasına başladığı 1990'lardan bu yana ilk kez 100 baz puanlık faiz artırımına gideceği ihtimali fiyatlanmaya başlanırken, faizlerde en az 75 baz puanlık artışa kesin gözüyle bakılıyor.
Halihazırda para piyasasındaki fiyatlamalarda, Fed'in 75 ve 100 baz puanlık faiz artırımı ihtimali sırasıyla yüzde 82 ve yüzde 18 düzeyinde bulunuyor. Bankanın daha önce 25 baz puanlık faiz artırımına gitmesi daha olası görülen gelecek ayki toplantısı için ise 50 baz puana yüzde 35,2 ve 75 baz puana yüzde 54,5 ihtimal veriliyor.
Hafta boyunca başta Avrupa ve Çin olmak üzere açıklanan verilerin, büyümenin güç kaybettiğine işaret etmesi resesyon endişelerini de canlı tutarken, uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, küresel ekonomiye ilişkin 2022 yılı büyüme beklentisini yüzde 2,9'dan 2,4'e düşürdü. Dünya Bankası da yüksek enflasyona karşı merkez bankalarının eş zamanlı olarak faizleri artırmasının 2023'te küresel resesyon riskini güçlendirdiğini bildirdi.
Bu gelişmelerle geçen hafta boyunca küresel pay piyasalarında oynaklığın yüksek seyrettiği ve satışların arttığı gözlenirken, tahvil piyasalarından da çıkış yaşandı. Resesyon riski ve dolar talebinin gücünü koruması ile altının ons fiyatı da yüzde 2,4 değer kaybederek 1.675,5 dolardan kapandı.

ABD'de gelecek haftanın gündemi Fed
ABD'de geçen hafta enflasyonist endişelerin artması ve makroekonomik verilerin karışık sinyaller vermesi ile piyasalarda risk iştahı düşük seyretti.
Beklentilerin üzerinde gelen enflasyon verilerinin ardından açıklanan Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), düşüşünü 2'nci aya taşıyarak ağustosta aylık yüzde 0,1 gerilerken, yıllık bazda da yüzde 8,7 ile tahminlerin altında kaldı. Ülkede perakende satışlar ağustosta aylık yüzde 0,3 ile piyasa beklentilerinin aksine yükseldi.
Haftalık işsizlik başvuruları da 213 binle 5'inci haftasında da düşüş kaydetti. Söz konusu pozitif verilere karşın ABD'de sanayi üretimi ağustosta aylık yüzde 0,2 artsa da beklentilerin altında kaldı. New York Fed ile Philadelphia Fed'in imalat endeksleri de sanayi sektöründe daralmanın sürdüğüne işaret etti.
Açıklanan veri ve gelişmelerle New York borsasında geçen hafta oynaklığın yüksek seyrettiği görülürken, endekslerde haftalık bazda ortalama yüzde 4,6 düşüş yaşandı. Geçen hafta genelinde Dow Jones endeksi yüzde 4,13, Nasdaq endeksi yüzde 5,48 ve S&P 500 endeksi yüzde 4,08 değer kaybetti.
ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi geçen haftaya başladığı yüzde 3,30 seviyelerinden yükselişe geçerek yüzde 3,45'ten kapandı. Dolar endeksi ise enflasyon verilerinin ardından yüzde 1,6'lık yükselişle 110'u test ederken, haftanın ikinci yarısından sonra yatay bir seyir izleyerek 109,8'de dengelendi.
Gelecek hafta ABD'de Fed'in perşembe günkü faiz kararının yanı sıra salı konut başlangıçları, çarşamba ikinci el konut satışları, perşembe haftalık işsizlik başvuruları ve cuma imalat sanayi ve hizmet sektörü Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri takip edilecek.
Fed Başkanı Jerome Powell'ın faiz kararının ardından yapacağı konuşmada, bankanın gelecek dönem para politikası stratejisi hakkında ipuçları aranacak.

Avrupa'da enerji krizi derinleşiyor
Avrupa tarafında geçen hafta yatırımcı fiyatlamalarına yön veren temel faktör yine enerji krizi ve artan resesyon riski oldu.
Bu kapsamda uygulanması planlanan tedbirler yakından takip edilirken, Avrupa Birliği (AB) üyesi ülkelerin, elektrik ve doğal gaz fiyatlarındaki artışa karşı alınacak önlemleri görüşmek üzere 30 Eylül'de Brüksel'de yeniden olağanüstü toplanacağı bildirildi.
Artan elektrik ve doğal gaz fiyatları nedeniyle sektörde faaliyet gösteren şirketlere yönelik ilave vergiyi de kapsayan tedbirler ise resesyon kaygılarının derinleşmesine neden oldu.
Öte yandan Almanya Başbakanı Olaf Scholz, enerjide arz güvenliği için Rus enerji şirketi Rosneft'in Alman yan kuruluşu Rosneft Almanya’ya kayyum atanmasından sonra Doğu Alman eyaletlerinde 1 milyar avrodan fazla yatırım yapılacağını bildirdi.
Alman hükümetinin, Almanya'nın en büyük Rus gazı ithalatçısı Uniper'in kamulaştırılmasını değerlendirdiği haberleri ise şirketin hisselerinde yüzde 18'den fazla değer kaybına neden oldu.
Makroekonomi veri tarafında ise Almanya'da açıklanan ZEW Ekonomik Beklenti Endeksi eylülde kötüleşmeye işaret ederken, Avro Bölgesi’nde ağustosta yıllık enflasyon yüzde 9,1'le rekor seviyeye yükseldi.
Bu gelişmelerle Avrupa borsalarında geçen hafta satıcılı bir seyir izlenirken, haftalık bazda Almanya'da DAX endeksi yüzde 2,65, Franca'da CAC 40 endeksi yüzde 2,17 ve İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 1,56 değer kaybetti. Avro/dolar paritesi 0,99-1,02 bandında hareket ettiği haftayı yüzde 0,3 düşüşle 1,0016'dan tamamladı.
Gelecek hafta Avrupa'da İngiltere Merkez Bankası (BoE) faiz kararının yanı sıra Avro Bölgesi'nde tüketici güven endeksi ile imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI, Almanya'da ÜFE verileri takip edilecek. BoE'nin yüzde 1,75 düzeyinde bulunan politika faizini, 50 baz puanlık artırımla yüzde 2,25'e yükseltmesi beklenirken, karar metninde, gelecek dönemde bankanın ne kadar şahinleşeceği sorusuna yanıt aranacak.

Asya'da gündem Çin ekonomisindeki yavaşlama ve zayıf Japon yeni
Asya genelinde, Çin'de ekonomiye yönelik endişeler ve Japonya'da zayıf yen profili gündemi meşgul etmeye devam etti.
Geçen hafta genelinde Asya'da ekopolitik gündem de yoğun geçerken, ABD'nin Çin'in olası Tayvan işgalini engellemek için bir yaptırım paketini değerlendirdiği haberlerinin yanı sıra Rus ve Çinli liderlerin yaptığı görüşme yakından takip edildi. Haftanın son günü ABD borsalarında işlem gören Çin şirketlerini denetleyecek heyetin Hong Kong'a gideceği haberleri de teknoloji hisselerinde etkili oldu.
Çin Merkez Bankası'nın (PBoC) para politikasını gevşetme adımlarına ara vererek 1 yıllık politika faiz oranını (MLF) yüzde 2,75 düzeyinde bırakması da öne çıkan gelişmeler arasında yer aldı.
Makroekonomik veri tarafında Çin'de ağustosta yıllık bazda sanayi üretimi yüzde 4,2 ve perakende satışlar yüzde 5,4 artarak beklentileri aştı. Ülkede borç çevirme problemleri ile mücadele eden gayrimenkul sektörüne ilişkin göstergeler ise bozulmaya devam etti. Japonya'da ise ağustosta yıllık bazda ihracat yüzde 22,1 yükselse de beklentilerin altında kalırken, ithalat yüzde 49,9 artarak piyasa tahminlerini aştı. Ülkede temmuz ayı sanayi üretimi de yıllık bazda yüzde 2 azalarak zayıf görünümünü sürdürdü.
Öte yandan zayıf yen profiline dair yetkililerin açıklamaları, Japonya Merkez Bankası'ndan (BoJ) doğrudan müdahale beklentilerini artırırken, Japonya Kabine Baş Sekreteri Matsuno Hirokazu mevcut döviz hareketleri devam ederse herhangi seçeneği elemeden gereken adımları atmaya hazır olduklarını söyledi. BoJ'un döviz alım-satımlarına ilişkin faiz oranı kontrolü yaptığı haberleri ile dolar/yen paritesi kritik eşik olarak anılan 145 seviyesinden düşüşe geçerek 142,9'da dengelendi.
Bu gelişmelerle geçen hafta Asya borsalarında satıcılı bir seyir izlenirken, haftalık bazda Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 4,16, Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 2,29, Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 3,1, Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 0,06 ve Hindistan'da Sensex endeksi yüzde 1,59 değer kaybetti.
Asya tarafında gelecek hafta BoJ'un faiz kararının yanı sıra Japonya'da enflasyon verilerinin piyasalara yön vermesi bekleniyor. Doğrudan döviz müdahalesi beklentilerinin arttığı bir dönemde bankanın ultra gevşek para politikasında bir değişikliğe gitmeyeceği, ancak zayıf yen karşısında sözle yönlendirme tonunu sertleştireceği öngörülüyor.

Yurt içinde gözler TCMB'ye çevrildi
Yurt içinde bu hafta Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi, küresel çapta azalan risk iştahının etkisiyle satıcılı bir seyir izledi. BIST 50 endeksinde yer alan paylar için 14-16 Eylül döneminde açığa satış işlemlerinde yukarı adım kuralı uygulanırken, bankacılık sektörü hisselerinde satışların yoğunlaştığı görüldü.
Bu hafta açıklanan verilere göre, sanayi üretimi temmuzda aylık yüzde 6,2 gerilerken, yıllık bazda yüzde 2,4 yükseldi. Türkiye'nin cari işlemler hesabı da temmuzda 4 milyar 10 milyon dolar açık verirken, 12 aylık cari açık 36 milyar 585 milyon dolar oldu.
AA Finans'ın anketine katılan ekonomistler sanayi üretiminde temmuzda yıllık yüzde 6,8 artış beklerken, cari işlemler dengesinin 3 milyar 470 milyon dolar açık vereceğini tahmin ediyordu.
Öte yandan Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) Piyasa Katılımcıları Anketi'ne göre, Tüketici Fiyat Endeksi'ndeki (TÜFE) artış beklentisi 12 ay sonrası için yüzde 41,99'dan yüzde 36,74'e, 24 ay sonrası için de yüzde 24,35'ten 20,63'e geriledi.
Bu gelişmelerle BIST 100 endeksi, haftayı yüzde 4,09 kayıpla 3.377,33 puandan tamamlarken, dolar/TL haftalık bazda 0,1'lik artışla 18,2555'ten kapandı.
Yurt içinde gelecek hafta gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) faiz kararına çevrilirken, bankanın politika faizini yüzde 13 düzeyinde bırakması bekleniyor.



Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
TT

Trump küresel gümrük vergilerini %10'dan %15'e çıkardı

ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump dün, Yüksek Mahkeme'nin gümrük vergilerini askıya alma kararıyla ilgili olarak medyaya açıklamalarda bulundu, (DPA)

ABD Başkanı Donald Trump bugün, ithalata uygulanan geçici küresel gümrük vergilerini yüzde 15'e çıkardığını duyurdu.

Bu karar, ABD Yüksek Mahkemesi'nin Trump'ın Uluslararası Acil Ekonomik Güçler Yasası kapsamında uyguladığı gümrük vergilerini reddetmesinin ardından geldi.


İkinci el araba analizi: Elektrikli araçlar önde

BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
TT

İkinci el araba analizi: Elektrikli araçlar önde

BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)
BMW iX, anket kapsamında incelenen tüm kullanılmış araçlar arasında sıfır arıza bildiren üç BMW ve 4 diğer otomobilden biriydi (BMW)

Önde gelen bir araç muayene firmasının çok daha az arıza tespit etmesiyle elektrikli arabalar, ikinci el araç satın alımında en güvenli seçenek çıktı.

ClickMechanic'in 240 bin satın alma öncesi araç muayenesi üzerine yaptığı analiz, ankete dahil edilen 7 bin 365 elektrikli aracın sadece yüzde 1,51'ine "kötü" notu verildiğini, buna karşılık incelenen tüm benzinli ve dizel modellerin yüzde 7,48'inin kötü olarak değerlendirildiğini gösteriyor. Lüks SUV'lerin özellikle sorunlu çıktığı anlaşılıyor.

7 elektrikli araç yüzde 0 kötü not aldı; bu da BMW i4, BMW iX, BMW iX3, Kia EV9, MG5, Polestar 2 ve Volkswagen ID.3 modellerinde hiçbir arıza bulunmadığı anlamına geliyor. Anketteki en kötü elektrikli araç, yüzde 6,77'lik kötü notuyla Tesla Model 3 oldu. Yine de bu oran, benzinli ve dizel araçların ortalama kötü notunun epey altında.

sdgbhy
Ankete katılan elektrikli araçlar arasında Tesla Model 3, ortalama "kötü" puanlamada en zayıf performansı gösterse de benzinli ve dizel modellerin ortalamasından daha iyiydi (Steve Fowler)

Ölçeğin diğer ucundaysa yüzde 26,4'lük kötü puanlama oranıyla BMW X5 yer aldı. Onu sırasıyla Citroen Relay van (yüzde 23,7), Mercedes-Benz C-Serisi (yüzde 21,1), BMW 3 Serisi (yüzde 21) ve Ford Focus (yüzde 20,6) izledi.

ClickMechanic CEO'su Andrew Jervis şunları söyledi:

Denetim verilerimiz, ikinci el araç pazarında farklı modeller arasında ne kadar çok farklılık olabileceğini vurguluyor. Bazı yeni elektrikli modeller kontrollerimizde güçlü performans gösterirken, bazı eski, daha karmaşık araçlarda ciddi arıza oranları önemli ölçüde daha yüksek.

ClickMechanic araştırması ayrıca, Britanyalıların yüzde 15'inin arızalı bir araba sattığını ve yüzde 4'ünün de alıcılara olası bir sorun hakkında bilgi vermediğini ortaya koydu.

Jervis, "Araştırmalarımız, her yıl milyonlarca arızalı aracın el değiştirdiğini ve tüm sorunların paylaşılmadığını gösteriyor" dedi.

İşte bu yüzden satın alma öncesi muayeneler daha yaygın hale geliyor. Özellikle genç alıcıların kendilerini korumak için ekstra adımlar attığını görüyoruz. Birçok durumda, bir muayene sadece ciddi arızaları tespit etmekle kalmıyor, aynı zamanda alıcılara satış fiyatından yüzlerce pound indirim isteme gücü de veriyor.

ClickMechanic'e göre, ikinci el araç alıcılarının yüzde 27'si profesyonel bir satın alma öncesi muayene için ödeme yapıyor; bu oran genç alıcılarda yüzde 44'e, Londra'da ise yüzde 50'ye yükseliyor. Bu da herhangi bir bölge için en yüksek oran.

Otomotiv endüstrisi ticaret kuruluşu SMMT'nin son rakamlarına göre, ikinci el elektrikli araç satışları 2025'te yüzde 45 artarak, toplam ikinci el araç satışlarını art arda üçüncü yıl yükseltti ve geçen yıl toplam 7 milyon 807 bin 872 ikinci el araç işlemi gerçekleşti.

Independent Türkçe


Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
TT

Harvard’ın önde gelen uluslararası ticaret teorisyeni: Suudi Arabistan, parçalanmış bir dünyada başarıya ulaşmanın ‘şifresine’ sahip

Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)
Prof. Dr. Pol Antras, El-Ula Konferansı’ndaki panel tartışmalarından birinde dinleyicilere hitap ediyor. (Şarku’l Avsat)

Harvard Üniversitesi’nde ekonomi profesörü olan Pol Antras, Suudi Arabistan’ın küresel ticaretteki dönüşüm sahnesinde istisnai bir model sunduğunu ve geleneksel gelişmekte olan piyasa kalıplarından köklü şekilde farklılaştığını belirtti. Antras, küreselleşmenin sona ermediğini, aksine ‘parçalı entegrasyon’ adıyla yeniden şekillendiğini vurguladı. Şarku’l Avsat’a konuşan Antras, Suudi Arabistan’ın vizyonu ve yapısal reformlarının, ülkeyi dünyadaki bu parçalı entegrasyon sürecinden faydalanabilecek avantajlı bir konuma getirdiğini söyledi. Antras, ülkenin lojistik ve yapay zekâ alanındaki yatırımlarının, küresel krizlerin yarattığı gürültüyü aşan sürdürülebilir büyümenin gerçek motoru olduğunu kaydetti.

Pol Antras, modern dönemin önde gelen ekonomi teorisyenlerinden biri olarak kabul ediliyor ve Harvard Üniversitesi’nde profesör olarak görev yapıyor. Uluslararası ticaret konusundaki araştırmaları, şirketlerin üretim süreçlerini sınırlar ötesinde nasıl organize ettiklerini ve küresel değer zincirlerini anlamada çığır açıcı nitelikte.

Geleneksel ekonomi sınıflandırmalarını eleştirerek konuşmasına başlayan Antras, “Gelişmekte olan piyasaların uluslararası ticaret dönüşümünden nasıl faydalandığı konusunda genel ifadeler kullanmak çok zor. Bunun nedeni, genellikle ülkeleri kıtalarda veya benzer gruplarda toplama eğilimimizdir” dedi. Antras, ‘gelişmekte olan piyasalar’ kavramının altında çok farklı sanayi yapılarının saklı olduğunu vurgulayarak Suudi Arabistan’ın durumunu örnek gösterdi: “Bazı ekonomiler büyük ölçüde imalat ihracatına dayanıyor ve ticari entegrasyon ile pazar erişimi onların hayat damarları. Buna karşılık Suudi Arabistan gibi bir ekonomi, çok fazla ihraç yapmasına rağmen Çin ile temel ürünlerinde çok az rekabetle karşılaşıyor.” Bu durumun Suudi Arabistan için eşsiz bir fırsat yarattığını belirten Antras, “Suudi Arabistan için bu dönem, Çin’den daha düşük maliyetle mal temin etmek veya daha önce yalnızca ABD pazarına giden ürün çeşitlerine erişim sağlamak için büyük bir fırsat” dedi.

Gelişmekte olan piyasaların ‘damping’ ve rekabet baskısıyla nasıl başa çıkması gerektiği sorulduğunda Antras, açık bir tavsiye verdi: “Bence gelişmekte olan piyasalar olabildiğince az korumacı eğilim göstermeli. Bu kolay olmayacak; çünkü Çin’in ihracat artışı bazı yerel üreticileri etkileyecek ve onları koruma yönünde siyasi baskı yaratacak. Ancak geleceğe doğru yol, kendinizi çok taraflı sisteme bağlı bir ekonomi olarak konumlandırmak, yabancı üreticilerin pazara girmesine izin vermek ve aynı zamanda yerli üreticilerin dış pazarlara açılmasını teşvik etmektir. Büyük ülkelerin uygulamalarını taklit etmekten tamamen kaçınmalıyız.”

Yerel sanayilerin korunmasıyla ilgili olarak ise Antras şu ifadeleri kullandı: “Evet, Çin’in damping uygulamaları bazı ülkelerde ciddi kaygı yaratıyor, çünkü bu ülkelerin yerli üretim tabanları Çin ürünleriyle doğrudan rekabet ediyor. Ancak Suudi Arabistan için endişe daha az; çünkü Çin ürünleriyle doğrudan çatışan bir üretim tabanı yok. Aslında ucuz ithalat, Suudi tüketiciye fayda sağlayabilir. Eğer bir sektör zarar görürse, insanları korumanın daha iyi yolları var: kredi planları sağlamak, sübvansiyonlar vermek veya şirketlerin iş modellerini yeniden düşünmelerine ve geliştirmelerine yardımcı olmak gibi.”

Küreselleşme ölmedi... sadece ‘parçalandı’

‘Küreselleşmenin sona erip ermediği’ sorusuna yanıt veren Antras, yeni bir kavram ortaya koyarak şöyle dedi: “Bence küreselleşme bitmedi, ben bunu ‘parçalı entegrasyon’ (Fragmented Integration) olarak adlandırıyorum. Entegrasyon süreci devam edecek, ancak ticaret anlaşmaları farklı yollarla yapılacak. Artık sadece çok taraflı müzakerelere güvenemeyiz; çünkü bu anlaşmalara bağlılık hissi dünya genelinde azaldı. Anlaşmalar imzalanmaya devam edecek, ancak süreç daha karmaşık olacak ve belirsizlik en belirgin özellik olarak kalacak.”

Faiz ve yapay zekâ: madalyonun diğer yüzü

Yüksek faiz oranlarının gelişmekte olan ülkelerin karmaşık sanayilere geçiş planları üzerindeki etkisine de değinen Antras, “Yüksek faiz oranları, gelişmekte olan piyasaların karşılaştığı risk primiyle birlikte, yatırımları şüphesiz sınırlıyor. İhracat, kredi, yatırım ve kalite iyileştirmesi gerektiriyor. Ancak faizlerin yükselmesinin temel bir nedeni var; bu, yapay zekâ ve teknolojik değişim kaynaklı yüksek büyüme beklentilerini yansıtıyor” ifadelerini kullandı.

Antras, bu büyümenin aynı zamanda çözüm sunduğunu belirterek şöyle devam etti: “Eğer bu büyüme potansiyeli gerçekleşirse, verimlilik önemli ölçüde artacak ve KOBİ’ler talebi daha iyi öngörebilecek, daha önce keşfedilmemiş pazarlara erişim sağlayacak. Dolayısıyla evet, faizler kısa vadede olumsuz bir güç, ancak gerçek bir büyüme potansiyelinden kaynaklanıyorsa durum o kadar da kötü olmayabilir.”

İş kaygısı ve devlet müdahalesi

Antras, işgücü piyasasına ilişkin derin endişelerini de dile getirdi. Önümüzdeki zorlukların çift yönlü ve ciddi olduğunu belirten Antras, Çin’in rekabeti ile yapay zekâ aracılığıyla otomasyonun işgücü üzerindeki etkisinin birleştiğini vurguladı. Antras, “İşgücünün geleceği konusunda ciddi endişelerim var; Çin’den gelen yoğun ihracat rekabeti, yapay zekâ ile işlerin otomatikleşmesiyle birleşirse, özellikle genç işçiler arasında ciddi işgücü piyasası sıkıntılarına yol açabilir” dedi.

Bu durumun piyasaya bırakılmaması gerektiğini söyleyen Antras, “Burada hükümet müdahalesine acil ihtiyaç var; bu müdahale, büyük mali kaynaklar ve yüksek düzeyde hazırlık gerektiriyor” dedi. Tek çözümün ‘verimlilik şartı’ olduğunu belirten Antras sözlerini şöyle noktaladı: “Yeni teknolojiler beklenen ölçüde verimliliği artırırsa, bu büyüme hükümetlere zarar görenleri telafi etmek ve insan kaynaklarını yeniden eğitmek için gerekli mali alanı sağlayacaktır. Başarı, kısa vadeli olumsuz etkileri yönetmek ile uzun vadeli stratejik kazançlara yatırım yapmak arasında hassas bir denge kurmakta yatıyor.”