İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Hamaney, Mahsa Amini adlı genç kadının ölümünden bahsetmezken kadınlar protesto gösterilerinin ön saflarındalar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
TT

İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı

İran'da Mahsa Amini adlı genç bir kadının zorunlu başörtüsü yasalarını uygulayan ahlak polisi (İrşad Devriyeleri) tarafından gözaltına alınmasından ölmesinin ardından başlayan rejim karşıtı protestolar devam ediyor. İranlılar, sıkı güvenlik önlemlerine rağmen beş gündür sokaklarda rejimi protesto ediyorlar. İran’daki protesto gösterileri sırasında en az 9 kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybederken gözaltına alınanların sayısı konusunda çelişkili bilgiler geliyor.
Gelişigüzel başlayan protestolar ülke geneline yayılırken, polis güçleri protestocuların şehirlerin merkezine ilerlemesi karşısında şiddeti artırdı. Protestolar sırasında çekilen görüntüler, güvenlik güçleri ve sivil giyimli unsurların protestoculara karşı gerçek mermi kullandıklarını belgeledi. Çevik kuvvet polisi de göstericileri dağıtmak için cop, av tüfeği ve biber gazı kullandı.
Geçtiğimiz hafta Tahran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü, 'uygunsuz' olarak nitelendirilen kıyafetlerle ilgili endişelere yol açarken ülkedeki özgürlükler ve yaptırımların ağırlığı altında ezilen ekonomisi dahil olmak üzere çeşitli meseleler halk arasında bir öfke patlamasına neden oldu.
Protestolar Çarşamba günü İran’ın başkentindeki Tahran Üniversitesi ve Zehra Üniversitesi'nde başladı. Sosyal medya sitelerinde paylaşılan videolarda, üniversitelerin güvelik görevlilerinin öğrencilerin sokağa inmelerini engellemeye çalıştığı görüldü. Dün yayınlanan bir diğer videoda Tahran’da yüzlerce kişinin ‘Diktatöre ölüm’ sloganları atarak yeniden toplandığı görüldü. Protesto gösterileri, salı akşamı, Tahran Üniversitesi'nin fakülte binalarından birkaç metre uzaklıktaki Fatimi Caddesi'ndeki Tahran Valiliği önünde yoğunlaştı. Tahran'da gece yarısına doğru paylaşılan video kayıtlarında trafik akışının durduğu görüldü.  Tahran Valisi yaptığı açıklamada, yetkililerin ‘daha önce ayaklanmalara katılmış olan ve 700'ünün polis, emniyet ve yargı kurumlarında ciddi kayıtları bulunan’ bin 800 kişinin tespit ettiğini belirtti.


Dün Kasım Süleymani'nin memleketi Kirman'daki pankartını yırtan İranlılar (Twitter)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Valisi Muhsin Mansuri, yabancı büyükelçilikleri protestolara dahil olmakla suçladı. Vali Mansuri, “Bazı büyükelçiliklerin ve yabancı misyonların protestolara müdahalesini gözlemledik. Dün gece (salı gecesi) Tahran’daki protesto gösterileri sırasında 3 farklı ülkenin vatandaşlarını gözaltına aldık” dedi.
Bir polis memuru öldürüldü
Çeşitli kaynaklarca açıklanan rakamlara göre beş gündür devam eden protesto gösterileri sırasında ölü sayısı en az 9'a yükseldi. İran'ın resmi haber ajansı IRNA, salı akşamı protesto gösterileri düzenlenen Şiraz kentinde bir polis memurunun öldürüldüğünü ve 4 polis memuru yaralandığını bildirdi.
IRNA’nın haberine göre protestocular ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada bir polis memuru öldü, 4 polis memuru yaralandı. IRNA’nın aktardığı Şiraz Kaymakamı Lütfullah Şeybani’nin açıklamasına göre Şiraz'da 15 gösterici gözaltına alındı.
İran'ın DMO’ya yakın yarı resmi haber ajansı Fars, Kirmanşah kenti savcısı Şehram Kerami, salı günü düzenlenen protesto gösterileri sırasında iki kişinin öldüğünü açıkladı. Savcı Kerami, yaptığı açıklamada, “Kirmanşah'ta dün (Salı günü) çıkan olaylarda maalesef iki kişi öldü. Bunu devrim karşıtı unsurların yaptığından eminiz. Çünkü kurbanların güvenlik güçlerinin kullanmadığı silahlarla öldürüldüğü tespit edildi” ifadelerini kullandı.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansından aktardığına göre Kürdistan Emniyet Müdürü Ali Azadi, protestolar sırasında bir kişinin daha hayatını kaybettiğini açıkladı. Salı günü, Kürdistan Valisi İsmail Zari Kuşa, ildeki protestolarda 3 kişinin öldürüldüğünü belirtirken ne zaman öldükleri ile ilgili herhangi bir detay vermekten kaçındı.
Salı akşamı, Kirman şehrinin merkezin bir genç kızın, Tahran'da bir protestocunun ve Kirmanşah şehrinde bir başka göstericinin öldürüldüğü görüntüler yayınlandı. Yetkililer Kürdistan ilinde 3 kişinin öldürüldüğünü söyleseler de yerel Hengaw İnsan Hakları Örgütü 5 kişinin öldüğünü belirtiyorlar. Savcılık ise protestolar sırasında göstericiler, güvenlik güçleri ve o sırada yoldan geçenlerin aralarında bulunduğu 25 kişinin yaralandığını açıkladı.


Dün Zehra Üniversitesi'nde sınıf arkadaşlarıyla başörtüsünü çıkarmış halde ayakta duran bir öğrenci

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran güvenlik güçlerinin Kirmanşah, Sakkas, Divandare, Dehlan, Urmiye ve Piranşehr şehirlerinde açtığı ateş sonucu en az 7 kişinin öldüğünü belirtti. Protestolar, cumartesi günü İran'ın Kürdistan ilinde düzenlenen Amini'nin cenaze töreni sırasında başladı ve ülkenin birçok yerinde halen devam ediyor. Güvenlik güçlerinin protestolara sert müdahalesi çatışmaların patlak vermesine neden oldu.
Gilan eyaleti polisi, ‘isyan olaylarına’ karışan 68 kişiyi gözaltına aldığını açıkladı. Polis tarafından yapılan açıklamada, isyan olayları devam etmesi halinde mevcut yasal araçların kullanacağı belirtildi. Açıklamada, protestolar sırasında yaşanan olaylarda 43 polis ve Besic unsurunun yaralandığı aktarıldı.  Öte yandan dün Amul şehrinin merkezinde protestocular, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan dev bir pankartı indirmek için büyük bir reklam panosuna tırmandı.  Salı akşamı İran'ın kuzeyindeki Sari şehrinde bir kişinin belediye binasının cephesine tırmanıp 1979 devriminden sonra Velayet-i Fakih sistemini kuran İran’ın ilk Dini Lideri Humeyni’nin resminin olduğu afişi yırttığı görülen bir video paylaşıldı.
Protesto gösterilerinin ön saflarında kadınlar var
Kadınlar protestolara yoğun bir şekilde katılırken birçoğu başörtülerini çıkarıp, sallıyor, yakıyorlar ve halk içinde saçlarını kesiyorlar. Yaş ortalaması 15 ile 40 arasında değişen protestocuların İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in resimlerini yırttığını videolar, sosyal medyada paylaşılıyor.
Zehra Üniversitesi'ndeki protestolar, kadınlara özel bir üniversite ve sert muhafazakar kanadın nüfuzu altındaki bilim merkezlerinden biri olması nedeniyle ender bir olay olarak nitelendirildi. Protestolar başkentin merkezindeki başta Valiasr Meydanı, Tahran Pazarı, İnkilab Caddesi ve Keşaverz Kavşağı olmak üzere kalabalık bölgelerde yoğunlaşırken protesto çemberi salı akşamı, Karkar Caddesi, Heft-i Tir Meydanı, Kerim Han Zend Meydanı ve başkentin batısındaki en büyük yeraltı metro istasyonlarından biri olarak bilinen Sadıkiye’yi kapsayacak şekilde genişledi.
Meşhed’de güvenlik güçleri kadın çalışmaları profesörü ve yazar Mansura Musevi'yi gözaltına aldı. Basında yer alan haberlere göre güvenlik güçleri, Musevi’nin dizüstü bilgisayarına ve bazı taslaklarına el koydu.
Sosyal medya sitelerinde büyük tepkiye yol açan videolardan biri de Meşhed şehrinde güvelik güçlerinin protestocuları kovalarken bir polis memurunun kadınlara saldırdığı görüntüler oldu.
Tesnim Haber Ajansı’nın güvenlik kaynaklarından aktardığına göre birkaç soğuk silahın(barut ya da diğer patlayıcı maddelerin kullanılması sonucu yangın yahut patlamaya neden olmayan bir silah çeşidi) yanı sıra bazı eylemcilerin üzerinde asit ele geçirildi. Kaynaklar, gözaltına alınan eylemcilerin üzerlerinden çıkan asiti kadınların yüzlerine atmayı planladıklarını belirttiler. İran'da daha önce başörtüsü takmadıkları bahanesiyle birkaç kadın asit saldırısına uğramıştı. O dönem İranlı yetkililer, saldırılardan ‘gafiller’ olarak nitelendirdiği kişileri sorumlu tuttular.
Dini Lider Hamaney ve Cumhurbaşkanı Reisi olaylar karşısında sessiz
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, çarşamba günü 1980-1988 İran-Irak savaşının yıldönümü münasebetiyle yaptığı 55 dakikalık konuşmasında, geçtiğimiz yıl su kıtlığı nedeniyle sokaklarda yaşanan çatışmalardan bu yana İran'da yaşanan en büyük huzursuzluklardan biri olan protestolara değinmedi.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de 77. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul görüşmelerinde yaptığı 38 dakikalık konuşmasında Mahsa Amini'nin ölümü ve geçtiğimiz cumartesi gününden bu yana İran'ı kasıp kavuran protesto gösterilerinden bahsetmedi.
Öte yandan Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, İran'da kadınlara yönelik sistematik şiddete karşı protestosunu BM kürsüsünde açıklayan ilk lider olurken İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly AFP'ye yaptığı açıklamada, “İranlı liderler, halkın, gittikleri yoldan memnun olmadığını anlamalı ve başka bir yola yönelmeliler” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da salı günü İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile yaptığı görüşmede konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Macron, gazetecilerin yönelttiği bir soru üzerine İran Cumhurbaşkanı’na Fransa’nın insan haklarını, özellikle kadın haklarını desteklediğini ve Mahsa Amini’nin ölümünün İran'ın güvenilirliği hakkında şüphe uyandırdığını söylediğini belirtti.
İran reform cephesi ise üstü kapalı olarak Hamaney’den 2009 yılındaki protesto gösterilerinde olduğu gibi sokağa dökülen İranlılarla yüzleşmekten kaçınmasını istedi. Reform Cephesi Sözcüsü Ali Şakuri Rad, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Hamaney’in ‘toplum içindeki gergin atmosfer göz önüne alındığında önemli olan bir konuşma yaptığını’ belirterek “Toplumda neler olup bittiğini ne düzeyde bildiğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Şakuri Rad, İran'da patlak veren ‘Yeşil Hareket’ protestoları karşısında Hamaney’in destekçilerinin sokaklara döküldüğü 30 Aralık 2009 yürüyüşüne atıfta bulunarak “Ancak yeni bir ‘9D’ yaratmayı düşünmemeliler. Şeffaflık ve güvenilirlik hayat kurtarır” yazdı.
Diğer taraftan İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi, Hamaney'e atfedilen ve Konsey Genel Sekreteri Ali Şemhani’ye protestoculara sert bir şekilde müdahale edilmesi emri verdiğine dair sızdırılan bir mektubun gerçekliğini reddetti. Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada, muhalif akımların ülkenin çeşitli şehirlerde düzenlenen protestoları ülkeyi kaosa sürüklemek için halkın duygularını istismar etmeye çalıştıkları söylendi.
Sert muhafazakar çizgideki Hamedan Milletvekili Ahmed Hüseyin Felahi, Yeşil Hareket protestolarının ilk günlerinde başından vurularak öldürülen Nida Ağa-Sultan adlı kadına atıfla Mahsa Amini'nin ölümünün yeni bir Nida Ağa-Sultan vakasına dönüşmesi için hazırlanmış bir senaryo olduğunu söyledi.



Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
TT

Trump ile Tahran arasında Hürmüz krizi derinleşiyor:  İran’ın direncini Çin ve Rusya mı güçlendiriyor?

ABD Başkanı Donald Trump (DPA)
ABD Başkanı Donald Trump (DPA)

İran’ın savaşı sona erdirmek ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak için şartlarını sertleştirmesinde birçok etkenin rol oynadığı açıkça görülüyor. Bu durum, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’ın son yanıtını reddetmesinin ardından Washington ile yürütülen müzakere sürecini açık bir çıkmaza sürükledi.

Analistlerin çoğu, yoğun Amerikan ve İsrail operasyonlarının İran’ı köşeye sıkıştıracağını ve rejimi daha fazla kayıp vermemek için uzlaşma masasına iteceğini tahmin ediyordu. Ne var ki, ateşkesin ardından yaşananlar bu mantıksal kurguyla uyuşmadı; Tahran, askeri baskıya rağmen geri adım atmak yerine direnci artırmayı seçti.

Tahran, taleplerini geri çekmek yerine ateşkesi, iç dengelerini yeniden düzenlemek için bir fırsata dönüştürmeye çalışıyor görüntüsü verdi. İran’ın bu yaklaşımında; karmaşık iç siyasi dengeler, Çin ve Rusya’dan aldığı dış destek ile Trump’ın müzakerelerde geniş kapsamlı bir zafer elde etmesinden çekinen bölgesel ve uluslararası aktörlerin tereddütlü tavrı etkili oluyor.

İç bölünmeler sertleşmeyi derinleştiriyor

İran yönetimini taviz vermeye zorlaması beklenen saldırıların, Tahran’daki karar alma mekanizmasında ters etki yaratmış olabileceği değerlendiriliyor.

Savaşı sona erdirecek tek merkezli bir karar mekanizması ortaya çıkmak yerine, rejim içinde farklı eğilimlerin öne çıktığı görülüyor. Bir kesim tam çöküşü önlemek isterken, diğer bir kesim herhangi bir uzlaşının teslimiyet görüntüsü vereceğinden endişe ediyor. Başka bir grup ise zamanın, küresel ekonominin ve ABD iç siyasetinin Washington’u şartlarını yumuşatmaya zorlayabileceğine inanıyor.

sdbgrtb
Aralık 2018'de Hürmüz Boğazı'nda İran Devrim Muhafızları'na ait devriye botlarının üzerinden uçan bir ABD helikopteri (Arşiv - AP)

Amerikan Girişim Enstitüsü araştırmacısı Michael Rubin, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, İran içinde farklı kanatlar arasında hakemlik yapabilecek bir iç otoritenin yokluğunun rejimin sertleşmesini artırdığını söyledi.

Rubin, “Geçmişte İran lideri, özellikle anlaşma yapılıp yapılmaması gibi zor konularda farklı fraksiyonlar arasında hakem rolü oynuyordu. Eğer Mücteba öldüyse artık bir hakem yok. Her grup, rakipleri tarafından zayıf veya hain olarak gösterilmemek için en sert ve en engelleyici pozisyonu almaya çalışacaktır” dedi.

Bu değerlendirme, Trump’ın da dikkat çektiği çelişkiyi açıklıyor. Trump, İranlıların sözlü olarak zenginleştirilmiş uranyum stokundan vazgeçmeyi kabul ettiklerini ancak yazılı yanıtta bunun yer almadığını söylemişti.

Ayrıca bu durum, Trump’ın İran yönetimindeki ayrışmayı tanımlamak için kullandığı “ılımlılar ve deliler” ifadesine de ışık tutuyor. Washington’un saldırıların Tahran’da birleşik bir karar doğuracağı yönündeki beklentisi, görünüşe göre iç siyasi hesaplarla karşılaştı. İran’da sertlik yanlısı bir tutum, siyasi açıdan uzlaşmadan daha az riskli görülüyor.

Hürmüz: Geçici bir baskı kartı

Hürmüz Boğazı İran’ın elindeki en önemli koz olmaya devam ediyor. Deniz trafiğinin aksaması, Tahran’a savaşın maliyetini enerji piyasalarından enflasyona, Asya’dan Avrupa’ya ve hatta ABD iç siyasetine kadar geniş bir alana yayma imkânı sağlıyor.

dfrgt
Dini lider Mücteba Hameney'in afişinin yer aldığı billboard(AP)

Bu nedenle İran, boğazın yeniden açılmasını yaptırımların hafifletilmesi ve deniz güvenliğinde rolünün tanınması gibi siyasi ve ekonomik şartlara bağlıyor.

Ancak bu kozun da sınırsız olmadığı belirtiliyor.

Demokrasileri Savunma Vakfı araştırmacısı Jonathan Schanzer, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada İran’ın gücünü olduğundan fazla gördüğünü savundu.

Schanzer, “İran rejiminin ateşkes ilanından bu yana tutumunu değiştirdiğini düşünmüyorum. Ancak savaşı sürdürmek hata olur. ABD sonunda ekonomik savaşla, askeri operasyonlarla ya da her ikisiyle üstünlüğü ele geçirecektir. Hürmüz şu an için İran’a belli bir avantaj sağlıyor ama enerji akışları yeniden düzenlenip bölgedeki diğer üreticiler devreye girdikçe bu durum değişecektir. Savaşı sürdürmek rejim açısından kaybedilmiş bir bahistir” dedi.

Bu yaklaşım, Washington’un karşı stratejisini de yansıtıyor. ABD ve müttefikleri, İran’ın savaşın maliyetini büyütmek için kullandığı zamanı enerji akışlarını yeniden yönlendirmek, üretimi artırmak ve Hürmüz’ün etkisini azaltmak için kullanmayı hedefliyor. Böylece İran’ın stratejik baskı aracı olarak kullandığı boğazın, uzun vadede rejimin kendi üzerinde yük oluşturabileceği değerlendiriliyor.

Çin ve Rusya faktörü

Tahran’ın sert tutumunun bir kısmı Çin ve Rusya’ya yönelik hesaplara dayanıyor.

Analistlere göre Pekin, İran’ın çökmesini ya da ABD’nin tam bir zafer elde ederek Asya’nın merkezinde ve batısında kendi şartlarını dayatmasını istemiyor.

Şarku’l Avsat’ın CNN’den aktardığı analize göre özellikle Çin’in Şandong eyaletindeki küçük rafinerilerden oluşan ağ, yaptırımlara rağmen İran petrolünü işlemeyi sürdürüyor. Bu durum İran ekonomisine milyarlarca dolar kazandırarak rejime ciddi baskı altında mali manevra alanı sağlıyor.

Ancak Çin’in desteği de belirli sınırlarla bağlı. Pekin, Körfez petrolüne büyük ölçüde bağımlı ve Hürmüz’ün uzun süre kapalı kalması Çin sanayisi ile tedarik zincirlerine zarar verebilir, Asya’daki ekonomik yavaşlamayı derinleştirebilir.

Bu nedenle Trump, İran dosyasını Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile ilişkiler açısından daha büyük bir testin parçası olarak görüyor: Çin, Tahran’ı uzlaşmaya mı zorlayacak yoksa krizi Washington’u müzakere masasında zayıflatmak için mi kullanacak?

Rusya ise savaşı, ABD’nin küresel maliyetlerini artırmak ve dikkatini diğer dosyalardan uzaklaştırmak için bir fırsat olarak görüyor. Ancak Moskova da Pekin gibi, Washington yeniden saldırı kararı alırsa İran’ı askeri ve ekonomik sonuçlardan tamamen koruyabilecek kapasiteye sahip değil.

Bu durum, “dost desteğinin” sınırlarını ortaya koyuyor. Bu destek İran’ın direncini uzatabiliyor ancak güç dengelerini kökten değiştirmeye yetmiyor.

Trump: Tırmanış ile benzin fiyatları arasında

Washington’da ise Trump’ın rahat bir pozisyonda olmadığı görülüyor.

Şarku’l Avsat’ın Axios’tan aktardığı habere göre Trump, müzakerelerin çıkmaza girmesinin ardından askeri operasyonların yeniden başlatılmasını görüşmek üzere ulusal güvenlik ekibiyle toplantı yaptı.

Trump, ateşkesin “yoğun bakım cihazlarına bağlı” olduğunu ve İran’ın nükleer silah sahibi olmasını engellemeye yönelik bir “planı” bulunduğunu söyledi.

Amerikalı yetkililer; Hürmüz’de gemilere eskort sağlanmasını öngören “Özgürlük Projesi”nin yeniden devreye sokulması ya da henüz vurulmayan askeri hedeflere yönelik bombardımanın yeniden başlaması gibi seçeneklerin değerlendirildiğini belirtti.

Ancak kararın zamanlaması oldukça karmaşık görünüyor. Trump’ın Çin ziyareti öncesinde büyük bir askeri karar alınması beklenmiyor. Bunun yanı sıra ABD iç siyaseti de ciddi baskı oluşturuyor.

Benzin fiyatları galon başına yaklaşık 4,52 dolara yükselirken, anketler ara seçimler yaklaşırken Trump’ın ekonomik performansına yönelik desteğin gerilediğini gösteriyor.

Bu nedenle Trump’ın federal benzin vergisini askıya alma seçeneğine açık olduğu belirtiliyor. Ancak böyle bir adım Kongre onayı gerektiriyor ve tüketicilere tam anlamıyla yansımayabileceği değerlendiriliyor.

Bu açıdan bakıldığında Tahran, savaşın artık yalnızca askeri değil aynı zamanda ABD içinde siyasi ve ekonomik bir mücadeleye dönüştüğüne inanıyor. Hürmüz Boğazı’nın kapalı kaldığı her gün, Amerikan tüketicisi üzerindeki baskıyı artırıyor ve Trump’ın rakiplerine “savaşın enflasyonu yükselttiği ve ekonomiyi zayıflattığı” yönünde eleştiri fırsatı veriyor.

Ancak İran’ın bu hesabı da ciddi riskler içeriyor. Trump, Tahran’ın Hürmüz ve seçimleri kendisine karşı baskı unsuru olarak kullandığına kanaat getirirse, iç baskının kararlarını sınırlamadığını göstermek amacıyla yeni bir saldırıya yönelebilir.

Brookings Enstitüsü araştırmacısı Michael O’Hanlon, Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada mevcut belirsizliği şu sözlerle özetledi:

“Her iki taraf da üstünlüğü ele geçirmeyi umuyor. Ancak şu an için kimin haklı olduğunu kimse bilmiyor.”

Sonuç olarak savaş, bombardımanın ötesinde çok daha karmaşık bir aşamaya girmiş durumda. Hürmüz Boğazı hâlâ denklemin merkezinde yer alıyor: Şimdilik İran’ın elindeki önemli bir baskı kartı, ancak Trump ateşkesin zaferini engelleyen bir örtüye dönüştüğüne karar verirse, bu durum hızla savaşın yeniden başlamasına yol açabilir.


Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
TT

Hegseth, İran savaşı nedeniyle ABD mühimmatında kriz olduğu iddialarını yalanladı

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)
ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda ifade verirken (Reuters)

ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth, İran savaşı nedeniyle Amerikan mühimmat stoklarında ciddi eksiklik yaşandığı yönündeki açıklamaları eleştirerek, Temsilciler Meclisi Tahsisatlar Alt Komitesi’nde düzenlenen oturumda “mühimmat meselesinin akıl dışı ve faydasız biçimde abartıldığını” söyledi. Hegseth, ABD’nin ihtiyaç duyduğu mühimmat açısından yeterli kapasiteye sahip olduğunu vurguladı.

Hegseth, Amerikan şirketlerinin bu alana yatırım yapmaya başladığını belirterek, “Yeni fabrikalar kuruluyor. Bu da önümüzdeki yıllarda mevcut mühimmat kapasitemizin iki, üç hatta dört katına çıkacağı anlamına geliyor. Çünkü bizim de müttefiklerimizin ve Yabancı Askeri Satış Programı kapsamındaki ortaklarımızın da buna ihtiyacı var. Geçmişte bu ihtiyacı yeterince karşılayamıyorduk” dedi.

ABD’nin bu konuda “iyi bir durumda” olduğunu ifade eden Hegseth, Pentagon’un gerekli gördüğü ihtiyaçlara ilişkin Kongre’ye yeni bir talep sunacağını da kaydetti.

“Her senaryo için hazır planlarımız var”

Milletvekillerinin İran savaşında bir sonraki adımın ne olacağına ilişkin sorularını yanıtlayan Hegseth, Pentagon’un çeşitli senaryolar için hazır planları bulunduğunu söyledi.

Hegseth, “Gerekirse tırmandırma planımız var, gerekirse yeniden konuşlanma planımız var, ayrıca varlık ve kabiliyetlerin taşınmasına yönelik planlarımız da mevcut” ifadelerini kullandı.

cv cfv
ABD Temsilciler Meclisi’nde, 12 Mayıs 2026 tarihinde Bütçe Ödenekleri Komitesi’nde savunma yetkililerinin katılımıyla bir oturum gerçekleştirildi (Reuters)

Görevin hassasiyetine dikkat çeken Hegseth, “Başkanın İran’ın asla nükleer silaha sahip olmamasını sağlama yönündeki taahhüdü çerçevesinde bir sonraki adımın ne olacağını doğal olarak açıklamayacağız” dedi.

ABD’nin çatışmanın her alanında üstünlük sağladığını savunan Hegseth, “Biz kazanıyoruz ve bu çatışmanın her aşamasında kazandık. İran da kabiliyetlerinde yaşanan büyük gerileme nedeniyle bunun farkında. Bu yüzden müzakere masasına oturmak istiyorlar. Bu sürecin nasıl sonuçlanacağı bizim ve Başkan Trump’ın şartlarına göre belirlenecek. Bunu gerçekleştirmek için gerekli tüm mühimmat ve kapasiteye sahibiz” dedi.

Savaşın maliyeti 29 milyar dolara yükseldi

Komite üyeleri ise Hegseth ile oturuma katılan Genelkurmay Başkanı Dan Caine’den, savaş için ek finansman talebinin bir an önce Kongre’ye sunulmasını istedi.

Pentagon’un yeni değerlendirmesine göre savaşın maliyetinin geçen hafta açıklanan 25 milyar dolardan 29 milyar dolara yükseldiği belirtildi.

sxvfdvb
Temsilciler Meclisi Bütçe Ödenekleri Alt Komitesi Başkanı Ken Calvert, 12 Mayıs 2026’da düzenlenen bir duruşmada (Reuters)

Komite Başkanı Ken Calvert, “Umarım kısa süre içinde ek finansman paketini görebiliriz. Mühimmat konusunun farkındayız, bu çatışmanın maliyetini biliyoruz ve devam eden operasyonun finansmanı için muhtemelen kullanmak zorunda kalacağımız diğer unsurların da maliyetini biliyoruz” dedi.

Calvert, ABD’nin karşı karşıya olduğu çok yönlü tehdit ortamına dikkat çekerek, “Dünya artık daha tehlikeli, daha karmaşık ve riskler açısından daha bağlantılı hale geldi. Çin ordusunu kaygı verici bir hız ve ölçekte modernize ediyor. Rusya saldırgan savaşını sürdürüyor. İran ve vekil güçleri ise ağır darbe almalarına rağmen hâlâ tehdit oluşturuyor” ifadelerini kullandı.

Tayvan, Ukrayna, NATO, İsrail ve Körfez’deki ABD ortaklarına yönelik tehditlerin “teorik kaygılar değil, ABD’nin güvenilirliği ve kararlılığı açısından bir sınav” olduğunu söyledi.

Demokratlardan Hegseth’e Tepki

Komitedeki Demokratların en kıdemli ismi Betty McCollum ise Hegseth’in daha önce İran savaşına karşı çıkanları “yenilgici” olarak nitelendirmesinden duyduğu hayal kırıklığını dile getirdi.

McCollum, savaş maliyetleri artarken Kongre’nin yönetimi sorgulamasının anayasal bir sorumluluk olduğunu belirterek, “Savunma Bakanlığı bize askeri hizmetler için yakıt maliyetinin varil başına 154 dolardan 195 dolara yükseldiğini bildirdi. Bu da yakıt için daha fazla ödeme yaptığımız ve eğitim ile tatbikatlar için daha az kaynak kaldığı anlamına geliyor” dedi.

fdvfdv
ABD Genelkurmay Başkanları Kurulu Başkanı Dan Caine, 12 Mayıs 2026’da Kongre’de düzenlenen bir oturumda (AFP)

McCollum, savunma yetkililerinden Kongre’ye; görev yapan askeri personel sayısı, operasyonel faaliyetler, konuşlandırılmış gemilerin ek bakım maliyetleri, kullanılan mühimmat, kaybedilen veya modernizasyon gerektiren ekipmanlar ile yakıt giderlerine ilişkin ayrıntılı bilgi sunmalarını istedi.

Bu bilgilerin en geç 11 Haziran’a kadar teslim edilmesi talep edilirken, ayrıca savaş nedeniyle ABD tesislerinde oluşan zararların karşılanması için gereken finansmanın boyutuna ve ABD’nin bölgesel müttefikleriyle yeni tesisler veya Merkez Kuvvetler Komutanlığı kapsamındaki iyileştirmeler konusunda herhangi bir anlaşma yapılıp yapılmadığına dair bilgi verilmesi çağrısında bulunuldu.


Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
TT

Avrupa’dan Hürmüz Planı: Londra ve Paris askeri hazırlıkları hızlandırdı

İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)
İran Devrim Muhafızları’na ait bir savaş botu, Aralık ayında Hürmüz Boğazı’nda İran’ın güneyinde gerçekleştirilen askeri tatbikat sırasında (Arşiv fotoğrafı – AP)

Hürmüz Boğazı’nda deniz güvenliğini sağlamak amacıyla çok uluslu bir güç oluşturulmasını destekleyen Fransa ve İngiltere, artık ittifaka katılan her ülkenin söz konusu görev için fiilen ne katkı sağlayacağını netleştirmenin zamanı geldiği görüşünde.

İngiltere Savunma Bakanlığı, 22-23 Nisan tarihlerinde İngiltere Daimi Müşterek Karargâhı’nda düzenlenen toplantıların, “ulusal vizyonların çok uluslu bir plan çerçevesinde birleştirilmesi açısından kritik” olduğunu açıkladı. Bakanlık, salı günkü toplantının ise “farklı kıtalardan 44 ülkenin askeri planlamacıları tarafından son haftalarda kaydedilen büyük ilerlemeye” dayandığını belirtti.

İngiltere Savunma Bakanı John Healey pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Birleşik Krallık bu çok uluslu savunma görevine liderlik edecek. Diplomatik anlaşmaları askeri planlara dönüştürecek ve Hürmüz Boğazı’ndaki deniz taşımacılığına güveni yeniden tesis edeceğiz. Görevimiz yalnızca konuşmakla kalmayıp harekete geçmeye hazır olduğumuzu göstermektir” dedi.

frgb
Hürmüz Boğazı’nda 8 Mayıs 2026 tarihinde gemiler (Reuters)

Paris ve Londra’nın “örnek teşkil etmek” amacıyla harekete geçerek, Fransız uçak gemisi “Charles de Gaulle” ve ona eşlik eden savaş gemilerini Kızıldeniz üzerinden bölgeye sevk ettiği belirtiliyor. Paris’te dolaşan bilgilere göre gemi, Cibuti’deki Fransız deniz üssünde durdu.

Londra yönetimi ise “İngiltere’nin en gelişmiş savaş gemilerinden biri” olarak tanımlanan HMS Dragon destroyerini boğaza yakın sulara yönlendirdi. Ancak geminin mevcut konumu açıklanmadı.

Uygun an bekleniyor

İki Avrupa başkenti, çok uluslu güce katkı sağlayacak ülkelerin “şartlar oluşur oluşmaz” göreve başlayabilecek şekilde hazır tutulmasını öngören “önceden konuşlanma” stratejisi doğrultusunda hareket ediyor.

Fransız cumhurbaşkanlığı kaynaklarına göre plan, “özellikle Doğu Akdeniz’de hâlihazırda bulunan deniz unsurlarından en iyi şekilde yararlanmak ve boğazdaki deniz trafiğinin yeniden başlamasına ilişkin şartların netleşmesini beklemek” üzerine kurulu.

sxdv
Fransız uçak gemisi Charles de Gaulle (uçak gemisi) ve ona eşlik eden savaş gemileri, Hürmüz Boğazı yakınlarındaki sularda görev yapmak üzere ilerlerken Süveyş Kanalı’ndan geçiyor (AFP)

Élysée Sarayı’na göre Fransa, çoğunluğu Kıbrıs açıklarında Doğu Akdeniz’de bulunan, ayrıca Körfez bölgesinde konuşlu 8 fırkateyn ile 2 çıkarma ve komuta gemisi olmak üzere toplam 10 gemi sevk etti. Fransız çevreleri, “önceden askeri konuşlanmanın önemine” dikkat çekerek bunun doğru yönetilmesinin de hayati olduğunu vurguluyor.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Keir Starmer ve Almanya Başbakanı Friedrich Merz dahil birçok Batılı liderin açıklamalarına göre çok uluslu gücün temel özellikleri tarafsız, barışçıl ve bölgedeki Amerikan güçlerinden tamamen ayrı olması.

Macron ayrıca, bu gücün İran’la eşgüdüm içinde hareket edeceğini defalarca dile getirerek, operasyonun başlamasının Tahran’ın kabulüne bağlı olduğunu vurguladı.

Fransız Cumhurbaşkanlığı çevreleri, ABD’nin de bu girişimi kabul etmesinin gerekli olduğunu belirtiyor. Bu da pratikte Washington ile Tahran arasında savaşı sona erdirecek bir anlaşmanın yapılması, kırılgan ateşkesin kalıcı hale gelmesi ya da çatışmaların ciddi şekilde azalması gibi şartların oluşmasını gerektiriyor.

Aşılması zor engeller

Ancak mevcut tablo, görevin önümüzdeki günler veya haftalarda başlamasının zor olduğunu gösteriyor. Bunun için en az beş temel unsurun oluşması gerektiği belirtilirken, ilk iki unsur doğrudan çatışan taraflarla bağlantılı görülüyor.

Bir yandan ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a son önerilerini değerlendirmesi için süre tanıyarak uzattığı ateşkesin son derece kırılgan olduğu ifade ediliyor. Trump pazartesi günü yaptığı çeşitli açıklamalarda yeniden askeri seçeneğe başvurabileceği tehdidinde bulundu.

Tahran ise Washington’un ya kendi yanıtını kabul etmesi ya da reddetmesi gerektiğini belirterek artık ek taviz verme alanının kalmadığını açıkladı.

Böylesi bir ortamda, çok uluslu güce katkı sunmayı düşünen ülkelerin sonucu belirsiz ve kendilerini doğrudan çatışmanın tarafı haline getirebilecek bir misyona katılmalarının zor olduğu değerlendiriliyor.

İkinci unsur ise taraflar arasında barış müzakerelerine dair somut bir ufkun bulunmaması. Paris’teki Avrupalı diplomatik kaynaklara göre ABD ve İran heyetlerinin yeniden doğrudan ya da dolaylı müzakerelere başlaması ihtimali giderek zayıflıyor. Pakistan arabuluculuğunun çıkmaza girdiği belirtilirken, Hürmüz Boğazı’nın kapanmasından büyük zarar görecek olan Çin’in olası arabuluculuğu tek umut olarak görülüyor. Çünkü Çin’in petrol ithalatının yaklaşık yüzde 40’ı bu boğazdan geçiyor.

Hürmüz’de iki ayrı görev tartışması

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmak amacıyla hazırladığı Özgürlük Projesi’nin başarısız olmasının ardından Avrupalılar, bunun kendi girişimlerinin önünü açtığını düşünüyor.

Ancak Başkan Trump pazartesi günü Özgürlük Projesi’ni daha büyük bir askeri güçle yeniden devreye sokma tehdidinde bulundu. Trump daha önce planın yalnızca 36 saat sonra askıya alınmasını Körfez ülkelerinin girişimleri ve İran’la müzakerelerdeki ilerlemeyle gerekçelendirmişti.

Trump’ın açıklamalarının gözdağı mı yoksa gerçek bir plan mı olduğu netlik kazanmazken, projenin yeniden gündeme gelmesi Paris, Londra ve onlarla iş birliği yapan Avrupa, Asya, Körfez ve Afrika ülkelerini rahatsız ediyor.

Çünkü Hürmüz’de güvenli geçişi sağlamak amacıyla iki rakip askeri misyonun aynı anda bulunmasının pratikte ciddi sorunlar yaratacağı değerlendiriliyor. Bu nedenle Avrupalılar ve ortaklarının, ABD-İran ilişkilerinin nasıl şekilleneceğini beklemek zorunda kalabileceği belirtiliyor.

İran ve ABD’nin Çekinceleri

Sorunlar bununla da sınırlı değil. İran, boğazda yabancı askeri güç bulunmasına açık şekilde karşı çıkıyor. İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Fransa ve İngiltere’ye ait savaş gemilerinin veya “başka ülkelerin gemilerinin” Hürmüz’e yaklaşması halinde “kesin bir karşılık verileceği” uyarısında bulundu.

Garibabadi, X platformunda yaptığı paylaşımda, “Savaşta da barışta da bu boğazın güvenliğini yalnızca İran İslam Cumhuriyeti sağlayabilir. Hiçbir ülkenin bu alana müdahale etmesine izin vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

Bu nedenle Macron, İran’a güvence vermek amacıyla çok uluslu görevin Tahran’la koordinasyon içinde yürütüleceğini ve Fransa’nın asla boğaza asker konuşlandırmayı düşünmediğini söyledi. Ancak Macron aynı zamanda girişimin temel ilkelerinin; boğaza herhangi bir tarafça abluka uygulanmasına karşı çıkmak ve geçişlerden ücret alınmasını reddetmek olduğunu da vurguladı.

Fransa ayrıca İran’ın boğaz üzerindeki baskısını kaldırması karşılığında, İran gemilerinin de serbest dolaşım hakkına kavuşmasını; başka bir ifadeyle ABD’nin İran limanlarına yönelik baskısının sona ermesini öneriyor.

Çok uluslu misyona mesafeli duran yalnızca İran değil. Washington yönetimi de girişime sıcak bakmıyor. ABD, Avrupalılar, NATO üyeleri ve Avustralya ile Japonya gibi ülkelerin son savaşta Washington’a destek vermemesinden rahatsızlık duyuyor.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile İngiliz mevkidaşı arasında pazartesi günü yapılan telefon görüşmesinde Avrupa’nın öncülük ettiği görev de ele alındı. Rubio’nun ve Başkan Trump’ın bu misyona mesafeli olduğu biliniyor.

Trump daha önce, her şey bittikten sonra böyle bir gücün oluşturulmasının mantıklı görünmediğini söylemiş, ancak sonunda yine de bazı faydaları olabileceğini ifade etmişti.