İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Hamaney, Mahsa Amini adlı genç kadının ölümünden bahsetmezken kadınlar protesto gösterilerinin ön saflarındalar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
TT

İranlılar, protestolarda çok sayıda kurban verilmesine rağmen güvenlik güçlerine meydan okumaya devam ediyorlar

Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı
Dün Tahran’ın merkezindeki bir caddede protestocular tarafından yer yer ateş yakıldı

İran'da Mahsa Amini adlı genç bir kadının zorunlu başörtüsü yasalarını uygulayan ahlak polisi (İrşad Devriyeleri) tarafından gözaltına alınmasından ölmesinin ardından başlayan rejim karşıtı protestolar devam ediyor. İranlılar, sıkı güvenlik önlemlerine rağmen beş gündür sokaklarda rejimi protesto ediyorlar. İran’daki protesto gösterileri sırasında en az 9 kişi güvenlik güçlerinin açtığı ateş sonucu hayatını kaybederken gözaltına alınanların sayısı konusunda çelişkili bilgiler geliyor.
Gelişigüzel başlayan protestolar ülke geneline yayılırken, polis güçleri protestocuların şehirlerin merkezine ilerlemesi karşısında şiddeti artırdı. Protestolar sırasında çekilen görüntüler, güvenlik güçleri ve sivil giyimli unsurların protestoculara karşı gerçek mermi kullandıklarını belgeledi. Çevik kuvvet polisi de göstericileri dağıtmak için cop, av tüfeği ve biber gazı kullandı.
Geçtiğimiz hafta Tahran’da ahlak polisi tarafından gözaltına alınan 22 yaşındaki Mahsa Amini’nin ölümü, 'uygunsuz' olarak nitelendirilen kıyafetlerle ilgili endişelere yol açarken ülkedeki özgürlükler ve yaptırımların ağırlığı altında ezilen ekonomisi dahil olmak üzere çeşitli meseleler halk arasında bir öfke patlamasına neden oldu.
Protestolar Çarşamba günü İran’ın başkentindeki Tahran Üniversitesi ve Zehra Üniversitesi'nde başladı. Sosyal medya sitelerinde paylaşılan videolarda, üniversitelerin güvelik görevlilerinin öğrencilerin sokağa inmelerini engellemeye çalıştığı görüldü. Dün yayınlanan bir diğer videoda Tahran’da yüzlerce kişinin ‘Diktatöre ölüm’ sloganları atarak yeniden toplandığı görüldü. Protesto gösterileri, salı akşamı, Tahran Üniversitesi'nin fakülte binalarından birkaç metre uzaklıktaki Fatimi Caddesi'ndeki Tahran Valiliği önünde yoğunlaştı. Tahran'da gece yarısına doğru paylaşılan video kayıtlarında trafik akışının durduğu görüldü.  Tahran Valisi yaptığı açıklamada, yetkililerin ‘daha önce ayaklanmalara katılmış olan ve 700'ünün polis, emniyet ve yargı kurumlarında ciddi kayıtları bulunan’ bin 800 kişinin tespit ettiğini belirtti.


Dün Kasım Süleymani'nin memleketi Kirman'daki pankartını yırtan İranlılar (Twitter)

İran Devrim Muhafızları Ordusu’na (DMO) yakın Tesnim Haber Ajansı’na konuşan Tahran Valisi Muhsin Mansuri, yabancı büyükelçilikleri protestolara dahil olmakla suçladı. Vali Mansuri, “Bazı büyükelçiliklerin ve yabancı misyonların protestolara müdahalesini gözlemledik. Dün gece (salı gecesi) Tahran’daki protesto gösterileri sırasında 3 farklı ülkenin vatandaşlarını gözaltına aldık” dedi.
Bir polis memuru öldürüldü
Çeşitli kaynaklarca açıklanan rakamlara göre beş gündür devam eden protesto gösterileri sırasında ölü sayısı en az 9'a yükseldi. İran'ın resmi haber ajansı IRNA, salı akşamı protesto gösterileri düzenlenen Şiraz kentinde bir polis memurunun öldürüldüğünü ve 4 polis memuru yaralandığını bildirdi.
IRNA’nın haberine göre protestocular ile güvenlik güçleri arasında çıkan çatışmada bir polis memuru öldü, 4 polis memuru yaralandı. IRNA’nın aktardığı Şiraz Kaymakamı Lütfullah Şeybani’nin açıklamasına göre Şiraz'da 15 gösterici gözaltına alındı.
İran'ın DMO’ya yakın yarı resmi haber ajansı Fars, Kirmanşah kenti savcısı Şehram Kerami, salı günü düzenlenen protesto gösterileri sırasında iki kişinin öldüğünü açıkladı. Savcı Kerami, yaptığı açıklamada, “Kirmanşah'ta dün (Salı günü) çıkan olaylarda maalesef iki kişi öldü. Bunu devrim karşıtı unsurların yaptığından eminiz. Çünkü kurbanların güvenlik güçlerinin kullanmadığı silahlarla öldürüldüğü tespit edildi” ifadelerini kullandı.
Fransız Haber Ajansı’nın (AFP) DMO'ya yakın Tesnim Haber Ajansından aktardığına göre Kürdistan Emniyet Müdürü Ali Azadi, protestolar sırasında bir kişinin daha hayatını kaybettiğini açıkladı. Salı günü, Kürdistan Valisi İsmail Zari Kuşa, ildeki protestolarda 3 kişinin öldürüldüğünü belirtirken ne zaman öldükleri ile ilgili herhangi bir detay vermekten kaçındı.
Salı akşamı, Kirman şehrinin merkezin bir genç kızın, Tahran'da bir protestocunun ve Kirmanşah şehrinde bir başka göstericinin öldürüldüğü görüntüler yayınlandı. Yetkililer Kürdistan ilinde 3 kişinin öldürüldüğünü söyleseler de yerel Hengaw İnsan Hakları Örgütü 5 kişinin öldüğünü belirtiyorlar. Savcılık ise protestolar sırasında göstericiler, güvenlik güçleri ve o sırada yoldan geçenlerin aralarında bulunduğu 25 kişinin yaralandığını açıkladı.


Dün Zehra Üniversitesi'nde sınıf arkadaşlarıyla başörtüsünü çıkarmış halde ayakta duran bir öğrenci

Hengaw İnsan Hakları Örgütü, İran güvenlik güçlerinin Kirmanşah, Sakkas, Divandare, Dehlan, Urmiye ve Piranşehr şehirlerinde açtığı ateş sonucu en az 7 kişinin öldüğünü belirtti. Protestolar, cumartesi günü İran'ın Kürdistan ilinde düzenlenen Amini'nin cenaze töreni sırasında başladı ve ülkenin birçok yerinde halen devam ediyor. Güvenlik güçlerinin protestolara sert müdahalesi çatışmaların patlak vermesine neden oldu.
Gilan eyaleti polisi, ‘isyan olaylarına’ karışan 68 kişiyi gözaltına aldığını açıkladı. Polis tarafından yapılan açıklamada, isyan olayları devam etmesi halinde mevcut yasal araçların kullanacağı belirtildi. Açıklamada, protestolar sırasında yaşanan olaylarda 43 polis ve Besic unsurunun yaralandığı aktarıldı.  Öte yandan dün Amul şehrinin merkezinde protestocular, İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney'in resmini taşıyan dev bir pankartı indirmek için büyük bir reklam panosuna tırmandı.  Salı akşamı İran'ın kuzeyindeki Sari şehrinde bir kişinin belediye binasının cephesine tırmanıp 1979 devriminden sonra Velayet-i Fakih sistemini kuran İran’ın ilk Dini Lideri Humeyni’nin resminin olduğu afişi yırttığı görülen bir video paylaşıldı.
Protesto gösterilerinin ön saflarında kadınlar var
Kadınlar protestolara yoğun bir şekilde katılırken birçoğu başörtülerini çıkarıp, sallıyor, yakıyorlar ve halk içinde saçlarını kesiyorlar. Yaş ortalaması 15 ile 40 arasında değişen protestocuların İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney’in resimlerini yırttığını videolar, sosyal medyada paylaşılıyor.
Zehra Üniversitesi'ndeki protestolar, kadınlara özel bir üniversite ve sert muhafazakar kanadın nüfuzu altındaki bilim merkezlerinden biri olması nedeniyle ender bir olay olarak nitelendirildi. Protestolar başkentin merkezindeki başta Valiasr Meydanı, Tahran Pazarı, İnkilab Caddesi ve Keşaverz Kavşağı olmak üzere kalabalık bölgelerde yoğunlaşırken protesto çemberi salı akşamı, Karkar Caddesi, Heft-i Tir Meydanı, Kerim Han Zend Meydanı ve başkentin batısındaki en büyük yeraltı metro istasyonlarından biri olarak bilinen Sadıkiye’yi kapsayacak şekilde genişledi.
Meşhed’de güvenlik güçleri kadın çalışmaları profesörü ve yazar Mansura Musevi'yi gözaltına aldı. Basında yer alan haberlere göre güvenlik güçleri, Musevi’nin dizüstü bilgisayarına ve bazı taslaklarına el koydu.
Sosyal medya sitelerinde büyük tepkiye yol açan videolardan biri de Meşhed şehrinde güvelik güçlerinin protestocuları kovalarken bir polis memurunun kadınlara saldırdığı görüntüler oldu.
Tesnim Haber Ajansı’nın güvenlik kaynaklarından aktardığına göre birkaç soğuk silahın(barut ya da diğer patlayıcı maddelerin kullanılması sonucu yangın yahut patlamaya neden olmayan bir silah çeşidi) yanı sıra bazı eylemcilerin üzerinde asit ele geçirildi. Kaynaklar, gözaltına alınan eylemcilerin üzerlerinden çıkan asiti kadınların yüzlerine atmayı planladıklarını belirttiler. İran'da daha önce başörtüsü takmadıkları bahanesiyle birkaç kadın asit saldırısına uğramıştı. O dönem İranlı yetkililer, saldırılardan ‘gafiller’ olarak nitelendirdiği kişileri sorumlu tuttular.
Dini Lider Hamaney ve Cumhurbaşkanı Reisi olaylar karşısında sessiz
İran’ın Dini Lideri Ali Hamaney, çarşamba günü 1980-1988 İran-Irak savaşının yıldönümü münasebetiyle yaptığı 55 dakikalık konuşmasında, geçtiğimiz yıl su kıtlığı nedeniyle sokaklarda yaşanan çatışmalardan bu yana İran'da yaşanan en büyük huzursuzluklardan biri olan protestolara değinmedi.
İran Cumhurbaşkanı İbrahim Reisi de 77. Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurul görüşmelerinde yaptığı 38 dakikalık konuşmasında Mahsa Amini'nin ölümü ve geçtiğimiz cumartesi gününden bu yana İran'ı kasıp kavuran protesto gösterilerinden bahsetmedi.
Öte yandan Şili Devlet Başkanı Gabriel Boric, İran'da kadınlara yönelik sistematik şiddete karşı protestosunu BM kürsüsünde açıklayan ilk lider olurken İngiltere Dışişleri Bakanı James Cleverly AFP'ye yaptığı açıklamada, “İranlı liderler, halkın, gittikleri yoldan memnun olmadığını anlamalı ve başka bir yola yönelmeliler” dedi.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron da salı günü İranlı mevkidaşı İbrahim Reisi ile yaptığı görüşmede konuyu gündeme getirdiğini söyledi. Macron, gazetecilerin yönelttiği bir soru üzerine İran Cumhurbaşkanı’na Fransa’nın insan haklarını, özellikle kadın haklarını desteklediğini ve Mahsa Amini’nin ölümünün İran'ın güvenilirliği hakkında şüphe uyandırdığını söylediğini belirtti.
İran reform cephesi ise üstü kapalı olarak Hamaney’den 2009 yılındaki protesto gösterilerinde olduğu gibi sokağa dökülen İranlılarla yüzleşmekten kaçınmasını istedi. Reform Cephesi Sözcüsü Ali Şakuri Rad, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, Hamaney’in ‘toplum içindeki gergin atmosfer göz önüne alındığında önemli olan bir konuşma yaptığını’ belirterek “Toplumda neler olup bittiğini ne düzeyde bildiğini bilmiyorum” ifadelerini kullandı. Şakuri Rad, İran'da patlak veren ‘Yeşil Hareket’ protestoları karşısında Hamaney’in destekçilerinin sokaklara döküldüğü 30 Aralık 2009 yürüyüşüne atıfta bulunarak “Ancak yeni bir ‘9D’ yaratmayı düşünmemeliler. Şeffaflık ve güvenilirlik hayat kurtarır” yazdı.
Diğer taraftan İran Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi, Hamaney'e atfedilen ve Konsey Genel Sekreteri Ali Şemhani’ye protestoculara sert bir şekilde müdahale edilmesi emri verdiğine dair sızdırılan bir mektubun gerçekliğini reddetti. Ulusal Yüksek Güvenlik Konseyi’nden yapılan açıklamada, muhalif akımların ülkenin çeşitli şehirlerde düzenlenen protestoları ülkeyi kaosa sürüklemek için halkın duygularını istismar etmeye çalıştıkları söylendi.
Sert muhafazakar çizgideki Hamedan Milletvekili Ahmed Hüseyin Felahi, Yeşil Hareket protestolarının ilk günlerinde başından vurularak öldürülen Nida Ağa-Sultan adlı kadına atıfla Mahsa Amini'nin ölümünün yeni bir Nida Ağa-Sultan vakasına dönüşmesi için hazırlanmış bir senaryo olduğunu söyledi.



İran'da yönetimin geleceğine ve Körfez üzerindeki yansımalarına dair üç senaryo

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters
TT

İran'da yönetimin geleceğine ve Körfez üzerindeki yansımalarına dair üç senaryo

Fotoğraf: Reuters
Fotoğraf: Reuters

Muhammed eş-Şehrani

Bölgenin siyasi ve askeri gerilimde benzeri görülmemiş bir yükseliş yaşadığı, ABD-İsrail'in İran'a karşı bir askeri saldırı olasılığının arttığı ve İran’ın buna doğrudan yanıt verme tehdidiyle çatışmayı daha geniş bir bölgesel çatışmaya dönüştürebileceği dönemde, Tahran'da yönetimin geleceği ve bunun Körfez güvenliği ve Ortadoğu'nun istikrarı üzerindeki yansımaları hakkında sorular artıyor.

Bu bağlamda, bir dizi siyasi analist yaptıkları açıklamalarda, krizin artık yalnızca askeri bir saldırı olasılığıyla ilgili olmadığını, bunun yerine İran siyasi sisteminin gelecek dönemdeki şekliyle ve hayatta kalma, geçiş veya çöküş için olası üç senaryoyla, her bir sürecin geniş bölgesel ve uluslararası yankılarıyla ilgili olduğunu vurguladı.

Kesişen siyasi analizler, İran rejiminin artık içeriden kuşatıldığına ve ideolojik yapısının açıkça aşındığına, bunun da boğucu ekonomik krizler, hızlanan enflasyon ve artan baskı şeklinde yansıdığına ve bunun artan dış baskılarla eş zamanlı olarak geldiğine işaret ediyor.

Buna karşılık bölgenin, halklarının arzu etmediği bir çatışmanın eşiğinde olduğuna dair Körfez uyarıları artıyor. Çözümün, Ortadoğu'yu daha fazla kaos ve istikrarsızlıktan kurtarmak için akılcılığa öncelik vermekte, diyalog ve müzakerelere geri dönmekte yattığı belirtiliyor.

Stratejik tehlikeler ve bölgesel yansımalar

Bahreynli siyasi Uzman Ahmed el-Huzai, mevcut değerlendirmelerin ABD-İsrail'in İran'a karşı askeri bir harekat düzenleme olasılığının devam ettiğini gösterdiğini, ancak bunun yüksek düzeyde stratejik riskler içerdiğini belirtti. İsrail'in alarm seviyesini en üst düzeye çıkardığını, Tahran'ın ise bir saldırı olması durumunda bölgedeki ABD üslerini ve İsrail'in kendisini hedef alarak doğrudan karşılık vermeye hazır olduğunu açıkladığını ifade etti. Bu faktörlerin, herhangi bir askeri seçeneği, İran sınırlarının ötesine uzanarak Ortadoğu'daki tüm güvenlik dengesini kapsayabilecek geniş bölgesel yansımalarla dolu hale getirdiğini vurguladı.

Harekatın gerçekleşmesinin bölgesel istikrar için son derece tehlikeli sonuçlara yol açabileceğini, çünkü İran’ın, ABD ve İsrail üslerini meşru hedefler olarak değerlendireceğini ifade etti. Bunun da Körfez ile Ortadoğu'nun diğer bölgelerine uzanabilecek kapsamlı bir çatışmaya kapı açacağını açıkça belirtti

Askeri grilimin artmasının diplomatik çözüm şansını baltalayacağına ve İran'daki iç protestoları yoğunlaştıracağına, ayrıca Hürmüz Boğazı'nda seyrüseferi tehdit edeceği için küresel enerji fiyatlarındaki artışın temsil ettiği ekonomik yansımalara yol açacağına da işaret etti. Ancak eğer bir harekattan kaçınılırsa, bölge sürekli bir gerilim ve hazırlık durumunda kalacak ve açık çatışmaya kaymayı önleyebilecek sınırlı bir diplomasi penceresi açık kalacaktır.

İran'ın geleceğine dair senaryolar

Huzai, ABD'nin İran'a saldırıp saldırmamasına bakılmaksızın temel sorunun, önümüzdeki dönemde İran'daki yönetimin biçimi olduğunu belirtti. Bilhassa İran'ın ve genel olarak bölgenin geleceğini anlamak için üç ana senaryo olduğunu ifade etti.

Hamaney liderliğindeki İran rejiminin halkla doğrudan çatışma seçeneğinde ilerlemesi durumunda, bunun günlük yaşamın eşi benzeri görülmemiş bir şekilde militarizasyonu anlamına geleceğini, büyük şehirlerin vatandaşlar ve güvenlik güçleri arasında savaş alanlarına dönüşebileceğini belirtti. Bu kapsamlı baskıya dayalı yönetim tarzının, devlet ile toplum arasındaki güveni aşındıracağını ve ülkenin düşük yoğunluklu iç savaşa benzeyen sürekli bir şiddet sarmalına sürüklenme olasılığını artıracağı değerlendirmesinde bulundu.

Devrim Muhafızları ve milislere aşırı güvenmenin, askeri ve güvenlik kurumları arasında bir rekabet ortamı yaratabileceğine, rejimin bütünlüğünü zayıflatabileceğine ve kontrol edilmesi zor iç bölünmelere karşı savunmasız hale getirebileceğine dikkat çekti.

Bahreynli siyasi analist, bu senaryonun devam etmesinin, istikrarsızlık nedeniyle üretimi ve yatırımları etkileyeceğinden ekonomik ve geçim krizlerini daha da kötüleştireceğini, protestoların omurgasını oluşturan orta ve alt sınıflar üzerindeki baskıyı artıracağını söyledi. Bu durumun hayal kırıklığı ve umutsuzluk duygularını körükleyeceğini ve gençlerin büyük bir bölümünü, örgütlü muhalefet hareketlerine katılarak veya göç ederek daha radikal alternatifler aramaya itebileceğini belirtti.

Ayrıca, Hamaney rejiminin ayakta kalmasıyla birlikte artan baskının, büyük güçler için zorlu bir sınav olacağını da ifade etti. Bazı Batı ülkeleri ilave yaptırımlar uygulamaya ve rejimi siyasi olarak izole etmeye çalışacakken, Rusya ve Çin gibi diğer güçler, Batı nüfuzuna karşı koymada stratejik bir ortak olarak rejime desteklerini güçlendirebilirler. Huzai, bu ayrışmanın diplomatik sahneyi karmaşıklaştıracağını ve İran'ı küresel güçler arasında dolaylı bir çatışma arenası haline getireceğini hem içten hem de dıştan kuşatılmış bir ülke yapacağını söyledi.

İkinci senaryoya ilişkin olarak, Huzai, İran rejiminin Hamaney'siz kalması durumunda, liderlik geçişinin ülkenin dini ve siyasi kurumlarının dayanıklılığı için bir test olacağını ifade etti. Uzmanlar Meclisi'nin bu sürecin merkezinde yer alacağını, ancak Devrim Muhafızları'nın etkisinin de bir sonraki aşamayı şekillendirmede çok önemli olmaya devam edeceğini belirtti.

Dini kurum ile askeri güç arasındaki bu dengenin, bir yanda muhafazakâr ve sertlik yanlısı gruplar, diğer yanda reformistler veya pragmatistler arasında iç çatışmalara yol açabileceği gibi, kolektif veya uzlaşmaya dayalı bir liderliğin ortaya çıkmasını da sağlayabileceğine dikkat çekti. Bu çatışmaların, rejimin katı yaklaşımını sürdürüp sürdürmeyeceğini veya halkın öfkesini hafifletmeyi amaçlayan sınırlı bir açılıma doğru ilerleyip ilerlemeyeceğini belirleyeceğini söyledi.

Huzai, Hamaney'in yokluğunun halk tarafından siyasi ve sosyal reform taleplerini yeniden canlandırmak için bir fırsat olarak yorumlanabileceğini belirtti. Ancak, değişimin sadece yeni yüzlerle aynı otoritenin yeniden üretilmesinden ibaret kaldığının ortaya çıkması halinde, bunun güven kaybını derinleştireceğini ve daha organize bir biçimde protestoların yeniden canlanmasına yol açacağını öngördü.

Huzai, üçüncü senaryonun, İran rejiminin çöküşü ile birlikte etnik ve mezhepsel çeşitlilik üzerindeki kontrolünün omurgasını oluşturan merkezi devlet kurumlarının dağılmasını içerdiğini düşünüyor. Bu dağılmanın, birleşik bir vizyondan yoksun, yerel bileşenlerin kendi bölgelerinde otorite kurmak için mücadele etmesiyle birlikte, yaygın bir siyasi ve güvenlik boşluğuna yol açabileceğini, bunun da milliyetçi veya mezhepsel özelliklere sahip yarı özerk oluşumların ortaya çıkmasına kapı açacağını ifade etti.

Ekonomik yansımaların son derece ciddi olacağını, petrol ve doğalgaz üretimi ve ihracatının doğrudan etkileneceğini ve Ahvaz (Arabistan) gibi bölgelerin, bölgesel ve uluslararası enerji çatışmasının odak noktası haline gelebileceğini vurguladı. Belucistan'ın ayrılmasının Pakistan için bir güvenlik ikilemi yaratacağına, bu arada İran Azerbaycanı'nın Azerbaycan Cumhuriyeti ile birleşmesi ile İran Kürdistan'ının daha geniş Kürt projesine entegre edilmesinin geniş çaplı bölgesel gerilimlere yol açabileceğine dikkat çekti. İran rejiminin devrilmesinin, eğer gerçekleşirse sadece içsel bir olaydan ibaret kalmayacağı, Ortadoğu'nun siyasi ve ekonomik haritasını yeniden çizebilecek kapsamlı bir bölgesel kriz olacağını kaydetti.

İran rejimi, dışarıdan kuşatılmadan önce içeriden kuşatılmış durumda

Kuveytli siyasi analist ve Körfez meseleleri araştırmacısı Muhammed Rumeyhi ise İran politikasının “kaydırma politikası” olarak bilinen, yani baskı yoğunlaştığında taktiksel esneklik gösterme politikasına dayandığını öne süren bazı Arap analizlerinin, uzmanlar için artık ikna edici olmadığını belirtti. İran rejiminin bugün dışarıdan kuşatılmadan önce içeriden kuşatılmış olduğunu ve kendi yıkımının tohumlarını kendi yapısında taşıdığını vurguladı.

Rumeyhi, halkların ideolojiden ziyade sosyoloji tarafından yönetildiğini açıklayarak, kalıcı rejimlerin, gözden geçirme, hesap verebilirlik ve değişime uyum mekanizmalarına sahip rejimler olduğunu belirtti. Bunların, kendisini mutlak doğru gören ve liderliğinin ilahi olarak yetkili kılınmış olduğuna inanan teokratik bir siyasi rejimde eksik olduğunu, bu nedenle herhangi bir gözden geçirme veya taviz vermenin son derece zor olduğunu ifade etti.

Yine Velayet-i Fakih teorisinin pratikte aşındığını ve İran halkına hizmet sunma veya fayda sağlama konusundaki iflasının, kontrolden çıkmış enflasyon, para biriminin değerindeki keskin düşüş ve baskıcı yönetimin genişlemesiyle birlikte ortaya çıktığını söyledi. İran halkının sokaklara dökülmesinin, mutlaka askeri olmayan dış baskılarla birlikte, rejimin çöküşüne yol açabileceğine dikkat çekti.

Rumeyhi rejimin çöküşüne dair korkulara ilişkin olarak, bu kaygıları önceki rejimlerin devrilişinden önce dile getirilenlere benzeterek, halkların kendi liderlerini üretebileceğini ve İran'ın alternatif bir lider üretebilecek nitelikte bir sosyal ve siyasi sınıfa sahip olduğunu vurguladı.

Bölgedeki istikrarsızlığın temelinin, bu rejimin iç baskı ve Irak, Lübnan, Yemen ve hatta Suriye'de devlet kurma çalışmalarını engelleme politikalarından kaynaklandığını ifade etti. Rejimin varlığını sürdürmesinin daha fazla vahşete yol açacağı ve ilahi yardımın yanında olduğu iddiasında bulunacağı, bunun da bölge için en tehlikeli senaryo olan yayılmacı politikalarını genişletmesi anlamına geleceği konusunda uyardı.

Bölge tehlikeli bir çatışmanın eşiğinde ve tek seçenek diyalog

Öte yandan, Ummanlı yazar ve siyasi analist Ahmed bin Salim Batmira, bölgedeki durumun son derece kritik aşamadan geçtiğini ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin ve halklarının arzu etmediği bir çatışmaya doğru ilerlediğini söyledi. Bölgedeki tüm ülkeler için felaket sonuçlar doğuracağı göz önüne alındığında, bilge kişilerin olası bir savaşı durdurmak için harekete geçeceği umudunu dile getirdi.

Batmira, mevcut aşamanın, özellikle de bu yılın, Venezuela'da yaşananlar, Ukrayna'daki savaşın devam etmesi, İsrail'in Gazze, Batı Şeria ve Lübnan'da gerilimi artıran uygulamaları ve Suriye'ye yönelik müdahalelerinin devam etmesi, ayrıca Şarm el-Şeyh konferansının sonuçlarının uygulanmaması gibi uluslararası ve bölgesel krizlerin iç içe gelmesi nedeniyle, bölge ve dünya için en zorlu dönemlerden biri olacağını açıkladı.

Ortadoğu'yu başlangıcının ve sonunun tahmin edilmesinin zor olduğu belirsiz bir dönemin beklediğini belirtti. İsrail müdahaleleri gölgesinde Suriye'deki durumun endişe verici olduğunu, aynı şekilde Lübnan'da devam eden gerilimin, yoğun medya kampanyaları ve İran'ı hedef alan Amerikan askeri hazırlıklarıyla aynı eş zamanlı olarak geldiğini kaydetti. Tüm bunların bölgenin güvenliği ve istikrarı üzerinde doğrudan etkileri olacağını, İsrail'in ise bilhassa uluslararası hukuku ihlal eden Somaliland bölgesini tanıma kararının ardından, artan emelleri göz önüne alındığında, bu yüksek tansiyondan en çok fayda sağlayan ülke olacağını vurguladı.

Ummanlı siyasetçi, çözümün müzakere masasına dönüş ve ABD ile İran arasında nükleer sorunu çözmek için ciddi bir diyalogda yattığına inanıyor. Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı analize göre caydırıcılık ve güç dilinin çözüm olmadığını vurgulayan Batmira, yıkımın, siyasi, ekonomik ve sosyal istikrarsızlığın etkilerinden hâlâ muzdarip olan Irak ve Libya'da olduğu gibi, bir ülkede başlayıp diğer ülkelere yayılan geçmiş senaryoların tekrarlanmaması konusunda uyarıda bulundu.

Batmira, tüm tarafların “zarar yok, zarar gören yok” ilkesini destekleyen anlamlı bir diyaloğa girmesinin gerekliliğini vurgulayarak, bölgede güvenlik ve barışın hakim olmasını umduğunu ifade etti. Ayrıca İran'ı, potansiyel bir Amerikan müdahalesini uygulamaya geçmeden önce önleyebilecek Arap ve İslami öneri ve görüşlere yanıt vermeye çağırdı.

İran üzerindeki artan uluslararası baskı

Iraklı siyasi analist Raad Haşim, mevcut durumun iniş çıkışları ve her iki tarafın da durumu daha kompleks hale getirecek kartlara sahip olması nedeniyle, bir tarafta İran diğer tarafta Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail arasında bir çatışmanın sonuçlarını ve olasılıklarını tahmin etmenin son derece zor olduğunu belirtti.

Olayların, İran'a yönelik baskıyı kademeli olarak artırmaya doğru ilerlediğini, bunun amacının, İran'ı öncelikle nükleer programının kısıtlanması, balistik füze programının sınırlandırılması ve menzillerinin belirlenmesi, ayrıca bölgedeki milislere verilen desteğin durdurulması ve rejimin politikalarına karşı çıkan protestoculara yönelik şiddetin sona erdirilmesi gibi çözülmemiş konularla ilgili uluslararası talepleri kabul etmeye zorlamak olduğunu açıkladı.

İran'ın bu talepleri kabul etmemesinin daha sert yaptırımlara yol açacağını belirten Haşim, özellikle ABD ve İsrail'in savunma ve önleme kapasitelerini güçlendirmeleri göz önüne alındığında, uluslararası iradeye karşı gelmeye devam etmenin, nihayetinde hayati önem taşıyan güç merkezlerini hedef alan silahlı bir mücadeleye yol açabileceği konusunda uyardı.

Amerikan caydırıcılık planının hesaplanmış ve kontrollü parametreler dahilinde gerilimi artırmasının muhtemel olduğunu, ancak bu yaklaşımın İran'ın “kolunu bükme” politikasını reddetmesi ve Tahran'ın “denklik temelinde” muamele görme isteğiyle çatışabileceğini, İran'ın kartları yeniden karmayı gerektirse bile meseleleri seçici olmadan eş zamanlı olarak çözmekte ısrar ettiğini açıkladı.

Son olarak, uyarı süresinin sona ermesinin İran'a artık erteleme veya çözümleri geciktirme konusunda fazla alan bırakmadığını belirtti. Amerikan yönetiminin, acil ve gecikmesiz bir şekilde çözülmesi gereken meseleleri çözmek için esnek veya ağırdan alan bir yaklaşımı benimsemeyi artık kabul edilemez bulduğunu kaydetti.


Trump, Minneapolis protestolarının ardından İsyan Yasası'nı devreye sokmakla tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
TT

Trump, Minneapolis protestolarının ardından İsyan Yasası'nı devreye sokmakla tehdit etti

ABD Başkanı Donald Trump (AFP)
ABD Başkanı Donald Trump (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump, İsyan Yasası’nı yürürlüğe sokmakla tehdit etti. Söz konusu yasa, acil durumlarda ordunun ülkede düzeni sağlamak için görevlendirilmesine izin veriyor. Trump, bu adımı, Minnesota eyalet yetkililerinin Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı (ICE) personeline yönelik saldırıları durdurmaması halinde atacağını belirtti.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda, “Minnesota’daki yozlaşmış siyasetçiler yasaya uymaz ve profesyonel kışkırtıcılar ile isyancılar ICE personeline saldırmayı sürdürürse, İsyan Yasası’nı devreye sokacağım” ifadesini kullandı. Geçtiğimiz hafta bir ICE çalışanı bir kadını öldürmüş ve olay geniş çaplı protestoların fitilini ateşlemişti.

Trump, özellikle Ulusal Muhafızlar gibi yedek askeri güçleri kendi güvenliği açısından risk olarak gördüğü durumlarda kullanmasıyla ilgili olumsuz mahkeme kararlarının ardından, son aylarda bu adımı defalarca gündeme getirdi, ancak şimdiye kadar uygulamaya geçirmedi.

18. ve 19. yüzyıldan kalma yasaları kapsayan İsyan Yasası, federal hükümete ‘ABD içindeki hukukun uygulanması için orduyu kullanma yetkisi’ tanıyan bir acil durum mekanizması olarak öne çıkıyor.

su7ı8
ABD Gümrük ve Sınır Muhafaza Birimi (CBP) görevlileri, Minnesota eyaletinin Minneapolis kentinde protestocularla karşı karşıya geldi. (Reuters)

Söz konusu yasa, ordunun ABD vatandaşlarına karşı kullanılmasını yasaklayan Posse Comitatus Yasası’nı devre dışı bırakma yetkisi de tanıyor.

İsyan Yasası, en son 1992 yılında Başkan George H. W. Bush tarafından yürürlüğe konmuştu. O dönemde, California Valisi’nin talebi üzerine Los Angeles’ta, bir yıl önce siyahi sürücü Rodney King’e uygulanan polis şiddeti sonrası beraat eden iki polis nedeniyle yaşanan eşine az rastlanır isyanları bastırmak amacıyla kullanılmıştı.

7 Ocak’ta, 37 yaşındaki Amerikalı kadın Renee Nicole Good, Minneapolis’te aracında ICE personelinin yürüttüğü bir operasyonu engelleme protestosu sırasında vurularak hayatını kaybetti. Operasyon, şehirde geniş çaplı gözaltılar yapmak üzere çok sayıda federal ajan konuşlandırılarak gerçekleştirilmişti.

Bu olay, kuzey ABD’nin bu büyük şehrinde bir dizi protestoya ve federal kolluk kuvvetleri ile gerginliğe yol açtı.

Geçen hafta Demokrat yerel yetkililer, Trump yönetimini sert şekilde eleştirerek, söz konusu federal ajanların şehirden geri çekilmesini talep etti.

adfrgty
Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt, Minneapolis'te tahrip edilmiş bir ABD Göçmenlik ve Gümrük Muhafaza Ajansı (ICE) aracının fotoğrafını gösteriyor. (Reuters)

Süregelen gerginlikler sırasında, çarşamba gecesi Minneapolis’te bir ICE görevlisi, Venezuelalı bir erkeği bacağından vurdu. Olay, protestocular ile polis arasında yeni çatışmalara yol açtı.

Dün öğleden sonra, şehirde federal bir bina yakınında polis ile protestocular arasında bir başka gergin karşılaşma yaşandı; ancak önceki günkü çatışmalar kadar şiddetli değildi.

Trump’ın en yakın danışmanlarından biri olan Stephen Miller, Fox News kanalına yaptığı açıklamada, Demokrat milletvekillerini federal polise karşı ‘kasten şiddetli bir isyanı kışkırtmakla’ suçladı.

Beyaz Saray Sözcüsü Karoline Leavitt de muhalefetin ‘nefret dolu söylemlerini’ kınadı ve bazı medya kuruluşlarını ‘iş birliği yapmakla’ itham etti.


Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
TT

Barak: ABD, Suriye’deki tüm taraflarla yakın temas hâlinde

ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)
ABD’nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Thomas Barak, 22 Temmuz’da Beyrut’ta Reuters’a verdiği röportajdan bir kare (Reuters)

ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barak, cuma günü yaptığı açıklamada, Şam yönetimine bağlı güçler ile Kürtlerin öncülüğündeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) arasında yaşanan son çatışmaların ardından, Washington’un ülkedeki tüm taraflarla yakın temasını sürdürdüğünü bildirdi.

Barak, sosyal medya platformu X’te yaptığı paylaşımda, ABD’nin Suriye’de tansiyonu düşürmek, gerilimin tırmanmasını önlemek ve Suriye hükümeti ile SDG arasında yeniden müzakere sürecine dönülmesini sağlamak için 24 saat esasına göre çalıştığını ifade etti.

Kuzeydoğu Suriye’nin geniş kesimlerini kontrol eden SDG, 10 Mart’ta Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara ile bir anlaşma imzalamış ve buna göre sivil ve askerî tüm kurumlarını yıl sonuna kadar devlet kurumlarıyla birleştirmeyi kabul etmişti. Ancak tarafların, anlaşmanın uygulanması konusunda şu ana kadar kayda değer bir ilerleme sağlayamadığı belirtiliyor.