BM görüşmeleri çoklu diplomasiyi geri getirdi

BM görüşmeleri, Soğuk Savaşı, Kruşçev'in ayakkabısını, Arafat'ın zeytin dalını ve Che Guevara'nın purolarını hatırlattı

Lavrov, Cumartesi günü BM Genel Kurul'a hitap ettikten sonra kürsüden ayrılırken (Reuters)
Lavrov, Cumartesi günü BM Genel Kurul'a hitap ettikten sonra kürsüden ayrılırken (Reuters)
TT

BM görüşmeleri çoklu diplomasiyi geri getirdi

Lavrov, Cumartesi günü BM Genel Kurul'a hitap ettikten sonra kürsüden ayrılırken (Reuters)
Lavrov, Cumartesi günü BM Genel Kurul'a hitap ettikten sonra kürsüden ayrılırken (Reuters)

New York'un Manhattan bölgesinde düzenlenen 77. Birleşmiş Milletler Genel Kurul görüşmeleri Kovid-19 salgını sırasında askıya alınan bir gelenek olan en üst düzeyde çok taraflı diplomasiyi canlandırdı. Uzun bir aranın ardından çevrimiçi toplantılar yerine bireysel ve yüz yüze görüşmeler yapılabildi.
BM’nin 1945 yılında kurulmasından sonra 1950’li yılların başlarında ünlü binasına taşınmasından bu yana Büyük Salonu'nun kubbesi altındaki yeşil mermer fon önünde dünya liderlerinin ve üst düzey yetkililerin yaptıkları konuşmalar geri döndü. Ancak gerek fısıltılar halinde, gerek çok sayıda platformda, birçok salonda ve koridorda gerekse Doğu Nehri kıyısındaki teras ve gül bahçesinde yapılan yürüyüşlerde bireysel çok taraflı diplomasiye dönüş BM’nin 193 üyesinin temsilcileri arasında çeşitli düzeylerde büyüyen uçurumu kapatamadı.
Rusya'nın Ukrayna'yı işgali bu yıl ki BM Genel Kurul görüşmelerinin ana gündem maddesi oldu. Bu gelişme, İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra BM’nin üzerine kurulduğu ilkeleri ve Soğuk Savaş döneminin Sovyetler Birliği'nin önderlik ettiği sosyalist doğu kanadı, ABD ve Bağlantısızlar Hareketi'nde kimliğini bulan diğer ülkeler tarafından yönetilen batı kanadı, gelişmiş sanayi ülkeleri karşısında gelişmekte olan ve yoksul ülkeler gibi farklı zaman dilimlerinde hafızalara kazınan görüntüleri dünyaya hatırlattı.
Küba Füze Krizi henüz zirvesindeyken, dönemin Sovyetler Birliği Başbakan Nikita Kruşçev BM kürsüne çıkarken Küba lideri Fidel Castro ve küresel üne sahip savaşçı Ernesto Che Guevara, ‘emperyalizmin evine’ purolarını tüttürerek geldiler. Nelson Mandela, Güney Afrika'daki apartheid rejiminin hapishanesinden çıkıp devlet başkanı olarak BM’ye geldi. Filistin lideri Yaser Arafat, bir eline zeytin dalı (gerçek), diğer eline silah (mecazen) alıp BM kürsüsünden İsrail'i barışı seçmeye çağırdı.

Kruşçev’un, 12 Ekim 1960 tarihinde BM kürsüsünde konuştuğu sırada (Getty Images)

Batı’ya doğru birleşme
BM’nin 77. Genel Kurul görüşmelerinde böyle sahneler yoktu, ama görüşmeler, ‘uluslararası toplumun’ şu anda kritik bir dönemle karşı karşıya olduğunu hiçbir şüpheye yer bırakmayacak şekilde gösterdi.
Şarku’l Avsat’ın görüştüğü birçok diplomat, ABD, İngiltere, Fransa ve diğer Avrupa ve Avrupa dışı ülkeler tarafından temsil edilen bir kesim ile Ukrayna'da ‘özel askeri operasyon’ olarak adlandırdığı savaşta Rusya ve ona sadık bir avuç ülke tarafından temsil edilen diğer kesim arasında giderek genişleyen uçurumun gölgesinde dünyanın yavaş yavaş Doğu ve Batı olarak bölünüp bölünmediğini merak ediyor. Rusya'nın Ukrayna’da yürüttüğü savaşa resmi olarak desteğini açıklamayan Çin’in de, ABD ve ‘doğudan gelen ejderhadan’ korkan diğerlerinin başını çektiği Batı ile arasında bocalayan sorunları var. Birçok ülke ise tek kutuplu dünyanın giderek sona ermeye başladığını kabul ediyor. Çok kutuplu bir dünyayı savunuyorlar ve tarafsız kalmaya çalışıyorlar.
ABD Başkanı Joe Biden, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, İngiltere Başbakanı Liz Truss ve Almanya Başbakanı Olaf Scholz gibi Batılı liderlerin Doğu’nun iki lideri Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in yokluğunda ‘uluslararası hukuku’ ve ‘ilkelere dayalı uluslararası düzeni’ savunmak için BM Genel Kurulu’na bizzat gelmeleri oldukça sembolikti. Bazıları, Putin’in çarlık hırsları meselesi olarak adını tarihe yazdırmaya çalıştığını düşünürken bazıları da Şi’nin Mao Zedong zamanından beri tüm selefleriyle rekabet ettiğine inandığı düşünüyor. Aynı durum, ‘laik Türkiye’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk sembolü ile şahsi bir rekabete giren’ Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın ‘sultanlık hayali’ için de geçerli. Hindistan Başbakanı Narendra Modi ve Güney Afrika Devlet Başkanı Cyril Ramaphosa gibi diğer liderler de BM Genel Kurul görüşmelerine katılmamayı seçti.

Arafat, 13 Kasım 1974 tarihinde Genel Kurul’da ‘zeytin dalı ve silah’ konuşmasını yaparken (Getty Images)

Başka bir vadide
Ukrayna, BM Genel Kurul görüşmelerinde şimdiye kadar ki en geniş alanı kapsayan gündem maddesi oldu. Putin'in yokluğu, çok net bir tablo ortaya koyamazken Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov'un Genel Kurul kürsüsünde, BM Güvenlik Konseyi'nde (BMGK) ve düzenlediği basın toplantılarında yaptığı konuşmalar ve açıklamalar, birçok dünya liderinin ve üst düzey yetkilinin konuşmalarından ne kadar uzak olduğunu göstermeye yetti. Hatta bazıları onu, diğer yetkililerin Ukrayna hakkında konuştuklarından uzak bir vadide bağırıyor gibi gördüler.
Nijerya Devlet Başkanı Muhammed Buhari gibi birkaç lider, dünyayı Avrupa'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana gördüğü en büyük askeri çatışma olarak nitelendirilen Ukrayna’daki savaş nedeniyle diğer meseleleri unutmamaya çağırdı. Ancak savaşı ya da gıda, yakıt ve gübre piyasalarındaki bozulmayı tartışmak için orada değildi. Savaşın, BM Genel Kurul görüşmelerinde her yıl ortaya çıkan kronik sorunları ele almayı zorlaştırmasının kendisini üzdüğünü belirten Buhari, eşitsizlik, nükleer silahsızlanma, Filistin-İsrail çatışması ve Myanmar'dan kaçarak Bangladeş'te yıllardır bilinmezlik içinde yaşayan bir milyondan fazla Rohingya Müslümanları gibi söz konusu kronik sorunlardan birkaçını dile getirdi.

Anlaşmazlıklar ve diğer sorunlar
Bu konu, BM Genel Kurul görüşmelerinin başlamasının arifesinde ülkesinin Ukrayna'daki savaşın sonuçlarından ziyade iklim değişikliği, gıda güvensizliği, sağlık ve diğer konularla mücadeleye odaklanmayı amaçladığını açıklayan ABD'nin Birleşmiş Milletler (BM) Daimi Temsilcisi Linda Thomas-Greenfield, Birleşmiş Milletler daimi temsilcisi Linda Thomas Greenfield için bile bir endişe kaynağıydı. Thomas-Greenfield, yaptığı açıklamada, “Diğer ülkeler, biz Ukrayna'ya odaklanırken dünyadaki diğer krizlerin gidişatına dikkat etmediğimize dair endişelerini dile getirdiler” dedi. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken de bu açıklamadan günler sonra düzenlenen BMGK toplantısında, Rusya’nın Ukrayna’yı işgalinin BM’yi diğer önemli meseleler üzerinde çalışmaktan alıkoyduğundan şikayet etti.
Rusya Devlet Başkanı Putin’in üstü kapalı olarak yaptığı nükleer tehditler ve askeri seferberlik ilan etmesi gibi üzere Ukrayna savaşını ana gündem maddesi haline getiren birçok faktör var. Bu yüzden Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, ‘savaş karşısında yorgunluk göstermemeleri gerektiğini’ vurguladı. Ancak Afrika'ya yaptığı son seyahatin, Batı'nın diğer çatışmalarla nasıl başa çıkacağını düşünmesine neden olduğunu belirten Duda, “Suriye, Libya ve Yemen trajedilerinde de eşit derecede kararlı mıydık? Batı, Kongo ve Afrika Kıtası’ndaki savaşlardan sonra olağan işlerine geri dönmedi mi? Ukrayna'nın işgalini kınarken, Sahel bölgesini istikrarsızlaştırmaya çalışan ve Afrika'daki diğer birçok ülkeyi tehdit eden paralı askerlere karşı mücadeleye eşit ölçüde ağırlık veriyor muyuz?” ifadelerini kullandı.
Güney Afrika Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Naledi Pandor ise şunları söyledi:
“Ukraynalılara ne olduğu konusunda ne kadar endişeliysek Filistin halkının başına gelenlerle de o kadar ilgilenmeliyiz. Benim ülkeme göre karşılaştığımız en büyük küresel zorluklar; yoksulluk, eşitsizlik, işsizlik, ihmal edilme ve dışlanma duygusu.”

Önleyici diplomasi
BM Genel Kurul’da birçok kişi, Ukrayna savaşına odaklanırken, Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro konuşma süresini, kapitalizmi, tüketimciliği ve ABD liderliğindeki uyuşturucu savaşını eleştirmeye adadı. Rusya ile ülkesi yakın ilişkiler içinde olan Kırgızistan Devlet Başkanı Sadır Caparov, Tacikistan ile olan sınır anlaşmazlığı hakkında konuştu. Ürdün Kralı 2. Abdullah, savaşın Ürdün'deki ve dünyadaki gıda sepeti üzerindeki etkilerine değindikten sonra sürdürülebilir ekonomik büyüme, Suriyeli mülteciler ve Filistin-İsrail çatışmasından bahsetti. BM Genel Kurul görüşmelerine katılan Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Farhan bin Abdullah ise önleyici diplomasinin benimsenmesi ve sorunların ortaya çıkmasının beklenmemesi gerektiğini vurguladı.



İsrail muhalefet lideri: İran ile ateşkes ‘siyasi bir felaket’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025’te Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025’te Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. (DPA)
TT

İsrail muhalefet lideri: İran ile ateşkes ‘siyasi bir felaket’

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025’te Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 7 Nisan 2025’te Beyaz Saray’daki Oval Ofis’te ABD Başkanı Donald Trump ile bir araya geldi. (DPA)

İsrail muhalefet lideri Yair Lapid, İran ile yapılan ateşkes anlaşmasını sert sözlerle eleştirerek, bunu ‘eşi benzeri görülmemiş bir siyasi felaket’ olarak nitelendirdi ve Başbakan Binyamin Netanyahu’yu savaşın hedeflerine ulaşamamakla suçladı.

Lapid, X platformu üzerinden yaptığı açıklamada, “Tarihimizde böyle bir siyasi felaket yaşanmadı. Ulusal güvenliğimizin özüne ilişkin kararlar alınırken İsrail müzakere masasına bile yaklaşamadı. Ordu kendisinden istenen her şeyi yerine getirdi, kamuoyu olağanüstü bir direnç gösterdi; ancak Netanyahu siyasi ve stratejik olarak başarısız oldu ve kendi koyduğu hedeflerin hiçbirine ulaşamadı” ifadelerini kullandı.

İsrail Başbakanlık Ofisi bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını desteklediğini, ancak bu ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını duyurdu.

Washington ile Tahran, Trump’ın İran’a yönelik operasyonlar için verdiği sürenin dolmasına yalnızca bir saat kala, iki haftalık ateşkes konusunda anlaşmaya vardı. Tahran, bu süre boyunca Hürmüz Boğazı’nda güvenli deniz ulaşımını garanti edeceğini açıkladı ve bu zaman diliminin ABD ile yapılacak görüşmeler yoluyla savaşı sona erdirmek için kullanılacağını belirtti. Müzakerelerin cuma günü Pakistan’da başlaması planlanıyor.

İsrail Başbakanlık Ofisi’nden yapılan açıklamada, “İsrail, Başkan Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı derhal açması ve bölge ülkelerine yönelik tüm saldırıları durdurması şartıyla desteklemektedir” denildi. Açıklamada ayrıca, “İsrail, İran’ın ABD, İsrail, İran’ın Arap komşuları ve dünya için nükleer, füze ya da terör tehdidi oluşturmamasını sağlama yönündeki Amerikan çabalarını da desteklemektedir” ifadesine yer verildi.

Ancak açıklamada, anlaşmanın ‘Lübnan’ı kapsamadığı’ vurgulandı. Bu ifade, ateşkesin sağlanmasında arabuluculuk rolü üstlenen Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’in daha önce yaptığı ve ateşkesin ‘Lübnan dahil her yeri kapsadığını’ belirten açıklamasıyla çelişti. Ortadoğu’daki savaş, İran destekli Hizbullah’ın İsrail’e roket atmasının ardından 2 Mart’ta Lübnan’a sıçradı. İsrail buna geniş çaplı hava saldırıları ve Güney Lübnan’a kara operasyonlarıyla karşılık verdi. Lübnan Sağlık Bakanlığı’na göre, savaşın başlamasından bu yana İsrail saldırılarında bin 500’den fazla kişi hayatını kaybetti.


İran savaşı: Trump'ın büyük kumarı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
TT

İran savaşı: Trump'ın büyük kumarı

ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)
ABD Başkanı Donald Trump, Beyaz Saray'dan İran ile savaşa ilişkin açıklama yapıyor(AP)

Brian Katulis

ABD Başkanı Donald Trump, savaşın başlangıçta belirlediği zaman dilimini aşmasının ardından İran üzerindeki baskıyı artırdı. Trump, iktidardaki rejimin kalıntıları, hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması da dahil olmak üzere bir dizi talebi yerine getirmediği takdirde, “İran'ı bir gecede yok edebileceğini” belirtti ve ülkenin köprülerini ve enerji santrallerini yerle bir etmekle tehdit etti.

Bu yazının yazıldığı sırada, ABD-İsrail ortak askeri harekatının daha fazla tırmandırma ve yıkıma doğru mu gittiği, yoksa diplomatik bir çözüm fırsatının her zamankinden daha yakın mı olduğu belirsizliğini koruyordu. Her iki durumda da, İran ile savaş, Trump'ın ikinci döneminin en tehlikeli siyasi kumarı olmaya devam ediyor ki bu kumar, çatışmanın başlamasından bu yana iç siyasi birikimini önemli ölçüde tüketti.

Mevcut ABD Başkanı, kendisini alışılmadık ve istediği sonuçlara ulaşmak için alışılmadık yaklaşımlar benimseyen bir lider olarak göstermeye önem veriyor. Ancak, İran savaşı ve bunun ABD ekonomisi üzerindeki olumsuz etkileri nedeniyle kendisine yönelik siyasi desteğin azalması ve tabanının parçalanması, başkanlığının geri kalanını tehlikeye atabilir ve hatta partisinin iktidardaki hakimiyetini sarsabilir. Trump'ın geçen hafta sonu tehditler içeren küfürlü bir sosyal medya paylaşımı da dahil olmak üzere kamuoyuna yaptığı açıklamaların, kendinden emin ve tutarlı bir sesten ziyade umutsuz bir sesi yansıtıyor gibi görünmesinin nedeni de bu olabilir.

İşte bu yüzden İran ile savaşın bir sonraki aşaması, gündeme getirdiği son derece hassas stratejik sorularla birlikte olağanüstü bir önem kazanıyor: İran'da iktidarın dizginlerini kim elinde tutacak? Bu, Ortadoğu'nun geleceği için ne anlama geliyor? Ve bu gelişmeler, daha geniş ölçekte jeopolitik ve jeoekonomik sahneyi nasıl yeniden şekillendirebilir?

İran savaşı, Trump'ın ülke içindeki kırılgan siyasi konumunu daha da kötüleştiriyor

Amerikalıların onda altısından fazlası Trump'ın halihazırda görevdeki performansını onaylamıyor, hatta bazı anketler, savaşın son haftalarında onaylamama oranının üçte ikiye yaklaştığını gösteriyor. İkinci döneminin bu aşamasında, Trump'ın Amerikan kamuoyu nezdindeki itibarı, ilk dönemine göre daha zayıf görünüyor. Ayrıca, seleflerinden üçünün (Joe Biden, Barack Obama ve George W. Bush) ilk dönemlerinin benzer aşamalarında sahip oldukları konuma kıyasla daha kırılgan bir konumda görünüyor.

Trump yönetimi, son olarak gelecek mali yıla ilişkin bütçe teklifini sundu ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmenler arasında geniş destek gören sosyal güvenlik ağı programları yerine askeri harcamalara öncelik verdi

 Trump'ın sahip olduğu siyasi destek, ekonomiyi ve enflasyonu yönetme biçimine ilişkin olumsuz izlenimler nedeniyle daha savaştan önce aşınmaya başlamıştı. Son yapılan bir anket, Amerikalıların büyük çoğunluğunun (yüzde 56) İran ile savaşın kişisel mali durumlarını olumsuz etkileyeceğine inandığını, yüzde 25'inin ise bundan emin olmadığını gösterdi. Ekonomik kaygılar zaten çoğu Amerikalının zihninde ön planda yer alırken, savaş sebebiyle yakıt fiyatlarında yaşanan artış bu kaygıları daha da büyüttü.

Savaş ayrıca Trump'ın siyasi tabanındaki çatırdamaları da açığa çıkardı; geçen ayın sonlarında düzenlenen Muhafazakar Siyasi Eylem Konferansı'nda İran'a ilişkin farklı görüşler ortaya çıktı. Genç muhafazakarların, savaşa yaşlı muhafazakarlara göre daha şüpheci yaklaştığı görüldü.

İran ile savaş uzadıkça, kamuoyu desteği geriliyor; Amerikalıların yüzde 67'si Trump'ın İran meselesiyle başa çıkmak konusunda net bir planı olmadığını söylüyor. Bunlar, savaş zamanındaki herhangi bir lider için endişe verici işaretlerdir.

Siyasi desteğin azalması Trump'ın ikinci dönem şansı önünde neden engel oluşturabilir?

Amerikan siyasi sisteminde, sonuç alma ve başarma yeteneği, bir liderin kamuoyundaki itibarını doğrudan etkiler. Trump'ın Beyaz Saray'a dönüşünün ilk yılı, göçmenlik, gümrük vergileri ve vergi indirimleri gibi öncelik listesinin başında yer alan bir dizi iç ve dış politika hamlesine sahne oldu. Ancak Trump, her başkan gibi, bu girişimlerin ilerlemesi için siyasi sermayesinin önemli bir kısmını harcadı; bu sırada ABD'deki yerleşik normları esnetti, hatta bazen üstünden atladı.

dbfd
İran Devrim Muhafızları, Washington ile görüşmeler öncesinde Hürmüz Boğazı'ndaki tatbikatların başlangıcıyla aynı zamana denk gelen, doğrudan hedefleme içeren bir manevra gerçekleştiriyor, 16 Şubat 2026 (AFP)

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre siyasi sermayesi azaldıkça ve kendisine destek geriledikçe, istediği yasaları Kongre'den geçirmekte giderek daha fazla zorlukla karşılaşır oldu. Bu durum, bu bahar ABD havaalanlarında daha uzun kuyruklara yol açan ve devam eden kısmi hükümet kapanması ile açıkça cisim buldu. Trump'ın içinde bulunduğu çıkmazın önemli bir yönü, kendi partisi içinde yatıyor; Kongre'deki Cumhuriyetçiler arasındaki bölünmeler onun için yeni engeller yarattı. Bu bağlamda, çalkantılı bir sürece doğru ilerlediği düşünülen ve halk arasında desteklenmeyen İran'a karşı savaş, bu siyasi krizleri kontrol altına alabilecek veya hafifletebilecek bir seçenek gibi görünmüyor.

Trump yönetimi son olarak gelecek mali yıla ilişkin bütçe teklifini sundu ve hem Demokrat hem de Cumhuriyetçi seçmenler arasında geniş destek gören sosyal güvenlik ağı programlarına yerine askeri harcamalara öncelik verdi. Teklif, savunma harcamalarında yüzde 42'lik bir artış öngörürken, aynı zamanda savunma dışı harcamalarda yüzde 10'luk bir kesinti öneriyordu. Ayrıca, Trump yönetiminin ek bir harcama tasarısı kapsamında Savunma Bakanlığı için Kongre'den 200 milyar dolar daha talep etmeye hazırlandığı bildiriliyor. Bu durum hem Cumhuriyetçiler hem de Demokratlar tarafından alenen eleştirildi.

Trump'ın İran ile savaşa girme kararının çarpıcı yanı, siyasi konumunun zaten en zayıf noktasında olduğu bir dönemde alınmış olmasıdır. Şu ana kadar bu savaştan sıradan Amerikalılara fayda sağlayacak açık ve somut kazanımlar elde edememesinin, özellikle daha geniş kapsamlı ajandasını hayata geçirmek için siyasi desteğe son derece ihtiyaç duyduğu bir dönemde, kendisine son derece olumsuz yansımaları olabilir.

Önümüzdeki birkaç gün ve hafta, İran içindeki birçok kişi için ölüm kalım anları olacakken, bu savaşın yankıları daha geniş bir biçimde Ortadoğu ve dünyaya yayılmaya devam edecek. Orada, sahada, bu savaşın gerçek etkisi ortaya çıkacak.

c
Trump'ın İran ile savaş hakkındaki ilk ulusal konuşmasından bir kare, 1 Nisan 2026 (AFP)

Ancak Başkan Trump için bu savaşın iç siyasi maliyeti çok büyük görünüyor. Eğer savaşın gidişatına ilişkin yaygın olumsuz algıları değiştiremezse, önümüzdeki yıl başarmayı hedeflediği şeylerin çoğunu, İran'a karşı savaşı sürdürmek için gerekli kaynakları güvence altına almak da dahil olmak üzere, Kongre'den geçirmek için gereken oyları toplamak onun için çok daha zor olacak.

Trump'ın İran'a karşı tehditlerini yerine getirip getirmeyeceğini zaman gösterecek. Ancak yakın tarihte, Ortadoğu'daki bir Amerikan askeri tırmandırmasının, popüler olmayan bir başkanın siyasi konumunu iyileştirdiği nadiren görülmüştür.


İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
TT

İsrail: İran’a yönelik bombardımanın askıya alınmasını destekliyoruz, ancak bu Lübnan’ı kapsamıyor

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu (DPA)

İsrail Başbakanlık Ofisi bugün yaptığı açıklamada, İsrail’in, ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik saldırıları iki haftalığına askıya alma kararını desteklediğini, ancak bu ateşkesin Lübnan’ı kapsamadığını duyurdu.

Ofis ayrıca, İsrail’in söz konusu adımı, Tahran’ın Hürmüz Boğazı’nı derhal açması ve bölge ülkelerine yönelik saldırıları durdurması şartıyla desteklediğini belirtti.

Bu açıklamalar, Washington’un çatışmayı yatıştırmak ve müzakerelere alan açmak amacıyla İran’a yönelik saldırıları iki hafta süreyle askıya aldığını duyurmasının ardından geldi.

İsrail, Tahran’ın artık ABD, İsrail ve İran’ın Arap komşuları için nükleer, füze veya ‘terörist’ tehdit oluşturmayacağının güvence altına alınması için Amerikan çabalarını desteklediğini vurguladı. Açıklamada, Washington’un İsrail’e, gelecek müzakerelerde ortak hedeflerin gerçekleştirilmesi konusunda taahhütte bulunduğu ifade edildi.

İran ise bugün yaptığı açıklamada, ABD ile müzakerelerin 10 Nisan Cuma günü İslamabad’da başlayacağını duyurdu.

dfv
ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, 29 Eylül 2025 tarihinde Beyaz Saray’da düzenlenen basın toplantısında (AFP)

Beyaz Saray yetkilileri, daha önce yaptıkları açıklamada, İsrail’in iki haftalık ateşkes ve İran’a yönelik bombardıman kampanyasının askıya alınmasını kabul ettiğini doğruladı. Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif ise arabuluculuk yaptığı anlaşmaya ilişkin olarak sosyal medya platformu X üzerinden yaptığı paylaşımda, anlaşmanın İsrail’in Lübnan’daki saldırılarını da durdurmayı içerdiğini belirtti.

İsrail’in Lübnan’daki saldırıları en az bin 500 kişinin ölümüne ve 1,2 milyon kişinin yerinden edilmesine yol açtı. Lübnan, İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ikinci gününde, Tahran’a destek amacıyla Hizbullah’ın İsrail’e füze atmasıyla çatışmaya dahil oldu. Hizbullah’ın bu saldırısı, İsrail tarafından kara ve hava operasyonlarıyla yanıt buldu.