Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: ABD'nin GKRY'ye silah ambargosunu kaldırma kararına somut adımla cevap vereceğiz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "ABD'nin bu kararına (GKRY'ye silah ambargosunu kaldırması) somut adımla cevap vereceğiz. Madem tırmanma istiyorsunuz Ada'da, biz de gereğini yapacağız." dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
TT

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: ABD'nin GKRY'ye silah ambargosunu kaldırma kararına somut adımla cevap vereceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)

Çavuşoğlu, "2023'e Doğru Şehir Buluşmaları" programı kapsamında geldiği Muğla'da, Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğrenci sarayı VIP Salonu'nda basın toplantısı düzenledi.
Kıbrıs Rum kesimine silah yardımı hakkında konuşan Çavuşoğlu, "Bu konu Milli Güvenlik Kurulunda değerlendirildi. Bu noktaya nasıl geldik. Biz garantör ülkeyiz. Garantör ülke olarak KKTC'nin de haklarını savunmak zorundayız. Oradaki Türk kardeşlerimizi korumak, kollamak bizim hakkımız. 1960'lar, 1974'ler konuşuluyor ama o günler geçti artık. O günlere dönülmesine müsaade etmeyiz. Her zaman KKTC'nin haklarını koruduk, koruyacağız." açıklamasında bulundu.
ABD'nin son dönemde aldığı bir kararının olduğunu anımsatan Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
"Güney Kıbrıs Rum kesimine yönelik silah ambargoları var. Bunun da sebeplerinden bir tanesi, Rum tarafının kara para aklamada en önde gelen yerlerden birisi olması. Neymiş efendim, son zamanlarda Rum kesimi ABD ile kara para aklama konusunda iş birliği yapmış. Kara para aklama konusunda da iş birliği yapmış olabilir. Benim elimde veriler olmadığı için net bir şey söyleyemeyeceğim. Ama bunun karşılığı Rum tarafının ABD'den silah almasına izin vermek mi olması lazım. Başka destekler verebilir, maddi destek verebilir. Ama Ada'da Türk tarafı-Rum tarafı dengesi var. ABD, Türkiye ve Yunanistan arasında da bir denge politikası izliyordu. Bu politikadan 2 yıldır uzaklaşmaya başladı. Bu konuda biz uyardık. Bu son kararıyla da aslında denge politikasını tamamıyla bozduğunu, tamamen Rum yanlısı olduğunu gösteriyor ABD. ABD bir karar aldı. Rum tarafı silah alır, almaz. Bugüne kadar KKTC'de biz gerekli tedbirleri aldık. Bu karardan sonra biz de ilaveten buraya ne gerekiyorsa takviye yapacağız. Silah anlamında ne gerekiyorsa bunu yapacağız. ABD'nin bu kararına biz somut adımla cevap vereceğiz. Madem tırmanma istiyorsunuz Ada'da, biz de gereğini yapacağız. KKTC ve Kıbrıs Türkünü korumak için her türlü adımı atacağız."
Bunların teknik konular olduğunu anlatan Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanlığının bu konuda değerlendirmelerini yaptığını söyledi.
ABD'nin bu kararına somut bir adımla tepki vermeleri gerektiğini belirten Çavuşoğlu, "Artık başkalarının aldığı kararlara boyun eğmeyen bir Türkiye'nin olduğunu da dosta düşmana herkese göstermemiz gerekiyor." ifadesini kullandı.
Çavuşoğlu, Yunanistan'ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal etmesiyle ilgili olarak Türkiye'nin gerekli tedbirleri alacağını bildirdi.
"Biz de NATO üyesiyiz, biz olur vermeseydik Yunanistan NATO'ya üye olamazdı." diyen Çavuşoğlu, "Biliyorsunuz Yunanistan ayrıldı ve tekrar geldi. Yunanistan 'Arkamda o var, yanımda bu var.' gibi söylemlerin arkasına sığınırsa kendini aldatmış olur. Yarın herhangi bir durumda geçmişte olduğu gibi bugün kendisine gaz verenlerin hiçbirisini Yunanistan yanında göremez. Biz komşuyuz, biz yan yana olan iki ülkeyiz. Sorunlarımız var ve bunları çözmek için diplomasiyi ön plana çıkardık." dedi.
"AB, maalesef yüzde 100 haksız olduğu halde Yunanistan'ın yanında olmaya çalışıyor."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Mart'ta Yunanistan Başbakanı'nı İstanbul'da misafir ettiğini ve burada gayet güzel bir mutabakata varıldığını hatırlatan Çavuşoğlu, şunları söyledi:
"Diplomasi yoluyla sorunlarımızı çözelim, birbirimizin aleyhinde olmayalım, üçüncü ülkeleri devreye sokmayalım. Mutabakat buydu ama Yunanistan 15 gün geçmedi tam tersine davranmaya başladı. Miçotakis'in New York'a gitmesiyle birlikte. Böyle uluslararası hukuktan yana olması lazım. Anlaşmalar varsa bu anlaşmalara uymak gerekiyor. Sonuçta Yunanistan'ın AB'nin arkasına sığınmasının da Yunanistan'a bir faydası olmaz. Siyasi cevaplar, demagoji, zayıf, cılız, hukuki argümanları ortaya koyamıyor. Tüm bu tezlerini ve yalanlarını çürüten mektuplarımızı görünce zaten zıvanadan çıktılar. Yunanistan AB tam arkamızda olur anlayışına sığınırsa yanılır. AB maalesef yüzde 100 haksız olduğu halde Yunanistan'ın yanında olmaya çalışıyor. O da uluslararası hukukun, hukukun üstünlüğünün, hakkın, hukukun eviyiz diye caka satan bir örgütten bahsediyoruz. Onlar da sorunun çözümüne katkı sağlamıyor. Oysa biz sorunlar için çözüm önerileri sunuyoruz. Hem Kıbrıs'ta hakça paylaşım, hem Ege'de sorunların çözümüyle ilgili biz her zaman öneriler ortaya koyuyoruz ama bizim üyemiz her şartta haklıdır yaklaşımının da bir faydası olmaz."
12 adaların silahlandırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu üzerine, Çavuşoğlu, şunları ifade etti:
"Silahsızlandırılmış adalardan bahsediyorum. Yunanistan’ın ihlal ettiği adalar. 1923 Lozan Antlaşması ile Yunanistan'a verildi bunların bir kısmı. Biz bu anlaşmanın tarafıyız. Bir kısım da 1947 Paris Barış Antlaşması ile verildi. Biz o anlaşmanın tarafı değiliz ama Türkiye’nin taraf olup olmaması da önemli değil. Bu anlaşmalar niçin imzalanmış? Barışı tesis etmek için imzalandı. Barışın şartları olarak Yunanistan’a ‘Bu adaları tamam sana verdik, senin ama bunları silahlandıramazsın.’ Yunanistan bu adaları 1960’larda silahlandırmaya başladı. Önce inkar etti, sonra Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra 'Bize tehdit var o yüzden silahlandırıyoruz.' dedi. Tabii bu statü ihlali o günlerde başladı. Biz bu silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal eden Yunanistan’ı bu adımlarına karşı BM'ye bir mektup yazdık. Dedik ki 'Bu alınan adalar bu şartlarda verildi, anlaşmalar da ortada. Dolayısı ile Yunanistan bu ihlalden vazgeçmezse bu adaların egemenliği tartışılır.' Yunanistan hukuki bir cevap vermek yerine 'Türkiye bizim egemenliğimizi ihlal ediyor, tehdit ediyor.' demeye başladı. Oysa anlaşmalar var. Anlaşmayı ihlal eden Yunanistan. 8 ay sonra bir cevap yazdı. Biz tabii bir cevap daha yazdık. Yunanistan’ın iki cevabı oldu. İkisi de zayıf, cılız siyasi demogojiden ibaret. Hukuki yönü çok zayıf. Biz en son geçtiğimiz günlerde üçüncü bir mektubumuzu hukukçular ile oturduk. Yunanistan’ın içine düştüğü komik durumu anlatırken yine hukuki argümanlarımızı bir kere daha güçlü bir şekilde ortaya koyduk. Yunanistan’ı da esasen zıvanadan çıkaran bu, delirten bu. Türkiye soğukkanlı hukuki argümanları, bu anlaşmalara ne kadar bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Yunanistan diyor ki 1947 Paris Barış Antlaşması'na Türkiye taraf değil. Türkiye'nin taraf olup olmaması değil, o zaman sana verilmiş, İtalyanlar vermiş ama şart koşmuş. İmza atmışsın. Kime karşı silahlandırıyorsun bunu. Türkiye'ye karşı silahlanıyorsun. Silahlandırmayacaksın. Barışın korunması için bu şart. Bu şartı bozuyorsan Türkiye'nin de eli kolu bağlı olarak beklemesi mümkün değil. Dedeağaç ve diğer bölgelerde ABD'nin sığınak yapması değişik bahaneler, efendim Rusya imiş, oraymış, buraymış, vesaire ama görüntüler öyle değil. En son Yunanistan’a verilen zırhlı araçları da bizim uçaklarımız tespit etti. Bundan da çok rahatsız oldular. Attıkları her adımın farkında olduğumuzdan da rahatsız oldular. Bu silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal ettikleri bu adaları da bazılarını getirdiler bunu de tespit ettik. Bunun peşini tabii bırakmayacağız. Yunanistan ve Ankara büyükelçilerini bakanlığımıza çağırdık. Gerekli protestoları yaptık. Bundan sonra da adımlarımızı buna göre atacağız."
Mavi Vatan’a ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çavuşoğlu şunları kaydetti:
“Dış politika milli bir politikadır. Dış politikayı içerideki kısır çekişmelere kurban etmemek lazım. Türkiye'nin milli menfaatlerini bir siyasete ya da çekişmeye kurban etmemek lazım. Adalarla ilgili önceden muhalefet milletvekilleri de gündeme getiriyordu, şimdi getirmiyorlar. Neden getirmiyorlar? Çünkü biz onlara gerçekleri belgelerle arşivlerle gösterdik. Ne yapıyorlardı? ‘AK Parti hükümetleri döneminde şu oldu bu oldu’ Bizim cevabımız gayet net. Biz AK Parti iktidarları ya da Cumhur İttifakı temize çıksın diye ülkemize zarar verecek açıklamalardan da imtina ediyoruz. Yani muhalefeti kötülemek için AK Parti'yi temize çıkarmak için ülkemizin menfaatlerine zararlı ise adım atmaktan biz imtina ederiz. Cumhurbaşkanı'mız da biz de öyle ama bizim cevabımız net. 1996 Kardak krizinden sonra hukuki ve fiziki statüsünde herhangi bir değişiklik olmamıştır. En son zırhlı araç. Zaten adaların statüsü zaten 60’lı yıllardan itibaren ihlal edilmiş. Bu bir mazeret değil ama yani ilaveten bu zırhlı araçları gönderdiler. Onu saymazsak, 1996 Kardak krizinden sonra böyle bir statünün ihlali olmamıştır. Dolayısıyla AK Parti'yi kötülemek için kara propaganda yapmaya gerek yok."
Çavuşoğlu, burada yaptığı konuşmada, Muğla'nın turizm ve tarımın göz bebeği olduğunu, Muğla ve 13 ilçesinde çeşitli programlarla hemşehrileriyle bir araya geleceklerini söyledi.
Toplam uzunluğu 1400 kilometreyi bulan sahiliyle Muğla'nın ülkenin en uzun kıyı şeridine sahip olduğunu belirten Çavuşoğlu, "Ege'deki haklarımızın korunmasında Muğla bizim için çok önemlidir. Yörük Türkmen diyarı Muğla'mız Antalya gibi ülkemizin turizm lokomotifidir. Turizm diplomasisine çok büyük önem veriyoruz. Bakanlık olarak Turizm Bakanlığımızın bu konudaki çalışmalarına da büyük önem veriyoruz. Turizm diplomasisinin bize de çok katkısı var." dedi.
Çavuşoğlu, daha fazla ve nitelikli turist çekmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı ve sektör temsilcileriyle iş birliğinde çalıştıklarını anlattı. Türkiye'nin her coğrafyada diplomasisiyle iz bıraktığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
"Kafkaslar, Balkanlar, Afrika, Karayipler, Avrupa ve Asya... Her coğrafyada etkin ve güçlü bir Türkiye var. Geniş ufuklu, gerçekçi ve ilkeli bir politika yürütüyoruz. Her coğrafyada insanımızın girişimci yanı ve medeniyetimizin insani değerleriyle boy gösteriyoruz. Hem doğuyla hem batıyla konuşabilmemiz dış politikamıza güç katıyor. Türkiye kritik süreçlerin, diyalogları kolaylaştırıcı ve çözüm üreten ana aktörleri arasındadır. Avrupa'nın ortasındaki savaş 7 aydır devam ediyor. Salgın iklim değişikliği göç, enerji ve gıda krizleri gibi küresel sınamalar var. Bunlarla karşı karşıyayız. Küresel sistemin bu sınamalara çözüm üretemediğini bugün herkes kabul ediyor. Sistemin içinde olanlar da kabul ediyor."
Kriz dönemlerinde sağduyu, diyalog ve diplomasiyi öne çıkaran aktörlere ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde Türkiye'nin ortaya koyduğu küresel iddiayla tüm insanlığın sorunlarına çözüm arayışı içerisinde olduğunu vurguladı.
"Bambaşka bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik"
Diplomasideki yoğun çabanın yanında birlikte ülkede de büyük hizmetler yapma gayretinde olduklarını ifade eden Çavuşoğlu, "Hükümetimiz son 20 yılda ortaya koyduğu eserlerle mihenk taşı haline gelmiştir. Türkiye’nin her bir köşesine yayılmış hizmetlerimiz var. Medeniyet bize bırakılan en büyük emanet. Muğla'da son 20 yılda 40 milyar lirayı aşan önemli kamu yatırımları gerçekleştirdik. Sağlık alanında yaptığımız bu devrim Muğla'nın sağlık turizmine canlılık getirecek hem şehir hem ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacak." diye konuştu.
Çavuşoğlu, konuşmasında Muğla'nın sağlık, eğitim ve diğer alanlarda yaptığı yatırımlar hakkında bilgi verdi. Muğla'da tek bir öğrencinin eğitim yılında açıkta kalmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, tüm öğrencilerin yurtlara yerleştiğini bildirdi.
Muğla'nın turizmin yanında aynı zamanda tarım şehri olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, 2 milyar lira destekle çiftçileri de yalnız bırakmadıklarını belirtti.
Ülkede son 20 yılda turizm, tarım, sanayi ve diplomaside büyük atılımlar yaşandığını vurgulayan Çavuşoğlu, "Bambaşka bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik. Ülkemizi daha ileriye hep birlikte ileriye taşıyacağız." dedi.
Çavuşoğlu, Muğla'nın tarımdan turizme Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağladığını, devletin de Muğla ekonomisini daha yukarıya taşımak için çalışacağını kaydetti.



Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor
TT

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Körfez’de bir geminin hedef alınmasıyla gerilim tırmandı... ABD İran’ın yanıtını bekliyor

Katar’ın kuzeydoğusunda yaklaşık 23 mil açıkta bulunan bir gemi füze saldırısına uğradı.  Saldırı, İran Devrim Muhafızları’nın bölgedeki Amerikan gemilerini hedef alma tehdidinin ardından geldi.

İran ordusu daha önce, Tahran’a yönelik Amerikan yaptırımlarını uygulayan ülkelerin Hürmüz Boğazı’ndan geçişte “zorluklarla” karşılaşacağı uyarısında bulunmuştu. Bu açıklama, İran’ın ABD’nin Ortadoğu’daki savaşı sona erdirecek diplomatik bir çözüme ulaşma konusunda ciddi olup olmadığını sorgulamasının ve Washington’un sunduğu öneriye vereceği yanıtı hazırlamayı sürdürmesinin ardından yapıldı.

Basında yer alan haberlere göre Amerikan önerisi; Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını, ABD’nin İran limanlarına uyguladığı ablukayı kaldırmasını ve Tahran’ın nükleer dosyasına ilişkin müzakereler için bir çerçeve üzerinde anlaşılmasını içeriyor.


Trump-Şi Zirvesi: Çin ne istiyor?

Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
TT

Trump-Şi Zirvesi: Çin ne istiyor?

Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)
Donald Trump ve Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentinde gerçekleştirilen ABD-Çin Zirvesi görüşmelerinin ardından tokalaşırken, 30 Ekim 2025 (AP)

ABD Başkanı Donald Trump, İran’a yönelik savaş nedeniyle mart ayında ertelenen ziyaretin ardından 14-15 Mayıs tarihlerinde Çin'e gidecek ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping ile bir araya gelecek. Aşağıda Pekin'in bu zirveden elde etmeyi umduğu kazanımları ele aldık:

Çin ne istiyor?

Analistlere göre Pekin, diplomatik nezaket gösterilerinin ötesinde sınırlı ama somut kazanımlar elde etmeyi amaçlayacak, ancak Trump'ın öngörülemeyen tutumu göz önüne alındığında ‘gerçekçi ve pragmatik’ bir çizgide kalacak.

Singapur'daki S. Rajaratnam Uluslararası Çalışmalar Okulu'ndan (RSIS) Dr. Benjamin Ho, Çin'in ilişkilerde kapsamlı bir yeniden düzenleme istediğini ancak bunun şu an için ulaşılabilir olmadığını fark ettiğini vurguluyor. Nitekim iki süper güç, ABD'nin bazı Çin mallarına uyguladığı tarifelerin yüzde 145'e tırmandığı sert bir ticaret savaşı yaşadı.

Bununla birlikte tırmanma, Trump ile Şi'nin ekim ayında bir yıllık ateşkes üzerinde anlaşmasının ardından yatıştı. Uzmanlar, söz konusu ateşkesin uzatılmasının Çin'in yaklaşan zirveden beklentileri arasında birincil sırada yer aldığının düşünüyor.

Ekonomi İstihbarat Birimi'nden (EIU) Yue Su, yaptığı değerlendirmede, "Çin'in ihtiyacı olan şey, Trump'ın diyaloğa katılma sözünü tutması ve en azından bazı somut sonuçların en üst düzeyde müzakere edilmesidir” ifadelerini kullandı.

Yue Su, Pekin'in kendi gümrük vergisi tarifelerinden ya da ihracat kısıtlamalarından kademeli geri adımını meşrulaştıracak sınırlı bir tarife indirimi gibi ‘hedef odaklı’ sonuçlarla yetineceğini belirtti.

İran savaşı meselesine gelince...

Uzmanlar, Trump-Şi zirvesinde İran dosyasından ‘kaçınılmasının’ mümkün olmayacağını öngörürken bunun ‘Çin'in güçlü biçimde dahil olmak istediği bir alan olmadığına’ da dikkat çektiler.

Asya Toplum Politikası Enstitüsü'nden (ASPI) Lizzi C. Lee ise ABD'nin zirve öncesinde Çin'i, Tahran ile olan ekonomik ilişkilerini hedef alarak baskı altına aldığını vurguluyor.

Trump geçtiğimiz ay, Pekin'in İran'a askeri destek sağlaması halinde Çin mallarına yüzde 50 oranında ek tarife uygulayacağı uyarısında bulunmuştu.

cdvsv
ABD Başkanı Donald Trump ve Çin Devlet Başkanı Şi Cinping, Güney Kore'nin Busan kentindeki Gimhae Uluslararası Havalimanı'nda ikili görüşme sırasında, 30 Ekim 2025 (Reuters)

Pekin, müttefiki İran'a yönelik ABD-İsrail savaşını yasadışı ilan ederek kınadı; öte yandan İran'ın Körfez ülkelerine yönelik saldırılarını da eleştirerek Hürmüz Boğazı'nın yeniden açılması çağrısında bulundu.

Yue Su'ya göre Çin, ABD baskısından bağımsız olarak İran ve Rusya aleyhine adım atmayı kabul etmeyecek gibi görünüyor. Zira her ne kadar bu iki ülke üzerinde ‘belirli bir nüfuza sahip olsa da bu nüfuz, tam anlamıyla bir kontrol gücüne ulaşmıyor’.

Pekin ayrıca İran ile ilişkileri gerekçesiyle yeni ABD’nin gümrük tarifelerine maruz kalmak gibi ‘ek komplikasyonlardan’ da kaçınmaya çalışacak.

Çinli müzakerecinin elindeki kozlar neler?

Çin'in en önemli baskı araçlarından biri nadir toprak elementleri, akıllı telefonlardan elektrikli araçlara kadar pek çok ürünün üretiminde vazgeçilmez olan bu maddeler kritik bir öneme sahip.

Çin’in bu sektördeki üstünlüğü, doğal rezervlerden madenciliğe, işlemeden yenilikçiliğe uzanan uzun vadeli bir stratejinin ürünüdür.

Yue Su’ya göre ABD’den gerçek anlamda taviz koparmak söz konusu olduğunda bu elementler ‘Çin'in elindeki en güçlü koz’ olmaya devam ediyor.

Pekin merkezli Trivium China analistlerinden Joe Mazur ise Trump'ın bu kaynakları ‘son derece önemsediğini’ belirterek “Bu, ABD'nin açık bir çözümü olmayan bir mesele olduğunu düşünüyorum” tespitinde bulundu.

Mazur, Çin'in ziyaret öncesinde daha fazla ABD tarım ürünü veya Boeing uçağı satın almak gibi ‘hızlı kazanımlar’ elde etmeye çalışacağını öngörüyor.

Pekin zirveye nasıl hazırlandı?

ASPI’den Lee, Çin'in Trump'ın yaratabileceği istikrarsızlığa karşı önlem almak amacıyla ticaretini Güneydoğu Asya ve Küresel Güney'e çeşitlendirdiğini ve bölgesel ilişkilerini güçlendirdiğini belirtiyor.

Pekin ayrıca hukuki ve düzenleyici araçlarını da geliştirdi. Öyle ki Meta'nın yapay zeka (AI) şirketi Manus'u satın almasını engelleyen son kararında da görüldüğü üzere elinde geniş bir araç seti bulunuyor.

Çin ne kadar güveniyor?

Lee'ye göre Pekin, baskılara daha iyi dayanabilir hale geldikten sonra görüşmelere temkinli bir güvenle girecek. Üstelik ara seçim baskısıyla karşı karşıya olan Trump'a kıyasla uzun vadeli bir stratejiyi sürdürmeye çok daha hazır görünüyor.

Öte yandan Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin'in de Pekin'i ziyaret etmesi bekleniyor. Nisan ayında Şi ile görüşen Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ziyaretin bu yılın ilk yarısında gerçekleşeceğini açıkladı.

Mazur ise böyle bir ziyaretin “Şi ile Trump arasında iyi bir görüşme yapılmış olması, Çin'in Rusya'ya verdiği desteğin değişeceği anlamına gelmiyor” mesajı vereceğine dikkati çekti.

Mazur sözlerini, "Bu ilişki son derece köklü ve sağlam" diyerek sonlandırdı.


Trump’tan Hürmüz'de "Özgürlük Plus” operasyonunu devreye sokabileceklerini iması

Umman (Arap) Denizi'ni geçerek Hürmüz Boğazı'na doğru ilerleyen USS George H.W. Bush uçak gemisinin bölgedeki operasyonları sırasında çekilmiş bir fotoğraf (CENTCOM)
Umman (Arap) Denizi'ni geçerek Hürmüz Boğazı'na doğru ilerleyen USS George H.W. Bush uçak gemisinin bölgedeki operasyonları sırasında çekilmiş bir fotoğraf (CENTCOM)
TT

Trump’tan Hürmüz'de "Özgürlük Plus” operasyonunu devreye sokabileceklerini iması

Umman (Arap) Denizi'ni geçerek Hürmüz Boğazı'na doğru ilerleyen USS George H.W. Bush uçak gemisinin bölgedeki operasyonları sırasında çekilmiş bir fotoğraf (CENTCOM)
Umman (Arap) Denizi'ni geçerek Hürmüz Boğazı'na doğru ilerleyen USS George H.W. Bush uçak gemisinin bölgedeki operasyonları sırasında çekilmiş bir fotoğraf (CENTCOM)

Washington, dün sona eren süre öncesinde İran'ın yanıtını beklerken, ABD Başkanı Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nda daha önce askıya aldığı deniz güvenliği operasyonuna ek önlemler ekleyebileceğini ima etti. ABD Başkanı Donald Trump, Tahran’ın gerilimi azaltmaya yönelik öneriye ‘ciddi’ bir yanıt vermemesi halinde ‘Özgürlük Plus’ operasyonunu başlatabileceklerini açıkladı.

İran ise Washington'ın samimiyetini sorguladı. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, deniz alanındaki gerilimler sürerken ABD'nin diplomasiyi askeri baskı için bir kılıf olarak kullandığını savundu.

Kriz hassas bir evreye girerken Birleşik Krallık, deniz ulaşım hatlarını korumak amacıyla bölgeye HMS Dragon destroyerini gönderdi. Bu gelişme, Avrupa'nın enerji tedarikinin sekteye uğraması kaygılarının tırmandığı bir döneme denk geldi.

Öte yandan Berlin’de Almanya Başbakanı Friedrich Merz, Avrupa ve ABD'nin ortak hedefinin çatışmayı sona erdirmek ve İran'ın nükleer silah edinmesini engellemek olduğunu vurguladı.

İsrail’de ise yerel medyaya konuşan kaynaklar, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun ABD yönetimine İran ile sürdürülen müzakerelerin uzatılmaması gerektiğini bildirdiğini aktardı. Netanyahu’nun, İran'ın nükleer programının tamamen çökertilmesini öngören herhangi bir anlaşmanın yeterli olmayacağına işaret ettiği de belirtildi.

Birleşmiş Milletler (BM) ise tarafları ihtiyatlı davranmaya çağırdı. Bölgenin, deniz ulaşımını ve küresel piyasaları tehdit edecek bir çatışmaya sürüklenmesinden duyulan kaygı giderek artıyor.

İran basınının aktardığına göre Tahran’da ise İran parlamentosunun bugün, güvenlik kaygılarıyla tarihi bir ilke imza atarak olağanüstü tam oturumunu video konferans yöntemiyle gerçekleştirmesi bekleniyor.