Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: ABD'nin GKRY'ye silah ambargosunu kaldırma kararına somut adımla cevap vereceğiz

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, "ABD'nin bu kararına (GKRY'ye silah ambargosunu kaldırması) somut adımla cevap vereceğiz. Madem tırmanma istiyorsunuz Ada'da, biz de gereğini yapacağız." dedi.

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
TT

Dışişleri Bakanı Çavuşoğlu: ABD'nin GKRY'ye silah ambargosunu kaldırma kararına somut adımla cevap vereceğiz

Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)
Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu (EPA)

Çavuşoğlu, "2023'e Doğru Şehir Buluşmaları" programı kapsamında geldiği Muğla'da, Sıtkı Koçman Üniversitesi Öğrenci sarayı VIP Salonu'nda basın toplantısı düzenledi.
Kıbrıs Rum kesimine silah yardımı hakkında konuşan Çavuşoğlu, "Bu konu Milli Güvenlik Kurulunda değerlendirildi. Bu noktaya nasıl geldik. Biz garantör ülkeyiz. Garantör ülke olarak KKTC'nin de haklarını savunmak zorundayız. Oradaki Türk kardeşlerimizi korumak, kollamak bizim hakkımız. 1960'lar, 1974'ler konuşuluyor ama o günler geçti artık. O günlere dönülmesine müsaade etmeyiz. Her zaman KKTC'nin haklarını koruduk, koruyacağız." açıklamasında bulundu.
ABD'nin son dönemde aldığı bir kararının olduğunu anımsatan Çavuşoğlu, şunları kaydetti:
"Güney Kıbrıs Rum kesimine yönelik silah ambargoları var. Bunun da sebeplerinden bir tanesi, Rum tarafının kara para aklamada en önde gelen yerlerden birisi olması. Neymiş efendim, son zamanlarda Rum kesimi ABD ile kara para aklama konusunda iş birliği yapmış. Kara para aklama konusunda da iş birliği yapmış olabilir. Benim elimde veriler olmadığı için net bir şey söyleyemeyeceğim. Ama bunun karşılığı Rum tarafının ABD'den silah almasına izin vermek mi olması lazım. Başka destekler verebilir, maddi destek verebilir. Ama Ada'da Türk tarafı-Rum tarafı dengesi var. ABD, Türkiye ve Yunanistan arasında da bir denge politikası izliyordu. Bu politikadan 2 yıldır uzaklaşmaya başladı. Bu konuda biz uyardık. Bu son kararıyla da aslında denge politikasını tamamıyla bozduğunu, tamamen Rum yanlısı olduğunu gösteriyor ABD. ABD bir karar aldı. Rum tarafı silah alır, almaz. Bugüne kadar KKTC'de biz gerekli tedbirleri aldık. Bu karardan sonra biz de ilaveten buraya ne gerekiyorsa takviye yapacağız. Silah anlamında ne gerekiyorsa bunu yapacağız. ABD'nin bu kararına biz somut adımla cevap vereceğiz. Madem tırmanma istiyorsunuz Ada'da, biz de gereğini yapacağız. KKTC ve Kıbrıs Türkünü korumak için her türlü adımı atacağız."
Bunların teknik konular olduğunu anlatan Çavuşoğlu, Milli Savunma Bakanlığının bu konuda değerlendirmelerini yaptığını söyledi.
ABD'nin bu kararına somut bir adımla tepki vermeleri gerektiğini belirten Çavuşoğlu, "Artık başkalarının aldığı kararlara boyun eğmeyen bir Türkiye'nin olduğunu da dosta düşmana herkese göstermemiz gerekiyor." ifadesini kullandı.
Çavuşoğlu, Yunanistan'ın uluslararası hukuka aykırı bir şekilde silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal etmesiyle ilgili olarak Türkiye'nin gerekli tedbirleri alacağını bildirdi.
"Biz de NATO üyesiyiz, biz olur vermeseydik Yunanistan NATO'ya üye olamazdı." diyen Çavuşoğlu, "Biliyorsunuz Yunanistan ayrıldı ve tekrar geldi. Yunanistan 'Arkamda o var, yanımda bu var.' gibi söylemlerin arkasına sığınırsa kendini aldatmış olur. Yarın herhangi bir durumda geçmişte olduğu gibi bugün kendisine gaz verenlerin hiçbirisini Yunanistan yanında göremez. Biz komşuyuz, biz yan yana olan iki ülkeyiz. Sorunlarımız var ve bunları çözmek için diplomasiyi ön plana çıkardık." dedi.
"AB, maalesef yüzde 100 haksız olduğu halde Yunanistan'ın yanında olmaya çalışıyor."
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 14 Mart'ta Yunanistan Başbakanı'nı İstanbul'da misafir ettiğini ve burada gayet güzel bir mutabakata varıldığını hatırlatan Çavuşoğlu, şunları söyledi:
"Diplomasi yoluyla sorunlarımızı çözelim, birbirimizin aleyhinde olmayalım, üçüncü ülkeleri devreye sokmayalım. Mutabakat buydu ama Yunanistan 15 gün geçmedi tam tersine davranmaya başladı. Miçotakis'in New York'a gitmesiyle birlikte. Böyle uluslararası hukuktan yana olması lazım. Anlaşmalar varsa bu anlaşmalara uymak gerekiyor. Sonuçta Yunanistan'ın AB'nin arkasına sığınmasının da Yunanistan'a bir faydası olmaz. Siyasi cevaplar, demagoji, zayıf, cılız, hukuki argümanları ortaya koyamıyor. Tüm bu tezlerini ve yalanlarını çürüten mektuplarımızı görünce zaten zıvanadan çıktılar. Yunanistan AB tam arkamızda olur anlayışına sığınırsa yanılır. AB maalesef yüzde 100 haksız olduğu halde Yunanistan'ın yanında olmaya çalışıyor. O da uluslararası hukukun, hukukun üstünlüğünün, hakkın, hukukun eviyiz diye caka satan bir örgütten bahsediyoruz. Onlar da sorunun çözümüne katkı sağlamıyor. Oysa biz sorunlar için çözüm önerileri sunuyoruz. Hem Kıbrıs'ta hakça paylaşım, hem Ege'de sorunların çözümüyle ilgili biz her zaman öneriler ortaya koyuyoruz ama bizim üyemiz her şartta haklıdır yaklaşımının da bir faydası olmaz."
12 adaların silahlandırılmasını nasıl değerlendiriyorsunuz sorusu üzerine, Çavuşoğlu, şunları ifade etti:
"Silahsızlandırılmış adalardan bahsediyorum. Yunanistan’ın ihlal ettiği adalar. 1923 Lozan Antlaşması ile Yunanistan'a verildi bunların bir kısmı. Biz bu anlaşmanın tarafıyız. Bir kısım da 1947 Paris Barış Antlaşması ile verildi. Biz o anlaşmanın tarafı değiliz ama Türkiye’nin taraf olup olmaması da önemli değil. Bu anlaşmalar niçin imzalanmış? Barışı tesis etmek için imzalandı. Barışın şartları olarak Yunanistan’a ‘Bu adaları tamam sana verdik, senin ama bunları silahlandıramazsın.’ Yunanistan bu adaları 1960’larda silahlandırmaya başladı. Önce inkar etti, sonra Kıbrıs Barış Harekatı'ndan sonra 'Bize tehdit var o yüzden silahlandırıyoruz.' dedi. Tabii bu statü ihlali o günlerde başladı. Biz bu silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal eden Yunanistan’ı bu adımlarına karşı BM'ye bir mektup yazdık. Dedik ki 'Bu alınan adalar bu şartlarda verildi, anlaşmalar da ortada. Dolayısı ile Yunanistan bu ihlalden vazgeçmezse bu adaların egemenliği tartışılır.' Yunanistan hukuki bir cevap vermek yerine 'Türkiye bizim egemenliğimizi ihlal ediyor, tehdit ediyor.' demeye başladı. Oysa anlaşmalar var. Anlaşmayı ihlal eden Yunanistan. 8 ay sonra bir cevap yazdı. Biz tabii bir cevap daha yazdık. Yunanistan’ın iki cevabı oldu. İkisi de zayıf, cılız siyasi demogojiden ibaret. Hukuki yönü çok zayıf. Biz en son geçtiğimiz günlerde üçüncü bir mektubumuzu hukukçular ile oturduk. Yunanistan’ın içine düştüğü komik durumu anlatırken yine hukuki argümanlarımızı bir kere daha güçlü bir şekilde ortaya koyduk. Yunanistan’ı da esasen zıvanadan çıkaran bu, delirten bu. Türkiye soğukkanlı hukuki argümanları, bu anlaşmalara ne kadar bağlı olduğunu ortaya koyuyor. Yunanistan diyor ki 1947 Paris Barış Antlaşması'na Türkiye taraf değil. Türkiye'nin taraf olup olmaması değil, o zaman sana verilmiş, İtalyanlar vermiş ama şart koşmuş. İmza atmışsın. Kime karşı silahlandırıyorsun bunu. Türkiye'ye karşı silahlanıyorsun. Silahlandırmayacaksın. Barışın korunması için bu şart. Bu şartı bozuyorsan Türkiye'nin de eli kolu bağlı olarak beklemesi mümkün değil. Dedeağaç ve diğer bölgelerde ABD'nin sığınak yapması değişik bahaneler, efendim Rusya imiş, oraymış, buraymış, vesaire ama görüntüler öyle değil. En son Yunanistan’a verilen zırhlı araçları da bizim uçaklarımız tespit etti. Bundan da çok rahatsız oldular. Attıkları her adımın farkında olduğumuzdan da rahatsız oldular. Bu silahsızlandırılmış adaların statüsünü ihlal ettikleri bu adaları da bazılarını getirdiler bunu de tespit ettik. Bunun peşini tabii bırakmayacağız. Yunanistan ve Ankara büyükelçilerini bakanlığımıza çağırdık. Gerekli protestoları yaptık. Bundan sonra da adımlarımızı buna göre atacağız."
Mavi Vatan’a ilişkin bir soruyu yanıtlayan Çavuşoğlu şunları kaydetti:
“Dış politika milli bir politikadır. Dış politikayı içerideki kısır çekişmelere kurban etmemek lazım. Türkiye'nin milli menfaatlerini bir siyasete ya da çekişmeye kurban etmemek lazım. Adalarla ilgili önceden muhalefet milletvekilleri de gündeme getiriyordu, şimdi getirmiyorlar. Neden getirmiyorlar? Çünkü biz onlara gerçekleri belgelerle arşivlerle gösterdik. Ne yapıyorlardı? ‘AK Parti hükümetleri döneminde şu oldu bu oldu’ Bizim cevabımız gayet net. Biz AK Parti iktidarları ya da Cumhur İttifakı temize çıksın diye ülkemize zarar verecek açıklamalardan da imtina ediyoruz. Yani muhalefeti kötülemek için AK Parti'yi temize çıkarmak için ülkemizin menfaatlerine zararlı ise adım atmaktan biz imtina ederiz. Cumhurbaşkanı'mız da biz de öyle ama bizim cevabımız net. 1996 Kardak krizinden sonra hukuki ve fiziki statüsünde herhangi bir değişiklik olmamıştır. En son zırhlı araç. Zaten adaların statüsü zaten 60’lı yıllardan itibaren ihlal edilmiş. Bu bir mazeret değil ama yani ilaveten bu zırhlı araçları gönderdiler. Onu saymazsak, 1996 Kardak krizinden sonra böyle bir statünün ihlali olmamıştır. Dolayısıyla AK Parti'yi kötülemek için kara propaganda yapmaya gerek yok."
Çavuşoğlu, burada yaptığı konuşmada, Muğla'nın turizm ve tarımın göz bebeği olduğunu, Muğla ve 13 ilçesinde çeşitli programlarla hemşehrileriyle bir araya geleceklerini söyledi.
Toplam uzunluğu 1400 kilometreyi bulan sahiliyle Muğla'nın ülkenin en uzun kıyı şeridine sahip olduğunu belirten Çavuşoğlu, "Ege'deki haklarımızın korunmasında Muğla bizim için çok önemlidir. Yörük Türkmen diyarı Muğla'mız Antalya gibi ülkemizin turizm lokomotifidir. Turizm diplomasisine çok büyük önem veriyoruz. Bakanlık olarak Turizm Bakanlığımızın bu konudaki çalışmalarına da büyük önem veriyoruz. Turizm diplomasisinin bize de çok katkısı var." dedi.
Çavuşoğlu, daha fazla ve nitelikli turist çekmek için Kültür ve Turizm Bakanlığı ve sektör temsilcileriyle iş birliğinde çalıştıklarını anlattı. Türkiye'nin her coğrafyada diplomasisiyle iz bıraktığını dile getiren Çavuşoğlu, şöyle konuştu:
"Kafkaslar, Balkanlar, Afrika, Karayipler, Avrupa ve Asya... Her coğrafyada etkin ve güçlü bir Türkiye var. Geniş ufuklu, gerçekçi ve ilkeli bir politika yürütüyoruz. Her coğrafyada insanımızın girişimci yanı ve medeniyetimizin insani değerleriyle boy gösteriyoruz. Hem doğuyla hem batıyla konuşabilmemiz dış politikamıza güç katıyor. Türkiye kritik süreçlerin, diyalogları kolaylaştırıcı ve çözüm üreten ana aktörleri arasındadır. Avrupa'nın ortasındaki savaş 7 aydır devam ediyor. Salgın iklim değişikliği göç, enerji ve gıda krizleri gibi küresel sınamalar var. Bunlarla karşı karşıyayız. Küresel sistemin bu sınamalara çözüm üretemediğini bugün herkes kabul ediyor. Sistemin içinde olanlar da kabul ediyor."
Kriz dönemlerinde sağduyu, diyalog ve diplomasiyi öne çıkaran aktörlere ihtiyaç olduğuna dikkati çeken Çavuşoğlu, Cumhurbaşkanı'nın liderliğinde Türkiye'nin ortaya koyduğu küresel iddiayla tüm insanlığın sorunlarına çözüm arayışı içerisinde olduğunu vurguladı.
"Bambaşka bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik"
Diplomasideki yoğun çabanın yanında birlikte ülkede de büyük hizmetler yapma gayretinde olduklarını ifade eden Çavuşoğlu, "Hükümetimiz son 20 yılda ortaya koyduğu eserlerle mihenk taşı haline gelmiştir. Türkiye’nin her bir köşesine yayılmış hizmetlerimiz var. Medeniyet bize bırakılan en büyük emanet. Muğla'da son 20 yılda 40 milyar lirayı aşan önemli kamu yatırımları gerçekleştirdik. Sağlık alanında yaptığımız bu devrim Muğla'nın sağlık turizmine canlılık getirecek hem şehir hem ülke ekonomisine önemli katkılar sağlayacak." diye konuştu.
Çavuşoğlu, konuşmasında Muğla'nın sağlık, eğitim ve diğer alanlarda yaptığı yatırımlar hakkında bilgi verdi. Muğla'da tek bir öğrencinin eğitim yılında açıkta kalmadığını vurgulayan Çavuşoğlu, tüm öğrencilerin yurtlara yerleştiğini bildirdi.
Muğla'nın turizmin yanında aynı zamanda tarım şehri olduğuna işaret eden Çavuşoğlu, 2 milyar lira destekle çiftçileri de yalnız bırakmadıklarını belirtti.
Ülkede son 20 yılda turizm, tarım, sanayi ve diplomaside büyük atılımlar yaşandığını vurgulayan Çavuşoğlu, "Bambaşka bir Türkiye'yi hep birlikte inşa ettik. Ülkemizi daha ileriye hep birlikte ileriye taşıyacağız." dedi.
Çavuşoğlu, Muğla'nın tarımdan turizme Türkiye ekonomisine ciddi katkı sağladığını, devletin de Muğla ekonomisini daha yukarıya taşımak için çalışacağını kaydetti.



Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
TT

Prens Harry’den Ukrayna’ya sürpriz ziyaret

Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)
Prens Harry Kiev tren istasyonundan bulunduğu ana ait bir kare (Reuters)

İngiliz Prens Harry, Ukrayna ile Rusya arasındaki savaşa dikkat çekmek amacıyla Kiev’i ziyaret etti. Alman Haber Ajansı’nın aktardığına göre Harry, “kendi ülkesindeki ve dünyanın dört bir yanındaki insanlara” savaşı hatırlatmak istediğini belirtti.

İngiliz Haber Ajansı ise ITV News’ün, Harry’nin Perşembe sabahı Polonya’dan trenle Kiev’e varışını görüntülediğini bildirdi. Görüntülerde Harry’nin tren istasyonunda perondaki insanları selamladığı görüldü.

drgrftbgr
Prens Harry, Kiev tren istasyonuna varışında bir kadına sarılıyor (Reuters)

Prens Harry, ziyareti sırasında yaptığı açıklamada, “Ukrayna’ya geri dönmek güzel” dedi.

Harry ayrıca, “kendi ülkesindeki ve dünya genelindeki insanlara Ukrayna’nın karşı karşıya olduğu durumu hatırlatmak” istediğini vurgulayarak, son derece zor koşullar altında her gün ve her saat olağanüstü çaba gösteren siviller ve ortaklara destek vermek istediğini ifade etti.

Ukrayna’yı “Avrupa’nın doğu kanadını cesaretle ve başarıyla savunan bir ülke” olarak nitelendiren Harry, “Bunun önemini göz ardı etmemek gerekiyor” dedi.


İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
TT

İran Armadası: Tahran donanmasını yitirse de hala boğazları kapatma gücüne sahip

ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)
ABD Savunma Bakanlığı'nın 4 Mart 2026'da yayımladığı videodan bir kare. Görüntüde ABD Donanması’na ait bir denizaltıya ait periskop dürbününden, Hint Okyanusu'nda bir İran savaş gemisinin ateş edilerek batırıldığı an görülüyor (AFP)

Ömer Harkus

İran Donanması, ABD/İsrail ve İran arasındaki savaşta onlarca yıl sonra en ağır darbelerini aldı. Donanmaya ait yaklaşık 150 unsur hizmet dışı kalırken aralarında İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri ile DMO Deniz Kuvvetleri İstihbarat Şefi Behnam Rızai’nin de bulunduğu yüzlerce denizci hayatını kaybetti. Tengsiri, Hürmüz Boğazı'nı kapatma doktrininin mimarı olarak kabul ediliyordu.

Öte yandan İran donanmasının büyük bölümünü kaybetmek İran'ın denizdeki kapasitesinin sona erdiği anlamına gelmiyor. Tahran'ın 1980'lerdeki Tanker Savaşı'ndan bu yana inşa ettiği doktrin, büyük gemilerden ziyade hızlı botlar, deniz mayınları ve hayati geçitleri sekteye uğratma kapasitesi gibi erişilebilir engelleme araçlarına dayanıyordu.

İran'ın geleneksel deniz gücü açısından yaşadığı kayıplar, boğazı kapatma ya da düşük maliyetle deniz trafiğini aksatma kapasitesini ortadan kaldırmıyor.

Mart ayındaki saldırıların ardından DMO, ‘sivrisinek filosu’ olarak adlandırılan taktiğe başvurdu. Bu taktik; ağır ateş gücü yerine sayıya, hıza ve dağılmaya dayanan onlarca küçük ve hızlı hafif füze ya da makineli tüfekle donanmış botun eş zamanlı olarak gemilere ve tankerlere saldırması temeline dayanıyor.

Bu taktiğin etkinliği, dar geçitlerde baskı aracı olarak işe yarasa da ABD’nin teknolojik ve hava üstünlüğü karşısında sınırlı kalıyor.

Bu savaşın en çarpıcı saldırıları arasında İran Donanması'nın 4 Mart'ta maruz kaldığı darbe öne çıkıyor. O gün Hint Okyanusu'nda su altında meydana gelen bir patlama, Tahran'ın en büyük deniz yayılma hırslarından biri olan ve İran askeri sanayisinin gururu ile ülkenin uzak denizlere ulaşma kapasitesinin simgesi sayılan IRIS Dena fırkateyninin sonunu getirdi. Bir Amerikan saldırı denizaltısından fırlatılan torpido darbesiyle vurulan fırkateyn, Sri Lanka açıklarında okyanus dibine battı.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth bu operasyonu ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirdi. ABD, bu operasyonla İkinci Dünya Savaşı'nın ardından ilk kez bir savaş gemisini torpidoyla batırdı. IRIS Dena'nın ve ardından gelen diğer İran fırkateynlerinin imha edilmesi, İspanyol Armadası’nın 1588 yılındaki çöküşü ve 1805'teki Trafalgar Muharebesi gibi tarihteki büyük donanmaların sonunu akla getirdi. Modern teknoloji bu kez de sayısal üstünlüğü geride bıraktı.

ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması'nın komuta merkezi de hava ve füze saldırılarında yerle bir edildi.

IRIS Dena fırkateyni, o gün sabaha karşı, Sri Lanka'nın Galle kentinin yaklaşık 40 deniz mili güneyindeki bir konumdan acil yardım çağrısı gönderdi. Hindistan'daki çok uluslu deniz tatbikatı MILAN 2026’ya katıldıktan sonra İran'a dönüş yolunda olan gemi, uluslararası sularda seyrediyordu ve Körfez ile Umman (Arap) Denizi'ndeki çatışma ortamından uzakta güvende olduğunu sanıyordu.

Sri Lanka Donanması'nın görüntüleri ve raporları, geminin doğrudan isabet aldığını ve hızla battığını ortaya koydu. Bu durum mürettebatın büyük çoğunluğunun can sallarına ulaşmasını engelledi ve pek çoğu hayatını kaybetti. Sri Lanka, yardım sinyalini alır almaz bölgeye hava ve deniz kuvvetleri gönderdi; ancak gemi, ekipler ulaşmadan tamamen dalgaların altında kaybolmuştu.

Ancak IRIS Dena'nın batırılması tek başına bir olay değildi. Bu hamle, ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı'nın (CENTCOM) İran'ın askeri kapasitesini tamamen etkisiz hale getirmeye yönelik başlattığı stratejinin bir parçasıydı. Söz konusu strateji, Tahran'ın yirmi yıl boyunca geliştirdiği savaş gemilerini ya da ‘İran Armadasını’ imha etmeye yoğun biçimde odaklanıyordu.

Deniz varlıklarının imhası

Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre ABD Donanması, operasyonun ilk günlerinden itibaren bir denizaltı dahil İran'a ait tüm büyük deniz araçlarını imha etti. İran Donanması komuta merkezi hava ve füze saldırılarında yerle bir edilirken ikinci bir denizaltı etkisiz hale getirildi ve ardından Devrim Muhafızları'nın gizli deniz üssü imha edilerek komutanları hayatını kaybetti.

CENTCOM, modern insansız hava aracı taşıyıcısı Şehid Bakıri gemisi, Cemaran fırkateyni ve gelişmiş muharebe gemisi Kasım Süleymani dahil olmak üzere çok sayıda savaş gemisinin ya batırıldığını ya da etkisiz hale getirildiğini açıkladı.

Genelkurmay Başkanı General Dan Caine'in açıklamalarına göre operasyon, bölgedeki İran'ın ana deniz varlığını etkisiz kılmayı başardı; İran gemileri Hürmüz Boğazı, Umman Körfezi ve Arap Denizi'nden çekildi.

İran’ın denizdeki tacının incisi olan IRIS Dena fırkateyni

IRIS Dena, İran’ın Bender Abbas tersanelerinde yerli olarak inşa edilen füze fırkateynlerinin Mevç sınıfının zirvesini temsil ediyordu. 2015 yılında denize indirilen ve 2021 yılında fiilen hizmete giren gemi, İran askeri sanayisi açısından devrim niteliğinde kabul edilen teknolojilerle donatılmıştı. Toplamda bir buçuk ton deplasmanıyla öne çıkan gemi, maksimum 30 knot hız sağlayan dört motora, 300 kilometre menzilli 360 derece kapsama alanına sahip üç boyutlu radar sistemlerine, gemisavar ve hava savunma füzelerine, dikey fırlatma sistemine ve Amerikan silah sistemlerine benzer ana toplara sahipti.

Bu donanım, geminin 2023'te tarihi bir dünya turu gerçekleştirmesine imkân tanımıştı. Ne var ki savunma sistemleri ve sonarı, onu okyanus derinliklerinden vuran Amerikan torpidosunu tespit edip etkisiz hale getirmeye yetmedi.

“Sessiz ölüm”

ABD Savaş Bakanı Hegseth’nin Irıs Dena'ya yönelik saldırıyı ‘sessiz ölüm’ olarak nitelendirmesi, Mark 48 torpidosunun gemileri imha etme biçimine atıftı. Bu silah yalnızca patlayıcı bir mermi değil; su altında taktik kararlar alabilen özerk bir sistem. Torpido, geminin gövdesine doğrudan çarpmak yerine "omurga altı patlaması" olarak bilinen yıkıcı bir fizik ilkesine dayanıyor. Bu doğrultuda geminin ortasının hesaplanmış bir derinliğinde patlayacak şekilde programlanıyor.

“ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Patlama önce devasa bir gaz balonu oluşturuyor, ardından gemi, balonun basıncıyla yukarı kalkarak aşırı yapısal zorlanmaya maruz kalıyor. Üçüncü aşamada ise balon hızla çöküyor; bu esnada geminin ortası su desteğinden yoksun kalırken baş ve kıç taraflar su tarafından desteklenmeye devam ediyor. Bu durum yerçekiminin etkisiyle geminin ‘omurgasının’ kırılmasına yol açıyor. İşte bu yüzden gemi ikiye bölünüp saniyeler içinde battı.

İspanya Donanması

‘Armada’ kavramı genellikle güç gösterisi ve hakimiyet kurmak amacıyla inşa edilen ancak çoğunlukla beklenmedik gelişmeler karşısında çöküşe geçen büyük filolar için kullanılıyor. İspanya Kralı 2. Felipe, 1588 yılında İngiltere'yi fethetmek için 130 gemiden oluşan ‘Büyük Armada’yı harekete geçirdi. Çünkü gemilerin büyüklüğünün ve sayısal üstünlüğün zaferi garantileyeceğine inanıyordu.

İspanya'nın yenilgisi, İran Donanması'nın maruz kaldığına benzer bir teknolojik uçurumun sonucuydu. İngiliz gemileri, ağır İspanyol kalyonlarına kıyasla çok daha hızlı ve manevra kabiliyeti yüksekti. Benzer biçimde IRIS Dena ve Cemaran gibi İran fırkateynleri, yeni olmalarına karşın yüzey radarlarınca görülemez kılan teknolojik gizlilik kapasitesine sahip Amerikan denizaltıları için kolay hedefler oldu.

vfdf
ABD'nin Nimitz sınıfı uçak gemisi USS Abraham Lincoln, Arap Denizi'nden geçerken, 31 Ocak 2026 (AFP)

İngilizlerin Kale açıklarında İspanyol filosunu dağıtmak için ‘ateş gemileri’ (donanmaları yakmak için kullanılan yangın gemileri) kullanması gibi, güdümlü torpidolar da İran mürettebatını uluslararası sularda bile güvensiz hissettiren bir ‘korku silahı’ işlevi gördü.

İngilizler, 1588 yılında daha uzun menzilli toplar sayesinde İspanyolların ateş menzili dışından onları bombalayarak üstünlük sağladı. Günümüzdeki operasyonda ise ABD, İran'ın karşılık veremeyeceği mesafelerden İran filosunu parçalamak için hassas güdümlü füzeler, B-2 bombardıman uçakları ve uzun menzilli torpidolar kullandı.

Trafalgar Muharebesi

İspanya'daki Cap Trafalgar açıklarında gerçekleşen Trafalgar Muharebesi anılmadan bu karşılaştırma tamamlanamaz. İsim Arapça ‘Taraf el-Gar’ ya da ‘Taraf el-Garb’ ifadesinden geliyor. Fransa İmparatoru Napolyon Bonapart'ın İngiliz Amiral Horatio Nelson karşısında denizde yenilgiye uğradığı noktayı coğrafi olarak simgeliyor. İngiliz Amiral, ‘Nelson'ın dokunuşu’ adıyla ün salan alışılmışın dışında bir taktik benimsedi. Geleneksel paralel saldırı düzeni yerine düşman gemi hattına dik açıyla saldırarak dönemin hakim askeri kurallarını alt üst etti. Bu taktik, İngiliz mürettebatın beceri üstünlüğünün ortaya çıkmasına zemin hazırlayacak ‘kaotik bir çatışma’ ortamı yaratmayı hedefliyordu.

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi.

CENTCOM da bu saldırıda, Nelson'ın dokunuşu taktiğini modern bir versiyonuyla uyguladı. İlk 24 saat içinde binden fazla hedefi vuran koordineli ve kapsamlı bir saldırı başlatan CENTCON, bu hamleyle İran komuta yapısını felç etti. Ancak İran, hayatını kaybeden komutanların yerini hızla doldurarak savaşı yönetme yeteneğini yeniden kazandı.

Nelson'ın Fransız komuta gemisi Bucentaure’u hedef alması gibi, ABD de muharebenin ilk anlarında İran’ın Dini Lider, Ali Hamaney'in külliyesini ve DMO komuta merkezini hedef aldı. Nelson, komutanlarına ‘bir komutan gemisini düşman gemisinin yanına koyarsa hata yapamaz’ düsturuyla serbest hareket yetkisi tanımıştı.

2026 yılında ise Amerikan denizaltılarına ve hava birliklerine, tespit edilen her İran hedefini vurmalarına olanak sağlayan cesur kurallar tanındı. Bu durum büyük İran deniz unsurlarının etkisiz hale getirilmesiyle sonuçlandı.

Bir dönemin sonu ve başka bir dönemin başlangıcı

İran Armandası’nın bir aydan kısa bir sürede çöküşü olarak nitelendirilen bu gelişme, Tahran'ın rekabetçi bir küresel deniz gücü olma hedefine ağır bir darbe indirdi. 1588 ve 1805 yıllarındaki deniz muharebeleri de niteliksel teknolojik üstünlük ve ‘derinlikleri’ kontrol etme kapasitesi olmaksızın yalnızca büyüklük ve sayıya dayanan filolar, büyük çatışmalarda başarısızlığa mahkum olduğunu kanıtlıyor.

fdfdvfd
DMO Deniz Kuvvetleri Komutanı Ali Rıza Tengsiri, İran'ın Arap Körfezi'ndeki bir Devrim Muhafızları üssünde birlikleri teftiş ederken, 2 Kasım 2025 (AP)

Görünen o ki denizlere hakim olmanın yolu İHA’lardan değil, halen su altından geçiyor. ‘Sessiz ölüm’ ise deniz savaşlarının en ölümcül silahı olmayı sürdürüyor. Körfez'de çöken İran'ın deniz varlığı değil, onun geleneksel biçimiydi.

İran'ın gerçek tehdidi ise gölgeye çekildi. Burada güç artık gemi sayısıyla değil, savaşın maliyetini yükseltmek için geçiş yollarını kesme ve sekteye uğratma kapasitesiyle ölçülüyor. Bu durum ABD Başkanı Donald Trump'ı İran'ı daha kapsamlı bir abluka ile kuşatmaya itti.


ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
TT

ABD hangi İran ile görüşüyor?

Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)
Hürmüz Boğazı'nın kapatılması ve müzakerelerin tıkanmasıyla aynı zamanda, Ruhullah Humeyni, Ali Hamaney ve Mücteba Hamaney'in posterlerinin görülmesiyle birlikte Tahran'daki kriz tırmanıyor, 19 Nisan 2026 (AFP)

Ortadoğu, son günlerde birbirini takip eden keskin değişim dalgalarına sahne oldu ve bu sahne artık çok tanıdık hale geldi. 17 Nisan'da Donald Trump, Hürmüz Boğazı'nın seyrüsefere açık olduğunu duyurdu ve İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi de bu duyuruyu teyit etti. Ne var ki İran Devrim Muhafızları ile bağlantılı medya kuruluşları, aynı gün Arakçi'yi boğazın açılması konusunda gereken şartları göz ardı ettiği için eleştirdi. Ertesi gün, bir askeri sözcü boğazın tekrar kapatıldığını ve geçmeye çalışan birkaç gemiye ateş açıldığını söyledi. Trump, boğazı tekrar kapatma hamlesini alaya alarak, bizzat ABD ambargosunun boğazın İran gemilerine kapalı kalması için yeterli olduğunu dünyaya hatırlattı. 20 Nisan'da ise Trump, ABD Donanmasının bir İran kargo gemisine ateş açtığını ve gemiyi ele geçirdiğini söyledi.

Sadece bir gün önce, ABD heyetinin İranlılarla daha fazla görüşme yapmak üzere Pakistan'ın başkenti İslamabad'a döneceğini duyurmuş ve müzakerelerin başarısız olması durumunda İran'daki sivil altyapıyı bombalama tehdidini yinelemişti.

Trump açısından, tutarsız davranışları artık şaşırtıcı değil. Ancak en dikkat çekici olan, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli güç mücadelesini ortaya koyan İran'dan gelen çelişkili mesajlar. Ülke, 47 yıllık tarihinde ikinci kez, mevcut ve mutlak yetkiye sahip bir Dini Liderden yoksun durumda. Bir gözlemci bu sahneyi, 1979 İran Devrimi'nin çalkantılı ilk aylarını anımsatan karmaşık güç mücadelesine benzetiyor.

fvr
USS Gerald R. Ford uçak gemisi, İran'a karşı gerilimin devamı olarak Doğu Akdeniz'deki askeri operasyonlara katılıyor, 2 Mart 2026 (Reuters)

Resmi medya kuruluşları, İranlı yetkililerin şu anda barış görüşmelerine yeniden başlamaya meyilli görünmediklerini bildiriyor. Ancak bu ruh hali değişirse, İslamabad'a giden Amerikan heyeti çok önemli bir soruyla karşı karşıya kalacak: Tam olarak kiminle görüşecekler?

İran'dan gelen çelişkili mesajlar, İslam Cumhuriyeti içindeki şiddetli bir güç mücadelesini ortaya koyuyor

11-12 Nisan'da İslamabad'da yapılan ilk görüşme turu, İran'ın iç gerilimlerine dair aydınlatıcı bir bakış sundu. Amerika Birleşik Devletleri ile görüşmeye gönderilen İran heyetleri genellikle küçük, disiplinli ve titizlikle hazırlanmış olurdu. İslamabad'a giden heyet ise bunun tam tersiydi. Yaklaşık 80 İranlıdan oluşan heyetin yaklaşık 30'u karar verici olarak tanıtıldı. Bunlar arasında, Obama yönetimiyle imzalanan 2015 nükleer anlaşmasının detaylarını belirlemeye yardımcı olan deneyimli diplomat Mecid Taht Revançi ile ABD'yi “kuduz sarı köpek” olarak nitelendiren ve herhangi bir anlaşmayı teslimiyet olarak görüp alaya alan sertlik yanlısı Mahmud Nabavian da vardı.

Heyet üyeleri arasındaki tartışmalar o kadar kızıştı ki, Pakistanlı arabulucuların Amerikalılar ile olduğu kadar İranlılar arasında da arabuluculuğa zaman ayırdıkları bildirildi. Hatta gerilim yükselince, ev sahipleri ara verilmesini istedi.

Bu gerilimin bir nedeni de zirvede oluşan güç boşluğu. 37 yıldır Dini Lider olan Ali Hamaney'i öldüren ABD-İsrail hava saldırısından yedi hafta sonra, halefleri henüz cenaze töreni için bir tarih bile belirlemedi. Oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor.

dsbgfrbg
İslamabad'da Şahbaz Şerif, Asım Münir ve İshak Dar, J.D. Vance liderliğindeki ABD heyetiyle savaşı sona erdirmek için yapılacak görüşmeler öncesinde Muhammed Bakır Kalibaf ve Abbas Arakçi ile bir araya geldi, 11 Nisan 2026 (AFP)

İsrail'in savaşları ve suikastları da ordunun üst düzey yetkililer arasındaki destek tabanının aşınmasına katkıda bulundu. Onların yerini alanlar, İran'ın ABD ve İsrail'in ortak saldırılarına karşı koymak için komuta ve kontrolü merkezsizleştirme yoluna başvurduğu savaş sırasında kazandıkları özerklik marjından vazgeçmeye daha az istekli görünüyorlar.

Merhum Dini Lider'in oğlu ve halefi olarak belirlenen Mücteba Hameney'in ya sağlığının görevini yerine getiremeyecek kadar kötü durumda olduğu ya da yetkisini kullanamayacak kadar zayıf olduğu düşünülüyor

8 Nisan'da ateşkes ilan edildiğinden beri, rejimin savaş zamanındaki birliği aşınmaya başladı. Resmi olarak güç cumhurbaşkanı, meclis başkanı ve güvenlik teşkilatlarının başkanlarını içeren Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi'nin elinde. Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf baş müzakereci olarak atandı ve Abbas Arakçi de yardımcısı oldu. Ancak, müzakere konusunda istekli olmaları, özellikle İslam Cumhuriyeti'ni korumakla görevli 190 bin kişilik güç olan Devrim Muhafızları Ordusu'nun tepkisini çekti. Şarku’l Avsat’ın The Economist’ten aktardığı analize göre dış gözlemciler için bu bölünme, Hürmüz Boğazı'ndaki durumla ilgili son iki günde yapılan çelişkili açıklamalarda açıkça görülüyordu.

İran içinde, militarizmin giderek arttığının bir işareti olarak, Devrim Muhafızları ile bağlantılı ağlar tarafından geceleyin mobilize edilen rejim yanlısı kalabalıklar, Arakçi ve Kalibaf'ı bizzat anarak kınamaya başladı. Görünüşe göre, askeri üniforma giymiş kişiler tarafından okunan askeri bildiriler, dini vaazların yerini alıyor.

Hatta katı tesettür kuralları bile gevşemeye başlıyor. Yakın zamanda düzenlenen bir mitingde, başörtüsü takmayan bir kadın sloganları belirleyerek, kadınların erkekleri yönlendirip tek başına slogan atmasına karşı 40 yıldır süregelen yasağı yıktı. Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi.

bf
İki haftalık ateşkesin ilan edilmesinin ardından, gerilimin akıbeti beklentisiyle Tahran'da düzenlenen bir halk toplantısı, 8 Nisan 2026 (Reuters)

Bazıları bu gürültüyü temelde taktiksel, sert bir muhalefet sergileyerek taviz koparma aracı olarak görüyor. Zira İran içindeki bölünmeler, devrimin kendisi kadar eski. Başından beri, liderleri ABD ile mücadelenin mi, yoksa onunla ateşkesin mi daha iyi olduğu konusunda bölünmüştü. Ancak bugün savaş, pragmatik siyasi ve ulusal çıkar düşünceleriyle hareket eden milliyetçiler ile devrim ideolojisine bağlı İslamcılar arasında yeni bir ayrılığı derinleştiriyor gibi görünüyor.

Militarizmin giderek arttığının bir diğer işareti olarak, Devrim Muhafızları'na bağlı medya kuruluşları, 1 Mayıs'ta yapılması planlanan belediye seçimlerinin ertelenmesi fikrini gündeme getirdi

Maddi çıkarlar durumu daha da karmaşık hale getiriyor. Yıllar içinde, yaptırımları aşmak için aracı haline gelen bir general sınıfı ortaya çıktı. Bu generallerin, ekonomiye uygulanan ABD yaptırımlarını atlatmaktan önemli kârlar elde ettiklerine inanılıyor. Mücteba Hameney ve Kalibaf'a bağlı ağların dış gayrimenkul portföylerini kontrol ettiğine inanılıyor ki, bu durum medyanın da dikkatini çekti. Baba Hameney'in vefatıyla birlikte, daha önce marjinalleştirilmiş figürler, her biri farklı müttefiklerle, farklı ajandalarla ve talep edecekleri bir güç payıyla yeniden ön plana çıktılar.

Her grubun, müzakerelerin önündeki başlıca engeller konusunda kendi bakış açısı var; bunların başında da nükleer program, Basra Körfezi'nin kontrolü ve İran'ın bölgesel vekillerinin rolü geliyor. Milliyetçiler, yaptırımların hafifletilmesi karşılığında bu vekil ağlarından vazgeçmekte istekliyken, İslamcılar bunları “direnişin” omurgası olarak görüyor.

Milliyetçiler için nükleer eşiğe yaklaşmak saldırılara açık davetiye iken, Kuzey Kore modelinden ilham alan İslamcılar, caydırıcılık için nükleer silah elde etmeyi hedefliyor. Hürmüz Boğazı'nın kontrolüne gelince, pragmatistler tarafından Körfez Arap devletleriyle daha geniş bir güvenlik anlaşması için kaldıraç olarak görülürken, ideologlar bunu İran hegemonyası altında şantaj için kazançlı bir yol olarak görüyor.

ergrf
İran Devrim Muhafızları, Ermenistan ve Azerbaycan sınırlarına yakın olan kuzeybatı İran'ın Aras bölgesinde tatbikat yapıyor, 20 Ekim 2022 (AFP)

15 Nisan'da Pakistan Genelkurmay Başkanı Asım Münir, bu farklı taraflar arasında ortak bir zemin bulmak için Tahran'a geldi. Rejimin yaklaşık 270 milyar dolar olarak tahmin ettiği savaşın verdiği zararı onarma ihtiyacı, daha fazla odaklanma sağlayabilir. Ancak İran'ın müzakere masasına geri dönmesi, eğer gerçekleşirse, heyet içindeki derin bölünmelerin bir anlaşmaya varmayı son derece zorlaştırdığı ve Amerika Birleşik Devletleri ile herhangi bir uzlaşının hızla çökmesine yol açabileceği gerçeğini ortadan kaldırmayacaktır.