Blinken’ın danışmanı Chollet: Putin, nükleer kullanmanın korkunç sonuçlarını biliyor

Üst düzey ABD’li yetkili, İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı sağladığını açıkladı.

ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Derek Chollet. (Şarku’l Avsat)
ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Derek Chollet. (Şarku’l Avsat)
TT

Blinken’ın danışmanı Chollet: Putin, nükleer kullanmanın korkunç sonuçlarını biliyor

ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Derek Chollet. (Şarku’l Avsat)
ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Derek Chollet. (Şarku’l Avsat)

Üst düzey bir ABD’li yetkili, Rusya’ya ‘Ukrayna’da nükleer silah kullanılmasına’ karşı yeni bir uyarı mesajı gönderirken Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in ülkesinin bu tür silahlara başvurması durumunda karşılaşacağı ‘korkunç sonuçları bildiğini’ belirtti. Yetkili ayrıca, ABD’nin Rus nükleer silah dağıtım sisteminde ‘yakın zamanda kullanılacak’ şekilde herhangi bir değişiklik fark etmediğini açıkladı. Son birkaç gün içerisinde Moskova, Ukrayna’daki güçlerinin arka arkaya karşılaştığı başarısızlıklara rağmen bu tür silahları kullanma olasılığı hakkında konuşmayı kabul etmedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı danışmanı Derek Chollet, ABD’nin Londra Büyükelçiliği’nde Şarku’l Avsat’ın da dahil olduğu sınırlı bir medya grubuna brifing verdi. Chollet şu açıklamayı yaptı:
“Nükleer, Rusya tarafından yayınlanan ilk tehdit değil. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, son aylarda birçok tehditte bulundu. Nükleer silah tehdidi, sorumsuzluğun zirvesidir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) daimî üyesi olan Rusya, şu an nükleer silahlara başvurmakla tehdit ediyor. BMGK’nın diğer daimî üyeleriyle birlikte geçen ocak ayında nükleer silahların asla kullanılmaması gerektiğini vurgulayan bir bildiri imzaladığı biliniyor. Bu nükleer tehdit, çok riskli ve biz bunu oldukça ciddiye alıyoruz. Yakından takip ediyoruz. Ruslar bize, halka açık ve özel olarak, bu tür konuşmaların sona ermesi gerektiğini ve nükleer silah kullanırlarsa korkunç sonuçlarla karşılaşacaklarını söylediler. Ancak şimdiye kadar Rus nükleer silahlarının yayılmasıyla ilgili olağan dışı bir şey görmedik. Buna rağmen bu, bizim ve müttefiklerimizin çok dikkat ettiği bir konu.”
ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın danışmanı Chollet, ‘nükleer’ kullanılması durumunda Rusya’nın karşılaşacağı ‘ciddi sonuçların’ ayrıntılarına girmen şunları söyledi:
“Rusya Devlet Başkanı, tepkinin ne olacağını çok iyi biliyor. Çok ciddi sonuçları olacaktır. Tepkinin nasıl olacağını söylemek istemiyoruz. Söylenmeden kalması, ancak sonuçların tamamen farkında olunması daha iyidir.”
Derek Chollet açıklamasında, Rusya ile temaslarda ikinci bir yolun olmadığını vurguladı:
“Ruslarla doğrudan temaslar kurduk. Bildiğiniz gibi birçok lider, Rusya ile temaslar gerçekleştirdi. Ama ne yazık ki kimse bir şey başaramadı. (Fransa Cumhurbaşkanı) Macron ve (Almanya Başbakanı) Scholz’un Putin ile temasları oldu. Ama boşuna. Her temaslarından sonra Fransa ve Almanya ile iletişim kuruyoruz. Ancak ne yazık ki Putin’i rotasını değiştirmeye ikna etmeyi başaramadılar. Ukrayna’ya yönelik politikamız 3 eksene dayanıyor. Birincisi, Ukrayna’yı desteklemek. Şu ana kadar 17 milyar dolardan fazla askeri yardım sağladık. Bu, Ukrayna’nın 2021 savunma bütçesinin tamamından üç kat daha fazla. Dahası ABD, 9 milyar dolar insani yardım ve kalkınma yardımı sağladı. Biz tek değiliz. Ukrayna’ya kendisini savunması için yardım eden yaklaşık 50 ülke var. İkincisi, NATO’yu güçlendirmek. NATO topraklarının her karışını savunacağımızı defalarca söyledik. Buna askeri güçlerimizin konuşlandırılması da dahildir. Bugün Avrupa’da bir yıl öncesine göre daha fazla askerimiz var. Ayrıca müttefiklerimiz ve ortaklarımızla birlikte, doğu ve güney cephelerinde NATO’nun savunmasına katkıda bulunmalarını sağlamak için çalışıyoruz. Üçüncüsü ise Rusya'yı izole etmek ve cezalandırmaktır.”
Chollet, Rusya’nın 2014’te ilhak ettiği Kırım’ı geri almak için Ukrayna’nın bir saldırı başlatma olasılığı konusunda ABD’nin tavrına dair bir soruya da yanıt verdi:
“Ukraynalılardan daha fazla Ukraynalı olmak istemiyoruz. Savaşın amacını belirleyecek olan biz değiliz. Askeri ihtiyaçları konusunda kendileriyle istişarelerde bulunuyoruz ve bu ihtiyaçları karşılamaya çalışıyoruz.”
Şarku’l Avsat, basın brifinginde Chollet’e İran’ın Rusya’ya Ukrayna savaşında kullanılmak üzere insansız hava araçları (İHA) sağladığına dair raporları sordu. Chollet’in yanıtı şöyle oldu:
“İran’ın Rusya’ya insansız hava aracı tedarik etmesi konusunda son derece endişeliyiz. Bu ilişki her iki yöne de gidiyor. Rusya ile İran arasındaki, endişemizi artıran bu ilişki hakkında istihbarat bilgileri dağıttık.”
Chollet, İran’ın Ukrayna’da kullanılan insansız hava araçları karşılığında Rusya’dan ne aldığını ise açıklamadı.
Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra Irak’ın İran’a teslim edilmesi, Muammer Kaddafi’nin devrilmesinden sonra Libya’da kaos çıkması gibi birçok ülke ile ilgili daha önceki politikalarının istediklerinin tam tersi sonuçlara yol açtığını belirten Şarku’l Avsat ayrıca ABD’nin, birçok ülkenin Ukrayna politikasında onun yanında yer almakta isteksiz olmasını anlayışla karşılayıp karşılamadığı sorusunu yöneltti. Derek Chollet şu cevbı verdi:
“Şu an durum, ABD’nin politikasıyla ilgili değil. Vladimir Putin, komşu bir ülkeyi işgal etti. 31 yıl önce ABD, 30’dan fazla ülkeyi içeren bir koalisyonla, komşusu tarafından işgal edilen ve ilhak girişiminde bulunulan başka bir ülkenin (Kuveyt) egemenliğini savunmak için Ortadoğu’da savaşa girdi. Dolayısıyla Ukrayna’nın egemenliğini savunma gerekliliği ve bağımsızlığını garanti altına alma ve ondan zorla alınan toprakları geri alma kabiliyeti hakkında konuştuğumuzda bu, ABD’nin keşif ilkesini yükselttiği anlamına gelmez. Bu uluslararası hukuktur. Tüm ülkelerin anlayış göstermesi ve takdir etmesi gereken şey budur. Bir kışkırtma olmadan bu savaşı başlatan Putin’di. Bunu kendisi yapmaya karar verdi. İsterse yarın durdurabilir. Rusya çatışmayı bırakırsa savaş sona erer. Ama Ukrayna savaşmayı bırakırsa Ukrayna biter. Karşılaştığımız gerçek bu.”
Chollet açıklamasında İran ile nükleer anlaşmaya geri dönme çabalarına da değindi:
“Masada İran’la bir anlaşmamız vardı. İranlılar, bu anlaşmayı masadan almadı. Anlaşmayla ilgisi olmayan ve ABD ve Avrupalı ortakların reddettiği taleplerde bulunmaya devam etmeye karar verdiler. İranlılar, bu konuda iç bölünmelerden mustarip. Ayrıca şu an iç kargaşa ile uğraşıyorlar.”
Derek Chollet, 2013 yılında Rusya’nın sponsorluğunda Suriye ile imzalanan kimyasal anlaşmayı da savundu:
“Suriye’de kimsenin beklemediği bir başarıya imza attık. 13 bin ton kimyasal silah barışçıl bir şekilde imha edildi. O zamanlar Savunma Bakanlığı’nda memurdum. Suriye’nin ilan etmediği ve topraklarının birçok yerinde konuşlandırdığı 13 bin ton kimyasal silahla başa çıkmak için askeri seçenekleri düşünüyorduk. Kimyasal silahların DEAŞ gibi grupların eline geçmesinden korktuk. Bu durum, kitle imha silahlarıyla ilgili bir kâbus olurdu.”  



ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
TT

ABD’nin İsrail Büyükelçisi, Gazze'de yaşanan insanlık dramına karşı uyarıları engelledi

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)
İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik askeri operasyonu sırasında, kuzeydeki Beyt Lahiya’da ağır hasar gören Filistinlilere ait evler (18 Aralık 2024 – Reuters)

ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı (USAID) çalışanları, 2024’ün ilk aylarında, Gazze’nin kuzeyinde gıda ve tıbbi yardım eksikliğinin kritik boyutlara ulaştığına dair uyarılarını, dönemin ABD Başkanı Joe Biden yönetimindeki üst düzey yetkililere iletti. Şarku'l Avsat'ın Reuters’tan aktardığı habere göre, söz konusu uyarılar kurum içi yazışmalar yoluyla yapıldı.

Hamas’ın 7 Ekim 2023’teki saldırılarının ve İsrail’in Gazze’ye kara harekâtının üzerinden üç ay geçtikten sonra hazırlanan iç mesajda, Ocak ve Şubat aylarında iki aşamada bölgeye giden Birleşmiş Milletler çalışanlarının sahada gözlemlediği sarsıcı manzaralar ayrıntılı biçimde yer aldı.

frgtyu7
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Lahiya’da, hayır mutfağından pişmiş yemek almak için bekleyen Filistinliler, 28 Nisan 2025 (Reuters)

Çalışanlar, yollarda insan uyluk kemiği ve başka kemikler gördüklerini, araçlarda bırakılmış cesetlere rastladıklarını aktardı. Ayrıca özellikle gıda ve temiz içme suyu başta olmak üzere insani ihtiyaçlarda “felaket düzeyinde” bir eksiklik bulunduğunu vurguladılar.

Ancak Reuters’in görüştüğü dört eski yetkili ile incelenen belgelere göre, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Jack Lew ve yardımcısı Stephanie Hallett, telgrafların yeterli tarafsızlık içermediği gerekçesiyle ABD hükümeti içinde daha geniş biçimde dağıtılmasını engelledi.

Gazze’deki duruma resmî itiraf meselesi

Altı eski ABD’li yetkili, Şubat 2024’te gönderilen telgrafın, yılın ilk yarısında iletilen ve İsrail’in Gazze’ye yönelik savaşı nedeniyle sağlık, gıda, hijyen koşullarındaki hızlı bozulmayı ve toplumsal düzenin çöküşünü belgeleyen beş telgraftan biri olduğunu söyledi.

vf
Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliye’de, savaşta yıkılan binaların enkazı arasında yürüyen Filistinliler, 6 Ocak 2026 (Reuters)

Reuters bu telgraflardan birini inceledi. Diğer dört telgrafın da Lew ve Hallett tarafından “tarafsızlık” kaygısıyla engellendiğini, içeriklerini bilen dört eski yetkili doğruladı.

Üç eski ABD’li yetkili, bu telgraflardaki ayrıntıların olağanüstü derecede sarsıcı olduğunu ve yönetim içinde geniş biçimde paylaşılsaydı üst düzey karar alıcıların dikkatini çekeceğini belirtti. Yetkililere göre bu durum, Biden’ın aynı ay yayımladığı ve ABD istihbarat ve silah tedarikini İsrail’in uluslararası hukuka uyumuna bağlayan ulusal güvenlik muhtırasına yönelik denetimi de sıkılaştırabilirdi.

O dönem USAID’de Batı Şeria ve Gazze’den sorumlu bilgi birimi başkan yardımcısı olan Andrew Hall, “Telgraflar insani bilgiyi aktarmanın tek yolu değildi; ancak büyükelçinin Gazze’deki gerçek durumu resmen kabul etmesi anlamına gelirdi” dedi.

ABD’nin Kudüs Büyükelçiliği, bölgedeki diğer büyükelçiliklerden gelenler de dahil olmak üzere Gazze’ye ilişkin telgrafların çoğunun hazırlanması ve dağıtımını denetliyordu. Üst düzey bir eski yetkili, Büyükelçi Lew ve yardımcısı Hallett’in sık sık USAID yönetimine, telgraflardaki bilgilerin zaten medyada geniş biçimde yer aldığını söylediklerini aktardı.

Eski Dışişleri Bakanı Antony Blinken ile Biden’ın temsilcileri, söz konusu telgrafların hiçbir zaman ABD hükümetinin üst kademelerine ulaşmadığı iddiasına ilişkin yorum taleplerine yanıt vermedi.

Gazze savaşı, Hamas’ın 7 Ekim 2023’te düzenlediği ve 1.250’den fazla kişinin öldüğü saldırıların ardından başladı. Filistin Sağlık Bakanlığı verilerine göre Gazze’de hayatını kaybedenlerin sayısı 71 bini aştı.

ABD Başkanı Donald Trump, geçen yıl eylülde Beyaz Saray’da İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun yanında Gazze için barış planını açıklamış olsa da, çatışmalar durmadı. Filistin Sağlık Bakanlığı’na göre, ateşkesin yürürlüğe girmesinden bu yana yaklaşık 481 kişi daha öldürüldü.

Biden yönetiminin savaş boyunca İsrail’e verdiği destek, Demokrat Parti içinde derin bir bölünmeye yol açtı ve konu parti adayları açısından hâlâ çözülmüş değil. Reuters/Ipsos’un geçen ağustosta yaptığı ankete göre, Demokratların yüzde 80’inden fazlası İsrail’in Gazze’deki askerî karşılığının aşırı olduğunu ve ABD’nin açlık riskiyle karşı karşıya olan Gazze halkına yardım etmesi gerektiğini düşünüyor.


Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
TT

Trump’ın kararları Suriye’nin çehresini nasıl değiştirdi?

Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)
Geçen 10 Kasım’da Washington’da ABD Başkanı Donald Trump ile Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara arasında gerçekleşen görüşmeden bir kare (AFP)

Bölgesel ve uluslararası düzeyde son derece karmaşık bir tabloda; güvenlik dosyalarının stratejik, ekonomik başlıkların ise siyasi alanla iç içe geçtiği bir ortamda, ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ocak 2025’te Beyaz Saray’a dönüşünden bu yana Suriye dosyasına yaklaşımını yeniden şekillendiriyor. Barack Obama ve Joe Biden dönemlerinde tereddütler ve çelişkili gündemlerle karakterize edilen Amerikan politikalarının ardından Washington, bugün ideolojik kaygılardan ve uzun vadeli riskli bahislerden uzak, sahada sonuç üretmeyi ve hassas dengeleri kontrol etmeyi önceleyen daha doğrudan ve “pragmatik” bir çizgiye yönelmiş durumda.

Bu yeni yaklaşım; eski rejimin çöküşü, iç meşruiyetini pekiştirmeye ve uluslararası tanınma elde etmeye çalışan yeni bir hükümetin yükselişi, DEAŞ tehdidinin sürmesi, İran nüfuzunun gerilemesi ve Suudi Arabistan, Türkiye ile Katar’ın artan bölgesel rolleri gibi Suriye sahasındaki temel değişkenlere yanıt niteliği taşıyor. Bu çerçevede Washington, Orta Doğu’da istikrarı dayatma, doğrudan askerî angajmanın maliyetini azaltma ve kalkınma ile yatırım projelerinin önünü açma esasına dayanan “Trump doktrini” ile uyumlu bir yeniden konumlanmaya gidiyor.

İdeolojiden önce çıkarlar

Abaad Eğitim ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nden Firas Fahham, Trump’ın Suriye politikasının “tam anlamıyla pragmatik” olduğunu, uluslararası ve ekonomik çıkarları merkeze alarak yeni Suriye hükümetinin ideolojik arka planını ikinci plana ittiğini belirtiyor. Fahham’a göre Washington ile Şam arasındaki yeni kesişimin temel dayanağı, “İran’ın Suriye’ye yeniden nüfuz etmesinin önlenmesi” hedefi ve bu başlık mevcut ABD yönetiminin öncelikleri arasında ilk sırada yer alıyor.

Bu yaklaşımın, ABD’nin bölgedeki Arap müttefiklerinin tutumlarından ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Fahham; başta Suudi Arabistan olmak üzere Türkiye ve Katar’ın yeni Suriye hükümetine açık destek verdiğini, Trump yönetiminin de bu tutumlara “bölgesel ittifakların yeniden inşasında temel bir sütun” olarak yanıt vermeye hazır olduğunu ifade ediyor.

fgthyu
ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, 24 Mayıs’ta Türkiye’de Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara ile gerçekleştirdiği görüşmeden bir kare (EPA)

Önceki yönetimlerle kıyaslandığında Fahham, Obama ve Biden dönemlerinin “İran’ın bölgede elinin serbest bırakıldığı, özellikle Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile kurulan yakın ittifak üzerinden azınlık nüfuzunun desteklendiği bir çizgi izlediğini; bunun da sahayı daha karmaşık hâle getirdiğini ve güvenliği sağlayabilecek merkezi bir devletin kurulma ihtimalini zayıflattığını savunuyor.

Riyad’dan Washington’a: Dönüm noktaları

Trump’ın yeni Suriye politikasındaki kritik duraklara değinen Fahham, başlangıç noktasının Haziran ayında Riyad’da yapılan görüşmeler olduğunu söylüyor. Bu temaslar sırasında ABD Başkanı Trump, Veliaht Prens Muhammed bin Selman’ın talebiyle Suriye’ye yönelik yaptırımların kaldırıldığını açıklamış; bu adım Washington’dan Şam’a gönderilen ilk olumlu mesaj olarak yorumlanmıştı. Ardından Trump, Suudi Veliaht Prensi ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’yı bir araya getiren üçlü bir görüşme gerçekleştirdi. Trump’ın Şara’ya yönelik dikkat çekici övgüleri, ABD’nin siyasi açılım arzusunu açık biçimde ortaya koydu.

d
10 Kasım’da Washington’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şara’nın ABD Başkanı Donald Trump ile Beyaz Saray’daki görüşmesinin ardından, Suriye liderinin destekçileri Beyaz Saray önünde toplandı (EPA)

Fahham’a göre asıl dönüm noktası ise Kasım ayında düzenlenen Washington Zirvesi oldu. Trump’ın Beyaz Saray’da Cumhurbaşkanı eş-Şara’yı kabul ettiği bu görüşme, kritik bir kırılma anı olarak değerlendiriliyor. Zirvenin ardından ABD yönetimi, Kongre üzerinde Sezar Yasası’nın iptali için baskı kurmaya başladı; eş zamanlı olarak Suriye’nin DEAŞ’a karşı uluslararası koalisyona dâhil edildiği açıklandı. Bu gelişmeler, iki ülke arasındaki ilişkinin sınırlı koordinasyondan ittifaka yakın bir düzeye taşındığını gösterdi.

SDG ve Fırat’ın doğusunun geleceği

SDG dosyasına ilişkin değerlendirmesinde Fahham, Trump yönetiminin konuya tamamen pratik bir pencereden yaklaştığını; yeni Suriye hükümetiyle ilişkiler ile Türkiye’nin çıkarları arasında denge gözettiğini belirtiyor. Biden dönemine kıyasla SDG’ye verilen desteğin belirgin biçimde azaldığını ifade eden Fahham, Washington’un DEAŞ’la mücadelede Şam’ı en etkili aktör olarak görmeye başladığını söylüyor.

Bu yaklaşımın, ABD’li düşünce kuruluşlarının raporlarına dayandığını belirten Fahham, geçmişte Kürt bileşene tek taraflı yaslanmanın ve Fırat’ın doğusundaki uygulamaların mağduriyet duygusu yarattığını ve DEAŞ’ın bunu istismar ederek eleman devşirdiğini hatırlatıyor. Bu nedenle ABD yönetimi, SDG’yi tamamen terk etmek yerine, Şam’la iş birliğinin daha verimli olacağına ikna olmuş durumda. Fahham'ın Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmeye göre hedef; SDG’nin Suriye devleti içine entegre edilmesi ve güvenlik statüsünün yeniden düzenlenmesi.

İsrail’in Suriye’nin güneyindeki operasyonlarına da değinen Fahham, Washington’un Başbakan Binyamin Netanyahu’nun politikalarından “memnuniyetsizlik” duyduğunu; bu adımların bölgesel istikrarı zedelediğini ve Trump’ın kalkınma vizyonuyla çeliştiğini vurguluyor. ABD’nin, Suriye hükümetinin zayıflatılmasının İran nüfuzunun ve DEAŞ faaliyetlerinin yeniden canlanmasına yol açabileceğinden endişe ettiği belirtiliyor.

Süveyda özelinde ise ABD yönetiminin, vilayetin devlet yapısına entegre edilmesi gerektiği görüşünü benimsediği aktarılıyor. Fahham, ABD Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın “Ortadoğu’da adem-i merkeziyetçilik başarısız oldu” yönündeki sözlerini hatırlatarak, Washington’un birleşik bir Suriye’yi destekleme eğilimini vurguluyor.

Askeri kurumun bakışı

Silahlı gruplar üzerine çalışan araştırmacı Raid el-Hamed ise ABD’nin tutumuna askerî perspektiften tamamlayıcı bir okuma sunuyor. Hamed, Trump’ın ilk döneminde asker çekme ve SDG ile ortaklığı sonlandırma eğiliminde olduğunu; ancak 2019 Mart’ında Baguz’daki çatışmaların ardından üst düzey askerî komutanların DEAŞ’ın geri dönebileceği yönündeki uyarıları nedeniyle yaklaşık 2 bin ABD askerinin bölgede kaldığını hatırlatıyor. ABD-SDG ortaklığının, 2015’te Kobani savaşlarına dayandığını ve Washington’un SDG’yi kara gücü olarak kullandığını da ekliyor.

Ancak Hamed’e göre, Beşşar Esed rejiminin düşmesinin ve Suriye’nin uluslararası koalisyona katılmasının ardından şekillenen yeni politika, Fırat’ın doğusunda herhangi bir bağımsız yapının tanınmamasını ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne benzer federal modellerin reddedilmesini esas alıyor. Bu yeni yaklaşımın, SDG’ye Türkiye karşısında gerçek Amerikan güvenceleri içermediğini vurgulayan Hamed, örgütün Suriye ordusu ve güvenlik kurumlarına entegrasyonu yönünde baskı bulunduğunu belirtiyor. Şam yönetiminin devlet dışı silahlı varlığı reddeden bu vizyonuna SDG’nin hâlen karşı çıktığını, Mart ayında imzalanan anlaşma için belirlenen sürenin yıl sonunda dolacağını da sözlerine ekliyor.

Genel tabloya bakıldığında, Suriye sahasının geleneksel çatışma denklemlerini aşan, çıkarlar ve karşılıklı güvenlik düzenlemeleriyle şekillenen yeni bir evreye girdiği görülüyor. Washington ve özellikle Riyad ile Ankara gibi bölgesel müttefikleri, Şam’daki yeni liderliğin istikrarı tesis edip kaos dönemini kapatabileceğine oynarken, bu sürecin başarısının önümüzdeki aylarda sahadaki sınavlara bağlı olacağı ifade ediliyor. Gözlemcilere göre, “yeni cumhuriyetin” iç uzlaşı gereklilikleri ile dış ittifakların şartlarını dengeleme kapasitesi, bu dönüşümün ABD’nin bölgedeki yıllara yayılan tereddütlerini gerçekten sona erdirip erdirmeyeceğini belirleyecek temel ölçüt olacak.


Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
TT

Suudi Arabistan-ABD görüşmesinde Gazze, Sudan, Yemen ve Ukrayna'daki gelişmeler ele alındı

Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)
Prens Faysal bin Ferhan dün Washington'da Dışişleri Bakanı Marco Rubio ile bir araya geldi (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı Prens Faysal bin Ferhan ve ABD'li mevkidaşı Marco Rubio, Gazze Şeridi, Sudan, Yemen ve Rusya-Ukrayna krizindeki gelişmeleri ele alarak bu konularda ve uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması için sarf edilen çabalar hakkında görüş alışverişinde bulundular.

Washington'da ABD Dışişleri Bakanlığı merkezindedün bir araya gelen ikili, iki ülkeyi ilgilendiren bölgesel ve uluslararası konularda koordinasyon ve ortak eylemleri yoğunlaştırmanın yollarını ele aldı.

Prens Faysal bin Ferhan ve Rubio iki ülke arasındaki stratejik ilişkileri ve bu ilişkileri çeşitli alanlarda geliştirme ve iyileştirme fırsatlarını gözden geçirdiler.

sdfrgt
Bakan Rubio, dün Washington'daki bakanlık merkezinde Prens Faysal bin Ferhan'ı kabul etti (Suudi Arabistan Dışişleri Bakanlığı)

Şarku’l Avsat’ın aldığı bilgiye göre toplantıya Suudi Arabistan'ın ABD Büyükelçisi Prenses Rima bint Bendar bin Sultan, Siyasi İşlerden Sorumlu Bakan Danışmanı Prens Musab bin Muhammed el-Ferhan ve Bakan Danışmanı Muhammed el-Yahya da katıldı.

Suudi Arabistan Dışişleri Bakanı, iki ülke arasındaki ilişkilerin güçlendirilmesini ele almak ve en önemli bölgesel ve uluslararası meselelerle ilgili gelişmeleri ve bunlar üzerinde sarf edilen çabaları görüşmek üzere resmi bir ziyaret için salı günü Washington'a geldi.

Ziyaret, ABD Başkanı Donald Trump'ın mayıs ayında Suudi Arabistan'a yapmayı planladığı ve ikinci dönemindeki ilk dış gezisi olan ziyaretin öncesinde gerçekleşiyor.