Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Putin, Batı ile 'yeni büyük bir anlaşma' yapmak istiyorhttps://turkish.aawsat.com/home/article/3919731/cumhurba%C5%9Fkanl%C4%B1%C4%9F%C4%B1-s%C3%B6zc%C3%BCs%C3%BC-kal%C4%B1n-putin-bat%C4%B1-ile-yeni-b%C3%BCy%C3%BCk-bir-anla%C5%9Fma-yapmak
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: Putin, Batı ile 'yeni büyük bir anlaşma' yapmak istiyor
AA
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın, Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğünde Ukrayna ile Rusya arasında İstanbul'da imzalanan "Tahıl Koridoru Anlaşması"nın uzatılmasını istediklerini belirterek, Ukrayna tarafının bu konuya olumlu baktığını bildirdi.
Kalın, CNN International televizyonunda katıldığı programda Rusya-Ukrayna savaşına ilişkin son gelişmeleri değerlendirdi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın dün Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile yaptığı telefon görüşmesinin içeriği hakkındaki soruya yanıt veren Kalın, bu görüşmenin iki liderin 6-7 gün önce gerçekleştirdiği telefon görüşmesinin devamı niteliğinde olduğunu kaydetti.
Kalın, Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın dün Putin ile, İstanbul'da imzalanan ve 6 milyon tona yakın Ukrayna tahılının dünyanın farklı bölgelerine gönderilmesini sağlayan tahıl anlaşmasının uzatılması konusunu görüştüklerini belirterek, "Biz de bu anlaşmanın uzatılmasını istiyoruz. Ukrayna tarafıyla görüştük, olumlu bakıyorlar. Ruslarla da konuşuyoruz. Kendi mahsullerini, amonyak ve gübrelerini gönderme konusunda bazı endişeleri var. BM ile bir anlaşmaları vardı, bu yüzden bazı detayları çözmeye çalışıyorlar yani bunlar sorunlardan bazılarıydı." dedi.
Temel olarak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın Rusya ve Ukrayna'ya bir mesaj verdiğini kaydeden Kalın, savaşın hiçbir yönüne katılmadıklarını, savaşın ve ilhakın yasa dışı olduğunu ve en olumsuz koşullarda dahi diplomasi için bir yol bulmaları gerektiğini söyledi.
Kalın, "(Görüşmede) Cumhurbaşkanı Erdoğan, Ukrayna’nın 4 bölgesinin Rusya tarafından ilhakını kınadı mı?" sorusuna ise "Evet, elbette. Rusya'nın Kırım'ı ilhak ettiği 2014'ten bu yana temel tutumumuz bu. Geçen hafta ilhak edilen dört bölgeyle ilgili tutumumuz değişmedi." yanıtını verdi.
"Putin, Batı ile 'yeni büyük bir anlaşma' yapmak istiyor"
Rusya ile Ukrayna arasındaki müzakerelerin son durumuna ilişkin soruya Kalın, Rusya'nın yeni ilhakları nedeniyle şu anda devam eden bir müzakerenin olmadığını söyledi.
Kalın, Ukraynalıların topraklarını savunma hakkına sahip olduklarını anladıklarını belirterek, bunun yanı sıra müzakereleri sürdürmenin de bir yolunu bulmaları gerektiğini vurguladı.
Müzakere masasına dönüleceğini ancak bunun ne zaman yapılacağının soru işareti olduğunu ifade eden Kalın, savaşın sürmesi nedeniyle müzakere masasına oturuluncaya dek daha büyük hasarın oluşacağına dikkati çekti.
Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın, "Anladığımız şey, Sayın Putin'in Batı ile yeni büyük bir anlaşma yapmak istemesidir. Bu, kısmen şüphesiz Ukrayna ile ilgili ancak asıl mesele, Rusya ile Batı dünyası arasında gerçekten yeni bir anlaşmadır." değerlendirmesinde bulundu.
Soğuk Savaş'ın sona ermesinin ardından yeni bir Rusya ve yeni bir dünyanın ortaya çıktığını kaydeden Kalın, yeni bir gerçeklik olduğunu ve Rusya'nın bir pazarlık yapmak istediğini söyledi.
Kalın, bu durumun liberal dünya düzenini büyük bir sınava soktuğunu belirterek, bunun daha fazla savaş, ölüm ve yıkım getirdiğini, nükleer savaş gibi daha tehlikeli sonuçlar getirebileceğine de işaret etti.
"Batı, savaşı sona erdirme çabalarını desteklemeli"
Sözcü Kalın, şunları kaydetti:
"Uzun süren bir savaşın sadece daha fazla çatışma ve ölüm yaratmayacağından, aynı zamanda enerji fiyatlarını, emtia fiyatlarını ve daha birçok şeyi de etkileyeceğinden elbette endişeliyiz. Etki küreseldir ve küresel olmaya devam edebilmeliyiz. Bu nedenle tarafları yeniden müzakere masasına getirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Her iki tarafın da şu anda bunu yapmaya hazır olmadığını tamamen anlıyoruz çünkü ilhak daha yeni gerçekleşti ama yine de daha çok çalışmalıyız. Batılı dostlarımıza da verdiğimiz mesaj budur. Bu savaşa son verme çabalarını desteklemeliler."
Rusya'nın müzakere masasına nasıl gelmeyi düşündüğüne ve Rusya Devlet Başkanı Putin'in şu anda ne istediğine ilişkin soru üzerine Kalın, bu savaşın iki düzeyinin bulunduğunu, birinci düzeyinin Ukrayna topraklarında olup bitenler olduğunu söyledi.
Kalın, can kayıpları ve ilhakın uluslararası hukuka aykırı olduğunu belirterek, bunu durdurmanın bir yolunu bulmaları gerektiğini vurguladı.
- "Küresel ölçekte jeopolitik mücadele bir süredir devam ediyor"
Bir diğer seviyenin ise "jeopolitik güçlenme" olduğunu ve bir süredir devam ettiğini dile getiren Kalın, bunun Güney Osetya Savaşı'nda NATO'nun Gürcistan'ı NATO'ya sokmaya çalışırken başladığını, Kırım'ın ilhakı ve ardından Suriye ve Libya ile sürdüğünü söyledi.
Kalın, bu noktada kısa vadede Ukrayna'nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini sağlamanın bir yolunu bulmaları gerektiğini belirterek, "Bütün bu ilkeler uluslararası hukuka dayanıyor. Diğeri ise daha büyük jeopolitik mücadeleyi, farklı bir düşünme biçimini, dünyanın nerede olduğuna, küresel ölçekte nasıl bir güç dengesi kurulacağına daha stratejik bir bakışı gerektiriyor ki Rusya, Çin, Batılı ülkeler, diğerleri, diğer yükselen güçler, tüm ülkelerin katkılarıyla kurulacak yeni sistemde kendilerini güvende hissetsin." diye konuştu.
Bunun hemen çözülecek bir mesele olmadığının altını çizen Kalın, Rusya-Ukrayna savaşını sona erdirmek ve herhangi bir nükleer savaşı ya da bu tür bir durumu önlemek için bunların şimdiden düşünülmeye başlanması gerektiğini sözlerine ekledi.
Zelenskiy: Rus petrolüne yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse etmesine yardımcı oluyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264293-zelenskiy-rus-petrol%C3%BCne-y%C3%B6nelik-yapt%C4%B1r%C4%B1mlar%C4%B1n-hafifletilmesi-rusya%E2%80%99n%C4%B1n-ukrayna%E2%80%99ya
Zelenskiy: Rus petrolüne yönelik yaptırımların hafifletilmesi, Rusya’nın Ukrayna’ya karşı yürüttüğü savaşı finanse etmesine yardımcı oluyor
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy (AP)
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy bugün yaptığı açıklamada, küresel enerji piyasalarında yaşanan dalgalanmalar ve ABD’nin Rus petrolüne yönelik bazı yaptırım muafiyetlerini uzatmasının ardından Rusya’ya yönelik petrol yaptırımlarının gevşetilmesini eleştirdi.
Zelenskiy X platformu üzerinden yaptığı paylaşımda, Rus petrolüne ödenen her doların Ukrayna’ya karşı yürütülen savaşı finanse ettiğini belirterek, Rusya’nın elde ettiği milyarlarca dolarlık gelirin doğrudan yeni saldırılara dönüştüğünü ifade etti.
ABD Hazine Bakanlığı cuma günü yaptığı açıklamada, denizde bulunan Rus petrolünün satışına izin veren yaptırım muafiyetini 16 Mayıs’a kadar geçici olarak uzattığını duyurmuştu. Bu adımın, Ortadoğu’da İran’a yönelik saldırıların ardından artan enerji fiyatlarını dengelemeye yönelik olduğu belirtildi.
Zelenskiy, bu muafiyet sayesinde Rus petrolünün yeniden yaptırımsız şekilde satılabildiğini ve bunun yaklaşık 10 milyar dolarlık ek gelir anlamına geldiğini söyledi. Bu gelirlerin doğrudan Ukrayna’ya yönelik saldırılarda kullanıldığını savundu.
Zelenskiy ayrıca, Rusya’nın son günlerde 2 bin 360’tan fazla insansız hava aracı (İHA) saldırısı, bin 320 güdümlü bomba ve yaklaşık 60 füze saldırısı gerçekleştirdiğini açıkladı.
Diğer yandan yerel yetkililer, hafta sonu gerçekleşen bir saldırıda kuzeydeki Çernihiv kentinde 16 yaşındaki bir gencin hayatını kaybettiğini, dört kişinin ise yaralandığını bildirdi.
ABD kararının, Rusya’dan petrolün yüklenmesi ve teslimiyle ilgili tüm işlemleri kapsadığı, ayrıca yaptırım altındaki ‘gölge filo’ gemilerine de uygulandığı aktarıldı.
İran, Kuzey Kore, Küba ve işgal altındaki Ukrayna topraklarıyla (Kırım dahil) yapılan işlemlerin ise kapsam dışında bırakıldığı belirtildi.
Zelenskiy, Rusya’nın ihracatının azaltılması gerektiğini vurgulayarak, Ukrayna’nın uzun menzilli yaptırımlarının bu hedef doğrultusunda kullanılmaya devam ettiğini ve son dönemde Ukrayna’nın Rus enerji altyapısına yönelik saldırılarının arttığını ifade etti.
28 milyar dolarlık sermaye, ABD piyasalarına ters göçü tetikliyorhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264292-28-milyar-dolarl%C4%B1k-sermaye-abd-piyasalar%C4%B1na-ters-g%C3%B6%C3%A7%C3%BC-tetikliyor
28 milyar dolarlık sermaye, ABD piyasalarına ters göçü tetikliyor
New York Borsası’ndaki yatırımcılar (Reuters)
Küresel yatırım görünümünde, Nisan 2026 başında ABD ile İran arasında ilan edilen ateşkesin ardından önemli bir yön değişimi yaşandığı belirtiliyor. Bu gelişme, piyasalarda TINA (There Is No Alternative / hisse senetlerine alternatif yok) olarak bilinen eğilimi yeniden güçlendirirken, yılın başında etkili olan TIARA (There Is A Real Alternative / gerçek bir alternatif var) stratejisinin etkisini zayıflattı. Söz konusu strateji, yatırımcıların daha ucuz değerlemeler ve zayıf dolar getirileri arayışıyla Avrupa ve Asya piyasalarına yönelmesini ifade ediyordu.
ABD Başkanı Donald Trump’ın 7 Nisan’daki açıklamasının bu dönüşümde kritik bir eşik olduğu belirtilirken, o tarihten bu yana ABD hisse senetlerine yaklaşık 28 milyar dolar giriş olduğu ifade edildi. Bu durumun, küresel enerji şoklarından büyük ölçüde izole olabilen ‘ABD ekonomik motoruna’ duyulan güveni yeniden artırdığı değerlendiriliyor.
Franklin Templeton bünyesindeki küresel yatırım stratejisti Michael Brown, son altı yılda yaşanan dördüncü büyük dış şokun piyasaları etkilediğini belirterek, yatırımcıların uzun vadede en güçlü performansı sergileyen ve kısa vadede yoğun yatırım çeken ekonomiye geri döndüğünü ifade etti.
Verilere göre, S&P 500 endeksi savaş öncesi seviyelerin yüzde 2 üzerine çıkarak 7 bin puan eşiğini aşarken, bu yükselişin ABD piyasalarındaki güçlü momentumu yansıttığı aktarıldı. Buna karşılık Avrupa ve Asya piyasalarında ise ciddi çıkışlar yaşandı; Avrupa hisse senedi fonlarından 4,7 milyar dolarlık çıkış kaydedildiği ve bunun 2024’ten bu yana en büyük çıkış olduğu belirtildi. Brown ayrıca, savaşın etkilerinin özellikle Avrupa ve Asya ekonomileri üzerinde daha güçlü baskı oluşturduğunu, buna karşılık enerji ihracatçısı konumundaki ABD’nin stratejik olarak daha avantajlı bir konumda bulunduğunu ve bu nedenle yatırımcılar açısından daha dayanıklı bir piyasa olarak öne çıktığını vurguladı.
Kâr tarafında ise fark daha net şekilde ortaya çıkıyor. S&P 500 kapsamındaki şirketlerin kârlarının, özellikle teknoloji sektöründeki güçlü performansın etkisiyle yaklaşık yüzde 14 artması bekleniyor. Buna karşılık Avrupa şirketlerinde kâr büyümesinin yüzde 4,2 ile sınırlı kalacağı ve bunun büyük ölçüde petrol ve gaz sektöründen kaynaklandığı ifade ediliyor.
Bu belirgin performans farkı, büyük yatırım bankalarının ABD hisse senetlerine yönelik tavsiyelerini ‘ağırlık artır’ seviyesine yükseltmesine yol açtı. Bu değerlendirme, ABD ekonomisinin dış şoklara karşı daha güvenli ve güçlü bir yatırım limanı olarak görülmeye devam ettiğini gösteriyor.
Uluslararası Para Fonu (IMF) da benzer bir tablo çizerek büyüme tahminlerini güncelledi. Euro Bölgesi için büyüme beklentisi belirgin şekilde aşağı çekilerek yüzde 1,1 seviyesine indirilirken, ABD ekonomisinin yüzde 2,3 büyüme ivmesini koruduğu belirtildi. Küresel stratejistler mevcut tabloyu özetlerken, “Altı yılda dört küresel şok yaşandıktan sonra, sermayenin kendini sürekli olarak en iyi performansı gösteren ve geleceğe en fazla yatırım yapan ekonomiye yönlendirmesi doğaldır” değerlendirmesinde bulunuyor.
İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizmhttps://turkish.aawsat.com/d%C3%BCnya/5264159-i%CC%87ran-siyaseti-tek-bir-ideolojik-y%C3%B6r%C3%BCngede-s%C3%BCrekli-aktivizm
İran siyaseti: Tek bir ideolojik yörüngede sürekli aktivizm
Tahran'da bir kadın, ABD-İsrail saldırılarında öldürülen baba Ali Hamaney ile oğlu Mücteba Hamaney’e ait afişlerin önünden geçiyor (AP)
Alex Vatanka
İsrail'in Ali Laricani ve Kemal Harrazi'ye yönelik suikastı, İslam Cumhuriyeti'nin siyasi sahnesinden iki önemli ismin uzaklaştırılmasıyla sınırlı değildi. Tahran'daki bazı siyasi ve analitik çevreler bunu daha az görünür ve geniş kapsamlı bir şeyi, rejimin uzlaşı dili ile konuşma yeteneğini silme girişimi olarak anladı. Bu iki suikast aynı zamanda Tahran'ın yıllardır dış dünyaya hitap etmesine yardımcı olan kişilerin etkisiz hale getirilmesiyle ilgili daha geniş bir bağlama da dahildi.
Uzun yıllar boyunca Laricani, İran'ın sert gücü ile onu yurt dışında yönetmek için gereken diplomatik dil arasında tercüman rolünü oynadı. Onlarca yıllık deneyime sahip eski Dışişleri Bakanı Harrazi ise, rejimin stratejik sinyallerinin koruyucusuydu ve bu sinyallerin sırları ve bunları iletmenin yolları konusunda bilgi sahibiydi. Yıllarca bu iki adam merhum Dini Lider Ayetullah Ali Hamaney'in en önemli dış politika danışmanları olarak hizmet etti. Suikastları ilk bakışta, diplomasinin yerini saha mantığına bıraktığı daha kapalı ve daha katı bir rejime doğru bir geçişi teyit ediyormuş gibi görünüyordu.
Ancak suikastın ardından yaşananlar daha karmaşıktı. Rejim dimdik ayakta kaldı ve karar alma mekanizmaları aksamadı. Onlarca yıldır İran devlet yönetimini karakterize eden dolaylı kanallar, siyasi sinyaller ve dikkatli hesaplar gibi kırılgan ateşkesten önce savaş da devam etti. Bu sonraki aşama, İslam Cumhuriyeti hakkında temel bir gerçeği ortaya çıkardı: Direncinin kişisel olmaktan ziyade kurumsal olduğu. Otorite, statüsü ne kadar yüksek olursa olsun tek bir kişinin elinde değil, bu tür şokları absorbe etmek için tasarlanmış kademeli bir yapının elinde. Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi, Devrim Muhafızları gibi kurumlar ve güvenliği siyasete bağlayan daha geniş ağ, İran stratejisinin temel itici güçleri olmaya devam ediyor. Laricani ve Harrazi'nin yokluğu zamanla siyasetin tonunu ve sunumunu değiştirebilir, ancak temel yönünü değiştirmedi.
Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi de işte burada yatıyor. Savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmak kolay. Sahne aynı zamanda hem net hem de sert görünüyor: Yeni Dini Lider Mücteba Hamaney, merhum babasının sahip olduğu bağımsızlık ve nüfuzdan yoksun; bu durum, kendisi konumunu sağlamlaştırmaya çalışırken de büyük olasılıkla devam edecek. Ayrıca ortada en deneyimli siyasi ve askeri figürlerinin çoğunu kaybettikten sonra küçülen bir siyasi sınıf var. Dahası Devrim Muhafızları liderliğindeki güvenlik kurumları karar alma süreçlerinde daha aktif ve kendi vizyonlarını empoze etmeye daha yatkın hale geldi. Rejimin resmi söylemi artık daha disiplinli ve belirsizliğe veya dışarıya taviz verme yönündeki herhangi bir belirtiye karşı daha az toleranslı. Bu tablonun ışığında, yaşananları ideolojik katılığın, yani kendisini daha İslamcı olarak tanımlayan, ülke içinde baskıya daha yatkın, Batı ve İsrail'e karşı daha da düşman bir rejimin kanıtı olarak değerlendirmek kolay görünüyor.
Fakat şu ana kadar elde edilen veriler bu sonucu tam olarak desteklemiyor, aksine daha açık bir şekilde baskıların dayattığı bir iç bütünlüğe işaret ediyor. Savaş ve iktidarın devri, sürekliliği sağlama konusunda en yetenekli kurumların, özellikle de Devrim Muhafızları'nın, istihbarat servislerinin ve onlarla müttefik siyasi figürlerin konumunu güçlendirdi. Bu da alternatif yaklaşımları kamuoyuna sunabilecek daha az sesin olduğu, daha dar bir yönetim ortamı yarattı. Uzlaşıcı dile gelince, o da ortadan kaybolmadı, baskı ve denetime maruz kaldı ve her şeyden önce kişisel doğasından arındırıldı.
Ali Laricani, Lübnan'ın başkenti Beyrut'taki İran büyükelçiliğinde, merhum İranlı General Kasım Süleymani'nin fotoğrafının önünde, 17 Şubat 2020 (AFP)
Donald Trump'ın Tahran'da bir “rejim değişikliği” gerçekleştiği iddiası ne kadar doğru olursa olsun, buradaki ayrım önemli çünkü İslam Cumhuriyeti'nin ideolojik çekirdeği fiili bir dönüşüme tanık olmadı. Batı hegemonyasına karşı direniş, İsrail düşmanlığı ve İslami referanslı rejime dayalı egemenlik anlayışı gibi kurucu unsurları, mevcut savaştan çok önce iyice kökleşmişti.
Mevcut anı yanlış okumanın tehlikesi, savaşın dayattığı sertleşmeyi gerçek bir ideolojik değişimle karıştırmakta yatıyor
Bunlar, çatışmanın ateşinde doğan yeni doktrinler değil, daha ziyade 1979'dan bu yana rejimin yapısına yerleşmiş ve onlarca yıldır süren çatışma ve uyumla pekişmiş, miras alınmış normlardır. Değişmekte olan bu ideolojinin içeriği değil, kendisini ifade ettiği koşullardır. Aynı şekilde rejimin hem içeride hem de dış baskılar karşısında taviz vermeye hazır olduğunu gösterdiği şartlardır. Bugün İran'ın Hürmüz Boğazı’nı kontrol etme kartına güvenmesi, siber baskıları ve asimetrik askeri tırmandırması, ideolojik çekirdeğindeki bir değişimi yansıtmaktan ziyade, savaş yürüten bir devletin araçlarını yansıtıyor.
Mücteba Hamaney'in yükselişi bu değişimi açıkça somutlaştırıyor. Uzun yıllar süren yönetimi ona çeşitli kanatlar arasında benzersiz bir otorite kazandıran babasının aksine, kendisi büyük ölçüde Devrim Muhafızlarına güveniyor. Yükselişini kolaylaştıran güvenlik teşkilatıyla daha yakından bağlantılı. Bu, kendi başına onu daha ideolojik kılmıyor ama ideolojinin ifadesinin, kimliği şimdiye kadar söylem disiplinine, toplum üzerindeki kontrolün sıkılaştırılmasına ve dış düşmanlarla mücadele ruhuna dayanan kurumlara daha fazla bağlı hale geldiği anlamına geliyor. Böyle bir ortamda, pratikte var olsa bile esnekliğin gösterilmesi zorlaşır.
Cumhurbaşkanı Mesud Pezeşkiyan’a davranış şekli de bu sonucu destekliyor. Savaş sırasında Körfez Arap ülkeleriyle gerilimi hafifletmeye yönelik erken girişimi - ki bu, İran'ın bölgesel diplomasisinin pratiğinden temel bir sapma teşkil etmiyordu - hızlı ve sert bir tepkiyle karşılandı. Bu hadise, söylemi yeniden kalibre etmek için mevcut marjın ne kadar dar olduğunu ortaya koydu. Önceki aşamalarda bu tür sinyalleri, rejimin mesajlarını yönlendirmek için kullandığı daha geniş bir sicile yerleştirmek mümkündü. Bugün ise zayıflığın kanıtı olarak okunma tehlikesi taşıyor. Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler sadece kendileri hakkında açıkladıkları ile değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar. Bu, daha derin bir ideolojik değişimin kanıtı olmasa da, rejimin baskı altında olduğunun, saflarını sıklaştırdığının ve iç sınırlarındaki kontrolleri sıkılaştırdığının bir göstergesidir.
Şarku’l Avsat’ın Al Majalla’dan aktardığı analize göre Laricani ve Harrazi gibi isimlerin yokluğu bu süreci daha da netleştiriyor. Her iki adam da rejimin çekirdek üyeleriydi ve İslam Cumhuriyeti içindeki güç yapılarının derinlerine kök salmışlardı. Ancak bu rejim içinde, direniş söylemini sürdürürken bile diplomasiyi çatışmayı yönetmenin bir aracı olarak gören özel bir geleneği de temsil ediyorlardı. Onların yokluğu bu geleneğin ortadan kalkması anlamına gelmiyor. Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi gibi isimler hâlâ mevcut ve Şura Meclisi Başkanı Muhammed Bakir Kalibaf gibi diğer isimler de güvenlik arka planını siyasi pragmatizmle birleştiriyor. Ancak denge değişti. İran diplomasisinin en belirgin yüzünü oluşturan siyasi sınıf küçüldü ve bununla birlikte kamusal alanda esneklik de azaldı. Bu dengeleyici ağırlığın ortadan kalkmasıyla rejim, doğası gereği artık daha ağır ve daha sağlam bileşenlere doğru meylediyor.
İranlı bir kadın, Washington ile Tahran arasındaki barış görüşmelerinin başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından, Tahran'da Mücteba Hamaney'in posterinin yanından geçiyor, 13 Nisan 2026 (AFP)
Pek çok ideolojik rejimde olduğu gibi bu rejimler de sadece kendileri hakkında açıkladıklarıyla değil, bu açıklamalarda yasakladıkları ve kısıtladıklarıyla da kendilerini ortaya koyarlar
Burada öne çıkan diplomasinin ortadan kalkması değil, dönüşümüdür. Müzakereler, İslamabad'daki son ABD-İran görüşmelerinde olduğu gibi, nerede gerçekleşirse gerçekleşsin, gittikçe daha fazla güvenlik ve siyasetin kesişim noktasında duran ve her iki alanda da rahat hareket eden, melez olarak tanımlanabilecek isimler tarafından yürütülüyor. Onlar için uzlaşma bir taviz değil, gücün bir uzantısı olarak sunuluyor. Kelime dağarcığı değişir ama derin hesaplar aynı kalır.
Bu, mevcut anın paradoksunu açıklamaya yardımcı olabilir. Zira yüzeyde rejim daha katı, daha baskıcı, daha merkezi ve belki de dışarıyla ilişki kurmada daha isteksiz görünüyor. Ancak bu yüzeyin altındaki stratejik mantık, açık bir süreklilik düzeyini ortaya koyuyor. İran hâlâ bir kısıtlamalar sistemi içerisinde hareket ediyor. Ekonomik baskı, askeri güç dengesizliği ve bölgesel karışıklıkların tümü, saf bir direniş politikasının başarabileceklerine sınırlamalar getiriyor. Hayatta kalmak en büyük öncelik olmaya devam ediyor ve hayatta kalmak her zaman bir dereceye kadar dikkatli kalibrasyon gerektirmiştir. Pakistan'da Amerikalılarla müzakere için büyük ve üst düzey bir İran heyetinin gönderilmesi de bu değerlendirmeyi pekiştiriyor.
Bütün bunlara rağmen rejimin ideolojik aşırılık aşamasına girdiği sonucuna varmak için henüz çok erken görünüyor. Aşırılığın tezahürleri gerçektir, ancak bunların doktrinin kendisindeki bir değişiklikten ziyade kurumsal ve prosedürel değişiklikler olarak anlaşılması daha doğrudur. Kimliği diplomasiyle bağlantılı olan isimlerin azalmasının ardından rejim, daha fazla güvenlik servislerinin hakimiyeti altına girerken, retorik sapmalara karşı daha az toleranslı ve dengede daha zayıf hale geldi. Bu değişiklikler devlete daha ideolojik bir görünüm kazandırır ancak bu görünüm daha derin bir sürekliliği maskeleyebilir. Daralma dönüşümle eş anlamlı değildir.
Bununla birlikte bu süreç geniş kapsamlı riskler taşıyor. İç alanları aşırı daralan rejimler zamanla hem ifade esnekliğini hem de düşünce esnekliğini kaybedebilir. Diplomatik seslerin ikinci plana itilmesi, güvenlik aktörlerinin statüsünün yükselmesi ve yumuşak olarak yorumlanabilecek her şeye karşı duyarlılığın artması, zamanla uyumun zorlaştığı bir ortamın zeminini hazırlar. Savaşın dayattığı birlik olarak başlayan şey, uzun sürerse sertleşerek daha yerleşik ve kalıcı bir özelliğe dönüşebilir.
Şu anda yapılabilecek en dengeli değerlendirme, İslam Cumhuriyeti'nin doktrinlerinin özünde açıkça daha ideolojik bir hale gelmediğidir. Değişen, bu doktrinlerin nasıl yönetilip ifade edildiğine odaklanma düzeyidir. Sonuç olarak Laricani ve Harrazi'nin diğer birçok yetkiliyle birlikte suikasta uğraması, rejimin müzakere kabiliyetini ortadan kaldırmadı, aksine bu görevi yürütenlerin kimliğini değiştirdi. 28 Şubat'tan bu yana yaşanan gerçek dönüşüm, yeni ve daha sert bir ideolojinin ortaya çıkması değil, ideolojinin kendisinin artık daha az sayıda ve en sağlam, sert aktörler tarafından empoze edilmesi ve ifade edilmesidir.
لم تشترك بعد
انشئ حساباً خاصاً بك لتحصل على أخبار مخصصة لك ولتتمتع بخاصية حفظ المقالات وتتلقى نشراتنا البريدية المتنوعة