Irak parlamentosu, yüzyıldır siyasi dönüşümleri yansıtıyor

Irak Kültür Bakanlığı, Konferans Sarayı'nın organizasyon yönünden, genel yapısından ve çalışanlarından sorumluydu halen de sorumludur

 Irak parlamentosunun oturumlarından bir kare (AFP)
Irak parlamentosunun oturumlarından bir kare (AFP)
TT

Irak parlamentosu, yüzyıldır siyasi dönüşümleri yansıtıyor

 Irak parlamentosunun oturumlarından bir kare (AFP)
Irak parlamentosunun oturumlarından bir kare (AFP)

Mueyyed et-Turfi
Irak Temsilciler Meclisi, çeşitli isimlendirmeleriyle, farklı siyasi sistemlere ve devletin bir asırlık hayatındaki siyasi ve sosyal davranışlarına rağmen modern Irak devletinin ve yönelimlerinin kurulmasında önemli bir rol oynadı.
100 yıl önceki kesintili yasama hayatında Irak parlamentosu, karargâh ve toplantı olarak hizmet vermek üzere farklı yerler arasında hareket etti. 1920’li yılların başında, Osmanlı Müsteşarlık Meydanı'ndaki Beytu’l Hikme’nin bitişiğindeki bir binanın kullanılıyordu. Irak devletinin kuruluşunun başlangıcında, başkentte başka yerlere taşınmadan önce, Bakanlar Kurulu, Dışişleri Bakanlığı ve diğer bir dizi dairenin binalarını karargâh olarak içeriyordu.
1930’lardan 1958 yılına kadar mevcut Cumhuriyet Sarayı'nın yakınında o dönem Karadat Maryam olarak adlandırılan Yeşil Bölge'deki bir bina merkez olarak alındı. Geliştirilmesinin ardından şimdilerde Irak Savunma Bakanlığı ofisi olarak kullanılıyor. Yüksek sütunlara ve Bağdatlıların ‘İngiliz binası’ olarak adlandırdığı o dönemki modern mimarinin şekline sahiptir.

20 yıllık ara
Irak'ta monarşiyi deviren ve Irak Cumhuriyeti'nin ilan edildiği Temmuz 1958 darbesinin ardından Irak Ulusal Meclisi feshedildi ve bu karar 1980 yılına kadar yürürlükte kaldı. Eski Irak Cumhurbaşkanı Saddam Hüseyin, Irak Ulusal Meclisi'nin yeni şekli olan Irak Ulusal Konseyi için seçimler düzenlediğinde, adaylık Baas Partisi'ne bağlı olanlar veya onun tavsiyesini alanlar ile sınırlıydı.
Bu Konsey başkent Bağdat'ın merkezindeki el-Alevi bölgesindeki Ulusal Konsey merkezi olarak adlandırılan bilindik bir binayı merkez aldı. Genel merkezi Saddam Hüseyin rejiminin 2003 yılında düşüşüne kadar, hasara, yağma ve talanlara maruz kaldı. Daha sonra 2008 yılında yeniden Meclis merkezi olarak kullanılmak üzere restore edildi.

Tek oturum
2019 yılının Nisan ayında, eski Ulusal Meclis binası, milletvekilleri ve eski Başbakan Adil Abdulmehdi'nin katılımıyla parlamentonun çalışmalarını devretmeye bir giriş olarak Irak parlamentosu oturumuna tanık oldu. Söz konusu oturum, 2003'ten bu yana türünün ilk örneği olmuştu.  Ancak siyasi bloklar ve meclis başkanlığı, özellikle başkentin merkezindeki en önemli ana caddelerin yakınında yer alması nedeniyle Ekim 2019 gösterilerinin ardından karar geri alınmıştı.

2003 yılından sonra Parlamento
Saddam rejimi devrilince Irak'ta Amerikalı sivil yönetici Paul Bremer tarafından yönetilen geçici bir otorite kuruldu. Bu otoriteye Uluslararası İttifak'ın Koalisyon Otoritesi adı verildi. Bu otorite daha sonra Irak hükümetinin kurulmasından sonra feshedildi. Bu Koalisyon Otoritesi, 1982'de açılan başkent Bağdat'taki Konferans Sarayı'nın Genel Merkezi, şu anda yeşil bölgenin bir parçası olan Kutlama Meydanı ve Al-Rasheed Otel binasının yakınında yer almaktadır.
Ulusal Kurucu Meclis burayı merkez olarak aldı. Geçmiş yıllarda Irak'ın sembollerinden biri olacak yeni bir merkez inşa etmek için ciddi adımlar atılmasına rağmen bugüne kadar Irak parlamentosunun merkezi olarak kaldı.

Kültür Bakanlığına bağlı
Kültür Bakanlığı sözcüsü Ahmed el-Ulyavi, Konferans Sarayı binasının örgütsel olarak Kültür Bakanlığı'na bağlı olduğunu ve bundan sorumlu olduğunu söyledi. İnşaat edilmesinin üzerinden 40 yıl geçen yapının bir mimarlık firması tarafından yapıldığına ve üslubunun geçmiş ile modernitenin harmanlandığına dikkat çekti.
Ulyavi, “Önceki rejim yerel değil, uluslararası düzeyde etkinlikler düzenlerdi. Dolayısıyla halihazırda Irak Parlamentosu'nun faaliyetlerinin yürütüldüğü Konferans Sarayı binası, o zamanlar, Arap ve yabancı ülkelerin liderlerinin zirvelerine tahsis edilmişti” dedi.
Sözcü, Kültür Bakanlığı'nın teşkilat yönünden, genel yapısından, işçilerden ve elektrik, mühendislik ve bahçeler de dahil olmak üzere tüm hizmet bölümlerinden sorumlu olduğunu ve hala bundan sorumlu olduğunu açıkladı. Yapının ilk olarak Finlandiyalı bir firma tarafından yapıldığını ve proje çizimlerini hala mevcut olduğunu, bina yaşının 40 yıl olarak tahmin edildiğini ancak yine de iyi durumda olduğunu, yapı ve hizmetler açısından farklı yeteneklere sahip olduğunu ifade etti.

Özel mühürler
Binanın, konukların binaya giriş sürecini kolaylaştırmak için bu amaçla tasarlanmış özel bir tünel ile Al-Rasheed Otel'e bağlı olduğuna dikkat çeken, Kültür Bakanlığı sözcüsü Ahmed el-Ulyavi, binanın şu anda Yeşil Bölge'de bulunduğuna ve merkezi tüm hizmetleri sağladığını tespit eden Irak Temsilciler Konseyi tarafından kullanıldığını söyledi. Ulyavi, “Bu, ‘Bağdat'ın diğer bölgelerinde bu tür binalara ihtiyacımız olduğu’ anlamına geliyor” dedi. Binanın mimarisinin ve içeriğinin çağdaş ve eski tarzını birleştirdiğini, modernlikten hoşlanan resmi bir karaktere sahip olma eğiliminde olduğunu, bir bodrum katına ek olarak birkaç katı bulunduğunu açıkladı.
Bina yapılırken mutfak eşyaları, bardaklar ve kaşıkların ithal edilerek Konferans Sarayı için özel bir mühürle işaretlendiğini ve artık koleksiyonlara dahil edildiğini sözlerine ekledi. Binanın her şeye hazır olmasının istendiğine dikkat çeken Bakanlık Sözcüsü, binanın acil çıkışların yanı sıra birçok giriş ve çıkış kapısına sahip olduğunu belirtti.

Yeni bina inşası
Geçtiğimiz yıllarda Irak parlamentosu üyeleri, Kültür Bakanlığı'ndan ödünç alınan bina yerine kalıcı bir merkez olarak yeni bir bina inşa etmeyi düşündüler. Bu amaç için 2011 yılının Kasım ayında bir yarışma ilan edildi. Yarışma, Londra merkezli mimarlık firması ‘Assemblagee’ projeyi tasarlaması için ödül almasıyla sonuçlandı. Yeni binayı inşa etme maliyeti 1 milyar dolar olarak tahmin edildi.
Parlamento binası, Abbasi kökenli Abu Cafer el-Mansur tarafından kurulduğunda Bağdat'ın dairesel şeklinden esinlenerek dairesel geometrik şeklin gücü ve sadeliği için dairesel bir şekilde tasarlandı.
Eski Al-Muthana Askeri Havaalanı sahasındaki yeni havaalanı binasının inşaatının 2014 yılının başlarında başlaması gerekiyordu. Ancak güvenlik durumunun kötüleşmesi, DEAŞ ile savaşın başlaması ve petrol fiyatlarının düşmesi, tüm bu faktörler, projenin o zamandan beri durdurulmasına neden oldu.
Yakın tarih uzmanı Prof. Dr. İsmail el-Cabiri, 1920'lerde modern Irak devletinin kuruluşundan bu yana Irak parlamentosu tarafından kullanılan birçok binanın olduğunu bunlardan sonuncusunun mevcut parlamento tarafından işgal edilen mevcut bina olduğunu söyledi.
Parlamentonun temeli olan Irak Kurucu Meclisi'nin 1924'te kurulduğunu ve toplantılarının şu anda Hikmet Evi'nin salonu olan Abbasi Sarayı'nın bitişiğindeki Hikmet Evi'nin salonlarından birinde konferanslar gerçekleştiğini sözlerine ekleyen Cabiri, Meclis binası onaylanana kadar bir süre toplantıları o salonda devam ettiği belirtti.

Duraklama dönemleri
1958'de monarşinin yıkılmasından sonra ülkedeki siyasi durumun istikrarsızlığını ve 1963'te müteakip devrimleri anlatan Cabiri, Baas Partisinin 1968 darbesinden sonra iktidara geldiğini ve 1980’lerde Irak parlamentosunun kurulduğunu ardından Ulusal Konsey adını aldığını ifade etti. Temsilciler Meclisi'nin yetkisini temsil eden ve merkezi Yeşil Bölge yakınlarındaki el-Alevi bölgesinde bulunan bina, şimdiye kadar Ulusal Meclis Binası olarak anılıyor.

Bağlantısızlar Hareketi Zirvesi
2003 yılından sonra ABD'nin Irak'ı işgali sonrasında kurulan Ulusal 1980’li yılların başında inşa edilen Kültür Bakanlığı'nın Konferans Sarayı binasında meclis toplantıları yapmaya başladığını, o dönemde konferansların ve zirvelerin yapıldığı ana binalardan biri olduğunu sözlerine ekledi.
Konferans Sarayı binasının kuruluş gerekçesi ve en belirgin özellikleri hakkında ise modern bir üslup temelinde inşa edildiğini, o sırada Bağlantısızlar Zirvesi'ne ev sahipliği yapmasının umulduğunu ancak Irak-İran savaşı nedeniyle başka bir yere taşındığını söyleyen Cabiri, binanın birkaç kattan, çeşitli tesislerden ve yemek hazırlamak için büyük bir kafeteryadan oluştuğuna, ayrıca Parlamento komitelerine tahsis edilen birçok odayı içeren birçok koridoru olan Anayasa Salonu da dahil olmak üzere çeşitli toplantı salonlarına, siyasi bloklar ve personel ofislerine sahip olduğunu bildirdi.

Temel olan güvenlik
Eski Milletvekili Abdulhadi el-Hassani, Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonraki güvenlik durumunun, o sırada oluşturulan Yönetim Konseyi'ni, yeni bina güvence altına alınabileceği için öncekinden farklı bir bina seçmeye ittiğini söyledi.
Hassani, önceki rejimin askeri bir şekilde değişmesi bir güvenlik dengesizliği yarattığını ve Yeşil Bölge'nin tüm yürütme, yasama ve yargı kurumlarını, hatta Savunma Bakanlığı'nı bile orada topladığını sözlerine ekledi. Kapatılan Yönetim Kurulu'nun Kültür Bakanlığı'na ait olan ve Konferans Sarayı olarak adlandırılan mevcut binayı seçerek bir vizyona sahip olduğunu belirtti.

Taşınması zor
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı habere göre Hassani, güvenlik durumunun Temsilciler Meclisi'ni Yeşil Bölge'nin korumasının dışına çıkarmasına izin vermediğine, çünkü hala bir güvenlik karmaşası içinde olduklarına dikkati çekerek, önceki binanın bu süre zarfında Ulusal Meclis tarafından kullanıldığını bu nedenle, etkileri nedeniyle önceki binadan uzak durmak daha iyi olduğunu sözlerine ekledi.



Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
TT

Gazze’deki karmaşık durumun ortasında Barış Konseyi’nin taahhütleri sınanıyor

Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)
Gazze şehrinde yıkılan binaların enkazı arasında kurulan çadırların arasından geçen Filistinliler (AFP)

ABD Başkanı Donald Trump’ın başkanlık ettiği Barış Konseyi’nin ilk toplantısı, çeşitli önerileri gündeme taşıdı. Washington yönetimi toplantının çıktısını Gazze Şeridi’nin yeniden imarı için finansman sağlanması ve Hamas’ın silahsızlandırılması başlıklarında özetlerken, Arap tarafı taleplerini Gazze Şeridi’nde ateşkes anlaşmasının tüm maddeleriyle uygulanması, uluslararası istikrar güçlerinin konuşlandırılması ve teknokrat komitenin Tel Aviv’in engellemeleri olmaksızın görev yapabilmesi üzerine yoğunlaştırdı.

40’tan fazla ülkeden temsilciler ile 12 ülkeden gözlemcinin katıldığı toplantının sonuçlarının uygulama aşamasında başarıya ulaşıp ulaşamayacağı ise tartışma konusu oldu. Şarku’l Avsat’a konuşan uzmanlar, özellikle İsrail’in geri çekilmemesi ve Hamas’ın silahsızlandırılmasına ilişkin net mutabakat sağlanamaması gibi başlıca engeller nedeniyle sürecin ciddi zorluklarla karşılaşabileceğini, bunun da anlaşmanın aksamasına ya da askıya alınmasına yol açabileceğini ifade etti.

Endişeler

Endonezya Devlet Başkanı Prabowo Subianto, Gazze Şeridi’ndeki barış sürecini zayıflatabilecek girişimlere karşı dikkatli olunması gerektiğini vurguladı.

Söz konusu açıklama, Subianto’nun, ABD Başkanı Donald Trump tarafından başlatılan Barış Konseyi’nin açılışına katılmasının ertesi gününde geldi. Toplantıda, İsrail saldırılarıyla büyük yıkıma uğrayan Gazze Şeridi’nin yeniden inşası ve bölgede uluslararası bir istikrar gücü oluşturulması konuları öne çıkmıştı.

Trump, ABD’nin konseye 10 milyar dolar bağışta bulunacağını açıklarken; Suudi Arabistan, Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Fas, Bahreyn, Katar, Özbekistan ve Kuveyt’in Gazze Şeridi’ne yönelik yardım paketi için 7 milyar dolardan fazla katkı sağladığını belirtti.

Hamas’ın silahsızlandırılması gerektiğini vurgulayan Trump, hareketin söz verdiği üzere silahlarını teslim edeceğini ifade ederek, aksi halde ‘sert bir karşılık’ verileceği uyarısında bulundu. Trump, “Dünya şu anda Hamas’ı bekliyor… Şu an önümüzdeki tek engel o” dedi.

İsrail Dışişleri Bakanı Gideon Saar da Barış Konseyi toplantısındaki konuşmasında Hamas ve diğer grupların silahsızlandırılması planına destek verdiğini açıkladı. Başbakan Binyamin Netanyahu ise toplantı öncesinde “Gazze silahsızlandırılmadan yeniden inşa olmayacak” mesajını vermişti.

Toplantıda konuşan ve yeni kurulan uluslararası istikrar gücünün komutanı olan General Jasper Jeffers, Endonezya, Fas, Kazakistan, Kosova ve Arnavutluk’un güç göndermeyi taahhüt ettiğini açıkladı. Gazze’ye komşu iki ülke olan Mısır ve Ürdün’ün ise polis ve güvenlik güçlerinin eğitilmesini üstlenmeyi kabul ettiği bildirildi.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, toplantıda yaptığı konuşmada Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasındaki bağın korunmasının önemine işaret ederek, Filistin Yönetimi’nin Gazze Şeridi’ndeki sorumluluklarını yeniden üstlenebilmesi gerektiğini belirtti. Medbuli, Filistinlilerin kendi işlerini doğrudan yürütebilmesi ve teknokrat komitenin Gazze Şeridi’nin tüm bölgelerinde görev yapabilmesi çağrısında bulundu.

Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman Al Sani ise konuşmasında Doha’nın nihai çözüme ulaşılması amacıyla Konsey’in çalışmalarına 1 milyar dolar katkı sağlayacağını duyurdu. Al Sani, Trump liderliğindeki Barış Konseyi’nin ‘20 maddelik planın tam ve gecikmeksizin uygulanmasını’ sağlayacağını ifade etti.

Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)Yerinden edilmiş Filistinli amatör boksör Farah Ebu’l-Kumsan, Gazze şehrinde yıkılmış bir binanın kalıntıları önünde duruyor. (AFP)

El-Ahram Siyasi ve Stratejik Araştırmalar Merkezi’nde İsrail meseleleri analisti olarak görev yapan Dr. Said Ukkaşe, Barış Konseyi’nde ortaya konan çerçevenin net planlar içermediğini ve bunun anlaşmanın uygulanmasında karmaşaya, hatta tıkanma ve donmaya yol açabileceğini belirtti. Ukkaşe, ABD Başkanı Donald Trump’ın, engellerin giderilmesi ve gerekli mutabakatların sağlanmasına odaklanmadan konseyi hızla devreye sokarak bir başarı elde etmeye çalıştığını ifade etti.

Filistinli siyasi analist Nizar Nazzal da benzer bir görüş dile getirdi. Nazzal, Konsey’in taahhütlerinin uygulama aşamasında sekteye uğrayabileceğini belirterek, ekonomik başlıklara -örneğin yeniden imar için fon sağlanmasına- ağırlık verildiğini, ancak açık bir yol haritası ortaya konmadığını söyledi. Güvenlik boyutunda ise Hamas’ın silahsızlandırılmasının gündeme getirildiğini, buna karşın İsrail’in çekilmesi ya da hareketin geleceği konusunda netlik bulunmadığını kaydetti.

Nazzal, siyasi yükümlülüklerden uzak bu yaklaşımın temel bir sorun teşkil ettiğini vurgulayarak, uluslararası istikrar gücünün konuşlandırılması, İsrail’in geri çekilmesi ve teknokrat komitenin yetkilendirilmesi gibi hassas başlıkların güvenlik alanındaki karmaşık dengeler nedeniyle gecikebileceğini ifade etti.

Hamas’ın önceliği

Hamas ise son günlerde ABD Başkanı Donald Trump’ın silahsızlanma yönündeki açıklamalarıyla doğrudan bir polemiğe girmekten kaçınmayı sürdürdü. Hareket, perşembe günü yayımladığı bildiride, Gazze Şeridi’ne ilişkin herhangi bir düzenlemenin ‘İsrail saldırılarının tamamen durdurulmasıyla’ başlaması gerektiğini vurguladı.

Hamas, akşam saatlerinde yaptığı bir başka açıklamada da Gazze’nin ve Filistin halkının geleceğine dair ele alınacak her türlü siyasi sürecin ya da düzenlemenin, ‘saldırıların bütünüyle sona erdirilmesi, ablukanın kaldırılması ve başta özgürlük ve kendi kaderini tayin hakkı olmak üzere Filistin halkının meşru ulusal haklarının güvence altına alınması’ temelinde şekillenmesi gerektiğini belirtti.

ABD’li arabulucu Bishara Bahbah ise perşembe günü basına yaptığı açıklamada, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, mensuplarına güvence ve koruma sağlanmasına bağlı olduğunu ifade etti.

Ukkaşe, ABD ve İsrail’den gelen açıklamaların, silahsızlanma gerçekleşmeden Gazze Şeridi’nde saldırıların durmasının mümkün olmadığına işaret ettiğini savundu. Ukkaşe, Hamas’ın izlediği çizginin örgütün varlığını sürdürme isteğini yansıttığını belirterek, bunun anlaşma maddelerinin tamamlanmasına engel olabileceğini ve Washington’un istikrar gücünün yetkileri ile konuşlandırılma takvimini netleştirmemesi halinde savaşın yeniden başlayabileceğini söyledi.

Nazzal ise Hamas’ın tamamen tasfiyesi üzerinden bir müzakere yürütülmesinin mümkün olmadığını belirterek, hareketin geleceğinin kapsamlı biçimde ele alınması ve karşılıklı tavizlere dayalı formüller yerine gerçek ve ciddi mutabakatlara yönelinmesi gerektiğini ifade etti.


Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
TT

Amerika Birleşik Devletleri, Suriye'deki büyükelçiliğini yeniden açmayı planlıyor

29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)
29 Mayıs 2025'te Şam'daki büyükelçilik konutu üzerinde Amerikan bayrağının göndere çekilmesi töreninden (Arşiv)

Trump yönetimi, ülkedeki iç savaş sırasında 2012 yılında kapatılan Şam'daki ABD büyükelçiliğini yeniden açma planlarıyla ilgili olarak Kongre'ye bildirimde bulundu.

Associated Press (AP) tarafından elde edilen ve bu ayın başlarında Kongre komitelerine gönderilen bir bildirimde, Dışişleri Bakanlığı'nın "Suriye'deki büyükelçilik faaliyetlerinin olası yeniden başlatılmasına yönelik aşamalı bir yaklaşım uygulamayı" amaçladığı belirtildi.

10 Şubat tarihli bildirimde, bu planlara ilişkin harcamaların 15 gün içinde, yani gelecek hafta başlayacağı belirtilmişti; ancak planların tamamlanma tarihi veya Amerikalı personelin Şam'a kalıcı olarak ne zaman döneceğine dair bir zaman çizelgesi belirtilmemişti.

Şarku'l Avsat'ın AP'den aktardığına göre ABD yönetimi geçen yıldan beri, özellikle Beşşar Esed rejiminin Aralık 2024'te beklenen düşüşünden kısa bir süre sonra, büyükelçiliği yeniden açmayı değerlendiriyordu.

Yönetim, bu adımı Başkan Donald Trump'ın Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack'ın gündemindeki en önemli önceliklerden biri olarak belirledi.


İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
TT

İsrail’in Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine düzenlediği saldırılarda 8 kişi hayatını kaybetti

 İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)
İsrail’in Bekaa Vadisi’ne düzenlediği hava saldırılarından (Sosyal medya)

Lübnan’ın doğu ve güney bölgelerine dün düzenlenen İsrail hava saldırılarında en az 8 kişi hayatını kaybetti. İsrail ordusu, hedef alınan unsurların Hizbullah ile müttefiki Hamas mensupları olduğunu açıkladı.

Hizbullah’a yakın bir kaynak AFP’ye yaptığı açıklamada, Bekaa bölgesini hedef alan saldırılarda örgütün askeri komutanlarından birinin de hayatını kaybedenler arasında bulunduğunu bildirdi.

Yerel basında yer alan haberlerde, hayatını kaybedenler arasında Hizbullah’ta görevli bir yetkilinin de bulunduğu, söz konusu ismin eski milletvekili Muhammed Yaği’nin oğlu olduğu ve Hizbullah’ın hayatını kaybeden eski genel sekreteri Hasan Nasrallah’ın yardımcılığını yaptığı öne sürüldü.

İsrail, Kasım 2024’te bir yılı aşkın süren çatışmaların ardından varılan ateşkes anlaşmasına rağmen Lübnan’a yönelik hava saldırılarını sürdürüyor. İsrail ordusu genellikle hedefin Hizbullah olduğunu belirtirken, zaman zaman Hamas Hareketi’ni de vurduğunu açıklıyor.

Lübnan Ulusal Haber Ajansı (NNA), Bekaa bölgesindeki İsrail saldırılarının ilk belirlemelere göre altı kişinin ölümüne ve 25’ten fazla kişinin yaralanmasına yol açtığını, yaralıların bölgedeki hastanelere sevk edildiğini duyurdu.

İsrail ordusu ise Bekaa’daki Baalbek bölgesinde Hizbullah’a ait karargâhların hedef alındığını açıkladı.

Söz konusu saldırılar, ülkenin en büyük Filistin mülteci kampı olan Ayn el-Hilve’ye yönelik İsrail hava saldırılarından saatler sonra gerçekleşti. Lübnan Sağlık Bakanlığı, saldırılarda iki kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. İsrail ordusu ise kampta Hamas’a ait bir karargâhın hedef alındığını duyurdu.

NNA, İsrail’e ait bir insansız hava aracının (İHA) Sayda’ya bitişik kampı vurduğunu aktardı.

İsrail ordusu açıklamasında, kampta ‘Hamas mensubu militanların faaliyet gösterdiği bir karargâhın’ hedef alındığını belirterek, Lübnan’da Hamas’ın ‘yerleşmesine karşı’ operasyonlarını sürdürdüğünü ve “Hamas terör örgütü militanlarına karşı nerede faaliyet gösterirlerse göstersinler güçlü şekilde hareket etmeye devam edeceğini” kaydetti.

 Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Lübnan’ın Bekaa Vadisi’ndeki Baalbek şehrinin genel görünümü (Reuters)

Hamas yaptığı yazılı açıklamada, sivil kayıplara yol açtığını belirttiği saldırıyı kınadı.

Açıklamada, ‘işgal ordusunun ileri sürdüğü iddiaların’ reddedildiği belirtilerek, bunların ‘gerçekler karşısında dayanaksız bahaneler’ olduğu savunuldu. Hedef alınan merkezin, kampta güvenlik ve istikrarı sağlamakla görevli Ortak Güvenlik Gücü’ne ait olduğu ifade edildi.

Lübnan hükümeti geçen yıl, İsrail ile yaşanan ve binlerce Hizbullah mensubunun yanı sıra çok sayıda üst düzey ismin hayatını kaybettiği savaşın ardından zayıflayan Hizbullah’ın silahsızlandırılacağını taahhüt etmişti.

Lübnan ordusu geçen ay, İsrail sınırına yakın bölgeden başlayarak Litani Nehri’ne kadar uzanan alanı kapsayan planın ilk aşamasını tamamladığını açıkladı.

Ancak Hizbullah’ı yeniden silahlanmakla suçlayan İsrail, Lübnan ordusunun kaydettiği ilerlemeyi yetersiz bulduğunu duyurdu.

Beş aşamadan oluşan planın ikinci etabı ise Litani Nehri’nin kuzeyinden başlayarak, başkent Beyrut’un yaklaşık 40 kilometre güneyindeki Sayda’nın kuzeyinden Akdeniz’e dökülen Evveli Nehri’ne kadar uzanan bölgeyi kapsıyor.