SDG lideri Mazlum Abdi Şarku’l Avsat’a konuştu: Ankara'nın İHA’ları DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG’nin en iyi liderlerini öldürdü

SDG lideri Mazlum Abdi: Şam ile diyalog turları olumlu sonuç vermedi. SDG dağıtılamaz. Suriye-Türkiye normalleşmesine karşı uyarıyoruz.

Haseke kırsalındaki SDG üyeleri, 7 Eylül (AFP) SDG lideri Mazlum Abdi (küçük resim)
Haseke kırsalındaki SDG üyeleri, 7 Eylül (AFP) SDG lideri Mazlum Abdi (küçük resim)
TT

SDG lideri Mazlum Abdi Şarku’l Avsat’a konuştu: Ankara'nın İHA’ları DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG’nin en iyi liderlerini öldürdü

Haseke kırsalındaki SDG üyeleri, 7 Eylül (AFP) SDG lideri Mazlum Abdi (küçük resim)
Haseke kırsalındaki SDG üyeleri, 7 Eylül (AFP) SDG lideri Mazlum Abdi (küçük resim)

Suriye Demokratik Güçleri (SDG) lideri Mazlum Abdi, Şarku’l Avsat’a verdiği röportajda, Ankara ile Şam arasındaki kapsamlı normalleşmeye karşı uyardı. Bu yaklaşımın Ankara’nın çıkarlarını yansıttığını ve Suriyelilerin geleceği ve iradesi için büyük riskler taşıdığını söyleyen Abdi, ‘(normalleşmenin) ciddi bir siyasi çözüm üretmekten uzak olacağını’ öne sürdü. Abdi, “Şam ile Ankara arasındaki böyle bir normalleşmeye karşı durulması gerektiği konusunda tüm kesimleriyle Suriye halkını uyarmalıyız” ifadelerini kullandı.
Suriye meselelerine dahil olan ülkelerin çoğunun, Türkiye’nin ülkenin kuzeyinde olası bir askeri operasyonunun ‘Suriye halkına sıkıntı vereceğine’ ikna olduğunu söyleyen Abdi, Türk ordusunun insansız hava araçları (İHA) ile son iki yılda DEAŞ’a karşı mücadele eden SDG’nin en iyi askeri liderlerini hedef alan 70 hava saldırısı düzenlediğine işaret etti.
Kendisine yönelten bir soruya verdiği yanıtta, Şam ile SDG arasında birkaç diyalog turu gerçekleştiğini, ancak somut sonuçlara ulaşılamadığını açıklayan Abdi, “SDG’yi şu ya da bu şekilde dağıtmak askeri açıdan mümkün değil. Bu güçler, Suriye topraklarını savunmak için sürekli sahada görev yapıyorlar. Ayrıca farklı bir örgütsel yapıya da sahipler. Bu güçleri ve mahremiyetlerini korumamız ve desteklememiz halkımızın ve topraklarımızın çıkarınadır” şeklinde konuştu.
Adem-i merkeziyetin ‘siyasi bir çözüme giriş’ olduğunu söyleyen SDG lideri, Suriye rejiminin çöküş tehdidiyle karşı karşıya kaldığında fiili olarak adem-i merkeziyete göre hareket ettiğine dikkati çekti. Siyasi çözüm bulunamadığı sürece mantıken ne ABD’nin ne de Rusya’nın Suriye’deki varlığının sonsuza kadar devam edebileceğini kaydeden Abdi, “Söz konusu tarafları, müzakere edilmiş bir siyasi çözümün garantörü olmaya ve topraklarımızdaki dış müdahaleye ve işgallere son verilmesi için baskı yapmaya çağırmalıyız” dedi.
İşte SDG lideri Mazlum Abdi ile e-posta aracılığıyla yapılan röportajın tam metni:

-Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed ile normalleşme olasılığına dair birçok sinyal verdi. Bu normalleşmeye yönelik beklentileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Aslında iki taraf arasındaki güvenlik ilişkileri yıllardır sürüyor. Şimdi de aralarında kapsamlı bir normalleşmeden bahsediliyor. Ankara için normalleşme, Suriyeli mültecilerin sınır dışı edilmesi ve Suriye’nin kuzeydoğusundaki demokratik özerk yönetim formülünün baltalanması şartına bağlı. Türk ordusunun sancağı altında faaliyet gösteren askeri grupların geleceğini belirlemeye yönelik bir uzlaşı modelinden bahsedenler var.
Bu yaklaşımın Ankara’nın çıkarlarını yansıttığına ve Suriyelilerin geleceği ve iradesine yönelik önemli riskler taşıdığına inanıyoruz. Ayrıca,  bu uzlaşı modeli, örneğin Dera'da gördüğümüz gibi kısa sürede yeniden sorunların patlamasına yol açacak geçici bir taktikten ibarettir. Genel olarak bahsettikleri normalleşme, ciddi bir siyasi çözüm üretmekten uzak. Suriyelilerin özellikle de bunca yıl süren yıkıcı savaştan sonra çektikleri sıkıntılar bu şekilde ele alınamaz.

-Şam ile Ankara arasında Moskova'nın arabuluculuğunda bir anlaşmaya varılması konusunda endişeli misiniz?
Bunu çok ciddiye alıyoruz ve bununla ilgili bir takım tedbirler alıyoruz. Böyle bir anlaşma, yıllardır terörle mücadele eden ve topraklarını cesurca savunan halkımızın iradesini hedef alır. Anlaşmanın içeriğinin Suriyeli mültecileri siyasi nedenlerle kullandığından bahsetmiyorum bile.
Türkiye’nin iç işlerimize müdahale etme politikasını kemikleştirdiğinden ve bunu kalıcı bir ağırlık unsuru haline getirmesinden ötürü tüm kesimleriyle halkımızı bu anlaşmaya karşı durmaları konusunda uyarmalıyız. Eğer bir anlaşma olacaksa bu, siyasi partiler arasında açık bir siyasi diyalog başlatarak ve yalnızca Suriyelilerin iradesini yansıtan bir anlaşma olmalı. Tüm zorluklara rağmen ülkemizin geleceği hala bizim elimizde. Acılı ve fedakâr halkımızın pahasına yapılan anlaşmalarla değil, Suriyeliler olarak kendimize yakışan bir formülle hareket edeceğiz.

-MİT Başkanı Hakan Fidan ile Suriye İstihbarat Başkanı Ali Memluk ile bir araya geldi. Görüşmede SDG'ye karşı güvenlik alanında iş birliği konuşuldu. Bu, sizi endişelendiriyor mu?
Dediğimiz gibi, aralarında devam eden güvenlik ilişkileri vardı. Şimdi de Türkiye'de seçimlerin yaklaşmasıyla Türk tarafı kamuoyu önünde adımlar atmaya başladı. Suriye rejimi, Suriyeliler pahasına bu tür pazarlıklara girmemeli. Öte yandan Suriye'nin egemenliğini korumak amacıyla dış müdahaleleri püskürtmek için ülkenin birliğini yıllardır savunan SDG, DEAŞ’la Mücadele Uluslararası Koalisyonu (DMUK) ile birlikte terör örgütlerinin kalıntılarının izini sürmeye devam ediyor. Mücadele ettiğimiz terörizm, Suriye’nin tamamını tehdit ediyor. Güçlerimiz terörle mücadele ederek Şam, Halep, Dera, Lazkiye ve diğer şehirlerde tüm Suriyelileri koruyor. SDG'nin varlığı, ülkenin küresel terörizme ve dış müdahaleye karşı birliğinin güvencesidir. Şam, ulusal çıkarlara öncelik vermeli ve dar siyasi hesaplara çekilmeyi reddetmeli.

-Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suriye'nin kuzeyinde askeri bir operasyon başlatma tehditlerinde bulundu ve ‘güvenli bir bölge’ kurulmasından söz etti, ancak böyle bir operasyon gerçekleşmedi. Bu konuda ne söylemek istersiniz?
Türkiye’nin tehditleri hiçbir zaman son bulmadı. Bu tehditler halen Türkiye'nin gündeminde. Herkes böyle bir askeri operasyonun, Suriye halkına, ülkenin birliğine ve egemenliğine felaketler getireceğinin farkında.
Suriye meselesine dahil olan ülkelerin çoğunun da böyle düşündüğüne inanıyoruz. Ancak tehlikenin geçtiği söylenemez. Meşru müdafaa hakkı kesinlikle meşru bir haktır. Bu çerçevede çalışıyoruz ve olası bir gelişmeye karşı önlemler alıyoruz.

-Türkler, 2019 yılı sonlarında yapılan anlaşmalara ve uzlaşılara uymadığınızı ve Kürtlerin çoğunluğunu oluşturduğu Halk Koruma Birlikleri’nin (YPG) Türkiye sınırlarından 32 kilometre kadar içeriye çekilmediğini söylüyorlar. Bununla ilgili ne söyleyeceksiniz?
Bu tür açıklamalar, savaşı sürdürmek ve vatandaşlarına karşı savaşı sürdürmelerinin gerekçelerini savunmak amacıyla açıkça yapılan bir propaganda kategorisine giriyor. Biz anlaşmalara bağlı kaldık ve halen kalmaya devam ediyoruz. Asıl karşı taraf bu anlaşmaları ihlal ediyor. Garantör ülkelere Türkiye’nin devam eden ihlallerinden caydırılması gerektiği konusunda her zaman çağrıda bulunuyoruz. Türkiye işgalci bir güç ve bizim topraklarımızı terk etmeye hiç niyeti yok. Her gün DEAŞ hücrelerine karşı operasyonları yöneten en iyi askeri liderleri İHA’lar ve suç ortaklarıyla birlikte hedef alıyor.

-İHA’lı saldırılar devam ediyor mu?
Evet. Ankara, son iki yılda 70'in üzerinde İHA’lı bombardıman gerçekleştirdi. Sadece bu yıl içinde bölgelerimizi ve güçlerimizi hedef alan 59 İHA saldırısı düzenlendi. Türkiye'de seçimler yaklaşırken Erdoğan, Türk kamuoyunu kendi politikalarının yol açtığı ağır krizlerden uzaklaştırmaya, sorunlarını daha çok savaşa girerek ve radikal gruplarla yakınlaşarak ülke dışına yönlendirmeye çalışıyor.

-Washington size ne gibi güvenceler verdi?
ABD, askeri operasyonlara karşı olduğunu resmen açıkladı. Ancak bu açıklamanın, Türkiye’yi ihlallerinden caydırmak için yeterli olmadığına inanıyoruz. Çünkü Ankara savaşa başka yönlerden yaklaşmaya devam ediyor. Bu yüzden hem Moskova'yı hem de Washington'ı Ankara’yı aralarında imzalanan mutabakatlara, gerginliği azaltma mekanizmasına ve angajman kurallarına uymaya sağlam bir şekilde zorlamaya çağırıyoruz.
Suriye'nin kuzeydoğusunda ve Afrin'den Serekaniye’ye  (Resulayn) kadar tüm işgal altındaki bölgelerde savaş suçları işleyenlerin hesap vermesi için kanunlar ve yasal mekanizmalar harekete geçirilmeli.

-Rusya’nın arabuluculuğunda Şam ile diyaloglarınız hangi aşamada?
Şam ile temas halindeyiz. Birkaç diyalog turu gerçekleşse de olumlu sonuçlara ulaştığımızı söyleyemeyiz.
Ülkemizi kurtarmanın tek yolunun diyalog olduğuna inanıyoruz. Şam dahil olmak üzere Suriye'deki taraflarla diyaloga ve uzlaşıya her zaman açığız. Diyaloga ulusal çıkarlar, vatandaşların hakları ve ülkenin birliğinin korunması açısından bakıyoruz.

-Rusya, Türkiye'nin askeri operasyon tehditlerinin ardından Kamışlı Havalimanı'ndaki konumunu takviyelerle güçlendirdi. Bu takviyeler hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce takviyeler sizi desteklemek için mi yoksa tam tersi için miydi? Yahut Washington'ı taciz etmek için mi yapıldı?
Aslına Rusya ile tansiyonu düşürme çabaları ve Türkiye ile imzalanan mutabakatların uygulanması konusunda koordinasyonu sürdürüyoruz. Rusya, bu adımı lojistik meseleler çerçevesinde atmış olabilir. Sahada gerçek bir değişiklik göremedik.

-Şam daha önce SDG'nin dağıtılmasını ve üyelerinin düzenli orduya katılmasını şart koşuyordu. Sizin bu konudaki görüşünüz nedir?
Bunu pratikte ele alacak olursak bilindiği üzere SDG, terörle mücadele ve ülkenin kuzeydoğusundaki topraklarının savunması alanlarında çok yoğun bir şekilde çalışıyor. SDG üyelerinin belirli bir özgünlüğü var. Söz konusu bölgeler içinde faaliyet gösterirler. Meşruiyetlerini de Kürtler, Araplar ve Süryaniler gibi toplumsal çevreden alıyorlar. Ayrıca terörle mücadelenin bir sonucu olarak kurumsal ve ortak çalışma alanlarında deneyimler edindiler.
SDG üyelerini bu ya da şu şekilde dağıtmak askeri olarak mümkün değil. Bu güçler, şu an konuşlu oldukları Suriye’nin kuzeydoğusu da dahil olmak üzere Suriye topraklarını savunmak için aralıksız saha görevleri gerçekleştiriyorlar. Ayrıca farklı bir örgütsel yapıya da sahipler. Bu güçleri ve mahremiyetlerini korumamız ve desteklememiz halkımızın ve topraklarımızın çıkarına.

-Özerk Yönetim’in geleceği ne olacak? Şam'ın âdem-i merkeziyet önerisiyle ilgili ne düşünüyorsunuz?
Maalesef âdem-i merkeziyet fikri, ülkede akl-ı selim bir sesin olmaması yüzünden çarpıtıldı. Şam, Dera, Suveyda, İdlib, Lazkiye ve Kamışlı sorunlarının mevcut krizi üreten bürokratik merkezle çözülemeyeceğini düşünüyoruz. Şam'da, Türkiye ile iş birliği yapan gruplara karşı yürütülen savaşta bir miktar ilerleme kaydedildiğine ve bununda merkezi modelin doğruluğuna işaret ettiğine dair bir yanılgı var. Gerçeklikten uzak olan bu yanılgı, gelecekte yeni bir krizin sinyalini veriyor. Burada Suriye rejiminin, çökme riskiyle karşı karşıya kaldığında fiili olarak âdem-i merkeziyete göre hareket ettiğini hatırlatmakta fayda var.
Âdem-i merkeziyeti siyasi çözümün giriş noktalarından biri olarak görüyoruz. Vatandaşların geleceklerini ve yaşam tarzlarını belirleme iradesini güçlendiren âdem-i merkeziyet, onlarca yıldır ötekileştiren bölgelerin kalkınma umutlarını yeşertir. Âdem-i merkeziyet, ulusal uyumu da artırır. Şu an Suriye'deki herkes, ülkede olayların patlak vermesinin ardından merkezi rejimi eleştiriyor. Buna Şam rejimi de dahil. Zorlukların üstesinden gelebilmek için ülkenin tüm bölgelerine sorumluluklar, görevler ve haklar dağıtılmalı. Anayasamız, vatandaşlarımızın ve oluşumlarımızın hakları ve ulusal ve ekonomik güvenliğimiz ile genel ilkeler üzerinde fikir birliği merkezi olmalı. Âdem-i merkeziyet, bu ilkelerin yerel olarak uygulamasını sağlar. Vatandaşların ve oluşumların anavatana bağlılığı yerel kapsamına dayanıyor. Bu yüzden vatandaşların hakları için ödün verilmesi, mükemmel bir siyasi ve ahlaki eylemdir.

-Sizce Ukrayna’daki savaş, Fırat'ın doğusundaki denklemleri ve Türkiye ile Rusya'nın rolünü nasıl etkiledi?
Angajman kurallarıyla ilgili denklemler aynı kalsa da enflasyon oranı, gıda güvenliği, enerji ve emtia fiyatlarında artış üzerinde etkileri oldu. Türkiye’nin Ukrayna dosyasında artan nüfuzunu yakından takip ediyoruz. Maalesef Ankara bu rolü kendi çıkarcı gündemi ve Suriye'nin kuzeydoğusundaki bölgelerimize yönelik savaş politikalarını güçlendirmek için kullanıyor. Suriye meselesiyle ilgilenen uluslararası taraflarla yaptığımız görüşmelerde, Türkiye'nin projelerini bölgemizde hayata geçirmek için söz konusu rolden yararlanmaması gerektiğini konuşuyoruz. Biz de bu konuda kendi tedbirlerimizi alıyoruz.

-ABD Başkanı Joe Biden'ın seçilmesinden sonra ABD’nin Suriye’deki askeri varlığı daha istikrarlı hale geldi. Washington'ın uzun bir süre Suriye’de kalacağını düşünüyor musunuz?
Mantıken ne ABD’nin ne de Rusya’nın Suriye’deki askeri varlığı sonsuza kadar sürebilir. Halen siyasi bir çözüme varılamadı. Bu yüzden onları müzakere edilmiş bir siyasi çözümün garantörü olmaya ve topraklarımızdaki dış müdahaleye ve işgallere son verilmesi için baskı yapmaya çağırmalıyız.
Bir de terör sorunu var, çünkü terörle tek başına yerel imkanlarla mücadele edilemez. Bu yüzden DMUK ile iş birliği yapılması gerekiyor. Aynı şey Rusya'nın askeri varlığı için de geçerli. Sonuç olarak, siyasi bir çözüm için ciddi girişimlerde bulunulmalı.

-Özerk Yönetim, Fırat'ın doğusuna yatırım yapılmasının önünü açan bir karar yayınladı. Bu çerçevede herhangi bir proje başlatıldı mı?
Mevcut zorlukları göz önüne alarak, gelir kaynaklarını ve ekonomiyi çeşitlendirme politikasını benimsemeyi hedefliyoruz.  İhtiyaçlarımızı karşılamak için yatırımları teşvik ediyoruz. Bu tür projeleri pratikte başlatmaya çalışıyoruz.

-ABD Savunma Bakanlığı’na fon kullanım yetkisi verilmesine ve ABD’nin Suriye’nin kuzeydoğusunu yaptırımlardan muaf tutması hakkında neler söyleyeceksiniz?
Bölge, terör ve sonuçları nedeniyle büyük hasar gördü. Bu tür muafiyetlere olumlu bakıyoruz. Bölge sakinlerinin yaşam standardını yükseltmeyi, iş olanaklarını güvence altına almayı ve özellikle altyapı, elektrik, su ve tarım alanlarında projeler geliştirmeyi hedefliyoruz.



Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü Kıblavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Geçiş dönemi için anayasal bir deklarasyon ve teknokrat bir hükümet gerekiyor

Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
TT

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü Kıblavi Şarku’l Avsat’a konuştu: Geçiş dönemi için anayasal bir deklarasyon ve teknokrat bir hükümet gerekiyor

Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)
Dün Şam'ın doğusundaki Duma'da, Aralık 2013'te kaçırılan aktivistlerin akıbetinin açıklanması için protesto gösterisi düzenledi. (AFP)

Beşşar Esed rejiminin devrilmesi ve Suriye'de Ahmed eş-Şera liderliğinde yeni bir yönetimin başa gelmesinin ardından Suriye dosyasındaki gelişmeler dikkatle takip ediliyor. Belki de buradaki en önemli soru, eş-Şera'nın medya açıklamalarında duyurduğu Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin detaylarının, bir hazırlık komitesinin oluşturulmasının ve kabul edilecek koşullara göre kimlerin davet edilip kimlerin dışarıda bırakılacağıdır.

dsvfbg

Suriye Ulusal Diyalog Kongresi Hazırlık Komitesi Genel Koordinatörü, Suriyeli yazar ve siyasi araştırmacı Dr. Mueyyed Gazlan Kıblavi, Şarku’l Avsat'ın sorularını yanıtladı.

Kıblavi, ‘Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'ne davet edilecek şahsiyetlerin mevcut ya da geçmiş mücadeleleri, Suriye davasına katılımları ve devrimci faaliyetleri nedeniyle davet edileceğini’ vurguladı. Siyaset yapmayan devrimciler olduğu gibi, devrimi pratik etmeyen siyasetçiler de olduğunu belirten Kıblavi, gençlik kategorisinin, kadın kategorisinin, muhalifler kategorisinin ve mahkûmlar kategorisinin önemine dikkat çekti. Kıblavi, “Kategoriler çok. Örneğin, şu ana kadar 15 kategori belirledik ve henüz kategorize edilmemiş olanlar da var. Bu sayı 20 kategoriye ulaşabilir ve bazı kategoriler diğerleriyle birleştirilebilir” ifadelerini kullandı.

Devrimden önce ve sonra Suriye toplumunun kategorize edilmesinin her zaman sorunlu olacağını vurgulayan Kıblavi, “Bu yüzden kongreyi, bu sosyal yelpazeler (şu anda oluşmakta olan siyasi topluluk) arasında anlayış ve iletişim alanları için bir başlangıç olarak gördük. Çünkü Suriye'de elli yıl boyunca oluşuma izin verilmedi, yasaklandı. Düşünce tutsak edildi ve oluşum suç sayıldı” şeklinde konuştu.

dsfvgb
Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK) ile ABD Dışişleri Bakanlığı heyeti arasında geçtiğimiz eylül ayında Ankara'da yapılan toplantıdan (SMDK)

Kıblavi, “Bu daha başlangıç. Dolayısıyla, içeridekiler kendi siyasi bileşenlerini oluşturma fırsatına sahip değilken ya da gelecekteki Suriye'ye doğru ilerlemek için belirli bir ideolojinin arkasına saklanamazken, dışarıda oluşturulan bileşenleri davet edemeyiz” dedi.

Kıblavi sözlerini şöyle sürdürdü: “Şam Deklarasyonu, Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu (SMDK), Suriye Ulusal Konseyi ve diğerleri gibi oluşturulan siyasi kurumlarla dışarıdakiler birçok bölünmeden muzdaripti, devlet başkanlığı ve seçimlerde hizipçilikten muzdaripti ve sokak tarafından meşrulaştırılmamıştı. Bu nedenle oluşum koşulları mevcut koşullardan tamamen farklı olan siyasi yapıları davet etmekten kaçındık.”

Kıblavi sözlerine şöyle devam etti: “Şimdi bileşenler yeni Suriye'deki hedeflerini ilan etmeye başlayacaklar ve şöyle diyecekler: Ben belli bir grubun bileşeniyim, belli bir siyasi yelpazenin bileşeniyim ya da belli bir siyasi ideolojinin bileşeniyim, taleplerim bunlar ve saygı görmek ve dahil edilmek istediğim yol bu. Yurtdışında kurulan bileşenlere gelince, onlar kotalara alışkındı ve kotalar muhalif kurumların bileşiminde ve yapısında mevcuttu. Bu gayet açık. Ekim 2011'de İstanbul'da kurulan Suriye Ulusal Konseyi, Müslüman Kardeşler ve Şam Deklarasyonu gibi onlarca yıl önce kurulan siyasi gruplar Suriye meselesindeki ağırlıklarına göre kota alırken, devrimci hareket marjinal kaldı ve siyasi uygulamalarda ağırlıkları olmadı.”

Bu nedenle Kıblavi, “Otuz kırk yıldır Suriye'de bulunmayan siyasetçilerin temsil edilmesi kabul edilemez. Zira oluşturdukları organlar bir ‘bileşen’ olarak kabul edilemez. Bu, içeride kalan ve -izin verilmediği için- herhangi bir siyasi faaliyette bulunamayan Suriye halkına yapılan bir haksızlıktır” ifadelerini kullandı.

*Eş-Şera daha önceki açıklamalarında davetlerin muhalif organlara değil, bireylere yapılacağını söylemişti... Peki, örneğin SMDK'dan şahsiyetler davet edilecek mi?

Kıblavi bu soruya şu cevabı verdi: “Elbette davetler bireylere yönelik olacak, muhalif oluşumlara değil. SMDK’dan da bazı şahsiyetler davet edildi. Zira bu siyasi oluşumların hedefleri temelde bir noktadaydı ve şimdi değişti. Devrim öncesi ile devrim sonrası aynı değil. Ayrıca bu oluşumların içinde hizipler, siyasi partiler ve parti akımları gibi başka bileşenler de var. Bu nedenle sadece bireyleri davet etmeye karar verdik.”

Varlıkları sona erdi

Kıblavi, muhalif oluşumlar ilk kurulduğunda belirtilen kuruluş amaçlarından birinin, devrimin zafere ulaşması halinde bu oluşumların varlığının sona ereceği olduğunu belirtti. Bu, devrimin zafere ulaşması ve rejimin düşmesi halinde söz konusu oluşumların kendilerini feshedeceklerine dair birden fazla kez yapılan açıklamaydı. Dolayısıyla bu varlıklar artık zaman ve bağlam dışıdır.

*Salı günü yaptığınız açıklamalarda, Suriye'deki askeri güçlerin temsilcisi olarak Askeri Operasyonlar Dairesi'nin davet edileceğini söylediniz. Aslında, Suriye devriminin başında rejimden ayrılan ve maddi ve manevi bedel ödeyen askeri personel, Esed sonrası Suriye'de tamamen göz ardı edildiklerini hissediyor. Suriye Ulusal Diyalog Kongresi onları yeni Suriye'yi müzakere etmek üzere davet etmeyecek mi?

Kıblavi şu cevabı verdi: “Ordudan ayrılanlar Savunma Bakanlığı bünyesinde değerlendirilecek, ancak bu henüz tamamlanmamış bir aşama. Çünkü hazırlanmakta olan pek çok lojistik mesele var. Ordudan ayrılanlar Savunma Bakanlığı'na dahil edilecek. Bağımsız olarak davet edilecek ayrı bir siyasi ya da askeri unsur değiller, Askeri Operasyonlar Dairesi'ne bağlı olacaklar.”

Ön koşullar

*Farklı Suriyeli gruplara ulaşmak için kriterler neler? Davet kriterleri neler?

Kıblavi, “Ne kadar adil ya da teknik olmaya çalışırsak çalışalım, herkes için adil olamayız ve herkesi tatmin edemeyiz. Suriye halkını sınıflandırmak ve bu sınıflandırmada adil olmak istersek, devrimci hareket, devrimci savaşçı, kendi topraklarında devrim yapmamış siyasi düşünür, belirli bir bölgeye ait olan ve Suriye'de bulunan tüm etnik ve ırksal bileşenler olarak ayrılırlar. Ayrıca çeşitli şehirler arasında dağılmış bileşenler de var. Tüm bu bileşenler arasından kongreye katılacak uygun kişiler seçilecek. Böylece bölgeleri kapsamış, toplumsal çeşitliliği sağlamış, gençleri, tutukluları ve siyasi aktivistleri, entelektüel ve devrimci olarak kuşatmış olacağız. Açıkçası bu biraz kapsamlı sayılır” ifadelerini kullandı.

*Peki, tüm Suriye için yüzde 100 adil olacak mı?

Kıblavi şöyle cevapladı: “Tabii ki mümkün değil. Dünyada davet kriterlerinde yüzde 100 adil olan hiçbir kongre yoktur. Bu bağlamda tarafsız olmamız gerekmediğini unutmayın. Bizden istenen gelecekteki Suriye'nin çıkarlarını düşünmemiz.”

CSDVFBR
Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera ve askeri gruplar arasında yapılan toplantıda yeni Suriye'de askeri kurumun nasıl şekilleneceği ele alındı. (Askeri Operasyonlar Dairesi)

Bir sonraki hükümetin şekli

*Suriye’deki yeni yönetimin lideri Ahmed eş-Şera, mevcut hükümetin tek renkli olduğunu kabul etti. Kongrenin toplanmasının yakın olduğu konuşulurken, bir sonraki hükümetin Suriye Ulusal Diyalog Kongresi'nin içinden çıkacağına dair sorular akla geliyor. Bu hükümetin katılımcı bir hükümet olacağına dair herhangi bir ön yargı var mı? Ayrıca, bir sonraki hükümet sisteminin şeklini yani başkanlık mı yoksa parlamenter mi olacağını konferans katılımcıları mı belirleyecek?

Kıblavi bu soruyu, “Kongre, bir sonraki hükümet sisteminin şeklini belirlemeyecek. Çünkü kongre bir yasama organı değil. Parlamento, kongrenin hazırlayacağı çalışma ve belgelerden kaynaklanabilecek prosedürlerin bir parçası” diye yanıtladı.

“Genel sekreterlik gibi seçilmiş bir danışma komitesi” olduğunu da ifade eden Kıblavi, “Komiteler sayıca fazla olduğu için hükümet sisteminin parametrelerini belirlemek üzere mini komiteler seçilebilir. Elbette hükümet sistemi önerilecek ya da onaylanacaktır. Bundan sonra mevcut çalışmalar sona erecek ve çok hassas bir aşama olan geçiş dönemi için teknokratlar hükümeti olması beklenen bir hükümet kurulacaktır. Suriye'nin geleceğine gelince, bunu Suriye halkı ve tartışmaların başlangıç noktası olarak kabul edilen Suriye Ulusal Diyalog Kongresi sırasında fikirlerin billurlaşması belirleyecek. Tüm bu göstergeler Suriye'deki hükümet sistemini belirleyecektir. Daha da önemlisi, kongreden kaynaklanacak anayasal boşluk, söz konusu anayasal boşluğu doldurarak geçici bir anayasal bildiri yayınlayacak olan uzman bir komite tarafından doldurulacaktır” dedi.

Kongrenin zamanlaması

*Kongrenin yakın zamanda toplanmasına tanık olacak mıyız? Yoksa beklemek mi gerekiyor? Suriye Ulusal Diyalog Kongresi’ne kimlerin davet edileceğini hazırlık komitesi mi belirleyecek?

Kıblavi şu cevabı verdi: “Hazırlık komitesi ilgili makamlardan onay aldıktan sonra çalışmalarına başlayacak. Tarih konusuna gelince, hazırlık komitesi oluşturulduktan sonra, davet edilen şahsiyetler ve gruplarla iletişim kurmak yeterli zaman alacak. Meselelerin çözüme kavuşturulması bir hafta ya da belki 9 gün sürebilir.”

SCDVFEGR
Eski rejim ordusu mensupları, 1 Ocak'ta Suriye'nin Humus kentindeki uzlaşma merkezlerinde kayıt yaptırmak için sıraya girerken Esed'in fotoğrafını çiğniyorlar. (AP)

Kıblavi, “Hazırlık komitesi davetler için kriter belirlemez. İçeriden ve dışarıdan davetlilerin lojistiğini kolaylaştıran ve onlarla kongreye davet edildiklerini ve katılıp katılmayacaklarını kısaca görüşen bir komitedir. Yani konferans öncesi aşamanın lojistiğini kolaylaştıran ve ön kolaylaştırıcılığını yapan bir komite; sonuçlara ya da davet kriterlerine karar veren bir komite değil. Aday gösterecek olanlar genel olarak sivil toplum örgütleri olacak ve doğal olarak sendikalar da bunların arasında yer alacak” şeklinde konuştu.

Komite seçimi için kriterler

Hazırlık komitesi üyelerinin hangi kriterlere göre seçileceği sorulduğunda ise Kıblavi şu yanıtı verdi:

“Bu kişiler Suriye'deki en nitelikli kişiler olmayacak. Çünkü bu çok zor. Ancak yurt içinde olduğu kadar yurt dışındaki devrimci siyasi ortama ve bölgesel dağılıma dair bilgi ve aşinalıkları da göz önünde bulundurulacak. Hazırlık komitesi üyesinin bileşenler hakkında bilgi sahibi olması, devrim ve siyasi süreç konusunda daha önce deneyim sahibi olması ve Suriye'deki siyasi çevreler arasında ya da elbette yurtdışında sürekli faaliyet göstermesi ve tanınması nedeniyle Suriye arenasında bilinmesi gerekir.”