Arap dünyasını durumu: Arap Birliği ışıltılı günlerine dönebilecek mi?

31. Arap Birliği Zirvesi, Arap ülkelerinin zorlu ve kasvetli koşullarında gerçekleşiyor. Bu koşulların bazıları Ukrayna’daki son gelişmelerle artan uluslararası olaylarla ilişkili.

Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
TT

Arap dünyasını durumu: Arap Birliği ışıltılı günlerine dönebilecek mi?

Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)
Cezayir’deki 31. AL Zirvesi'ne ev sahipliği yapan konferans merkezindeki Arap ülkeleri bayrakları (AFP)

Nebil Fehmi
Arap Birliği’nin (AL) 31’inci zirvesi, Cezayir’in bağımsızlık hareketinin başlangıç 60. yıl dönümüne denk gelen 1 Kasım tarihinde Cezayir'de başlıyor. Bu yüzden yazımıza Cezayirli kardeşlerimizin büyük milli mücadelelerinin yıl dönümünü tebrik ederek başlamalıyız.
Oturumlar sona erdikten, konuşmalar bittikten ve Arap ülkeleri arasındaki bölünmenin ciddiyeti ve yansımaları hakkında kesin formüller ortaya koyulduktan sonra hepimiz zirvede neyin başarıldığını ve neyin başarılamadığını değerlendirmek zorunda kalacak. Gelişmelerin, zirvenin düzenlendiği siyasi ortam, Arap halkının mevcut durumun düzeltilmesine yönelik meşru talepleri ve gelecek nesiller için daha iyi ve güvenli bir gelecek inşa edilmesi arzusu göz önünde bulundurularak samimi, cesur, sakin ve tarafsız bir şekilde değerlendirilmesini umuyorum.
Cezayir'e şahsi olarak şükranlarımı sunuyorum. Çünkü çok çalıştı. Kovid-19 salgını nedeniyle ertelenen, bir takım anlaşmazlıklar ve Arapların birçok sorunun olduğu çalkantılı bir ortamda bir araya gelmek konusundaki isteksizliğinden dolayı bir türlü yapılamayan zirveyi gerçekleştirmekte ısrar etti. Bir yandan da anlaşmaya varma, görüş ayrılıklarının olduğu noktaları tartışma ve anlaşmazlıkların güçlü noktalarını doğrudan ve sakin bir şekilde ele almanın yanı sıra anlaşmazlıkların hassas ve ulaşılmaz hale gelmemesi için doğru yönetilmesi gerektiği yönünde yapıcı tavsiyelerde bulunulması umuduyla görüşmelerin önemi, zorlukların boyutlarıyla birlikte arttı. Özellikle bölgenin ve sorunlarının yeniden yapılandırılmasına tanık olan Ortadoğu'nun bu geçtiği hassas dönemde, tek millet arasında dış ilişkileri yönetmede en uygun ve akılcı yöntem görüşmeler gerçekleştirmektir. Zirveye katılan herkesi takdir ediyorum. Komşu ülke Cezayir ile ilişkilerin gergin olmasına rağmen Fas Kralı 6. Muhammed’in de zirveye katılacağı bildirildi.
Zirve, Arap ülkelerinin zorlu ve kasvetli koşullarında gerçekleşiyor. Bu koşulların bazıları Ukrayna’daki son gelişmelerle artan uluslararası olaylarla ve Arap ülkelerindeki gıda güvenliği krizi gibi diğer bazı meselelerle ilişkili. Arap ülkeleri, gıda ithal eden bir bölgede yer alır. Ekilemeyen geniş arazilere sahip bu bölgede su kıtlığı sorunu yaşarlar. Ayrıca çevreye ve iklim değişikliğine daha az zararlı olan alternatif ve sürdürülebilir enerjiye yönelik artan eğilimle birlikte enerji endüstrisi ve pazarı da dahil olmak üzere ekonomilerinin geliştirilmeye acil olarak ihtiyacı var.
Batı Sahra meselesinden Libya krizine ve Tel Aviv’in uzlaşmazlığından Suriye'deki son duruma ve Arap-İsrail barış sürecine kadar çeşitli bölgesel meseleler ve tutum farklılıkları söz konusu. Bazıları İsrail ile yapılan normalleşme anlaşmaları (İbrahim Anlaşmaları), Irak'ın durumu, İran ile Şam ve Körfez bölgelerindeki gerilimler, Türkiye'nin hedefleri, Yemen ve Somali'deki son durumlar üzerinde tartıştı.
Ortadoğu'nun genel olarak şekli ve geleceği ile ilgili bir takım stratejik meseleler vardır. Arap olmayan tarafların Ortadoğu’yu şekillendirme faaliyetleri ve girişimleri çerçevesinde bunların önemi daha da artıyor. Arap liderler, yönelimleri, çıkarları ve bölgesel gelişmeler, uluslararası değişimler ve bu kez Rusya, ABD ve Çin'i kapsayan başka bir Soğuk Savaş olasılığı ile başa çıkmanın en iyi yolları hakkında istişarelerde bulunmalılar. Çoğunun, bölgede daha az hevesli ve hoşgörülü olan ABD ile ya da küçülen Avrupa ile yahut Sovyetler Birliği'nden daha az etkili olan Rusya ile ve ekonomik ve stratejik olarak yükselen, Arap ülkelerinin en büyük ticaret ortağı haline gelen Çin ile güçlü ilişkileri vardı.
Tüm bunlar karşısında, Arapların bütün sorunlarını tek bir zirvede çözebileceklerini, hatta yıllarca aralarında süren gerilimden ve bölünmeden sonra tüm tarafları rahatlatabileceklerini zannedenler yanılıyorlar. Tüm bu sorunları bir kenara itmek mümkün değil. Arap Zirvesi’nin ışıltılı günlerinin geri geldiğini ve Arap dünyasının sesinin ve konumunun bize gelecek için güvence verecek bir seviyeye ulaştığını söylememizi sağlayacak kesin sonuçlara ulaşamasak dahi bu koşullarda zirvenin başarısı ya da başarısızlığı, çok özel üç adımı ne ölçüde başardığıyla hesaplanabilir. Bunları, insanları sakinleştirmek ve kavgalı kardeşler arasındaki siyasi diyalogu yeniden canlandırmanın yollarını açmak, bazı hakların onaylanması ve bazı büyük bölgesel ve küresel tehlikelere karşı Arap ülkelerinin görüşlerini yakınlaştırmak, Arap dünyasının ve Ortadoğu'nun geleceği üzerine, yeniden değerlendirme ve reform sürecinin başlangıcı için başarıları, siyasi bilgeliği, farkındalığı ve diplomasiyi yansıtan adımlarla Arap ülkeleri arasında bir diyalog başlatmak olarak sıralayabiliriz.
Zirvenin, küçük de olsa, istikrar ve kalkınma için daha fazla zamana ihtiyaç duysa da, ciddiyetini göstermek için bu üç önemli adımı atmasını umuyorum. Zirveye aktif bir şekilde katılım gösterilmesinin, kendi içinde Arap çerçevesinin herkes için önemini yansıttığını düşünüyorum. Basına kapalı kapılar ardında, liderler arasında diyaloglar düzenlenmesi konusunda yayınlananlardan memnunum. Bu, insanları sakinleştirmede önemli bir adım. Umarım zirveden Filistin Devleti’nin teyidi, Türkiye’nin ve İran’ın suçlarına karşı bir uyarı, Arap ülkeleri arasındaki su meseleleriyle ilgili meşru haklarının tasdiki ve Ortadoğu'yu şekillendirmede ve Arap çıkarlarını korumada Arapların aktif rol almasının önemi gibi sonuçlar çıkar.
Beklentileri abartma ya da zirvenin sonucunu memnuniyetle karşılama yahut parlak başarılar elde ettiği sonucuna varma hatasına düşmeyeceğim. Geçmişten gelen birikimin derinliği ve geleceğin zorluklarının büyüklüğü çerçevesinde bu pek mümkün değil. Sonuçların başarılması güç olan zorluklardan çıkması gerektiğinden bunu tatmin edici bir zirve olarak tanımlamaktan kaçınacağım. Zirve sonuçlarının Arap dünyasının inisiyatif alması ve hareket etmesi gerektiğine ve zirveyle son derece zor koşullarda küçük olumlu adımlar atıldığına dair bazı iyileşme ve kararlılık sinyalleri vermesini ümit ediyorum. AL Dönem Başkanlığı’nın ve beraberinde AL kurumlarının yukarıda belirtilen soruların yanı sıra su ve nükleer silahların yayılması sorunlarına özel olarak odaklanarak, ilk adımları onaylamak ve bunları geliştirmek için AL üyesi ülkelerle temas kurması gerekiyor. Belki de bu adımlar gelecekte Cezayir’deki AL Zirvesi’nin Arap metodolojisinde gerçek bir değişime yol açtığını ve çıkarlarımızı güvence altına almada ve halklarımızın özlemlerine yanıt vermede bizi daha verimli hale getirdiğini kanıtlar.



Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
TT

Şarku’l Avsat’a konuşan resmi kaynak: Suveyda’da gelecek hafta tutuklu ve esirlerin takası yapılacak

Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)
Suveyda Valiliği’nden bir heyet, batı kırsalında bulunan köylerdeki hizmet durumunu inceledi. (SANA)

Suriye resmi kaynakları, çoğunluğu Dürzi olan Suveyda vilayetinde konuşlu Ulusal Muhafızlar ile Suriye hükümeti arasında yürütülen görüşmelerde ilerleme kaydedildiğini ve taraflar arasında tutuklu ve esir değişimi yapılmasını öngören bir anlaşmanın önümüzdeki hafta tamamlanmasının beklendiğini bildirdi.

Suveyda Valiliği Medya İlişkileri Birimi Müdürü Kuteybe Azzam yaptığı kısa açıklamada, “Tutuklu ve esir değişimi konusundaki görüşmelerde ilerleme kaydedildi” ifadesini kullandı.

Azzam, anlaşmanın tamamlanacağı kesin tarihi belirtmedi, ancak değişim işleminin önümüzdeki hafta gerçekleşmesinin muhtemel olduğunu söyledi. Takas esnasında Uluslararası Kızılhaç Komitesi (ICRC) temsilcilerinin de hazır bulunacağını ifade eden Azzam, teslim alma ve teslim etme işlemlerine ilişkin düzenlemelerin şu anda yürütüldüğünü belirtti.

Görsel kaldırıldı.Geçtiğimiz ekim ayında Suveyda’da Dürzi gruplar ve Arap kabileleri arasında gerçekleştirilen takastan (Anadolu Ajansı – AA)

Azzam 19 Şubat’ta Şarku’l Avsat’a yaptığı açıklamada, Suriye hükümeti ile Ulusal Muhafızlar arasında esir değişimi anlaşmasına varmak amacıyla ABD aracılığıyla yürütülen dolaylı görüşmelerin sürdüğünü belirtmişti. O dönemde Azzam, görüşmelerin üçüncü taraf olarak ABD üzerinden dolaylı şekilde yürütüldüğünü kaydetmişti.

Raporlara göre, ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, anlaşmanın tamamlanması için her iki taraftan da onay aldı. Anlaşma kapsamında, 2025 yazındaki olaylardan bu yana Adra Hapishanesi’nde tutulan 61 sivil serbest bırakılacak; karşılığında, Ulusal Muhafızlar tarafından Suveyda’da gözaltında tutulan 30 Savunma ve İçişleri bakanlıkları personeli teslim edilecek.

Görsel kaldırıldı.Şeyh Hikmet el-Hicri (AFP)

Gözlemcilere göre bu açıklama, Suriye hükümeti ile Şeyh Hikmet el-Hicri ve ona bağlı Ulusal Muhafızlar arasında aylardır süren siyasi çıkmazda bir gevşemeyi yansıtıyor. Söz konusu çıkmaz, Temmuz 2025’te yaşanan ve onlarca kişinin hayatını kaybettiği kanlı çatışmalarla patlak veren Suveyda kriziyle bağlantılı. O dönemde Dürzi silahlı gruplar ile Bedevi aşiretleri ve Suriye güvenlik güçleri arasında çatışmalar yaşanmış, İsrail ise Dürzileri koruma gerekçesiyle askeri müdahalede bulunmuştu.

Temmuz 2025 olaylarında gözaltına alınan tüm kişilerin serbest bırakılması, eylül ayında Şam’dan ABD ve Ürdün desteğiyle açıklanan ‘yol haritasının’ maddelerinden biri olarak öne çıkıyor. Ancak yol haritası ve krizle ilgili tartışmalar son dönemde gündemden düşmüş durumda.


Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
TT

Gazze’de gönüllüler, savaşın yıkıntıları arasından yazılı mirasın geriye kalanlarını kurtarmaya çalışıyor

UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)
UNESCO, savaşın patlak vermesinden bu yana Gazze Şeridi'ndeki 114 bölgede meydana gelen hasarı belgeledi (AFP)

Gazze'den bir grup gönüllü, Filistin topraklarındaki en eski ve en büyük kütüphanelerden birinin arazisinde, savaşın bedelini ödeyen ve zengin kültürel mirasın değerli bir parçasını temsil eden paha biçilmez eski kitapları kurtarmak için yoğun bir şekilde çalışıyor.

Şarku'l Avsat'ın AFP'den aktardığına göre diğer kültürel ve dini mekanlar gibi, Gazze Şeridi'nin en büyük ve en eski camisi olan Gazze Eski Şehri'ndeki Ömeri Camii'nin kütüphanesi de İsrail'in bombardımanında ciddi şekilde hasar gördü.

Bir zamanlar kilise olan 12’nci yüzyıldan kalma cami ise büyük ölçüde yıkıntıya dönüşmüş durumda.

Britanya Kütüphanesi'nin desteklediği bir miras koruma fonunu yöneten Hanin el-Umusi şunları söyledi:

“Kütüphanenin aldığı hasarın boyutunu görünce şok oldum. Çok acı bir manzaraydı. Kitapları kurtarmak için acele etmenin benim görevim olduğunu hissettim.”

AFP’ye konuşan Umusi, bir grup gönüllüyle birlikte kütüphaneyi kurtarmak için bir girişim başlattığını açıkladı.

Umusi, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bu kütüphanenin batı kısmı, İsrail ile Hamas arasında 2023 yılının ekim ayında Hamas'ın daha önce eşi ya da benzeri görülmemiş saldırısının ardından iki yıl süren savaş sırasında Büyük Ömeri Camii'nin üç kez bombalanması sonucu yandı.”

Kütüphanede yaklaşık 20 bin kitap bulunduğunu, bunlardan sadece üç veya dört bin tanesinin kurtulduğunu belirten Umusi, “Büyük Ömeri Camii kütüphanesi, El-Aksa Camii Kütüphanesi ve Ahmed Paşa el-Cezar Kütüphanesi'nden sonra Filistin'in üçüncü büyük kütüphanesiydi. Hukuk, tıp, İslam fıkhı, edebiyat ve çeşitli diğer konularda çok çeşitli kitaplar içeren önemli bir tarihi kütüphaneydi” ifadelerini kullandı.

Gazze'nin uzun bir geçmişe sahip. Bu da Filistin topraklarını Kenan, Mısır, Pers ve Yunan gibi ardışık medeniyetlerin eserlerinin hazinesi haline getiriyor.

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) geçtiğimiz yılın ekim ayı itibarıyla, savaşın patlak vermesinden bu yana 114 bölgede hasar olduğunu belgeledi. İsrail, iki yıllık savaş boyunca Gazze Şeridi'ne abluka uygulayarak, yıkıma uğramış Filistin topraklarında felaket boyutunda bir insani kriz ve gıda ve temel ihtiyaç maddelerinde kıtlığa neden oldu.

“Küf ve barut”

Eski taş kütüphanenin odalarından birinde, bir grup gönüllü, bazı kısımları yanmış, sayfaları sararmış bir kitabın kalıntılarını toplarken, içlerinden biri ‘küf ve barut kokusunun’ yükseldiğini belirtiyor. Bitişik odada ise Hanin eski bir kitabın tozlarına üfleyerek, “Bu nadir ve tarihi kitapların durumu içler acısı. Çünkü 700 ila 800 günden fazla bir süredir terk edilmiş durumdalar. Kitaplarda büyük hasar ve barut izleri görebiliyoruz” diye ekliyor.

BM’den bağımsız bir komisyon, 2025 yılının haziran ayında yayınladığı bir raporda, İsrail'in Gazze'deki okullara, dini ve kültürel mekanlara yönelik saldırılarının savaş suçu teşkil ettiğini açıkladı.

BM İşgal Altındaki Filistin Toprakları Hakkında Bağımsız Uluslararası Soruşturma Komisyonu raporunda, “İsrail, Gazze'deki eğitim sistemini tahrip etmiş ve Gazze Şeridi'ndeki dini ve kültürel mekanların yarısından fazlasına zarar vermiştir” ifadeleri yer aldı.

Bu rapora, BM komisyonunu ‘BM İnsan Hakları Konseyi'ne (BMİHK) bağlı, önyargılı ve siyasallaşmış bir mekanizma’ olarak nitelendirerek yanıt veren İsrail, raporu ‘Gazze savaşı hakkındaki yanlış anlatısını desteklemek için yapılan bir başka girişim’ olarak değerlendirdi.


İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
TT

İsrail'in Gazze'nin güneyine düzenlediği hava saldırısında bir Filistinli öldü

Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)
Filistinli sağlık çalışanları, Gazze Şeridi'nin güneyindeki Han Yunus'ta bulunan Filistin Kızılayı genel merkezinde tahrip olmuş ambulansların yanından geçiyor (AFP)

Gazze Şeridi'nin çeşitli bölgelerinde İsrail güçlerinin bugün düzenlediği topçu ateşi ve silahlı saldırıda bir Filistinli vatandaş öldü, birçok kişi ise yaralandı.

Filistin Haber Ajansı (WAFA) tıbbi kaynaklara dayandırdığı haberinde, Han Yunus'un güneyindeki Ard el-Limon bölgesini hedef alan bombalı saldırıda 27 yaşında bir adamın öldüğünü ve naaşının Nasır Tıp Kompleksi'ne kaldırıldığını bildirdi.

Ayrıca, Gazze Şeridi'nin kuzeyindeki Ebu Hüseyin Okulu yakınlarında İsrail insansız hava aracı (İHA) ateşiyle bir Filistinli yaralandı; Han Yunus'un güneyindeki Kizan Ebu Reşvan bölgesinde ise bir kız çocuğu İsrail'in açtığı ateş sonucu yaralandı.

 Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)Filistinliler, Han Yunus'ta 19 Şubat'ta İsrail ordusunun açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden bir akrabaları için yas tutuyor (DPA)

İsrail uçakları, Gazze şehrinin doğusunda ve Han Yunus'un doğusundaki "sarı hat"ın doğusunda hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılar, savaş uçaklarının yoğun alçak irtifa uçuşlarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşti. İsrail güçleri, Han Yunus'un doğusundaki yerleşim binalarını yıktı ve Gazze şehrinin doğusundaki Şucaiyye mahallesinin doğusundaki ve Gazze Şeridi'nin merkezindeki Bureyc kampının doğusundaki bölgeleri bombaladı.

Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)Güney Gazze Şeridi'ndeki Han Yunus'ta, yerinden edilmiş Filistinlilerin barındığı derme çatma bir kampta, çocuklar sular altında kalmış bir sokaktan geçiyor (AFP)

İsrail güçleri ayrıca Gazze şehrinin güneydoğusundaki Zeytun mahallesinin doğusunda da defalarca ateş açtı, ancak şu ana kadar bu bölgede herhangi bir yaralanma veya ölüm bildirilmedi.

Şarku’l Avsat’ın WAFA'dan aktardığına göre 11 Ekim'deki ateşkesin ardından İsrail güçleri 615 Filistinliyi öldürdü ve bin 658 Filistinliyi de yaraladı.