Netanyahu’nun zaferi, Mısır-İsrail ilişkilerini nasıl etkiler?

Gözlemciler, Kahire’nin hükümetin Filistinlilere yönelik radikal davranışını düzeltmek amacıyla Netanyahu’nun dönüşüyle pragmatik bir şekilde ilgileneceği görüşünde.

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir süre önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir süre önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
TT

Netanyahu’nun zaferi, Mısır-İsrail ilişkilerini nasıl etkiler?

Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir süre önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)
Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi ve İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu bir süre önce bir araya gelmişlerdi. (AFP)

İbrahim Abdulmecid
İsrail’de son sözü oy sandıkları söyledi ve Binyamin Netanyahu iktidara geldi. Dikkatler, zafer kazanıp kazanmayacağını merak etmekten, hükümetinin şeklini ve özellikle komşu ülkeler olmak üzere farklı konularla nasıl ilgileneceğine yöneldi. Sağ eğilimli Başbakan, daha sert bir hükümet şekline doğru ilerliyor gibi görünüyor. Bu durum, (İsrail ile uzun bir sınırı olan ve İsrail ordusu ile Gazze Şeridi’ndeki Filistinli gruplar arasında sık sık çıkan çatışmalarda geleneksel arabuluculuk yapan) başta Mısır olmak üzere Tel Aviv ile barışçıl ilişkilere sahip Arap ülkeleriyle ilişkilerini etkileyebilir.
Netanyahu, görevden ayrılmasından 18 aydan kısa bir süre sonra, kampının Knesset’te 65 sandalye kazanmasının ardından geçtiği büyük kapıdan başbakanlığa geri döndü. Bu çoğunluk, onu bir hükümet kurmaya yetkin kılan ve İsrail’i yaklaşık üç yıl içinde beş yasama seçimine itmiş kırılgan çoğunluğa sahip hükümetlerin tehlikelerinden koruyan rahat bir çoğunluk.

Çifte radikalizm
İsrail’in ‘şahinlerinden’ biri olarak nitelendirilen Netanyahu’nun hükümeti, ister birinci başbakanlık döneminde (1996- 1999) isterse de ikinci döneminde (2009-2021) olsun, önceki hükümetlerinden daha sert olacak gibi görünüyor. Öyle ki seçimlerdeki iki müttefikinden biri olan Şas 11 sandalye, Dini Siyonizm ise 14 sandalye elde etti. İsrail medyası tarafından yayınlanan sonuçlara göre Netanyahu liderliğindeki Likud Partisi, 32 sandalye kazandı.
İsrail’de geçen salı günü yapılan seçimlerin sonuçlarındaki en belirgin sürpriz Dini Siyonizm Partisi’nin yükselişi oldu. 14 sandalye kazandı. Yani Knesset’teki en büyük üçüncü parti oldu. Bu, partinin en önde gelen liderlerinden Itamar Ben Gvir’in gelecek hükümete taraf olacağı anlamına geliyor. Itamar Ben Gvir, İsrail ve ABD’de terörist ilan edilen radikalizm yanlısı Yahudi Kach Hareketi’nin bir üyesi.
Ben Gvir, sekiz kez Filistinlilere karşı şiddet eylemlerine karışmakla ve onlara karşı provakasyon yürütmekle suçlandı. Suçlamalar arasında nefreti körüklemek ve terör örgütlerini desteklemek de var. Bir avukat olarak çalışmalarının büyük bir bölümünü yerleşimci davalarını savunmaya adadı. Ben Gvir, İsrail’in bir Yahudi- Siyonist devleti olduğu fikrini savunuyor. Arap kökenli İsraillilere (1948 Arapları) atıfla ‘sadakatsiz’ Arap vatandaşlarının sınır dışı edilmesini talep ediyor ve bir Filistin devletinin kurulmasını reddediyor.

“Faşist hükümet”
Filistinli Siyaset Bilimi Profesörü Eymen er-Ragab, İsrail hükümeti içindeki bu radikal ideolojinin varlığının onu ‘aşırı faşist’ bir hükümet haline getireceğine dikkati çekti. Ragab, “Netanyahu, hükümeti içindeki aşırı sağ üyelerini siyasi tecrübesiyle dizginleyemezse bu durum, farklı konuların ele alınmasını etkileyecektir” dedi.
Şarku’l Avsat’ın Independent Arabia’dan aktardığı haberinde açıklamalarda bulunan Ragab, tüm forumlarda ‘Araplara ölüm’ sloganları atan, ‘ötekini reddetme’ fikirlerinin sahibi Ben Gvir’in, bakanlık görevi üstlenmesi durumunda Kudüs’ü Yahudileştirme planlarını uygulayacağını söyledi. Eymen er-Ragab sözlerini şöyle sürdürdü:
“Filistinlilere saldırabilir veya onları yüzüstü bırakabilir. Başta Mısır ve Ürdün olmak üzere İsrail ile barış ilişkisi olan Arap ülkelerine baskı yapacak ve bu ülkeler elbette beklenen bu radikal uygulamaları reddedeceklerdir. Bu da iki ülkenin Tel Aviv ile ilişkisini zorlayabilir.”
Profesör ayrıca, Kudüs’teki kutsal mekanların denetçisi olması nedeniyle Ürdün üzerindeki baskının daha da artacağına dikkat çekti.

Tehlikeyi sezme
Ben Gvir, seçimlerden önce Netanyahu ile hükümet kurmak için müzakerelere girmesi durumunda iç güvenlik pozisyonunu devralmak isteyeceğini açıklamıştı.
Diğer yandan Mısır Dışişleri Bakanı Sameh Şukri, geçen perşembe günü ABD’li mevkidaşı Antony Blinken ile yaptığı telefon görüşmesinde İsrail seçimlerinin sonuçlarına değindi. Dışişleri Bakanlığı’nın açıklamasına göre Şukri, ‘Filistin topraklarında sükuneti korumanın, Filistin halkına karşı her türlü tırmandırıcı veya kışkırtıcı önlemden kaçınmanın ve yeni İsrail hükümetinin kurulmasından sonra barış sürecini yeniden başlatma çabalarını yoğunlaştırmanın’ önemli olduğunu dile getirdi. Bu çerçevede Kahire, yeni İsrail hükümetinin net olmasını bekliyor.
Ragab, Kahire’nin mevcut haliyle radikal sağdan kaynaklanan tehlikeyi sezdiğini, Filistin’deki durumun istikrarından endişe duyduğunu ve aşırılık göstergesinin yükselişinin farkında olduğunu belirtti. “Mısır, ateşkesi dayatmada önemli bir rol oynayacak ve Filistinlilerin İsrail hükümetinden ayrılmasına izin vermeyecek” dedi.
Aynı şekilde el-Ahram Stratejik Araştırmalar Merkezi danışmanı Hasan Ebu Talib de İsrail hükümetlerinin tüm sınıflandırmalarıyla birlikte Mısır’la pragmatik bir şekilde ilgilendiğini belirtti. Ebu Talib, Netanyahu’nun ‘Mısır’ın konuya dair rolünü etkisiz kılma veya rolünü daha az önemli hale getirme’ çabalarına rağmen Mısır’ı, Filistin davasında rol oynayan bir ortak olarak nitelendirdi. Ebu Talib’e göre Netanyahu, Gazze’deki gruplarla çatışmalar sırasında defalarca tekrarlandığı gibi Filistin’de işlerin kötüye gitmesini önlemek için Kahire’nin neler yapabileceğinin de farkında.

İki devletli çözüm
Independent Arabia’ya konuşan Hasan Ebu Talib şu açıklamada bulundu:
“Mısır’ın seçim sonucuyla ilişkisi doğrudan değil, yeni hükümetin ister Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde isterse de 1948 Filistin toprakları içinde olsun, Filistinlilere karşı üstleneceği politika ve uygulamalarla ilgili.”
Bu seçimlerdeki en önemli değişkenin, yeni İsrail hükümetine damgasını vuracak aşırı radikalizm olduğunu belirten Ebu Talib, seçim kampanyalarını ve adayların açıklamalarını takiple şunları söyledi:
“Hükümetin daha fazla yerleşim yerine imza atması beklenebilir. Bu durum da Filistin Ulusal Otoritesi üzerinde daha fazla baskı anlamına geliyor. Bu noktada Mısır, Filistin Otoritesi’nin yetki süresinin dolmasına ve iki devletli çözüme karşı dikkatli olmalıdır.”
Ebu Talib, Filistin yönetiminin performansına ilişkin tüm yorumlara rağmen, varlığını sürdürmesinin ‘iki devletli çözümü koruduğunu’, buna karşılık Netanyahu ve çevresindeki tüm radikalizm yanlılarının da iki devletli çözümü engellemeye ve bitirmeye yöneleceğini vurguladı. El-Ahram Stratejik Araştırmalar Merkezi danışmanına göre bu da Filistin davasını 1993’te imzalanan Oslo Barış Anlaşması’nın öncesine götürüyor. Netanyahu’nun önceki hükümetinde İsrail’i ‘tamamen Yahudi’ bir devlet olmaya çağırdığına ve İsrail vatandaşlığına sahip Arapların bile haklarını inkâr ettiğine dikkati çeken Hasan Ebu Talib sözlerine şöyle devam etti:
“Bu çağrıları yeniden gündeme getirmesi ile Filistinlileri yerinden etmek, öldürme ve yerleşim operasyonlarını genişletmek için çalışması bekleniyor. Bu noktada başta Mısır ve Ürdün olmak üzere Arap ülkeleri bu uygulamalarla ilgilenecektir. İsrail’in önlemleri ne kadar katı olursa, Kahire ve Amman da o kadar çok iki devletli çözümü korumak için çalışmak zorunda kalacak.”

Pragmatik yaklaşım
Ebu Talib, Kahire’nin Netanyahu’nun hükümete dönüşüyle ​​pragmatik bir şekilde ilgileneceğini vurgularken, bunun ise Netanyahu’nun radikalliğini memnuniyetle karşılamak anlamına gelmediğini söyledi. Hasan Ebu Talib’e göre aksine hükümetin Filistinlilere yönelik radikal davranışını ‘onarmak’ amacıyla ABD tarafını diyaloga dahil etme girişimi de dahil, İsrail hükümetiyle doğrudan ve dolaylı diyalog kanalları var. ABD Başkanı Joe Biden, iki devletli çözümü desteklediğinden bahsederken Mısır, bu rolü Avrupa ülkeleriyle de oynayacak. Aynı şekilde danışman, ancak ABD başkanlık seçimlerine iki yıldan az bir süre kaldığı göz önüne alındığında Washington’ın İsrail üzerindeki baskısının sınırları olacağını belirtti.
İsrail Savunma Bakanı Benny Gantz, 22 Ağustos’ta aynı ayın başlarında Mısır arabuluculuğunda bir ateşkesle sona eren son Gazze savaşı nedeniyle Mısır-İsrail ilişkilerinde bir krizin yaşandığını açıkladı. Gantz ayrıca, “Mısır önemli bir bölgesel oyuncu ve İsrail’in en önemli dostlarından biri” dedi. Diğer yandan İsrail Güvenlik Teşkilatı Şin Bet Başkanı Ronen Bar’ın Kahire ziyaretiyle Tel Aviv’in ilişkileri iyileştirmek istediği görüldü. Ronen Bar, Gazze’deki ateşkesi takip etmek ve sakinliği korumak için Mısır Genel İstihbarat Teşkilatı Başkanı ile bir araya gelmişti.

Yakınlaşma adımları
Mısır-İsrail ilişkileri geçtiğimiz iki yıl boyunca, eski Başbakan Naftali Bennett’ın Eylül 2021’de Şarm Eş-Şeyh’i ziyareti sırasında birkaç yakınlaşma adımına tanık oldu. Bu, bir İsrail başbakanının 2011’den bu yana Mısır’a yaptığı ilk ziyaretti ve ardından geçen mart ayında bir başka ziyaret daha gerçekleşti. Ekim 2021’de devlete ait ‘EgyptAir’ havayolunun İsrail’e ilk uçuşu yapıldı. Bu, İsrail Havacılık İdaresi tarafından ‘tarihi bir adım’ olarak nitelendirildi.
Aynı şekilde Sina Yarımadası’nın kuzeyindeki Refah sınır bölgesinde sınır muhafızlarının sayı ve kabiliyetleri artırılarak Mısır askeri varlığını güçlendirmeye imkân verecek şekilde barış anlaşmasının güvenlik eki değiştirildi. Bu, Kasım 2021’de Mısır-İsrail Ortak Askeri Komitesi’nin toplantısı sonucunda ilan edildi. Mısır silahlı kuvvetleri, anlaşmanın Mısır ulusal güvenliğini koruma, sınırları kontrol etme ve güvence altına alma çabalarının bir parçası olduğunu bildirdi.



Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'da el yapımı patlayıcıların infilak ettiği bölgede yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışma yürütüyor. (Reuters)
Şam'da el yapımı patlayıcıların infilak ettiği bölgede yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışma yürütüyor. (Reuters)
TT

Şam'daki çifte patlamanın arkasında kim var? Saldırıdan kim çıkar sağlıyor?

Şam'da el yapımı patlayıcıların infilak ettiği bölgede yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışma yürütüyor. (Reuters)
Şam'da el yapımı patlayıcıların infilak ettiği bölgede yükselen duman ve alevler arasında acil durum ekipleri çalışma yürütüyor. (Reuters)

Fransa Cumhurbaşkanı'nın Suriye ziyareti sırasında konakladığı yerin yaklaşık 10 kilometre yakınında meydana gelen peş peşe iki patlama, hem konumu hem de zamanlaması itibarıyla Suriye yönetimini son derece hassas ve zor bir dönemde hedef aldı.

Hükümete yakın kaynaklar, Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğunu, bunların başında ise eski rejim kalıntıları ile Fransa-Suriye yakınlaşmasından rahatsız olan çevrelerin geldiğini belirtti. Buna karşın gelişmeleri yakından takip eden başka kaynaklar ise saldırının arkasında, ülkedeki en büyük güvenlik tehdidi olmayı sürdüren DEAŞ'ın bulunmasının daha olası olduğunu değerlendirdi.

Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı Four Seasons Oteli çevresinde meydana gelen art arda iki patlamada, Turizm Bakan Yardımcısı ile 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu en az 18 kişi yaralandı. Olay, adliye sarayı yakınındaki avukatların kullandığı bir kafede geçen hafta meydana gelen ve 10 sivilin hayatını kaybettiği, yaklaşık 20 kişinin yaralandığı bombalı saldırının ardından gerçekleşti.

frgthy
Suriye güvenlik güçleri, Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara'nın salı günü Şam'daki Cumhurbaşkanlığı Sarayı'nda Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ile görüştüğü sırada, Four Seasons Oteli yakınındaki yanmış bir aracı inceliyor. (AP)

Güvenlik uzmanı Abdullah el-Neccar, Şarku'l Avsat'a yaptığı değerlendirmede, saldırıların eski rejim kalıntılarının izlerini taşıdığını belirterek, amaçlarının "kendilerini de kapsayacak geçiş dönemi adalet sürecini sabote etmek ve Suriye'nin güvenli olmadığı algısını oluşturmak" olduğunu söyledi.

El-Neccar, kullanılan patlayıcıların ilkel düzeneklerden oluştuğunu, sivil ya da asker ayrımı gözetmediğini belirterek, asıl hedefin güvenlik güçlerinin kontrolü sağlayamadığı görüntüsünü vermek olduğunu ifade etti. Ancak bunun doğrudan güvenlik zaafına işaret etmediğini söyleyen uzman, herhangi bir suçlunun çöp konteynerine ya da yol kenarında park halindeki bir araca el yapımı patlayıcı yerleştirebileceğini, salı günkü saldırının da bu yöntemle gerçekleştirildiğini kaydetti.

Eski diplomat ve siyasi analist Bassam Barabandi ise Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Suriye'de toparlanmaya yönelik ciddi işaretler ortaya çıktıkça, ülkedeki iyileşmeden zarar gören tarafların harekete geçtiğini söyledi. Barabandi'ye göre bu noktada eski rejim kalıntılarının, DEAŞ'ın, Lübnan Hizbullahı'nın, İran'ın ve İsrail'in çıkarları kesişiyor.

fgthyu
Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında konakladığı otelin önünde Fransız bayrağı sallayan kişiler. (AFP)

Barabandi, eski baskı rejiminin parçası olan çok sayıda kişinin hâlâ toplumun içinde yaşamaya devam ettiğine dikkat çekerek, devlet kurumlarının henüz yeniden yapılanma aşamasında olduğunu, güvenlik teşkilatındaki personelin ise yeterli tecrübeye sahip olmadığını vurguladı.

Siyasi analiste göre patlamaların boyutu iki ihtimali gündeme getiriyor. Bunlardan ilki, saldırıların zarar gören kişi veya küçük gruplar tarafından gerçekleştirilmiş olması. Diğeri ise büyük çaplı operasyon düzenleme kapasitesine sahip bir örgütün, zaten büyük ölçüde yıkılmış olan ülkeye daha fazla fiziksel zarar vermekten ziyade, ülke genelinde istikrarsızlık algısı oluşturmayı hedeflemesi.

Barabandi, uluslararası toplumun Suriye'de istikrarın güçlendirilmesi yönünde irade ortaya koyduğunu belirterek, güvenlik kurumlarının inşasına verilen desteğin artmasının beklendiğini söyledi. Büyük ekonomik yatırımların siyasi hesaplara dayandığı için büyük ölçüde etkilenmeyeceğini ifade eden Barabandi, buna karşılık yerel ekonomilerin ve küçük ölçekli projelerin saldırılardan olumsuz etkileneceğini dile getirdi.

Hükümete yakın kaynaklar ise Şarku'l Avsat'a yaptıkları açıklamada, kullanılan ilkel patlayıcıların genellikle patlayıcı tarama sistemleri tarafından tespit edilemediğini, bu tür saldırıların güvenlikten çok siyasi mesaj taşıdığını belirtti. İlk bulguların DEAŞ'tan ziyade eski rejim kalıntılarına işaret ettiğini savunan kaynaklar, DEAŞ'ın öncelikli hedefinin devletin güvenlik güçleri ve kendi tanımına göre "mürted" kabul ettiği kişiler olduğunu ifade etti. Kaynaklar ayrıca örgütün saldırılarının genellikle çok daha yıkıcı olduğunu, "ancak örgüt bir gecede yöntem değiştirmişse bunun istisna olabileceğini" söyledi.

frgty7uı
Suriye İçişleri Bakanı Enes Hattab, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un konakladığı otelin yakınında Şam'da meydana gelen iki patlamanın ardından Four Seasons Oteli çevresinde incelemelerde bulunuyor. (AFP)

Güvenlik uzmanı Ziya Kaddur ise bu değerlendirmelerin, saldırıdan çıkar sağlayabilecek çok sayıda taraf bulunduğu için şimdilik varsayımdan ibaret olduğunu söyledi. Ancak buna rağmen DEAŞ'ın hâlâ Suriye'nin karşı karşıya olduğu en büyük güvenlik tehdidi olmaya devam ettiğini vurguladı.

Kaddur, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, salı günü gerçekleştirilen koordineli saldırının, geçen mayıs ayında Şam'ın Bab Şarki bölgesinde Savunma Bakanlığı'na ait bir bina yakınında meydana gelen ve bir askerin öldüğü, çok sayıda sivilin yaralandığı, DEAŞ'ın üstlendiği saldırıya büyük ölçüde benzediğini belirtti.

Kaddur'a göre asıl tehlike, yalnızca başkentin en hassas bölgelerinde faaliyet gösteren aktif bir DEAŞ hücresinin bulunması değil; aynı zamanda bu hücrenin istediği zaman harekete geçebilecek kapasiteye sahip olması. İçişleri Bakanlığı'nın terör örgütlerine, özellikle de zaman zaman önleyici nitelikte operasyonlar da gerçekleştiren DEAŞ'a karşı yoğun çaba göstermesine rağmen örgütün nitelikli saldırılar düzenlemeyi sürdürdüğünü ifade etti.

Kaddur, son dönemde artan saldırıların Suriye'de bir süredir hakim olan göreli istikrar görüntüsünü zedelediğini ve saldırıların arkasındaki tarafların da tam olarak bunu amaçladığını söyledi. İçişleri Bakanlığı ile istihbarat kurumlarına çağrıda bulunan Kaddur, güvenlik tehditleriyle mücadele yöntemlerinin "acı ama gerekli" şekilde gözden geçirilmesi ve bu tehditleri ortadan kaldıracak kapsamlı bir strateji hazırlanması gerektiğini ifade etti.

Suriye İçişleri Bakanlığı ise yaptığı açıklamada, Şam'da Turizm Bakanlığı yakınlarında meydana gelen iki patlamada, 4 polis memurunun da aralarında bulunduğu 18 kişinin yaralandığını duyurdu. Bakanlık ayrıca patlamaların, Fransa Cumhurbaşkanı'nın konakladığı yerleşkenin güvenlik çemberinin dışında meydana geldiğini bildirdi.

Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un Şam ziyareti sırasında başkent genelinde güvenlik önlemleri üst düzeye çıkarıldı. Çok sayıda mahallede yoğun güvenlik tedbirleri alınırken, birçok ana yol da ulaşıma kapatıldı.


Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
TT

Şam ve Paris yeni bir ekonomik ortaklık kuruyor... Yatırım, yeniden yapılanmanın kapısı

(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Suriye’nin başkenti Şam, Ortadoğu’daki ticaret ve enerji hatlarını yeniden şekillendiren karmaşık jeopolitik değişimlerin etkisiyle, savaşın izlerini geride bırakarak yeni bir yatırım dönemi başlatma yolunda ilerliyor. Halk Sarayı’nda bir araya gelen Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ve Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, yeniden imar faaliyetlerine yönelik kapsamlı bir ekonomik ortaklık başlatarak stratejik bir dönüm noktasının temelini attı. Bu ortaklık çerçevesinde Suriye coğrafyası, Hürmüz Boğazı’nda yaşanan mevcut kriz karşısında küresel koridor pazarında güvenli bir geçiş yolu ve hayati bir alternatif olarak sunuluyor.

Görüşmelerle eş zamanlı olarak başkentin merkezini hedef alan bombalı saldırılara rağmen, deniz taşımacılığı, enerji ve sanayi sektörlerinin önde gelen isimlerini içeren üst düzey Fransız heyetinin ziyareti, Fransa ve Avrupa’nın güvenlik sorunlarını aşma konusundaki kararlılığını gösteriyor. Bu katılım, karşılıklı çıkarlara dayalı, sloganlardan uzak ve eşit bir ortaklık inşa etme iradesini yansıtıyor.

Bu gelişmeler, iç savaşın 2024 yılında sona ermesinden bu yana ilk ziyaretini gerçekleştiren Macron’a eşlik eden üst düzey yetkililer, yatırımcılar ve Fransız iş dünyası liderlerinin katıldığı yuvarlak masa toplantısında ele alındı.

Ziyaret, Suriye-Fransa ilişkilerini karşılıklı saygı ve eşit ortaklığa dayalı yeni bir aşamaya taşımayı hedefliyor. Fransa Cumhurbaşkanı’nın geceyi geçirdiği otelin yakınlarında, başkentin merkezini sarsan bombalı saldırıların yol açtığı güvenlik hareketliliğine rağmen, Fransız heyeti ortaklığı hayata geçirme yönündeki adımlarını sürdürdü.

Söz konusu hamle, başta İran ile yaşanan savaş nedeniyle Hürmüz Boğazı’nın kapatılması olmak üzere hızla değişen jeopolitik gelişmelerin etkisiyle atıldı. Bu durum, Suriye coğrafyasını küresel enerji ve ticaret akışları için en önemli alternatif ve güvenli koridorlardan biri olarak uluslararası arenada yeniden gündeme getirdi.

sdvdfe
(foto altı) Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, Şam’da Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera ile bir toplantıya katıldı. (EPA)

Açılış konuşmasında Fransız sanayi ve ekonomi dünyasının önde gelen temsilcilerini selamlayan Şera, yeniden imar ve ortaklığa yönelik entegre bir yol haritasının mevcut olduğunu vurguladı. Ülkenin jeopolitik avantajına dikkat çeken Şera, “Suriye, Akdeniz’i Körfez ve Irak’a bağlayan stratejik bir konuma sahip olup, Marsilya’ya yalnızca birkaç deniz mili mesafededir. Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünya, güvenli ve istikrarlı koridorların değerini bir kez daha anlamıştır. Bu noktada, küresel koridor pazarında vazgeçilmez bir bağlantı noktası olarak hayati rolünü yeniden kazanan Suriye coğrafyasının önemi ortaya çıkmaktadır. Fransa’nın bu süreçte ilk ortağımız olmasını arzuluyoruz” ifadelerini kullandı.

Yatırım yol haritasındaki sektörleri detaylandıran Şera, “Hava filomuzun yenilenmesi, havalimanlarımızın işletilmesi ve hava seyrüsefer sistemlerinin modernizasyonundan, kara sularımızda enerji arama faaliyetlerine, elektrik ve su şebekelerinin yenilenmesine, üniversite hastaneleri, gıda sanayisi, dijital altyapı ve nüfus kayıt sisteminin modernizasyonuna kadar uzanan entegre bir sistemden bahsediyoruz” dedi. Konuşmasını sürdüren Şera, “Suriye’deki organize sanayi bölgeleri, fabrikalarınız için bir çıkış noktası olmaya hazırdır. Bunu destekleyen en önemli unsur, Suriye’nin egemen kararlara dayalı kalkınma hamlesidir. Kanunlar ve kurumlar tarafından yönetilen modern bir yatırım ortamı inşa ediyoruz” şeklinde konuştu. Şera, bu stratejik ortaklığın Şam’ın Avrupa ve dünya ile kurmak istediği model olduğunu belirterek, sürecin “sloganlar yerine iki ülke halkına hizmet eden karşılıklı çıkarlar üzerine inşa edildiğini” sözlerine ekledi.

Lojistik iş birliği

Stratejik sektörlerin başında lojistik ve deniz taşımacılığı öne çıkarken, görüşmeler Fransız küresel nakliye grubu CMA CGM’nin ticari nüfuzunun artmasını sağladı. Bu çerçevede Şera, grup ile gerçekleştirilen başarılı ortaklık modelini örnek göstererek, şirketin 14 ay önce Lazkiye Limanı’nı geliştirmek üzere 230 milyon euroluk bir yatırım sözleşmesi imzaladığını ve bir yıl geçmeden limanın kapasitesini artırmak için 200 milyon euroluk ek bir kaynak aktarma kararı aldığını belirtti. CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade ise Suriye’deki mevcut yatırım fırsatlarının önemini vurgulayarak, “Bugün Lazkiye Limanı’nı yeniden faaliyete geçiriyoruz ve Şam ile farklı alanlarda önemli ortaklıklar kurmayı öngörüyoruz” açıklamasında bulundu.

csdvgthy
Suriye Havacılık Holding CEO’su Enver Akkad ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Şam Uluslararası Havalimanı’nda hava kargo taşımacılığına ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladılar. (AFP)

Aynı doğrultuda Suriye Ekonomi ve Sanayi Bakanı Nidal eş-Şaar, her iki ekonomiye de katma değer sağlayacak şekilde Fransa’nın sanayi, ulaştırma, altyapı, eğitim ve sağlık alanlarında etkin bir şekilde yer almasını beklediklerini ifade etti. Şaar, ülkenin ‘ekonomik yaklaşımında daha rekabetçi ve küresel ekonomiye entegre olabilen yeni bir sayfa açmayı seçtiğini’ vurguladı. Suriye Yatırım Ajansı Başkanı Talal el-Hilali de bu görüşmeyi, ‘Suriye’nin modern bir ekonomi ve yatırım ortaklıkları inşa etme yolculuğunda dönüm noktası bir durak’ olarak nitelendirerek bu yaklaşımı destekledi.

Petrol görüşmeleri

Fransız hamlesinin en önemli eksenlerinden biri olarak enerji sektörü öne çıkarken, enerji devi TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne, resmi bir petrol arama sözleşmesi imzalanmasını görüşmek üzere Suriyeli yetkililerle bir araya geldi.

Bu görüşmeler, Fransız şirketinin geçtiğimiz mayıs ayında Suriye Petrol Şirketi ile imzaladığı ve TotalEnergies’e, Akdeniz sularında tarihsel olarak keşfedilmemiş bir deniz sahasında arama yapma hakkı tanıyan mutabakat zaptının hayata geçirilmesi kapsamında gerçekleştirildi.

Bu çerçevede Pouyanne, mutabakat zaptını her iki taraf için de bağlayıcı resmi bir sözleşmeye dönüştürmek amacıyla, şirketinin hedeflenen sahaya ait ön çalışmaları yürütmek ve teknik verileri analiz etmek üzere diğer şirketlerle bir ortaklık kurduğunu açıkladı. Mevcut teknik fırsatlara ilişkin değerlendirmesinde Pouyanne, TotalEnergies’in normal şartlarda ham petrol bulmayı tercih ettiğini belirterek; Kıbrıs ve İsrail örneklerinde olduğu gibi Doğu Akdeniz bölgesindeki tarihsel keşiflerin yapısının, en güçlü göstergelerin doğal gaza işaret ettiğini doğruladığını ifade etti.

csdfgtrhy
TotalEnergies CEO’su Patrick Pouyanne ve CMA CGM CEO’su Rodolphe Saade, Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron’a Suriye ziyaretinde eşlik etti. (AFP)

Pouyanne, Hürmüz Boğazı sorununu aşmak ve Irak petrolünü Akdeniz’e taşımak amacıyla Şam’ın ‘Ortadoğu’nun kavşak noktasında’ yer alan merkezi bir transit ülke olma niteliğindeki stratejik önemine dikkat çekti. Irak’ın geçtiğimiz nisan ayında petrolünü Suriye toprakları üzerinden tankerlerle kara yoluyla taşımaya başladığına dair yaptığı açıklamayı ve Şam ile Bağdat arasında enerji transit mekanizmalarının kurulması ile ortak petrol boru hattının rehabilite edilmesi amacıyla yürütülen görüşmeleri hatırlattı. Bununla birlikte ihtiyatlı bir iyimserlik sergileyen Pouyanne, mevcut güvenlik durumunun sahada derhal çalışmaya başlanmasına henüz elvermediğini kabul ederek, ziyaretinin güven inşa etmeyi ve ilk lojistik temasları kurmayı amaçladığını belirtti. Pouyanne, 13 yıldan fazla süren ve 2024 yılında sona eren iç savaşın ardından hükümete kontrolü tamamen sağlaması için gerekli zamanın tanınması adına yatırımcılara biraz sabırlı olmaları çağrısında bulundu.

Uluslararası toplumu ve yatırımcıları, Suriye hükümetine tam kontrolü ve istikrarı sağlaması için zaman tanımak adına temkinli olmaya ve biraz sabır göstermeye davet eden Pouyanne, “13 yıldan fazla süren ve 2024’te sona eren bir iç savaştan yeni çıkan bir ülkeden çok fazla şey talep etmemeliyiz” değerlendirmesinde bulundu.

Buna karşılık Macron, Paris’in güven inşa etmeye, ayrıca enerji, bankacılık ve altyapı dahil olmak üzere birçok alanda ortak olarak yer almaya hazır olduğunu teyit etti. Suriye’nin yeniden imar çalışmalarını desteklemek amacıyla kapsamlı ortak ekonomik komitelerin kurulması konusunda mutabakata varıldığını açıklayan Macron, bu çerçevede Körfez ülkeleriyle de yakın bir ortaklık yürütüleceğini belirtti. Şam’ın önünde pek çok zorluk bulunduğunu kabul eden Macron, bununla birlikte geleceğe yönelik vaatlerde bulunan ortaklık fırsatlarının da mevcut olduğunu dile getirerek, güvenli ve istikrarlı bir yatırım ortamı hazırlanması için ülkesinin her zaman Suriye halkının yanında olacağını yineledi.

csdfgthy
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed eş-Şera (AP)

Destekleyici mali adımlar kapsamında Elysee Sarayı, Beşşar Esed’in amcası Rıfat Esed’den müsadere edilen ve Suriye devletine ait olan 51 milyon euroluk (yaklaşık 58,29 milyon dolar) tutarın iadesi için Şam yönetimi ile resmi sürecin başlatıldığını duyurdu.

Bu görüşmeler, iki ülke liderinin Yeni Suriye’nin çerçevesini çizen güçlü siyasi açıklamalarıyla tamamlandı. Fransız iş insanlarına seslenen Şera, Halk Sarayı’nın kapılarının geleceğin inşasına katkıda bulunmak isteyen herkese açık olduğunu vurguladı ve Hürmüz Boğazı krizinin ardından dünyanın, Suriye üzerinden geçen güvenli ve istikrarlı ticaret koridorlarının değerini anladığını ifade etti.


İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
TT

İsrail bayrağının Ali et-Tahir Tepeleri'nde göndere çekilmesi stratejik bölgeyi yeniden gündeme taşıdı

İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)
İsrail'in Lübnan'ın güneyindeki Nabatiye el-Fevka kasabasını hedef alan hava saldırısının ardından yükselen dumanlar (AFP)

İsrail bayrağının bugün Ali et-Tahir Tepeleri'ndeki bir noktaya çekildiğini gösteren görüntüler, Güney Lübnan'ın en önemli stratejik bölgelerinden birini yeniden gündeme taşıdı. Nebatiye ve Kefr Tebnit kentlerine hâkim konumdaki, Şakif Kalesi ile karşılıklı ateş desteği sağlayan tepe, jeostratejik bir düğüm noktası olarak öne çıkıyor. Görüntüler, İsrail'in bölgeyi tamamen kontrol altına alıp almadığı yönünde tartışmalara yol açarken, askeri uzmanlar tepenin bir noktasına ulaşmanın tüm dağın askeri kontrolünün sağlandığı anlamına gelmediğini vurguluyor. İstisnai konumu nedeniyle Ali et-Tahir Tepeleri, müzakerelerde de en önemli anlaşmazlık başlıklarından biri olmayı sürdürüyor.

Bu gelişmeler, sahadaki gerilimin arttığı bir dönemde yaşandı. İsrail'e ait insansız hava araçları (İHHA), Bint Cubeyl ilçesine bağlı Hadatha beldesine çok sayıda ses bombası attı. İsrail savaş uçakları ise Bekaa bölgesi üzerinden alçak irtifada uçarak Baalbek kentine kadar ilerledi. Lübnan Ulusal Haber Ajansı, İsrail ordusunun Batı sektörde bazı köylerde zırhlı devriyeler düzenlediğini, devriyeler sırasında yoğun ateş açıldığını ve aynı zamanda İsrail İHA'larının Beyrut'un güney banliyösü üzerinde uçuşlarını sürdürdüğünü bildirdi.

 Lübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağıLübnan'da dolaşan bir fotoğrafta, Ali el-Tahir tepesine dikilen İsrail bayrağı

Bayrak dikilmesi kontrol anlamına gelmiyor

İsrail, 26 Haziran'da Ali et-Tahir'i kontrol altına aldığını açıklamış, Hizbullah ise bu iddiayı reddederek, bölgenin hâlâ direniş güçlerinin kontrolünde olduğunu savunmuştu.

Emekli Tuğgeneral Basem Yasin, Şarku'l Avsat'a yaptığı açıklamada, Ali et-Tahir Tepeleri'nin Güney Lübnan'ın en önemli coğrafi ve askeri düğüm noktalarından biri olduğunu belirtti. Yasin, "Bölge Kefr Tebnit'ten Kefr Rumman'a kadar uzanıyor, Nebatiye'ye giden bütün yolları ve kentin çevresini kontrol ediyor. Şakif Kalesi'nin tam karşısında yer alıyor ve iki bölgeyi yalnızca Kefr Tebnit ayırıyor. Bu nedenle Şakif'in karşısında stratejik bir blok oluşturuyor" ifadelerini kullandı.

Yasin, İsrail'in 2000 yılına kadar Ali et-Tahir, Debşa ve Cebel et-Tahra tepelerinde üç askeri üs bulundurduğunu belirterek, İsrail'in bölgeyi yeniden kontrol altına alma çabasının bu nedenle şaşırtıcı olmadığını söyledi.

Yaklaşık 1,5 kilometre uzunluğundaki Ali et-Tahir Dağı'nın Kefr Rumman Ovası, İklim et-Tuffah bölgesi ile Refi', Safi ve Seced dağlarına kadar geniş bir alanı gözetlediğini ifade eden Yasin, bunun bölgeye önemli bir taktik ve stratejik değer kazandırdığını kaydetti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)Lübnan'ın güneyindeki Ali et-Tahir ve el-Dabşa tepelerinde bombalamanın etkileri,(Ulusal Haber Ajansı)

Yasin, İsrail güçlerinin tepenin bazı noktalarına ulaşmasının bölgenin tamamını kontrol ettikleri anlamına gelmediğini belirterek, "Bir İHA'nın belirli bir noktaya ulaşması ya da tek bir noktaya bayrak dikilmesi, askeri anlamda bölgenin kontrol altına alındığını veya işgal edildiğini göstermez" ifadelerini kullandı.

Ali et-Tahir'de yer altında bir tesis bulunduğuna ilişkin iddiaları da değerlendiren Yasin, böyle bir tesisin varlığı hâlinde son iki yılda bölgenin yüzlerce hava saldırısına maruz kalmasının nedenini açıklayabileceğini söyledi. İsrail'in tesiste hâlen Hizbullah mensuplarının bulunduğunu öne sürdüğünü belirten Yasin, "Bu nedenle bölgeyi tamamen kontrol altına almaya çalışıyor. Çünkü bu mesele yalnızca hava saldırılarıyla çözülemez; tesisin içine girilmesi ve sahada kontrol sağlanması gerekir" dedi.

Karşılıklı ateş desteği sağlayan tepeler ağı

Emekli Kurmay Tuğgeneral Fadi Davud ise Ali et-Tahir'in Şakif Tepesi için kritik bir destek noktası olduğunu söyledi. Davud, "Her iki mevzi de hem görsel gözetleme hem de ateş desteği bakımından birbirini tamamlıyor. Böylece çevredeki geniş alan üzerinde kontrol sağlanabiliyor" diye konuştu.

Davud, Ali et-Tahir'in tek bir zirveden ibaret olmadığını, kuzeyden güneye uzanan Ali et-Tahir, Debşa ve Rayet et-Tahir olmak üzere üç ana tepeden oluşan Cebel et-Tahra silsilesinin bir parçası olduğunu ifade etti. En yüksek noktanın güney kesimde bulunduğunu belirten Davud, üç tepenin tek bir coğrafi ve askeri bütün oluşturduğunu söyledi.

Bölgenin doğrudan Kefr Tebnit ve Nebatiye'ye hâkim olduğunu, ayrıca Kefr Rumman çevresini de etkilediğini kaydeden Davud, İsrail yerleşimlerinin esas olarak Şakif ve Bafur tepelerinden gözetlendiğini, Ali et-Tahir'in ise aynı tepe hattı içinde Bafur'u koruyup desteklediğini belirtti.

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Lübnan'ın güneyindeki Ali Tahir ormanının bombalanması sonucu yükselen duman bulutları (Ulusal Haber Ajansı)

Davud, bölgede yer altı tesisleri bulunduğuna ilişkin yıllardır çeşitli iddiaların gündeme geldiğini ancak bunların doğrulanmadığını belirterek, "Dağın altında büyük tesisler ve operasyon odaları bulunduğu, ayrıca burada İranlı uzmanlar, subaylar veya önemli askeri unsurların görev yaptığı yönünde bilgiler dolaşıyor. Ancak bunlar doğrulanmış bilgiler değil" dedi.

Operasyonel açıdan bölgenin önemine de değinen Davud, Dar Mimas ekseninden ilerleyen birliklerin önce Şakif Kalesi ve Arnun'a ulaştığını, buradan da doğuda Ali et-Tahir'e, batıda ise Nebatiye ve Kefr Tebnit'e yöneldiğini belirtti. Davud, bu nedenle Ali et-Tahir'in kontrolünün bölgeye ulaşan yollar üzerinde hâkimiyet ve geniş bir alanın gözetlenmesi açısından kritik önemde olduğunu ifade etti.

Müzakerelerin düğüm noktası

Şarku'l Avsat'ın edindiği bilgilere göre, İsrail'in çekilmesine ilişkin müzakereler başladığında ilk aşamada çekilmenin Kefr Tebnit ve tarihi Şakif Kalesi bölgesinden başlaması önerildi. Amaç, İsrail güçlerini Nebatiye'nin hemen dışından uzaklaştırmaktı. Ancak İsrail'in Ali et-Tahir Tepeleri'ne ulaşma konusundaki ısrarı nedeniyle bölge müzakerelerin temel anlaşmazlık konusu hâline geldi.

ABD'nin arabuluculuğunda, İsrail ordusunun Litani Nehri'nin güneyine çekilmesi karşılığında Lübnan ordusunun bölgeye konuşlanmasını öngören bir öneri hazırlandı ve bu plan arabulucular aracılığıyla Hizbullah'a iletildi.

Edinilen bilgilere göre İsrail öneriyi kabul etti. Ancak Lübnan ordusunun yer altındaki tesise girmeden konuşlanmasını öngören ilk taslak Hizbullah tarafından reddedildi ve plan başarısız oldu. Bunun üzerine müzakereler Zotra el-Garbiyye, Frun ve Ganduriye bölgelerinde deneme uygulaması yapılmasına yönelirken, Ali et-Tahir herhangi bir anlaşmanın dışında kaldı.

Eski işgal mevzisinden yeni çatışma eksenine

Ali et-Tahir Tepesi, Litani Nehri'nin kuzeyinde, Kefr Tebnit ile Nebatiye el-Fevka beldeleri arasında, deniz seviyesinden yaklaşık 600 metre yüksekte yer alıyor. Bölge, Ali et-Tahir, Debşa ve Ras et-Tahra tepelerinden oluşan bir silsilenin parçası.

Son savaş sırasında İsrail'in bölgeye ilerleyişi, Şakif Kalesi'nin kontrol altına alınmasının ardından Litani Nehri çevresinden açılan iki ayrı eksen üzerinden Ali et-Tahir'e doğru devam etti. Bu güzergâh, arazi yapısı sayesinde Nebatiye'ye uzanan yolların denetlenmesine imkân sağlıyor.

Ali et-Tahir'in önemi yalnızca mevcut askeri operasyonlardan kaynaklanmıyor. Bölge, İsrail'in 2000 yılına kadar Güney Lübnan'daki işgal döneminde sınır hattındaki en önemli askeri üs ve tahkimatlarından biri olarak kullanılmış, İsrail'in çekilmesinin ardından ise Hizbullah'ın stratejik hedeflerinden biri hâline gelmişti.