Küresel piyasalarda gözler yoğun veri gündemine çevrildi

Küresel pay piyasaları, resesyon ve enflasyon endişeleriyle karışık bir seyir izlerken, gelecek hafta gözler dünya genelinde başta imalat sanayi Satınalma Yöneticileri Endeksi (PMI) verileri olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.

AA
AA
TT

Küresel piyasalarda gözler yoğun veri gündemine çevrildi

AA
AA

Dünya genelinde resesyon ve enflasyon endişeleri varlık fiyatları üzerinde etkili olmaya devam ederken, gelecek hafta takip edilecek yoğun makroekonomik veri takviminin belirsizlikleri azaltması bekleniyor.
Hafta boyunca ABD Merkez Bankası (Fed) yetkililerinin açıklamaları piyasaların yönü üzerinde etkili olurken, büyük çoğunluğun aralık toplantısında 50 baz puan faiz artırımına olumlu bakmakla beraber temkinli duruşunu da sürdürdüğü görüldü.
Fed Yönetim Kurulu Üyesi Christopher Waller yaptığı açıklamada Fed'in faiz artırımlarında hala çok uzun bir yolu olduğuna dikkati çekerek, "Faiz oranları, enflasyonda bir dizi iyileşme verisi görene kadar yükselmeye devam edecek. Gelecek bir iki toplantıda faiz artırımlarının sonlanması gibi bir durum yok." ifadelerini kullandı.
Fed Başkan Yardımcısı Lael Brainard da Fed'in enflasyonla mücadelede hala önemli bir yolu olduğunu kaydederken, bankanın yakında faiz artış hızını yavaşlatabileceğini söyledi. Buna karşın, Brainard, faiz artışındaki yavaşlamanın ne zaman yapılacağına ilişkin bir ipucu vermedi.
St. Louis Fed Başkanı James Bullard ise Fed'in yaptığı sıkılaştırmanın henüz enflasyon üzerindeki etkisinin sınırlı olduğunu belirterek, şahin politikalara devam etmenin önemini vurguladı.
Minneapolis Fed Başkanı Neel Kashkari de faiz artırımlarının sona ermesi için en azından enflasyondaki yükselişin durduğuna ikna olması gerektiğini söyledi.
Ülkede açıklanan makroekonomik verilerle hafta içinde resesyon endişesi artarken, gelecek dönem resesyon sinyali olarak kabul edilen ABD'nin 10 yıllık tahvil faizi ile 3 aylık hazine bonosu getirisi arasındaki fark bir ara eksi 50 baz puan ile Ağustos 2019'dan bu yana en geniş pozisyona ulaştı.
Buna karşın iş gücü piyasasındaki ve perakende satışlardaki güçlü seyir de soru işaretlerini artırdı. Para piyasalarındaki fiyatlamalarda Fed'in gelecek ay faizleri 50 baz puan artıracağı beklentileri yüzde 76'ya geriledi.
Resesyon riski emtia fiyatlarında baskıya sebep olurken, Brent petrolün varil fiyatı haftalık yüzde 7,9 düşüşle 87,6 dolara, bakırın libresi yüzde 2,7 azalışla 33,69 dolara indi.
Hafta içinde Polonya'ya düşen bir füzenin Rusya'ya ait olduğu ve savaşın genişleyebileceği endişesi piyasalarda dalgalanmalar meydana getirse de füzenin Ukrayna hava savunma sistemlerine ait olduğunun anlaşılması risk algısını yatıştırdı.

New York borsası kararsız bir hafta geçirdi
ABD'de pay piyasaları bu hafta sınırlı satış ağırlıklı bir seyir izlerken, gelecek hafta gözler başta Fed'in çarşamba günkü toplantı tutanakları olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.
Analistler, Fed'in toplantı tutanaklarında gelecek dönem para politikasına ilişkin olası ipuçlarının piyasaların yönü üzerinde etkili olabileceğini bildirdi.
ABD'de açıklanan makroekonomik verilere göre, Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), ekimde aylık yüzde 0,2 ve yıllık yüzde 8 artarak beklentilerin altında kaldı.
Ülkede geçen hafta açıklanan makroekonomik verilerin belirsizliği artırmasıyla, gelecek haftaki verilerin önemi daha da arttı.
ABD'de konut başlangıçları aylık yüzde 4,2 azalışla beklentilerin altında kalırken, inşaat izinleri de yüzde 2,4 azaldı. Perakende satışlar ise aylık yüzde 1,3 artışla beklentileri geride bıraktı.
Ülkede yaklaşan yılbaşı dönemi öncesinde artan harcamaların Fed'i bir süre daha şahin kalmaya zorlayabileceği belirtiliyor.
ABD'de 8 Kasım'da düzenlenen ara seçimlerde Demokratlar Senato'da çoğunluğu garantilerken, Temsilciler Meclisi'nde ise Cumhuriyetçiler avantajlı konumda bulunuyor.
New York borsasında S&P 500 endeksi haftalık yüzde 0,69, Nasdaq endeksi yüzde 1,57 ve Dow Jones endeksi yüzde 0,01 değer kaybetti.
21 Kasım ile başlayan haftanın veri takviminde, pazartesi Chicago ulusal aktivite endeksi, salı Richmond Fed sanayi endeksi, çarşamba dayanıklı mal siparişleri, imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI, Michigan Üniversitesi tüketici güven endeksi ve yeni konut satışları takip edilecek. ABD'de piyasalar perşembe ve cuma günü tatil nedeniyle kapalı olacak.

Avrupa'da enflasyon güçlü kalmaya devam ediyor
Avrupa borsalarında geçen hafta alış ağırlıklı bir seyir izlenirken, gelecek hafta gözler çarşamba günü bölge genelinde açıklanacak imalat sanayi ve hizmet sektörü PMI verileri ile cuma günü Almanya'daki büyüme verisi başta olmak üzere yoğun veri gündemine çevrildi.
Avrupa Merkez Bankası (ECB) üyeleri hafta boyunca yaptıkları sözle yönlendirmelerde ultra şahin duruşlarını korudu.
ECB Başkanı Christine Lagarde, ECB’nin yüksek enflasyonla mücadele kapsamında faiz oranlarını artırmaya devam edeceğini ve hatta ekonomik büyümenin kısıtlanması gerekebileceğini söyledi.
ECB Başkan Yardımcısı Luis de Guindos de bankanın talebi azaltma üzerine yoğunlaşması gerektiğini belirtirken, para politikası adımlarının likidite sıkıntıları doğurabileceğini ve bankaların bu konuda teyakkuzda olması gerektiğini bildirdi.
Fransa Merkez Bankası Başkanı Francois Villeroy de Galhau ise ABD'de enflasyonun tepe yapıyor olmasının olumlu olduğunu belirterek, Avro Bölgesi'nde çekirdek enflasyonun yavaşlama sinyali vermesiyle faiz artışlarına ara verilebileceğini söyledi.
Enflasyon Raporu'nu açıklayan İngiltere Merkez Bankası (BoE) Başkanı Andrew Bailey, faiz artış hızını daha da artırmaları gerekebileceğini söylerken, çekirdek enflasyonda ise tepe noktasına yaklaştıkları inancında olduğunu dile getirdi.
İş gücü piyasalarının sıkı kalmaya devam ettiği ancak talebin yavaşladığını aktaran Bailey, kış mevsiminin ardından enflasyonda yumuşama görebileceklerini kaydetti.
Bölgede açıklanan makroekonomik verilere göre, Avro Bölgesi ekonomisi, 3. çeyrekte rekor enflasyon ve Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle ivme kaybederek, bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2, 2021'nin aynı dönemine göre ise yüzde 2,1 büyüdü.
Avro Bölgesi'nde açıklanan nihai verilere göre, enflasyon enerji ve gıda fiyatlarındaki artışların etkisiyle ekimde yüzde 10,6'ya ulaşarak kayıtlardaki en yüksek seviyeye işaret etti.
İngiltere'de enflasyon, özellikle enerji ve gıda fiyatları öncülüğünde yükselişini sürdürerek ekimde yıllık yüzde 11,1 ile 41 yılın zirvesine çıktı.
Bu hafta İngiltere'de FTSE 100 endeksi yüzde 0,92, Almanya'da DAX endeksi yüzde 1,46, Fransa'da CAC 40 endeksi yüzde 1,04 ve İtalya'da MIB 30 endeksi yüzde 0,90 yükseldi.
Gelecek hafta pazartesi Almanya'da Üretici Fiyat Endeksi (ÜFE), salı Avro Bölgesi'nde tüketici güven endeksi, perşembe Ifo iş ortamı güven endeksi takip edilecek.

Asya'da piyasalar yön bulmakta zorlandı
Asya borsalarında bu hafta karışık bir seyir izlenirken, gelecek hafta gözler Çin'den gelecek yeni tip koronavirüs (Kovid-19) kaynaklı haberlere çevrildi.
Çin'de artan yeni tip koronavirüs (Kovid-19) vakalarına karşın, salgınla mücadelede alınan kararların yumuşatılabileceğine yönelik haber akışı pay piyasaları üzerindeki baskıyı törpüledi.
Japonya'da açıklanan verilere göre, yıllık enflasyon yüzde 3,7 artışla beklentileri geride bırakırken, Mayıs 2014'ten bu yana en yüksek seviyede gerçekleşti.
Japonya ekonomisi yılın üçüncü çeyreğinde yüzde 1,2 daralırken, eylülde sanayi üretimi yüzde 1,7 geriledi.
Bölgede teknoloji hisseleri diğer sektörlerden pozitif ayrışırken, bu durumda Alibaba'nın hisse geri alım programı açıklaması ve Tencent Holding'in Çin'in oyunlardaki regülasyonundan sonra aldığı ilk lisans etkili oldu.
Çin'de sanayi üretimi ekimde yüzde 5 artsa da beklentilerin altında kalırken, perakende satışlar artış tahminlerinin aksine yüzde 0,5 azaldı.
Söz konusu gelişmelerle haftalık bazda Japonya'da Nikkei 225 endeksi yüzde 1,29 ve Güney Kore'de Kospi endeksi yüzde 1,57 değer kaybederken, Çin'de Şanghay bileşik endeksi yüzde 0,32 ve Hong Kong'da Hang Seng endeksi yüzde 3,85 yükseldi.
14 Kasım ile başlayan haftanın veri takviminde cuma Japonya'da TÜFE takip edilecek. Japonya'da piyasalar çarşamba günü tatil nedeniyle kapalı olacak.

Yurt içinde gözler TCMB'ye çevrildi
Yurt içinde bu hafta Borsa İstanbul'da BIST 100 endeksi yüzde 1,60 artışla 4.526,73 puana yükselerek haftalık kapanış rekoru kırarken, gördüğü en yüksek seviyeyi de 4.784,01 puana taşıdı.
Gelecek hafta gözler Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın (TCMB) para politikası kararlarına çevrilirken, bir önceki Para Politikası Kurulu (PPK) karar metninde faiz indirimlerine kasım ayında da devam edilebileceği sinyali verilmişti.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Fitch Ratings, Türkiye'nin kredi notunu "B" ve not görünümünü "negatif" olarak korudu.
Dolar/TL haftayı bir önceki haftalık kapanışın 0,4 üzerinde 18,6198'den tamamladı.
Analistler, BIST 100 endeksinde teknik açıdan 4.500 ve 4.450 seviyelerinin destek konumuna gelebileceğini, 4.550 ve 4.580 puanın ise direnç olarak öne çıkabileceğini söyledi.
Gelecek hafta yurt içinde salı tüketici güven endeksi, perşembe reel kesim güven endeksi ve kapasite kullanımı, cuma TCMB'nin Finansal İstikrar Raporu takip edilecek. Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşu Moody's'in de cuma günü kredi notu değerlendirme raporunu açıklaması bekleniyor.



Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
TT

Elon Musk'ın Cybertruck'ının en büyük alıcısı kendi şirketi çıktı

ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)
ABD'nin Florida eyaletindeki Cape Canaveral'da yer alan Kennedy Uzay Merkezi'nde, SpaceX'in Starship Gigabay'inin önünde 6 Nisan 2026'da çok sayıda Tesla Cybertruck aracı görülüyor (Reuters)

Anthony Cuthbertson Teknoloji Editör Yardımcısı @ADCuthbertson 

En son tescil verilerine göre Elon Musk'ın SpaceX'i, diğer şirketi Tesla'nın ürettiği Cybertruck'ların en büyük alıcısı.

2025'in 4. çeyreğinde ABD'de satılan Tesla Cybertruck'ların yaklaşık 5'te biri, Musk'ın özel uzay şirketi tarafından satın alındı.

İlk olarak Bloomberg News'un bildirdiği üzere S&P Global Mobility'nin tescil verileri, SpaceX'in elektrikli araçlara 100 milyon dolardan fazla para harcadığını gösteriyor.

SpaceX, Tesla'nın satışlarını desteklese de Cybertruck satışları 4. çeyrekte düşmeye devam etti.

SpaceX olmasaydı, Cybertruck'lar için verilen tescil belgesi sayısı 4. çeyrekte yüzde 51 düşecekti.

Önceki aylarda Tesla, Çinli dev BYD'nin ABD'li rakibini geçmesiyle dünyanın bir numaralı elektrikli otomobil üreticisi konumunu kaybetmişti.

Musk'ın şirketi 10 yıl boyunca her yıl artış kaydettikten sonra, iki yıl üst üste satışlarında düşüş yaşadı.

Tesla

BYD'nin son yıllardaki bir dizi teknolojik atılımına karşı Tesla, geliştirme yarışında da geride kalmış görünüyor.

Shenzhen merkezli şirket 2025'te, benzin deposunu doldurmakla aynı sürede şarj edilebilen bataryayı tanıtarak sektör temsilcilerinin uzun süredir elektrikli araçların "kutsal kasesi" dediği hedefe ulaşmıştı.

Tesla'nın satışları, Musk'ın ABD Başkanı Donald Trump ve Avrupa'daki diğer radikal sağcı politikacılara verdiği açık destek ve finansmanın ardından firmasına yönelik boykotlardan da olumsuz etkileniyor. 

Axios Harris'in hazırladığı Amerika'nın en görünür 100 şirketi sıralamasında Tesla "karakter" kategorisinde sonda yer alırken, "etik" ve "toplumsal sorumluluk" kategorilerinde de listenin en alt sıralarında kaldı.

Axios

Bilhassa kutuplaştırıcı bir araç olan Cybertruck, karşıtları tarafından "MAGAmobile" ve "Deplorean" (otomotiv şirketi DeLorean ve İngilizcede "kınanması gereken" anlamındaki "deplorable" kelimelerinin birleşiminden oluşuyor -çn.) lakaplarıyla anılıyor.

Aracın 2023'te piyasaya sürülmesinden önce Musk, 2025'e gelindiğinde Tesla'nın yıllık 250 bin Cybertruck satacağını öngörmüştü.

Geçen yılın gerçek satış rakamları ise 20 binin biraz üzerindeydi ve 2024'teki 38 bin 965 satışın altında kaldı.

Independent Türkçe, independent.co.uk/tech


Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
TT

Dolar, 30 yıl sonra ilk kez neden 3 İsrail şekelinin altına düştü?

Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)
Yeni İsrail şekeli banknotları ve madeni paraları (Reuters)

İsrail finans piyasaları, son 30 yılı aşkın sürenin en kritik kur kırılmalarından birine sahne oldu. ABD doları karşısında 3 İsrail şekelinin seviyesinin altına gerileyerek 2.993’e kadar düştü. Bu gelişme, Ekim 1995’ten bu yana ilk kez görülen tarihi bir eşik olarak kayıtlara geçti.

Söz konusu tarihi kırılma, yatırımcılar arasında bölgede askeri çatışmaların sona erebileceğine ve İran ile Lübnan cephelerinde ateşkes anlaşmalarının yakın olduğuna dair artan iyimserlik dalgasıyla ilişkilendiriliyor. Analistlere göre bu hızlı değer kazanımı, yalnızca teknik bir düzeltme ya da geçici bir dalgalanma değil; yatırımcıların fiilen fiyatladığı bir jeopolitik rahatlamanın doğrudan sonucu.

Ekonomistlere göre son bir yılda yüzde 20’yi aşan bu yükseliş, İsrail para birimi üzerinde uzun süredir baskı oluşturan jeopolitik risk priminin belirgin şekilde azalmasından kaynaklanıyor. Bu durum, şekeli baskı altındaki bir para biriminden, yabancı sermaye için daha cazip bir varlığa dönüştürdü.

Teknoloji yatırımları ve savunma ihracatı

Bu güçlü yükseliş görünümüne rağmen, şekelin aşırı değer kazanması ihracat ve sanayi sektörleri açısından ciddi riskler barındırıyor. Üreticilere göre güçlü para birimi, küresel rekabetçilik üzerinde ağır bir darbe etkisi yaratıyor.

İhracatçılar, gelirlerini dolar üzerinden elde ederken maliyetlerini ve çalışan maaşlarını şekel üzerinden ödedikleri için kâr marjlarının hızla eridiğini belirtiyor. Bu durumun devam etmesi halinde bazı fabrikaların kapanabileceği ve geniş çaplı işten çıkarmaların yaşanabileceği uyarısı yapılıyor. Ayrıca, büyük teknoloji şirketlerinin maliyetlerin dolar bazında artması nedeniyle operasyon merkezlerini yurt dışına taşıma ihtimalini değerlendirdiği ifade ediliyor.

Bu dengesizlik, sanayi temsilcilerinin sert uyarılarını da beraberinde getirdi. Uzmanlara göre süreç, yerli ürünlerin küresel pazarlardaki rekabet gücünün zayıflamasından kritik üretim tesislerinin kapanmasına ve binlerce kişinin işsiz kalmasına kadar uzanabilecek sonuçlar doğurabilir. En dikkat çekici unsur ise, çok uluslu teknoloji şirketlerinin operasyonlarını başka ülkelere taşıma tehdidi; bu da devlet bütçesinin önemli vergi gelirlerinden mahrum kalmasına yol açabilir ve ekonomi açısından “döviz kuru istikrarı mı, sanayinin devamı mı” ikilemini gündeme getirir.

İsrail Merkez Bankası

İsrail Merkez Bankası’nın mevcut tutumu ise “bekle ve gör” yaklaşımı yönünde. Banka, döviz piyasasına doğrudan müdahale etmiyor. Bunun temel nedeni, güçlü şekelin enflasyonu baskılamaya yardımcı olması; ithalat ve enerji maliyetlerini düşürerek tüketici fiyatlarını aşağı çekmesi.

Merkez Bankası, bu yükselişi bir “balon” olarak değil, ekonominin temel dayanıklılığı ve jeopolitik görünümdeki iyileşmenin bir yansıması olarak değerlendiriyor. Bu nedenle, finansal istikrarı tehdit eden ciddi bir risk oluşmadıkça milyarlarca dolarlık müdahaleden kaçınılıyor. Ancak ihracat sektörü, bu durumdan en çok zarar gören kesim olarak sık sık şikâyetlerini dile getiriyor.

Eski İsrail Merkez Bankası yetkilisi Asher Blass, Fransız Haber Ajansı AFP’ye yaptığı açıklamada, “Dolar genel olarak zayıf” ifadelerini kullandı ve şekelin euro gibi diğer para birimleri karşısındaki kazanımlarının daha sınırlı olduğuna dikkat çekti. Blass ayrıca, İsrail ekonomisine yönelik genel olumlu beklentilerin de bu süreçte etkili olduğunu belirtti.

Şubat ayında Uluslararası Para Fonu (IMF), İsrail ekonomisinin Gazze Şeridi’nde Hamas ile iki yılı aşkın süredir devam eden yıkıcı savaşlara rağmen “dikkat çekici bir direnç gösterdiğini” açıklamıştı. IMF bu ay ayrıca, İsrail’in gayrisafi yurt içi hasılasının 2026 yılında yüzde 3.5 oranında büyümesini beklediğini, bunun 2025’te İsrail İstatistik Merkezi tarafından kaydedilen yüzde 3.1’lik oranın üzerinde olduğunu duyurdu.

Blass, savunma ihracatının büyümede önemli bir motor olabileceğini, bunun yanında uzay teknolojileri gibi sektörlerin de katkı sağlayabileceğini ifade etti. Ancak İsrail ve ABD’nin Şubat sonunda İran’a karşı yürüttüğü savaşın yeniden tırmanması halinde ekonomik görünümün olumsuz etkilenebileceğini ve ülkenin çok yüksek savunma harcamalarına zorlanacağını da sözlerine ekledi.


Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
TT

Dünya Bankası baş ekonomistlerinden Roberta Gatti Şarku’l Avsat’a konuştu: Suudi Arabistan enerji piyasalarının istikrarında merkezi rol oynuyor

Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)
Basra Körfezi’nden  Hürmüz Boğazı’na doğru yol alan yük gemisi (Reuters)

Jeopolitik gerilim dalgalarının hayati su yollarının istikrarını sarstığı bir dönemde, Körfez bölgesindeki büyük ekonomik hedeflerin, küresel ekonomi için “vazgeçilmez bir yaşam damarı” olan Hürmüz Boğazı sınavı karşısında dayanma kapasitesine ilişkin temel sorular öne çıkıyor. Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan (MENAAP) bölgesinin başekonomisti Roberta Gatti, Şarku’l Avsat’a verdiği demeçte, mevcut jeopolitik gerilimlerin bölgedeki ekonomik çeşitlenme hedeflerini gerçek bir sınavla karşı karşıya bıraktığı uyarısında bulundu. Buna karşılık, Suudi Arabistan’ın küresel enerji piyasalarındaki merkezi rolüne dikkat çekerek, tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artırmaya yönelik tedbirlerinin yalnızca ihracatçılara hizmet etmekle kalmayıp; enflasyon, ticaret ve küresel büyüme üzerinde de olumlu etkiler yarattığını vurguladı.

Geçtiğimiz hafta, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu ile yapılacak bahar toplantıları öncesinde yayımladığı raporda, Suudi Arabistan ekonomisini 2026 yılı için yüzde 3,1 büyüme beklentisiyle ilk sırada sabit tuttu. Böylece ülke, bölgeye ilişkin tahminlerde yapılan sert aşağı yönlü revizyonlara rağmen, mevcut jeopolitik krizin etkileriyle başa çıkma kapasitesi en yüksek Körfez ekonomisi olarak öne çıktı. Rapordaki verilere göre kamu maliyesi açığının 2025’teki yüzde 6 seviyesinden 2026’da yarı yarıya azalarak yüzde 3’e düşmesi; cari işlemler dengesinin ise eksi yüzde 2,7’den artı yüzde 3,3’e geçerek belirgin bir fazla vermesi bekleniyor.

vd
Roberta Gatti, Dünya Bankası’nın Orta Doğu, Kuzey Afrika, Afganistan ve Pakistan bölgesi başekonomistidir.(Worldbank)

Geçtiğimiz pazartesi gününden itibaren Amerika Birleşik Devletleri, Pakistan’da hafta sonu çöken barış görüşmelerinin ardından, hayati petrol geçişinin yeniden açılması için baskıyı artırma amacıyla İran limanlarına deniz ablukası uygulamaya başladı. Bu müzakerelerin önümüzdeki günlerde yeniden başlaması bekleniyor.

Suudi Arabistan merkezi bir rol oynuyor; bugün bu rol özellikle küresel enerji piyasalarında öne çıkıyor” diyerek, krallığın dayanıklılığı artırmaya yönelik çabalarının, Hürmüz Boğazı çevresindeki belirsizliğin arttığı bir dönemde özel önem taşıdığını belirten Gatti, “İster altyapı yatırımları, ister alternatif ihracat yolları, isterse yedek kapasite yoluyla olsun, enerji tedarik zincirlerinin güvenilirliğini artıran tedbirler, bu tür şokların daha geniş çaplı küresel bir krize dönüşme riskini azaltabilir. Bu çabalar yalnızca ihracatçılar açısından dalgalanmaları sınırlamak için değil, aynı zamanda enflasyon, ticaret ve küresel büyüme açısından da önem taşır” ifadelerini kullandı.

Ekonomik çeşitlenme ve dayanıklılık testi

Gatti, mevcut çatışmanın, ulusal kalkınma planlarının ve Körfez İşbirliği Konseyi ülkelerinin benimsediği temel hedef olan ekonomik çeşitlenmenin stratejik önemini doğrudan ortaya koyduğunu söyledi. 28 Şubat’tan bu yana kaydedilen verilerin bu farkı açıkça gösterdiğini belirten Gatti “Nispeten daha çeşitlenmiş ekonomiler, örneğin Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn, büyüme beklentilerinde çok daha sınırlı düşüşler yaşadı. Buna karşılık, Katar ve Kuveyt gibi daha az çeşitlenmiş ekonomilerde düşüş çok daha sert oldu” dedi. Bu gerilemeyi, söz konusu ülkelerin ticaret ve enerji ihracatı için tek geçiş yolu olarak Hürmüz Boğazı’na yüksek bağımlılığına ve alternatif ihracat yollarının yokluğuna bağladı.

Dünya Bankası, Katar ekonomisinin sıvılaştırılmış gaz tedarikindeki aksaklıklar nedeniyle yüzde 5,7 daralmasını; Kuveyt ekonomisinin ise petrol ihracatı için yüzde 100 oranında Hürmüz’e bağımlı olması nedeniyle yüzde 6,4 küçülmesini bekliyor. Buna karşılık, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman için yüzde 2,4; Bahreyn için ise yüzde 3,1 büyüme öngörülüyor.

Gatti, ulusal “vizyon” stratejilerinin, hidrokarbonlara yapısal bağımlılığı azaltma ve özel sektörün büyümedeki rolünü güçlendirme hedefleriyle hâlâ doğru ve gerekli bir seçenek olduğunu vurguladı. Ancak son gelişmelerin, bu stratejilerin uygulanmasının dış şoklara karşı “hassas” olduğunu gösterdiğini, daha çeşitlenmiş ekonomilerin ise güçlü mali rezervler ve daha derin petrol dışı sektörler sayesinde daha dayanıklı olduğunu belirtti.

Ayrıca çeşitlenmenin kapsadığı sektörlerin niteliğinin belirleyici olduğunu ifade eden Gatti, bankacılık ve finans gibi alanların daha dayanıklı olduğunu; buna karşılık süregelen istikrarsızlığın turizm, havacılık ve lojistik gibi hızlı büyüyen sektörlerde yatırım iştahını zayıflatabileceğini söyledi.

Enerji yoksulluğu

Gatti, enerji piyasalarındaki dalgalanmaların en olumsuz yönüne dikkat çekerek, petrol fiyatlarındaki artışın ithalatçı gelişmekte olan ülkeler üzerinde çok yönlü baskı oluşturduğunu belirtti. Bu artışın elektrik ve toplu taşıma maliyetlerini yükselttiğini, gübre maliyetleri üzerinden gıda fiyatlarını artırdığını ve ticaret açıklarını büyüttüğünü ifade etti.

Bu durumun özellikle sınırlı rezervlere sahip yoksul ülkelerde kamu maliyesi üzerinde ciddi yük oluşturduğunu belirten Gatti, enerji fiyatlarını sübvanse etme girişimlerinin de ağır maliyetler doğurduğunu vurguladı.

Gatti, güvenilir ve uygun fiyatlı enerjinin sadece bir hizmet değil, hane halkı ve işletmeler için hayati bir unsur olduğunu belirterek, yakıt ve gaz piyasalarındaki dalgalanmaların bu ekonomilere “çifte darbe” vurduğunu söyledi. Hane halklarının temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlanırken, şirketlerin pahalı ve güvensiz enerjiyle karşı karşıya kaldığını, bunun da sanayi büyümesini daha yavaş, daha riskli ve daha az rekabetçi hâle getirdiğini ifade etti. Bu nedenle kısa vadeli fiyat artışlarının, uzun vadeli yapısal dönüşümü de sekteye uğratabileceğini kaydetti.

Alternatif enerji yollarının maliyeti

Gatti, dar deniz geçitlerini aşan kara yolları ve boru hatlarına yatırım yapılmasının, ekonomik verimlilik ile dayanıklılık arasında hassas bir denge gerektirdiğini belirtti. Coğrafi ve teknik açıdan petrol ve gazın Hürmüz Boğazı üzerinden taşınmasının hâlâ en düşük maliyetli seçenek olduğunu ifade etti. Ancak mevcut şokların, ticaret yollarının çeşitlendirilmesini kaçınılmaz kıldığını söyledi.

Bu kapsamda Suudi Arabistan’ın, Doğu-Batı boru hattı üzerinden Kızıldeniz’deki Yanbu Limanı’na günlük 7 milyon varil kapasiteyle ihracat yönlendirebildiğini; BAE’nin ise Habşan-Fuceyre hattı ile yaklaşık 1,8 milyon varil kapasiteye sahip olduğunu belirtti. Buna karşılık Kerkük-Ceyhan Boru Hattı’nın, Irak’taki onarım gecikmeleri nedeniyle 1,5 milyon varillik kapasitesine rağmen yalnızca 0,4 milyon varil seviyesinde çalıştığını ifade etti.

Yalnızca verimlilik dönemi sona erdi

Gatti, küresel tedarik zincirlerinin Kovid-19 pandemisi ve bölgesel çatışmalarla ağır bir sınavdan geçtiğini belirterek, aşırı derecede coğrafi olarak yoğunlaşmış üretim ağlarına bağımlılığın kırılganlığını ortaya çıkardığını söyledi. “Artık yalnızca verimlilik yeterli değil” diyen Gatti, hükümetler ve şirketlerin stoklarını artırması, kaynaklarını çeşitlendirmesi ve daha esnek lojistik sistemler kurması gerektiğini vurguladı.

dfvdf
Suudi Arabistan önemli deniz limanlarından Yanbu

Dünya Bankası’nın bu dönüşümü desteklemek amacıyla kapsamlı çalışmalar yürüttüğünü belirten Gatti, 2020 Dünya Kalkınma Raporu’na atıfta bulunarak, gelişmekte olan ülkelerin küresel değer zincirlerindeki zorluklarının ele alındığını hatırlattı. Gatti  yakında yayımlanacak “Kaynaklardan Dayanıklılığa: Petrol ve Gaz İhracatçıları İçin Ekonomik Çeşitlenme” başlıklı yeni raporun, Orta Doğu, Kuzey Afrika ve Asya-Pasifik’teki ihracatçılar için bir yol haritası sunacağını ifade etti.

Son olarak Gatti, bir ekonominin petrol ve gaz şoklarına karşı dayanıklılığının; ithal enerjiye bağımlılık düzeyi, üretim sektörlerinin enerji yoğunluğu ve tüketici ile hükümetlerin fiyat artışlarına verdiği tepkinin esnekliği gibi faktörlere doğrudan bağlı olduğunu vurguladı.